SON DAKİKA
Hava Durumu

#Zafer Partisi

Porsuk Haber Ajansı - Zafer Partisi haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Zafer Partisi haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Milletin Dini Duyguları Üzerinden Politika Üretmek Kime Ne Kazandıracak? Haber

Milletin Dini Duyguları Üzerinden Politika Üretmek Kime Ne Kazandıracak?

Zafer Partisi Eskişehir İl Başkanı Hasan Demir, Eskişehir Dost Dernekler Platformu'nun davetlisi olarak Eskişehir’e gelen Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan'ın sözlerine tepki gösterdi. İl Başkanı Hasan Demir yaptığı yazılı açıklamada şunları söyledi; "3 Ocak 2026 Cumartesi günü, demokrasinin beşiği, milli üniter yapının kalesi diye tarif ettiğimiz ve gurur duyduğumuz şehrimize Eskişehir’e, Dost(!) Dernekler Platformu davetiyle gelen YRP Genel Başkanı Fatih Erbakan, konuşmasında ümmet vurgusu yaparak, babasının yıllar önce Bingöl’de yaptığı ve eminim ki daha sonra pişman olduğu bir konuşmayı tekrarladı. Neydi o konuşma: “Sen çıkıp Türküm Doğruyum Çalışkanım der ve dedirtirsen birisi de çıkar ben de Kürt’üm daha doğruyum daha çalışkanım der.” Buradaki Türklük tanımını idrak edememiş, sadece etnik bir unsur olarak değerlendiren Erbakan, bu söylemin siyonizme ve emperyalizme ne şekilde hizmet edeceğini görmüş olmalı ki ömrünün son dönemlerini bu söylemin karşısında mücadeleyle tamamlamıştır. Elbette fikirlere saygılıyız, kendilerine göre kurtuluş olarak değerlendirdikleri ümmetçilik fikri de geçmiş dönemlerde denenmiş ve sonu hezeyanla bitmiş bir fikir olarak karşımıza çıkmıştır. Hilafetin Türk milletine ne gibi bir yararı olmuştur bunu da sorgulamak gerekiyor. Ayrıca dini retorikle yönetilen ülkelere baktığımızda da (Afganistan, İran vb) tablo ortadadır. Rahmetli Necmettin Erbakan, bilindiği üzere özellikle son dönemlerinde AKP yapısının karşısında ciddi bir mücadele vermiştir. Fakat biliyoruz ki 2023’te ülke geleceği için hayati önem taşıyan seçimlerde oğlu Fatih Erbakan Cumhur İttifakı bünyesinde seçimlere girerek Türkiye’nin mevcut durumundan memnuniyetini de haliyle kabullenmiştir. Buradan Sayın Erbakan’a sesleniyorum: aynı siyasi altyapı üzerinde tepinerek tavşana kaç tazıya tut politikanızla neyi arzuluyorsunuz? Fakir bırakılmış, ekmeği elinden alınmış, geçim derdi dışında dert edinemeyen Türk Milleti’nin halinin müsebbibi mevcut yapıya hizmet etmek, milletin dini duyguları üzerinden politika üretmek kime ne kazandıracak Sayın Erbakan? Evet, dünya maalesef farklı bir yere savruluyor. Yüzyıllık projeler son çeyrek asırda o kadar hızlı ilerliyor ki bu ivme hiç normal değil. Ulus devletler bir bir parçalanırken, küresel sermaye acımasızca saldırıyor sömürecek yeni kaynaklar bulmak için. Özellikle coğrafyamızda son 25 yılda yaşananları iyi tahlil etmek zorundayız. Ülkeler ilk olarak demokratik yapısından uzaklaştırılarak monarşiye kaydırılıyor. Sistemin var ettiği diktatörler de günü geldiğinde dış müdahalelerle sözde ‘demokrasi’ hikayesiyle tahtlarından edilerek, ülkelere aleni olarak çökülüyor. Irak’a, Libya’ya, Suriye’ye baktığımızda gördüğümüz tablo tam da budur. O açıdan, ulus devlet kabiliyeti kaybettirilen devletler günün sonunda küresel emperyalizmin yemi olmak dışında hiçbir sonuçla karşılaşmamaktadır. Bu sadece ABD konusu değil, aynı zamanda dünyayı bölüşen Rusya ve Çin için de geçerlidir. Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısı, Çin’in Tayvan’ı hedefine alması, son olarak da ABD’nin Venezuela’ya yaptığı saldırı bu denklemin bir parçasıdır. Bu tablonun bir aparatı olmak zorunda değiliz. Nasıl ki Şanlı İstiklal Harbi’nde Türk Milleti küllerinden yeniden doğduysa, nasıl ki atalarımız Gazi Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde yedi düvele diz çöktürdüyse, onların torunlarının yani bizlerin de yapacağı bellidir. Ya İstiklal Ya Ölüm!"

Türk Kadınları Olarak Bu Mirası Daha da İleri Götürmekle Sorumluyuz Haber

Türk Kadınları Olarak Bu Mirası Daha da İleri Götürmekle Sorumluyuz

Zafer Partisi Eskişehir İl Başkanlığı tarafından, 5 Aralık Dünya Kadın Hakları Günü ve Türk Kadınına Seçme ve Seçilme Hakkının Verilmesinin 91'inci yılı dolayısıyla bir açıklama yapıldı. Zafer Partisi Eskişehir Kadın Çocuk ve Aile Politikalarından Sorumlu İl Başkan Yardımcısı Elif Derman tarafından yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi; "Bugün, 5 Aralık 1934 tarihinde 2598 sayılı Kanun ile Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kadınlara seçme ve seçilme hakkının tanındığı yani özgürlük ve eşitliğin sağlandığı önemli bir gündür. Bu tarih, Türk kadınının yalnızca seçme ve seçilme hakkı kazandığı gün değil, aynı zamanda bir milletin çağdaşlığa attığı en büyük adımlardan biridir. Atatürk, Türk kadınlarının “yerlerde sürünmesine” izin vermedi. “Ey kahraman Türk kadını! Sen yerlerde sürünmeye değil; omuzlar üzerinde göklere yükselmeye layıksın.” diyerek kadına verilen değeri tüm dünyaya ilan etti. 5 Aralık 1934 tarihinde tanınan bu hak bir lütuf değil; bir iradedir. Çünkü Türk kadını, milli mücadelede de cephaneyi taşıyan, yurdunu her türlü savunan ve milletine “Ben de varım!” diyendir. Bugün bizler, Türk kadınları, bu mirası taşımakla değil; daha da ileriye götürmekle sorumluyuz. Kadının siyasette, hukukta, bilimde, kültürde ve toplumun her alanında daha güçlü bir şekilde yer olması için mücadele etmeye devam edeceğiz. Ne mutlu Türk’üm diyene!"

Her Birey Engelli Adayıdır! Haber

Her Birey Engelli Adayıdır!

Zafer Partisi Aile, Kadın ve Çocuk Politikalarından Sorumlu İl Başkan Yardımcısı Elif Derman, 3 Aralık Dünya Engelliler Günü dolayısıyla bir basın açıklaması yaptı. İl Başkan Yardımcısı Derman yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı; ''3 Aralık Dünya Engelliler Gününde; engelli vatandaşlarımızın yanında olduğumuzu, onların hakları için verdiğimiz mücadelenin kararlı bir şekilde sürdüğünü, bir kez daha ifade etmek isteriz. Biz Eskişehir Zafer Kadınları olarak biliyoruz ki engelli bireylerin karşılaştığı zorluklar, yalnızca fiziksel engellerden ibaret değildir. En büyük engel; toplumun duyarsızlığı yetersiz politikalar ve eksik destek sistemleridir. İşte bu nedenle dayanışmamız, yalnızca bugün için değil, her gün için gereklidir. Engelli bireylerin yaşamın her alanında eşit, güvenli ve onurlu hayat sürmesi; güçlü devlet politikaları, pozitif ayrımcılık ilkesinin uygulanması, şehirlerin erişebilir hale getirilebilmesi ve ailelere güçlü bir destek mekanizmalarının kurulması ile mümkündür Bizler bu mücadelenin yalnız olmadığını, bu toplumun bir parçası olduklarını ve birinin yaşamını kolaylaştırmanın bir sosyal sorumluluk olduğunu hatırlatıyoruz. Dayanışma; Bir el uzatmak, bir adım atmak, ve birlikte yaşanabilir bir geleceği inşa etmektir. Tüm engelli vatandaşlarımızı ve ailelerini sevgiyle ve saygıyla selamlıyoruz… Biz birlikte güçlüyüz, birlikte başaracağız… Her Birey Engelli Adayıdır...''

Bu Süreçten Terörsüz Türkiye Çıkmaz, Paramparça Olmuş Bir Türkiye Çıkar Haber

Bu Süreçten Terörsüz Türkiye Çıkmaz, Paramparça Olmuş Bir Türkiye Çıkar

Zafer Partisi Eskişehir İl Başkanlığı tarafından ülke gündemleri ve son zamanlarda gündemde sıkça yer alan sanal bahis ve kumar ile ilgili bir basın açıklaması yapıldı. Zafer Partisi Eskişehir İl Binasında düzenlenen basın toplantısında İl Başkanı Hasan Demir ve İl Başkan Yardımcısı İbrahim Bal konularla ilgili değerlendirmelerde bulundu. İl Başkanı Hasan Demir yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi; "İmralı ziyareti açık ve net olarak bize göstermektedir ki, terörist unsurlar legalleştirilmek istenmektedir. Sözde barış ve kardeşlik adına devletin ve milletin bütünlüğü zedelenmekte ve maalesef terörün arzularına boyun eğilmektedir. Gazi Meclis temsilcilerinin terörist başının talebiyle terörist başının talebiyle ayağına gitmesi, yıllardır yürütülen ve sonlanma aşamasında olan terörü tekrar hortlatmakta, siyasi emellerine ulaşma konusunda da cesaret vermektedir. Bu süreçten terörsüz Türkiye çıkmaz. Bu süreçten teröre teslim olmuş, etni site, mezhep temelli bölünmüş, parçalanmış Türkiye çıkar. Tekrar ediyorum: Bu süreçten terörsüz Türkiye çıkmaz. Bu süreçten paramparça olmuş bir Türkiye çıkar. Gidişat onu gösteriyor. Nasıl ki, "Ne istediniz de vermedik?" sorusunun muhattabı FETÖ konusunda yaşattıklarınızın kaygısını çeken Türk Milleti, 15 Temmuz kalkışmasında devletinin yanında yer alarak kalkışmayı bastırdıysa; nasıl ki, verdiğiniz tavizler ve uyguladığınız yanlış politikalar sonrasında kendine alan açan narko terör örgütü, hendeklerle mahallelerimizi kuşattığında 793 vatan evladının şahadetiyle mahallelerimizi geri aldıysa Türk Milleti, aynı acıları yaşatmak kime ne kazandıracak? Buradan bu politikayı güden tüm yapılara bu soruyu yöneltmek istiyoruz. Biliyorsunuz, 2009-2015 süresi zarfında gerek Ergenekon, Balyoz yapılanmaları, operasyonları, gerek adli mercilere yapılan organizasyonlar; bu noktada gerek yine 'Analar ağlamasın' politikaları birçok soruna sebebiyet vermişti. Türk Milleti, bu sorunların üstesinden kendi kanıyla, canıyla gelmişti. Yine aynı hükümet, yine aynı yapı başımızdaydı. Bugün de aynı şeyleri yaşamaktan, yaşatmaktan muradınız ne? Zafer Partisi olarak bunu net sizlere soruyoruz. Sizin hatalarınız Türk Milleti'nin ferasetiyle giderilmeye çalışılırken, hata yapmakta ısrarınızı farklı soru işaretleri doğurmakta olduğunu iyi bilmenizi arzu ediyoruz. Yaptığınız hatalar artık hata düzeyini aşmış, başka bir düzeye evrilmiştir. Bu hataları kaydettiğimizi, not ettiğimizi ve çeşitli soru işaretlerinin gündemde olduğunu bilmenizi istiyoruz. Türkiye Cumhuriyeti'nin birliğini, millî, üniter ve laik yapısını Türk Milleti olarak size rağmen koruyacağız. Yine düşman ceza hukuku bünyesinde Silivri'de bir mahkeme gerçekleşti. Fatih Altaylı mahkemesi, 4 sene 2 ay hapis cezasıyla cezalandırıldı. Suçu ne? Cumhurbaşkanını tehdit. Fatih Altaylı ve Cumhurbaşkanını tehdit. Evet, yargı sopası halihazırda muhalif kanada alenî olarak sallanıyor. Maalesef anayasası olan bir ülke, anayasallıktan hızla çıkartılıyor. Net olarak gördüğümüz bu: Anayasamız var, fakat anayasaya uyan bir yapı yok. Anayasanın 10. maddesi net olarak lağvedilmiş durumda. Herkese eşit hak ve hukuklar tanımaz durumda. Bu konuda da sitemlerimizi sizlerin vasıtasıyla Türk Milleti ile paylaşmak isteriz. Fırsat buldukça saldırıya geçen, Türk Milleti'nin hakimiyetini ortadan kaldırmayı hedef alan şer odakları bitmek tükenmek bilmiyor. 28 Kasım Cuma günü de bir yenisine şahitlik edeceğiz. Nedir bu? İlk yurt dışı seyahatine çıkacak olan Papa 14. Leo yarın İznik'te olacak. 200 yıldır hedefledikleri bölünmüş Anadolu'da kendilerine parça edinme gayelerini, maalesef basiretsiz yönetimler vasıtasıyla günden güne bu hedeflerine yaklaştıklarını görüyoruz. Papa'nın yanında kim yer alacak? Fener Rum Patrikhanesi'nin papazı. Fener Rum Patrikhanesi üzerinden yapılan bütün tezgahlar Türk Milleti ve bizler tarafından biliniyor. Bugün siyasi otoritenin açtığı kanallarla, yarınlar noktasında riskleri göstermek adına sizlerle şu haritayı paylaşmak istiyorum. Burada ekümenliğin kendisine pay gördüğü, kendisine hak gördüğü bir harita var: İstanbul'un Trakya yakası. Dikkat çekmemi istediğim konu da şu: Burada Yunanistan sınırıyla alakalı sınırın ve beraberindeki İstanbul'un, Türkiye'nin şekillenmesi. Aynı şekilde burada başka bir haritamız daha var. Bu haritada Kanal İstanbul projesinin haritası. Yıllardır ekümenik adı altında kendilerine farklı bir misyon takarak ülkeyi bölünme aşamasında göstererek ve hatta bölme tehlikesiyle karşı karşıya getirerek kendilerine parça koparmak isteyen bir yapı var karşımızda. Yarın 28 Kasım Cuma günü İznik'te Papa'nın önderliğinde, öncülüğünde Anadolu coğrafyasında olacak ve orada ayinler, törenler yapacak. Evet, buradan tekrar devletimizi, milletimizi, hükümetimizi uyarıyoruz. Bu amaçlara alet olmayın. Bu amaçlar 200 yıldır net olarak karşımıza çıkan, gerek Osmanlı döneminde gerek Cumhuriyetin ilk yüzyılında hiçbir şart altında müsaade edilmeyen amaçlardır. Bu amaçlara hizmet, Türk Milleti'ne ihanettir. Her ne şart altında olursa olsun, İstiklal Marşı'nda yazdığı üzere "Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak" ibaresini tekrar buradan beyan ediyoruz. Türkiye Cumhuriyeti Devleti ilelebet payidar kalacaktır, ta ki son Türk ocağı sönene kadar." dedi. Zafer Partisi Eğitim Politikalarından Sorumlu İl Başkan Yardımcısi İbrahim Bal ise Sanal bahis ve kumar ile ilgili açıklamalarda bulundu; "Sanal kumar bağımlılığı, bireyin internet üzerinden erişilebilen bahis, casino, poker gibi kumar oyunlarını sürekli oynama isteği duyması ve bu durumu kontrol edememesi olarak tanımlanır. Kişi, para kaybetmesine ve zarar görmesine rağmen oynamaya devam eder; günlük yaşamında ciddi aksamalar yaşar. Kolay kazanç hayali, insanların hayatlarını karartıyor. Sanal bahis ve kumarın, bireylerin ekonomik ve psikolojik yaşamlarına verdiği zararlar her geçen gün artarak devam ediyor aynı zamanda ruhsal çöküntü, aile içi sorunlar ve sosyal hayattan kopmaya neden oluyor. Sanal bahiste kısa vadeli kazanç ile başlayan bu süreç, uzun vadeli kayıplara dönüşerek bireylerin hayatlarını altüst edebiliyor. Sanal kumar bağımlılığının gelişmesinde genellikle psikolojik faktörler rol oynar. Kolay erişim: Sanal kumar, akıllı telefonlar ve bilgisayarlar aracılığıyla 7/24 oynanabilir, bu da bağımlılığı tetikler. Hızlı kazanç umudu: Kişiler, kısa sürede büyük paralar kazanabileceklerini düşündükleri için oynamaya devam eder. Psikolojik faktörler: Depresyon, kaygı bozukluğu, yalnızlık, stres. En önemlisi de ekonomik nedenler, belki çok para kazanıp sıkıntılarımdan kurtulurum düşüncesi. Reklam ve teşvikler, Kaybı telafi etme isteği. İlan edilen futbol organizasyonları için; organizasyon birincisini, gol kralını, belirtilen karşılaşmalarda ilk golü atacak oyuncuyu, organizasyonların grup birincileri veya ikincilerini, yarı finalistlerini veya finalistlerini kupon üzerinde tahmin etmek suretiyle oynanır. Bugün futbolun dünya çapında 500 milyar dolarlık pazar hacmiyle devasa bir endüstriye dönüştüğünü söyleyebiliriz. Reklâm gelirleri, sponsorluk anlaşmaları, yayın ihaleleri ve bahis oyunlarıyla bu devasa sektörün pazar hacmi her geçen gün artıyor. Emperyalist piramidin üst basamaklarındaki ülkelerin takımları en zenginler listesinde de başı çekiyorlar. Sanal ortamda oynanan kumarın mali boyutlarını şöyle: Türkiye’de yaş aralığı 18 ile 50 arasında olan yaklaşık 7 milyon kişi yılda 70 milyar TL’lik bahis oynuyor. Ekonomik kriz kumarı besliyor. Türkiye'de her 10 kişiden 1'i en az bir kez kumar oynadığı ortaya çıktı. Kumara başlama yaşı olarak bakıldığında kumar oynayanların yüzde 71'i ilk kez 15-24 yaş aralığında kumar oynadığı tespit edildi. Yüzde 19'u ise 25-34 yaşları arasında oynadığı öğrenildi. 35 ve üstü ise yüzde 10 olarak belirlendi. Hayatında en az bir kez kumar oynamış bireylerin eğitim durumuna göre dağılımına bakıldığında okul bitirmemiş yüzde 3,5, ilkokul mezunu yüzde 8,9, ortaokul mezunu yüzde 9,8, lise mezunu yüzde 10,2, ön lisans mezunu yüzde 11,5, üniversite mezunu yüzde 11,3 ve lisansüstü yüzde 13 olarak belirlendi. Buna göre eğitim artıkça hayatında bir kez bile olsa kumar oynayanların yüzdesi artıyor. Türkiye, kumar oynatmada dünya 3.sü. Son dönemde sporda gördüğümüz üzere de 1024 futbolcu futbol disiplin kuruluna sevk edilmiştir. Bu çerçevede 152 hakemin de aktif olarak bahis oynadığı açıklandı. Yasa dışı şans oyunu ve sanal kumar sitelerinin tamamının 99 farklı ülkeden yayın yaptığı tespit edilmiş. Yaklaşık 169 000 sitenin 159 000 ine erişim engeli konulmuş. Bunların engellenme sebebi de lisans almamaları ve bunlardan vergi geliri elde edilmemesi... Bu tablo iktidar tarafından bugüne kadar yasa dışı bahisle mücadelede gerekli adımların atılmadığını göstermektedir. Uzun yıllar düzenleme yapmakta yetersiz kalındı. MASAK koordinasyonunda hazırlanan 2025-2026 Sanal Ortamda Yasa Dışı Bahis ve Kumarla Mücadele Eylem Planı önemli bir adım, ancak geç kalınmış bir adımdır. Bu internet siteleri, gençleri ve aileleri yıkıma sürüklüyor. Zafer Partisi olarak belirtiyoruz ki çevrimiçi kumar siteleri kesinlikle engellenmeli. Bugüne kadar bunun göz ardı edilmesi, bu iktidarın utancıdır. Gençler bu tip alanlara sürüklenmemeli; spor ve çeşitli aktivitelere yönlendirilmelidir. MADDE BAĞIMLILIĞI Uyuşturucu maddelerin, insanlık tarihinin başlangıcından itibaren, keyif verici, ağrı giderici, hastalıkları iyileştirici olarak kullanıldığı bilinmektedir. Madde bağımlısı insan sayısının artması diğer ülkelerde olduğu gibi ülkemizde de birçok sosyal ve ekonomik sorunlara sebep olmuş, olmaya da devam ediyor. Bağımlılık, kişinin zarar görmesine rağmen madde kullanımına devam etmesi, kullandığı maddeyi bırakamaması, sürekli madde arayışı içinde olması hali diye tarif ediliyor. Madde kullanımı sağlığı bozuyor, suç işletiyor, sosyal refah seviyesini düşürüyor, kişinin eğitimini engelliyor, ülkede güvenlik sorunu oluşturuyor, daha birçok şahsa ve topluma kötü yansımaları var. Cinayetlerin %60’ı, saldırıların %40’ı, tecavüzlerin %33’ü madde ve alkol kullanımı ile ilgili olduğu tespit edilmiş. Ülkemizde yapılan araştırmaya göre 15 yaş ve üzerindeki bireylerin yaklaşık %3’ü bir tür uyuşturucu madde kullanıyor. Son yıllarda uyuşturucu kullanımının 15 yaşın altına indiği bilinmektedir. Son yirmi yılda Türkiye'de uyuşturucu kullanımı ve buna bağlı ölümler büyük artış göstermektedir. 2000’li yılların başından itibaren bu tür ölümlerde artış yaşanmıştır. Özellikle 2010’lu yıllarda ülkemizde uyuşturucu nedeniyle ölümler hızla artmıştır. Madde bağımlılığının nedenleri, şu şekilde tespit edilmiş: sağlıksız arkadaş ortamı, merak, kişilik problemleri, bozuk aile ortamı, sorunlardan kaçış isteği. Gençler için merak ve kötü arkadaş ortamı çok önemli. Bunun yanı sıra ailelerin yaşadığı ekonomik problemler, geçim sıkıntısı, gençlerin bu ortamdan kurtulma isteği maalesef madde bağımlılığını tetikleyen unsurlar. Bir üniversitemizde yapılan “Dünyada ve Türkiye’de Uyuşturucu Kullanımı” başlıklı araştırmaya göre, uyuşturucu kullanımının dünyada azaldığı Türkiye de ise arttığı tespitini yapmıştır. Casperlar, Sarallar, Daltonlar derken her gün yeni bir suç örgütünün doğduğu Türkiye, Afganistan, Suriye, Nikaragua gibi ülkeleri geçerek ‘en suçlu’ ülkeler arasına girdiği basına yansıdı. Türkiye’de vatandaşlar, hemen her sabaha yeni bir suç örgütünün adı ve yeni eylemi ile uyanmaya başladı. Durum öyle bir hale geldi ki global araştırma raporlarında Türkiye artık ‘en suçlu’ ülkeler liginde ilk 10’a girdi. Geçen hafta açıklanan 2025 ‘Küresel Organize Suç Endeksi’ raporuna göre Türkiye, 193 ülke arasında Kolombiya ve Meksika gibi ülkelerin ardından 10’uncu sırada yer aldı. Her konuda ailelerin geçim sıkıntısı önümüze çıkıyor. Bu da devletimizin çözmesi gereken en büyük problem... Türkiye, uyuşturucu ile mücadele konusunda çeşitli önlemler alıyor. Fakat bu önlemler yeterli değil. Madde kullanımı her geçen gün artıyor. Yıllardır binlerce insanımızı öldüren PKK terör örgütünün yaptığı terörün finansmanını uyuşturucu ticaretinden kazandığını hepimiz biliyoruz. PKK yıllarca uyuşturucu ticareti yaptı, gençlerimizi insanımızı bir de böyle öldürdü. Bu tür gayri meşru işlerden para kazandığı bilinen mafya diye adlandırılan birçok ismin üst düzey devlet yetkilileriyle boy boy fotoğraflarını basında görmek toplumumuzu derinden etkiliyor. Bu fotoğraflar aynı zamanda bu işleri yapan küçüklü büyüklü gruplara cesaret veriyor, uyuşturucu ticaretinin ve kullanımının artmasına sebep oluyor. Yine son yıllarda dünyaca ünlü mafya liderlerinin de Türkiye’yi kendilerine güvenli liman gördükleri, bu işleri yapanların ülkemizde cirit attıkları basında yer alıyor. Maalesef uyuşturucu ticareti yapanlar kendileri için gerekli torbacı diye tabir edilen satış elemanlarını bulmada güçlük çekmiyorlar. Ülkemizin içinde bulunduğu ekonomik durum, para kazanmak için birçok insanımızı özellikle gençlerimizi içine çekiyor. Gelinen noktada gençlerimiz, ailelerimiz ve ülkemizin geleceği için çok ciddi bir tehlike. Ailelerimiz çocuklarına sahip olmalı, devletimiz hem güvenlik hem sağlık açıdan gerekli tedbirleri artırarak almalıdır. Zafer Partisi olarak uyarıyoruz: Uyuşturucunun 12 yaş altına düştüğü ülkemizde hızlı tedbirlerle gerekli eğitim çalışmaları süratli bir şekilde alınmalıdır. Gençler sosyal hayat içerisinde bir an önce konumlandırılmalı ve temiz bir Türkiye için Tertemiz Türkiye Proje’miz tüm hatlarıyla yürürlüğe konmalıdır."

Zafer Partisi Eskişehir İl Yönetimi Mazbatasını Aldı Haber

Zafer Partisi Eskişehir İl Yönetimi Mazbatasını Aldı

Haftasonu yapılan Zafer Partisi 2'inci Olağan İl Kongresinde güven tazeleyerek tekrar İl Başkanlığına seçilen Hasan Demir ve İl Yöneticileri Seçim Kurulundan mazbatalarını aldı. Mazbataların alınmasının ardından bir açıklama yapan Zafer Partisi Eskişehir İl Başkanı Hasan Demir şu ifadeleri kullandı; "Genel Başkanımız Ümit Özdağ'ın katılımıyla ciddi, 4 tane organizasyon gerçekleştirdik. Bunlardan birisi de Cumartesi günü gerçekleştirdiğimiz, ikinci olan kongremizdi. İkinci olan kongremiz gerçekten çok heyecanlı geçti. Tek aday olmasına rağmen salonumuz tıka basa dolmuştu ve gerek partililerimiz gerek Eskişehir halkı bu teveccühlerini bize yansıttılar. Kongre sonucunda yeni yönetim kurulumuzla beraber bugün itibarıyla mazbatamızı almış ve görevimizin başına dönmüş bulunuyoruz. Bu süreçleri atlatırken 22 Ekim 2024 tarihinde başlayan ve dün itibarıyla tavan yapan bir süreç, malum ikinci ihanet süreciyle alakalı çalışmalarımızı hızlandırdık. Bu minvalde birileri yanlarına 3 tane arkadaş alıp bir yerlere gitmekten bahsederken, bizler de Türk milletiyle beraber olduğumuzu net olarak beyanla, yeni yöneticilerimizle birlikte sahada, sokakta, salonda, her alanda bu sürecin karşısında olacağımızı tekrardan beyan ettik ve beyan etmeye devam ediyoruz. Ülkemiz zor süreçlerden geçiyor. Çıkmaz bir alana sevk ediliyor ve bizler, Zafer Partililer, Türk milliyetçileri, Atatürkçüler, bu denklemde doğruyu buldurmak ve bulmak adına Türk toplumunu tekrar tekrar uyarılarla diriltmeye ant içmiş ciddi bir çoğunluğuz ve bu toplum, Türk milleti, bu sürecin sonunda tekrar kendi hassasiyetlerine geri dönecek ve tekrar laik, millî, üniter yapısına kavuşacak. Bu denklemde Zafer Partililer olarak her daim çalışmaya devam edeceğiz. Elimizde son seçim il seçiminin aldığı, verdiği mazbata mevcut ve bu mazbata sadece şu an Eskişehir'de bizim Zafer Partisi'ni yönetmemize vesile olacak mazbatadır. İnşallah ilk süreçte, ilk fırsatta, gelecek ilk sandıkta, milletvekillerimizle birlikte laik, üniter, millî Türk devletini kendi alacağımız mazbatalarla tekrar canlandıracağız ve meclisten Eskişehir'in, Türk milletinin gür sesi olarak bu süreçten çıkacağız. Hepinize çok teşekkür ediyorum. Birilerinin kendi yanına yoldaşlar, can dostlar, ne dersek diyelim, alıp İmralı ziyaretinde bulunacağından esas muradım buydu. Biz Türk toplumuyla, Türk milletiyle her daim bu sürecin karşısında olmaya ant içmiş Türk milliyetçileriyiz. Süreç hızla devam ediyor ve anlamsız bir şekilde birinci ihanet, 2013-2015 döneminde yaşadığımız birinci ihanet sürecinden daha hızlı sonuca koşuyor. Ama bu sonucu nasıl 7 Kasım 2015 seçimlerinde Türk milleti durdurduysa, ilk sandıkta da Türk milleti bu ihanet sürecini durduracak ve bizler de Türk milletiyle birlikte olmanın gururunu hep beraber yaşayacağız. Malumunuz, ülke en fazla ekonomik buhran, ekonomik sıkıntılar noktasında sorunlar yaşıyor. Biz de bunlarla alakalı çok fazla sitemler alıyoruz ve bununla alakalı projelerimizi halkımızla, Türk milletiyle bir araya gelerek anlatıyoruz. En fazla ekonomi ve daha sonra da Türk milletinin hassasiyetleri konusunda serzenişlerle karşılaşıyoruz. Özellikle 22 Ekim'de başlayan sürece karşı Türk milleti, bu sürecin tamamen laik, millî, üniter yapının bozulması anlamına geldiğini, Anayasanın 10., 42. ve 66. maddelerini tahrip amaçlı gerçekleştiğini beyan ediyor ve biz de onlarla bu alanlarda faaliyetlerimize devam ediyoruz."

Siz Bu Milletin Aklıyla Alay mı Ediyorsunuz? Haber

Siz Bu Milletin Aklıyla Alay mı Ediyorsunuz?

Zafer Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ bir dizi ziyaret ve partisinin 2. Olağan İl Kongresine katılmak üzere geldiği Eskişehir’de basın mensupları ile bir araya geldi. Basın mensupları ile kahvaltıda bir araya gelen Zafer Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ yaptığı açıklamalarda şu ifadeleri kullandı; "2025 yılı, ülkemiz açısından çok ağır zorluklarla geçiyor. Bir yandan, 8 seneden bu yana dar gelirli ve sabit gelirli yurttaşlarımızın milli gelirden aldığı payı azaltan, sanayi üretimini durduran, tarımda üretimi tasfiye eden ekonomik buhranın ağırlığı bir kabus gibi Türkiye'nin üzerine çökerken, öte yandan bu ağır ekonomik krizi aşmak için Türkiye'nin önüne hiçbir perspektif koymayan iktidar, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin kuruluş esaslarını PKK terör örgütü ve onun katil elebaşısı Abdullah Öcalan'la yapmış olduğu pazarlıklar çerçevesinde tasfiyeye başladığı bir sürecin içerisine girdi. 2025 yılı çok çok zor geçti ve Türkiye Cumhuriyeti ne yazık ki 2026 yılında tarihsel bir kırılmaya doğru sürüklenmek isteniyor. Önümüzdeki yıl yaşanacaklar, Cumhuriyet tarihinin her anlamda en ağır ve sonuçları açısından en korkutucu gelişmeleri olabilir. PKK terör örgütüyle yapılan pazarlıklar konusunda şimdiye kadar duymuş olduklarımız, İstiklal Savaşı vererek kurmuş olduğumuz Cumhuriyete bir terör örgütünün adeta ortak olarak getirilmek istendiğini gösteriyor. Esasen bu tespitimizi, DEM Eş Başkanı Tunçer Bakırhan da "Cumhuriyete ortak oluyoruz" açıklamasıyla doğruluyor. Cumhuriyetin kırılma süreci devam ederken, 8 seneden beri devam eden ekonomik buhranın 2026 senesi içerisinde daha da ağırlaşacağı gözüküyor. Ne yazık ki Türkiye, yanlış ekonomik politikalar neticesinde ağır bir sanayisizleşme süreci içerisine girmiştir. Türk sanayicisi, hükümetin yanlış politikalarının bedelini ya bu ülkeden kaçıp sermayesini başka ülkelere götürerek ya da malını mülkünü yabancı fonlara satarak kurtarmaya çalışmaktadır. Hükümetin politik duruşundan hoşlanmadığı sermayedarları, sanayicileri önce Maliye Bakanlığının cezalandırma sistemiyle baskı altına aldığını, bu da yetmezse düşman ceza hukuku uygulamalarıyla malına mülküne her türlü anayasal güvenceden uzaklaştırılmış bir şekilde el koyabildiğini görüyoruz. Bir ülkede ekonomik istikrarın olması, sağlam bir adalet sistemine ve kaliteli bir eğitime bağlıdır. Bugün ülkemizde ne yazık ki adil bir adalet sistemi ve kaliteli bir eğitim yoktur. Adaletin olmadığı yerde ekonomik gelişmeden ve ekonomik istikrardan bahsetmek mümkün değildir. 30 yıldan beri Türkiye'nin büyük yatırımlar yaparak geliştirmiş olduğu tekstil sanayinin durumu ortadadır. Geçen sene 364.000 tekstil işçisi işlerini kaybettiler. Tekstilde 4,5 ile 5 milyar dolarlık bir sermaye Türkiye'den sadece Mısır'a gitti. Balkan ülkelerine gidenlerden bahsetmiyoruz bile. Ama sadece tekstil değil, mobilya, ayakkabıcılık gibi sektörler de Mısır gibi ülkelere kendilerini kaymak zorunda hissediyorlar. Türk hazır giyim ve tekstil sanayinin önde gelen isimlerinden biri olan Abdullah Kiğılı, geçtiğimiz günlerde yapmış olduğu bir açıklamayla kamuoyuyla paylaştı. Gelecek 6 ay içerisinde tekstilde yaşanacak büyük çöküşü haber verdi. Bakın, bu kişi bir siyasi kimliğe sahip değil. Hatta yakın zamana kadar yapmış olduğu açıklamalarda Recep Tayyip Erdoğan'ı ve AK Parti'yi birçok noktada desteklediğini de biliyoruz. Ancak gelinen aşama şunu gösteriyor: Artık sanayici, yok olma tehlikesiyle karşı karşıya. Geçtiğimiz günlerde İzmir'de düzenlenen bir fuara, tekstil fuarına gittik. Değerli arkadaşlar, kumaşların %80'i ithaldi. Bu sadece o fuarda gördüğümüz manzara değil, bu, Türkiye'de üretimin ne noktaya geldiğinin genel manzarası olmak durumunda. İktidarın üreticinin önünü açmak gibi en ufak bir kaygısı yok. Aksine daha fazla vergi, daha fazla ceza ile üreticinin önü, etkili bir şekilde, kısa vadeli ve parti çıkarına dayanan hesaplarla kesilmeye devam ediliyor. Ve bu, 2025'ten 2026'ya ağırlaşarak devam eden ekonomik buhran, toplumun üzerine bir kâbus gibi çökerken görüyoruz ki, Öcalan'la ve PKK terör örgütüyle sürdürülen görüşmelerde de terör örgütüne ve Öcalan'a tavizler verilmeye devam ediliyor. Öcalan'ın İmralı'dan notları sızdı. Bu notlarda büyük ve önemli iddialar var. Birisi de çıkıp "Bunlar yalan." demiyor. Öcalan, "Lozan bitti." diyormuş. Var mı böyle bir şey, kardeş? Abdullah Öcalan'a siz İmralı'da "Lozan bitti." dedirtiyor musunuz? Lozan'ı kim bitirmiş? Ordumuz hangi mağlubiyete uğramış ki Lozan bitmiş? Bu ne hadsizliktir? Ve bu terörist başıyla şimdi Türkiye Büyük Millet Meclisi'ndeki Öcalan Komisyonu, nasıl görüşeceğini tartışıyor. En son buldukları formül: "Adaya gidenin başına bir şey gelir daha sonra. Adaya gitmeyelim." "Eee, ne yapalım? Öcalan'la uzaktan görüşme yapalım." Türkiye Büyük Millet Meclisi mensupları, Millet Meclisi milli mabettir ve Türk milletinin egemenliğini temsil eder. Bunun mensupları bir terör örgütünün elebaşısıyla ne görüşecek? Bu, Türk milletine yapılmış bir hakaret değil midir? Bu PKK terör örgütü tarafından öldürülen asker, sivil, polis, jandarma, milli istihbaratçı, 15.000 yurttaşımız var. Evet15.000 yurttaşımız. Bunlara yapılmış büyük bir haksızlık değil midir? Abdullah Öcalan'la uzaktan görüşme yapılırken, Selahattin Demirtaş da önümüzdeki günlerde serbest bırakılacak ve siyasette aktif rol alacak. Ana muhalefet partisi'nin bütün belediye başkanları hapishanede, Silivri'de yatıp ellerinden Twitter hesapları bile alınırken, Selahattin Demirtaş dışarıya çıkacak ve Türkiye Cumhuriyeti devletiyle Anayasa'nın nasıl yapılacağının pazarlığını yapacak. Böyle bir Türkiye'yi Türk milletine nasıl kabul ettireceğinizi düşünüyorsunuz? Başından beri Türk milletine söylenen büyük bir yalan vardı: 'Biz hiçbir taviz vermiyoruz, hiçbir pazarlık yapmayacağız, PKK bütün unsurlarıyla silah bırakacak'. PKK hiçbir unsuruyla silah bırakmadı. YPG de silah bırakacak denildi, YPG de silah bırakmadı. Ama şimdi görüyoruz ki YPG'yi buharlaştırmak için yeni bir formül bulmuşlar. Artık YPG demeyeceklermiş, SDG diyeceklermiş. SDG deyince de YPG kendiliğinden yok olacakmış. Siz bu milletin aklıyla alay mı ediyorsunuz? Siz bu milletin aklıyla alay mı ediyorsunuz? Suriye'nin kuzeyinde bir PKKistan kurulduğunu bu millet görmüyor mu zannediyorsunuz? Evet, Suriye'nin kuzeyinde bu süreçte bir PKKistan kuruluyor. Yine bu müzakerelerin bir parçası olarak 1990'ların başında Türkiye'den Irak'a gidip Kuzey Irak'ta Mahmur Kampı'nı oluşturup burada PKK terör örgütüne lojistik destek veren kamp sakinleri -sakin dediğime bakmayın, hiçbir zaman sakin değillerdi, terörün parçasıydılar- şimdi Türkiye'ye dönüyorlarmış. Türk milleti bunları kabullenmeyecek. Bu millet ekonomik krizle yaşamayı kabul eder. Bu millet adaletsizliklere isyan eder ama sabreder. Ancak, bu milletin devletine bir terör örgütünü ortak olarak getiremezsiniz. Türkiye'de Kürt sorunu diye bir sorun yoktur. Türkiye'de etnik bir sorun yoktur. Türkiye'de olan sorun bir politik, ideolojik, bölücülük sorunudur. Hiç kimse bize, bir yurttaşımızın ana dili Kürtçe olduğu için mağdur olduğu yalanını söyleyemez. Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde ana dili Kürtçe olan milletvekilleri, bakanlar, genel müdürler mi mağdur? Ya da Ege'de, Akdeniz'de kıyılarındaki 5 yıldızlı otellerin sahipleri mi mağdur? Yoksa Kastamonu'nun, Van'ın köyündeki köylü çiftçi mi mağdur? Türkiye'de mağduriyet etnik merkezli değil, sosyal sınıf merkezlidir. Ve şimdi, devletinin Öcalan'a ve PKK'ya teslim edilmesine hayır demeye, güçlü, çok güçlü bir hayır demeye hazırlanıyor. Ve duyduğumuz hususlardan bir tanesi; PKK bir narko-terör örgütüdür. Bu narko-terör örgütü, Batılı istihbarat servislerinin de desteğiyle ve oluruyla, on yıllardan bu yana Afganistan ve Ortadoğu'dan Avrupa pazarlarına taşımış olduğu narko-tik ürünlerden elde etmiş olduğu gelirle, Türkiye'ye karşı bir terör sürecini finanse etmiştir. Keza, Avrupa'da PKK'nın geniş bir baskı ve haraç ağı vardır. Yine Batı'nın onayıyla bu narko-terörden gelen paranın önemli bir bölümü aklanmıştır. Batı tarafından. Şimdi Öcalan'ın, "Türkiye'ye bu parayı da sizin kontrolünüze verelim," dediğini duyuyoruz. Olacak şey değil. Olacak şey değil. Bir terör örgütünü muhatap olarak aldığınız zaman, karşınıza bu tür ahlaksız tekliflerin dahi gelmesinin nasıl mümkün olduğunu görüyoruz. Biz Zafer Partisi olarak bu sürece daha ilk günden itibaren itirazımızı dile getirdik ve bu sürecin Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni bir kırılmaya sürükleyeceğini Türk milletine ifade ettik. Bunu bu şekilde kararlı bir üslupla ve muhalefetimizi bütün Türkiye'yi parlamento yaparak sokağa taşıdığımız için de ceza olarak 5 ay Silivri'de düşman ceza hukukuyla tutuklu bir şekilde bulunduruldum. Ama ne bu tutukluluk ne diğer baskılar, benim de Zafer Partisi'nin de Türkiye'nin milli, üniter, laik devlet yapısını savunma konusundaki irademizi 1 santim geriletememiştir. Zafer Partisi olarak Türk halkına verdiğimiz sözün arkasındayız. Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin bir terör örgütüyle pazarlıklar yaparak yeniden kurulmasına ve Abdullah Öcalan denilen teröristin Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin sözde kurucu önderi olmasına müsaade etmeyeceğiz."

Cumhuriyet Bize Miras Değil Emanettir Haber

Cumhuriyet Bize Miras Değil Emanettir

Zafer Partisi Eskişehir İl Başkanlığı tarafından 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı dolayısıyla Valilik Meydanı’nda bir tören düzenlendi. Valilik Meydanı’nda bulunan Atatürk Anıtı’na çelenk sunumu, saygı duruşu ve İstiklal Marşı'nın okunmasının ardından bir açıklama yapan Zafer Partisi Eskişehir İl Başkanı Hasan Demir şu ifadeleri kullandı; “Cumhuriyete sahip çıkmak adına günün bu saatinde, bayrama, tatile rağmen burada olduğunuz için hepinize ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Cumhuriyet kolay kazanılmadı. Binlerce yılın bilgi birikimi ve donanımıyla, atalarımızın yoğun mücadelesiyle ve özellikle 1. Dünya Harbi'nden çıkmış, işgale uğramış Anadolu coğrafyasını tekrar diriltmek adına Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarının yoğun mücadelesiyle, atalarımızın mücadelesiyle ilan edildi. Cumhuriyet sadece bir rejim değil, aynı zamanda bir yaşam tarzı. Bu yaşam tarzının içerisinde ne var? Bu yaşam tarzının içerisinde, rejimde öncelikle güçler ayrılığı ilkesi var. Yasama, yürütme ve yargının ayrı olduğu, bağımsız olduğu parlamenter yapı var. Ama gelinen dönemde, 2017 yılı itibarıyla yapılan maalesef 2,5 milyon mühürsüz oyun kabul edildiği kirli referandum sonrası Cumhuriyetin temelleri bu denklemde sıkıntıya sokuldu. Ha bizler ne yapacağız? Bizler yılmadan, durmadan mücadelemize devam edecek ve atalarımızın bize emaneti olan Cumhuriyeti tekrar en olması gerektiği düzeye taşıyacağız. Yoğun bir mücadele azmi, yoğun bir savaş sonrası ilan edilen Cumhuriyet, 1924 Anayasasıyla da perçinlenmişti. 29 Ekim 1923'te ilan edilen Cumhuriyetin arkasından 20 Nisan 1924'te Teşkilat-ı Esasiye adını verdiğimiz ilk Cumhuriyetin Anayasası ilan edilmişti. Ve bugün gelinen süreçte, Anayasamızın 42. maddesi, neydi bu? Şu an için "Türkiye Cumhuriyeti Devleti sınırları içerisinde kullanılacak yegâne resmî dil Türkçedir." ibaresinin bulunduğu 42. madde ve vatandaşlık hukukunu tayin eden 66. madde: "Türkiye Cumhuriyeti Devletini kuran halka Türk milleti denir" kavramı maalesef, maalesef son 1 sene içerisinde yapılan operasyonlarla askıya alınmaya, kaldırılmaya çalışılıyor. Bu süreçte bizler, Cumhuriyetimize sahip çıkmak arzusunda Türk milliyetçileri, Atatürkçüler olarak mücadelemizi sonuna kadar vereceğiz. İhanetin, terörün, her türlü entrikanın döndüğü süreçte Cumhuriyetimize, anayasamıza, kanunlarımıza, güçler ayrılığı ilkemize sahip çıkacağız. Sahip çıkmak zorundayız. Cümlenin başında söylediğim gibi Cumhuriyet bize miras değil emanettir. Biz de emaneti ehil ellere devredene kadar mücadelemizin sonuna kadar vereceğiz ve bu mücadele Türk milletinin zaferiyle sonuçlanacak. Zafer Partisi iktidarında da Cumhuriyet, emin ellerde, liyakat esaslı, adalet esaslı bütün kurumlarını çalıştıracak ve kimsesizlerin kimsesi olması kabiliyetine tekrar kavuşacak.”

AKP İl Başkanı Gürhan Albayrak’ın Açıklamalarını Kınıyoruz! Haber

AKP İl Başkanı Gürhan Albayrak’ın Açıklamalarını Kınıyoruz!

Zafer Partisi Eskişehir İl Başkanlığı tarafından düzenlenen basın toplantısında şehir ve ülke gündemlerine ilişkin İl Başkanı Hasan Demir tarafından değerlendirmelerde bulunuldu. 2025 - 2026 Eğitim Öğretim yılı, deprem, memur ve emekli maaş zamları ile Terörsüz Türkiye ile ilgili değerlendirmelerde bulunan Zafer Partisi Eskişehir İl Başkanı Hasan Demir düzenlenen basın toplantısında şu ifadeleri kullandı; “2025-2026 eğitim-öğretim yılı. İki hafta sonra açılacak olmasına rağmen şimdiden ciddi sıkıntılar yaşandığını net olarak görüyoruz. Bizler de birer ebeveyn ve veli olarak bu süreci yakından hissediyoruz. Velilerden bize çok sayıda şikâyet geliyor. Bu yıl özellikle okullardan talep edilen kayıt ücretleri dikkat çekiyor. Burada altını çizmemiz gereken nokta şudur: Türkiye Cumhuriyeti Devleti, eğitimi ücretsiz sağlamakla mükelleftir. Bunun için Milli Eğitim Bakanlığı vardır ve gerekli faaliyetleri yürütmek zorundadır. Ancak okullardaki eksiklikler, temizlik malzemeleri başta olmak üzere birçok fiziki yetersizlik, velilerin üzerine yüklenmektedir. Bu nedenle okul-aile birlikleri ve okul yönetimleri, farklı gerekçelerle velilerden ücret talep etmektedir. Oysa bu kesinlikle doğru değildir. Milli eğitim sisteminin yeniden gözden geçirilmesi gerektiğini düşünüyoruz. İkinci konumuz depremdir. Yakın zamanda Balıkesir Sındırgı’da depremler yaşadık ve hâlen sarsıntılar devam ediyor. Eskişehir de bu depremlerden ciddi biçimde etkileniyor. Sadece bu depremler değil, Eskişehir’in fay hatları ve şehir merkezindeki yapıların çürük olması da büyük risk oluşturuyor. Kentsel ve yapısal önlemler alınmadığı için biz de bu konuda bir komisyon kurduk. Komisyonun başında İl Başkan Yardımcımız, Jeoloji Mühendisi Burak Gündüz bulunuyor. Kendisi ilerleyen süreçte teknik detayları kamuoyuyla paylaşacaktır. Ancak burada dikkat çeken bir oda başkanının sözleridir. “Deprem siyasete alet edilmemelidir” demektedir. Peki depremi siyasiler konuşmayacaksa, önlemleri kim alacak? Deprem, doğrudan halkın hayatını etkileyen bir meseledir. Dolayısıyla siyasetin bu konuda sorumluluk alması zorunludur. Üçüncü konumuz memur maaş zamlarıdır. Geçtiğimiz hafta zam oranları belirlendi. İlk etapta birinci dönem için yüzde 10, ikinci dönem için yüzde 6 açıklanmış; sonrasında yüzde 11 ve yüzde 7 olarak güncellenmiştir. Bu konu Hakem Heyeti’ne gitmiştir. Heyet 11 kişiden oluşuyor; 6’sı Cumhurbaşkanlığı tarafından atanıyor, 5’i sendikalar tarafından belirleniyor. Karar alınabilmesi için 8 üyenin toplantıya katılması gerekiyor. Eğer sendikalar üye göndermezse heyetin karar alma yetkisi yok. Fakat sendikalar bir yandan heyete üye gönderiyor, diğer yandan zam oranlarını beğenmediklerini açıklıyor. Bu çelişkili bir tutumdur. Tüm memurların yaşam kalitesi toplumun ortak meselesidir. Bu nedenle sendikaları memurun gerçek sesi olmaya çağırıyoruz. Haftanın ve hatta Türkiye’nin en önemli konusu ise sözde “terörsüz Türkiye” sürecidir. Yaşananlar Türk toplumunu derinden etkilemektedir. Zafer Partisi olarak önceliğimiz, Türk milletinin birliği ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ilelebet payidar kalmasıdır. Genel Başkanımız bu süreçte terörle mücadele konusundaki tavrımız yüzünden 5 ay Silivri Cezaevi’nde tutulmuştur. Bu süreci en ağır şekilde yaşayan parti biziz. Toplumdan aldığımız dönüşler de bu sürecin asla tasvip edilmediğini göstermektedir. Buradan AKP İl Başkanı Gürhan Albayrak’a sesleniyoruz. Basın toplantısında “Türkiyeli halkıyla terörü yeneceğiz” dediniz. Türkiyeli halkı ifadesinden kastınız nedir? Eğer muradınız İmralı’daki terörist başını bu sürece dâhil etmekse, biz buna kesinlikle karşıyız. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 66. maddesi açıktır: “Türk devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür.” Bu tanım, kanla ve tarih boyunca verilen mücadeleyle yapılmıştır. Bu nedenle AKP İl Başkanı Gürhan Albayrak’ın açıklamalarını kınıyoruz. Aynı toplantıda MHP İl Başkanı İsmail Candemir de “Partimizde güvensizlik olmaz” demiştir. Oysa yıllardır milletin kaynaklarını sömüren, yaşam standardını düşüren, gençleri çetelerin insafına bırakan yapıların bulunduğu bir alanda gerçek güven tesis edilemez. Güven, toplum için fedakârlık yapabilenlerin varlığıyla mümkündür. Bugün gelinen noktada, ikinci açılım süreci adı altında onlarca terörist tahliye edilmekte, kamuoyuna yalnızca küçük bir kısmı yansımaktadır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, kuruluş ilkelerinden uzaklaştırılmak istenmektedir. Özellikle küresel güçler ve İsrail’in talepleri doğrultusunda Türkiye’nin bir iç kargaşaya sürüklenme riski vardır. Ancak biz Zafer Partisi olarak şunu açıkça ifade ediyoruz: Terörle müzakere değil, terörle mücadele esastır. İstiklal Harbi’nde nasıl dimdik durduysak, bu ihanet sürecine de son nefesimize kadar karşı çıkacağız.“

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.