SON DAKİKA
Hava Durumu

#Şiddet

Porsuk Haber Ajansı - Şiddet haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Şiddet haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Anahtar Parti’den "Okul Güvenliği" İçin Yapay Zekâ ve Uzman Kadro Çağrısı! Haber

Anahtar Parti’den "Okul Güvenliği" İçin Yapay Zekâ ve Uzman Kadro Çağrısı!

Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta eğitim kurumlarına yönelik gerçekleştirilen saldırılar, Türkiye’de okul güvenliği tartışmalarını yeniden alevlendirdi. Anahtar Parti Eskişehir İl Başkanı Çağlar Ölce, okullardaki şiddet sarmalını durdurmak için üç maddelik somut bir çözüm planı açıklayarak; "Çocuklarını koruyamayanların, koruyacak başka hiçbir şeyi kalmamıştır" dedi. ​"Okul Kapısından Giren Her Çocuk Devletin Emanetidir" ​Okulların şiddet ve korkudan arındırılmış en kutsal kaleler olması gerektiğini vurgulayan Çağlar Ölce, yaşanan menfur saldırıların tüm ülkenin yüreğini dağladığını belirtti. Velilerin artık çocuklarını okula gönderirken endişe duyduğuna dikkat çeken Ölce, güvenlik meselesinin temennilerle değil, profesyonel adımlarla çözülmesi gerektiğini ifade etti. ​Anahtar Parti’den 3 Temel Güvenlik Önerisi ​Başkan Çağlar Ölce, eğitim kurumlarını birer "güven adasına" dönüştürecek stratejik önerilerini şu başlıklarla sıraladı: ​1. Pedagojik Eğitimli "Uzman Güvenlik" Kadrosu ​Okullarda görev yapacak personelin sıradan güvenlik görevlisi olmaması gerektiğini savunan Ölce: "Bu kişiler çocuk psikolojisinden anlayan, öfke kontrolü eğitimi almış ve 'Eğitim Kurumu Güvenliği' sertifikasına sahip uzmanlar olmalıdır" dedi. ​2. Yüksek Güvenlikli Turnike ve Kartlı Geçiş Sistemleri ​Okul bahçelerinin ve binalarının kontrolsüz girişlere tamamen kapatılmasını talep eden Anahtar Parti, sadece yetkili kartına sahip öğrenci ve personelin giriş yapabildiği, ziyaretçilerin ise randevu protokolüyle kabul edildiği sistemlerin zorunlu hale getirilmesini önerdi. ​3. Yapay Zekâ Destekli Akıllı Takip Sistemleri ​Teknolojinin evlatları korumak için seferber edilmesini isteyen Ölce, şu ifadeleri kullandı: ​"Yapay zekâ destekli akıllı kameralar ile okul çevresindeki şüpheli hareketler ve sınır ihlalleri olay henüz gerçekleşmeden tespit edilmeli, emniyet birimlerine anlık veri aktarılmalıdır." ​"Eğitimde Şiddeti Sadece Kınayarak Bitiremeyiz" ​Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’taki saldırılarda hayatını kaybedenlere rahmet, yaralılara acil şifalar dileyen Çağlar Ölce, yetkilileri somut adımlar atmaya davet etti. Ölce, öğretmenlerin can korkusu taşımadığı, öğrencilerin ise teneffüslerde huzurla koşabildiği bir "güven iklimi" inşa etmenin devletin asli görevi olduğunu hatırlattı. ​"Çocuklarımızı korumak, geleceğimizi korumaktır" diyerek açıklamasını noktalayan Ölce, Anahtar Parti olarak bu sürecin takipçisi olacaklarını vurguladı.

Türk Eğitim-Sen’den "Okulda Şiddet" İsyanı Haber

Türk Eğitim-Sen’den "Okulda Şiddet" İsyanı

Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta yaşanan silahlı okul saldırıları sonrası eğitim camiası ayağa kalktı. Türk Eğitim-Sen Eskişehir 1 No’lu Şube Başkanı Kamuran Arıkan, okullardaki güvenlik zafiyetine dikkat çekerek çarpıcı bir uyarıda bulundu: "Önlem alınmazsa okullarımız Teksas’a dönecek!" ​​Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta ki saldırılar, okullardaki şiddet sarmalını bir kez daha gündeme taşıdı. Türk Eğitim-Sen Eskişehir Şube Başkanı Kamuran Arıkan, yaşanan olayı "hain bir saldırı" olarak nitelendirerek, eğitimcilerin ve öğrencilerin can güvenliğinin kalmadığını vurguladı. ​"Eti Senin Kemiği Benim Anlayışından, Silahlı Saldırıya Nasıl Geldik?" ​Arıkan, toplumsal dönüşümün korkutucu boyutlara ulaştığını belirterek şu soruları sordu: ​Öğretmeninin önünde ceket ilikleyen öğrencilerden, öğretmenine kurşun sıkan profile nasıl ulaştık? ​Gençlerimiz nasıl oldu da çeteleşme ve mafyavari oluşumların tuzağına düştü? ​Okullarımız neden ABD’deki okul baskınlarını andıran sahnelerle anılmaya başladı? ​Türk Eğitim-Sen’den 5 Maddelik Acil Eylem Planı ​Başkan Kamuran Arıkan, şiddetin durdurulması için hükümete ve Milli Eğitim Bakanlığı’na somut çözüm önerileri sundu: ​Her Okula Güvenlik Görevlisi: Okulların kamera sistemleriyle donatılması ve profesyonel güvenlik istihdamı zorunlu hale getirilmelidir. ​Disiplin Yönetmeliği Değişmeli: Öğretmenin sınıftaki ve eğitimdeki etkisi yasal olarak güçlendirilmelidir. ​Rehber Öğretmen Sayısı Artırılmalı: Her 100 öğrenciye en az 1 rehber öğretmen düşecek şekilde planlama yapılmalıdır. ​Caydırıcı Cezalar: Öğretmenlik Meslek Kanunu ile artırılan cezalar tavizsiz bir şekilde uygulanmalıdır. ​Güvenlik Zirvesi: Tüm paydaşların katılımıyla acil bir "Eğitimde Güvenlik Zirvesi" düzenlenmelidir. ​"Diziler ve Sosyal Medya Şiddeti Sıradanlaştırıyor" ​Şiddetin sadece okul içinde değil, medya aracılığıyla da beslendiğini ifade eden Arıkan, RTÜK ve ilgili kurumlara çağrıda bulundu: ​"Çeteleşmeyi özendiren, mafyavari oluşumları teşvik eden dizi, film ve sosyal medya içerikleri durdurulmalıdır. TikTok, YouTube gibi platformlardaki karanlık içerikler geleceğimizi tehdit ediyor." ​"Öğretmenin İtibarı Devletin İtibarıdır" ​Eğitim çalışanlarına yönelik şiddete karşı "Sıfır Tolerans" vurgusu yapan Kamuran Arıkan, açıklamasını şu sert sözlerle tamamladı: "Biz susmuyoruz. Okullar güvenli alanlar olana dek mücadelemiz sürecek. Ülkemizin müreffeh geleceği şiddete kurban edilemez!"

CHP’li Çakırözer’den Öğretmenlerin Yaşam Nöbetine Destek Haber

CHP’li Çakırözer’den Öğretmenlerin Yaşam Nöbetine Destek

Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta yaşanan silahlı saldırıların ardından eğitim emekçileri, öğretmenler Ankara’da Milli Eğitim Bakanlığı önünde yaşam nöbeti başlattı. Okullarda artan şiddet olayları engellensin diye başkentte toplanan öğretmen ve sendikaların eylemine CHP Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer de destek verdi. Eğitim-İş, Eğitim-Sen ve Hürriyetçi Eğitim Sen’in Eskişehir şubelerinden Ankara’ya giden öğretmenlerle bir araya gelen Çakırözer, “Eğitim yuvalarımızda eğitim emekçilerimizin, öğrencilerin güvenliğini istemek öğretmenlerimizin en temel hakkı. Eskişehir’den ve ülkemizin dört bir yanından haklı taleplerini haykırmak, yaşam hakkını savunmak için başkente gelen öğretmenlerimizi maalesef barikatlarla engellediler. Öğretmenler, veliler bugün değilse ne zaman konuşacak? Nerede anlatacak derdini? Ankara’da haklı taleplerini haykırmak için yaşam nöbetinde olan eğitim emekçilerimizin yanındayız!” dedi. ÖĞRETMENLER YAŞAM HAKKI İÇİN ANKARA’DA Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta art arda meydana gelen ve 9 kişinin hayatını kaybettiği okul saldırıları tüm ülkeyi yasa boğdu. Yaşanan saldırıların ardından öğretmenler grev kararı alarak iş bırakırken, saldırıları protesto etmek için ‘yaşam hakkı ve okullarda güvenlik’ talebiyle Ankara’da toplandı. Eğitim-İş, Eğitim-Sen, Hürriyetçi Eğitim Sen Eskişehir Şubeleri de Ankara’daki eyleme destek verirken, CHP Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer de eğitimcileri, öğretmenleri yalnız bırakmadı. Milli Eğitim Bakanlığı’nın önüne yürümek isteyen öğretmenler önce polis barikatıyla engellendi. Öğretmenler oturma eylemi başlatırken, 8 saatlik oturma eyleminin ardından barikat aşıldı ve öğretmenler yaptıkları basın açıklaması ile taleplerini sıraladı. “OKULLARIMIZ ÖLÜM YUVASI OLMASIN” Eğitim emekçilerinin eylemine destek veren Çakırözer, şunları söyledi, “Bugün eğitim emekçileri, öğrenciler ve veliler tedirgin. Herkesin ortak talebi; güvenli okullar. Okullarımızın güvenliğini, yaşam hakkını istemek öğretmenlerimizin en temel hakkıdır. Eğitim emekçilerimiz ‘Bilim, irfan yuvası olan okullarımız artık ölüm yuvası olmasın’ diyorlar. Okullardaki şiddete karşı ‘Artık yeter’ diyen eğitim emekçilerimizin yanındayız. Eğitim emekçilerimizin ve öğrencilerimizin can güvenliğinin sağlanması, okulların şiddetten arındırılması ve caydırıcı, kalıcı düzenlemelerin yapılması için mücadelemizi sürdüreceğiz.”

''Toplumsal Cinsiyet ve Güçlenme'' Sempozyumu Düzenlendi Haber

''Toplumsal Cinsiyet ve Güçlenme'' Sempozyumu Düzenlendi

Tepebaşı Belediyesi ve Cinsiyet Eşitliği İzleme Derneği iş birliği ile “Toplumsal Cinsiyet ve Güçlenme” başlıklı sempozyum düzenlendi. Sempozyumda akademik sunumlar ve atölye çalışmaları gerçekleştirildi. Tepebaşı Belediyesi ve Cinsiyet Eşitliği İzleme Derneği (CEİD) iş birliği ile Vecihi Hürkuş Havacılık ve Parkı'nda “Toplumsal Cinsiyet ve Güçlenme” başlıklı bir sempozyum düzenlendi. Gerçekleştirilen sempozyum ile yerel yönetimlerin toplumsal cinsiyet eşitliği politikalarındaki rolünü güçlendirmeyi, farklı toplumsal kesimlerin deneyimlerini görünür kılmayı ve yerel düzeyde kurumsal iş birliğini artırmak amaçlandı. İki oturumdan oluşan sempozyumda akademik sunumların yanı sıra atölye çalışmaları da gerçekleştirildi. Sempozyuma Tepebaşı Belediyesi Başkan Yardımcısı Suat Yalnızoğlu, Meclis Üyesi Nazan Erşahin ve çok sayıda ilgili katıldı. Tepebaşı Belediyesi Başkan Yardımcısı Suat Yalnızoğlu, sempozyumun açılış konuşmasında emeği geçenlere ve katılımcılara teşekkür etti. Kadın hareketlerinin özgül konumu konuşuldu Sempozyumun ilk oturumunda; Derya Gezer moderatörlüğünde “Toplumsal Cinsiyet ve Kimlikler” konusu konuşuldu. Konuşmacı olarak katılan Alev Özkazanç “Çoklu Krizler Çağında Feminizm, Direniş ve Gelecek Sorunu” başlığında sunum gerçekleştirdi. Özkazanç sunumunda, kadın hareketlerinin özgül konumu, karşılaştığı zorluklar ve engeller ile duruma müdahale ederek bir gelecek vizyonu yaratmak için taşıdığı potansiyelleri aktardı. Toplumsal cinsiyet eşitliğinde erkeklerin rolü ele alındı Konuşmacılardan Atilla Barutçu ise “Eleştirel Erkeklik Çalışmaları ve Cinsiyet Eşitliği Mücadelesinde Erkekler” konusunu, cinsiyet eşitliği mücadelesinde erkek(lik)lerin rolü ve etkisi hem tarihsel olarak teorik/metodolojik tartışmalar hem de son dönem saha deneyimleri üzerinden özdüşümsel bir yaklaşımla ele aldı. Örgütlenme ve dayanışma pratikleri tartışıldı “Toplumsal Cinsiyet Çeşitliliğinde Yerelleşme: Örgütlenme ve Dayanışma Pratikleri” konusunda konuşan Buruç Parlak ise son yıllarda Türkiye’de toplumsal cinsiyet, aile politikaları ve cinsiyet kimliği/cinsel yönelim çeşitliliği etrafında yürütülen tartışmaların kamusal alanda giderek görünür hale geldiğini belirtti. Çocukluk dönemi konuşuldu Sempozyumun ikinci oturumu ise Hande Çevik moderatörlüğünde “Kesişimsel Farklılıklar ve Güçlenme” konusu ele alındı. Konuşmacılardan Ceren Suntekin, “Çocukluk ve Toplumsal Cinsiyet: Şiddetle Erken Mücadele İçin kapsayıcı Bir Hak Perspektifi” konusunda sunumunu gerçekleştirdi. Suntekin, antik çağdan bugüne olan çocukluk dönemine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Suntekin, aydınlanma çağında okuryazarlığın artmasının, çekirdek ailenin ve anne çocuk ilişkisinin önem kazandığını ancak çocukluğu cinsiyetlendirilmiş bir deneyim olmaktan bütünüyle kurtulamadığını belirtti. Suntekin, günümüzde çocukluğun hala toplumsal cinsiyet normlarıyla iç içe geçmiş bir biçimde yaşadığına değindi. Medya kamuoyu algısını şekillendiriyor Konuşmacılardan Dilek İçten ise “Toplumsal Cinsiyet, Göç ve Medya” konulu sunumunda medyanın kamuoyunun algısını şekillendirmede önemli bir rol oynadığını söyledi. Konuşmacılardan Gülçin Con Wright ise “Toplumsal Cinsiyet ve Yaşlılık Ekseninde Yoksulluk, Bakım ve Şiddet” konusuna değindi. Wright, yaşlı nüfusun büyük çoğunluğunun kadınlardan oluştuğunu belirterek kadınların yaşamları boyunca biriken dezavantajları sebebiyle yaşlılık dönemini yalnızlık, yoksulluk, hastalık ve engellilikle geçirmelerinin daha yüksek bir ihtimal olduğuna dikkat çekti. “Ataerki İle Kapitalizmin Etkileşiminde Sınıf ve Toplumsal Cinsiyet Konumları” sunumuyla katılımcıların karşısına çıkan Melda Yaman da kadınların özgürleşmesi yalnızca ilişkilerinin dönüşümünü değil; yeniden üretim rejimlerinin, aile yapısının ve toplumsal cinsiyet temelli iş bölümünün radikal biçimde yeniden örgütlenmesini gerektirdiğini kaydetti. Sunumların ardından ise Hatice Kapusuz tarafından “Feminist Ütopya” başlıklı bir atölye düzenlendi.

Kadın Meselesini Bir Adalet Meselesi Olarak Görüyoruz Haber

Kadın Meselesini Bir Adalet Meselesi Olarak Görüyoruz

Anahtar Parti Eskişehir İl Kadın, Aile ve Sosyal Politikalar Başkanı Meral Öztürk, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü dolayısıyla bir açıklama yaptı. Anahtar Parti Eskişehir İl Kadın, Aile ve Sosyal Politikalar Başkanı Meral Öztürk yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı; "Bugün sadece bir siyasi sorumlulukla değil, aynı zamanda bir kadın, bir anne ve toplumun geleceğine inanan bir yurttaş olarak konuşuyorum. Çünkü biliyoruz ki bir toplumun gücü, kadınlarının ne kadar güvende ve ne kadar değer gördüğü ile ölçülür. Kadın güçlü ise aile güçlüdür. Aile güçlü ise toplum güçlüdür. Bu yüzden kadının değeri yalnızca bir gün hatırlanacak bir konu değil, her gün savunulması gereken bir insanlık meselesidir. Ne yazık ki ülkemizde birçok kadın hâlâ şiddetle, baskıyla ve eşitsizlikle karşı karşıya kalıyor. Her kaybedilen kadın sadece bir hayatın değil, bir ailenin, bir geleceğin ve bir umudun eksilmesidir. Hiçbir kadının korku içinde yaşamak zorunda kalmadığı bir Türkiye mümkün. Kadınların sokakta, evinde, iş yerinde, hayatın her alanında güvenle yaşayabildiği bir ülke kurmak mümkündür. Bunun için güçlü bir irade, kararlı bir siyaset ve samimi bir mücadele gerekir. Anahtar Parti olarak kadın meselesini bir sosyal politika başlığı olarak değil, bir adalet meselesi olarak görüyoruz. Kadının yaşam hakkını, güvenliğini ve toplumsal eşitliğini temel bir insan hakkı olarak kabul ediyoruz. Bu nedenle buradan açıkça ilan ediyoruz. Kadını koruyamayan düzeni değiştireceğiz. Şiddeti durdurmayan sistemi düzelteceğiz. Kadınların sadece korunmaya değil, güçlenmeye ve eşit fırsatlara ulaşmaya hakkı vardır. Eğitimde, çalışma hayatında, siyasette ve karar alma mekanizmalarında kadınların daha güçlü temsil edilmesi için mücadele edeceğiz. Ve bu mücadelede bir adım bile geri atmayacağız. Şiddet durana kadar susmayacağız. Her fail hak ettiği cezayı alana kadar mücadelemizi bırakmayacağız. Koruma tedbirleri ile kadınların yaşamın her alanında güven içinde hissedeceği güne kadar kararlılıkla yürümeye devam edeceğiz. Çünkü biz biliyoruz ki bir kadın daha eksilmeyeceğimiz bir Türkiye mümkündür. Bugün 8 Mart Emekçi Kadınlar Günü. Bu gün sadece bir kutlama değil, aynı zamanda hatırlama ve sorumluluk günüdür. Emek veren, üreten, büyüten, hayatı güzelleştiren tüm kadınların günü. Bizler Anahtar Parti olarak kadınların sesi olmaya, haklarını savunmaya ve daha adil bir Türkiye için çalışmaya devam edeceğiz. Çünkü inanıyoruz ki bu kapıyı açacak anahtar bizdedir. Ve o anahtar, kadınların gücüyle Türkiye’nin geleceğini değiştirecektir."

8 Mart Bizim İçin Hediyeleşme Değil, Sözleşme Günüdür Haber

8 Mart Bizim İçin Hediyeleşme Değil, Sözleşme Günüdür

Cumhuriyet Halk Partisi Gençlik Kolları tarafından, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü dolayısıyla Hasan Polatkan Kültür Merkezi önünde bir basın açıklaması yapıldı. CHP Gençlik Kolları Genel Başkan Yardımcısı Handenur Erdilek tarafından yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi; "Bugün burada kadınların eşitlik, adalet ve onurlu yaşam mücadelesinin sesini yükseltmek için bir aradayız. Yalnızca bir günü anmak için değil; tarihten bugüne ilmek ilmek örülen direnişi, dayanışmayı ve umudu büyütmek için buradayız. Kadın emeği, dünyanın en büyük ama en çok görmezden gelinen çarkıdır. Tarlalarda nasır tutan ellerden, ofislerde cam tavanları zorlayan zihinlere; evlerin içine sığdırılmak istense de sokağa taşan o devasa “görünmez” emekten, fabrikaların üretim hatlarına kadar hayatın her zerresinde biz varız. Ancak biliyoruz ki; emeğimizin karşılığı sadece bir gün hatırlanmak değil, hak ettiğimiz değerin her gün teslim edilmesidir. Biz kadınlar “eşit işe eşit ücret” diye yola çıktığımızda sadece rakamlardan bahsetmedik; biz, adaletin her masada, her tarlada ve her ekranda var olmasını istiyoruz. Karşımızda duran devasa eşitsizlik duvarları bizi korkutmuyor; aksine, o duvarları yıkacak olan kolektif iradeyi büyütüyor. Umut, sadece beklemek değil, bir şeyleri değiştirmek için ayağa kalkmaktır. Bizim umudumuz; şiddetin karanlığına karşı sarsılmaz bir kale olan dayanışmamızdır. Bir kadının başarısı, tüm kadınların hanesine yazılan bir zaferdir. Bir kadının sesi kısıldığında, binlerce kadının o sesi yankılatmasıdır. Bizler biliyoruz ki; kadının gücü, diğer kadının elini tuttuğunda yenilmez bir güce dönüşür. Ancak bugün bir gerçeği daha yüksek sesle haykırıyoruz: Kadınların en temel hakkı yaşam hakkıdır. Hiçbir kadın şiddet tehdidi altında yaşamak zorunda değildir. Devletin görevi, kadınları korumak; toplumun görevi, şiddete karşı sıfır tolerans göstermektir. Bu noktada 6284 sayılı Kanun yalnızca bir metin değil, kadınların hayatını koruyan hayati bir güvencedir. Etkin uygulanmadığında eksik kalan her adım, bir kadının hayatından çalınan bir güvencedir. Bizler 6284’ün tavizsiz uygulanmasını, koruma kararlarının gecikmeksizin hayata geçirilmesini ve yaşam hakkının tartışmaya açılmamasını talep ediyoruz. Ülkemizi yöneten kötücül akıl vazgeçmiş olsa da İstanbul Sözleşmesi bizim vazgeçilmezimizdir. Bu mücadele biz kadınlar için bir tercihten daha fazlasıdır. Çünkü rakamlar susmuyor, dile gelip yaşadıklarımızı anlatıyor: 2026 yılının daha ilk ayında, en az 22 kadın erkekler tarafından öldürüldü, 14 kadın ise şüpheli şekilde ölü bulundu. Öldürülen kadınların yaklaşık %23’ü evli olduğu erkek tarafından katledildi. Cinayetlerin %73’ü kadınların en güvenli olması gereken yerde, kendi evlerinde işlendi. Faillerin %50’si ateşli silah kullandı. Bu veriler bize bir gerçeği bir kez daha gösteriyor: Kadınlar en çok “yakınları” tarafından, en çok “evlerinde” ve çoğu zaman önlenebilir şiddet nedeniyle hayatlarını kaybediyor. Bu tablo kader değil; bu tablo ihmallerin, cezasızlığın ve yetersiz koruma mekanizmalarının sonucudur. Her bir sayı, yarım kalan bir hayat; annesiz kalan bir çocuk; susturulmuş bir kahkaha demektir. Türkiye bugün bir değişimin eşiğindeyse, bu değişimin mimarları adaleti vicdanıyla harmanlayan kadınlar olacaktır. Savaşların, ekonomik krizlerin ve toplumsal baskıların en ağır yükünü omuzlayanlar biz olsak da; barışı, refahı ve özgürlüğü inşa edecek olanlar da yine biziz. Bizler sadece “temsil” edilmek değil, kararların bizzat öznesi olmak istiyoruz. Bizim olduğumuz her yer daha güvenli, bizim olduğumuz her kurum daha insani ve bizim olduğumuz her gelecek daha aydınlıktır. Vazgeçmiyoruz! Haklarımızdan, hayallerimizden, sokaklardaki kahkahamızdan ve özgürlüğümüzden asla vazgeçmiyoruz. 8 Mart bizim için bir “hediyeleşme” günü değil, bir “sözleşme” günüdür. Kendi gücümüze, birbirimize ve kuracağımız güzel günlere söz veriyoruz. Karanlığın en yoğun olduğu an, sabahın en yakın olduğu andır. Ve o sabah, kadınların emeği ve cesaretiyle doğacaktır. Emeğimizle, kimliğimizle, özgürlüğümüzle varız. Kazanımlarımızdan, yaşam hakkımızdan ve eşitlik mücadelemizden asla vazgeçmiyoruz. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü kutlu olsun."

EMEP İl Başkanı Kökoğlu: "Yoksulluğa, Şiddete, Savaşa Karşı Mücadelemiz Var!" Haber

EMEP İl Başkanı Kökoğlu: "Yoksulluğa, Şiddete, Savaşa Karşı Mücadelemiz Var!"

Emek Partisi Eskişehir İl Başkanı Ceren Kökoğlu, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü dolayısıyla bir basın açıklaması yaptı. Emep İl Başkanı Kökoğlu yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi; "8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü, yüzyılı aşan tarihiyle işçi ve emekçi kadınların eşitlik, özgürlük ve insanca yaşam mücadelesini simgelemeye devam ediyor. Tarih boyunca farklı dönemeçlerden geçen kadın mücadelesi bugün dünyanın dört bir yanında sermayenin derinleştirdiği yoksulluk, sömürü ve güvencesizlik koşullarında yol bulmayı, sermaye ve onu koruyan devletlere karşı mücadele etmeyi sürdürüyor. Yıllardır iktidarını sermayeyi daha da palazlandırmak, güvence altına almak için kullanan saray düzeni işçi ve emekçileri ise her gün biraz daha yoksulluğun, güvencesizliğin kıskacında sıkıştıracak politikalar üretiyor. Ücretlerin baskılanması, sosyal harcamaların kısılması, kamusal hizmetlerin kısıtlanması, güvenceli çalışmanın kâğıt üzerinde kalması, vergilerle geçimin daha da pahalı hale getirilmesi, halkın parasının sermayeye aktarılması, ülkenin topraklarının sermayenin yağmasına açık hale getirilmesi bu politikaların temelini oluşturuyor. Bu politikalar öğrenciler için barınma sorunu, çocuklar için eğitimden kopuş ve MESEM adı altında resmi ya da kayıt dışı çocuk işçilik, kadınlar için bolca şiddet demek. 2025 yılını 'Aile Yılı' ilan eden Saray Rejimi övünerek söylediği, “Kadınlara istihdam sağlıyoruz” sözlerini, kadınları sosyal güvenceden yoksun, düşük ücretli, kıdem tazminatı ve emeklilik güvencesi olmayan işlere mahkûm etmenin bir dayanağı yapıyor. Servislerin iptal edilmesi, yemek porsiyonlarının küçülmesi, mola saatlerinin kısalması yani kısacası insanca yaşam koşullarından uzak şartlarda çalıştırılan işçi ve emekçi kadınların bir yandan da bakım yükünün artmasıyla beli bükülüyor. Kamu hizmetlerine ayrılan bütçe giderek azalıyor. İşçilerin, gençlerin ve çocukların servislerinin, kreşlerinin, yemeklerinin kısacası haklarının gasp edilmesi sıradanlaşıyor. Son 1 yıl pek çok iş yerinde toplu işten atmalar gerçekleşti, işsizlik korkusu işçi ve emekçilerin sırtında daha kötü çalışma koşullarına biat ettirmek için bir sopa olarak kullanıldı. İşçi ve emekçilerin örgütlenmesi, ses çıkarması, hakkını araması engelleniyor. Ancak işçi ve emekçi kadınlar sendikal hakları, yaşanılabilir bir ücret ve insanca yaşam koşulları için tutuklamalara, polis şiddetine, baskılara karşı mücadelesini sürdürüyor. Hakları için sendikalaşan, mücadele eden kadınların karşısına dikilen Saray Düzeninin eli sopalı temsilcileri, işçi kadınların mücadelesini kırmak için baskı ve zor koşullarını dayatırken; Digel Tütün'den Şık Makas'a, Smart Solar'dan Temel Conta'ya mücadele eden kadınlar, yaşamak istediği dünyayı birlikte inşa etmenin deneyimini diğer işçi kadınlara aktarıyor. 2025’te en az 299 kadın ve 64 çocuk öldürüldü; en az 471 kadının ölümü basına “şüpheli” olarak yansıdı. Şubat ayında 24 saat içinde 5 ilde 6 kadın katledildi, Kasım ayında Dilovası’ndaki patlamada 6 kadın ve çocuk işçi yaşamını kaybetti. Kadın cinayetlerinin son örneğiyse geçtiğimiz günlerde İstanbul’da aynı gün aynı isimle öldürülen 2 kadının cinayetinde bir kez daha görüldü. Bunlar sıradan istatistikler değil, kadınların gasp edilen yaşam haklarıdır. Bu ölümler tesadüf değil, şiddeti önlemeyen, failleri koruyan, cezasızlığı politika haline getiren düzenin sonucudur. Kapitalist- emperyalist düzenin yarattığı yoksullukla, işsizlikle, şiddetle, eşitsizlikle boğuşan kadınlar bugün de İran’da yaşanan savaşın kıskacında 8 Mart’ı karşılıyor. Savaş aynı zamanda yoksulluk, işsizlik, belirsizlik, geleceksizlik demek. Savaşın sonuçlarını sadece İran halkları yaşamıyor. Başta Ortadoğu olmak üzere emperyalistlerin enerji kaynaklarını yeniden paylaşmak üzere çıkardığı bu savaşın faturasını tüm dünya halkları ödüyor. Halklar yoksulluğun, işsizliğin pençesine itilmiş durumda. Bu koşulların kadınlar ve çocuklar için faturası her geçen gün daha da ağırlaşıyor. Bu kapitalist sömürü düzeninin kadınlara biçtiği; çalışırken iş cinayetinde ölmek, haklarımızı ararken cezalandırılmayan failler tarafından öldürülmek ya da emperyalistlerin çıkar çatışmaları arasında savaşlarda ölmek. Hayatta kalabilenlerimizin ise; evde, sokakta, iş yerinde, sömürü-şiddet ve eşitsizlik sarmalında bir yaşama mahkûm olması. 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’ne giderken emperyalizme, barbarlığa, zorbalığa karşı mücadele eden kız kardeşlerimizden aldığımız güçle mücadeleye devam edeceğiz. Eskişehirli kadınları da istismarı ve şiddeti aklayan, kadın emeğini sömürerek zenginliğini ve egemenliğini büyüten Saray düzenine karşı mücadeleyi büyütmeye çağırıyoruz. 8 Mart Pazar günü, 15.00'de Espark Bağlar Kapısı'nda buluşuyor. Haklarımız ve Hayatlarımız için sesimizi yükseltiyoruz."

MSD Eskişehir Şube Başkanı Yılmaz'dan 8 Mart Mesajı Haber

MSD Eskişehir Şube Başkanı Yılmaz'dan 8 Mart Mesajı

Memleket Sevdalıları Derneği Eskişehir Şube Başkanı Güler Yılmaz, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü dolayısıyla bir basın açıklaması yaptı. Şube Başkanı Güler Yılmaz yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi; "8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü; Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün 1934 yılında bizlere tanıdığı seçme ve seçilme hakkının onuruyla, ancak bugünün derinleşen eşitsizlikleri ve şiddet sarmalının gölgesinde karşılıyoruz. Atatürk’ün, “Ey kahraman Türk kadını, sen yerde sürünmeye değil; omuzlar üzerinde göklere yükselmeye layıksın.” diyerek yücelttiği kadınlar olarak; 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü bir kutlama günü değil, dünyanın dört bir yanında ve ülkemizde kadınların hak, adalet, eşitlik ve en temel hakkı olan “yaşam hakkı” için sesini yükselttiği bir dayanışma ve mücadele günü olarak görüyoruz. Ancak bizler, Türkiye’deki kadınlar olarak bu 8 Mart’ı da ne yazık ki artan kadın cinayetlerinin, derinleşen toplumsal eşitsizliklerin ve görünmez engellerin gölgesinde karşılıyoruz. Ülkemizde kadın cinayetleri artık münferit olaylar olmaktan çıkmış, sistematik bir sorun hâline gelmiştir. Evlerimizde, sokaklarda ve hatta en güvenli olması gereken çalışma alanlarımızda dahi erkek şiddetinin hedefi oluyoruz. Görevini yaparken, öğrencilerine ışık saçarken katledilen kadın öğretmenlerimizin acısı hâlâ yüreklerimizdedir. Bir eğitimcinin okulunda, bir doktorun hastanesinde, bir kadının kendi evinde güvende olamadığı bir toplumda ilerlemeden ya da adaletten söz edilemez. Cezasızlık politikaları, haksız tahrik indirimleri ve koruyucu yasaların etkin bir şekilde uygulanmaması failleri cesaretlendirmeye devam etmektedir. Karşı karşıya kaldığımız şiddet yalnızca fiziksel değildir. Kadınlar her gün ekonomik, psikolojik ve sosyal şiddetle de baş başa bırakılmaktadır. Bugün Türkiye’de kadınların iş gücüne katılımı hâlâ istenilen seviyenin çok altındayken, iş hayatında yer bulabilen kadınlar ise görünmez engellerle, yani “cam tavan sendromu” ile mücadele etmektedir. Kadınlar, aynı eğitimi aldığı ve aynı emeği verdiği erkek meslektaşlarından “eşit işe eşit ücret” alamamakta; yönetim kademelerine ve karar alma mekanizmalarına yükselmemiz, liyakat eksikliğinden değil, ataerkil önyargılar nedeniyle engellenmektedir. 8 Mart yalnızca bir kutlama günü değil; kadınların eşitlik, adalet ve özgürlük mücadelesinin simgesidir. Atatürk’ün “Dünyada her şey kadının eseridir.” vizyonundan aldığımız güçle; Cumhuriyetimizin temel değerleri ile Atatürk ilke ve devrimleri doğrultusunda, eşit yurttaşlık anlayışını güçlendirmek; kadınların kazanılmış haklarını korumak, geliştirmek ve gelecek kuşaklara daha eşit bir toplum bırakmak hepimizin ortak sorumluluğudur. Bu düşüncelerle tüm kadınların 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü saygı, dayanışma ve umutla selamlıyoruz."

Kadınların Olmadığı Bir Demokrasi Eksik, Kalkınma İse Yarımdır Haber

Kadınların Olmadığı Bir Demokrasi Eksik, Kalkınma İse Yarımdır

Cumhuriyet Halk Partisi Odunpazarı İlçe Başkanı Rahmi Çınar, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü dolayısıyla bir mesaj yayınladı. İlçe Başkanı Rahmi Çınar yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi; "Kadınların eşitlik, özgürlük ve insanca yaşam mücadelesinin simgesi olan 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü, yalnızca bir anma günü değil; aynı zamanda hak, adalet ve eşitlik mücadelesinin güçlü bir hatırlatıcısıdır. Cumhuriyet Halk Partisi Odunpazarı İlçe Başkanlığı olarak; kadınların toplumsal yaşamın her alanında eşit haklara sahip olduğu, şiddetten uzak, özgür ve adil bir ülkede yaşaması için verilen mücadelenin yanında olduğumuzu bir kez daha vurguluyoruz. Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk, daha birçok ülkede kadınların temel hakları dahi yokken Türk kadınına seçme ve seçilme hakkını tanımış, kadınların toplumdaki yerini güçlendiren devrimlere imza atmıştır. Bu miras bizlere, kadın haklarını koruma ve geliştirme sorumluluğunu yüklemektedir. Bugün ne yazık ki ülkemizde kadınlar hâlâ şiddet, eşitsizlik, ayrımcılık ve ekonomik güvencesizlik gibi ciddi sorunlarla karşı karşıya kalmaktadır. Kadın cinayetlerinin son bulduğu, kadınların yaşam hakkının korunduğu, eşit temsilin ve eşit fırsatların sağlandığı bir Türkiye için mücadelemiz kararlılıkla devam edecektir. Kadınların emeği, cesareti ve kararlılığı; toplumun ilerlemesinin en önemli gücüdür. Kadınların olmadığı bir demokrasi eksik, kadınların olmadığı bir kalkınma yarım kalacaktır. Bu duygu ve düşüncelerle; başta Cumhuriyet değerlerine sahip çıkan, emeğiyle, mücadelesiyle hayatın her alanında var olan kadınlarımız olmak üzere tüm kadınların 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü kutluyor, eşit ve özgür bir gelecek için mücadele eden tüm kadınları saygı ve dayanışma duygularıyla selamlıyorum."

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.