SON DAKİKA
Hava Durumu

#Üretim Ekonomisi

Porsuk Haber Ajansı - Üretim Ekonomisi haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Üretim Ekonomisi haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Selçuk Geçer Eskişehir’den Sordu: "Motoru Olmayan Arabaya Vites Koysan Ne Olur?" Haber

Selçuk Geçer Eskişehir’den Sordu: "Motoru Olmayan Arabaya Vites Koysan Ne Olur?"

Zafer Partisi Genel Başkan Başdanışmanı ve ünlü ekonomist Selçuk Geçer, Zafer Partisi Eskişehir İl Başkanlığı tarafından düzenlenen "Ekonomik Çöküşten Çıkış: Millî Kalkınma" konferansında Eskişehirlilerle buluştu. Türkiye ekonomisinin dününe ve bugününe ışık tutan Geçer; üretimden sığınmacı krizine, bankacılık sisteminden emekli maaşlarına kadar çok konuşulacak açıklamalara imza attı. "Para Politikaları Motoru Olmayan Arabanın Direksiyonu Gibidir" Mevcut ekonomi yönetiminin para ve faiz politikalarını sert bir dille eleştiren Selçuk Geçer, sistemi çarpıcı bir otomobil benzetmesiyle açıkladı: "Önce güçlü bir ekonomik sisteminiz olacak. Onun üzerine para ve faiz politikalarını koyacaksınız. Bunu bir araba örneğiyle açıklayalım: Önce arabanızın motoru olacak; sonra gazla, frenle, debriyajla, vitesle ve direksiyonla arabanızı yöneteceksiniz. Para ve faiz politikaları sadece arabayı yönetmek için kullanılır. Motoru olmayan bir arabada bunları kullanamazsınız, olduğunuz yerde beklemeye devam edersiniz." "Sömürge Ekonomisinin Tohumları Kemal Derviş’le Atıldı" Türkiye'nin üretim gücünün planlı bir şekilde zayıflatıldığını iddia eden Geçer, ekonomik bağımsızlığın kaybedilme sürecine değindi. Sürecin 2001 yılında başladığını belirten Ekonomist Geçer, şu ifadeleri kullandı: "Bu işin tohumu 2001 yılında Kemal Derviş döneminde atıldı. Uygulanan politikalarla Türkiye ne yazık ki tekrar bir sömürge ülkesi hâline getirildi. AKP döneminde ise bunlar artarak ve iyice rayından çıkarak sürdürüldü. TEKEL kapatıldı, şeker fabrikaları satıldı, tarım bitirildi. Bankacılık sistemimizin yüzde 70-80'i yabancıların eline geçti. Bizdeki durum istihdam yaratan yabancı sermaye değil, tamamen bir sömürü düzenidir." "Atatürk’ün Taviz Vermediği Tek Konu Kapitülasyonlardı" Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ekonomi vizyonunun bugün için en büyük rehber olduğunu vurgulayan Geçer, Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki şahlanışa dikkat çekti. Atatürk'ün öğrencilik yıllarından itibaren bir ekonomi gazetecisi gibi çalıştığını belirten Başdanışman Geçer, "Atatürk’ün o zorlu koşullarda bile taviz vermediği tek konu kapitülasyonlardı. Çünkü kapitülasyon sömürge demektir. O, üretim ekonomisi olmadan enflasyonun düşmeyeceğini biliyordu. Bu yüzden daha Cumhuriyet ilan edilmeden İzmir İktisat Kongresi'ni topladı, ardından liberalizmin tıkanacağını görerek 'Planlı Karma Ekonomi' ile 46’dan fazla dev tesis kurdu" dedi. "Gerçek Açlık Sınırı 57 Bin TL'dir" Güncel ekonomik verilere ve emeklilerin durumuna da değinen Selçuk Geçer, TÜRK-İŞ'in açıkladığı rakamların ötesinde bir tablo çizdi. Geçer, "Bugün emeklilerimiz 20.000 TL gibi rakamlara mahkûm ediliyor. TÜRK-İŞ açlık sınırını 35.000 TL olarak açıklıyor ancak benim yaptığım detaylı hesaplamalara göre, 4 kişilik bir ailenin sadece gıda ihtiyacını karşılayabilmesi için gerçek açlık sınırı 57.000 TL'dir. Rakamları düşük açıklıyorlar çünkü gerçeği söylerlerse yaptıkları asgari ücret ve emekli zamlarının yetersizliğini izah edemezler" şeklinde konuştu. "Her Şeyi Çin’den Getirip Burada Birleştirmek Millî Ekonomi Değildir" Günümüzdeki "yerli ve millî" söylemlerini eleştiren Geçer, Türkiye’nin sığınmacılar eliyle bir tampon bölgeye çevrildiğini savundu. Tüm kaynakların sığınmacılara aktarılması yüzünden ev fiyatlarının ve kiraların fırladığını söyleyen Geçer, parçası Çin'den, tohumu İsrail'den, know-how'ı Avrupa'dan gelen hiçbir yapının millî sayılamayacağını ifade etti. Tek Çıkış Yolu: "Sürdürülebilir Planlı Ekonomi" Konferansın sonunda kurtuluş reçetesini açıklayan Selçuk Geçer, Türkiye'nin hızla kuruluş ayarlarına dönmesi gerektiğini belirterek sözlerini şöyle noktaladı: "Vatandaşımızı açlığa ve çaresizliğe mahkûm ediyorlar. Aşırı fakirleşmiş insanların kaybedecek hiçbir şeyi kalmaz ve bu durum hepimizin güvenliğini tehdit eder. Türkiye'nin kalkınması için kuruluş ayarlarımıza, yani 'Sürdürülebilir Planlı Ekonomi'ye geri dönmemiz kaçınılmazdır. Devletin de işin içinde olduğu, özel sektörün önünün açıldığı, üretim odaklı bir sistem inşa etmeliyiz. Hangi siyasi görüşten olursak olalım, çocuklarımızın geleceği için hepimiz elimizi taşın altına koymalıyız."

Eskişehir OSB Başkanı Nadir Küpeli’den Kritik Büyüme Uyarısı Haber

Eskişehir OSB Başkanı Nadir Küpeli’den Kritik Büyüme Uyarısı

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından açıklanan 2026 yılı 1. çeyrek büyüme rakamlarını değerlendiren Eskişehir Organize Sanayi Bölgesi (EOSB) Yönetim Kurulu Başkanı Nadir Küpeli, ekonominin yüzde 2,5 oranında büyümesine karşın sanayi sektöründeki yüzde 0,8’lik küçülmenin çok ciddi bir uyarı olduğuna dikkat çekti. Küpeli, kredi musluklarının tamamen kapanmasıyla finansmana erişimde yaşanan büyük sıkıntıların sanayiciyi boğduğunu belirterek, “Üretemeyen, sanayisi küçülen bir büyüme modeli Türkiye’nin geleceği açısından büyük sıkıntılar yaratacaktır” dedi. Türkiye ekonomisinin 2026 yılının ilk çeyreğinde kaydettiği yüzde 2,5’lik büyüme verisinin alt kalemleri, üretim cephesindeki endişe verici tabloyu gözler önüne serdi. Açıklanan veriler ışığında bir değerlendirme yapan Eskişehir OSB Başkanı Nadir Küpeli, hane halkı tüketiminin yüzde 4,8, bilgi ve iletişim sektörünün yüzde 9,5 büyüdüğü bir ortamda, ekonominin amiral gemisi olan sanayi sektörünün yüzde 0,8, imalat sanayisinin ise yüzde 1,4 oranında daralmasının sürdürülebilir bir durum olmadığını vurguladı. “Bu küçülmenin ayak seslerini aylar öncesinden duyuyorduk” Sanayide yaşanan bu daralmanın bir sürpriz olmadığını ve sahadaki gerilemenin uzun süredir kendini hissettirdiğini belirten Başkan Küpeli, çarpıcı tespitlerde bulundu: "Açıkça ifade etmeliyim ki; sanayideki bu küçülmenin ayak sesleri aylar öncesinden gelmeye başlamıştı. Bizler Organize Sanayi Bölgelerinde, fabrikaların kalbinde yer alan yöneticiler olarak, çarkların yavaşladığını, siparişlerdeki düşüşü ve yatırım iştahındaki derin kaybı aylar öncesinden yetkililere duyurmaya çalışıyorduk. Sanayicilerimizden gelen geri bildirimler, üretimdeki ivme kaybının sert olacağına işaret ediyordu. Dün TÜİK istatistiklerine yansıyan bu eksi büyüme tablosu, sanayicinin aylardır sahada tek başına göğüs germeye çalıştığı darboğazın resmi bir tescilidir." “Kredi muslukları tamamen kapandı, sanayici finansman bulamıyor” Sanayideki gerilemenin kök sebeplerine inildiğinde karşımıza kusursuz bir fırtınanın çıktığını dile getiren Küpeli, özellikle finansmana erişim krizine dikkat çekerek şunları söyledi: "Bugün üretim cephesinde yaşanan daralmanın bir numaralı sebebi sanayicinin finansmana erişimde yaşadığı devasa sıkıntıdır. Kredi muslukları kelimenin tam anlamıyla neredeyse tamamen kapanmış durumdadır. Uygulanan sıkı para politikası kapsamında faizlerin geldiği nokta, bırakın yeni yatırımları hayata geçirmeyi, sanayicinin günlük işletme sermayesini dahi çeviremez hale gelmesine yol açmıştır. Krediye ulaşabilen şanslı kesim için ise maliyetler altından kalkılamayacak kadar yüksektir." “Üretim kapasitemizi kaybetmek, geleceğimizi kaybetmektir” Enflasyonla mücadelenin öneminin iş dünyası tarafından da desteklendiğinin altını çizen Nadir Küpeli, uzun süredir sanayicinin sıkıntılarını sürekli dile getirdiklerini, bunu yetkili tüm kesimlere ve ilgili makamlara aktardıklarını belirterek, uyarısını şu sözlerle noktaladı: "Bizler, ülkemizin makroekonomik istikrarı ve enflasyonla mücadelesi için atılan adımların ne denli hayati olduğunun farkındayız ve bu süreci destekliyoruz. Ancak, enflasyonla mücadele edilirken ekonominin ana direği olan üretim kapasitesi yıkıma uğratılmamalıdır. Üretim ekonomisi zayıflayan, sadece tüketerek ve hizmet sektörleriyle büyüyen bir yapının kalıcı refah getirmesi imkansızdır. Sanayideki bu daralma, önlem alınmazsa yarın karşımıza istihdam kayıpları ve kapanan fabrikalar olarak çıkacaktır. Türkiye’nin geleceği, ihracat pazarlarında ayakta kalabilen, teknoloji üreten ve katma değer yaratan güçlü bir sanayiden geçmektedir. İvedilikle reel sektörün sesine kulak verilmeli, üretim ve yatırım yapacak sanayicimiz için kredi kanalları kontrollü bir şekilde yeniden açılmalı ve sanayiyi destekleyen yapısal reformlar hayata geçirilmelidir. Enflasyonla mücadele sadece para politikasında sıkılaşma ile olamaz, enflasyonla en etkili mücadele yöntemi sanayide, her ürünü daha fazla üretmekten ve ihracattan geçer. Sanayici hammadde alamaz, Elektrik, Gaz vs. gibi ödemeleri yapamaz ise üretim düşer, üretim düşünce enflasyon maalesef düşmüyor. Bankaların kredi kısıtlamasından ve büyümesinden üretim amaçlı taleplerin hariç tutulması gerekir. Ancak uygulanan bu ekonomik model sanayimizin rekabet gücünü, ciddi ölçüde kaybettiriyor. Üretim gücümüz hızla eriyor ve o yüzden enflasyonla mücadele de istenen sonuçlara bir türlü ulaşılamıyor."

ESO Başkanı Kesikbaş: "Büyüme Var Ama Sanayideki Daralma Dikkate Alınmalı" Haber

ESO Başkanı Kesikbaş: "Büyüme Var Ama Sanayideki Daralma Dikkate Alınmalı"

Eskişehir Sanayi Odası Başkanı Celalettin Kesikbaş, Türkiye İstatistik Kurumu tarafından açıklanan 2026 yılı birinci çeyrek büyüme verilerini değerlendirdi. Türkiye İstatistik Kurumu tarafından açıklanan 2026 yılı birinci çeyrek büyüme verilerini değerlendiren Eskişehir Sanayi Odası Başkanı Celalettin Kesikbaş, Türkiye ekonomisinin yıllık bazda yüzde 2,5 büyümesinin önemli olduğunu ancak sanayi sektöründeki daralmanın dikkatle okunması gerektiğini belirtti. Kesikbaş açıklamasında şu ifadelere yer verdi: “Türkiye ekonomisinin yılın ilk çeyreğinde büyümesini sürdürmesi elbette değerlidir. Ancak büyümenin hangi sektörlerden beslendiği, en az büyüme oranı kadar önemlidir. Bilgi ve iletişim faaliyetlerinde yüzde 9,5’lik güçlü artış yaşanırken, sanayi sektörünün yüzde 0,8 daralması ve imalat sanayindeki zayıflama, üretim ekonomisi açısından ciddi bir uyarı niteliğindedir. Bugün büyümenin ağırlıklı olarak tüketim ve hizmetler üzerinden ilerlediğini görüyoruz. Hane halkı tüketim harcamalarının yüzde 4,8 artması iç talebin canlılığını gösterse de, sürdürülebilir kalkınmanın ana omurgası üretim, yatırım, ihracat ve sanayidir. Sanayinin geride kaldığı bir büyüme yapısı, orta ve uzun vadede rekabet gücümüzü, istihdam kapasitemizi ve ihracat performansımızı baskılayabilir. Sanayicilerimiz yüksek finansman maliyetleri, küresel talepteki yavaşlama, enerji ve girdi maliyetleri, kur-enflasyon dengesi ve ihracat pazarlarındaki daralma gibi çok boyutlu baskılarla mücadele ediyor. İhracattaki yüzde 12,7’lik gerileme de bu tablonun en güçlü uyarılarından biridir. Dezenflasyon süreci elbette kararlılıkla sürdürülmelidir; ancak bu süreç reel sektörün üretme gücünü zayıflatmadan yönetilmelidir. Eskişehir gibi yüksek üretim kültürüne, ihracat kabiliyetine ve nitelikli sanayi altyapısına sahip şehirler için sanayinin güçlenmesi yalnızca yerel değil, ulusal bir meseledir. Kalıcı büyümenin yolu yüksek katma değerli üretimden, teknoloji yatırımlarından, yeşil ve dijital dönüşümden geçmektedir. Bugün bize düşen görev; sanayicinin yatırım iştahını yeniden güçlendirmek, finansmana erişimi kolaylaştırmak ve üretimi büyümenin merkezine yeniden yerleştirmektir. Çünkü güçlü sanayi, güçlü Türkiye demektir.”

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.