SON DAKİKA
Hava Durumu

#Yoksulluk

Porsuk Haber Ajansı - Yoksulluk haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Yoksulluk haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Çocukların Elinde Çalışma Araçları Değil, Kitaplar Olmalı! Haber

Çocukların Elinde Çalışma Araçları Değil, Kitaplar Olmalı!

Anahtar Parti Eskişehir Aile ve Sosyal Politikalardan Sorumlu İl Başkan Yardımcısı Meral Öztürk, 12 Haziran Dünya Çocuk İşçiliğiyle Mücadele Günü kapsamında bir basın açıklaması yayımladı. Çocukların erken yaşta iş hayatına atılmasının toplumsal bir yara olduğunu vurgulayan Öztürk, Türkiye’nin yarınları için kararlılık mesajı verdi. "Çocukların Yeri Çalışma Hayatı Değil, Okul Sıralarıdır" Çocukların sağlıklı ve güvenli ortamlarda büyümesi gerektiğinin altını çizen Meral Öztürk, yaptığı açıklamada şu çarpıcı ifadelere yer verdi: "Çocuklarımızın yeri çalışma hayatı değil; okul sıraları, oyun alanları, sanat ve spor alanları ile güven içinde büyüyebilecekleri sosyal ortamlardır. 12 Haziran Dünya Çocuk İşçiliğiyle Mücadele Günü vesilesiyle bir kez daha vurguluyoruz ki; hiçbir çocuk yoksulluk, eşitsizlik veya başka herhangi bir nedenle eğitim hakkından, sağlıklı gelişim imkanlarından ve çocukluğunu yaşama hakkından mahrum bırakılmamalıdır." "Çocuk İşçiliği Sadece Ekonomik Bir Sorun Değildir" Çocuk işçiliğinin çok boyutlu bir problem olduğuna dikkat çeken Öztürk, bu durumun bireysel gelişim üzerindeki yıkıcı etkilerini şu sözlerle aktardı: "Çocuk işçiliği yalnızca ekonomik bir sorun değil; aynı zamanda eğitim, sosyal adalet, çocuk hakları ve toplumsal kalkınma meselesidir. Çocukların erken yaşta çalışma hayatına itilmesi, onların fiziksel, zihinsel ve duygusal gelişimlerini olumsuz etkilemekte; geleceğe dair fırsatlarını sınırlandırmaktadır. Bir toplumun gerçek gücü, çocuklarına sunduğu imkanlarla ölçülür. Bu nedenle çocuklarımızın eğitimden kopmadığı, güvenli ve destekleyici ortamlarda büyüdüğü, hayallerini özgürce kurabildiği bir gelecek inşa etmek hepimizin ortak sorumluluğudur." "Umutlar ve Hayaller İçin Mücadeleye Devam" Çocuk işçiliğiyle mücadelenin, aslında Türkiye’nin geleceğini kurtarma mücadelesi olduğunu söyleyen Anahtar Parti Eskişehir İl Başkan Yardımcısı Meral Öztürk, açıklamasını şu güçlü ve anlamlı vizyonla noktaladı: "Çocuk işçiliğiyle mücadele; çocuklarımızın bugününü korumanın yanı sıra ülkemizin yarınlarına sahip çıkma mücadelesidir. Her çocuğun nitelikli eğitime erişebildiği, sosyal hayata eşit şekilde katılabildiği ve potansiyelini gerçekleştirebildiği bir Türkiye için çalışmalarımızı kararlılıkla sürdüreceğiz. Çünkü biliyoruz ki çocuklerin ellerine verilmesi gereken şey çalışma araçları değil; kitaplar, oyuncaklar, umutlar ve hayallerdir."

Hayali Rakamlar Üretip, Her Şey Yolundaymış Algısıyla Yönetmeye Çalışıyorsunuz Haber

Hayali Rakamlar Üretip, Her Şey Yolundaymış Algısıyla Yönetmeye Çalışıyorsunuz

Odunpazarı Belediyesi Meclis Toplantısı’nda 2025 yılı bütçe kesin hesabı ve taşınır kesin hesabı görüşüldü. CHP Grubu adına söz alan Meclis Üyesi Uğur Yıldız, belediyenin ekonomik kriz ve yüksek enflasyona rağmen mali disiplini koruyarak 2025 yılını 294 milyon 812 bin TL bütçe fazlası ile kapattığını duyurdu. ​Mali Sürdürülebilirlik ve Güçlü Disiplin ​Uğur Yıldız, belediyenin bütçe yönetimindeki başarısını rakamlarla özetledi. 4 milyar 250 milyon TL olarak tahmin edilen gider bütçesinin 2 milyar 836 milyon TL olarak gerçekleştiğini belirten Yıldız, harcama yetkisinin verimli kullanıldığına dikkat çekti. Yıldız yaptığı konuşmada şu ifadelere yer verdi; "Belediyemizin 2025 mali yılı bütçe kesin hesabı ve taşınır kesin hesabı üzerine söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle sizleri, toplantımızı takip eden basın mensuplarını ve hemşerilerimizi saygıyla selamlıyorum. Belediyemizin 2025 mali yılı bütçe kesin hesabı; geçen ay meclisimizde görüştüğümüz faaliyet raporunun rakamsal karşılığını, bütçeyle tahmin edilen gelirlerin tahakkukunu, tahsilini ve giderlerin ne olduğunu gösteren kesinleşmiş sonuçlarıdır. 2025 mali yılında gelir-gider farkının 294 milyon 812 bin lira bütçe fazlası vererek sonuçlandığını ve bütçe gelirlerinde toplam tahakkukun net tahsilata oranının ise %90 olduğunu görmekteyiz. Bütçe giderleri; 4 milyar 250 milyon tahmin edilmiş, gerçekleşme 2 milyar 836 milyon olmuş ve 2024 yılına göre %43 oranında artmıştır. Belediyelerin bütçesi, tahmin yöntemiyle hazırlanmaktadır. Meclis tarafından onaylanan bütçe, belediyenin harcama limitini ifade etmektedir. Başka bir ifadeyle; meclis tarafından verilen 4 milyar 250 milyonluk harcama yetkisinin 2 milyar 836 milyonu kullanılmış, geriye kalan 1 milyar 400 milyon tutarındaki ödenek mevzuat gereği iptal edilmiştir. Yani önceki mecliste ifade edildiği gibi, sanki var olan 1 milyar 400 milyonluk bir tutarın harcamalarda kullanılmaması söz konusu değildir. Belediyemiz 550 milyon borçlanma yetkisine rağmen bunun yalnızca 100 milyonunu kullanmıştır. Yine burada da gider bütçesiyle aynı esas üzerinden hareketle; 550 milyonluk finansman öngörüsünde bulunulmuş ancak 100 milyonluk borçlanmaya gidilmiştir. Belediyemizin borçlanmadan, gelirine göre harcama yaptığını ve tasarruf ederek kamu hizmetlerini yerine getirdiğini görüyoruz. Gider bütçesinin gelir bütçesinden az ve borçlanmanın düşük olması, mali disiplinin güçlü olduğunu ve mali sürdürülebilirlik açısından belediyemizin başarılı bir yönetim sergilediğini göstermektedir. Bütçe giderlerini oluşturan kalemlere baktığımızda; Mal ve hizmet alım giderlerinde 2 milyar 156 milyon harcama tahmin edilmiş, 1 milyar 797 milyon harcama yapılmış ve gerçekleşme oranı %83 olmuştur. Bu gider kalemini artıran en önemli faktör, ülkemizin içinde bulunduğu bitirilmeyen ekonomik kriz ve düşürülmeyen enflasyondur. Halkımızın tamamı krizin ve enflasyonun farkındadır; ancak farkında olmayan sadece AKP’li siyasilerdir. AKP’nin uyguladığı ekonomi modeli ülkenin her sathını yoksulluğa ve pahalılığa sürüklemiştir. Aslında sadece ekonomik değil; siyasal, sosyal ve hukuki krizler de yaratmıştır. Çünkü dert, bu krizleri çözmek değil; çözümsüz kılacak politikaları sürdürmek ve siyasi iktidarını ne olursa olsun devam ettirmektir. Hükümet olarak 2026 yılı enflasyon hedefini %16 olarak açıkladınız. Daha senenin ilk üç ayında bu rakama ulaştınız ve şubat ayının sonunda hedef puanı yukarı yönlü revize ettiniz. Şu anda emekliye verilmeyen bayram ikramiyesi zammının sebebi olarak gösterilen savaşın tarafı olan ülkelerde bile enflasyon bizden daha düşüktür. Ukrayna’ya, Rusya’ya, İsrail’e, Lübnan’a ve dünyaya baktığımızda; bütün ülkelerden daha yüksek gıda enflasyonuna sahip olmamız açıklanabilir bir durum değildir. Her şeyi pahalıya alıyor, pahalıya yiyor, pahalıya giyiniyoruz. Aslında bunu çok fazla anlatmaya gerek yok; çünkü herkes çarşıya pazara çıkıyor. Herkes et, domates, biber, benzin alıyor. Çocuğunun okul masrafını ödüyor. Herkes bu pahalılığı hayatının her alanında hissediyor. Bu hâle gelmemize kim ya da ne sebep oldu? Bu yoksulluk düzeninin müsebbibi 23 yıldır ülkeyi yöneten iktidar değil midir? Muhakkak ki bütün bu sorunların kaynağı; her sene bakanlarını ve politikalarını değiştiren, Merkez Bankası’nın bağımsızlığını elinden alıp faizi siyasallaştıran, ekonomi bilimine tamamen ters politika tercihleri sonucunda ülkeyi deneme-yanılma tahtasına çeviren ve 23 yıldır her şeyi elinde tutan AKP iktidarıdır. Faaliyet raporu görüşmelerinde ödenen 90 milyon faizle ilgili eleştiriler yapıldı. “Şimdi bu kadar faiz mi olur?” dediniz. Politika faizi %37 deniyor ama bankalarda %50’den aşağı kredi bulunamıyor. 23 yıldır iktidarsınız; ekonomi 23 yıldır sizin elinizde. İstediğiniz zaman istediğiniz bakanı, Merkez Bankası başkanını kendi politikanıza göre değiştirdiniz. Bir bakan getirdiniz, “nas” var dediniz, faizi indirdiniz; başka bir bakan getirdiniz, “pas” dediniz, faizi yükselttiniz. Daha geçen sene esnafın kullandığı ve ödemesine devam ettiği kredinin faizini bir gecede yükseltmediniz mi? Eleştiriyi yapan meclis üyemize sormak istiyorum: Düşünün Fahri Bey; bir esnaf kredi kullanırken kendisine yüzde 9 faiz denilmiş. Bu esnaf malını almış, maliyet hesabını yapmış, ticaretini yürütüyor. Gece uyuyor, sabah uyanıyor; faiz oranı çıkmış yüzde 30’a. Mali müşaviri de dönüp “Faiz ödemen çok yüksek” diyor. Böyle bir çelişki içerisinde savruluyoruz. Kaç aydır insanlar faizler düşecek diye kredi kullanmıyor. Şimdi geldiğimiz noktada ise faizin düşeceğine dair bir umutta kalmadı. Belediyemizin ödediği faiz, gider bütçesinin %3’üne denk gelmektedir. Ama ülkece ödediğimiz faize baktığımızda, Hazine ve Maliye Bakanlığı bütçesinin üçte biri, yani 2 trilyon 700 milyar faize gitmektedir. Tüm dünya faiz artırırken siz inadına indirdiniz; herkes rasyonel politikaları izleyip günün sonunda faizi düşürürken siz düşüremediniz ve bu krizi kendi ellerinizle yaratıp milletin kucağına bıraktınız. Belediyenin kadrolu memur ve işçi çalışanlarının iş gücü maliyeti 417 milyon olarak gerçekleşmiştir. Bu çalışan maliyetleri de eleştiri konusu oldu; ancak ülkemizde istihdam giderlerinin yüksek olmadığı hiçbir sektör kalmamıştır. Düşük maliyetli iş gücü nedeniyle tekstilciler Mısır’a, sanayiciler Balkanlar’a ve diğer ülkelere üretim faaliyetlerini taşımaktadır. Yabancı yatırımcının ülkemize gelmemesindeki temel etkenlerden biri de maliyet avantajlı iş gücünün olmamasıdır. Biz de Odunpazarı Belediyesi olarak başka bir yerde yaşamıyoruz ki; biz de bu ülkede yaşıyoruz. Çalışanlarımızın çocukları aynı okula gidiyor, aynı marketlerden alışveriş yapıyor. Herkes gibi geçimini sağlamaya çalışıyor. Alım gücü artmadıkça, ihracat ve üretim yükselmedikçe yapılan zamların ve ödenen yüksek ücretlerin hiçbir anlamı kalmamaktadır. Bütün olumsuzlukların yan yana gelmesiyle görüyoruz ki; ülkemizde borçluluk sarmalı toplumun her kesimini kuşatmış, bireysel ya da kurumsal olmaktan çıkmış, yapısal bir sorun hâline gelmiştir. Temel ihtiyaçlarımız için bile krediye ihtiyaç duyuyoruz. 2026 yılının ilk üç aylık döneminde bireysel kredi kartı borcu 3 trilyon 32 milyar, kredili mevduat hesapları 833 milyar, ihtiyaç kredileri ise 1 trilyon 550 milyar oldu. Takipteki, yani batık bireysel krediler ise son bir yılda %88 artarak 277 milyara yükseldi. Anlaşılacağı üzere yüce Türk milleti refahı, mutluluğu unutmuş ve umudunu tüketmiş haldedir. Yatırım bütçesi harcama tutarı ise 280 milyon gerçekleşmiştir. Kısaca bütçe gelirlerine de bakacak olursak; bütçe geliri 3 milyar 700 milyon tahmin edilmiş, 3 milyar 131 milyon gelir elde edilmiş ve belediyemizin gelirleri bir önceki yıla göre %79 artmıştır. Vergi gelirlerinde 372 milyon net tahsilat yapılmış; 2024 yılında %60 olan gerçekleşme oranı, 2025 yılında %71 olmuştur. Teşebbüs ve mülkiyet gelirlerinde 387 milyon, bağış ve yardımlardan ise 464 bin lira gelir elde edilmiştir. Merkezi idare vergi gelirlerinden alınan pay 1 milyar 660 milyondur ve gelir bütçesinin %53’üne tekabül etmektedir. Sermaye gelirleri kalemine baktığımızda 316 milyon gelir elde edildiğini görmekteyiz. Son günlerde gündemde tutulmaya çalışılan ve sanki burada gizli saklı satışlar yapılıyormuş gibi bir algıyla eleştirilen bu gelirlerde en yüksek pay, aylık 34 bin lira kira getirisi ve 2039 yılına kadar sözleşmesi bulunan otelden elde edilen gelirdir. Bu satışı geçen sene, yine kesin hesabı görüştüğümüz toplantıda oylamış ve karara bağlamıştık. O oturumda ilgili komisyon üyeleri, satışın neden yapılması gerektiğini net veriler ve gerekçelerle açıklamıştı. Bu satışların yapılmasındaki en temel unsur SGK borçları ve sermaye artırımıdır. Belediyeler her gün SGK borçları nedeniyle köşeye sıkıştırılırken, belediyemiz elindeki imkânları ve varlıkları kullanarak bu baskıdan kurtulmuştur. Bu borçlar üzerinden silkelenmeye meydan vermemiş, bu yükü başının üzerinde kılıç gibi sallandırmamış; önlemini erken alarak borcunu ödemiş ve sermayesini artırmıştır. Örneğin maaş ödemesi yapılacağı sırada İller Bankası’ndan gelen payın kesintiye uğraması sonucu “maaş bile ödeyemediler” denmesine fırsat vermemiştir. Bu anlamda yapılan satışları doğru bulduğumuzu belirtmek istiyorum. Sayın Başkanım, değerli meclis üyeleri; Özelleştirmeler; borçlanmaya gitmemek ve bütçe imkânlarının yeterli gelmeyeceği durumlarda, sağlayacağı fayda ve kaynağın nerede kullanılacağı açıkça belirtilerek yapılır. Belediyemiz de amaçlarını ve sağlayacağı faydayı baştan belirleyerek bu işleri yapmaktadır. Satışlarını da yatırımlarını da alımlarını da net, ölçülebilir ve şeffaf şekilde gerçekleştirmektedir. Örneğin araç alımlarını yapıp kiralama işini bitirdikten sonra bakımları kendi bünyesinde gerçekleştirmiş; ne kadar tasarruf ettiğini, bunun sonucunda hangi yatırımları yaptığını ve hangi yeni araçları aldığını net bir biçimde ortaya koymuştur. Satışlarını da AKP modeline uydurup “ticari sır” adı altında gizlememekte, şeffaf biçimde kamuoyuyla paylaşmaktadır. 23 yıldır iktidarda olan, trilyonlarca dolar vergi toplamış, 60 milyar dolar özelleştirme yapmış, sadece 2025 yılında 20 milyar taşınmaz satışı gerçekleştirmiş, Merkez Bankası’nı 3 yılda 3 trilyon zarara uğratmış, bu kadar satış ve özelleştirmeye rağmen üstüne bir de 500 milyar dolar borç yapmış AKP iktidarı, elde ettiği bu kadar özelleştirme gelirine rağmen en azından bizi örnek alıp borçlanma yapmasaydı. AKP döneminde “babalar gibi satılarak” yapılan özelleştirmelerin tamamından elde edilen 60 milyar dolar, güncel kurla yaklaşık 2 trilyon 700 milyar liradır; bu da sadece 2026 yılının faiz ödemesine denk gelmektedir. Bütçe, faaliyet raporu ve kesin hesap görüşülürken yapılan eleştiriler muhakkak ki çok önemlidir. Eksik ya da gözden kaçan bir taraf varsa düzeltilir; bilinmeyen bir husus varsa öğrenilir. Ama bizi eleştirdiğiniz noktalara baktığımızda, aslında bunların sizin çözmeniz gereken meseleler olduğunu görüyoruz. Esasında cevaplar, eleştirilerinizin ve sorduğunuz soruların içinde gizlidir. “Faiz ödemen niye yüksek?” Çünkü devletin politika faizi, bankaların kredi faizi yüksek. Bu nedenle bizim faiz ödememiz de yüksek. “Mal alımlarınızın bedeli çok yüksek.” Çünkü enflasyon yüksek. Enflasyonu düşürün, siz hiçbir şeye zam yapmayın, biz de pahalıya almayalım. “Mali tablolar şöyle olmalı.” O zaman Mali İdareler Detaylı Hesap Planı’nı değiştirin. Bunun yetkisi de sizde. “Ulaşım pahalı.” Mazot fiyatı arşa çıkmış, akaryakıtta vergi yükü %60’lara dayanmış. Siz bunu düşürün ki ulaşıma zam yapılmasın. Bu noktada ise şunu yapıyorsunuz: Hayali rakamlar üretip, her şey yolundaymış algısıyla yönetmeye çalışıyorsunuz. Sizin hayaliniz de düşük enflasyon, düşük faiz, değerli Türk lirası ve yüksek alım gücüydü. Ama yapamadınız, yapamıyorsunuz. Bu yüzden herkes bir beklenti içinde. Piyasa ve sanayici seçimi bekliyor, vatandaş kurtuluş reçetesini, esnaf ise işler artar umuduyla bayramı bekliyor. Hep bir beklenti üzerine kurulu bir ekonomi düzeni oluşmuş durumda. Bugün olmazsa yarın, yarın olmazsa öbür gün düzelecek diye vatandaşın avunmasını bekliyorsunuz. Hatırlayınız; eski damat bakan Berat Albayrak ne diyordu? “Mart, Şubat’tan; Nisan, Mart’tan; Mayıs, Nisan’dan daha iyi olacak. Haziran zaten Mayıs’tan iyi olacak, Temmuz’da uçacağız.” Ama olmadı. Çözüm bulunamadı. Düzelmediği gibi her şey daha da kötüye gitti ve gidiyor. Ve geldiğimiz noktada ise iki kez ikna edemeyip üçüncüde göreve getirdiğiniz Mehmet Şimşek’in politikaları da artık sorgulanıyor. Çünkü kriz bitmiyor, enflasyon düşmüyor, millet nefes alamıyor. Kadrolar değişse de sorunlar çözülmüyor. Kim gelirse gelsin, zihniyet değişmeden; 23 yıldır değişmeyen kim varsa o değişmeden bu işlerin düzelmeyeceği de ortadadır. Bu yüzden sandık gelsin istiyoruz. Ne olacaksa olsun ama bir an önce olsun, herkes yoluna baksın istiyoruz. Biz erken seçimi millet adına, millet için istiyoruz. Getirin sandığı, millet versin kararı ve bu çıkmazdan kurtulalım istiyoruz. Son olarak; kesin hesabı, faaliyet raporunu oluşturan hizmetlerle birlikte değerlendirdiğimizde görüyoruz ki Bu kesin hesabın içerisinde; Gelir ve gider arasında dengeyi sağlayıp bütçesini makul kullanan; hizmetten geri kalmayan ama bunu tasarruf ederek yapan, ekonomik tedbirlerini alan, kamunun malını doğru yöneten, denetimlerden başarıyla çıkan ve örnek olan bir yönetim modeli vardır. Bu kesin hesabın içerisinde; Çalışanın emeğinin karşılığı, dezavantajlı grupların önceliği vardır. İnsanı merkeze alan bir yönetim anlayışı, kimsesiz bırakılmayan hemşerilerimize insan onuruna yakışır biçimde ulaştırılan sosyal yardımlar vardır. Bu düşüncelerle sözlerimi bitirirken; kesin hesabın hazırlanmasında emeği geçen tüm birim çalışanlarına ve değerli başkanım sizlere teşekkür ediyor, yüce meclise de beni dinledikleri için saygılarımı sunuyor, teşekkür ediyorum."

Tepebaşı'nda Kadınlar Yanlız Değil Haber

Tepebaşı'nda Kadınlar Yanlız Değil

Tepebaşı Belediyesi Kadın Danışma Merkezi’nde yılın ilk üç ayında 70 görüşme, 43 beslenme danışmanlığı gerçekleştirilirken, 7 eğitim ve 156 katılımcıya ulaşıldı. Tepebaşı Belediyesi, kadınların yaşamın her alanında daha güçlü, daha güvende ve daha görünür olması için yürüttüğü çalışmalarını kararlılıkla sürdürüyor. Tepebaşı Belediyesi Sağlık İşleri Müdürlüğü bünyesinde hizmet veren Kadın Danışma Merkezi, 2026 yılının ilk üç ayında ortaya koyduğu faaliyetlerle kadınların yanında olmaya devam etti. Ocak, Şubat ve Mart aylarını kapsayan verilere göre Kadın Danışma Merkezi’ne toplam 22 başvuru yapılırken, psikososyal destek kapsamında 15 kişi ile toplam 70 yüz yüze görüşme gerçekleştirildi. Aynı dönemde ihtiyaç duyan danışanlar hukuki destek ve psikolojik destek hizmetine yönlendirildi. Beslenme danışmanlığı alanında 43 kişi ile 70 görüşme yapılırken, düzenlenen 7 eğitime toplam 156 kişi katıldı. Bu rakamlar, merkezin yalnızca bireysel danışmanlık sunan bir yapı olmadığını; aynı zamanda koruyucu, önleyici ve güçlenme odaklı sosyal belediyecilik anlayışının önemli bir ayağı olduğunu ortaya koydu. İlk çeyrekte 70 görüşme, 2 hukuki destek, 43 kişiye beslenme danışmanlığı verildi ve 7 eğitimde 156 katılımcıya ulaşıldı. Önemli bir ihtiyaca karşılık veriyoruz Tepebaşı Belediye Başkanı Dt. Ahmet Ataç, Kadın Danışma Merkezi’nin ortaya koyduğu tablonun Tepebaşı’ndaki yönetim anlayışının somut bir yansıması olduğunu belirterek şunları söyledi: “Sosyal belediyecilik; kadının kendini güvende hissettiği, haklarını bildiği, yalnız bırakılmadığı, yaşamına dokunan bir dayanışma zemini kurabilmektir. Kadın Danışma Merkezimiz de tam olarak bu anlayışın ürünüdür. Yılın ilk üç ayında gerçekleştirilen 70 görüşme, verilen danışmanlıklar ve eğitimler, ne kadar önemli bir ihtiyaca karşılık verdiğimizi açıkça gösteriyor.” Kadınlar sadece krizle uğraşmıyor “Bugün Türkiye’de kadınlar sadece ekonomik krizle mücadele etmiyor. Aynı zamanda baskıyla, eşitsizlikle, güvencesizlikle ve çoğu zaman yalnız bırakılmışlık duygusuyla mücadele ediyor. İktidarın yıllardır toplumu sürüklediği bu karanlık tabloda kadınların yükü her geçen gün daha da ağırlaşıyor. Biz ise Tepebaşı’nda buna seyirci kalmıyoruz. Kadın Danışma Merkezimiz tam da bu nedenle var. Çünkü sosyal belediyecilik lafla değil, vatandaşın hayatına doğrudan dokunarak yapılır.” Kadınlar güçlüyse toplum da güçlüdür Ataç, kadın odaklı hizmetlerin yalnızca bir destek mekanizması değil, aynı zamanda eşit ve adil bir kent hedefinin gereği olduğunu vurgulayarak, “Bir kentte kadınlar kendini ne kadar güçlü, güvende ve görünür hissediyorsa, o kent o kadar çağdaştır, o kadar demokratiktir. Biz yıllardır toplumsal eşitliği, kadın haklarını ve insan onuruna yakışır yaşamı temel önceliklerimiz arasında görüyoruz. Hiçbir kadının kendini yalnız hissetmediği bir Tepebaşı hedefiyle çalışıyoruz. Kadınlar kendini güvende hissetmiyorsa, haklarına kolayca ulaşamıyorsa, yoksulluk içinde yalnız bırakılıyorsa orada büyük bir yönetim sorunu vardır. Kadınların yaşamına dönük tehditler büyürken, sosyal devlet mekanizmalarının zayıflatılması kabul edilemez. Biz Tepebaşı’nda bu anlayışa teslim olmuyoruz. Kadınların yanında duran, onları güçlendiren, haklarına erişimini kolaylaştıran bir belediyecilik anlayışını kararlılıkla sürdürüyoruz.” Başkan Ataç, açıklamasının sonunda şu ifadeleri kullandı: “Kadınların yaşamını zorlaştıran düzene karşı dayanışmayı büyütmeye devam edeceğiz. Hiçbir kadının çaresiz hissetmediği, hiçbir kadının yalnız bırakılmadığı, eşit ve çağdaş bir yaşamı savunmayı sürdüreceğiz. Çünkü biz biliyoruz ki kadınların güçlü olmadığı bir toplum güçlü olamaz.”

Başkan Ataç: ''Adaleti Savunmak, Demokrasiyi Savunmaktır'' Haber

Başkan Ataç: ''Adaleti Savunmak, Demokrasiyi Savunmaktır''

Tepebaşı Belediye Başkanı Dt. Ahmet Ataç, 5 Nisan Avukatlar Günü dolayısıyla yayımladığı mesajda, Türkiye’de hukukun üstünlüğünün ağır bir sınavdan geçtiğini belirterek, adaletin yalnızca mahkeme salonlarında değil, toplumun vicdanında da korunması gereken temel bir değer olduğunu vurguladı. Başkan Ataç açıklamasında şu ifadelere yer verdi: “Her koşulda hakkın, hukukun ve adaletin yanında duran avukatlarımızın 5 Nisan Avukatlar Günü’nü yürekten kutluyorum. Avukatlar, yalnızca yurttaşın hakkını savunan bir meslek grubunun temsilcileri değil; aynı zamanda hukuk devletinin, demokrasinin ve toplumsal vicdanın en güçlü güvencelerinden biridir. Ne yazık ki ülkemiz uzun yıllardır sadece ekonomik ve sosyal alanlarda değil, adalet duygusunda da büyük bir yıkım yaşamaktadır. Bugün yurttaşlarımızın en çok yaralanan duygularından biri, hukuka olan güvenidir. Yargının bağımsızlığına gölge düşüren her uygulama, yalnızca bireyleri değil, toplumun tamamını yaralamaktadır.” İmamoğlu’na Yönelik Yürütülen Süreç Vicdanları Yaralamıştır Başkan Ataç, “Bugün geldiğimiz noktada, hukukun bir güvence olmaktan çıkarılıp siyasal hesaplaşmaların aracı haline getirilmek istendiğini üzülerek görüyoruz. Halkın oylarıyla göreve gelmiş belediye başkanlarının tutuklanması, görevden uzaklaştırılması, siyasal iradeyi yargı eliyle baskı altına alma girişimleri; demokrasimiz adına son derece kaygı vericidir. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanımız Ekrem İmamoğlu’na yönelik yürütülen süreç de toplumun geniş kesimlerinde adalet duygusunu derinden yaralayan bir tablo ortaya koymuştur. Hak, hukuk ve adalet mücadelesi; yalnızca belli kesimlerin değil, bu ülkede onurlu, eşit ve özgür yaşamak isteyen herkesin ortak mücadelesidir. Bu mücadeleyi; emeği yok sayılan işçiler için, geleceği belirsiz bırakılan gençler için, yoksulluk karşısında yaşam savaşı veren emekliler için, sesi kısılmak istenen yurttaşlar için veriyoruz. Aynı zamanda, demokratik iradeye sahip çıkan, halkın oyuna ve temsil hakkına saygı duyulan bir Türkiye için veriyoruz. “Bu zorlu dönemde avukatlarımızın üstlendiği sorumluluk her zamankinden daha büyüktür. Çünkü bugün adaleti savunmak, yalnızca bir mesleki görev değil; aynı zamanda bu ülkenin hukukunu, demokrasisini ve geleceğini savunmaktır. “Ben inanıyorum ki; bu ülke yeniden hukukun üstünlüğü ve adalet duygusuna kavuşacaktır. O güne kadar hakkın ve halk iradesinin yanında duran herkesle birlikte mücadelemizi sürdüreceğiz. Bu duygu ve düşüncelerle, tüm avukatlarımızın Avukatlar Günü’nü kutluyor, emekleri ve kararlı duruşları için kendilerine teşekkür ediyorum” ifadelerini kullandı.

''Toplumsal Cinsiyet ve Güçlenme'' Sempozyumu Düzenlendi Haber

''Toplumsal Cinsiyet ve Güçlenme'' Sempozyumu Düzenlendi

Tepebaşı Belediyesi ve Cinsiyet Eşitliği İzleme Derneği iş birliği ile “Toplumsal Cinsiyet ve Güçlenme” başlıklı sempozyum düzenlendi. Sempozyumda akademik sunumlar ve atölye çalışmaları gerçekleştirildi. Tepebaşı Belediyesi ve Cinsiyet Eşitliği İzleme Derneği (CEİD) iş birliği ile Vecihi Hürkuş Havacılık ve Parkı'nda “Toplumsal Cinsiyet ve Güçlenme” başlıklı bir sempozyum düzenlendi. Gerçekleştirilen sempozyum ile yerel yönetimlerin toplumsal cinsiyet eşitliği politikalarındaki rolünü güçlendirmeyi, farklı toplumsal kesimlerin deneyimlerini görünür kılmayı ve yerel düzeyde kurumsal iş birliğini artırmak amaçlandı. İki oturumdan oluşan sempozyumda akademik sunumların yanı sıra atölye çalışmaları da gerçekleştirildi. Sempozyuma Tepebaşı Belediyesi Başkan Yardımcısı Suat Yalnızoğlu, Meclis Üyesi Nazan Erşahin ve çok sayıda ilgili katıldı. Tepebaşı Belediyesi Başkan Yardımcısı Suat Yalnızoğlu, sempozyumun açılış konuşmasında emeği geçenlere ve katılımcılara teşekkür etti. Kadın hareketlerinin özgül konumu konuşuldu Sempozyumun ilk oturumunda; Derya Gezer moderatörlüğünde “Toplumsal Cinsiyet ve Kimlikler” konusu konuşuldu. Konuşmacı olarak katılan Alev Özkazanç “Çoklu Krizler Çağında Feminizm, Direniş ve Gelecek Sorunu” başlığında sunum gerçekleştirdi. Özkazanç sunumunda, kadın hareketlerinin özgül konumu, karşılaştığı zorluklar ve engeller ile duruma müdahale ederek bir gelecek vizyonu yaratmak için taşıdığı potansiyelleri aktardı. Toplumsal cinsiyet eşitliğinde erkeklerin rolü ele alındı Konuşmacılardan Atilla Barutçu ise “Eleştirel Erkeklik Çalışmaları ve Cinsiyet Eşitliği Mücadelesinde Erkekler” konusunu, cinsiyet eşitliği mücadelesinde erkek(lik)lerin rolü ve etkisi hem tarihsel olarak teorik/metodolojik tartışmalar hem de son dönem saha deneyimleri üzerinden özdüşümsel bir yaklaşımla ele aldı. Örgütlenme ve dayanışma pratikleri tartışıldı “Toplumsal Cinsiyet Çeşitliliğinde Yerelleşme: Örgütlenme ve Dayanışma Pratikleri” konusunda konuşan Buruç Parlak ise son yıllarda Türkiye’de toplumsal cinsiyet, aile politikaları ve cinsiyet kimliği/cinsel yönelim çeşitliliği etrafında yürütülen tartışmaların kamusal alanda giderek görünür hale geldiğini belirtti. Çocukluk dönemi konuşuldu Sempozyumun ikinci oturumu ise Hande Çevik moderatörlüğünde “Kesişimsel Farklılıklar ve Güçlenme” konusu ele alındı. Konuşmacılardan Ceren Suntekin, “Çocukluk ve Toplumsal Cinsiyet: Şiddetle Erken Mücadele İçin kapsayıcı Bir Hak Perspektifi” konusunda sunumunu gerçekleştirdi. Suntekin, antik çağdan bugüne olan çocukluk dönemine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Suntekin, aydınlanma çağında okuryazarlığın artmasının, çekirdek ailenin ve anne çocuk ilişkisinin önem kazandığını ancak çocukluğu cinsiyetlendirilmiş bir deneyim olmaktan bütünüyle kurtulamadığını belirtti. Suntekin, günümüzde çocukluğun hala toplumsal cinsiyet normlarıyla iç içe geçmiş bir biçimde yaşadığına değindi. Medya kamuoyu algısını şekillendiriyor Konuşmacılardan Dilek İçten ise “Toplumsal Cinsiyet, Göç ve Medya” konulu sunumunda medyanın kamuoyunun algısını şekillendirmede önemli bir rol oynadığını söyledi. Konuşmacılardan Gülçin Con Wright ise “Toplumsal Cinsiyet ve Yaşlılık Ekseninde Yoksulluk, Bakım ve Şiddet” konusuna değindi. Wright, yaşlı nüfusun büyük çoğunluğunun kadınlardan oluştuğunu belirterek kadınların yaşamları boyunca biriken dezavantajları sebebiyle yaşlılık dönemini yalnızlık, yoksulluk, hastalık ve engellilikle geçirmelerinin daha yüksek bir ihtimal olduğuna dikkat çekti. “Ataerki İle Kapitalizmin Etkileşiminde Sınıf ve Toplumsal Cinsiyet Konumları” sunumuyla katılımcıların karşısına çıkan Melda Yaman da kadınların özgürleşmesi yalnızca ilişkilerinin dönüşümünü değil; yeniden üretim rejimlerinin, aile yapısının ve toplumsal cinsiyet temelli iş bölümünün radikal biçimde yeniden örgütlenmesini gerektirdiğini kaydetti. Sunumların ardından ise Hatice Kapusuz tarafından “Feminist Ütopya” başlıklı bir atölye düzenlendi.

Dar Gelirli Ailelere Mama Desteği Verilmelidir Haber

Dar Gelirli Ailelere Mama Desteği Verilmelidir

CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “en az 3 çocuk” tavsiyesini bebek maması fiyatları üzerinden değerlendirdi. Gürer, “Sayın Erdoğan, vatandaşın daralan geliriyle oluşan yoksulluğu görmeden çocuk sayısını artırma çağrısı yapıyor. Asgari ücretlinin 2024’ten bu yana bebeğinin rızkından 8 paket mama alındı. Bir çocuk bile vatandaşı sağlıklı beslenme ve ihtiyacını karşılamada zorlarken, üç çocuk tavsiyesine uyanın onu sağlıklı büyütmesi de zorlaştı. Ana-baba boğazını kıssa dahi çocuk giderleri ev gelir-gider dengesini bozuyor.” dedi. Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, Türkiye’deki derin yoksulluğun en somut göstergelerinin her ay açıklanan yoksulluk verileri olduğunu belirtti. Yoksulluk verileri açıklandığında durumun daha iyi görüldüğünü ifade eden Gürer, “Çocuk arabasından çocuk bezine kadar raftaki ürün fiyatları katlandı. Çocuk için rafa el uzatılan her ürünün fiyatı önemli ölçüde arttı. Bebek maması fiyatlarını ve asgari ücretin alım gücündeki erimeyi bir de bu pencereden bakalım.” dedi. Gürer, 2024-2026 yılları arasındaki verileri kıyaslayarak, iktidarın nüfus politikası ile ekonomi politikası arasındaki çelişkiyi mama fiyatları üzerinden gösterdi. “MAAŞ ARTIYOR, ALINABİLEN PAKET SAYISI AZALIYOR!” CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in hazırladığı analizde, üst segment mamanın %119, alt segment mamanın ise %97 zamlandığı görüldü. “3 ÇOCUK DEMEK, AYLIK 10 BİN LİRA SADECE MAMA PARASI DEMEK!” “3 çocuk” söylemine özünde yaşlanan nüfus dikkate alındığında olağan görülebileceğini ifade eden CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, “Peki, bu çocukların nasıl bakılacak, giderleri nasıl karşılanacak, karnı nasıl doyacağını hesaplıyor mu? Bugün bir bebek ayda 3 paket 900 gramlık mama bitiriyor. 2026 fiyatlarıyla 3 çocuklu bir ailenin sadece üst segment mama maliyeti ayda 10 bin 260 TL tutuyor! 28 bin lira asgari ücret alan bir babanın, maaşının üçte birinden fazlasını sadece mamaya vermesi gerekiyor. Bu hesaba çocuk bezi, kıyafet, kira, elektrik dahil değil. AKP iktidarı, halka çocuk sayısı vereceğine, marketlerde alarm takılan mamaların fiyatlarına bakmalıdır,” dedi. “VATANDAŞIN CEBİNDEN 8 PAKET MAMA ÇALINDI” Asgari ücretlinin son iki yılda yaşadığı kaybı yüzdesel olarak değerlendiren Ömer Fethi Gürer: Üst Segment Kaybı: “2024’te 32 paket alabilen işçi, 2026’da 24 pakete düştü. Alım gücü %25 eridi.”Maliyet Yükü: “Bir asgari ücretli, tek bir çocuğun üst segment maması için maaşının %12,1’ini ayırmak zorunda..” “BEBEK MAMASI LÜKS TÜKETİM DEĞİLDİR” CHP’ Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, çözümün sayı vermekte değil, halkın alım gücünü korumakta olduğunu belirterek, “İktidarın ekonomi modeli, bebeklerin rızkını enflasyon ile eritmiştir. Bebek maması lüks değil, zorunlu bir ihtiyaçtır. Dar gelirli ailelere nakdi mama desteği verilmelidir. Vatandaş çocuk maması alırken düşünüyorsa, iktidar kendi politikalarını sorgulamalıdır. Bizim önceliğimiz tenceresi kaynayan, bebeği doyan aileler ile mutlu yaşamdır” diye konuştu.

CHP Eskişehir Örgütü Bayramlaşma Töreninde Bir Araya Geldi Haber

CHP Eskişehir Örgütü Bayramlaşma Töreninde Bir Araya Geldi

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Eskişehir İl Başkanlığı, Ramazan Bayramı dolayısıyla İl binasında geniş katılımlı bir bayramlaşma töreni düzenledi. Törende birlik, beraberlik ve gelecek seçimlere dair iktidar mesajları verilirken, Türkiye’nin güncel ekonomik ve hukuki sorunlarına dikkat çekildi. ​Talat Yalaz: "Mücadelemiz Adaleti Yeniden İnşa Etme Mücadelesidir" Açılış konuşmasını yapan CHP Eskişehir İl Başkanı Talat Yalaz, bayramların dayanışma günleri olduğunu ancak derinleşen yoksulluk ve ekonomik adaletsizlik nedeniyle bu bayrama buruk bir tablonun eşlik ettiğini belirtti. Emeklilerin, asgari ücretlilerin ve çiftçilerin yaşam mücadelesi verdiğini ifade eden Yalaz, ülkede hukuka olan güvenin sarsıldığını vurguladı. Özellikle Ekrem İmamoğlu’nun ve haksızlığa uğrayan diğer isimlerin ailelerinden uzak bayram geçirmesini "millet iradesine ve demokrasiye yönelik bir mesele" olarak tanımlayan Yalaz, CHP’nin mücadelesinin sadece iktidar değişimi değil, liyakat ve adaletin yeniden tesisi olduğunu söyledi. Konuşmasını "Değişim bekleyenlerin değil, mücadele edenlerin eseridir" sözleriyle noktaladı. ​Utku Çakırözer: "Demokrasi ve Özgürlük Mücadelesinden Vazgeçmeyeceğiz" CHP Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer ise konuşmasına Saraçhane’deki adalet arayışının selamını ileterek başladı. Türkiye'nin en büyük sorununun geçim sıkıntısının yanı sıra demokrasi ve adalet yoksunluğu olduğunu belirten Çakırözer, tutuklu bulunan isimlere özel bir parantez açtı. "Milyonların imzasıyla cumhurbaşkanı adayımız olan" şeklinde hitap ettiği Ekrem İmamoğlu’na, tutuklu siyasetçiler Osman Kavala, Selahattin Demirtaş, Can Atalay ve Tayfun Kahraman ile haksız yere gözaltına alındığını belirttiği gazeteci İsmail Arı’ya selam gönderdi. Çakırözer, 17 bayramdır özgürlük bekleyen isimlerin mücadelesinin takipçisi olacaklarını ve bu adaletsiz düzenin sandıkla değişeceğini ifade etti. Ayrıca Nevruz Bayramı’nı da kutlayarak kardeşlik vurgusu yaptı. ​Kazım Kurt: "CHP Türkiye’nin Birinci Partisidir ve İktidara Yürümektedir" Odunpazarı Belediye Başkanı Kazım Kurt, konuşmasında partililere büyük bir özgüven ve sorumluluk yükledi. CHP’nin şu an Türkiye’nin birinci partisi olduğunu ve yapılacak ilk seçimde iktidar olacağını savunan Kurt, yerel yönetimlerdeki adil yönetim anlayışını tüm Türkiye’ye yayacaklarını belirtti. Yurtta ve dünyada barışın önemine değinerek Orta Doğu’daki siyasi gelişmelere dikkat çeken Kurt, "Biz iktidar olunca barış gelecek, yoksulluk bitecek" dedi. Partililere seslenerek sadece kendi aralarında değil, komşularını ve çevrelerini ikna ederek bu mücadeleyi büyütmeleri gerektiğini hatırlattı. Rahmi Çınar: "Biliyoruz ki sarayın takvimi dolmuştur." CHP Eskişehir İl Başkanlığı’nda düzenlenen bayramlaşma töreninde partililere seslenen Odunpazarı İlçe Başkanı Rahmi Çınar, konuşmasında tüm katılımcıların bayramını kutlayarak başladı ve Türkiye’nin içinden geçtiği sürece dair sert eleştirilerde bulundu. Siyasi gerekçelerle tutuklu bulunan isimlere dikkat çeken Çınar, başta Ekrem İmamoğlu olmak üzere haksızlığa uğrayan tüm seçilmişlerin er ya da geç özgürlüklerine kavuşacaklarına olan inancını dile getirdi. Çınar, bu süreçte mücadelenin aksamayacağını belirterek, "Biz onların çıkmasını beklerken; sokaklarda, alanlarda ve şehrin her noktasında çalışmalarımıza ara vermeden devam ediyoruz" ifadelerini kullandı. Mevcut yönetimin halk nezdindeki vaktinin dolduğunu savunan Çınar, konuşmasında şu ifadelere yer verdi: "Biliyoruz ki sarayın takvimi dolmuştur. Çare Cumhuriyet Halk Partisi’dir. Halkımızın eşit, adil ve mutlu yaşamının teminatı, partimizin önderliğidir." Halkın umudu CHP’de gördüğünü ve bu sorumlulukla hareket ettiklerini belirten Rahmi Çınar, bir an önce seçim sandığının gelmesini beklediklerini vurguladı. Tüm örgütü ve vatandaşları iktidar yolunda birlikte yürümeye davet eden Çınar, alanlardaki seslenişlerinin kararlılıkla süreceğini söyleyerek konuşmasını tamamladı. Tevfik Yıldırım: "23 yıldır bir karanlığın içerisinde uyanmayı bekliyoruz" Törene katılanların bayramını kutlayan CHP Tepebaşı İlçe Başkanı Tevfik Yıldırım konuşmasında ise şu ifadeleri kullandı; "Biz 23 yıldır bir karanlığın içerisinde uyanmayı bekliyoruz. Biz 23 yıldır bu iktidarın değişmesini bekliyoruz. O gün yakın. En kısa sürede yapılacak olan seçimde iktidarı değiştirdikten sonraki süreç içerisinde, umudumuz olan, beklentimiz olan adaletli günlere ulaşacağımıza tüm kalbimle inanıyorum." dedi.

Bu Ülkenin Emeklileri Sadaka Değil, Haklarını İstiyor Haber

Bu Ülkenin Emeklileri Sadaka Değil, Haklarını İstiyor

Cumhuriyet Halk Partisi Eskişehir İl Başkanlığı tarafından, emeklilerin sorunlarına dikkat çekmek amacıyla, "Emekliler Açlığa, Yoksulluğa ve Sefalete Mahkum Edilemez" başlığı ile emekli dernekleri ile birlikte bir basın açıklaması yapıldı. Hamamyolu Yediler Parkı’nda düzenlenen basın açıklamasına, İl Başkanı Talat Yalaz, Eskişehir Milletvekilleri Utku Çakırözer ve Jale Nur Süllü, Odunpazarı İlçe Başkanı Rahmi Çınar, İl Kadın Kolları Başkanı Sibel Yeşildal, İl ve İlçe Yöneticileri ile emekli dernekleri katılım sağladı. İl Başkanı Talat Yalaz yaptığı konuşmada şu ifadelere yer verdi; "Değerli basın emekçileri, kıymetli Eskişehirliler, Bugün burada Cumhuriyet Halk Partisi Eskişehir İl Örgütü olarak; emeklilerimizin yaşadığı büyük ekonomik bunalıma dikkat çekmek ve onların haklı mücadelesine omuz vermek için bir araya geldik. Türkiye’de milyonlarca emekli, yıllarca çalışarak, üreterek ve bu ülkenin kalkınmasına katkı sağlayarak hayatını geçirmiş yurttaşlardır. Fabrikalarda, tarlalarda, atölyelerde, okullarda ve kamu kurumlarında onlar tarafından verilen o büyük emeğin sayesinde bu ülke bugün ayaktadır. Ancak ne yazık ki bugün geldiğimiz noktada emeklilerimiz hak ettikleri yaşam koşullarından çok uzaktadır. Bugün Türkiye’de milyonlarca emekli; pazara, manava, kasaba giderken iki kez düşünmek zorunda kalmaktadır. Kira, gıda ve sağlık giderleri her geçen gün artarken emekli aylıkları yaşam maliyetlerinin çok gerisinde kalmaktadır. Bir ömrün emeği, bugün ne yazık ki yoksulluk sınırının altında bir hayata mahkûm edilmiştir. Biz bunu kabul etmiyoruz. Çünkü biz biliyoruz ki; bu ülkeyi ayakta tutan emektir. Ve emeğin karşılığını alamadığı bir düzene kader denilemez. Emekliler bu ülkenin yükü değil, onurudur. Emekliler bu ülkenin geçmişidir, hafızasıdır. Bu ülkenin fabrikalarında alın teri dökenler de, tarlasında üretim yapanlar da, çocuklarımızı yetiştiren öğretmenler de, hastanelerde görev yapan sağlık emekçileri de bugün emeklilerimizin arasındadır. Bugün yaşanan tablo sadece ekonomik bir sorun değildir. Bu tablo aynı zamanda sosyal devlet anlayışının terk edilmesinin sonucudur. Cumhuriyetin “insanca yaşam” idealinin yerini, ne yazık ki yoksulluğa alışmayı öğütleyen bir anlayış almıştır. Ama biz buna razı değiliz. Bu ülkenin emeklileri sadaka değil, haklarını istiyor. Ve haklarını alana kadar da bu mücadele büyüyerek sürecektir. Cumhuriyet Halk Partisi olarak açıkça ifade ediyoruz: Türkiye’de emekliler açlığa, yoksulluğa ve sefalete mahkûm edilemez. Bizim anlayışımıza göre sosyal devlet; yıllarca çalışmış insanlarına huzurlu bir yaşam sağlayabilen devlettir. Bu nedenle Cumhuriyet Halk Partisi olarak emekliler için somut ve adil bir program ortaya koyduk. İktidarımızda; -En düşük emekli aylığını en az bir asgari ücret düzeyine yükselteceğiz. -Tüm emeklilere, her bayramda bir asgari ücret tutarında bayram ikramiyesi vereceğiz. -Tüm emeklilere seyyanen zam yapılacak ve emekliler arasındaki maaş adaletsizliklerini gidereceğiz. -İntibak yasasını çıkaracağız. -Aylık bağlanma oranlarını eski düzeyine çekecek, emekliye bütçeden ve büyümeden daha fazla pay vereceğiz! -Emeklilikte adil ve kademeli bir geçiş sistemi sağlayacağız. -İşçi, memur ve esnaf arasındaki emeklilik eşitsizliğini giderecek; aynı prim günü ile eşit emeklilik hakkı sağlayacağız. -Memur maaşlarındaki tüm ilave ödemeler emekli aylıklarına yansıtılacak; eski-yeni memur emeklisi ayrımını kaldıracağız. -Emeklilerin örgütlenme ve sendikal haklarını güvence altına alacağız. Çünkü biliyoruz ki; emekliye adalet, Türkiye’ye bereket demektir. Eğer bir ülkede emekliler rahat nefes alamıyorsa, o ülkede sosyal adalet yok demektir. Eğer bir ülkede insanlar ömür boyu çalışıp emeklilikte yoksulluğa mahkûm ediliyorsa, orada ekonomik düzen ciddi biçimde bozulmuş demektir. Biz bu düzeni değiştirmeye talibiz. Bu ülkenin kaynaklarının bir avuç ayrıcalıklı kesime değil, alın teriyle yaşayan milyonlara gitmesi gerektiğini savunuyoruz. Bugün burada yalnızca bir basın açıklaması yapmak için bulunmuyoruz. Bugün örgütümüzle birlikte sahaya çıkıyoruz. Parti örgütümüz ve emekli sendikalarımız ile birlikte Eskişehir’in sokaklarında emeklilerimizle buluşacak, onların sorunlarını dinleyecek ve çözüm önerilerimizi paylaşacağız. Çünkü siyaset yalnızca kürsülerden konuşmak değil; halkın arasında olmak, onların dertlerini dinlemek ve çözüm üretmektir. Bu mücadele yalnızca emeklilerin mücadelesi değildir. Bu mücadele adil bir Türkiye mücadelesidir. İnanıyoruz ki; emeklilerin yüzünün güldüğü, emeğin değer gördüğü, herkesin insanca yaşayabildiği bir Türkiye mümkündür. Ve o Türkiye’yi hep birlikte kuracağız. Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu mücadeleyi kararlılıkla sürdüreceğiz." dedi. CHP Eskişehir İl Başkanlığı’nın düzenlediği basın açıklamasında açlık sınırının altında yaşam mücadelesi verdiklerini belirten emekli temsilcileri, ekonomik taleplerini sıralarken "sandık" vurgusu yaptı. ​"Bayram İkramiyesi 20 Bin Lira Olmalı" ​Birleşik Emekliler Sendikası Eskişehir İl Temsilcisi Mustafa Vural Erdem, bayram ikramiyelerinin alım gücünün yok olduğunu vurguladı. Erdem, "İkramiyeler ilk çıktığında asgari ücretin %60’ı kadardı. Talebimiz bu oranın korunarak ikramiyenin 20 bin TL’ye, en düşük emekli aylığının ise asgari ücretin %40 fazlası olan 45 bin TL’ye çıkarılmasıdır" dedi. ​"Ekmek Hesabı Adaletsizliği Ortaya Koyuyor" ​Tüm Emeklilerin Sendikası Şube Başkanı Ali Paşa Şanlı, 2018 yılında 1.000 TL olan ikramiye ile 800 ekmek alınabildiğini hatırlatarak, "Bugün aynı ekmeği almak için ikramiyenin en az 12 bin TL olması gerekir. 4 bin liralık ikramiye emekliyle alay etmektir" ifadelerini kullandı. Şanlı, en düşük emekli maaşının en düşük memur maaşına eşitlenmesi gerektiğini savundu. ​"Primlerimizin Karşılığını Alamıyoruz" ​Türkiye Emekliler Derneği Şube Başkanı Muhsin Dilbaz ise emeklilerin sistemli bir şekilde yoksullaştırıldığını belirterek, "Biz lütuf değil, ödediğimiz primlerin karşılığını istiyoruz. Maaş bağlama oranlarını %20’lere düşürerek bizi açlığa mahkûm ettiniz" diyerek tepkisini dile getirdi. ​Veteriner Hekimlerden "Ayrımcılık" Tepkisi ​Emekli Veteriner Hekimleri Derneği Başkanı Uğur Görür, sağlık sınıfındaki diğer mesleklere verilen ek ödemelerin veteriner hekimlere verilmemesini eleştirdi. Görür, "Hekimlik bir bütündür, ayrıştırılamaz. 2006’da asgari ücretin 3 katı maaş alırken bugün asgari ücretle eşitlendik" dedi. ​Mitinge Damga Vuran Sefer tası ​82 yaşındaki süper emekli Nejdet Yılmazoğlu elindeki sefer tasıyla yaptığı açıklamada 11 bin gün prim ödemesine rağmen geçinemediğini belirtti. Yılmazoğlu, "İftar çadırlarından bu sefer tasıyla eve yemek götürüyorum. Bizi bu yaşta bu sefer tasına muhtaç edenlere yazıklar olsun" dedi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.