SON DAKİKA
Hava Durumu

#Türkiye İhracatçılar Meclisi

Porsuk Haber Ajansı - Türkiye İhracatçılar Meclisi haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Türkiye İhracatçılar Meclisi haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Hububat Sektörü İhracatı 11 Ayda 11,2 Milyar Dolar Oldu Haber

Hububat Sektörü İhracatı 11 Ayda 11,2 Milyar Dolar Oldu

Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) tarafından paylaşılan verilere göre; çikolata ve kakaolu ürünler, ayçiçek yağı, bisküvi ve gofret, şekerleme çeşitleri ile makarna ve buğday unu gibi temel gıda kalemlerini kapsayan hububat, bakliyat, yağlı tohumlar ve mamulleri sektörü, yılın ilk 11 ayında toplam 11,2 milyar dolarlık ihracat gerçekleştirdi. Sektörün ihracatı miktar bazında geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 5,9 azalış gösterirken; ihracat birim fiyatlarındaki yüzde 10,2’lik artış değer bazında yüzde 3,7 oranında bir yükseliş getirdi. İhracat sıralamasında, 1,2 milyar dolarlık tutar ve yüzde 45,4’lik artışla çikolata ve kakao bazlı ürünler ilk sırayı alırken, ikinci sırada yüzde 22,1 artış ve 959 milyon dolarlık ihracatla ayçiçek yağı yer aldı. 11 ayda 1,6 milyar dolar ile sektörün en fazla ihracat yaptığı ülke konumundaki Irak'ta, pazardaki iç sorunlara bağlı olarak ihracattaki gerileme yüzde 17,6’a ulaşırken; yüzde 38,3’lük artış sağlanan ABD’ye yapılan ihracat 807 milyon doları aştı. Irak ve ABD’yi, ihracatta öne çıkan diğer ülkeler olarak Suriye, Cezayir ve Almanya izledi. “Enflasyonla mücadeledeki kararlılık gıda fiyatlarında istikrar sağlıyor” Dünya tahıl piyasalarındaki arzın bu sezon tüm zamanların en yüksek seviyelerine ulaşacağı beklentilerinin küresel gıda fiyatlarında bir denge arayışı getirdiğine dikkat çeken TİM Hububat Bakliyat Yağlı Tohumlar ve Mamulleri Sektör Kurulu Başkanı Ahmet Tiryakioğlu şunları söyledi: “Küresel tahıl üretiminin bu sezon 2,5 milyar tona yaklaşarak tüm zamanların zirvesine ulaşacağı beklentileri artarken, ortaya çıkan güçlü üretim tablosu gıda fiyatlarında uzun süredir hissedilen baskının kademeli olarak hafiflemesine zemin hazırlıyor. Devreden stoklarla beraber, tarihte ilk kez 3 milyar tonu aşması beklenen bu ölçek, mısırdan buğdaya kadar pek çok üründe tedarik zincirinin daha öngörülebilir olmasını sağlıyor. Küresel düzeyde finansman koşullarındaki normalleşme beklentisi ve majör piyasaların daha temkinli fiyatlama davranışı da bu eğilimin destekleyici unsurları arasında. Türkiye son dönemde, dünyadaki bu gelişmeleri yakından takip eden ve gıda tedarikinde kendi dinamiklerini başarıyla yöneten bir ülke olarak öne çıkıyor. Bu süreçte kamunun enflasyonla mücadelede izlediği kararlı tutum, gıda fiyatlarının daha hızlı istikrar kazanmasına ve piyasa beklentilerinin yönetilebilir hale gelmesine önemli katkı sağlıyor.” “Fiyatlardaki iyileşme, kalıcı ve istikrarlı hale gelebilir” Ekim ayı verilerine göre ÜFE’nin 12 aylık ortalamada %38,8 yükseldiği tarımda, üretim maliyetlerinin yönetilebilir seviyelere çekilmesinin fiyatlardaki gözlemlenen bu iyileşmeyi kalıcı ve istikrarlı hale getirecek ana unsur olacağını ifade eden Tiryakioğlu şunları söyledi: “Avrupa’nın en büyük tarımsal üreticisi konumundaki Türkiye, son 23 yılda 112 milyar doların üzerinde dış ticaret fazlası üreterek güçlü bir üretim kapasitesine sahip olduğunu ispatladı. Ülkemiz, Orta Doğu’dan Afrika’ya kadar çok daha geniş bir coğrafyanın tedarikçisi konumuna yükseldi. Bu gücümüzü ekonomik büyümeye dönüştürmek için tarımda ölçek büyümesini teşvik eden politikalar ile mazot, gübre, enerji, işçilik ve lojistik gibi temel girdilerde verimliliği artıracak adımlar, rekabet gücümüzü koruyabilmemiz açısından tamamlayıcı nitelikte olacaktır. Üretim maliyetlerindeki iyileşme hem arz güvenliğini hem de gıda fiyatlarındaki istikrarı orta ve uzun vadede güçlendirerek Türkiye’nin dünya gıda tedarik zincirindeki konumunu daha da ileri taşıyacaktır. Çünkü üreticinin tarlada güçlenmesi, sanayicinin raflarda rekabet etmesi ve tüketicinin satın alma gücünü koruması aynı zincirin halkalarıdır. Biz sektör olarak bu zincirin her halkasında sorumluluğumuzu biliyor, ülkemizin enflasyonla mücadelesinde izleyici değil; üreten, dönüştüren ve değer katan bir paydaş olmaya devam ediyoruz. Türkiye’nin tarımsal gücü, sadece geçmişten aldığı mirasla değil, geleceğe uzanan vizyonuyla da büyüyecek.”

Türk Kahvesinin Dünya Çapında Tanıtımı İçin Çalışma Başlatıyoruz Haber

Türk Kahvesinin Dünya Çapında Tanıtımı İçin Çalışma Başlatıyoruz

Dünya Kahve Günü dolayısıyla Türk Tarımsal Diplomasi Grubu (TTDG), Türkiye İhracatçılar Meclisinde (TİM) düzenlediği bir etkinlik ile sektör temsilcilerini bir araya getirdi. TİM Tarım Kurulu ve TTDG Yönetim Kurulu Başkanı Melisa Mutlu, İstanbul Hububat, Bakliyat, Yağlı Tohumlar ve Mamulleri İhracatçıları Birliği (İHBİR) Başkanı Kazım Taycı, Arzum AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Murat Kolbaşı, Kurukahveci Mehmet Efendi CEO'su Tuncer Akgün, Kütahya Porselen Yönetim Kurulu Başkanı Sema Güral Sürmeli ve gastronomi duayeni Osman Serim ile birlikte TTDG üyeleri ve medya mensuplarının katıldığı etkinlikte 5 Aralık Dünya Kahve Günü kutlaması yapıldı. Katılımcılar, yaptıkları konuşmalarda, birbirinden değerli görüş ve öneriler ortaya koyarken; Türk kahvesinin yalnızca bir içecek değil, sohbet, diplomasi, kültürel miras ve toplumsal hafıza açısından Türkiye’nin en güçlü simgelerinden biri olduğunu, Dünya Türk Kahvesi Günü’nün tematik bir etkinlikten çok, somut çıktı üreten ve stratejik yönü olan bir çalışma platformuna dönüştürülmesinin önem taşıdığını ve Türk kahvesinin uluslararası tanıtımında söylem ve eylem birliği oluşturulması gerektiği ve bu çerçevede toplantıdan somut çıktılar üretilmesinin özel bir anlam ifade edeceğini vurguladılar. Sektör temsilcileri, akademisyenler ve ilgili kurumların katılımıyla Türk kahvesine yönelik ortak bir çalışma masası kurulması kararı aldıklarını söyleyen TTDG Gastronomi Çalışma Grubu yöneticisi Yıldız Güven, önümüzdeki günlerde bu konuda çok daha ayrıntılı bir çalışma içine girecekleri bilgisini verdi. TTDG Yönetim Kurulu Başkanı Melisa Mutlu ise, "Türk kahvesi, kültürel mirasımızdır ve Türk Mutfağının geleneksel bir simgesidir. Bu toplantıyla birlikte ve Türk kahvesinin dünya çapında hak ettiği konuma ulaşması için atacağımız stratejik adımlarla yeni bir dönemin kapısını açıyoruz," dedi. TTDG Başkanı Mutlu, son olarak, şu değerlendirmeyi yaptı: "Sosyal medya ve dijital platformlarla gastronomi tanıtımının hızlandığı bu dönemde, Türk kahvesinin dünya genelinde güçlü bir hikâyeye sahip bir ürün olarak konumlandırılabileceği; Türk kahvesinin UNESCO Somut Olmayan Kültürel Miras listesinde yer almasının uluslararası marka stratejilerinde etkin biçimde kullanılması gerektiği; ihracat verilerinde son yıllarda dikkat çekici artış yaşandığı, en güçlü pazarlardan birinin Rusya olduğu ve bu pazarın örnek model olarak değerlendirilebileceği; Avrupa pazarında Türk kahvesinin çoğunlukla etnik ürün kategorisinde yer aldığı ve geniş kitlelere ulaşmak için ortak tanıtım kampanyalarının yürütülmesinin gerekli olduğu; gastronomi diplomasisinin marka değerini artırmada etkili bir araç olduğu; Türk kahvesinin Türkiye’nin uluslararası tanıtım elçisi olma potansiyeline sahip olduğu; Türk kahvesiyle ilişkili ürünlerde (lokum, baklava, porselen, makine vb.) bütüncül bir değer zinciri oluştuğu ve kahve tanıtımının bu sektörlerde doğrudan olumlu etki yaratabileceği; uluslararası platformlara yönelik çok bölümlü bir Türk kahvesi içerik projesinin etkili olabileceği; havalimanları ve turistik alanlarda tadım-deneyim alanlarının oluşturulmasının önemli bir fırsat sunduğu; Türk kahvesine ilişkin akademik araştırmaların artırılması, fonksiyonel özelliklerinin bilimsel olarak ortaya konulması ve uluslararası geçerliliği olan kalite parametrelerinin belirlenmesi gerektiği; İstanbul Havalimanı başta olmak üzere turistik ve yoğun ziyaretçi alanlarında Türk Kahvesi Tadım Alanları kurulmasına yönelik çalışma başlatılabileceği; uluslararası dijital platformlarda yayınlanmak üzere çok bölümlü Türk kahvesi belgeseli/serisi için proje geliştirilebileceği; sosyal medya iletişimi, sektör paydaşlarının ortak söylem ve görsel kimlik kullanacağı şekilde koordine edilebileceği; Türk kahvesini odağa alan müze/sergi alanı kurulması önerisinin fizibilite çalışması yapılabileceği ve Türk kahvesine yönelik uluslararası geçerliliği olan hazırlama–sunum standardı ve sertifikasyon modeli geliştirilebileceği şeklinde gerçekten birbirinden değerli görüş ve öneriler, sektörel temsilcileri tarafından dile getirildi. Bunların hepsinin ayrı ayrı uygulama ve sonuç alma fırsatları olduğunu biliyoruz. Bu hususta önümüzdeki dönem için yoğun bir faaliyet dönemi içinde olacağız. TİM toplantısı bu yönüyle fazlasıyla önemli bir başlangıç oldu." Etkinlik, Kurukahveci Mehmet Efendi firmasının, Türkiye İhracatçılar Meclisinin (TİM) giriş salonunda kurduğu stantta yüzlerce kişiye kahve ikramında bulunmasıyla sona erdi.

Bitki Reçetesi Sistemi, Tarımda Sürdürülebilirlik İçin Kritik Bir Eşik Haber

Bitki Reçetesi Sistemi, Tarımda Sürdürülebilirlik İçin Kritik Bir Eşik

Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Tarım Kurulu ile İstanbul Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği (İYMSİB) Başkanı Melisa Tokgöz Mutlu; Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı tarafından kamuoyuna duyurulan Bitki Reçetesi (B-Reçete) sistemine ilişkin değerlendirmelerde bulunarak, bitki reçetesi sisteminin tarımda sürdürülebilirlik için kritik bir eşik olduğunu belirtti. Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Tarım Kurulu ile İstanbul Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği Başkanı Melisa Tokgöz Mutlu; Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı tarafından kamuoyuna duyurulan Bitki Reçetesi (B-Reçete) sistemine ilişkin açıklamalarda bulundu. Mutlu, Bitki Reçetesi sisteminin Türkiye’nin tarımsal sürdürülebilirliğini güçlendirecek, ihracat süreçlerinde standart uyumunu artıracak ve uluslararası rekabet gücüne önemli katkı sağlayacak stratejik bir adım olduğunu ifade etti. Türkiye’nin tarımsal üretim kapasitesini artırmaya yönelik tüm yapısal düzenlemeleri önemsediklerini belirten TİM Tarım Kurulu Başkanı Mutlu, Bitki Reçetesi uygulamasının sektörde bilinçli ve kontrollü üretim açısından önemli bir gelişme olduğunu vurguladı. Tarım sektörünün Türkiye ekonomisi için stratejik önem taşıdığını vurgulayan Mutlu, “Tarım; istihdamdan dış ticaret dengesine, kırsal kalkınmadan gıda güvenliğine kadar ülkemizin en önemli sektörlerinden biridir. Türkiye, güçlü üretim altyapısı ve geniş ürün çeşitliliğiyle dünya pazarlarında rekabet gücünü her yıl artırmaktadır. Tarım ihracatı, üreticimizin emeğinin ve Türkiye markasının uluslararası alandaki temsilinin en önemli göstergelerindendir.” dedi. Kalıntı riskleri ihracatın öncelikli gündemi TİM Tarım Kurulu Başkanı, tarımsal ihracatta önemli bir sorun olan kalıntı risklerine dikkatleri çekerek, yanlış uygulamaların analiz süreçlerinde gecikmelere ve sevkiyat aksaklıklarına yol açabildiğini dile getirdi. Mutlu sözlerine şöyle devam etti: “Uluslararası pazarlarda güvenilir gıda artık bir tercih değil, zorunluluktur. Ancak zirai ilaçların yanlış dozda veya yanlış zamanlamayla uygulanması, üretim zincirinin tamamını etkileyebilmektedir. Bitki Reçetesi sistemi bu riskleri azaltacak ve daha kontrollü üretim süreçlerinin önünü açacaktır.” Sistem Türkiye’nin tarımsal rekabet gücünü artıracak Mutlu, Bitki Reçetesi sisteminin mühendis reçetesine bağlanmasının hem çevre sağlığı hem de ihracat güvenliği açısından kritik bir eşik olduğunu vurgulayarak, sistemin Türkiye’nin tarımsal rekabet gücünü artıracağına işaret etti. Mutlu, “Sayın Bakanımızın açıkladığı Bitki Reçetesi uygulaması, sürdürülebilir tarıma giden yolda önemli bir adımdır ve ihracatımızda standartlara uyumu güçlendirecektir.” dedi. Türkiye’nin gıda güvenliği altyapısı bilimsel temellere dayanıyor Gıda güvenliğine ilişkin kamuoyunda yürütülen tartışmalara açıklık getiren Mutlu, Türkiye’nin tarımsal üretim ve gıda güvenliği süreçlerinin uluslararası standartlarla uyumlu olduğunu belirterek şunları söyledi: “Türkiye’de tarımsal üretim ve gıda güvenliği süreçleri bilimsel temellere dayanmakta ve uluslararası normlarla uyum içinde yürütülmektedir. Ürünlerimizin çok sayıda ülkeye güvenle ihraç ediliyor olması bunun en açık göstergesidir. Tarım ve gıda sanayimiz, modern tesisler, yüksek teknolojiye sahip işleme altyapıları, ileri analiz laboratuvarları ve güçlü izlenebilirlik sistemleriyle dünya standartlarında üretim yapmaktadır.” TİM Tarım Kurulu Başkanı Mutlu, üretimden paketlemeye, soğuk zincir lojistiğinden kalite kontrol süreçlerine kadar tüm aşamaların insan sağlığı ve çevresel sürdürülebilirliği önceleyen sıkı denetimler altında yürütüldüğüne vurgu yaptı. Yanlış bilgi uluslararası algıyı etkiliyor Mutlu, bilgi eksikliğine dayanan ve kamuoyunda dile getirilen bazı yorumların hem iç piyasada hem de uluslararası arenada yanlış algılara neden olabildiğini belirterek, “Yeterli bilgi olmadan yapılan yorumlar, hem tüketici algısını olumsuz etkileyebilmekte hem de yurt dışındaki paydaşlarımız nezdinde yanlış değerlendirmelere yol açabilmektedir. Oysa Türkiye, gıda güvenliği, üretim kalitesi ve ihracat standartları açısından bölgesinin en güçlü ve en güvenilir üretim merkezlerinden biri olmayı sürdürmektedir” dedi.

Hububat İhracatı 10 Ayda 10,1 Milyar Dolar Oldu Haber

Hububat İhracatı 10 Ayda 10,1 Milyar Dolar Oldu

Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) tarafından paylaşılan verilere göre; çikolata ve kakaolu ürünler, ayçiçek yağı, bisküvi ve gofret, şekerleme çeşitleri ile makarna ve buğday unu gibi temel gıda kalemlerini kapsayan hububat, bakliyat, yağlı tohumlar ve mamulleri sektörü, yılın ilk 10 ayında toplam 10,1 milyar dolarlık ihracat gerçekleştirdi. Sektörün ihracatı miktar bazında geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 5,3 azalış gösterirken; ihracat birim fiyatlarındaki yüzde 10,2’lik artış değer bazında yüzde 4,3 oranında bir yükseliş getirdi. İhracat sıralamasında, 1,1 milyar dolarlık tutar ve yüzde 58,7’lik artışla çikolata ve kakao bazlı ürünler ilk sırayı alırken, ikinci sırada yüzde 15,7 artış ve 865,4 milyon dolarlık ihracatla ayçiçek yağı yer aldı. 10 ayda 1,4 milyar dolar ile sektörün en fazla ihracat yaptığı ülke konumundaki Irak'ta, pazardaki iç sorunlara bağlı olarak ihracattaki gerileme yüzde 17,6’a ulaşırken; yüzde 42,7’lik artış sağlanan ABD’ye yapılan ihracat 743 milyon dolara ulaştı. Irak ve ABD’yi, ihracatta öne çıkan diğer ülkeler olarak Suriye, Cezayir ve Almanya izledi. “Suriye’ye buğday unu ihracatımız 10 ayda iki katına çıktı” Küresel gıda piyasalarında jeopolitik riskler ve iklim koşulları kadar, klasik arz-talep döngülerinin de etkili olduğuna dikkat çeken TİM Hububat Bakliyat Yağlı Tohumlar ve Mamulleri Sektör Kurulu Başkanı Ahmet Tiryakioğlu şunları söyledi: “Karadeniz hattındaki daralma nedeniyle dünya tahıl ticaretinin yaklaşık üçte birini etkileyen Rusya-Ukrayna Savaşı’nın ardından, Türkiye gibi gıda ticaretinde bölgesel öneme sahip ülkelerin stratejik öneminin daha da arttığı bir döneme girdik. Uluslararası girişimlerimiz ve ticari bağlantılarımız, son birkaç yılda ortaya çıkan fırsatları hızla değerlendirebilmemizi ve pazar anlamında ciddi kazanımlar elde etmemizi sağladı. Öte yandan 10 yılı aşkın bir süredir dünyanın en büyük buğday unu ihracatçısı unvanına sahip ülkesi olarak, konjonktürel gelişmeler sonucu son aylarda bu ürünün ihracatında bir gerileme yaşıyoruz. Özellikle Irak pazarındaki gelişmeler nedeniyle belirgin düşüşler yaşansa da ilk 10 ayda geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 100 artışla 165 milyon dolar tutarında buğday unu ihraç ettiğimiz Suriye’nin bu alandaki önemli bir boşluğu doldurduğuna şahit oluyoruz. Bu veri, sektörümüzün pazar çeşitlendirme refleksinin ve dış şoklara karşı dayanıklılığının da bir kanıtıdır.” “ABD’ye aylık ihracatımız 100 milyon dolara yaklaştı” Bu süreçte dikkate değer bir başka gelişmenin, hububat sektörü ihracatının Ekim ayında 100 milyon dolara yaklaştığı ABD pazarında 10 aylık süreçte elde edilen yüzde 42,7’lik artış olduğunu belirten Tiryakioğlu şunları ifade etti: “Sektör olarak geçen yıl Ekim ayında 53,8 milyon dolar ihracat gerçekleştirdiğimiz ABD pazarına bu yıl Ekim ayında 95 milyon dolar ihracat yaptık ve 10 aylık sürecin sonunda bu pazarda 743 milyon dolara ulaştık. Bu başarıda, gümrük tarifeleri, korumacı uygulamalar ve tedarik zincirlerini kısaltmaya yönelik politikalarla küresel ticaret yapısını yeniden şekillendiren ABD’nin; özellikle tarım ve gıda ürünlerinde tedarik güvenliğini çeşitlendirmeye yönelmesi ve Türkiye gibi rekabetçi ülkelerin önünün açılmasının payı büyük. Sektörümüzün ABD pazarındaki ivmesi, küresel tedarik zincirindeki yeniden yapılanmaya zamanında ve stratejik bir yanıt niteliği taşıyor.” “Gıda ürünleri sanayii ekonomide lokomotif alanlardan biri” Ekim ayında neredeyse tüm sektörlerde satın alma faaliyetleri gerilerken tek genişlemenin gıda ürünleri alanında olmasının, sektörün ekonomik dayanıklılığını bir kez daha ortaya koyduğuna dikkat çeken Tiryakioğlu sözlerini şöyle tamamladı: “PMI verilerinin 46,5 olarak gerçekleştiği Ekim ayında en büyük on sektörün dokuzu daralma bölgesinde yer alırken, tek istisna gıda ürünleri oldu. Gıda ürünleri sektöründe yeni siparişlerin üst üste üçüncü ay artması, üretim zincirimizin dış ticaretin yavaşladığı dönemlerde bile ekonomik faaliyetleri canlı tuttuğunu gösteriyor. Bu dinamizm, yalnızca iç talebi karşılamakla kalmıyor; aynı zamanda lojistik, perakende ve tedarik alanlarında çarpan etkisiyle ekonominin genel direncini güçlendiriyor. Gıda ürünleri sanayii bugün Türkiye’nin hem dış ticarette rekabet gücünü koruyan hem de iç piyasada üretim çarklarının dönmesini sağlayan lokomotif alanlarından biri haline gelmiştir. Bu yapı, sürdürülebilir büyüme açısından stratejik bir güvence niteliği taşımaktadır.”

Beklentimiz Kur ve Maliyet Dengesinin Sağlanması Haber

Beklentimiz Kur ve Maliyet Dengesinin Sağlanması

Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) tarafından düzenlenen Bölgesel İhracat Buluşmaları etkinliklerinin üçüncüsü Akdeniz İhracatçı Birlikleri’nin (AKİB) ev sahipliğinde Mersin’de gerçekleştirildi. Programa TİM Başkanı Mustafa Gültepe’nin yanı sıra TİM Başkan Vekilleri Ahmet Güleç, Adil Pelister, Çetin Tecdelioğlu, TİM Yönetim Kurulu Üyeleri, TİM Sektörler Konseyi Üyeleri, AKİB Koordinatör Başkanı Fatih Doğan, AKİB’e bağlı Birliklerin başkan ve yöneticileri, delegeler ile Akdenizli ihracatçı firmaların temsilcileri katıldı. TİM Başkanı Mustafa Gültepe, etkinliğin açılışında yaptığı konuşmada, Bölgesel İhracat Buluşmaları’nı İzmir ve Trabzon’un ardından Mersin’de düzenlediklerini belirterek, kurum olarak bu toplantılara geniş katılım sağlamaya özen gösterdiklerini söyledi. Her sektörü temsil eden başkan vekillerinin ve yönetim kurulu üyelerinin bir ekip çalışması içinde sorunları, geri bildirimleri ve çözüm önerilerini toparladığını kaydeden Başkan Gültepe, böylece sektörlerin yaşadığı zorluklara çözüm bulmak ve Türkiye’yi dünyanın en büyük 10 ihracatçı ülkesi arasına sokmak için gerekli adımları belirlediklerini belirtti. “2028 yılı için mal ve hizmet ihracatında toplam 575 milyar dolar hedef belirledik” Türkiye’nin 2024 yılında bir önceki yıla göre yüzde 2,5 artışla 262 milyar dolar ihracat gerçekleştirdiğini anımsatan Başkan Gültepe, 2025 yılı ihracat hedefinin ise 280 milyar dolar olduğunu ifade etti. 2028 yılı için 375 milyar dolar mal ihracatı ve 200 milyar dolar hizmet ihracatı ile toplamda 575 milyar dolar hedef belirlediklerini belirten Başkan Gültepe, “Bu yıl hedeflerimize ulaşabilmek için yoğun bir şekilde çalışıyoruz, ilk iki ay geride kaldı. Bundan sonraki süreçte, çift haneli, en az yüzde 10 ve üzeri büyümeler elde ederek hedefimize ulaşabiliriz." dedi. Türkiye’nin ihracatına ekonomi politikalarının etkisinin yüzde 80, dış faktörlerin etkisinin yüzde 20 düzeyinde yansıdığını dile getiren Başkan Gültepe, en önemli sorunların başında döviz kuru ve enflasyon makasının açılması olduğunu söyledi. Üretim maliyetleri hızla artarken döviz kuru yatay seyrettiği için uluslararası pazarlarda rekabet gücünün azaldığına vurgu yapan Başkan Gültepe, dolar bazında işçilik maliyetlerinin iki katına çıktığını, bu tablonun Türk ihracatçısını zorladığını, yeni pazarlara açılmanın ve mevcut pazarları korumanın daha maliyetli hale geldiğini söyledi.  “Yurt dışındaki fuarlarda yabancı müşteriler ‘Niye bu kadar pahalısınız?’ diye soruyor.” Türkiye’de esas sorunun maliyet enflasyonundan çok tüketim enflasyonu olduğunun altını çizen Başkan Gültepe, “Döviz kurunu artırmamak enflasyonu kontrol altında tutmak için önemli olsa da, üretim maliyetlerindeki artış sürdürülebilir değil. Enerji ve işçilik maliyetleri hızla artarken, satış fiyatlarının sabit kalması ihracatçıyı zor durumda bırakıyor. Bu sürdürülebilir bir ekonomi modeli değildir. Katıldığımız fuarlarda yabancı müşteriler Türkiye’nin fiyatlarının neden bu kadar yüksek olduğunu sorguluyor. ‘Niye bu kadar pahalısınız?’ diye soruyor. Bunun temelinde belli bir tarafın sürekli baskılanması yatıyor. Dolar kurunda yüzde 15’lik bir artış olurken maliyetlerimiz yüzde 70-80 artıyor. Farklı sektörlerde faaliyet gösteren firmalarımız alternatif üretim alanları arayışına giriyor. Serbest bölgeler, Mısır, Fas, Cezayir ve Doğu Avrupa ülkeleri ön plana çıkıyor. Sadece döviz kuru değil, maliye politikalarının da ihracat ve üretimi destekleyici olması gerekiyor. Ekonomi Koordinasyon Kurulu’na bu taleplerimizi sürekli aktarıyoruz. Bakanlarımızın çabalarını görüyoruz. Ancak sürecin hızlanması gerektiğini düşünüyoruz.” diye konuştu. “İhracatçı firmaların rekabet gücünü artırması için yenilikçi ve sürdürülebilir adımlar atması gerekiyor” AKİB Koordinatör Başkanı Fatih Doğan ise konuşmasında uluslararası ticarette yaşanan değişimler, ekonomik dalgalanmalar ve yeni düzenlemelere karşı ihracatçı firmaların rekabet gücünü artırması için yenilikçi ve sürdürülebilir adımlar atması gerektiğini söyledi. Bu bağlamda Türkiye’nin AB, Orta Doğu, Afrika ve Asya-Pasifik bölgeleriyle yaptığı serbest ticaret anlaşmalarının genişletilmesi ve yeni serbest ticaret anlaşmalarının hayata geçirilmesinin son derece önemli olduğunu belirtti. Suriye pazarının bölge ihracatında büyük yeri olduğunun altını çizen Başkan Doğan, “Türkiye gümrük bölgesi üzerinden Suriye’ye ihracat ve transit işlemlerinde kısıtlama listelerinin kaldırılmasını, bu ülkenin yeni yönetiminin 2 bin kalemde ithalat yasağını kaldırmasını ve 269 ürün için gümrük vergilerinde Türkiye için indirim kararı alınmasını önemli adımlar olarak değerlendiriyoruz. 2011 yılında askıya alınan Türkiye-Suriye Serbest Ticaret Anlaşması’nın (STA) daha kapsamlı bir ekonomik ortaklık anlayışıyla yeniden hayata geçirilmesini bekliyoruz.” dedi. “En büyük beklentimiz kur ve maliyet dengesinin sağlanması” AKİB ihracat ailesinin Eximbank kredilerinin artırılmasını, düşük faizli ihracat finansmanı sağlanmasını ve KOBİ’ler için daha erişilebilir teşvik programları oluşturulmasını beklediğini dile getiren Başkan Doğan, şunları söyledi: “Kur ve enflasyon dengesinin ekonomik programa zarar vermeyecek şekilde güncellenmesine ihtiyaç vardır.  2025'te üretim, ihracat ve yatırıma yönelik kredi politikalarının uygulanması ve ihracatçının rekabetçiliğine destek olabilecek kur düzeylerinin yakalanması halinde ihracat hedeflerine ulaşılması mümkün olacaktır.Bu beklentilerin karşılanması halinde AKİB ihracat ailesi olarak bizler de üzerimize düşen sorumluluğun bilinciyle, tüm gücümüzle yatırımlarımızı gerçekleştirmeye, üretimi artırmaya, ihracatı yükseltmeye ve daha fazla istihdam sağlamaya devam edeceğiz.” Açılış konuşmalarının ardından etkinlik “Delegeler Soruyor” ve “Suriye’ye İhracatta Güncel Gelişmeler” konu başlıklarında devam etti. Gün boyu devam eden etkinlikte Türk Eximbank, Türk Ticaret Bankası ve İGE A.Ş. yöneticileri ihracatçılar için sundukları finansman desteklerini anlattı. TİM Başkanı Gültepe ve beraberindeki heyet, Mersin’deki Memişoğlu Tat Bakliyat ve Adana’daki Temsa firmalarını da ziyaret ederek çalışmaları hakkında bilgiler aldı. 

Hayvansal Gıda İhracatında Tarihi Zirve Haber

Hayvansal Gıda İhracatında Tarihi Zirve

Türkiye’nin hayvansal gıda ihracatı 2024 yılında 3,86 milyar dolar düzeyinde gerçekleşti. Su ürünleri ve hayvansal mamuller sektörü, 2024 yılında bir önceki yıla kıyasla ihracat performansını yüzde 10,8 oranında artırma başarısı yakaladı. Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Sektörler Konseyi Üyesi ve Akdeniz Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller İhracatçıları Birliği (ASHİB) Başkan Yardımcısı Ali Can Yamanyılmaz, geride kalan yılda ihracat pazarlarında en çok talep gören ürünlerin taze soğutulmuş balık, kanatlı eti ve balık filetoları olduğunu, en fazla ihracat yaptıkları ülkeler listesinde ilk üç sırada Irak, Rusya ve İtalya’nın yer aldığını açıkladı. Ali Can Yamanyılmaz, aynı dönemde ASHİB olarak yüzde 20 artışla 381,7 milyon dolar ihracata imza attıklarını bildirdi. “Türkiye’nin toplam ihracatına 1,7 oranında destek verdik” 2024 yılındaki 262 milyar dolarlık ülke ihracatında su ürünleri ve hayvansal mamuller sektörünün yüzde 1,7 paya sahip olduğunu kaydeden Ali Can Yamanyılmaz, “Küresel ticaret, jeopolitik riskler, enerji krizleri ve enflasyonist baskıların hâkim olduğu dönemde toparlanma eğilimi gösterirken Türkiye olarak hayvansal gıda ihracatında önemli başarılara imza attık. Elde ettiğimiz büyüme, küresel pazarlarda artan rekabete rağmen doğru stratejiler, yenilikçi ürün yaklaşımları ve hedef odaklı çalışmaların bir sonucu olarak gerçekleşti. Özellikle uzak pazarlara açılım, markalaşma yatırımları ve sürdürülebilir üretim anlayışı, bu etkileyici yükselişi mümkün kılan temel unsurlar arasında yer aldı. Sektörümüz, Türkiye’nin ihracat vizyonuna değer katan performansıyla uluslararası pazarlarda güçlü konumunu pekiştirdi.” dedi. “Hem fırsatlar hem de zorluklarla dolu bir yıl oldu”  Su ürünleri ve hayvansal mamuller sektörü için 2024’ün dünya genelinde hem fırsatlar hem de zorluklarla dolu bir yıl olduğuna vurgu yapan Yamanyılmaz, “Küresel talep, özellikle sağlıklı ve sürdürülebilir beslenmeye olan ilginin artmasıyla güçlü bir şekilde devam ederken ekonomik dalgalanmalar ve iklim değişikliğinin etkileri sektörde belirsizliklere yol açtı. Su ürünlerinde artan talep, deniz ürünleri yetiştiriciliğine yapılan yatırımları artırırken sürdürülebilir balıkçılık uygulamaları büyük önem kazandı. Hayvansal mamuller tarafında ise, üretimdeki yenilikçi teknolojiler ve ihracatta uzak pazarlara yönelim dikkat çekti. Ancak, lojistik maliyetlerindeki artış, ticaret bariyerleri, tarife dışı engeller ve karbon ayak iziyle ilgili sıkılaşan düzenlemeler, sektörümüzün karşılaştığı temel zorluklar arasında yer aldı. Genel olarak, sektörümüzde çevresel hassasiyet ve dijitalleşme eksenli dönüşüm rüzgarları 2024’e damgasını vurdu.” diye konuştu. “En çok ihraç ettiğimiz taze soğutulmuş balıklarda yüzde 27,6 artış sağladık” Türkiye’nin hayvansal gıda ihracatını ürün gruplarına göre değerlendiren Yamanyılmaz, şunları söyledi: “Sektörümüz 2024 yılında toplam 1 milyon 224 bin ton ürünü uluslararası piyasada değere dönüştürdü. En çok ihraç ettiğimiz ürünler, taze soğutulmuş balıklar, kümes hayvanları etleri ve sakatatları ile balık filetoları oldu. Taze soğutulmuş balıklarda yüzde 27,6 artışla 871,9 milyon dolar, kümes hayvanları etleri ve sakatatlarında yüzde 22,1 düşüşle 545,6 milyon dolar, balık filetolarında yüzde 14,5 artışla 469,1 milyon dolar ihracat gerçekleştirdik. En fazla talep gören 20 ürün arasında ihracat hacminde en anlamlı artışları süt tozu, peynir altı suyu, konserve ve dondurulmuş balıklarda sağladık.” “Etkin olduğumuz 155 ülkenin 95’inde ihracat hacminde artış sağladık” Hayvansal gıda sektörünün geleneksel pazarlarda elde ettiği kazanımları artırırken uzak pazarlarda da yeni başarı hikayeleri yazdığını vurgulayan Yamanyılmaz, şöyle devam etti: “2024 yılında 155 ülke ve bölgeye ihracat gerçekleştiren sektörümüz 95 pazarda artış sağladı.  En fazla ihracat yaptığımız ülkeler listesinde ilk üç sırada Irak, Rusya ve İtalya yer aldı. Irak’a yüzde 2 düşüşle 590,2 milyon dolar, Rusya’ya yüzde 35,6 artışla 480,8 milyon dolar ve İtalya’ya yüzde 25,8 artışla 251 milyon dolar ihracat gerçekleştirdik. 1 milyon dolar ihracat yaptığımız ve 5 haneli rekor artış sağladığımız ülke Moğolistan olurken Filistin, Norveç, Cezayir, İrlanda, Kırgızistan, Singapur, Bangladeş, Nijerya, Kazakistan, Mısır, Slovenya, Afganistan, Güney Kore ve Filipinler’de ciddi artışlara imza attık.” 

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.