SON DAKİKA
Hava Durumu

#Hukuk Devleti

Porsuk Haber Ajansı - Hukuk Devleti haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Hukuk Devleti haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Eskişehir Halkının İradesi Hiçbir Siyasi Hesapla Gölgelenemez Haber

Eskişehir Halkının İradesi Hiçbir Siyasi Hesapla Gölgelenemez

CHP Eskişehir İl Başkanı Talat Yalaz düzenlediği basın toplantısında Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Ayşe Ünlüce’ye yönelik son günlerde yapılan eleştirilere ve soruşturma izni tartışmalarına yanıt verdi. CHP İl Binasında düzenlenen basın toplantısında konuşan İl Başkanı Talat Yalaz şu ifadeleri kullandı; "Eskişehirli hemşehrilerimizin iradesiyle göreve gelen Büyükşehir Belediye Başkanımız Ayşe Ünlüce’ye yönelik yürütülen karalama kampanyalarını ve siyasi müdahale çığırtkanlıklarını en güçlü şekilde reddediyoruz. AKP İl Başkanlığının işaretiyle harekete geçeceği düşünülen bir mekanizmanın, hukuk devleti ilkeleriyle bağdaşması mümkün değildir. 31 Mart 2024 yerel seçimlerinde Eskişehir halkı iradesini tartışmasız biçimde ortaya koymuştur. Sandıkta tecelli eden bu güçlü demokratik tercih; bugün çeşitli yollarla gölgelenmek istenmektedir. Sandıkta kaybedenlerin, başka yollara başvurma çabası; demokratik rekabetin değil, siyasi çaresizliğin itirafıdır. AKP’nin günlerdir siyaset devşirmeye çalıştığı olayın özü şudur. Büyükşehir Belediye Meclisi’nin ESKİ Genel Kurulu sıfatıyla yaptığı toplantıda görüşülen konu; kamuoyuna yansıtıldığı gibi bir “sahtecilik” değil, tamamen teknik ve rutin bir tarife güncellemesidir. Söz konusu düzenleme; su ve atıksu tarifelerini dahi kapsamayan, yalnızca cezai yaptırımlar ve hizmet kalemlerine ilişkin tarifelerin, her yıl olduğu gibi enflasyon oranına göre güncellenmesinden ibarettir. Komisyonun iradesi nettir: 2025 yılı tarifeleri üzerine enflasyon eklenerek 2026 yılı tarifesi belirlenmelidir. Ancak 2025 yerine 2024 yılı tarifesi üzerinden hesaplama yapıldığı ve bu durum genel kurulda fark edilmediği iddia olunmaktadır. Böyle bile olsa karar tüm siyasi partilerin oy birliğiyle kabul edilmiştir. Altını çiziyoruz: Bu karar, yalnızca bir grubun değil, mecliste temsil edilen tüm partilerin ortak iradesiyle alınmıştır. Daha sonrasında da ortada herhangi bir kişisel menfaat, kasıt ya da suç unsuru bulunmamaktadır. Nitekim konu farkedilir edilmez, Sayın Başkan Ayşe ÜNLÜCE duruma derhal müdahale etmiş; 17 Nisan 2026 tarihinde olağanüstü genel kurul toplanmıştır. Bu süreçte: Kamu zararı oluşmamıştır. Herhangi bir kişi ya da zümreye menfaat sağlanmamıştır. Fazla tahsil edildiği iddia olunan tutarlar için de ve iade süreci gerçekleşecektir. Etkilenen kişi sayısı 200 – 300 kişi ile sınırlı olup, konu yalnızca cezai işlem uygulanan dar bir kesimi kapsamaktadır. Tüm bunlara rağmen, olayın “sahtecilik” ve “yolsuzluk” gibi ağır ithamlarla sunulması; iyi niyetle açıklanabilecek bir durum değildir. Bu yaklaşım, açıkça siyasi bir algı operasyonudur. Şayet ortada bir hata varsa dahi, hadi biran hata olduğunu varsaysak dahi unutulmamalıdır ki; binlerce personelin görev yaptığı büyük kamu kurumlarında benzer maddi hatalar her zaman yaşanabilir. Önemli olan, bu hataların şeffaflıkla ve hukuk içinde düzeltilmesidir. Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Başkanı Ayşe ÜNLÜCE’ de tam olarak bunu yapmıştır. hemen bir olağanüstü genel kurul kararı alınarak 17 Nisan 2026 tarihinde yapılan genel kurulda çelişki giderilmiştir. Ya arkadaşlar bir defa meclis çoğunluğu Cumhuriyet Halk Partisinde olduğu için, 5 gün içinde toplanabilecek bir genel kurulla her zaman düzeltmesi mümkün olan bir çelişkiyi neden sahte belge ile düzeltmeye çalışalım. Bunun bir mantığı yok ki. Öte yandan, burada hiç kimsenin menfaati yoktur. Burada, çelişki sebebi ile daha yüksek tarife uygulanarak 200-300 kişiden fazla para alınmışsa bile, bu para kimsenin cebine değil ESKİ’nin yani kamunun kasasına girmiştir. Son yapılan genel kurul kararı uyarınca da alınan tutarlar arasında fark varsa şayet bu paralar hızlıca iade edilecektir. Başkanımız olayı öğrenir öğrenmez, çelişkiyi düzeltmek için ESKİ Genel Kurulunu toplamış, olayla ilgili gerekli incelemeyi ve soruşturmayı başlatmıştır. Kısa süre içinde bu inceleme ve soruşturmanın raporları ortaya çıkınca da gereğini yapmakta hiç tereddüt etmez. Hayatını ve tüm meslek hayatını nokta lekesiz geçirmiş bir kişiye bir ithamda bulunurken biraz vicdanlı olmak gerekir. Siyaseti bu kadar da ayağa düşürmenin kimseye faydası olmaz. O meclis CHP’li ve AKP’li bütün meclis üyelerinin birlikte bu şehre hizmet etme niyetiyle birlikte çalışılması gereken bir meclistir. Oysa mevcut durumda, bir tarafta şehre hizmet için gece gündüz çalışan bir belediye başkanı ve CHP Meclis grubu, diğer tarafta başkanı ve meclisi nasıl engelleriz, nerden açık bulur da buradan siyaset devşiririz diye düşünen bir AKP grubu görüntüsü var. Örneğin bu olayda beklenirdi ki, olabilir AKP grubu bir eskikliği tespit etmiş olabilir. AKP grup başkan vekili hemen basını toplayıp basın açıklaması yapacağı yerde, koşarak adliyeye gideceği yerde Başkanımıza gelip burada bir çelişki var dese, başkanımız onlara teşekkür eder ve gereğini şu anda yaptığı gibi o zaman da hemen yapardı. Siyaset böyle işlemeli. Düşmanca yaklaşımla, siyasi rakibini ilk fırsatta sıkıntıya sokmaya çalışarak halka hizmet olmaz. Ortada ne sahtecilik ne de bir suç vardır. Ne bir lira bir menfaat ne de bir kişinin cebine giren bir delikli kuruş vardır. Kamu zarara uğramamıştır. Fazla tahsilat yapılan kişiler varsa da fazla alınan para ödendiğinde onların da bir zararı olmayacak ve işlem tüm sonuçları ile ortadan kalkacak ve geriye yalnızca AKP’nin kirli siyaseti kalacaktır. Şunu herkes bilmelidir ki: Bu ülkenin temeli adalettir, gücü millettir. Kalıcı olan ne siyasi baskıdır ne de geçici hesaplar; kalıcı olan milletin iradesidir. Bizler Cumhuriyet Halk Partisi olarak; hukukun üstünlüğünü, demokrasiyi ve halkın iradesini savunmaya kararlılıkla devam edeceğiz. Değerli arkadaşlar. Hepimiz yargılanıyoruz. Lütfen bizi doğru anlayın. Biz yargılanmaktan korkmuyoruz. Bizim veremeyeceğimiz hiçbir hesap yoktur. Bizim burada üzüldüğümüz AKP’nin yargıya müdahale çabasıdır. AKP il başkanı dün katıldığı bir program da soru üzerine soruşturma izni çok sürmez verilecek demiştir. Hadsizliğe bakar mısınız. Kararı sen mi vereceksin yargıç mı verecek. Soruşturma iznini bakanlık mı verecek sen mi vereceksin. Tekrar ediyoru. Ayşe başkanın veremeyeceği hesap yoktur. Yargıyı rahat bırakın hepimizi istediğiniz gibi yargılayın. Alnımız açık girer başımız dik çıkarız. Doğru duvar yıkılmaz! Eskişehir halkının iradesi hiçbir siyasi hesapla gölgelenemez. Ayşe Başkanımız yalnız değildir. Eskişehir yalnız değildir. Ve unutulmasın: Sandık geldiğinde; hukuku araçsallaştıranlar değil, hukuku savunanlar kazanacaktır. Milletin vicdanı, en doğru kararı mutlaka verecektir."

Başkan Ünlüce'den Avukatlar Günü Mesajı Haber

Başkan Ünlüce'den Avukatlar Günü Mesajı

Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Ayşe Ünlüce, 5 Nisan Avukatlar Günü dolayısıyla bir mesaj yayımladı. Başkan Ünlüce mesajında şu görüşlere yer verdi: “Bugün adalet terazisinin dengede durması için mücadele edenlerin günü. Avukatlık mesleği hukuk sisteminin en dayanıklı zinciri, insan haklarının, demokrasinin ve hukuk devletinin güvencesidir. Güçlü bir yargı sistemi ancak güçlü bir savunmayla sağlanabilir. Adaletin doğru tecelli etmesine çok ihtiyaç duyduğumuz bir dönemdeyiz. Böyle bir ortamda en temel hak olan savunma hakkının önemi daha da artmıştır. Bir kez daha görülmüştür ki; adalet mülkün temeli ise avukatlar o temelin dayanak noktasıdır. Avukatın olmadığı, yok sayıldığı, değersizleştirildiği bir ortamda kimsenin hukuk güvenliğinden bahsedilemez. Avukatın sesinin kesildiği yerde toplum savunmasız kalır. İnsan onurunun korunduğu bir toplum düzeni ancak hukuk devleti ile mümkündür. Esas olan hiçbir zümrenin ya da üstünlerin hukuku değil hukukun üstünlüğüdür. Bu sağlanamadığı sürece ne huzur, ne refah, ne de güzel bir gelecek hayali kurulabilir. Zamanın ve şartların ağırlığı ne olursa olsun; hakkın, hukukun ve adaletin yanında durarak gerçeğin izini süren tüm meslektaşlarımı dayanışma duygularımla selamlıyorum. Yolumuz hukuk, pusulamız adalettir. Bu duygu ve düşüncelerle, ebediyete irtihal etmiş meslektaşlarımı rahmetle yâd ediyor; başta Eskişehir Barosu Avukatları olmak üzere tüm meslektaşlarımın 5 Nisan Avukatlar Günü’nü içtenlikle kutluyorum.”

Cezalar Katlandı, Sorunlar Aynı Kaldı! Haber

Cezalar Katlandı, Sorunlar Aynı Kaldı!

Saadet Partisi Eskişehir Sosyal İşler İl Sorumlusu Şevket Ünal yaptığı açıklamada, Karayolları Trafik Kanunu’nda yapılan değişiklerle ilgili değerlendirmelerde bulundu. Ünal yaptığı yazılı açıklamada şu ifadelere yer verdi; "Karayolları Trafik Kanunu’nda yapılan son değişiklikler kapsamında trafik cezalarında çok yüksek oranlarda artışa gidilmiş, bu düzenlemeler 27 Şubat 2026 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Yapılan artışların temel gerekçesi olarak trafik güvenliğinin sağlanması ve can kayıplarının azaltılması gösterilmiştir. Ancak uygulama süreci, bu yaklaşımın beklenen sonuçları üretmediğini açıkça ortaya koymuştur. Bazı trafik cezalarında yüzde 100’ü aşan, hatta yüzde 3.600’e varan artışlar yapılmış olmasına rağmen, trafik ihlallerinde ve kazalarda kayda değer bir düşüş sağlanamamıştır. Öte yandan, bu denli yüksek ceza artışları özellikle dar ve orta gelirli vatandaşlarımız üzerinde ağır bir ekonomik yük oluşturmuş, cezaların caydırıcılıktan uzaklaşarak bir tür mali baskı aracına dönüştüğü yönündeki eleştirileri artırmıştır. Trafik cezalarından elde edilen kamu gelirlerindeki ciddi artış da kamuoyunda düzenlemenin amacına ilişkin soru işaretleri doğurmuştur. Uygulamada ortaya çıkan belirsizlikler, farklı yorumlara açık düzenlemeler ve yürütme organı tarafından yapılan çelişkili açıklamalar ise hukuk devleti ilkesine olan güveni zedelemiştir. Açıktır ki trafik güvenliği yalnızca cezaları artırarak sağlanamaz. Etkili bir trafik politikası; güçlü denetim mekanizmaları, nitelikli eğitim, güvenli altyapı ve toplumsal bilinç ile birlikte ele alınmalıdır. Bu çerçevede, yapılan düzenlemelerin tüm yönleriyle yeniden değerlendirilmesi, ortaya çıkan etkilerin bilimsel veriler ışığında incelenmesi ve daha adil, dengeli ve sürdürülebilir bir trafik güvenliği politikası oluşturulması büyük önem taşımaktadır. Kamuoyuna saygıyla duyurulur."

Türkiye’nin Demokrasi ve Hukuk Devleti Kimliği Ciddi Bir Sınav Veriyor Haber

Türkiye’nin Demokrasi ve Hukuk Devleti Kimliği Ciddi Bir Sınav Veriyor

CHP Bartın Milletvekili Aysu Bankoğlu, Osman Kavala davasının Strazburg’daki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Büyük Daire duruşmasını yerinde takip etti. 3 bin 64 gündür süren tutukluluğu büyük bir hukuksuzluk olarak niteleyerek Bankoğlu, ''AYM kararlarını bile uygulamayan bir iktidarın ‘iç hukuk’ savunması samimiyetten uzaktır'' dedi. Cumhuriyet Halk Partisi adına, Diyarbakır Milletvekili Sezgin Tanrıkulu ile birlikte Strazburg’da bulunan CHP Bartın Milletvekili Aysu Bankoğlu, Osman Kavala davasının duruşması sonrası önemli açıklamalarda bulundu. Avrupa hukuk tarihinde bir ilk olan ihlal prosedürü kapsamındaki duruşmayı izleyen Bankoğlu, Türkiye’nin demokrasi ve hukuk devleti kimliğinin ciddi bir sınav verdiğini vurguladı. DURUŞMADA “CAN ATALAY VE TAYFUN KAHRAMAN” ÇIKIŞI Duruşmada hükümet kanadının, Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) henüz kararını vermediğini iddia ederek “iç hukuk yolları tükenmedi” savunması yaptığını belirten Bankoğlu, bu iddiaya verilen yanıtın önemini vurguladı: “Hükümet yetkilileri mahkemede ‘iç hukuk yollarını bekleyin’ diyor ancak hem Osman Kavala’nın avukatları hem de Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri bu iddiayı kürsüden çürüttü. Can Atalay ve Tayfun Kahraman kararlarını hatırlattılar. Hükümet bir yandan ‘AYM karar versin’ diyor, öte yandan verilmiş kararları hiçe sayıyor. Bu, Türkiye’de yargı mekanizmasının artık etkin bir yol olmaktan çıktığının en açık kanıtıdır.” 3.064 GÜNLÜK HUKUKSUZLUK Bankoğlu, duruşma çıkışında yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı: ''Bugün burada tam 3 bin 64 gündür devam eden, adaletin adeta askıya alındığı bir süreci takip ediyoruz. AİHM’in en yüksek karar organı olan 17 hakimli Büyük Daire önündeyiz. Bu dava artık sadece bir kişiyle ilgili değil, Türkiye’nin Avrupa ile olan ilişkilerinin ve evrensel hukuk standartlarının önündeki en büyük engeldir.'' ANAYASA 90. MADDE TARTIŞMAYA KAPALIDIR “Anayasamızın 90. maddesi çok nettir; uluslararası sözleşmeler ve AİHM kararları hukuk hiyerarşimizin zirvesindedir. Kararların işe gelince uygulanıp işe gelmeyince görmezden gelinmesi bir Anayasal suçtur. Ya bir hukuk devletisinizdir ya da değilsinizdir; bunun ortası yoktur.” DURUŞMADA NELER YAŞANDI? Duruşmanın içeriğine dair teknik bilgiler paylaşan Bankoğlu, Mahkeme’nin bugün sadece bir tutukluluğu değil, geniş bir hak ihlali yelpazesini incelediğini belirtti: Mahkeme; 3. (işkence yasağı), 5. (özgürlük ve güvenlik hakkı), 6. (adil yargılanma), 10. (ifade özgürlüğü) ve özellikle 18. (hakların siyasi amaçla kısıtlanması) maddeler dahil olmak üzere birçok ihlal iddiasını mercek altına aldı. Hükümet kanadı savunmasında Gezi olaylarını anlatarak, AYM’nin henüz karar vermediğini ve iç hukuk yollarının tükenmediğini iddia etti. Duruşmada Kavala’nın avukatları ve Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri de beyanlarda bulundu. BU HUKUK UTANCINA SON VERİLSİN! Sürecin devamına ilişkin teknik detayları aktaran Bankoğlu şunları söyledi: ''Duruşmadan sonra heyet müzakereye çekiliyor. Önce bir ön oylama yapılacak, buna göre karar yazılacak. Karar yazıldıktan sonra Büyük Daire’ye tekrar gelecek ve resmi oylama süreci tamamlanacaktır. Karar ileri bir tarihte yazılı olarak ilan edilecektir. Yargıyı siyasi bir sopa olarak kullanma anlayışından derhal uzaklaşılmalıdır. Türkiye Cumhuriyeti, kendi Anayasasına ve imzacısı olduğu uluslararası sözleşmelere sadık kalmalıdır. Osman Kavala hakkındaki kesinleşmiş ihlal kararları derhal uygulanmalı ve bu hukuk utancına son verilmelidir. Biz adaletin tecelli etmesi için bu sürecin sonuna kadar takipçisi olacağız. Adalet, hemen şimdi!''

Dayanışmanın Dönüştürücü Gücüne İnanıyoruz! Haber

Dayanışmanın Dönüştürücü Gücüne İnanıyoruz!

Eskişehir Barosu, TMMOB Eskişehir İKK Kadın Çalışma Grubu, Eskişehir Büyükşehir Belediyesi, Eskişehir Kent Konseyi, Odunpazarı Belediyesi, Odunpazarı Kent Konseyi, Tepebaşı Belediyesi, Tepebaşı Sağlıklı Kent Konseyi, Eskişehir Bilecik Tabip Odası, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü dolayısıyla ortak bir basın açıklaması yaptı. Yerel Yönetimler, Sivil Toplum Kuruluşları ve Meslek Odaları adına açıklamayı yapan TMMOB Eskişehir İKK Kadın Çalışma Grubu Başkanı Duygu Karaca şu ifadeleri kullandı; “Bugün burada 8 Mart 2026 Dünya Kadınlar Günü vesilesiyle bir araya geldik. 8 Mart 1857 yılında ABD’de dokuma işçisi kadınların insanlık dışı çalışma koşullarına karşı başlattıkları direnişten bu yana kadınların eşitlik, özgürlük ve yaşam mücadelesinin simgesidir. Aradan geçen 169 yıla rağmen kadınların hak, eşitlik ve adalet mücadelesi hâlâ sürmektedir. Bizler biliyoruz ki kadınlar ancak mücadele ve dayanışmayla eşit ve özgür bir yaşam kurabilir. Bu nedenle bugün yalnızca bir anma değil aynı zamanda Türkiye’de ve dünyada kadın haklarının mevcut durumuna dikkat çekme ve haklarımızdan vazgeçmeyeceğimizi ilan etme günüdür. Türkiye’de kadınlar hâlâ en temel hakları için mücadele etmek zorunda bırakılmaktadır. Kadına yönelik erkek şiddeti ise en yakıcı sorun olmaya devam etmektedir. En temel hakkımız olan yaşam hakkımızın koruma ve güvence altına alınması, şiddetin önlenmesi, izlenmesi ve caydırıcı bir şekilde cezalandırılması konusunda kamu otoritelerini harekete geçirmekte hala sorunlar yaşanmaktadır. Kadın cinayetlerinde, faillerin “iyi hal” ve “haksız tahrik” indirimleriyle adeta ödüllendirildiği yargılamalara tanıklık etmekteyiz. Toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin olumsuz neticelerini hayatın her alanında olduğu gibi adalet mekanizması içerisinde de görmekteyiz. 2025 yılında 457 kadın, 2026 yılının ilk iki ayında 62 kadın öldürüldü. 6284 Sayılı Kanun’un etkin uygulanmaması, koruma ve önleme mekanizmalarının zayıflatılması, şiddet faillerini cesaretlendirmektedir. Kadın cinayetleri ve şüpheli kadın ölümleri toplumsal cinsiyet eşitsizliğini körükleyen, kadını aileden bağımsız bir birey olarak görmeyen zihniyetin bir sonucudur. Kadınların en çok ev içinde, en yakınları tarafından öldürüldüğü gerçeği karşısında “aile”yi merkeze alan ama kadını birey olarak güçlendirmeyen politikalar çözüm değildir. Türkiye’nin 2021 yılında çekildiği İstanbul Sözleşmesi kadına yönelik şiddetle mücadelede bütüncül ve bağlayıcı bir çerçeve sunmaktaydı. 2026 yılında hâlâ bu sözleşmenin yokluğu hissedilmekte kadınların yaşam hakkını güvence altına alan uluslararası standartlardan uzaklaşmanın sonuçları ağırlaşmaktadır. Bizler İstanbul Sözleşmesi’nden vazgeçmiyoruz etkin ve etkili şekilde uygulanmasını talep ediyoruz. Laiklik ve hukuk devleti ilkeleri zayıflatıldığında bunun ilk ve en ağır bedelini kadınlar ödemektedir. Kadınların yıllarca mücadele ederek kazandıkları medeni haklarına, nafaka hakkına, boşanma hakkına ve kazanılmış yasal güvencelerine yönelik her girişim kadınların yaşam güvencesine yönelik bir tehdit oluşturmaktadır. Tüm bunların yanında derinleşen ekonomik krizle birlikte kadınlar evde ücretsiz, piyasada ise ucuz emek gücü olarak görülmektedir. Eşit işe eşit ücret hakkı fiilen sağlanmamakta, kadın emeği güvencesiz, düşük ücretli ve kayıt dışı alanlarda yoğunlaşmaktadır. Ev içi bakım emeği ise görünmez kılınmakta çocuk, yaşlı ve hasta bakımı büyük ölçüde kadınların omuzlarına yüklenmektedir. Sosyal devletin bakım yükünü hafifletecek politikaları hayata geçirmemesi, kadınların eğitim ve istihdam olanaklarına erişimini doğrudan sınırlamaktadır. 2026 yılında dünya genelinde de tablo çelişkilerle doludur. Bir yandan pek çok ülkede kadınlar siyasal temsilde daha görünür hale gelmiş, toplumsal cinsiyet eşitliği politikaları yaygınlaşmıştır. Birleşmiş Milletler’in öncülüğünde belirlenen Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları içinde yer alan toplumsal cinsiyet eşitliği hedefi küresel ölçekte kabul görmüştür. Ancak diğer yandan savaşlar, göç krizleri, ekonomik eşitsizlikler ve iklim krizinin de kadınları olumsuz biçimde etkilediği kaçınılmaz bir gerçektir. Gazze ve İran başta olmak üzere savaş ve çatışmaların en ağır bedelini yine kadınlar ve çocuklar ödemekte, çatışma bölgelerinde hem şiddetin hem de yoksulluğun en ağır sonuçlarıyla karşı karşıya kalmaktadır. Pek çok ülkede kadınların bedenleri ve yaşam tarzları üzerindeki denetim artmakta kürtaj hakkı ve üreme sağlığı hizmetlerine erişim sınırlandırılmaktadır. Dünya genelinde kadınlar ücretsiz bakım işlerine erkeklerden kat kat fazla zaman ayırmaya devam etmektedir. Kadın yoksulluğu derinleşmekte ekonomik krizler kadın emeğini daha da güvencesiz hale getirmektedir. Tüm bu tablo göstermektedir ki toplumsal cinsiyet eşitliği kendiliğinden sağlanmamaktadır. Haklar mücadeleyle kazanılmakta ve ancak mücadeleyle korunmaktadır. Kadın cinayetlerinin, şiddetin ve eşitsizliğin temelinde toplumsal cinsiyet eşitsizliği ve erkek egemen sistem bulunmaktadır. Bu eşitsiz güç ilişkileri ortadan kalkmadıkça gerçek bir eşitlikten söz etmek mümkün değildir. Biz kadınlar, evde, işte, sokakta, okulda, siyasette eşitlik istiyoruz. Şiddetsiz ve savaşsız bir dünya istiyoruz. Eşit işe eşit ücret istiyoruz. Bakım yükünün kamusal politikalarla paylaşılmasını istiyoruz. Hukukun kadınlar için de eşit ve etkin uygulanmasını istiyoruz. Kadınların birey olarak güçlendiği, karar mekanizmalarında eşit temsil edildiği, laik ve demokratik bir düzende özgürce yaşadığı bir Türkiye ve bir dünya mümkündür. Biz gücümüzün farkındayız. Dayanışmanın dönüştürücü gücüne inanıyoruz. Bugün 8 Mart 2026’da bir kez daha ilan ediyoruz Hayatımıza, haklarımıza, laik ve özgür yarınlarımıza sahip çıkıyoruz. Yaşasın 8 Mart. Yaşasın kadın dayanışması."

Ormanlar Bir Kalem Darbesiyle Yok Edilemez! Haber

Ormanlar Bir Kalem Darbesiyle Yok Edilemez!

Cumhuriyet Halk Partisi Doğa Hakları ve Çevre Politikalarından sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Evrim Rızvanoğlu Basın Toplantısı konuşma metni. Konuşma esastır. CHP'li Rızvanoğlu Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde düzenlediği basın toplantısında şu ifadelere yer verdi; "Değerli Basın Mensupları, Bugün burada ormanlarımızın bir gecede arsa yapılmasına “dur” demek için toplandık. Hepiniz hoş geldiniz. Dün Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne bir kanun teklifi sunduk. Bu teklifle orman kanununda yer alan ek-16 maddesini yürürlükten kaldırmayı amaçlıyoruz. Neden mi ? Geçtiğimiz Cuma günü resmi gazetede bir Cumhurbaşkanı kararı yayınlandı. Bu karar tam 21 ili kapsıyor. Ve bu kararla yaklaşık 4 milyon 800 bin metrekare alan, bir çırpıda, bir gecede orman sınırları dışına çıkarıldı. Evet, bir gecede. Ve tek bir imzayla alındı bu karar. Bakın bu alan tam 670 futbol sahası büyüklüğünde. Ve o alanlara, bir sabah artık siz “orman değilsiniz” denildi. Buralar artık ARSA. Peki nasıl olabiliyor böyle bişey? Öncelikle 2018 yılında Orman Kanunu’na eklenen Ek-16 maddesi, ormanlarımızı adeta merkezi bir idari tasarruf alanına dönüştürdü. Bu maddeyle birlikte Cumhurbaşkanlığına, zaman sınırlaması olmaksızın, orman alanlarını sınır dışına çıkarma yetkisi verildi. Ve Türkiye’de ormanların kaderi bilimsel raporlarla, ekolojik analizlerle, kamu yararı değerlendirmeleriyle değil; tek merkezli idari takdirle belirlenir bir hale geldi. Ancak mesele sadece bu son karar da değil. 2018’den bugüne kadar, Ek 16 ile ilgili 30’dan fazla karar çıktı. O tarihten buyana orman vasfı dışına çıkarılan toplam alan, yaklaşık 5 bin 310 hektara ulaştı. Bu ne demek biliyor musunuz? Neredeyse Belgrad Ormanı büyüklüğünde bir alanın sistem dışına itilmesi demek. Üstelik keyfi bir şekilde. Bakın soralım, Ek-16 maddesiyle: • Bilimsel zorunluluk aranıyor mu? Hayır! • Bağımsız ekolojik etki değerlendirmesi yapılıyor mu? Tabi ki Hayır! Belirleyici olan tek şey, bir idari TAKDİR. Cumhurbaşkanının bir kalem darbesi. Ve bu kararların önünde hiçbir hukuki fren de yok. Şimdi soruyorum: Bu atılan imzaların, bu idari tasarrufların Anayasa’nın ruhuyla uzaktan yakından bir ilgisi var mı? Anayasa’nın 169. maddesi, devlete çok net bir ödev yükler: 'Ormanları koruyacak ve genişleteceksiniz.' Peki, biz sahada ne görüyoruz? Koruma kalkanının her gün biraz daha aşındırıldığını görüyoruz. Orman sınırlarının sistematik bir şekilde daraltıldığını görüyoruz. Bunun en vahim örneği İzmir Bayraklı’da yaşandı. Danıştay’ın 'hukuka aykırı' bulup iptal ettiği bir karar, sanki yargı hiç konuşmamış gibi, aynı alan için yeniden önümüze getirildi. Hem de o toprağın bir kısmı geçtiğimiz ağustos ayında yangınla kavrulmuşken! Oysa aynı 169. madde, 'Yanan alanlar başka hiçbir amaçla kullanılamaz; o toprağa tekrar orman dikilir' diyerek, bize anayasal bir güvence veriyor. Ancak bu madde bugün sadece kâğıt üzerinde duran bir temenniden ibaret kalmış durumda. Yargı kararlarının yok sayıldığı, anayasal korumanın 'idari inatlaşma' ile devre dışı bırakıldığı bir düzenin adı hukuk devleti olamaz. Bugün, hukuk devleti ilkesinin ormanlarımızla birlikte nasıl erozyona uğradığına tanıklık ediyoruz. Ve iktidar bize sıkça şu masalı anlatıyorlar: 'Endişelenmeyin, kestiğimizin yerine, yenisini dikeriz.' Orman, raftan alıp başka yere koyabileceğiniz taşınabilir bir eşya değil. Orman; o toprağın rengi, o vadinin rüzgârı, o gölün sükuneti ve o canlıların yuvasıdır. Bir ekosistemi yerinden koparıp başka bir yerde 'telafi' edemezsiniz. Bu ormanı öldürüp yerine bir maket koymaktan farksızdır. Peki, soruyorum: İstanbul’daki ormanı yok edip başka bir şehre fidan dikince telafi etmiş mi oluyorsunuz? Karadeniz’in ekosistemini İç Anadolu’ya taşıyınca aynı etki mi olacağınızı sanıyorsunuz? Üstelik bu kararlar birer istisna değil, aksine bir alışkanlık haline geldi. Hükümet, 'yaptım oldu' anlayışıyla, adeta bir kalem darbesiyle ormanlarımızı haritadan siliyor. Neden? Çünkü denetleyen yok. Bu kararın ekolojik faturası nedir?' diye soran bir bilimsel süzgeç yok. Karar alınıyor, orman sahneden çekiliyor; kaybeden ise ağaçlar değil, hepimiz oluyoruz. Bunun için biz Ek-16 maddesinin yürürlükten kaldırılması amacıyla kanun teklifimizi verdik. Dedik ki: • Ormanların geleceği tek bir kişinin takdirine bırakılamaz. • Süreç bilimsel ölçütlere dayanmalı dedik. • Bağımsız teknik değerlendirme zorunlu olmalı dedik. bunun için ek 16 maddesi orman kanunundan kaldırılsın dedik. Çünkü Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz doğayı ekonomik bir rezerv alanı olarak gören anlayışın tam karşısındayız. Biz doğayı koruyan, kamu yararını esas alan bir anlayışı savunuyoruz. Ve açıkça söylüyoruz: Ormanlar bir kalem darbesiyle yok edilemez. Bu ülkenin ormanları arsa değildir. Bu ülkenin doğası idari tasarruf alanı değildir. Bu ülkenin geleceği tek bir imzaya bırakılamayacak kadar kıymetlidir. Ve hiç kimse bu ülkenin ormanları üzerinde sınırsız yetkiye sahip değildir. Hepinize dinlediğiniz için teşekkür ediyorum.

Kemalist Türk Devrimi Sonsuza Kadar Var Olsun! Haber

Kemalist Türk Devrimi Sonsuza Kadar Var Olsun!

AHPADİ Derneği tarafından 3 Mart Devrim Yasalarının kabulünün 102'inci yılı dolayısıyla bir açıklama yapıldı. AHPADİ Dernek Başkanı Mehmet Ektaş yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi; "Saygıdeğer basın çalışanlarımız; "Laik Hukuk Devrimini Korumak, Cumhuriyeti Korumaktır" ana düşüncesiyle kurulan, Kemalist Türk Devriminin sonsyza kadar yaşaması için mücadeleyi kendine görev ve sorumluluk bilen Derneğimiz, bugün Devrimimizin en önemli köşe başlarından olan "Devrşm Yasaları"nın yıldönümünü kutlamanın eşsşz onurunu yaşıyor. Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından 3 Mart 1924 tarihinde kabul edilen üç devrim yasası, laik hukuk devletimizin temeli ve Cumhuriyet’in yol haritası niteliğindedir. Bu üç yasa, Kemalist Türk Devriminin taşıyıcı kolonlarıdır. Bu üç yasa ile ikili hukuk ve ikili eğitim sistemi ile hilafet kaldırılarak demokratik, laik hukuk devleti yolunda en büyük adım atılmıştır. Kabul edilen ilk kanunla, dinin ve ordunun siyaset aracı olarak kullanılmasının önlenmesi amaçlanmıştır. Şeriye ve Evkaf Bakanlığı kaldırılmış; Şeyhülislamlık, şeri mahkemeler ve fetva usulü tarihe karışmıştır. İkinci olarak kabul edilen Tevhid-i Tedrisat Kanunu (öğretim Birliği Yasası) ile kız çocuklarına erkek çocuklarıyla eşit eğitim imkanı sağlanmış ve bilimsel düşüncenin önü açılmıştır. Üçüncü kanun ile de hilafet kaldırılarak, laiklik ilkesinin temeli atılmıştır. Bugün geldiğimiz noktada, karşı devrimci hareketin, ele geçirdiği iktidar gücü ile bu üç temel yasayı etkisizleştirdiğini üzüntü ve esefle takip ediyoruz. Milli Eğitimde, Diyanet Akademisi, Kız Okulları, Abadolu İmam Hatip Lise ve Teknik Okulları ve daha bir çok uygulama ile öğretim birliği ağır yara aldı. Ordu, siyasileştirildi. Meydanlarda, izin verilen mitinglerde atılan "Hilafet isteriz" slogankarı ile hilafet için zemin oluşturulmaya başlanıldı. Farkındayız. Yılmadan mücadeleye devam edeceğiz. Cumhuriyet’in eşsiz hukuk devriminin sacayağını oluşturan ve TÜRKİYE’nin çağdaş dünyanın onurlu bir üyesi olmasının önünü açan 3 Mart Devrim Yasalarının kabul edilmesinin 102. yılı kutlu olsun! Kemalist Türk Devrimi sonsuza kadar var olsun!"

Savunma Makamının Susturulduğu Bir Düzende Adalet Duygusu Zedelenir Haber

Savunma Makamının Susturulduğu Bir Düzende Adalet Duygusu Zedelenir

Eskişehir Baro Başkanı Barış Günaydın, Adalet Bakanı Akın Gürlek’in tutuklu görüşmelerine yönelik mevzuat değişikliği sinyali veren açıklamalarına tepki gösterdi. Günaydın, "Savunma makamının susturulduğu bir düzende adalet duygusu zedelenir," dedi. ​Eskişehir Baro Başkanı Barış Günaydın, yargının gündemindeki "avukat-müvekkil görüşmelerine kısıtlama" tartışmaları ve baro tarafından hayata geçirilecek yeni projeler hakkında açıklamalarda bulundu. Adalet Bakanı Akın Gürlek’in, tutukluların avukatları aracılığıyla dışarıya not çıkardığı yönündeki tespitlerini ve bu konuda yasal düzenleme yapılacağı beyanını eleştiren Günaydın, savunma hakkının demokratik bir toplumun "sigortası" olduğunu vurguladı. ​"Avukat, Özgürlüğü Sınırlanan Bireyin Yegane Dayanağıdır" ​Baro Başkanı Günaydın, avukatlık mesleğinin sadece bir meslek değil, bireyin hak arama hürriyetinin en temel parçası olduğunu ifade etti. Bakanlığın gündeme getirdiği mevzuat değişikliği hazırlığının "bağımsız savunmaya zarar vereceğini" belirten Günaydın şunları söyledi: ​"Soruşturma anından itibaren kişilerin özgürlüğüne kavuştuğu ana kadar her türlü sınırlamaya karşı bireylerin yegane dayanağı avukattır. Özgürlüğü kısıtlanan insanlar köle değil, birer bireydir. Avukatları adeta hedef alan açıklamaları kabul etmiyoruz. Hukuk devleti, eleştiriyi tehdit değil, bir katkı olarak görür." ​Yargıya Güven ve Bağımsızlık Vurgusu ​Günaydın, yargı makamlarının yürütme erki ile ilişkisinin anayasal sınırlarda kalması gerektiğinin altını çizerek, toplumun adalet sistemine duyduğu güvenin sarsılmaması gerektiğini belirtti. Türkiye'nin asıl ihtiyacının kısıtlamalar değil; bağımsız yargı, şeffaf süreçler ve güçlü savunma olduğunu dile getirdi. ​Eskişehir’den Dev Proje: "26 Cümlede Adalet" ​Açıklamasında Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Av. Ayşe Ünlüce’nin meslek örgütlerine yaptığı çağrıya da değinen Barış Günaydın, bu kapsamda hayata geçirecekleri "26 Cümlede Adalet" projesini açıkladı. Projeyle; ​"Herkes için Adalet, Adalet için Avukat" sloganıyla 26 Cümlede Adalet sergisinin ve hazırlığı içinde olduklarını ifade eden Baro Başkanı Günaydın, 5 Nisan Avukatlar Günü ve o haftada detaylı duyurusunun yapılacağını söyledi. ​Günaydın, projenin çıkış noktasını şu sözlerle özetledi: "Adalete o kadar ihtiyacımız olan bir dönemden geçiyoruz ki, bu projeyle adaletin herkes için gerekli olduğunu bir kez daha hatırlatmak istedik.".dedi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.