SON DAKİKA
Hava Durumu

#Sürdürülebilirlik

Porsuk Haber Ajansı - Sürdürülebilirlik haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Sürdürülebilirlik haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Başkan Subaşı’ndan Çiftçiye Can Suyu Haber

Başkan Subaşı’ndan Çiftçiye Can Suyu

Bilecik Belediye Başkanı Melek Mızrak Subaşı, 14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günü’nde Kızıldamlar Köyü sakinleriyle bir araya gelerek, tarımsal üretimi desteklemek amacıyla sulama borusu dağıtımı gerçekleştirdi. Dünya Çiftçiler Günü’nde Anlamlı Ziyaret Bilecik Belediye Başkanı Melek Mızrak Subaşı, belediye başkan yardımcıları ve birim müdürleriyle birlikte Kızıldamlar Köyü’nü ziyaret etti. 14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günü kapsamında gerçekleştirilen ziyarette Başkan Subaşı, köylülerin talep ve görüşlerini yerinde dinleyerek çiftçilerle samimi bir sohbet gerçekleştirdi. Köy sakinleri ve çocukların yoğun ilgisiyle karşılanan Subaşı, üreticinin yükünü hafifletmek adına sulama borularını teslim etti. "Çiftçimizin Yanında Olmaya Devam Edeceğiz" Törende konuşan Başkan Subaşı, Bilecik Belediyesi olarak yerel üreticiye verdikleri önemi vurguladı. Geçtiğimiz haftalarda Yeniköylü kadın çiftçilere yapılan benzer bir desteği hatırlatan Subaşı, şu ifadeleri kullandı: "Toprağa emek veren her bir çiftçimizin alın teri, bu ülkenin bereketidir. Ülkemizin zorlu ekonomik koşullarında üretime destek olmaya, çiftçimizin yükünü bir nebze olsun hafifletmek için çalışmaya devam edeceğiz. İmkanlarımız ölçüsünde her zaman üreticimizin yanındayız." Tarımsal Üretimde Sürdürülebilirlik Vurgusu Dağıtılan sulama boruları sayesinde Kızıldamlar Köyü’ndeki tarım arazilerinin suya daha verimli bir şekilde ulaşması hedefleniyor. Başkan Subaşı, "Toprağı yaşatan ve sofralarımıza bereket taşıyan tüm çiftçilerimizin günü kutlu olsun" diyerek üretimin sürdürülebilirliğine dikkat çekti. Bilecik Belediyesi'nden Üretime Destek Bilecik Belediyesi’nin tarımsal kalkınma hamleleri kapsamında gerçekleştirdiği bu dağıtımlar, bölge ekonomisinin canlandırılması ve çiftçinin girdi maliyetlerinin düşürülmesi açısından büyük önem taşıyor.

Rekabet Hukuku Eskişehir Zirvesi Gerçekleştirildi Haber

Rekabet Hukuku Eskişehir Zirvesi Gerçekleştirildi

Anadolu Üniversitesi Hukuk Fakültesi tarafından Eskişehir’de rekabet hukuku alanında önemli isimlerin katılımıyla “Rekabet Hukuku Eskişehir Zirvesi” gerçekleştirildi. Anadolu Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi (İİBF) Prof. Dr. İhsan Erkul Konferans Salonunda düzenlenen zirvenin açılışına Rekabet Kurumu Başkanı Birol Küle, Eskişehir Cumhuriyet Başsavcısı Üzeyir Karakülah, Eskişehir Adli Yargı Komisyonu Başkanı Arif Hamdi Sazak, Anadolu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yusuf Adıgüzel, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Kamil Çolak, Eskişehir Baro Başkanı Av. Barış Günaydın, Anadolu Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mesut Aygün başta olmak üzere çok sayıda kişi katılım gösterdi. Küle: “Rekabet hukuku yüzlerce yıllık bir geleneğe dayanır” Rekabet Kurumu Başkanı Birol Küle zirvenin açılışında rekabet hukukunun tarihsel kökenlerine ve Türkiye’deki gelişimine değinerek dikkat çekici açıklamalarda bulundu. Küle, rekabet hukukunun modern dönemle sınırlı olmadığını belirterek şöyle konuştu: “Rekabet hukuku yüzlerce yıl öncesine dayanan bir gelenektir.” Küle ayrıca dijital platformlar, iş gücü piyasaları ve sanayi politikalarıyla ilgili yeni düzenlemelere değinerek Rekabet Kurumu’nun aktif rolünü anlattı ve kurumun yaklaşımını şöyle özetledi: “Biz cezalarla anılmak istemiyoruz. Bizim asıl görevimiz piyasayı düzenlemek ve dengeyi sağlamaktır.” Küle, ayrıca Tofaş–Stellantis birleşmesine ilişkin verilen taahhütlü izin sürecini örnek göstererek rekabet politikasının sanayi politikalarıyla birlikte düşünüldüğünü ifade etti. Rektör Adıgüzel: “Üniversitenin işlevi sadece dört duvar arasında eğitim vermek değil” Anadolu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yusuf Adıgüzel üniversitelerin piyasa ile daha güçlü bağ kurması gerektiğini vurguladı. Prof. Dr. Adıgüzel konuşmasında şu değerlendirmeyi yaptı: “Üniversitenin işlevi sadece dört duvar arasında eğitim vermek değil aynı zamanda topluma katkı sunmak ve öğrencileri piyasa koşullarına hazırlamaktır.” Prof. Dr. Adıgüzel ayrıca yapay zekâ sonrası ekonomik değişimlere dikkat çekerek akademinin hızlı uyum sağlaması gerektiğini söyledi. Konuşmasında Eskişehir’de düzenlenecek büyük bilimsel etkinliklere de değindi. Rektör Çolak: “Rekabet hukuku günümüzde yalnızca piyasa düzenini koruyan teknik bir hukuk dalı olmaktan çıktı” Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Kamil Çolak ise rekabet hukukunun disiplinler arası bir yapıya dönüştüğünü belirterek şunları söyledi: “Rekabet hukuku günümüzde yalnızca piyasa düzenini koruyan teknik bir hukuk dalı olmaktan çıkmış dijitalleşme, yapay zekâ, sürdürülebilirlik ve inovasyon ekseninde ekonomik hayatın dönüşümüne yön veren stratejik bir alan haline gelmeye başlamıştır. Rekabet Hukuku yalnızca ekonomik dengeleri değil, tüketici refahını, inovasyon kapasitesini ve sürdürülebilir kalkınma hedeflerini de doğrudan etkilemektedir.” Prof. Dr. Çolak, üniversitelerin bu süreçte bilgi üretmenin ötesine geçerek geleceğin ekonomik düzenini şekillendiren merkezler haline geldiğini ifade etti. Prof. Dr. Aygün: “Rekabet hukuku artık stratejik bir alan” Zirvenin açılışında konuşan Anadolu Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mesut Aygün, rekabet hukukunun tarihsel gelişimine değinerek şu ifadeleri kullandı: “Rekabet hukuku artık stratejik bir alan. Zekânın dönüştürücü etkisi, iklim ve çevre politikaları ve sürdürülebilirlik gibi yeni alanlar rekabet hukukuyla kesişmektedir.” Anadolu Üniversitesi, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi ve Rekabet Kurumu iş birliğiyle düzenlenen Rekabet Hukuku Zirvesi akademi ve kamu temsilcilerini bir araya getirdi. Zirvede dijitalleşme, yapay zekâ, sürdürülebilirlik ve rekabet hukuku ele alındı. Konuşmacılar, rekabet hukukunun artık yalnızca piyasa düzeni değil, aynı zamanda ekonomik dönüşümün merkezinde yer aldığını vurguladı. Konuşmaların ardından Rekabet Kurulu Başkanı Birol Köse’ye, Osmangazi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Kamil Çolak’a Anadolu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yusuf Adıgüzel tarafından belge takdimi gerçekleştirildi. Kaynak: Anadolu Üniversitesi Haber Ajansı(AnaHaber)

14 Mayıs Eczacılık Mesleği Açısından Bir Farkındalık Günü Haber

14 Mayıs Eczacılık Mesleği Açısından Bir Farkındalık Günü

14 Mayıs Eczacılık Günü, Türkiye’de modern eczacılık eğitiminin başlangıcını simgelemesinin yanı sıra eczacıların sağlık sistemindeki kritik rolünü yeniden hatırlatması açısından da önemli bir farkındalık günü olarak öne çıkıyor. Usta-çırak ilişkisine dayalı geleneksel yapının yerini bilimsel ve akademik temelli bir meslek anlayışına bırakmasıyla birlikte eczacılık; ilaç danışmanlığından halk sağlığına, klinik uygulamalardan ilaç geliştirme süreçlerine kadar geniş bir çalışma alanına yayıldı. Günümüzde ise yapay zekâ destekli teknolojiler, kişiselleştirilmiş tedavi yaklaşımları ve dijital sağlık uygulamaları mesleğin dönüşümünü hızlandırırken; eğitim standartları, istihdam olanakları ve mesleki sürdürülebilirlik gibi konular da gündemdeki yerini koruyor. Bu kapsamda Anadolu Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Sinem Ilgın, eczacılık mesleğinin dönüşümünü, eğitim süreçlerini, eczacıların sağlık sistemindeki yerini ve geleceğe yönelik beklentileri anlattı. 14 Mayıs Eczacılık mesleği açısından bir farkındalık günü 14 Mayıs Eczacılık Günü’nün tarihsel ve mesleki açıdan önemi nedir? 14 Mayıs 1839’da Türkiye’de resmi olarak ilk eczacılık eğitimi verilmeye başlandı. Eczacılık artık usta-çırak ilişkisinden çıkıp akademik ve bilim temelli bir meslek eğitimi hâline geldi. Ülkemizde 14 Mayıs, 1968 yılından bu yana kutlanıyor. Bu kapsamda hem mesleğimizin sağlık sistemindeki kritik rolünü vurgulamaya çalışıyoruz hem de mesleki sorunlar ve beklentiler dile getiriliyor. Aslında eczacılık mesleği açısından önemli bir farkındalık günü. Eczacılar hasta odaklı bir yaklaşımla mesleklerini icra ediyor Eczacılık mesleğinin günümüzdeki rolü sizce nasıl değişti? Geleneksel eczacılıktan bugüne nasıl bir dönüşüm yaşandı? Özellikle 2000’li yıllardan sonra eczacılık mesleğinde önemli bir değişim yaşandı. Geleneksel eczacılık anlayışında eczacı daha çok ilacı hazırlayan ve sunan bir sağlık profesyoneli konumundaydı. Sağlık sistemi daha çok hekim merkezli ilerliyordu. Günümüze kıyasla hastayla iletişim de daha sınırlıydı. Artık eczacılar hasta odaklı bir yaklaşımla mesleklerini icra ediyor. Bu kapsamda ilaç danışmanlığı hizmeti veriyor, halk sağlığına katkıda bulunuyor ve hastayla iletişimi çok daha güçlü bir noktada ilerliyor. Eczacılık mesleği bilimsel temellere dayanıyor. Bilimsel bilgiler yenilenip değiştikçe bu durum doğal olarak mesleğe de yansıyor. Özellikle son yıllarda kişiselleştirilmiş tedaviler, farmakogenetik yaklaşımlar ve yapay zekâ uygulamalarının getirdiği bilimsel ve teknolojik yeniliklerle mesleğimizdeki dönüşümün önümüzdeki yıllarda da devam edeceğini düşünüyorum. Fakültelerde Mesleki Yeterlilikleri Destekleyecek Bir Müfredat Oluşturuyoruz Türkiye’de eczacılık eğitiminin mevcut durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Ülkemizde eczacılık eğitiminin standartları Ulusal Eczacılık Çekirdek Eğitim Programı tarafından belirlenmiş durumda. Bu program sayesinde mezunların mesleki yeterlilikleri tanımlanıyor. Bizler de fakültelerde bu yeterlilikleri destekleyecek bir müfredat oluşturuyoruz. Dolayısıyla standartlarımız belli. Ancak burada önemli bir sorun var. 2000’li yıllardan sonra ülkemizdeki fakülte sayıları arttı. Bugün 63 eczacılık fakültesi bulunuyor ve bunların 54’ü aktif olarak öğrenci alıyor. Ancak bu 54 fakültenin yalnızca 16’sı akredite durumda. Bu da temel müfredatın büyük ölçüde benzer olmasına rağmen altyapı, akademik kadro ve uygulama olanaklarının fakülteler arasında farklılık gösterdiği anlamına geliyor. Bu durum mezunların donanım açısından heterojen bir yapıya sahip olmasına neden oluyor. Bunu eğitim açısından önemli bir dezavantaj olarak değerlendirebiliriz. Modüler Eğitim Programını Türkiye’de Uygulayan Tek Fakülteyiz Anadolu Üniversitesi Eczacılık Fakültesi’nin eğitim yaklaşımı ve öne çıkan yönleri nelerdir? Anadolu Üniversitesi Eczacılık Fakültesi 1968 yılında kurulmuş bir fakülte. Yaklaşık 60 yıldır öğrenci alıyor ve mezun veriyor. Bu nedenle oldukça güçlü bir akademik kadroya sahibiz. Araştırma altyapımız, öğrenci laboratuvarlarımız ve öğrencilere sunulan imkânlar oldukça üst düzeyde. Bu da bizi öne çıkaran unsurlardan biri. Bir diğer önemli özelliğimiz ise 2017-2018 eğitim-öğretim yılından itibaren modüler eğitim programını uyguluyor olmamız. Türkiye’de bu sistemi uygulayan tek fakülteyiz. Modüler eğitim programı, ders içeriklerini birbirinden bağımsız olmaktan çıkararak belirli bir tema etrafında şekillendiriyor. Bu sayede öğrenciler hem temel bilgileri hem de mesleki uygulamaları birlikte değerlendirerek daha bütünleşik bir yaklaşım kazanıyor. Böylece öğrenmenin daha kolay ve kalıcı hâle geldiği bir sistem ortaya çıkıyor. Fakültemizin öne çıkan yönlerinden biri de Yunus Emre Kampüsü’nün sunduğu sosyal ve kültürel imkânlar. Anadolu Üniversitesi öğrencilerine sosyal ve kültürel anlamda pek çok fırsat sunuyor. Ayrıca Eskişehir’in güvenli ve genç nüfusun yoğun olduğu bir şehir olması da fakültemizi tercih edilir kılan unsurlar arasında yer alıyor. Eczacı, ilacın keşfinden hastaya ulaşana kadarki süreçte kritik rol oynayan bir sağlık profesyonelidir Eczacıların sağlık sistemindeki yeri ve önemi hakkında neler söylemek istersiniz? Eczacılar sağlık sisteminin farklı noktalarında çok kritik roller üstleniyor. Bunun halk tarafından en bilinen yönü serbest eczaneler, yani toplum eczacılığıdır. Serbest eczacılığa eczane eczacılığı da diyebiliriz. Bu alanlarda ilaç danışmanlığı hizmetiyle tedavinin hastalar açısından güvenli ve etkili şekilde yürütülmesine katkı sağlanıyor. Eczacılar kritik bir öneme sahip çünkü ilaçların yan etkileri, ilaç etkileşimleri ve hastanın tedaviye uyumu tedavinin başarısında belirleyici unsurlar arasında yer alıyor. Serbest eczacılar en hızlı ve en kolay ulaşılabilen sağlık profesyonelleri arasında bulunuyor. Ancak çalışma alanlarımız yalnızca serbest eczanelerle sınırlı değil. Hastane eczacılığı da önemli çalışma alanlarımız arasında yer alıyor. Burada da ilaçların akılcı ve güvenli kullanımında eczacılar önemli rol oynuyor. Endüstride görev yapan eczacılar ise ilaç araştırma-geliştirme süreçlerinde, ruhsatlandırma çalışmalarında ve farmakovijilans uygulamalarında aktif görev alabiliyor. Kısacası eczacı, ilacın keşfinden hastaya ulaşana kadarki tüm süreçte kritik rol oynayan bir sağlık profesyonelidir. Yapay zekâ uygulamaları eczacının destekçisi olarak sürece katkı sağlayabilir Yapay zekâ ve dijitalleşme eczacılık mesleğini nasıl etkiliyor? Bu alanda ne gibi değişimler bekliyorsunuz? Ülkemizde e-reçete, Medulla ve ilaç takip sistemleri gibi dijital uygulamalar yaygın şekilde kullanılıyor. Ancak yapay zekâ uygulamaları henüz çok yaygınlaşmış değil. Önümüzdeki yıllarda klinik değerlendirme süreçlerinde, büyük veri analizlerinde ve ilaç geliştirme çalışmalarında yapay zekâdan daha fazla yararlanılacağını düşünüyorum. Ancak burada özellikle vurgulamak istediğim bir nokta var: Yapay zekâ, eczacının yerini alabilecek bir uygulama değil. Bunun yerine eczacıya klinik değerlendirme ve veri analizi gibi alanlarda destek sunabilecek bir yapı olarak değerlendirilmesi gerekiyor. Çünkü hasta iletişimi, mesleki sorumluluklar ve etik değerler her zaman insan odaklı olmaya devam edecek. Bu nedenle yapay zekâ uygulamalarının eczacının destekleyicisi olarak sürece katkı sağlayacağını düşünüyorum. Mesleğimizde çok farklı istihdam olanakları mevcuttur Mezun olan eczacıların kariyer olanakları hakkında bilgi verebilir misiniz? En yaygın çalışma alanı serbest eczacılık, yani toplum eczacılığıdır. Eczacılar ilaç danışmanlığı hizmetlerini kendi eczanelerinde sunabiliyor. Bunun dışında hastane eczacılığı ve klinik eczacılık alanlarında da görev alabiliyorlar. Endüstride ise araştırma-geliştirme, ruhsatlandırma ve medikal departmanlar başta olmak üzere pek çok alanda aktif rol üstlenebiliyorlar. Ayrıca akademisyen olarak üniversitelerde görev yapabiliyor, bilimsel araştırmalar gerçekleştirebiliyor ve yeni eczacıların yetişmesine katkı sunabiliyorlar. Bunun yanında Sağlık Bakanlığı ve Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu gibi kamu kurumlarında da çalışma imkânı bulunuyor. Dolayısıyla mesleğimiz çok farklı istihdam olanakları sunuyor. Eczacıların sağlık sistemindeki kritik rolüne yönelik farkındalık yeterli düzeyde değil Türkiye’de eczacıların karşılaştığı temel sorunlar nelerdir? Bu sorunlara yönelik çözüm önerileriniz neler olur? Hem mesleki uygulamalar hem de ekonomik açıdan birtakım zorluklar bulunuyor. Bunlardan biri, yıllar içerisinde fakülte ve mezun sayılarındaki artış. Bu noktada Yükseköğretim Kurulu kontenjanların azaltılmasına yönelik yeniden değerlendirme yaptı ve ülkenin ihtiyaçları doğrultusunda güncellemelerde bulundu. Eczacılık mesleğinin uygulama alanı çoğunlukla serbest eczaneler olarak görülüyor. Ancak biz genç mezunlarımızı ve meslektaşlarımızı endüstri, hastane eczacılığı ve klinik eczacılık gibi alanlara yönlendirebiliriz. Bunun mezun istihdamına katkı sağlayacağını düşünüyorum. Öte yandan serbest eczaneler üzerinde artan işletme maliyetleri ve ilaç fiyat politikaları gibi ekonomik baskılar da bulunuyor. Bu konuların Sağlık Bakanlığı ile Türk Eczacıları Birliği’nin ortak çalışmalarıyla çözülebileceğini düşünüyorum. Ayrıca eczacıların toplumdaki ve sağlık sistemindeki kritik rolüne yönelik farkındalığın yeterli düzeyde olmadığını düşünüyorum. Bu noktada eczacılara da önemli görevler düşüyor. Hastaların en iyi danışmanlık hizmetini aldığı eczaneleri tercih etmesi, bu farkındalığın hem toplumda hem de meslek içerisinde artmasına katkı sağlayacaktır. 14 Mayıs Eczacılık Günü kapsamında fakülte olarak planladığınız etkinlikler nelerdir? Biz de hem sosyal hem de bilimsel etkinlikler düzenliyoruz. İlk olarak 12 Mayıs Salı günü uzman eczacı Hülya Kayhan’ı ağırlayacağız. Hülya Kayhan, ülkemizde aromaterapi alanında öne çıkan isimlerden biri. 14 Mayıs’ta ise Atabay İlaç Medikal Direktörü Uzman Doktor Murat Yaycı’yı konuk edeceğiz. Atabay İlaç, etken madde üretimine önemli katkılar sunan ve endüstri-akademi iş birliğine yakın duran değerli bir ilaç firması. Sunumun ardından fakültemizin ön kısmındaki alanda 14 Mayıs Eczacılık Günü Şenliği düzenleyeceğiz. Burada meslektaşlarımız, öğrencilerimiz ve akademisyenlerimiz bir araya gelerek 14 Mayıs Eczacılık Günü’nü kutlayacak. Kaynak: Anadolu Üniversitesi Haber Ajansı(AnaHaber) anahaber.anadolu.edu.tr

Başkan Ataç “Çiftçinin Emeği, Bu Ülkenin Geleceğidir” Haber

Başkan Ataç “Çiftçinin Emeği, Bu Ülkenin Geleceğidir”

Tepebaşı Belediye Başkanı Dt. Ahmet Ataç, 14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günü dolayısıyla yayımladığı mesajda, çiftçilerin artan üretim maliyetleri ve gelir kaybı etkileri altında üretimi sürdürmeye çalıştığını belirterek, “Çiftçi ayakta kalırsa kent de ayakta kalır, sofra da bereketli olur” dedi. Tepebaşı Belediye Başkanı Dt. Ahmet Ataç, 14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günü nedeniyle bir mesaj yayımladı. Tarımsal üretimin yalnızca ekonomik bir faaliyet değil; toplumsal refah ve ülkenin geleceği açısından stratejik bir alan olduğunu vurgulayan Ataç, çiftçilerin her geçen gün daha ağır koşullarda üretim yaptığını ifade etti. Başkan Ataç, mazot, gübre, yem, ilaç, elektrik, sulama ve işçilik maliyetlerindeki artışların üreticinin belini büktüğünü belirterek şunları söyledi: “Çiftçimiz bugün tarlasına giderken mazotu, ürününü yetiştirirken gübreyi, sulama yaparken elektriği, hayvanını beslerken yemi düşünmek zorunda kalıyor. Üretim maliyetleri artıyor ama çiftçimizin emeğinin karşılığı aynı oranda artmıyor. Üreten kazanamıyor, tüketen pahalıya ulaşıyor. Bu tablo sürdürülebilir değildir.” Başkan Ataç, çiftçinin yaşadığı sorunun yalnızca kırsalın değil, toplumun tamamının sorunu olduğunu vurgulayarak, “Çiftçi üretmezse pazar boşalır, sofra küçülür, kent yoksullaşır, ülke dışa bağımlı hale gelir. Bu nedenle çiftçiyi korumak, aslında toplumun tamamını korumaktır” dedi. Çiftçiyi desteklemek tercih değil zorunluluktur Çiftçinin desteklenmesinin bir tercih değil, kamusal sorumluluk olduğunu vurgulayan Ataç, mesajını şu sözlerle tamamladı: “Üretim maliyetleri düşürülmeli, çiftçinin emeği değerinde karşılık bulmalı, küçük üretici korunmalı, yerel ürünler desteklenmelidir. Kırsal yaşamı güçlendirmeden sağlıklı kentler kuramayız. Tarımı güçlendirmeden ekonomik bağımsızlıktan söz edemeyiz. Toprağa emek veren, alın teriyle bu ülkenin sofrasına bereket taşıyan tüm çiftçilerimizin 14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günü’nü kutluyorum. Çiftçimizin emeği varsa umut vardır, bereket vardır, gelecek vardır.” “Tarımı, Enerjiyi ve Çevreyi Birlikte Düşünüyoruz” Tepebaşı Belediyesi olarak üretimin, emeğin, çevrenin ve yerel kalkınmanın yanında olduklarını belirten Başkan Ataç, belediyenin temiz enerji yatırımlarına da dikkat çekti. Başkan Ataç, “Bugünün dünyasında tarımı, enerjiyi ve çevreyi birbirinden ayrı düşünemeyiz. İklim krizi en çok çiftçimizi etkiliyor. Kuraklık, aşırı sıcaklar, düzensiz yağışlar ve artan enerji maliyetleri üreticimizin yükünü artırıyor. Tepebaşı Belediyesi olarak güneş panellerimizle temiz enerji üretiyor, kamu kaynaklarını daha verimli kullanıyor ve doğaya olan yükümüzü azaltıyoruz. Bizim için sürdürülebilirlik, çiftçinin, üreticinin, çocuklarımızın ve gelecek kuşakların hakkını koruma meselesidir” ifadelerini kullandı. “Küçük üreticinin emeğini görünür kılıyoruz” Tepebaşı Belediyesi’nin kırsal kalkınma anlayışında küçük üreticilerin desteklenmesinin ve yerel ürünlerin öne çıkarılmasının önemli yer tuttuğunu belirten Ataç, Kızılinler ve Uludere’de düzenlenen hasat şenliklerinin bu yaklaşımın somut örneklerinden olduğunu söyledi. Başkan Ataç, “Kırsal kalkınma; üreticinin toprağında kalması, köylerin yaşamaya devam etmesi, yerel ürünlerin değer kazanması, kadın emeğinin görünür olması ve gençlerin üretimden kopmaması demektir. Kızılinler’de ve Uludere’de gerçekleştirdiğimiz hasat şenlikleriyle küçük üreticilerimizin emeğini görünür kılıyor, yerel ürünlerimizin tanıtılmasına katkı sunuyoruz. Bu şenlikler, toprağa, üretime, yerel kültüre ve çiftçinin alın terine sahip çıkma iradesidir” dedi.

Beylikova NTE ve Toryum Rezervi Masaya Yatırıldı Haber

Beylikova NTE ve Toryum Rezervi Masaya Yatırıldı

TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası Eskişehir Şubesi ve TMMOB Maden Mühendisleri Odası Eskişehir İl Temsilciliği tarafından düzenlenen panelde, Beylikova’da ki Nadir Toprak Elementleri ve bölgede bulunan dünyanın en büyük ikinci toryum sahasının potansiyeli ile Türkiye’nin yüksek teknolojisine yapacağı katkılar masaya yatırıldı. Türkiye’nin teknolojik ve enerji bağımsızlığı için kritik öneme sahip olan Nadir Toprak Elementleri (NTE) ve Toryum potansiyeli düzenlenen panelde ele alındı. Sektör temsilcileri, akademisyenler, mühendisler ve öğrencilerin katılımıyla gerçekleşen panelde; Beylikova sahasının sadece bir maden sahası değil, Türkiye’nin "milli teknoloji hamlesi" olduğu ifade edildi. Özdilek Kültür Merkezi’nde yapılan panelin açılış konuşmasını yapan TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası Eskişehir Şubesi Başkanı Merve Edizkan Cihan şu ifadeleri kullandı; "Bugün burada yalnızca bir maden sahasını konuşmak için değil; Türkiye’nin teknoloji, enerji, sanayi ve stratejik bağımsızlığı açısından son derece önemli bir konuyu değerlendirmek üzere bir araya geldik. Nadir toprak elementleri artık yalnızca madencilik sektörünün değil; savunma sanayiinden yenilenebilir enerjiye, elektrikli araç teknolojilerinden yüksek teknoloji üretimine kadar birçok alanın temel ham maddesi hâline gelmiştir. Dünyada yeni ekonomik ve teknolojik dengeler kurulurken bu kaynaklara sahip ülkelerin önemi her geçen gün daha çok artmaktadır. Eskişehir Beylikova sahası da bu anlamda ülkemizin en dikkat çekici stratejik kaynak alanlarından biridir. İçerdiği nadir toprak elementleri ve toryum potansiyeliyle yalnızca ekonomik değil; bilimsel, teknolojik ve jeopolitik açıdan da büyük bir değere sahiptir. Ancak hepimizin çok iyi bildiği gibi doğal kaynakların gerçek değeri; onları bilimsel yöntemlerle, doğru planlamayla, çevresel duyarlılıkla ve mühendislik aklıyla değerlendirebildiğimiz ölçüde ortaya çıkar. Bugün artık sadece madeni çıkarmanın yeterli olmadığı bir dönemdeyiz. Özellikle ülkemizin ekonomik koşullarını düşündüğümüzde sahip olduğumuz stratejik kaynakları ham madde olarak ihraç eden değil; işleyen, teknolojiye dönüştüren ve yüksek katma değerli son ürün hâline getirebilen bir anlayışa ihtiyacımız var. Çünkü gerçek kazanç, yalnızca yer altındaki cevheri çıkartmakla değil; o cevheri bilgiyle, teknolojiyle ve sanayiyle buluşturarak ülke ekonomisine yüksek katma değer olarak geri kazandırabilmekten oluşur. Nadir toprak elementleri gibi stratejik minerallerin geleceği; cevher zenginleştirmeden ileri teknoloji üretimine, araştırma geliştirmeden sanayi entegrasyonuna kadar bütüncül bir bakış açısını zorunlu kılmaktadır. Eğer bizler bu kaynakları yalnızca ham madde olarak ihraç edersek asıl ekonomik değeri başka ülkeler yaratmış olacaktır. Oysa hedefimiz, bu kaynaklardan elde edilen teknolojiyi, üretimi ve nihai ürünü de ülkemizde geliştirebilmektir. Tam da bu nedenle bugün burada jeoloji ve maden mühendisliğinin birlikte ürettiği bilimsel bakış açısını konuşacağız. Çünkü madencilik yalnızca yer altındaki cevheri çıkarmak değil; kaynak yönetimi, teknoloji geliştirme, çevre koruma, sürdürülebilirlik ve kamu yararını birlikte değerlendirme sorumluluğudur. Jeoloji mühendisleri olarak bizler; ülkemizin doğal kaynaklarının bilim ve teknik rehberliğinde değerlendirilmesini, plansız ve kısa vadeli değil, gelecek nesilleri gözeten sürdürülebilir bir anlayışla yönetilmesini savunuyoruz. Beylikova sahası gibi stratejik alanların da ancak nitelikli mühendislik hizmetleri, bilimsel araştırmalar ve güçlü teknolojik altyapıyla ülkemize gerçek anlamda katkı sağlayabileceğine inanıyoruz." dedi. TMMOB Maden Mühendisleri Odası Eskişehir Şube Temsilcisi Gamze Yaş yaptığı açılış konuşmasında; "Nadir Toprak Elementleri korozyona karşı dirençli ileri teknoloji malzeme üretiminde çok farklı sektörlerde kullanımları nedeniyle stratejik elementler olarak değerlendirilmektedir. Türkiye açısından baktığımızda ise bu konu daha çok büyük bir anlam taşımaktadır. Ülkemiz ve özellikle Eskişehir'in sahip olduğu jeolojik potansiyel ile önemli bir avantaja sahiptir. Ancak burada asıl mesele yalnızca rezerv bulmak değil, asıl mesele bu kaynakları bilimsel yöntemlerle araştırmak, çevresel sürdürülebilirliği gözeterek işlemek ve yüksek katma değerli ürünlere dönüştürebilmektir. ​Bu nedenle bugün burada yalnızca bir maden grubunu değil, aslında geleceğin teknolojisini, enerji dönüşümünü, ülkelerin stratejik bağımsızlığını konuşmak için bir aradayız. Ayrıca bu mineralleri bilimsel irdeleyerek jeolojik oluşumu, yapısı, yataklanması gibi jeolojik konularla beraber madencilik açısından rezervi, üretim yöntemi, zenginleştirme prosesi gibi konuları kıymetli hocalarımız ile ele alacağız." dedi. Panelde konuşan projenin eski yürütücüsü Jeoloji Yüksek Mühendisi İsrafil Kayabalı, Beylikova sahasındaki 30,4 milyon tonluk kompleks cevher rezervinin detaylarını paylaştı. Kayabalı, "Hedefimiz hammadde satmak değil, yüksek teknoloji üreten ülke olmaktır" dedi. ​Eskişehir’in maden zenginliği ve Beylikova bölgesindeki Nadir Toprak Elementleri (NTE) rezervleri, düzenlenen teknik bir sunumla masaya yatırıldı. MTA bünyesinde projenin başkanlığını yürütmüş olan Jeoloji Yüksek Mühendisi İsrafil Kayabalı, sahadaki rezerv miktarından ekonomik değerine, çevresel etkilerden stratejik önemine kadar kritik açıklamalarda bulundu. ​30,4 Milyon Tonluk Dev Rezerv Kayabalı’nın paylaştığı verilere göre, Beylikova sahasında yapılan çalışmalar sonucunda toplam 30,4 milyon ton (görünür+muhtemel) kompleks cevher rezervi tespit edildi. Bu rezervin mineral içeriği; Florit: 11.381.760 ton (%37,44 tenör), ​Barit: 9.436.160 ton (%31,04 tenör), NTE (Basnazit+Monazit): 1.015.360 ton (%3,34 tenör), Yantaş (Gang) Mineralleri: 8.566.720 ton olarak belirtildi. ​​Yüksek Teknoloji İçin "Nadir" Fırsat ​Sunumda, Nadir Toprak Elementlerinin cep telefonlarından elektrikli otomobillere, savunma sanayiinden uzay teknolojilerine kadar geniş bir alanda kullanıldığı vurgulandı. 1 ton orijinal cevherden elde edilen dağılımda; Seryum (16 kg), Lantan (12 kg), Neodmiyum (4 kg) ve Praseodmiyum gibi yüksek piyasa değerine sahip elementlerin bulunduğu ifade edildi. Özellikle Neodmiyum ve Praseodmiyumun kg fiyatının 100-110 dolar bandında olması, sahanın ekonomik potansiyelini gözler önüne seriyor. ​"Maden Çalışmaları Fay Hatlarını Tetiklemez" Son dönemde kamuoyunda oluşan endişelere yanıt veren Kayabalı, madencilik faaliyetlerinin depremle ilişkisi olmadığını belirterek şunları söyledi: "Uzmanlık alanım deprem mühendisliği olmasa da şunu net söyleyebilirim; maden çalışmaları fay hatlarını tetiklemez. Beylikova'daki maden, 25 milyon yıl önceki volkanizmaya bağlı oluşmuş, ölü bir fay üzerindedir. Aktif bir fay varsa o zaten kendi enerjisini boşaltır, maden işletmesiyle kırılmaz."dedi. ​Florit ve Barit İthalatına Çözüm Türkiye’nin yıllık 130 bin ton civarındaki florit ihtiyacının tamamını ithal ettiğine dikkat çeken Kayabalı, barit ihracatının ise ekonomiye 25-60 milyon dolar katkı sağladığını belirtti. Beylikova sahasının işletilmesiyle, florit ithalatı için harcanan milyonlarca doların yurt içinde kalması hedefleniyor. ​"Vahşi Madencilik Değil, Yüksek Teknoloji" ​İsrafil Kayabalı, yaptığı sunumda; "Madeni çıkarmak kolaydır; asıl olan onu işleyip uç ürün haline getirmektir. Hammadde satan değil, teknoloji üreten ülke olmalıyız. Florit ve barit konsantrelerinin radyoaktif kirliliği nedeniyle ticari ürün olarak değerlendirilmesi teknik bir hassasiyetle ele alınmalıdır. Basında yer alan "694 milyon ton" gibi rakamların resmi bir karşılığı yoktur; 30,4 milyon tonluk rezerv, bilimsel verilerle sabittir. Konu, günlük siyasete malzeme yapılmadan teknik gerekliliklere uygun olarak yönetilmelidir. ​Kayabalı, madenciliğin Türkiye ekonomisine katkısının şu an %2,5 seviyelerinde olduğunu ve Beylikova gibi stratejik sahaların bilimsel yöntemlerle ekonomiye kazandırılmasının bir zorunluluk olduğunu ifade ederek sözlerini tamamladı. Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Muammer Kaya, Beylikova’daki Nadir Toprak Elementleri (NTE) ve Toryum sahasının Türkiye'yi nükleer enerji liginde üst sıralara taşıyacağını belirtti. Kaya, "Dünyanın en büyük 2. toryum rezervine sahip ülkelerinden biri olarak bu treni kaçırmamalıyız" dedi. ​Panelde konuşan Prof. Dr. Muammer Kaya, Eskişehir Beylikova’daki cevherin sadece bir maden değil, Türkiye’nin "yeşil enerji" geleceği olduğunu vurguladı. Kaya, toryumun uranyuma göre daha güvenli, çevreci ve barışçıl bir nükleer yakıt olduğunu ifade etti. ​Dünyada Toryum Rezervi: Türkiye Stratejik Konumda Prof. Dr. Kaya’nın sunduğu verilere göre, Türkiye toryum kaynağı açısından dünyada 12. sırada yer alırken, rezerv miktarı bazında (IAEA ve World Nuclear Association verilerine göre) 374 bin ton ile dünyanın en önemli oyuncularından biri konumundadır. Beylikova sahası yaklaşık 380 bin ton görünür Toryum rezerviyle nükleer enerji için devasa bir potansiyel sunmaktadır. ​"Toryumlu Otomobiller ve Kombiler Gelecek" Toryumun sadece dev santrallerde değil, günlük yaşamda da devrim yaratabileceğini belirten Kaya, şu öngörülerde bulundu: "Gelecekte evlerimizde toryumlu kombiler veya toryumlu otomobiller görebiliriz. Toryum, uranyuma nazaran çok daha barışçıl bir enerji kaynağıdır. Bizim bu kaynağı zenginleştirip yakıt formuna dönüştürecek teknolojiyi (know-how) acilen geliştirmemiz gerekiyor." ​Siyanür Tartışmalarına Bilimsel Yanıt: "Aramada Değil, Üretimde Kullanılır" ​Kamuoyundaki yanlış algılara da değinen Prof. Dr. Kaya, siyanürün maden arama veya sondaj aşamasında kesinlikle kullanılmadığını hatırlattı: "Siyanür sadece üretim aşamasında, 'liç' dediğimiz işlemde kullanılır. Eğer bu işlem kapalı tanklarda veya doğru mühendislikle düz arazide 'yığın liçi' şeklinde yapılırsa çevreye zarar vermez. İliç'teki kaza, eğimli arazide yapılan yüksek yığından kaynaklanan bir mühendislik hatasıdır. Modern yöntemler ve doğru işletmecilikle madencilik, uçak yolculuğu kadar güvenlidir." ​Beylikova NTE Pilot ve Endüstriyel Tesis Tasarımı ​Beylikova'daki tesisleşme süreci ; 2020 yılında Eti Maden tarafından kurulmuş ve Nisan 2023'te sürekli üretim testlerine başlanmıştır. Kırma-öğütme, manyetik ayırma ve liç süreçleriyle %85 oranında NTE konsantresi elde etmek. Yılda 72.000 ton Barit ve 70.000 ton Florit üretimi planlanmaktadır. ​Enerji Bağımsızlığı İçin Milli Yakıt ​Türkiye'nin enerji ihtiyacının %74'ünü ithal ettiğini hatırlatan Prof. Dr. Muammer Kaya, "Enerji üretim, üretim ise kalkınma demektir. Kendi 'kokar yakıtımız' olan toryumu ekonomiye kazandırmak, milli bir görevdir" diyerek sözlerini tamamladı. Panelin moderatörü Jeoloji Yüksek Mühendisi Hüseyin Sendir ise şu ifadeleri kullandı; "21. yüzyılın çok önemli konularından biri olan nadir toprak elementleri üzerine, Eskişehir özelinde özellikle yaklaşımda bulunacağız. Nadir toprak elementleri, savunma sanayisinden pil yapımına kadar birçok alanda teknolojik ürün olarak kullanılıyor. Artık özellikle toryumda yeşil enerji alanında çok büyük kullanım alanına sahip bir mineralimiz, elementimiz ve onun bileşimlerinden mineralimiz var ve kullanılıyor. Önemli olan madenlerimizi çıkarabilmek ama ortak yolu bulup hani doğayı da koruyup, halkla iç içe olup bir şekilde madenleri çıkarmak önemlidir. Çevreyi kirletmeden ama bu değerimiz bizim de, onları da işleyip uç ürün olarak elde edip satış noktasında rekabet etmemiz gerekiyor, bu kaçınılmaz bir şeydir. O yüzden değerlendirme yönünde çabalarımız sürüyor diye düşünüyorum." dedi.

İnşaat Malzemecilerinden Başkan Ataç’a Yer Tahsisi Ziyareti Haber

İnşaat Malzemecilerinden Başkan Ataç’a Yer Tahsisi Ziyareti

Eskişehir İnşaat Malzemeleri Tedarikçileri Grubu, Tepebaşı Belediye Başkanı Ahmet Ataç’ı ziyaret ederek sektör firmaları için ortak, düzenli ve modern bir alan oluşturulması talebini iletti. Başkan Ataç, “Bu şehirde iş yapan, üreten, istihdam sağlayan insanların yanında olmak bizim görevimiz. Bizim açımızdan bir engel yok, yeter ki süreç kamu yararı doğrultusunda ilerlesin” dedi. Eskişehir İnşaat Malzemeleri Tedarikçileri Grubu, Tepebaşı Belediye Başkanı Dt. Ahmet Ataç’ı ziyaret etti. Tepebaşı Belediyesi Encümen Salonu’nda geniş katılımla gerçekleşen toplantıda, inşaat malzemeleri sektöründe faaliyet gösteren firmaların yer tahsisi, şehir içinde kalan işletmelerin yaşadığı sorunlar ve modern bir ticaret alanı oluşturulması konuları ele alındı. Grup adına konuşan Mustafa Sivri, sektör temsilcilerinin ortak hareket ettiğini belirterek, “Buradaki arkadaşlarımız yalnızca Tepebaşı’nda değil, Odunpazarı’nda da faaliyet gösteriyor. Hepimiz birlikteyiz. Eskişehir’de 25 yıllık, 30 yıllık, hatta 50 yıllık firmalar var. Bu insanların hepsi bu işin emektarı” dedi. Şehir içinde kalan işletmelerin ciddi zorluklar yaşadığını ifade eden Sivri, “Kepçeyi çalıştırıyoruz, şikâyet geliyor. Tır geliyor, ‘yolu kapatıyorsunuz’ deniliyor. Artık şehir içinde bu işler yapılamıyor. Bu mesele yalnızca ticaret meselesi değil; güvenli çalışma, sürdürülebilirlik ve Eskişehir’e katma değer sağlama meselesidir” diye konuştu. “Amacımız Eskişehir’deki bu sıkıntıyı çözmek” Tepebaşı Belediye Başkanı Ahmet Ataç ise belediyenin kapısının her zaman açık olduğunu vurgulayarak, sektör temsilcilerinin talebine olumlu yaklaştıklarını söyledi. Ataç, “Burada amaç Eskişehir’deki bu sıkıntıyı çözmek. Biz başından beri bu konunun yanındayız. Çünkü bu şehirde iş yapan, üreten, istihdam sağlayan insanlar destek bekliyor. Bu talep kişisel ya da dar bir talep değil; Eskişehir’in üretim düzeni, ticaret yaşamı ve kent planlaması açısından değerlendirilmesi gereken bir ihtiyaçtır” dedi. “Bütünlüklü bir yaşam ve ticaret merkezi düşünülmeli” Yapılacak çalışmanın yalnızca dükkânlardan oluşan bir alan olarak düşünülmemesi gerektiğini belirten Ataç, “Altyapısı tamamlanmış, kafeteryası, restoranı, belki sağlık birimi olan bütünlüklü bir yaşam ve ticaret merkezi planlanmalı. Eskişehir için faydalı, düzenli ve sağlıklı işleyen bir merkez oluşturmak istiyoruz” diye konuştu. “Bakanlığın da olumlu yaklaşması gerekiyor” Sürecin bazı kamu kurumlarıyla ilgili boyutları bulunduğunu belirten Ataç, özellikle Tarım Bakanlığı sürecine dikkat çekerek, “Bizim açımızdan bir engel yok. Ancak bazı konuların ilgili kurumlar nezdinde çözülmesi gerekiyor. Bakanlığın da bu ihtiyacı olumlu karşılaması lazım. Bu siyaset üstü bir konudur. Önemli olan Eskişehir’in yararına, sektörün ihtiyacına ve kentin geleceğine uygun bir çözüm üretmektir” ifadelerini kullandı. Başkan Ataç, Tepebaşı’nda bugüne kadar yapılan çalışmaların nitelikli ve bütünlüklü bir anlayışla hayata geçirildiğini belirterek, “Tepebaşı kendi küllerinden yeniden doğmuş bir bölge. Bu, 25 yılın emeği. Elbette eksiklerimiz var. Bu konu da eksik kalan alanlardan biri. Biz meseleye yalnızca bugünü kurtarmak için değil, geleceği planlamak için bakıyoruz. Yapılacaksa düzenli, altyapısı güçlü, kente değer katacak bir çalışma yapılmalı” diye konuştu. Toplantıda, sektör temsilcilerinin taleplerinin teknik ekiplerle değerlendirilmesi, ihtiyaçların sözcü grubu aracılığıyla netleştirilmesi ve sürecin ilgili kurumlarla görüşülerek ilerletilmesi konusunda görüş birliğine varıldı.

Tepebaşı’nın Öncü Belediyecilik Modeli Belfor’da Alkış Aldı Haber

Tepebaşı’nın Öncü Belediyecilik Modeli Belfor’da Alkış Aldı

Tepebaşı Belediye Başkanı Dt. Ahmet Ataç, Türkiye Belediyeler Birliği’nin (TBB), Belediyecilik Forumuna (BELFOR) konuşmacı olarak davet edildi. Forumda 225 iyi uygulama örneği tanıtılırken Başkan Ataç, açılış oturumunda söz alan 8 belediye başkanından biri oldu. Başkan Ataç, Tepebaşı’nda hayata geçirilen iyi uygulama örneklerini anlattı. Belediyeler arasında iş birliğini güçlendirmek, iyi uygulamaların paylaşımını artırmak ve yerel yönetimlerde deneyim aktarımını yaygınlaştırmak amacıyla düzenlenen Belediyecilik Forumu’na bu yıl 700’ün üzerinde başvuru yapıldı ve değerlendirme süreci sonunda 225 proje BELFOR’da tanıtılmaya hak kazandı. Tepebaşı Belediye Başkanı Ahmet Ataç, kentte yürütülen akıllı şehircilik alanındaki çalışmaları ile katılımcı, kapsayıcı ve dayanıklı kent yönetimi örneklerini anlattı. Başkan Ataç, “BEBKA tarafından desteklenen ve ana hizmet binamızda hayata geçirilen ‘düşük karbon ayak izi için enerji etkin bina’ projemiz Türkiye’nin çift yönlü sayaç kullanan ilk kamu binasıdır. Proje kapsamında elektrik ihtiyacının yaklaşık %20’si güneş enerjisi santralinden karşılanmaktadır.” dedi. Kurulan yağmur suyu toplama sistemi sayesinde şebeke suyu tüketiminin % 5 oranında azaltıldığını ifade eden Başkan Ataç, “Proje ile araç yıkama ünitesinde tüketilen su en az %91 oranında yağmur suyu sisteminden karşılanmaktadır.” ifadelerini kullandı. Leed Gold Sertifikası Alan İlk Kamu Binası Ataç, Mustafa Kemal Atatürk Su Sporları Merkezi projesinin “yeşil bina” olarak planlandığını ve tamamlanmasının ardından uluslararası sertifikasyon sürecine başvurulduğunu aktardı. Tesisin sürdürülebilir tasarım yaklaşımı ile yapılığını dile getiren Ataç, “Bina LEED Gold sertifikası almaya hak kazandı ve Türkiye’de 2015 yılında bu sertifikayı alan ilk kamu binası olma özelliği taşıyordu.” dedi. Akıllı şehir ve sürdürülebilirlik projelerine de değinen Ataç, uluslararası platformlarda elde edilen ödüllere ilişkin olarak ise “2021 yılında Avusturya Büyükelçiliği tarafından düzenlenen Ulusal Enerji Küresi Ödülünü kazandık. 187 ülke ve 2 bin 500 proje arasından sıyrılarak bu ödülü kazanan Türkiye’deki ilk belediye olduk.” diye konuştu. AB Horizon 2020 Kapsamında Desteklenen Türkiye’nin İlk Şehri Başkan Ataç, “Tepebaşı, AB Horizon 2020 kapsamında desteklenen Türkiye’nin ilk Akıllı Şehridir. 66 ay süren proje 2015-2019 yıllarında arasında hayata geçirilmiştir. Projenin toplam bütçesi 23,8 Milyon Euro Tepebaşı Belediyesi Bütçesi ise yaklaşık 5 Milyon Euro’dur. Amacı ketlerin sürdürülebilir dönüşümünü hızlandırmak olan proje 7 ülkeden 22 ortak ile uygulayıcı şehir olarak Tepebaşı İlçesi’nde gerçekleştirilmiştir.” dedi. Başkan Ataç, “Ayrıca 30 Adet Elektrikli Bisiklet, 3 Adet Bisiklet İstasyonu ve 45 Adet Akıllı Bisiklet Parkı vatandaşın hizmetine sunulmuştur. Tepebaşı Belediyesi, AB Ufuk 2020 Programı kapsamında yalnızca tek bir proje başvurusu ile 3,78 milyon € hibe kazanarak dikkat çekici bir başarı elde etmiştir.” Dedi. Küresel Model Tepebaşı Tepebaşı Belediyesi’nin, 2019 yılında Addis Ababa’da düzenlenen 14. Sürdürülebilir Şehirler ve İnsan Yerleşimleri Forumu kapsamında, akıllı kent gelişimi alanında “Küresel Model” ödülünü kazanarak Türkiye’den bu ödülü alan ilk belediye olduğunu hatırlatan Başkan Ataç sözlerine şu şekilde sürdürdü; “Tepebaşı Belediyesi, 2021 yılında Avusturya’nın Ankara Büyükelçiliği tarafından verilen ‘Ulusal Enerji Küresi Ödülü”nü kazanarak, 187 ülke ve 2500 proje arasından sıyrılmış; bu prestijli ödülü kazanan dünyadaki tek, Türkiye’de ise ilk belediye olmuştur.” Yüzlerce İyi Uygulama Örnekleri Gönderildi Forumun açılış konuşmasını yapan TBB Genel Sekreteri Suat Yıldız ise BELFOR’un belediyeler arası iş birliği zincirinin önemli halkalarından biri olduğunu vurgulayarak Türkiye’nin dört bir yanından farklı ölçekteki belediyelerden yüzlerce iyi uygulama örneğinin foruma gönderildiğini hatırlattı. Yıldız, “Bu sadece bir sayı değildir; yerelde üretilen bilgi, deneyim ve çözüm kapasitesinin büyüklüğünü gösteren güçlü bir göstergedir.” dedi.

Odunpazarı Belediyesi BELFOR’da İki Projeyle Öne Çıktı Haber

Odunpazarı Belediyesi BELFOR’da İki Projeyle Öne Çıktı

Türkiye Belediyeler Birliği tarafından Ankara’da düzenlenen Belediyecilik Forumu (BELFOR), yerel yönetimlerin iyi uygulama örneklerini buluşturdu. Foruma katılan Odunpazarı Belediyesi, üç farklı proje ile yer aldı; bu projelerden ikisi “iyi örnek” olarak seçilerek dikkat çekti. Belediye, dijital belediyecilik alanındaki E-İmar uygulaması, gençlere yönelik Uluslararası 3D Gençlik Festivali ve sosyal belediyecilik uygulamaları kapsamında hayata geçirilen Lütfü Yüksel Yaşlı Bakım Merkezi projeleriyle forumda temsil edildi. Yapılan değerlendirmeler sonucunda, özellikle Lütfü Yüksel Yaşlı Bakım Merkezi ile 3D Gençlik Festivali iyi uygulama örnekleri arasında gösterildi. Forum kapsamında belediyeyi temsilen ilgili birim sorumluları ve müdürler sahne aldı. Projelerin hazırlık süreçleri, hedef kitlesi, toplumsal etkisi ve sürdürülebilirlik boyutları detaylı sunumlarla katılımcılara aktarıldı. Sunumlarda, yerel yönetimlerin sosyal belediyecilik anlayışıyla ürettiği hizmetlerin kent yaşamına doğrudan katkı sunduğu vurgulandı. Odunpazarı Belediyesi’nin özellikle farklı yaş gruplarına hitap eden projeleriyle öne çıkması, forumda “katılımcı ve kapsayıcı belediyecilik” yaklaşımının somut bir yansıması olarak değerlendirildi. Belediyenin hem gençlere hem de yaşlı bireylere yönelik geliştirdiği bu çalışmaların, diğer yerel yönetimler için de model oluşturabileceği ifade edildi.

Eskişehir Kent Konseylerinden Maden Projesine Karşı Ortak Ses Haber

Eskişehir Kent Konseylerinden Maden Projesine Karşı Ortak Ses

Eskişehir, Odunpazarı ve Tepebaşı Kent Konseyleri, Mihalgazi Alpagut-Atalan bölgesinde planlanan Altın ve Gümüş Madeni projesine karşı ortak bir bildiri yayınladı. 20 Nisan Pazartesi günü yapılacak bilirkişi incelemesi öncesi yapılan açıklamada, Sakarya Havzası'nın korunması gerektiği vurgulandı. ​Sakarya Havzası ve 6 İl İçin Kritik Uyarı ​Eskişehir Kent Konseyi Başkanı Ahmet Kapanoğlu, Odunpazarı Kent Konseyi Başkanı İsmail Kumru ve Tepebaşı Sağlıklı Kent Konseyi Başkanı Canan Adlım imzasıyla yayımlanan açıklamada, maden projesinin sadece Eskişehir'i değil; Ankara, Bilecik, Bolu, Sakarya ve Kütahya illerini de kapsayan devasa bir hidrolojik sistemi tehdit ettiği belirtildi. ​"Sürdürülebilirlik ve Gelecek Nesillerin Hakkı" ​Kent konseyleri, madencilik faaliyetinin bölgesel etkilerinin toplam olarak değerlendirilmesi gerektiğini hatırlatarak şu ifadeleri kullandı: ​"Sakarya Havzamız içinde yer alan projenin, yalnızca kendi etkileriyle değil, bölgede yürütülen diğer projelerle birlikte oluşturabileceği kümülatif etkiler ile ele alınması; gelecek nesillerin hakkına odaklanan bir yaklaşım ile değerlendirilmesi şehrimizin geleceği için büyük önem taşımaktadır." ​Madenciliğe Değil, Çevresel Risklere Karşıyız ​Açıklamada, doğru alanda ve doğaya zarar vermeden yapılan madenciliğe karşı olunmadığı ancak bu projenin barındırdığı risklerin göz ardı edilemeyeceği vurgulandı. Özellikle açık havada gerçekleştirilecek; ​Ocak faaliyetleri, ​Pasa depolama alanları, ​Yığın liç sahası gibi işlemlerin hemşehrilerde büyük bir tedirginlik yarattığı ve projenin sonlandırılması gerektiği ifade edildi. ​"Karnımızı Altın Yiyerek Doyuramayız" ​Bildirinin en dikkat çekici kısmı ise tarımsal üretimin ve su kaynaklarının hayati önemine yapılan vurgu oldu: ​"Şu gerçek asla unutulmamalı ki; bölgedeki zeytin ağaçlarımız ve ormanlarımız yok edildiğinde, tarımsal üretim bittiğinde, nehirler kuruduğunda, karnımızı altın ya da gümüş yiyerek doyuramayız." ​20 Nisan’da Bilirkişi İncelemesi Yapılacak ​Mihalgazi Alpagut - Atalan bölgesindeki kader anı olan 20 Nisan Pazartesi günü gerçekleştirilecek bilirkişi incelemesinde, bilimsel verilerin ve toplumsal taleplerin ön planda tutulması bekleniyor. Eskişehir halkı ve kent konseyleri, Sakarya Nehri'nin ve bereketli toprakların korunması için sürecin takipçisi olacaklarını duyurdu.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.