SON DAKİKA
Hava Durumu

#Aysu Bankoğlu

Porsuk Haber Ajansı - Aysu Bankoğlu haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Aysu Bankoğlu haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Bu İktidar Kadınlara Korku ve Ölüm Vaat Ediyor! Haber

Bu İktidar Kadınlara Korku ve Ölüm Vaat Ediyor!

CHP Bartın Milletvekili Aysu Bankoğlu, Meclis Genel Kurulu’nda Türkiye’de kadınların maruz kaldığı şiddet, yoksulluk ve adaletsizliğe ilişkin konuşma yaptı. 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü hatırlatarak iktidarın kadın politikalarını sert bir dille eleştiren Bankoğlu, “Kadın olarak kutlanacak bir günümüz ne yazık ki yok” dedi. HAMASESET DOLU NUTUKLAR KARIN DOYURMUYOR TBMM Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada 8 Mart’a günler kala iktidarın hamaset dolu nutuklarla ve tutulmayacak vaatlerle kutlama mesajları yayınlanacağını belirten Bankoğlu, gerçek tablonun çok daha karanlık olduğunu vurguladı: “Hemen yanı başımızdaki ateş çemberinde milyonlarca kadın füzelerin gölgesinde yaşam mücadelesi veriyor. Türkiye’de ise hayatta kalabilme mücadelesi veren milyonlarca kadın var. Kadın hakları konusunda altın yılları yaşattığını iddia eden iktidar; kadınlara eşitlik ve güvenlik değil, korku ve ölüm vaat ediyor. Ve maalesef, seçim vaatlerinin aksine, bu vaatlerini gerçekleştiriyor.” FATMA NUR “BENİ BU KARANLIK YAPI ÖLDÜRECEK” DİYE HAYKIRMIŞTI Konuşmasında son günlerde kamuoyunu sarsan Fatma Nur Çelik cinayetine ve tarikat yapılanmalarına dikkat çeken Bankoğlu, adalet sistemine şu sözlerle yüklendi: "İktidar ve onun tırnak içerisindeki adalet anlayışı; ‘Başıma bir şey gelirse intihar etti demeyin, beni bu karanlık yapı öldürecek’ diye defalarca haykıran ve birkaç gün önce şüpheli bir şekilde kaybettiğimiz Fatma Nur Çelik’i ve babasının istismarına uğramış 8 yaşındaki evladını korumayı değil; adaletsizlikle boğuşmayı vaat ediyor. Tarikat yöneticisi Ayhan Şengüler’i tutuksuz yargılayan bu adalet anlayışı, ‘canımdan endişe duyuyorum’ diyen bir anneyi duymuyor; ona ve evladına huzur değil, endişe vaat ediyor." İSTİSMARCILARIN VE TARİKATLARIN İKTİDARI Bankoğlu, iktidarın önceliklerini sert bir dille eleştirerek şunları söyledi: “Bu iktidar kadınların yaşamını değil, karanlık odalarda tarikatların menfaatlerini koruyanların iktidarıdır. Kız çocuklarının rızası var diyenlerin, ‘bir kereden bir şey olmaz’ diyenlerin iktidarıdır. Bu ülkenin kadınları, çocukları tarikat düzenini besleyen, istismarcıları koruyan yargınıza güvenmiyor. Bir gece yarısı kararıyla İstanbul Sözleşmesi’nden çıkarak can güvenliğini pazarlık malzemesi yaptınız. Kadınları korumak yerine katilleri cesaretlendiren bu hukuksuz düzeniniz, bu cinayetlerin failidir!” KADIN YOKSULLUĞUNDA TÜRKİYE TABLOSU: OECD SONUNCUSUYUZ Kadınların sadece şiddetle değil, ağır bir ekonomik buhranla da boğuştuğunu belirten Bankoğlu, şu verileri paylaştı: “Cinsiyet eşitsizliğinde 148 ülke içinde 135’inci sıradayız. Kadınların işgücüne katılımında OECD sonuncusuyuz. Çalışan kadınların yüzde 30’u kayıt dışı ve kölelik ücretlerine mahkûm. Genç kadınlarda geniş tanımlı işsizlik oranı yüzde 45,8 seviyesinde. Ev içine hapsedilen, ‘makbul kadın’ denilerek üretimden koparılan kadınlar bugün hanesini ayakta tutmaya çalışıyor. Mutfaktaki yoksulluk en çok kadını yakıyor. Bu Saray düzeninde çocuğuna süt alamayan annenin ahı var” dedi. YAŞAM TARZIMIZA MÜDAHALE ETMEK HADSİZLİKTİR “Kadınların giyimine ve yaşam tarzına yönelik saldırılara da değinen Bankoğlu, şunları söyledi: Can güvenliğini dahi sağlayamadığınız kadınların yaşam tarzına, ne giyeceğine müdahale etmek hadsizlik değil midir? Sokaklarda kadınların giyimine laf atan yobazlara güç veren, bu kürsüden kurulan o ayrıştırıcı cümlelerinizdir. Biz ne giyeceğimize, nasıl yaşayacağımıza, nerede güleceğimize sadece ve sadece kendimiz karar veririz. Sizin o baskıcı, yasakçı ve gerici zihniyetinize teslim edeceğimiz tek bir kadın yok.” SUSMUYORUZ, KORKMUYORUZ, İTAAT ETMİYORUZ! Bankoğlu, 8 Mart’ta meydanları dolduracak kadınların sesinin barikatlarla ve biber gazıyla kesilemeyeceğini belirterek “İstanbul Sözleşmesi yeniden yürürlüğe girene kadar, tarikatların ve cemaatlerin karanlığı çocukların üzerinden çekilene kadar, kadın yoksulluğu bitip her kadına iş ve güvence sağlanana kadar durmayacağız! Çok değil, yakında Türkiye’nin meydanları da, sokakları da, fabrikaları ve Meclis koridorları da kadınların özgürlük çığlığıyla yankılanacak. Biz buradayız; susmuyoruz, korkmuyoruz, itaat etmiyoruz! Yaşasın 8 Mart, yaşasın kadınların özgürlük mücadelesi!” dedi.

Üniversiteyi Açık Hava Hapishanesine Çevirdiniz! Haber

Üniversiteyi Açık Hava Hapishanesine Çevirdiniz!

CHP Bartın Milletvekili Aysu Bankoğlu, TBMM Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada Boğaziçi Üniversitesi’nde devam eden baskı rejimini sert sözlerle eleştirdi. Bankoğlu, üniversitenin bir “operasyon sahasına” dönüştürüldüğünü belirterek “Sizin kurmak istediğiniz düzenin adı bellidir: Öğrencisiz üniversite, halksız demokrasi!” dedi. Boğaziçi Üniversitesi’ndeki polis ablukasına ve öğrenci kulüplerinin zorla boşaltılmasına değinen Bankoğlu, akademik özgürlüğün yerini korku ikliminin aldığını ifade etti. REKTÖR DEĞİL, İŞGAL KOMUTANI Bankoğlu konuşmasında şunları söyledi: Bugün bu kürsüden bir geleneğin, bir hafızanın ve Türkiye’nin dünya çapındaki üniversitesinin nasıl sistematik bir şekilde infaz edildiğini anlatacağım. Boğaziçi Üniversitesi uzun bir süredir bir operasyon sahası haline getirilmiştir. Ama en son yaşananlarla birlikte Boğaziçi açık hava hapishanesine dönüştürülmüş durumda. Bu öyle bir zihniyet ki üniversiteyi binadan, öğrenciyi ise itaat etmesi gereken tebaadan ibaret sanıyor. Kampüs kapısına kelepçe vuran, bahçeye TOMA yığan, onlarca yıllık kulüpleri bir gece yarısı operasyonuyla kapı dışarı eden, kendi öğrencisinden korkan, kendi hocasına sırtını dönen bu kayyum rejimi, o koltukta üniversiteyi temsil etmek için değil, Saray’ın biat projesini yürütmek için oturmaktadır. KAMPÜSTE OHAL İLANI Bugünlerde kapısında kelepçe, bahçesinde TOMA ve sivil polislerin kol gezdiği bir yerden bahsediyoruz. Neden? Çünkü üniversitenin tarihi kulüpleri kampüs dışına çıkarılsın, kulüp kültürü, tarihi, orada okuyan öğrencilerin kolektif hafızası silinsin isteniyor. Öğrenciler direnince resmen OHAL ilan ettiniz. Dünyanın hangi saygın üniversitesinde, rektör dediğiniz kişi kampüse polis ordusu eşliğinde, adeta bir işgal komutanı gibi girer? Hangi ülkede, öğrenci kendi okulunun bahçesinde kendi kulüp odasında işgalci muamelesi görür? Geçtiğimiz hafta Erdoğan, bir toprağı fetheder gibi üniversiteye girdi. Sırf Erdoğan gelecek diye öğrencileri almadınız, hocaları okula almadınız, uzaktan ders diye bir garabet çıkardınız, yurtları boşalttınız. KOLEKTİF HAFIZAYA SALDIRI Sizin kurmak istediğiniz düzenin adı bellidir: Öğrencisiz üniversite, halksız demokrasi… Ama burası Boğaziçi! Sizin süpermarket gibi açtığınız apartman üniversitelerinden biri değil. 50 yıllık, 60 yıllık kulüplerini, bir gecede kapılarına kilit vurarak, eşyalarını sokağa atarak yok edemezsiniz. O kulüp odalarından attığınız sadece masa sandalye değil; bu ülkenin çok sesli kültürüdür, dayanışma ruhudur, özgür düşüncesidir. MAKAM ODASINA DEMİR PARMAKLIK TAKTIRAN REKTÖR BİLİM YÖNETEMEZ Gençlerin üzerine biber gazı sıkarak, gözaltına alarak, onları yerlerde sürükleyerek, onlara terörist yaftası yapıştırarak bir yere varamazsınız. Bir rektör düşünün ki; öğrencisinden korktuğu için makam odasının camlarını demir parmaklıklarla çevirtmiş. Bilim yuvası mı yönetiyorsunuz yoksa hapishane mi? Saray ve onun Kayyum Rektörü iyi bilsin: Boğaziçi Üniversitesi bir bina yığını değildir. O üniversitenin kültürü, liyakatle ve özgürlükle örülmüştür. Siz oraya istediğiniz kadar sadık memur atayın; özgür gençler size asla boyun eğmeyecek. O KELEPÇELER ELBET SÖKÜLECEK Tarih, bu kürsülerden demokrasi mavalları okuyup, üniversiteleri açık cezaevine çevirenleri asla affetmeyecektir. Biz, o öğrencilerin yanındayız. Biz, o hocaların yanındayız. Biz, liyakatin ve özgür düşüncenin yanındayız. Üniversiteler, sizin atadığınız memurların değil; o kampüste sabahlayan, sorgulayan, üreten öğrencilerin ve hocaların evidir. Boğaziçi’ndeki o kelepçeler elbet bir gün sökülecek ama sizin bu baskıcı, tutarsız ve liyakatsiz yönetiminiz tarihin utanç sayfalarında kalacak. Buradan eğitimi aksatmadan barışçıl bir şekilde kayyum rejimine karşı direnen tüm akademisyenlere ve öğrencilere selam olsun.

Bankoğlu: ''Bu Muhalefeti Susturmak İçin Kriz Mühendisliğidir'' Haber

Bankoğlu: ''Bu Muhalefeti Susturmak İçin Kriz Mühendisliğidir''

CHP Bartın Milletvekili Aysu Bankoğlu, Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi (AKPM) Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada Türkiye’deki baskı operasyonlarını ve Ekrem İmamoğlu’na yönelik “siyasi kumpasları” Avrupa gündemine taşıdı. Bankoğlu, “Bu bir kriz yönetimi değil; muhalefeti susturmak için kriz mühendisliğidir” dedi. Genel Kurul’un “Kriz Dönemlerinde Seçimler” başlıklı oturumunda söz alan Bankoğlu, CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun haksız yere hapsedildiğini ve seçilmiş belediye başkanlarının yaklaşık 10 aydır parmaklıklar ardında olduğunu hatırlattı. 30 YILLIK DİPLOMANIN İPTALİ SİYASİ BİR KUMPASTIR Bankoğlu, kürsüden yaptığı konuşmada şu ifadeleri kullandı: Salgın, terör ve savaş gibi krizlerin demokratik kurumlar ve seçim süreçleri üzerinde yarattığı baskıyı ele alan bu rapor, doğrudan Türkiye'nin bugün yaşadığı gerçekliğe hitap ediyor. Türkiye'de artık demokrasiye yönelik soyut riskleri tartışmıyoruz; biz bu riskleri bizzat yaşıyoruz. Cumhurbaşkanı adayımız Ekrem İmamoğlu haksız yere hapsedildi. Ülke genelinde seçilmiş belediye başkanları yaklaşık 10 aydır parmaklıklar ardında. Onu siyasi rekabetin dışına itmek için, 30 yılı aşkın bir süre önce aldığı üniversite diploması keyfi bir şekilde iptal edildi. Bu bir hukuk süreci değil; mahkemeler yoluyla yapılan bir sivil darbedir. Erdoğan rejimi, sandıkta kazanamadığını yargı yoluyla gasp etmeye çalışmaktadır. Demokratik haklarını barışçıl bir şekilde savunan binlerce insan; polis şiddeti, toplu gözaltılar ve yıldırma politikalarıyla karşı karşıya kaldı. Bu bir kriz yönetimi değil; muhalefeti susturmak ve demokrasiyi zayıflatmak için kriz üretmektir. KÜRESEL OTORİTERLEŞME UYARISI: TRUMP’IN SÖZLERİ NORMALLEŞTİRİLEMEZ Dünya genelinde otoriterliğin tehlikeli bir şekilde normalleşmesine tanık oluyoruz. Liderler, bizzat seçimlerin değerini açıkça sorguluyor. Daha geçen haftalarda Donald Trump alaycı bir şekilde “belki de seçimlere gerek bile yok” demişti. Bugün bu durum, daha geniş küresel bir eğilimi yansıtıyor: hesap verilebilirlik olmaksızın güç, rıza olmaksızın otorite... Bu rapor, seçimlerin demokratik meşruiyetin temeli olduğunu bize haklı olarak hatırlatıyor. Hükümetler halkın iradesini çarpıtmak veya geçersiz kılmak için krizleri manipüle ettiğinde, demokrasi yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalır. DEMOKRASİ OLAĞAN ZAMANLARDA DEĞİL, KRİZLERDE GERÇEK BİR İHTİYAÇ Türkiye bir dönüm noktasındadır. Halkımız, baskılara rağmen barışçıl bir şekilde protesto ediyor ve adalet talep ediyor. Muhalefet liderlerinin hapsedilmesi, yerel yönetimlerin susturulması ve muhalif görüşlerin suç sayılması, demokratik ilkelerin ve insan haklarının ihlalidir. Bu Meclis sadece bir gözlemci olarak kalamaz; net bir mesaj göndermeliyiz: Hiçbir kriz, demokrasinin askıya alınmasını haklı çıkaramaz. Hiçbir hükümet, halkının rızası olmadan yönetme hakkına sahip değildir Demokrasi, sadece olağan zamanlar için bir lüks değildir. Aksine, gücün onu terk etmeye en çok meyilli olduğu kriz anlarında en temel ihtiyaçtır.

Çocukların Suça Sürüklenmesi Güvenlik Sorunu Değil Sosyal Devlet Krizi! Haber

Çocukların Suça Sürüklenmesi Güvenlik Sorunu Değil Sosyal Devlet Krizi!

CHP Bartın Milletvekili Aysu Bankoğlu, Suça Sürüklenen Çocuklara İlişkin Araştırma Komisyonu toplantısında sunum yapan Aile ve Sosyal Hizmet Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş’a son günlerde yaşanan çocuk suçluluğu ve mağdur çocuk sayısı soruldu. Toplantıda uyuşturucu kullanımındaki ve çeteleşme hızındaki artışı hatırlatan Bankoğlu, Bakan Göktaş’a Ankara’da eğlence mekanlarında kız çocuklarına yönelik istismar iddialarını da sordu. Bankoğlu’nun Ankara’da bazı eğlence mekanlarında 15 kız çocuğunun zorla uyuşturucu kullanımı ve fuhşa zorlandığı iddialarını hatırlatmasının ardından çıkan tartışmalar nedeniyle komisyon çalışmalarına kısa süreli ara verildi. SADECE SON GÜNLERDE ÇIKAN HABERLER BİLE SİSTEMİN ÇÖKTÜĞÜNÜ GÖSTERİYOR Bankoğlu konuşmasında şunları söyledi: ''Çocuklar suça sürükleniyorsa, çocuklar korunamıyorsa, çocuklar cezaevlerinde büyüyorsa, burada en ağır sorumluluk Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nındır. Ancak biz burada kapsamlı, etki analizlerini, istatistikleri içeren bir sunum beklerken sadece Bakanlığın görevlerini hatırlatan bir sunum izledik. Şimdi Sayın Bakan’a sadece son birkaç günde ne haberler çıktı, hatırlatmak isterim. Bir, 17 yaşındaki Atlas Çağlayan, 15 yaşında bir çocuk tarafından bıçakla öldürüldü. Atlas Çağlayan'ın ailesini tehdit ettiği iddiasıyla gözaltına alınan zanlı tutuklandı. İki, Mersin Davultepe Çocuk Esirgeme Kurumu'nda çocukları tekmeleyen bir eğitimcinin göreve iade edildiği haberleşti, Bakanlık bunu yalanladı. Üç, Ankara’da iki kız çocuğunun polise başvurmasıyla başlatılan soruşturma kapsamında eğlence mekanlarına operasyon düzenlendi. Soruşturma kapsamında tam 15 kız çocuğunun pavyonlarda çalıştırıldığı ve 5 bin lira karşılığında fuhşa zorlandığı belirtildi. Dört, kamuoyunda ''Casperlar'' adıyla bilinen suç örgütüne yönelik soruşturma kapsamında 68 kişi hakkında dava açıldı. Bu kişilerden en az 57'sinin çocuk olduğu ortaya çıktı. Beş, İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi’nin raporuna göre 2025’te 94 çocuk işçi çalışırken hayatını kaybetti. Altı, TBMM lokantasında stajyer olarak çalışan kız çocuklarının istismara edilmesine ilişkin açılan davanın ilk duruşması görüldü. Bu ve benzeri çok sayıda haber neyi ifade ediyor? SAYIN BAKAN, SİZİN ÖNLEYİCİ SOSYAL HİZMET SİSTEMİNİZ NE YAPIYOR? Sayın Bakan, biz bu komisyonda 7 toplantıdır çeşitli sunumlar dinledik. TÜİK geldi, “2024 yılında suça sürüklenme nedeniyle güvenlik birimlerine gelen çocukların karıştığı olay sayısı 202 bin 785’e çıktı. 2020’ye göre %80’in üzerinde artış var” dedi. Yine aynı yıl mağdur olarak güvenlik birimlerine gelen çocukların karıştığı olay sayısı ise 279 bin 620’ye ulaştı.” dedi. Adalet Bakanlığı geldi. “2025 yılında çocuklara yönelik soruşturma sayısı 186 bini aştı. 2020 yılından bu yana mağdur çocuk sayısı %56 artış var” dedi. Tüm bunlar bize önleme mekanizmalarının çöktüğünü gösteriyor. O halde en başta soruyorum: Sayın Bakan, sizin sosyal hizmet sisteminiz ne yapıyor? Bu Aile izleme mekanizmaları, okul temelli sosyal destekler, mahalle düzeyinde erken uyarı sistemleri gibi burada bahsettiğiniz onlarca şey neden çalışmadı? ÇOCUKLARIN PAVYONDA NE İŞİ VAR DİYE MERAK ETTİNİZ Mİ? Ankara’da eğlence merkezlerine düzenlenen operasyonda baştan aşağı skandallarla dolu. Bu habere ilişkin hangi tarihlerde hangi işlemleri yaptınız? Mağdur çocukların Bakanlığınızca koruma altına alındığı ve dinlendiği tarihler nedir? Çocukların annelerinin de bu mekanlarda çalıştırıldığı iddiası var. Sizin görev alanınız değil mi kadınlar? Bahsi geçen eğlence mekanlarında kaç kadın çalıştırılmaktadır? Bu mekanlar onlarca yıldır faaliyet gösteriyor. Buralarda kadın bedeni sömürüsünden uyuşturucuya birçok suçun işlendiğini tüm Ankaralılar da biliyor. Belgeselleri dahi çekildi. Yine Ankara’nın göbeğinde bu olaylar olurken Bakan olarak ne yaptınız? Ya merak edip Ulus’ta bu pavyonlarda ne oluyor, bu kadınlar ne için buralara düştü, çocukların burada ne işi var diye merak etmediniz mi hiç? MESELE BİRKAÇ İSTATİSTİK DEĞİL, ÇOCUKLARIN HAYATIDIR! Bakanlığınıza bağlı çocuk destek merkezleri, çocuk izlem merkezleri, sosyal hizmet merkezleri bugün gerçekten önleyici mi, yoksa yalnızca hasar tespiti yapan birimlere mi dönüşmüş durumda? Ankara’daki olayda çocuğun şikayeti üzerine soruşturma başlatıldığı yazıyor. Çocuk şikayet etmeseydi bu olaydan haberimiz olmayacaktı. Çocuklar suçla karşı karşıya gelmeden önce neden bu mekanizmalara ulaşamıyor? Bakın, burada mesele birkaç istatistik değildir. Mesele, çocukların hayatıdır. Çocuklar hayattan koparılırken, biz hala “kurumlar arası koordinasyon” cümleleri kuramayız. O çocuklar öldükten sonra yapılan hiçbir toplantının, yazılan hiçbir raporun vicdani karşılığı yoktur. Sayın Bakan, siz bu ülkede çocukların en son sığınağı olması gereken kurumun başındasınız. Ama çocuklar bugün o sığınağa ulaşamadan sokakta, suç örgütlerinin, uyuşturucu tacirlerinin, şiddet ağlarının içine düşüyor. Bu çocukların çoğu yoksul, dezavantajlı, korunmasız. Yani sizin doğrudan sorumluluk alanınızda olan çocuklar. “AİLE YAPISINI KORUYORUZ” DEMEKLE OLMUYOR Bugün çocukların suça sürüklenmesi bir güvenlik sorunu değil, bir sosyal devlet krizidir. Bu krizin merkezinde de Bakanlığınız var. Burada kamusal sorumluluk vardır. Bu komisyonda biz süslü sunumlar istemiyoruz. Bakanlığınız döneminde kaç çocuk korundu, kaç çocuk kaybedildi? Kaç çocuk suçtan uzak tutuldu, kaç çocuk sistemin dışına itildi? Kaç aile desteklendi, kaç aile yalnız bırakıldı? Sayın Bakan, bir diğer konu, 2025 yılında çocuklara yönelik soruşturma sayısı 186 bini aşmış. 10 yıl öncesine göre korkunç bir artış var. Yine 2024 yılında tam 279 bin 620 çocuk mağdur olarak güvenlik birimlerine sığınmış. Bu ne demek biliyor musunuz? Bu devlet, çocuklarını istismardan, şiddetten, sömürüden koruyamıyor demektir. “Aile yapısını koruyoruz” demekle olmuyor. MESEM’LERDE İSTİSMARA UĞRAYAN KAÇ ÇOCUK VAR, AÇIKLAYIN Eğitim konusunda da yıllardır dile getiriyoruz. Binlerce çocuk MESEM adı altında sanayiye, açık öğretime, yani denetimsizliğe mahkum edildi. Milli Eğitimle protokolünüz var. MESEM’lerde kaç çocuk cinayeti işlendi, bu çocuklar neden eğitimden kopuyor, MESEM’lerde şiddet ve istismara uğrayan çocuk sayısı kaç, bunları açıklayın. Sizden beklentimiz niyetlerden değil, çocukların hayatında neyi değiştirdiğinizden konuşun.''

Kimlerin Emeklinin Mezarını Kazdığını Göreceğiz! Haber

Kimlerin Emeklinin Mezarını Kazdığını Göreceğiz!

CHP Bartın Milletvekili Av. Aysu Bankoğlu, emekli maaş artışlarındaki yetersizliği protesto etmek amacıyla partisinin başlattığı TBMM Genel Kurulu’ndaki nöbet eyleminin 11’inci gününde videolu bir açıklama yaptı. AKP hükümetinin emekli maaş artışının kabul edilemeyeceğini belirten Bankoğlu, açlık sınırının 30 bin lirayı geçtiğini ve 20 bin lira emekli maaşını kabul etmediklerini belirtti. Bankoğlu açıklamasında “Açlık sınırının 30 bin lirayı geçtiği Türkiye’de asgari ücreti yüzsüzce 28 bin lira diye müjdeleyen AKP hükümeti, emeklilere de 20 bin lira reva gördü. Bu hafta burada, Meclis Genel Kurulunda yapılacak oylamada kimlerin emeklinin hayatını önemsediğini, kimlerin emeklinin mezarını kazdığını bir kez daha göreceğiz. 11 gündür burada TBMM Genel Kurulu’nda nöbetteyiz ama Cumhuriyet Halk Partisi olarak yıllardır emeklinin insanca yaşaması, ikramiye alması için çalışıyoruz. En düşük emekli maaşı asgari ücret olsun diyoruz. BU UTANÇ DÖNEMİNİ BİTİRMEK SİZİN ELİNİZDE Bankoğlu konuşmasında emeklilerin durumunu utanç dönemi olarak nitelendirirken “AKP ise emekliye düşman! Halkın sırtından düşmeyen, vatandaşı nefes aldığı her noktadan köşeye sıkıştırmayı “ekonomi politikası” diye yutturmaya çalışan bu utanç dönemini bitirmek emeklilerin ve yurttaşların elinizde. Unutmayın, her şeyin sonuna gelmiş, son kullanma tarihi çoktan geçmiş bu hükümetin tek derdi kendilerinin ve avanesinin bekasıdır! Sorun kaynak değil siyasi tercihtir. Biz bu tercihi emekliden yana değiştirmek için buradayız. Emeklilerimiz insanca yaşam hakkına kavuşana kadar mücadelemiz yurttaşlarımızla mecliste de sokakta da sürecek.” dedi.

CHP'li Bankoğlu: "Çocukları Suça Sürükleyen AKP Politikaları" Haber

CHP'li Bankoğlu: "Çocukları Suça Sürükleyen AKP Politikaları"

CHP Bartın Milletvekili Aysu Bankoğlu, TBMM’de suça sürüklenen çocuklarla ilgili araştırma komisyonu toplantısında yaptığı konuşmada iktidarın adalet ve güvenlik politikalarını sert sözlerle eleştirdi. Adalet Bakanlığı temsilcileri başta olmak üzere Emniyet Genel Müdürlüğü, Jandarma Genel Komutanlığı ve Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) yetkililerinin sunum yaptığı toplantıda, suça sürüklenen çocuklara ilişkin yapılan çalışmalar ve veriler paylaşıldı. Kurumları verileri şeffaf yayınlamamakla eleştiren Bankoğlu “Gerçekleri gizleyip verileri karartarak bu suçun ortağı, bu çürümüşlüğün paydaşı oluyorsunuz” dedi. TÜİK BU SUÇUN ORTAĞI, BU ÇÜRÜMÜŞLÜĞÜN PAYDAŞI Bankoğlu konuşmasında şunları söyledi: "TÜİK’in verileri uzun bir süredir bilimsel gerçeklikten ziyade Saray illüzyonunun en stratejik parçasıdır. Enflasyondan işsizliğe, yoksulluktan en basit eğitim verilerine kadar hemen hepsinin birer "Saray uydurması" olduğunu bugün 85 milyon vatandaşımız yaşayarak biliyor. Pazardaki yangını, tenceredeki boşluğu sizin kağıt üzerindeki numaralarınızla örtemezsiniz. Çocuklarla ilgili konuda yoksulluk ve suç arasındaki bağın istatistiksel olarak seyreltildiğini görüyoruz. TÜİK verilerine göre suça sürüklenen çocuk sayısı 2023'te 179 bin iken, 2024'te 202 bine yükselerek %13'lük bir artış göstermiştir. Ama suça sürüklenen bu çocukların aile gelir düzeyi ve ebeveyn işsizliği gibi hayati korelasyonları şeffaf bir şekilde yayımlamayarak toplumsal sorunun köküne inilmesi engellenmektedir. TÜİK verilerini çarpıttıkça, biz bu devasa sorunun köküne inemiyoruz. Enflasyon, işsizlik gibi verilerde gerçekleri gizleyerek, verileri karartarak açıkça bu suçun ortağı, bu çürümüşlüğün paydaşı oluyorsunuz. HAYALLERİNİ ÇALDIĞINIZ ÇOCUKLAR GELECEĞİNİ BAŞKA YERLERDE ARIYOR Neden çocukların suça sürüklenme nedenleri ile ailelerin gelir düzeyi, konut durumu ve ebeveyn işsizliği arasındaki korelasyonu şeffaf bir şekilde yayımlamıyorsunuz? Derin yoksulluk verileri nerede? TÜİK’in sefalet sınırını, açlık sınırını “hesaplama yöntemi değişikliği” adı altında gizlemesi, çocukların tabağından çalınan ekmeğin üstünü örtmektir. PISA verilerine göre Türkiye’deki öğrencilerin %19,3’ü haftada en az bir kez öğün atladığını beyan etmiştir. Bugün Türkiye’de her beş çocuktan biri okula aç gidiyorsa, bu çocukların suça sürüklenme riskini ne düzeyde etkiliyor? Türkiye, çocuk yoksulluğunda Avrupa birincisi durumdadır. Eurostat verilerine göre Türkiye, %41,3 ile Avrupa ülkeleri arasında “yoksulluk veya sosyal dışlanma riski altındaki çocuk” oranının en yüksek olduğu ülkedir. Bu oran, Avrupa Birliği ortalaması olan %24,7’nin yaklaşık iki katıdır. Dolayısıyla suç ile yoksulluk arasındaki bir bağ var. Siz aileyi sosyal yardımların insafına mahkum ederseniz o çocuğu suça sürüklersiniz. Umudunu, geleceğini, hayallerini çaldığınız çocuk, hayatta kalma refleksini mafyatik ilişkilerde, uyuşturucu çetelerinde, illegal ilişkilerde arar. UZMANLAR YILLARDIR ONARICI ADALET DERKEN BAKANLIK “DAHA ÇOK HAPİS” DİYOR Suça sürüklenen çocuklara dair bir zihniyet sorunu ve yaklaşım sorunu olduğu ortada. Suça sürüklenen çocuklarla ilgili konu da Minguzzi cinayetiyle birlikte yoğun bir şekilde tartışılmaya başlandı. Ardından suça sürüklenen çocuklar konusuna ilişkin 11'inci Yargı Paketi taslağında bir düzenleme yer aldı. Neydi bu düzenleme: 15-18 yaş arası çocuklara verilen hapis cezasının artırılması… Kamuoyundan gelen tepkiler sonrası bu düzenleme de paketten çıkarıldı. Burada açıkça bir yaklaşım sorunu var. Bir taraftan uzmanlar yıllardır onarıcı adalet diyor, diğer taraftan Bakanlık “daha çok hapis” diyor. Çocukları yetişkinlerle aynı mantıkla yargılayan, onları cezaevlerine doldurup orada, kötü koşullarda suça daha da alışır hale getiren kim, soruyorum. SİZ CEZAYI ARTIRALIM DERKEN, DÜNYA ÇOCUĞU SUÇTAN KORUMAK İÇİN UĞRAŞIYOR İngiltere, çeteler tarafından uyuşturucu ve suç için kullanılan çocukları fail değil, mağdur olarak tanımlar. Mesela Yeni Zelanda modelinde çocuk, hakim karşısına çıkmadan önce mağdur, aile ve sosyal hizmet uzmanlarıyla bir araya gelir. Ceza yerine, çocuğun verdiği zararı nasıl telafi edeceği üzerine bir plan yapılır. İngiltere ve İrlanda’da yine çocuk henüz suçla tam tanışmadan, 8-11 yaşları arasında risk grubunda tespit edilir ve çok paydaşlı bir ağ ile özellikle belediye, okul, güvenlik gibi birimlerle desteklenir. Siz cezayı artıralım derken, dünya “çocuğu sistemden nasıl uzak tutarız” diye uğraşıyor. Norveç ve İsveç gibi ülkelerde çocuk cezaevleri ve bakım evleri, sadece Bakanlığa bağlı birimlerce değil, bağımsız ve geniş yetkili Çocuk Ombudsmanları tarafından denetleniyor. BU KURUMLAR NEREDE? Bugün Emniyet kayıtlarında on binlerce çocuk var. Türkiye’de sokaklar kan ağlıyor, biz de burada istatistik dinliyoruz. 2024 verilerine göre güvenlik birimlerine gelen çocuk sayısı bir yılda yüzde 10 artmış, 600 bini aşmış. Güvenlik birimlerine "kanunlarda suç olarak tanımlanan bir fiili işlediği iddiasıyla" getirilen 202 bin 785 çocuğun karıştığı olayların türlerine göre dağılımında hırsızlık, yaralama ve uyuşturucu var. Son 9 yılda suça sürüklenen çocuk sayısında yaklaşık %51,5 oranında bir artış gözlemlenmiş. Özellikle uyuşturucu ve yaralama suçlarındaki artış endişe verici. Cinsel suçlar nedeniyle de güvenlik birimlerine gelen çocuklar var. Peki devleti yönetenler ne yapıyor? Çocuklar okulların önünde zehir tacirlerinin kucağına düşerken çeteler 15 yaşındaki çocukları sosyal medyadan tetikçi devşirirken bu kurumlar nerede? Okul çevrelerindeki uyuşturucu satışını neden bitirilemiyor? Sosyal medyada çocukları suça özendiren suç makinelerine neden operasyon yapılmıyor?"

CHP'li Bankoğlu: "Ay Sonunu Getirmek Tarih Oldu!" Haber

CHP'li Bankoğlu: "Ay Sonunu Getirmek Tarih Oldu!"

CHP Bartın Milletvekili Aysu Bankoğlu, 2025 yılının ekonomik tablosuna ve yeni açıklanan asgari ücrete ilişkin açıklama yaptı. Açıklamasında 2025’in milyonlarca yurttaş için gelir adaletsizliğinin kalıcı hale geldiği bir yıl olduğunu belirten Bankoğlu, “gidişat değişmezse 2026’nın 2025 yılını aratacağını” ifade etti. HER ÇALIŞANI KARIN TOKLUĞUNA ÇALIŞIP BORÇLA YAŞAYAN KÖLE YAPMAK İSTİYORLAR CHP’li Bankoğlu açıklamasında şu ifadelere yer verdi: Örtülü ödeneğin altında halkın ne kadar vergisi var, varlık fonunda neler oluyor, sarayın canavar bütçesi kimlere gidiyor, bilmediğimiz bir yılı daha bitirdik. Yeni asgari ücret felaketinden sonra şimdi de emeklilerin maaş artışı bekleniyor. 2025 yılı; tıpkı daha önceki yıllar gibi çalışanların daha fazla yoksullaştığı, emeklilerin görmezden gelindiği, gençlerin ise geleceksizliğe itildiği bir yıl olarak kayıtlara geçmiştir. Yeni açıklanan asgari ücret, 2025 yılının ekonomik anlayışının açık bir özetidir. 28 bin 75 TL’lik asgari ücret, daha çalışanların cebine girmeden açlık sınırının altında kaldı. Bugün açıklanan rakam, temel yaşam giderlerini geçtik, gıda fiyatlarındaki artışı bile karşılayabilecek düzeyde değildir. AKP asgari ücretli için “ay sonunu getirmek” ifadesini fiilen ortadan kaldırmış; “ay başında borçlanmak” yeni normal haline gelmiştir. Çalışan nüfusun yarısının asgari ücretli olduğu ülkemizde, Saray iktidarının verdiği mesaj açıktır: 7’den 70’e her çalışanı karın tokluğuna çalışıp borçla yaşamaya mahkum köleler ordusu haline getirmek temel hedeftir. SOSYAL DEVLET ANLAYIŞI YERİNİ SOSYAL İHMALE BIRAKTI 2024 yılı emekliler yılı ilan edildikten sonra emekliler tarihimizin en ağır ekonomik şartlarına yaşamak zorunda bırakıldı. Dünyanın en acımasız nüfus politikası ülkemizde uygulandı; emekli ve yaşlı nüfus, tüm haklarından mahrum bırakıldığı gibi ekonomik olarak da ölüme terk edildi. 2025 yılı da aynı şekilde emekliler açısından adeta bir hayatta kalma mücadelesi yılı olmuştur. Emeklilere seyyanen zam sözü verip, tutmadıklarını bir kez daha gördüğümüz bir yılı geride bıraktık. İŞKUR’da sadece son bir yılda 60-60 ve 65 yaş üstü iş başvurularında yüzde 19’luk bir artış söz konusudur. Yıllarca çalışmış, bu ülkeye emek vermiş ve mutlu ve refah içerisinde hayatını yaşaması gereken yaşta milyonlarca emekli, geçim sıkıntısını çözmek için iş aramaktadır. Gıda fiyatları 2003-2025 arasında 28,6 kat, gıda ise 43,1 kat artmıştır. Bugün geldiğimiz aşamada çalışan da emekli de pazarda değil fileyi doldurmak, pazara çıkmayı bile lüks görmektedir. Emekli maaşları, açlık sınırının oldukça altında, insanca yaşamaktan çok uzaktır. Sosyal devlet anlayışı yerini sosyal ihmale bırakmıştır. TÜRKİYE ARTIK BİR VERGİ CUMHURİYETİ’DİR. 2025 boyunca hayat pahalılığı vatandaşın en temel sorunu olmuştur. Gıda, barınma, enerji ve ulaşım giderleri kontrol edilemez biçimde artmıştır. Küçük esnaf ayakta kalmakta zorlanmış, borçluluk hem hanehalkında hem de işletmelerde rekor seviyelere ulaşmıştır. Gelir dağılımında, en zengin yüzde 5’lik dilimin pastadan en büyük payı aldığı, alt ve orta kesimlerin bilinçli olarak yoksullaştırıldığı, sermayesinin bu zengin kesime transfer edildiği politikalar izlenmiştir. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in sermaye dostu rasyonel politikaların sonu, milyonlarca asgari ücretlinin, emeklinin, gencin açlık sınırı altında kaldığı bir ekonomi olmuştur. Yine aynı Bakanın vesilesiyle elektrik ve gaz faturalarındaki destek sınırlandırıldı, işsiz evlat vergisi denilen Genel Sağlık Sigortası primi 1981 liraya çıktı. Vergi değil düzenleme diye pazarlandı, zam değil düzenleme oldu. Sadece 2025’te vatandaşın aleyhinde 60’ı aşkın vergi düzenlemesi yapıldı. Türkiye artık bir Vergi Cumhuriyeti’dir. ASGARİ ÜCRETLİYİ ENFLASYONA EZDİRMEDİLER (!) Çok değil 4 yıl önce litresi 8 lira olan benzin şimdi 52 lira. Mesela son beş yılda et yüzde 1197, ekmek yüzde 810, kira yüzde 1114 artmış. TÜİK bile saklayamamış! Hal bu iken milletin parasıyla Somali’ye 30 milyon dolar, Moğolistan’a 50 milyon dolar hibe ettiler. Kırgızistan’ın milletimize olan 113 milyon dolar borcunu sildiler. Durun daha bitmedi; Arnavutluk’a da 12 milyon dolarlık uçak hediye ettiler. Bunlar hesap vermeyen ucube rejimin sonuçlarından sadece birkaçı. Ne demişti Çalışma Bakanı “Bu yıl asgari ücretliyi enflasyona ezdirmeyeceğiz.” Galiba “çiğ çiğ yedireceğiz” demek istemiş. Korkunç bir gerçeği hatırlatmak isterim. En zengin yüzde 20’lik kesim toplam gelirin yarısını alıyor, bunu kimse unutmamalı. ÜLKEYE YAPILAN EN BÜYÜK KÖTÜLÜK 5 MİLYON GENCİN ATIL DURUMDA BIRAKILMASIDIR 2025 yılının en yakıcı sorunu ise işsizlik ve özellikle genç işsizlik olmuştur. Genç işsizlik, artık yalnızca bir ekonomik veri değil, ciddi bir toplumsal krize dönüşmüştür. Üniversite mezunu gençler iş bulamamakta, çalışan gençler ise güvencesiz ve düşük ücretli işlere mahkum edilmektedir. Düşük ücret ve güvencesiz işler artık bir tercih değil, zorunluluktur. Bu ülkeye yapılan en büyük kötülük, ne eğitimde ne istihdamda bulunan 5 milyonluk genç ve dinamik nüfusumuzu atıl duruma iten bu anlayıştır. Gerçek beka sorunu budur. TÜRKİYE’NİN İHTİYACI, AÇIK VE NET: HEMEN DEĞİŞİM Bugün izlenen yanlış ekonomi politikaları sürdürülürse, 2026 yılı 2025 yılını aratacaktır. Daha da kötüsü, derin yoksulluk, düşük alım gücü, daha büyük sosyal sorunlara neden olacaktır. Nitekim suç istatistiklerindeki endişe verici artış, yalnızca psikolojik değil, ekonomi politikalarının da bir sonucudur. Saray’ın ısrarla sürdürdüğü bu anlayıştan farklı bir sonuç beklemek mümkün değildir. Biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, bu tablonun kader olmadığını söylüyoruz. Türkiye tüm zenginliğiyle; emeğin korunduğu, emeklilerin insanca yaşadığı, gençlerin umutla geleceğe baktığı bir ülke olabilir. bunun için algı değil adalet, rant değil üretim, ayrıcalık değil eşitlik gereklidir. bu yönüyle Türkiye’nin ihtiyacı, açık ve nettir: hemen değişim! 2026 yılı bu yönüyle değişimin yılı olacaktır. Yeni Doğan Çetesi denen bebek katilleri, kadın cinayetleri, MESEM denen kabusta can veren çocuklar, izbe otellerde yaşam mücadelesi veren emekliler, kayıt yaptıramadığı için okula gidemeyen gençler, mülakat kepazeliği ile sınavlarda hakkı yenenler, yine atanmayan öğretmenler, iş cinayetlerine kurban gidenler… 2026 yılının daha iyi geçebilmesi için tek yol seçim ve bir an evvel bu organize yapıdan temizlenmektir. Halkımızın insanlık onuruna aykırı halde yaşamasının, verdiği bu ağır geçim savaşının, borçlu doğan bebeklerin tek sorumlusu AKP’dir. Yeni yılda en büyük dileğimiz hak, hukuk, adalet, eşitlik ve şeffaflığa inanan, sözünün eri, milleti için çalışan bir hükümete kavuşmaktır! Türkiye, AKP’nin kuruluşunda en temel sorun olarak gördüğü yoksulluğun, yolsuzluğun ve yasakların ülkesi haline gelmiştir. Cumhurbaşkanı adayımız Ekrem İmamoğlu başta olmak üzere belediye başkanlarımızı, gazetecileri, öğrencileri hapse atarak Anayasa’yı ve yasaları fiili olarak yok sayarak muktedir olunamayacağı açıktır.

Avrupa'da İşsizlere Maaş Bağlanıyor, Bizde Haraç Alınıyor Haber

Avrupa'da İşsizlere Maaş Bağlanıyor, Bizde Haraç Alınıyor

CHP Bartın Milletvekili Aysu Bankoğlu, asgari ücrete yapılan zamla yüzde 154 artan Genel Sağlık Sigortası (GSS) primini gündeme getirdi. Binlerce gencin 2026 yılında 1980 TL’ye çıkarılan GSS primini ödeyemeyeceğini vurgulayan CHP’li vekil, TBMM Başkanlığı’na verdiği kanun teklifiyle “çalışmayan kişilerden GSS primi alınmasın” önerisinde bulundu. AYLIK 1980 TL’LİK PRİMİ BU İNSANLAR HANGİ PARAYLA ÖDEYECEK? Bankoğlu şunları söyledi: Geçtiğimiz 1 Aralık’ta Genel Sağlık Sigortası primi 780 TL’den tam 2 kat artırıp 1.560 TL’ye çıkarıldı. Asgari ücretin artmasıyla GSS primleri 1980 TL oldu. Artış tam olarak yüzde 154! İnsanlar GSS borcunu ödeyemediği için 11. Yargı Paketi’yle borçların faizleri silinecek. Peki bu borçları kim ödeyemiyor? Holding patronları mı? Beş maaşlı bürokratlar mı? Bu borçları işsiz gençler ödeyemedi. Bu borçları, mezun olup iş bulamayan, geleceği elinden alınmış kuşaklar ödeyemedi, ödeyemiyor. Şimdi aylık 1980 TL’lik borcu bu insanlar hangi parayla ödeyecek? SOSYAL DEVLET, BORÇ SİLEN DEĞİL; BORÇ DOĞURMAYAN DEVLETTİR Bugün Türkiye’de yaklaşık 5 milyon NEET genç var. Ne eğitimde, ne istihdamda genç var. Düzenli geliri yok, sosyal güvencesi yok, evden çıkacak parası yok, cebinde 100 lirası bile yok. Bu gençleri iş imkânı tanımadıkları yetmedi, bir de borç çıkarıyorlar. Böyle bir sosyal devlet olabilir mi? Avrupa’da işsizlere maaş bağlanıyor, AKP Türkiye’sinde işsizlerden haraç alınıyor. İnsanları hastaneye gitmeye korkar hale getirdiler. Şimdi de 11. Yargı Paketi’yle utanmadan “borçları sildik” diye övünüyorlar. Siz sağlık hizmetini zaten ücretsiz vermek zorundasınız. Sağlık, sadaka değildir. Sağlık, prim ödeme gücüne bağlı bir meta değildir. Sağlık, Anayasal bir haktır. Sosyal devlet, borç silen değil; borç doğurmayan devlettir. AKP’nin ise bu ülkenin gençlerine borç değil, gelecek borcu var. Bankoğlu’nun kanun teklifinde öğrencilerin “yaşına bakılmaksızın öğrenim süresinin sonuna ve bu öğrenimin ardından sigortalı kaydıyla bir işte çalışmaya başlayana kadar” GSS primlerinin karşılanması önerisi yer aldı.

CHP'li Bankoğlu: "TBMM'de Çocuk Hakları Komisyonu Kurulmalı!" Haber

CHP'li Bankoğlu: "TBMM'de Çocuk Hakları Komisyonu Kurulmalı!"

CHP Bartın Milletvekili Aysu Bankoğlu, Türkiye Büyük Millet Meclisi bünyesinde “Çocuk Hakları Komisyonu” kurulması amacıyla kanun teklifi verdi. Bankoğlu, çocuklara yönelik hak ihlallerinin yapısal bir sorun hâline geldiğini belirterek, Meclis’in bu alanda kalıcı ve doğrudan sorumluluk üstlenmesi gerektiğini vurgulayarak “Çocukların üstün yararı için Meclis’te kalıcı bir ihtisas komisyonu kurulmalı.” dedi. MECLİS’TE CİDDİ BİR BOŞLUK VAR Bankoğlu, çocukların üstün yararının Anayasal ve evrensel bir ilke olduğuna dikkat çekerek, TBMM bünyesinde çocuk haklarına özgülenmiş daimî bir ihtisas komisyonunun bulunmamasını önemli bir eksiklik olarak değerlendirdi. “Dünyada çocuklara bayram armağan eden bir ülkenin Meclisi’nde çocuk haklarını merkeze alan kalıcı bir komisyonun olmaması kabul edilemez” diyen Bankoğlu hak ihlallerinin yapısal hale geldiğine dikkat çekti. CHP’li Bankoğlu çocuk istismarı, ihmal, çocuk işçiliği, erken yaşta evlilik, yoksulluk, eğitimde eşitsizlik, mülteci ve engelli çocukların karşılaştığı sorunlara işaret ederken; bu başlıkların artık münferit değil, yapısal sorunlar olduğunu belirtti. Bu nedenle denetimin ve politika üretiminin kurumsal bir çerçeveye kavuşturulması gerektiğini ifade ederken kurulmasını teklif ettiği Çocuk Hakları Komisyonu’nun çalışma prensiplerine ilişkin önerisini dile getirdi. “Verdiğim kanun teklifine göre kurulmasını önerdiğim Çocuk Hakları Komisyonu; çocuklara ilişkin kanun tekliflerini çocuğun üstün yararı ilkesi doğrultusunda inceleyecek, hak ihlallerini izleyecek, ilgili kamu kurumlarını denetleyecek ve hazırladığı raporları TBMM Genel Kurulu’na sunacak.” Bankoğlu, teklifin gerekçesine ilişkin “Çocukların haklarını korumak, yalnızca sosyal politikaların değil, yasama ve denetimin de asli görevidir. Çocuk Hakları Komisyonu’nun kurulması, Meclis’in çocuklara karşı taşıdığı tarihsel sorumluluğun bir gereğidir” açıklamasında bulundu.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.