SON DAKİKA
Hava Durumu

#Yoksulluk

Porsuk Haber Ajansı - Yoksulluk haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Yoksulluk haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Dev Emekli-Sen: "Sadaka Değil, Hakkımızı İstiyoruz!" Haber

Dev Emekli-Sen: "Sadaka Değil, Hakkımızı İstiyoruz!"

Devrimci Emekliler Sendikası (Dev Emekli-Sen), Türkiye genelinde 81 ilde eş zamanlı basın açıklamaları düzenleyerek derinleşen ekonomik krize, eriyen maaşlara ve emeklilerin yaşadığı geçim sıkıntılarına karşı meydanlara indi. ​Eskişehir SGK İl Müdürlüğü önünde gerçekleştirilen ortak basın açıklamasını, Dev Emekli-Sen Eskişehir Şube Başkanı Hatice Kılıç okudu. Emeklilerin onurlu bir yaşam mücadelesi verdiğini vurgulayan Kılıç, iktidara ve yetkililere sert tepki gösterdi; Devrimci Emekliler Sendikası Eskişehir Şube Başkanı Hatice Kılıç şu ifadeleri kullandı; “Emeğimizi, onurumuzu çaldırmayacağız. Bizler, bu ülkenin yıllarca alın teri döken, üreten, çalışan ve bugün emekli olan milyonlarıyız. Ömrümüzü fabrikalarda, tarlalarda, iş yerlerinde, kamu kurumlarında, sokaklarda bu ülkenin geleceği için harcadık. Bugün bizlere reva görülen ise insanca bir yaşam değil, her geçen gün biraz daha ağırlaşan yoksulluk, açlık ve güvencesizliktir. Buradan açıkça ilan ediyoruz: Emeğimizi de onurumuzu da çaldırmayacağız. Yıllarca çalıştık, prim ödedik. Emeklilik hakkımızı bir lütuf olarak değil, alın terimizin karşılığı olarak kazandık. Ancak bugün milyonlarca emekli, aldığı maaşla ayın sonunu getiremiyor; temel gıda maddelerine, kiraya, elektriğe, doğal gaza ve sağlık hizmetlerine ulaşmakta zorlanıyor. Emeklinin sofrasındaki ekmek küçülürken yaşam maliyeti büyüyor. Biz yoksulluğa mahkûm edilmeyi kabul etmiyoruz. Emeklilik, insanın hayatının son döneminde huzur ve güven içinde yaşaması gereken bir dönemdir. Emeklileri çocuklarının yardımına, borca, krediye ve sadakaya muhtaç bırakmak sosyal devlet anlayışıyla bağdaşmaz. Biz sadaka istemiyoruz. Biz hakkımızı istiyoruz. Yıllarca ödediğimiz primlerin, döktüğümüz alın terinin karşılığını istiyoruz. İnsan onuruna yaraşır ücret, insanca yaşam koşulları ve adil bir emeklilik sistemi istiyoruz. Emekli maaşlarının gerçek enflasyon karşısında erimesine seyirci kalmayacağız. Seyyanen zam talebimizden vazgeçmeyeceğiz. En düşük emekli aylığının insan onuruna yaraşır seviyeye çıkarılması için mücadele edeceğiz. Sağlık hakkının paralı hâle getirilmesine, katkı ve katılım paylarıyla emeklilerin sağlık hizmetlerine erişiminin zorlaştırılmasına karşı çıkacağız. Emeklinin barınma, beslenme, ulaşım ve sağlık hakkını güvence altına alan sosyal politikalar için mücadele edeceğiz. Çünkü biliyoruz: Hak verilmez, mücadeleyle kazanılır. Bizleri yalnızca seçim dönemlerinde hatırlayan anlayışlara da açıkça söylüyoruz: Emekliler artık susmayacak. Emekliler artık beklemeyecek. Emekliler artık kendi kaderlerini başkalarının insafına bırakmayacak. Bizler örgütlenecek, yan yana gelecek ve hakkımızı birlikte savunacağız. Çünkü bugün emeklinin yaşadığı sorun yalnızca emeklinin sorunu değildir. Bugün emeklinin sofrasındaki ekmeğe uzanan el, yarının çalışanının ve genç kuşakların geleceğine de uzanmaktadır. Emeğe sahip çıkmak, geleceğe sahip çıkmaktır. Emekliye sahip çıkmak, insan onuruna sahip çıkmaktır. Buradan tüm emeklilere çağrımızdır: Yan yana gelelim. Örgütlenelim. Haklarımız için birlikte mücadele edelim. Bizler Devrimci Emekliler Sendikası olarak biliyoruz ki hiçbir hak mücadele edilmeden kalıcı hâle gelmez. Sokaklarda, meydanlarda, iş yerlerinde ve hayatın her alanında hakkımızı savunacağız. Emeğimizi çaldırmayacağız. Onurumuzu çaldırmayacağız. Geleceğimizi çaldırmayacağız. Ve bir kez daha haykırıyoruz: Biz sadaka değil, hakkımızı istiyoruz. Emeğimizi, onurumuzu çaldırmayacağız. Yaşasın emeklilerin örgütlü mücadelesi.” ​Basın açıklaması, tüm emeklilere "Yan yana gelelim, örgütlenelim, haklarımız için birlikte mücadele edelim" çağrısıyla sona erdi.

Saadet Partili Ünal: "Bir Yılda 95 Çocuğumuz Çalışırken Hayatını Kaybetti" Haber

Saadet Partili Ünal: "Bir Yılda 95 Çocuğumuz Çalışırken Hayatını Kaybetti"

Türkiye’de derinleşen ekonomik kriz ve yoksulluk, çocuk işçiliği gibi hayati bir sorunu yeniden gündemin merkezine taşıdı. Saadet Partisi Eskişehir Sosyal İşler İl Sorumlusu Şevket Ünal, çocuk işçiliğinin ulaştığı acı boyuta dikkat çekerek bir basın açıklaması yayımladı. Açıklamada, son bir yılda çalışırken hayatını kaybeden çocuk sayısının 95’e yükseldiği duyuruldu. ​Son Bir Yılda 95 Çocuk İş Cinayetlerine Kurban Gitti ​İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi (İSİG) verilerine dayandırılan rapora göre, 1 Eylül 2025 ile 31 Ağustos 2026 tarihleri arasında 95 çocuk çalışırken yaşamını yitirdi. Bir önceki dönemde 72 olan bu can kaybının 95'e çıkması, sorunun ne denli büyük bir hızla tırmandığını gözler önüne serdi. ​Bir çocuğun ailesinin geçimine katkı sağlamak amacıyla ağır ve tehlikeli şartlarda çalışmak zorunda bırakılmasının hiçbir şekilde kabul edilemeyeceğini vurgulayan Ünal, mevcut tablonun ardındaki temel etkenleri sıraladı. Çocuk işçiliğini besleyen ana dinamiklerin yoksulluk, hayat pahalılığı, gelir adaletsizliği, kayıt dışı çalışma ve eğitimden kopuşlar olduğunu belirtti. ​"Mesele Yalnızca Denetim Değil, Ekonomik ve Sosyal Şartlardır" ​Çocuk işçiliğiyle mücadelenin yalnızca işyerlerini denetlemekten ibaret olamayacağının altını çizen Şevket Ünal, asıl sorumluluğun aileleri bu çaresizliğe mahkûm eden ekonomik yapıda olduğunu ifade etti. Ünal açıklamasında şu değerlendirmelere yer verdi: ​"Aileleri çocuklarının gelirine muhtaç bırakan ekonomik ve sosyal şartları değiştirmek gerekir. Bizim anlayışımızda çocuk emanettir. Emanete sahip çıkmak ise önce çocuğu ve ailesini korumaktan geçer." ​"Ekonomi İnsan İçindir, İnsan Ekonomi İçin Değil" ​"Önce Ahlâk ve Maneviyat" ilkesiyle insanın her türlü ekonomik çıkarın önünde tutulması gerektiğine dikkat çeken Saadet Partili Ünal, kalkınma anlayışının da kökten değişmesi gerektiğini savundu. Gerçek kalkınma ölçüsünün kuru büyüme rakamları olmadığını belirten Ünal, "Kalkınmanın ölçüsü yalnızca büyüme rakamları değil, çocuklarımızın ne kadar güvenli ve umutlu bir geleceğe sahip olduğudur" dedi. ​Çocuk İşçiliğiyle Mücadelede Acil Çözüm Önerileri ​Açıklamada, çocuk işçiliğinin kökünü kazımak ve çocukları güvenli bir geleceğe taşımak için atılması gereken somut adımlar şu şekilde sıralandı: Ailelerin ekonomik olarak desteklenmesi ve çocuk yoksulluğuyla etkin mücadele edilmesi. Okul terklerinin önlenmesi ve sosyal desteklerin artırılması. Kayıt dışı çocuk işçiliğine karşı denetimlerin güçlendirilmesi, iş sağlığı ve güvenliğinden asla taviz verilmemesi. Mesleki eğitim uygulamalarında çocukların üstün yararı ve güvenliğinin her şeyin önünde tutulması. ​"Hiçbir Ekonomik Gerekçe Bir Çocuğun Hayatından Değerli Değil" ​Sosyal devlet anlayışının gereği olarak, yoksul ailelerin çocuklarını çalışmaya göndermek zorunda kalmasının seyredilemeyeceğini, aksine o ailelerin ayağa kaldırılması gerektiğini belirten Şevket Ünal, çağrısını şu sözlerle sonlandırdı: ​"Biz çocuklarımızın okullarda, kütüphanelerde, parklarda ve güvenli ortamlarda büyüdüğü bir Türkiye istiyoruz. Çünkü çocuklarımız bizim geleceğimizdir. Ve hiçbir ekonomik gerekçe, bir çocuğun eğitiminden, sağlığından ve hayatından daha değerli değildir."

Kalıcı Barış Adalet ve Demokrasiyle Sağlanır Haber

Kalıcı Barış Adalet ve Demokrasiyle Sağlanır

Saadet Partisi Odunpazarı İlçe Başkanlığı Eğitim Başkanı Nihat Çelik, "Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun" süreciyle ilgili basın açıklaması düzenledi. Açıklamada toplumsal barış, kardeşlik ve ortak akıl vurgusu yapılırken, ekonomiden adalete ülkenin temel sorunlarına da dikkat çekildi. ​"Süreçte Emeği Geçenlere Teşekkür Ediyoruz" ​Saadet Partisi Odunpazarı İlçe Başkanlığı'nda gerçekleştirilen basın açıklamasını Eğitim Başkanı Nihat Çelik yaptı. Konuşmasına kanunun kabulü yönünde irade ortaya koyan Saadet Partisi milletvekillerine ve Genel Başkan Mahmut Arıkan'a teşekkür ederek başlayan Çelik, farklı siyasi partilerden "kabul" oyu vererek sürecin Meclis zemininde ilerlemesine katkı sunan tüm milletvekillerine ve genel başkanlara minnettarlıklarını iletti. ​"Endişeler Dikkate Alınmalı, Değerlendirmeler Gerçek Hükümler Üzerinden Yapılmalı" ​Bunun daha büyük bir sorumluluğun başlangıcı olduğunun altını çizen Çelik, Saadet Partisi’nin genel yaklaşımının ‘Hayra motor, şerre fren olmak’ düsturuyla şekillendiğini belirtti. Çelik, süreçle ilgili kaygı taşıyan vatandaşların endişelerinin dikkate alınmasının elzem olduğunu vurgulayarak şunları kaydetti: ​"Hiç kimsenin soru işaretleri veya itirazları nedeniyle suçlanmaması gerekli ve önemlidir. Değerlendirmelerin söylentiler ve siyasi yorumlar üzerinden değil, yasanın gerçek hükümleri ile Türkiye’nin güvenliği açısından ortaya koyduğu imkân ve riskler üzerinden yapılması çok kıymetli olacaktır." ​"Kalıcı Barış Yalnızca Güvenlik Politikalarıyla Sağlanamaz" ​Kalıcı ve sürdürülebilir bir barışın sadece güvenlik politikalarıyla tesis edilemeyeceğini belirten Nihat Çelik; adalet, hukuk, demokrasi, ekonomik kalkınma, istihdam, eğitim ve sosyal dayanışmanın da sürecin ayrılmaz parçaları olduğuna dikkat çekti. ​Çelik, Türkiye'nin kucaklayıcı vizyonunu şu sözlerle özetledi: ​Eşit ve Onurlu Vatandaşlık: Türk’üyle, Kürt’üyle, Arap’ıyla, Laz’ıyla, Çerkes’iyle; doğusuyla, batısıyla bütün vatandaşların kendisini bu ülkenin eşit ve onurlu bir parçası olarak gördüğü bir Türkiye isteniyor. ​Ortak Kazanım: Barışın bir tarafın diğerine üstün gelmesi anlamına gelmediğini, asıl hedefin kardeşliğin güçlenmesi ve Türkiye’nin tamamının kazanması olduğu ifade edildi. ​"Çocuklarımızın Geleceğini Geçmişin Acılarına Mahkûm Etmemeliyiz" ​Bir evladın daha toprağa düşmemesi, annelerin evlat acısı yaşamaması ve gençlerin silahların değil eğitim ile üretimin peşinden gitmesi için bu imkânın değerlendirilmesi gerektiği vurgulandı. Çelik, bu hedefe ulaşmanın yolunun düşmanlaştırmadan, istişare, sağduyu, samimi diyalog ve ortak akıldan geçtiğini belirterek, Meclis’te ortaya çıkan iradenin toplumsal mutabakata dönüştürülmesinin herkesin ortak sorumluluğu olduğunu söyledi. ​"Türkiye Yeni Bir Siyasi ve Toplumsal Dile İhtiyaç Duyuyor" ​Öfke yerine sükûnet, çatışma yerine diyalog, intikam yerine adalet, ayrışma yerine kardeşlik, korku yerine güven ve kutuplaşma yerine istişarenin hayati önem taşıdığını dile getiren Çelik, Saadet Partisi'nin bu anlayışın takipçisi olmaya devam edeceğini belirtti: ​"Amacımız herhangi bir siyasi partinin başarısı değil, Türkiye’nin başarısıdır. İktidar ve muhalefetin üzerinde milletin hakkını ve Türkiye’nin geleceğini gözetmeye devam edeceğiz. Doğru gördüklerimizi destekleyecek, yanlış gördüklerimizi ise açıkça ifade etmekten çekinmeyeceğiz." ​Açıklama, ekonomi, adalet, eğitim, tarım, genç işsizliği ve yoksulluk başta olmak üzere ülkenin çözüm bekleyen diğer kronik sorunlarında da sorumluluk almaya devam edileceği mesajıyla sona erdi.

Eskişehir’de "NATO Zirvesi" Yasaklarına Tepki Haber

Eskişehir’de "NATO Zirvesi" Yasaklarına Tepki

Eskişehir Emek ve Demokrasi Platformu, Eskişehir Valiliği tarafından ilan edilen 10 günlük eylem ve etkinlik yasağına sert tepki gösterdi. Platform adına konuşan İsmail Hakkı Akçil, kararın anayasal hakların açık bir ihlali olduğunu belirterek, "Bu uygulama, otoriterlikten totaliterliğe evrilişin en net işaretidir" dedi. ​Ankara’da düzenlenecek NATO zirvesi gerekçesiyle Eskişehir genelinde 10 gün süreyle getirilen yasaklar, kentteki sivil toplum kuruluşlarını ayağa kaldırdı. Basın açıklaması düzenleyen Eskişehir Emek ve Demokrasi Platformu, kararı "fiili OHAL uygulaması" olarak nitelendirerek, ifade ve toplanma özgürlüğünün gasp edildiğini savundu. ​"İktidar Hukuku Bir İntikam Sopasına Çevirdi" ​Platform adına açıklamalarda bulunan İsmail Hakkı Akçil, yasakların sadece güvenlik tedbiri olmadığını, demokratik itirazların bastırılmak istendiğini belirtti. Akçil, "Ülke genelindeki bu abluka, yeni yasaklarla büyütülüyor. Anayasal hiçbir dayanağı olmadan gerçekleştirilen 'önleyici tutuklama' garabetiyle yurttaşlar özgürlüğünden ediliyor. Stand-up sanatçısı Deniz Göktaş’ın havalimanında ters kelepçeyle gözaltına alınması, iktidarın hukuku nasıl bir sindirme aracı olarak kullandığını göstermiştir" ifadelerini kullandı. ​"Yoksulluğu Halının Altına Süpürüyorlar" ​Açıklamada, ekonomik kriz ve yoksulluk vurgusu da dikkat çekti. Halkın geçim sıkıntısı çektiği bir dönemde, kamu kaynaklarının NATO liderlerine "meşruiyet devşirmek" için harcandığını iddia eden Akçil, şu ifadeleri kullandı: "Açlığın ve hayat pahalılığının arttığı bir dönemde 'itibardan tasarruf olmaz' anlayışıyla milyarlarca lira harcanıyor. Gerçekler dev panoların ardına gizlenmeye, yoksulluk halının altına süpürülmeye çalışılıyor." ​"Savaş Siyasetine Hayır" ​NATO’nun "savaş sanayisi üretimini artırma" hedefli zirvesine de değinen Eskişehir Emek ve Demokrasi Platformu, siyasi iktidarın silahlanma yarışına dahil olmasına tepki gösterdi. Akçil, "Tarihin doğru tarafında yer almak, böyle karanlık bir geleceğin suç ortağı olmaktan kaçınmakla mümkündür. Emperyalist bir savaş örgütünün toplantısı için kendi yurttaşının barışçıl gösteri hakkını gasp eden anlayışı kabul etmiyoruz" diye konuştu. ​Platformdan Acil Çağrı ​Eskişehir Emek ve Demokrasi Platformu, yetkililere şu taleplerle seslendi: ​Valilik tarafından alınan 10 günlük eylem ve etkinlik yasağı derhal geri çekilmelidir. ​Sindirme amaçlı "ters kelepçe" uygulamalarına son verilmeli, hukuksuzca gözaltına alınanlar serbest bırakılmalıdır. ​Basın üzerindeki akreditasyon engelleri ve kısıtlamalar kaldırılmalıdır. ​Yurttaşların anayasal haklarını yok sayan orantısız güvenlik önlemlerinden vazgeçilmelidir. ​"Savaşa, sömürüye ve baskılara karşı barışın, emeğin ve demokrasinin sesini yükseltmeye devam edeceğiz" diyen Platform, tüm muhalefeti ve Eskişehir halkını bu gidişata karşı tutum almaya çağırdı.

Başkan Kazım Kurt’tan Emekliler Derneği’ne Ziyaret Haber

Başkan Kazım Kurt’tan Emekliler Derneği’ne Ziyaret

Odunpazarı Belediye Başkanı Kazım Kurt, Türkiye Emekliler Derneği Eskişehir Şubesi’ni ziyaret ederek emeklilerle bir araya geldi. Ziyarette Dernek Şube Başkanı Muhsin Dilbaz, yönetim kurulu üyeleri ve dernek üyeleriyle buluşan Başkan Kurt, emeklilerin yaşadığı ekonomik sorunlara ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Samimi bir atmosferde gerçekleşen ziyarette Başkan Kurt, dernek binasında bulunan üyelerle tek tek tokalaşarak sohbet etti. Emeklilerin taleplerini ve yaşadıkları sıkıntıları dinleyen Kurt, emeklilerin yıllarca çalışıp ülke ekonomisine katkı sunduğunu, buna rağmen bugün ciddi geçim sorunlarıyla karşı karşıya kaldığını ifade etti. “SORUNLARI BİLİYORUZ, ÇÖZÜM YOLLARINI KONUŞMALIYIZ” Emeklilerin yaşadığı ekonomik sıkıntıların toplumun en önemli gündem maddelerinden biri olduğunu belirten Başkan Kurt, “Emeklilerin sorunlarını biliyoruz. Ancak önemli olan bu sorunların nasıl çözüleceğini ortaya koyabilmektir. Bugün emekliler, uzun yıllar boyunca yatırdıkları primlerin karşılığını alamıyor. Çalışma hayatları boyunca sisteme katkı sunan insanlar, emekli olduklarında insanca yaşayabilecek bir gelir elde edemiyor” dedi. “PARANIN ALIM GÜCÜ HER GEÇEN GÜN DÜŞÜYOR” Türkiye’de yaşanan ekonomik sorunların vatandaşın alım gücünü doğrudan etkilediğini vurgulayan Kurt, paranın değer kaybetmesinin temel nedenlerinden birinin üretim eksikliği olduğunu söyledi. Türkiye’nin üretime dayalı bir ekonomi oluşturması gerektiğini ifade eden Kurt, “Paranın alım gücü her geçen gün düşüyor. Bunun önüne geçebilmek için Türkiye’nin üretmesi gerekiyor. Üretmeden, ihtiyaç duyduğu ürünleri sürekli dışarıdan alarak bu sorunu çözmek mümkün değil. Dışa bağımlılık sürdükçe ekonomik sıkıntılar da devam edecektir. Üreten, kendi kaynaklarını değerlendiren bir ülke olmadan vatandaşın refah seviyesini yükseltmek kolay değil” diye konuştu. “EMEKLİLER YOKSULLUKLA MÜCADELE EDİYOR” Emeklilerin bugün büyük bir bölümünün yoksulluk sınırının altında yaşam mücadelesi verdiğine dikkat çeken Kurt, emekli maaşlarının yaşam koşullarına uygun seviyeye çıkarılması gerektiğini belirtti. Emeklilerin yıllarca ödedikleri primlerin karşılığını alamadığını dile getiren Kurt, “Emeklilerimizin önemli bir kısmı temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanıyor. Yıllarca çalışıp prim ödeyen insanlar, emekli olduklarında hak ettikleri yaşam standardına ulaşamıyor. Bu tabloyu değiştirmek hepimizin ortak sorumluluğudur” ifadelerini kullandı.

Çocukların Elinde Çalışma Araçları Değil, Kitaplar Olmalı! Haber

Çocukların Elinde Çalışma Araçları Değil, Kitaplar Olmalı!

Anahtar Parti Eskişehir Aile ve Sosyal Politikalardan Sorumlu İl Başkan Yardımcısı Meral Öztürk, 12 Haziran Dünya Çocuk İşçiliğiyle Mücadele Günü kapsamında bir basın açıklaması yayımladı. Çocukların erken yaşta iş hayatına atılmasının toplumsal bir yara olduğunu vurgulayan Öztürk, Türkiye’nin yarınları için kararlılık mesajı verdi. "Çocukların Yeri Çalışma Hayatı Değil, Okul Sıralarıdır" Çocukların sağlıklı ve güvenli ortamlarda büyümesi gerektiğinin altını çizen Meral Öztürk, yaptığı açıklamada şu çarpıcı ifadelere yer verdi: "Çocuklarımızın yeri çalışma hayatı değil; okul sıraları, oyun alanları, sanat ve spor alanları ile güven içinde büyüyebilecekleri sosyal ortamlardır. 12 Haziran Dünya Çocuk İşçiliğiyle Mücadele Günü vesilesiyle bir kez daha vurguluyoruz ki; hiçbir çocuk yoksulluk, eşitsizlik veya başka herhangi bir nedenle eğitim hakkından, sağlıklı gelişim imkanlarından ve çocukluğunu yaşama hakkından mahrum bırakılmamalıdır." "Çocuk İşçiliği Sadece Ekonomik Bir Sorun Değildir" Çocuk işçiliğinin çok boyutlu bir problem olduğuna dikkat çeken Öztürk, bu durumun bireysel gelişim üzerindeki yıkıcı etkilerini şu sözlerle aktardı: "Çocuk işçiliği yalnızca ekonomik bir sorun değil; aynı zamanda eğitim, sosyal adalet, çocuk hakları ve toplumsal kalkınma meselesidir. Çocukların erken yaşta çalışma hayatına itilmesi, onların fiziksel, zihinsel ve duygusal gelişimlerini olumsuz etkilemekte; geleceğe dair fırsatlarını sınırlandırmaktadır. Bir toplumun gerçek gücü, çocuklarına sunduğu imkanlarla ölçülür. Bu nedenle çocuklarımızın eğitimden kopmadığı, güvenli ve destekleyici ortamlarda büyüdüğü, hayallerini özgürce kurabildiği bir gelecek inşa etmek hepimizin ortak sorumluluğudur." "Umutlar ve Hayaller İçin Mücadeleye Devam" Çocuk işçiliğiyle mücadelenin, aslında Türkiye’nin geleceğini kurtarma mücadelesi olduğunu söyleyen Anahtar Parti Eskişehir İl Başkan Yardımcısı Meral Öztürk, açıklamasını şu güçlü ve anlamlı vizyonla noktaladı: "Çocuk işçiliğiyle mücadele; çocuklarımızın bugününü korumanın yanı sıra ülkemizin yarınlarına sahip çıkma mücadelesidir. Her çocuğun nitelikli eğitime erişebildiği, sosyal hayata eşit şekilde katılabildiği ve potansiyelini gerçekleştirebildiği bir Türkiye için çalışmalarımızı kararlılıkla sürdüreceğiz. Çünkü biliyoruz ki çocuklerin ellerine verilmesi gereken şey çalışma araçları değil; kitaplar, oyuncaklar, umutlar ve hayallerdir."

Hayali Rakamlar Üretip, Her Şey Yolundaymış Algısıyla Yönetmeye Çalışıyorsunuz Haber

Hayali Rakamlar Üretip, Her Şey Yolundaymış Algısıyla Yönetmeye Çalışıyorsunuz

Odunpazarı Belediyesi Meclis Toplantısı’nda 2025 yılı bütçe kesin hesabı ve taşınır kesin hesabı görüşüldü. CHP Grubu adına söz alan Meclis Üyesi Uğur Yıldız, belediyenin ekonomik kriz ve yüksek enflasyona rağmen mali disiplini koruyarak 2025 yılını 294 milyon 812 bin TL bütçe fazlası ile kapattığını duyurdu. ​Mali Sürdürülebilirlik ve Güçlü Disiplin ​Uğur Yıldız, belediyenin bütçe yönetimindeki başarısını rakamlarla özetledi. 4 milyar 250 milyon TL olarak tahmin edilen gider bütçesinin 2 milyar 836 milyon TL olarak gerçekleştiğini belirten Yıldız, harcama yetkisinin verimli kullanıldığına dikkat çekti. Yıldız yaptığı konuşmada şu ifadelere yer verdi; "Belediyemizin 2025 mali yılı bütçe kesin hesabı ve taşınır kesin hesabı üzerine söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle sizleri, toplantımızı takip eden basın mensuplarını ve hemşerilerimizi saygıyla selamlıyorum. Belediyemizin 2025 mali yılı bütçe kesin hesabı; geçen ay meclisimizde görüştüğümüz faaliyet raporunun rakamsal karşılığını, bütçeyle tahmin edilen gelirlerin tahakkukunu, tahsilini ve giderlerin ne olduğunu gösteren kesinleşmiş sonuçlarıdır. 2025 mali yılında gelir-gider farkının 294 milyon 812 bin lira bütçe fazlası vererek sonuçlandığını ve bütçe gelirlerinde toplam tahakkukun net tahsilata oranının ise %90 olduğunu görmekteyiz. Bütçe giderleri; 4 milyar 250 milyon tahmin edilmiş, gerçekleşme 2 milyar 836 milyon olmuş ve 2024 yılına göre %43 oranında artmıştır. Belediyelerin bütçesi, tahmin yöntemiyle hazırlanmaktadır. Meclis tarafından onaylanan bütçe, belediyenin harcama limitini ifade etmektedir. Başka bir ifadeyle; meclis tarafından verilen 4 milyar 250 milyonluk harcama yetkisinin 2 milyar 836 milyonu kullanılmış, geriye kalan 1 milyar 400 milyon tutarındaki ödenek mevzuat gereği iptal edilmiştir. Yani önceki mecliste ifade edildiği gibi, sanki var olan 1 milyar 400 milyonluk bir tutarın harcamalarda kullanılmaması söz konusu değildir. Belediyemiz 550 milyon borçlanma yetkisine rağmen bunun yalnızca 100 milyonunu kullanmıştır. Yine burada da gider bütçesiyle aynı esas üzerinden hareketle; 550 milyonluk finansman öngörüsünde bulunulmuş ancak 100 milyonluk borçlanmaya gidilmiştir. Belediyemizin borçlanmadan, gelirine göre harcama yaptığını ve tasarruf ederek kamu hizmetlerini yerine getirdiğini görüyoruz. Gider bütçesinin gelir bütçesinden az ve borçlanmanın düşük olması, mali disiplinin güçlü olduğunu ve mali sürdürülebilirlik açısından belediyemizin başarılı bir yönetim sergilediğini göstermektedir. Bütçe giderlerini oluşturan kalemlere baktığımızda; Mal ve hizmet alım giderlerinde 2 milyar 156 milyon harcama tahmin edilmiş, 1 milyar 797 milyon harcama yapılmış ve gerçekleşme oranı %83 olmuştur. Bu gider kalemini artıran en önemli faktör, ülkemizin içinde bulunduğu bitirilmeyen ekonomik kriz ve düşürülmeyen enflasyondur. Halkımızın tamamı krizin ve enflasyonun farkındadır; ancak farkında olmayan sadece AKP’li siyasilerdir. AKP’nin uyguladığı ekonomi modeli ülkenin her sathını yoksulluğa ve pahalılığa sürüklemiştir. Aslında sadece ekonomik değil; siyasal, sosyal ve hukuki krizler de yaratmıştır. Çünkü dert, bu krizleri çözmek değil; çözümsüz kılacak politikaları sürdürmek ve siyasi iktidarını ne olursa olsun devam ettirmektir. Hükümet olarak 2026 yılı enflasyon hedefini %16 olarak açıkladınız. Daha senenin ilk üç ayında bu rakama ulaştınız ve şubat ayının sonunda hedef puanı yukarı yönlü revize ettiniz. Şu anda emekliye verilmeyen bayram ikramiyesi zammının sebebi olarak gösterilen savaşın tarafı olan ülkelerde bile enflasyon bizden daha düşüktür. Ukrayna’ya, Rusya’ya, İsrail’e, Lübnan’a ve dünyaya baktığımızda; bütün ülkelerden daha yüksek gıda enflasyonuna sahip olmamız açıklanabilir bir durum değildir. Her şeyi pahalıya alıyor, pahalıya yiyor, pahalıya giyiniyoruz. Aslında bunu çok fazla anlatmaya gerek yok; çünkü herkes çarşıya pazara çıkıyor. Herkes et, domates, biber, benzin alıyor. Çocuğunun okul masrafını ödüyor. Herkes bu pahalılığı hayatının her alanında hissediyor. Bu hâle gelmemize kim ya da ne sebep oldu? Bu yoksulluk düzeninin müsebbibi 23 yıldır ülkeyi yöneten iktidar değil midir? Muhakkak ki bütün bu sorunların kaynağı; her sene bakanlarını ve politikalarını değiştiren, Merkez Bankası’nın bağımsızlığını elinden alıp faizi siyasallaştıran, ekonomi bilimine tamamen ters politika tercihleri sonucunda ülkeyi deneme-yanılma tahtasına çeviren ve 23 yıldır her şeyi elinde tutan AKP iktidarıdır. Faaliyet raporu görüşmelerinde ödenen 90 milyon faizle ilgili eleştiriler yapıldı. “Şimdi bu kadar faiz mi olur?” dediniz. Politika faizi %37 deniyor ama bankalarda %50’den aşağı kredi bulunamıyor. 23 yıldır iktidarsınız; ekonomi 23 yıldır sizin elinizde. İstediğiniz zaman istediğiniz bakanı, Merkez Bankası başkanını kendi politikanıza göre değiştirdiniz. Bir bakan getirdiniz, “nas” var dediniz, faizi indirdiniz; başka bir bakan getirdiniz, “pas” dediniz, faizi yükselttiniz. Daha geçen sene esnafın kullandığı ve ödemesine devam ettiği kredinin faizini bir gecede yükseltmediniz mi? Eleştiriyi yapan meclis üyemize sormak istiyorum: Düşünün Fahri Bey; bir esnaf kredi kullanırken kendisine yüzde 9 faiz denilmiş. Bu esnaf malını almış, maliyet hesabını yapmış, ticaretini yürütüyor. Gece uyuyor, sabah uyanıyor; faiz oranı çıkmış yüzde 30’a. Mali müşaviri de dönüp “Faiz ödemen çok yüksek” diyor. Böyle bir çelişki içerisinde savruluyoruz. Kaç aydır insanlar faizler düşecek diye kredi kullanmıyor. Şimdi geldiğimiz noktada ise faizin düşeceğine dair bir umutta kalmadı. Belediyemizin ödediği faiz, gider bütçesinin %3’üne denk gelmektedir. Ama ülkece ödediğimiz faize baktığımızda, Hazine ve Maliye Bakanlığı bütçesinin üçte biri, yani 2 trilyon 700 milyar faize gitmektedir. Tüm dünya faiz artırırken siz inadına indirdiniz; herkes rasyonel politikaları izleyip günün sonunda faizi düşürürken siz düşüremediniz ve bu krizi kendi ellerinizle yaratıp milletin kucağına bıraktınız. Belediyenin kadrolu memur ve işçi çalışanlarının iş gücü maliyeti 417 milyon olarak gerçekleşmiştir. Bu çalışan maliyetleri de eleştiri konusu oldu; ancak ülkemizde istihdam giderlerinin yüksek olmadığı hiçbir sektör kalmamıştır. Düşük maliyetli iş gücü nedeniyle tekstilciler Mısır’a, sanayiciler Balkanlar’a ve diğer ülkelere üretim faaliyetlerini taşımaktadır. Yabancı yatırımcının ülkemize gelmemesindeki temel etkenlerden biri de maliyet avantajlı iş gücünün olmamasıdır. Biz de Odunpazarı Belediyesi olarak başka bir yerde yaşamıyoruz ki; biz de bu ülkede yaşıyoruz. Çalışanlarımızın çocukları aynı okula gidiyor, aynı marketlerden alışveriş yapıyor. Herkes gibi geçimini sağlamaya çalışıyor. Alım gücü artmadıkça, ihracat ve üretim yükselmedikçe yapılan zamların ve ödenen yüksek ücretlerin hiçbir anlamı kalmamaktadır. Bütün olumsuzlukların yan yana gelmesiyle görüyoruz ki; ülkemizde borçluluk sarmalı toplumun her kesimini kuşatmış, bireysel ya da kurumsal olmaktan çıkmış, yapısal bir sorun hâline gelmiştir. Temel ihtiyaçlarımız için bile krediye ihtiyaç duyuyoruz. 2026 yılının ilk üç aylık döneminde bireysel kredi kartı borcu 3 trilyon 32 milyar, kredili mevduat hesapları 833 milyar, ihtiyaç kredileri ise 1 trilyon 550 milyar oldu. Takipteki, yani batık bireysel krediler ise son bir yılda %88 artarak 277 milyara yükseldi. Anlaşılacağı üzere yüce Türk milleti refahı, mutluluğu unutmuş ve umudunu tüketmiş haldedir. Yatırım bütçesi harcama tutarı ise 280 milyon gerçekleşmiştir. Kısaca bütçe gelirlerine de bakacak olursak; bütçe geliri 3 milyar 700 milyon tahmin edilmiş, 3 milyar 131 milyon gelir elde edilmiş ve belediyemizin gelirleri bir önceki yıla göre %79 artmıştır. Vergi gelirlerinde 372 milyon net tahsilat yapılmış; 2024 yılında %60 olan gerçekleşme oranı, 2025 yılında %71 olmuştur. Teşebbüs ve mülkiyet gelirlerinde 387 milyon, bağış ve yardımlardan ise 464 bin lira gelir elde edilmiştir. Merkezi idare vergi gelirlerinden alınan pay 1 milyar 660 milyondur ve gelir bütçesinin %53’üne tekabül etmektedir. Sermaye gelirleri kalemine baktığımızda 316 milyon gelir elde edildiğini görmekteyiz. Son günlerde gündemde tutulmaya çalışılan ve sanki burada gizli saklı satışlar yapılıyormuş gibi bir algıyla eleştirilen bu gelirlerde en yüksek pay, aylık 34 bin lira kira getirisi ve 2039 yılına kadar sözleşmesi bulunan otelden elde edilen gelirdir. Bu satışı geçen sene, yine kesin hesabı görüştüğümüz toplantıda oylamış ve karara bağlamıştık. O oturumda ilgili komisyon üyeleri, satışın neden yapılması gerektiğini net veriler ve gerekçelerle açıklamıştı. Bu satışların yapılmasındaki en temel unsur SGK borçları ve sermaye artırımıdır. Belediyeler her gün SGK borçları nedeniyle köşeye sıkıştırılırken, belediyemiz elindeki imkânları ve varlıkları kullanarak bu baskıdan kurtulmuştur. Bu borçlar üzerinden silkelenmeye meydan vermemiş, bu yükü başının üzerinde kılıç gibi sallandırmamış; önlemini erken alarak borcunu ödemiş ve sermayesini artırmıştır. Örneğin maaş ödemesi yapılacağı sırada İller Bankası’ndan gelen payın kesintiye uğraması sonucu “maaş bile ödeyemediler” denmesine fırsat vermemiştir. Bu anlamda yapılan satışları doğru bulduğumuzu belirtmek istiyorum. Sayın Başkanım, değerli meclis üyeleri; Özelleştirmeler; borçlanmaya gitmemek ve bütçe imkânlarının yeterli gelmeyeceği durumlarda, sağlayacağı fayda ve kaynağın nerede kullanılacağı açıkça belirtilerek yapılır. Belediyemiz de amaçlarını ve sağlayacağı faydayı baştan belirleyerek bu işleri yapmaktadır. Satışlarını da yatırımlarını da alımlarını da net, ölçülebilir ve şeffaf şekilde gerçekleştirmektedir. Örneğin araç alımlarını yapıp kiralama işini bitirdikten sonra bakımları kendi bünyesinde gerçekleştirmiş; ne kadar tasarruf ettiğini, bunun sonucunda hangi yatırımları yaptığını ve hangi yeni araçları aldığını net bir biçimde ortaya koymuştur. Satışlarını da AKP modeline uydurup “ticari sır” adı altında gizlememekte, şeffaf biçimde kamuoyuyla paylaşmaktadır. 23 yıldır iktidarda olan, trilyonlarca dolar vergi toplamış, 60 milyar dolar özelleştirme yapmış, sadece 2025 yılında 20 milyar taşınmaz satışı gerçekleştirmiş, Merkez Bankası’nı 3 yılda 3 trilyon zarara uğratmış, bu kadar satış ve özelleştirmeye rağmen üstüne bir de 500 milyar dolar borç yapmış AKP iktidarı, elde ettiği bu kadar özelleştirme gelirine rağmen en azından bizi örnek alıp borçlanma yapmasaydı. AKP döneminde “babalar gibi satılarak” yapılan özelleştirmelerin tamamından elde edilen 60 milyar dolar, güncel kurla yaklaşık 2 trilyon 700 milyar liradır; bu da sadece 2026 yılının faiz ödemesine denk gelmektedir. Bütçe, faaliyet raporu ve kesin hesap görüşülürken yapılan eleştiriler muhakkak ki çok önemlidir. Eksik ya da gözden kaçan bir taraf varsa düzeltilir; bilinmeyen bir husus varsa öğrenilir. Ama bizi eleştirdiğiniz noktalara baktığımızda, aslında bunların sizin çözmeniz gereken meseleler olduğunu görüyoruz. Esasında cevaplar, eleştirilerinizin ve sorduğunuz soruların içinde gizlidir. “Faiz ödemen niye yüksek?” Çünkü devletin politika faizi, bankaların kredi faizi yüksek. Bu nedenle bizim faiz ödememiz de yüksek. “Mal alımlarınızın bedeli çok yüksek.” Çünkü enflasyon yüksek. Enflasyonu düşürün, siz hiçbir şeye zam yapmayın, biz de pahalıya almayalım. “Mali tablolar şöyle olmalı.” O zaman Mali İdareler Detaylı Hesap Planı’nı değiştirin. Bunun yetkisi de sizde. “Ulaşım pahalı.” Mazot fiyatı arşa çıkmış, akaryakıtta vergi yükü %60’lara dayanmış. Siz bunu düşürün ki ulaşıma zam yapılmasın. Bu noktada ise şunu yapıyorsunuz: Hayali rakamlar üretip, her şey yolundaymış algısıyla yönetmeye çalışıyorsunuz. Sizin hayaliniz de düşük enflasyon, düşük faiz, değerli Türk lirası ve yüksek alım gücüydü. Ama yapamadınız, yapamıyorsunuz. Bu yüzden herkes bir beklenti içinde. Piyasa ve sanayici seçimi bekliyor, vatandaş kurtuluş reçetesini, esnaf ise işler artar umuduyla bayramı bekliyor. Hep bir beklenti üzerine kurulu bir ekonomi düzeni oluşmuş durumda. Bugün olmazsa yarın, yarın olmazsa öbür gün düzelecek diye vatandaşın avunmasını bekliyorsunuz. Hatırlayınız; eski damat bakan Berat Albayrak ne diyordu? “Mart, Şubat’tan; Nisan, Mart’tan; Mayıs, Nisan’dan daha iyi olacak. Haziran zaten Mayıs’tan iyi olacak, Temmuz’da uçacağız.” Ama olmadı. Çözüm bulunamadı. Düzelmediği gibi her şey daha da kötüye gitti ve gidiyor. Ve geldiğimiz noktada ise iki kez ikna edemeyip üçüncüde göreve getirdiğiniz Mehmet Şimşek’in politikaları da artık sorgulanıyor. Çünkü kriz bitmiyor, enflasyon düşmüyor, millet nefes alamıyor. Kadrolar değişse de sorunlar çözülmüyor. Kim gelirse gelsin, zihniyet değişmeden; 23 yıldır değişmeyen kim varsa o değişmeden bu işlerin düzelmeyeceği de ortadadır. Bu yüzden sandık gelsin istiyoruz. Ne olacaksa olsun ama bir an önce olsun, herkes yoluna baksın istiyoruz. Biz erken seçimi millet adına, millet için istiyoruz. Getirin sandığı, millet versin kararı ve bu çıkmazdan kurtulalım istiyoruz. Son olarak; kesin hesabı, faaliyet raporunu oluşturan hizmetlerle birlikte değerlendirdiğimizde görüyoruz ki Bu kesin hesabın içerisinde; Gelir ve gider arasında dengeyi sağlayıp bütçesini makul kullanan; hizmetten geri kalmayan ama bunu tasarruf ederek yapan, ekonomik tedbirlerini alan, kamunun malını doğru yöneten, denetimlerden başarıyla çıkan ve örnek olan bir yönetim modeli vardır. Bu kesin hesabın içerisinde; Çalışanın emeğinin karşılığı, dezavantajlı grupların önceliği vardır. İnsanı merkeze alan bir yönetim anlayışı, kimsesiz bırakılmayan hemşerilerimize insan onuruna yakışır biçimde ulaştırılan sosyal yardımlar vardır. Bu düşüncelerle sözlerimi bitirirken; kesin hesabın hazırlanmasında emeği geçen tüm birim çalışanlarına ve değerli başkanım sizlere teşekkür ediyor, yüce meclise de beni dinledikleri için saygılarımı sunuyor, teşekkür ediyorum."

Tepebaşı'nda Kadınlar Yanlız Değil Haber

Tepebaşı'nda Kadınlar Yanlız Değil

Tepebaşı Belediyesi Kadın Danışma Merkezi’nde yılın ilk üç ayında 70 görüşme, 43 beslenme danışmanlığı gerçekleştirilirken, 7 eğitim ve 156 katılımcıya ulaşıldı. Tepebaşı Belediyesi, kadınların yaşamın her alanında daha güçlü, daha güvende ve daha görünür olması için yürüttüğü çalışmalarını kararlılıkla sürdürüyor. Tepebaşı Belediyesi Sağlık İşleri Müdürlüğü bünyesinde hizmet veren Kadın Danışma Merkezi, 2026 yılının ilk üç ayında ortaya koyduğu faaliyetlerle kadınların yanında olmaya devam etti. Ocak, Şubat ve Mart aylarını kapsayan verilere göre Kadın Danışma Merkezi’ne toplam 22 başvuru yapılırken, psikososyal destek kapsamında 15 kişi ile toplam 70 yüz yüze görüşme gerçekleştirildi. Aynı dönemde ihtiyaç duyan danışanlar hukuki destek ve psikolojik destek hizmetine yönlendirildi. Beslenme danışmanlığı alanında 43 kişi ile 70 görüşme yapılırken, düzenlenen 7 eğitime toplam 156 kişi katıldı. Bu rakamlar, merkezin yalnızca bireysel danışmanlık sunan bir yapı olmadığını; aynı zamanda koruyucu, önleyici ve güçlenme odaklı sosyal belediyecilik anlayışının önemli bir ayağı olduğunu ortaya koydu. İlk çeyrekte 70 görüşme, 2 hukuki destek, 43 kişiye beslenme danışmanlığı verildi ve 7 eğitimde 156 katılımcıya ulaşıldı. Önemli bir ihtiyaca karşılık veriyoruz Tepebaşı Belediye Başkanı Dt. Ahmet Ataç, Kadın Danışma Merkezi’nin ortaya koyduğu tablonun Tepebaşı’ndaki yönetim anlayışının somut bir yansıması olduğunu belirterek şunları söyledi: “Sosyal belediyecilik; kadının kendini güvende hissettiği, haklarını bildiği, yalnız bırakılmadığı, yaşamına dokunan bir dayanışma zemini kurabilmektir. Kadın Danışma Merkezimiz de tam olarak bu anlayışın ürünüdür. Yılın ilk üç ayında gerçekleştirilen 70 görüşme, verilen danışmanlıklar ve eğitimler, ne kadar önemli bir ihtiyaca karşılık verdiğimizi açıkça gösteriyor.” Kadınlar sadece krizle uğraşmıyor “Bugün Türkiye’de kadınlar sadece ekonomik krizle mücadele etmiyor. Aynı zamanda baskıyla, eşitsizlikle, güvencesizlikle ve çoğu zaman yalnız bırakılmışlık duygusuyla mücadele ediyor. İktidarın yıllardır toplumu sürüklediği bu karanlık tabloda kadınların yükü her geçen gün daha da ağırlaşıyor. Biz ise Tepebaşı’nda buna seyirci kalmıyoruz. Kadın Danışma Merkezimiz tam da bu nedenle var. Çünkü sosyal belediyecilik lafla değil, vatandaşın hayatına doğrudan dokunarak yapılır.” Kadınlar güçlüyse toplum da güçlüdür Ataç, kadın odaklı hizmetlerin yalnızca bir destek mekanizması değil, aynı zamanda eşit ve adil bir kent hedefinin gereği olduğunu vurgulayarak, “Bir kentte kadınlar kendini ne kadar güçlü, güvende ve görünür hissediyorsa, o kent o kadar çağdaştır, o kadar demokratiktir. Biz yıllardır toplumsal eşitliği, kadın haklarını ve insan onuruna yakışır yaşamı temel önceliklerimiz arasında görüyoruz. Hiçbir kadının kendini yalnız hissetmediği bir Tepebaşı hedefiyle çalışıyoruz. Kadınlar kendini güvende hissetmiyorsa, haklarına kolayca ulaşamıyorsa, yoksulluk içinde yalnız bırakılıyorsa orada büyük bir yönetim sorunu vardır. Kadınların yaşamına dönük tehditler büyürken, sosyal devlet mekanizmalarının zayıflatılması kabul edilemez. Biz Tepebaşı’nda bu anlayışa teslim olmuyoruz. Kadınların yanında duran, onları güçlendiren, haklarına erişimini kolaylaştıran bir belediyecilik anlayışını kararlılıkla sürdürüyoruz.” Başkan Ataç, açıklamasının sonunda şu ifadeleri kullandı: “Kadınların yaşamını zorlaştıran düzene karşı dayanışmayı büyütmeye devam edeceğiz. Hiçbir kadının çaresiz hissetmediği, hiçbir kadının yalnız bırakılmadığı, eşit ve çağdaş bir yaşamı savunmayı sürdüreceğiz. Çünkü biz biliyoruz ki kadınların güçlü olmadığı bir toplum güçlü olamaz.”

Başkan Ataç: ''Adaleti Savunmak, Demokrasiyi Savunmaktır'' Haber

Başkan Ataç: ''Adaleti Savunmak, Demokrasiyi Savunmaktır''

Tepebaşı Belediye Başkanı Dt. Ahmet Ataç, 5 Nisan Avukatlar Günü dolayısıyla yayımladığı mesajda, Türkiye’de hukukun üstünlüğünün ağır bir sınavdan geçtiğini belirterek, adaletin yalnızca mahkeme salonlarında değil, toplumun vicdanında da korunması gereken temel bir değer olduğunu vurguladı. Başkan Ataç açıklamasında şu ifadelere yer verdi: “Her koşulda hakkın, hukukun ve adaletin yanında duran avukatlarımızın 5 Nisan Avukatlar Günü’nü yürekten kutluyorum. Avukatlar, yalnızca yurttaşın hakkını savunan bir meslek grubunun temsilcileri değil; aynı zamanda hukuk devletinin, demokrasinin ve toplumsal vicdanın en güçlü güvencelerinden biridir. Ne yazık ki ülkemiz uzun yıllardır sadece ekonomik ve sosyal alanlarda değil, adalet duygusunda da büyük bir yıkım yaşamaktadır. Bugün yurttaşlarımızın en çok yaralanan duygularından biri, hukuka olan güvenidir. Yargının bağımsızlığına gölge düşüren her uygulama, yalnızca bireyleri değil, toplumun tamamını yaralamaktadır.” İmamoğlu’na Yönelik Yürütülen Süreç Vicdanları Yaralamıştır Başkan Ataç, “Bugün geldiğimiz noktada, hukukun bir güvence olmaktan çıkarılıp siyasal hesaplaşmaların aracı haline getirilmek istendiğini üzülerek görüyoruz. Halkın oylarıyla göreve gelmiş belediye başkanlarının tutuklanması, görevden uzaklaştırılması, siyasal iradeyi yargı eliyle baskı altına alma girişimleri; demokrasimiz adına son derece kaygı vericidir. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanımız Ekrem İmamoğlu’na yönelik yürütülen süreç de toplumun geniş kesimlerinde adalet duygusunu derinden yaralayan bir tablo ortaya koymuştur. Hak, hukuk ve adalet mücadelesi; yalnızca belli kesimlerin değil, bu ülkede onurlu, eşit ve özgür yaşamak isteyen herkesin ortak mücadelesidir. Bu mücadeleyi; emeği yok sayılan işçiler için, geleceği belirsiz bırakılan gençler için, yoksulluk karşısında yaşam savaşı veren emekliler için, sesi kısılmak istenen yurttaşlar için veriyoruz. Aynı zamanda, demokratik iradeye sahip çıkan, halkın oyuna ve temsil hakkına saygı duyulan bir Türkiye için veriyoruz. “Bu zorlu dönemde avukatlarımızın üstlendiği sorumluluk her zamankinden daha büyüktür. Çünkü bugün adaleti savunmak, yalnızca bir mesleki görev değil; aynı zamanda bu ülkenin hukukunu, demokrasisini ve geleceğini savunmaktır. “Ben inanıyorum ki; bu ülke yeniden hukukun üstünlüğü ve adalet duygusuna kavuşacaktır. O güne kadar hakkın ve halk iradesinin yanında duran herkesle birlikte mücadelemizi sürdüreceğiz. Bu duygu ve düşüncelerle, tüm avukatlarımızın Avukatlar Günü’nü kutluyor, emekleri ve kararlı duruşları için kendilerine teşekkür ediyorum” ifadelerini kullandı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.