SON DAKİKA
Hava Durumu

#Şiddet

Porsuk Haber Ajansı - Şiddet haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Şiddet haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Kadın Meselesini Bir Adalet Meselesi Olarak Görüyoruz Haber

Kadın Meselesini Bir Adalet Meselesi Olarak Görüyoruz

Anahtar Parti Eskişehir İl Kadın, Aile ve Sosyal Politikalar Başkanı Meral Öztürk, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü dolayısıyla bir açıklama yaptı. Anahtar Parti Eskişehir İl Kadın, Aile ve Sosyal Politikalar Başkanı Meral Öztürk yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı; "Bugün sadece bir siyasi sorumlulukla değil, aynı zamanda bir kadın, bir anne ve toplumun geleceğine inanan bir yurttaş olarak konuşuyorum. Çünkü biliyoruz ki bir toplumun gücü, kadınlarının ne kadar güvende ve ne kadar değer gördüğü ile ölçülür. Kadın güçlü ise aile güçlüdür. Aile güçlü ise toplum güçlüdür. Bu yüzden kadının değeri yalnızca bir gün hatırlanacak bir konu değil, her gün savunulması gereken bir insanlık meselesidir. Ne yazık ki ülkemizde birçok kadın hâlâ şiddetle, baskıyla ve eşitsizlikle karşı karşıya kalıyor. Her kaybedilen kadın sadece bir hayatın değil, bir ailenin, bir geleceğin ve bir umudun eksilmesidir. Hiçbir kadının korku içinde yaşamak zorunda kalmadığı bir Türkiye mümkün. Kadınların sokakta, evinde, iş yerinde, hayatın her alanında güvenle yaşayabildiği bir ülke kurmak mümkündür. Bunun için güçlü bir irade, kararlı bir siyaset ve samimi bir mücadele gerekir. Anahtar Parti olarak kadın meselesini bir sosyal politika başlığı olarak değil, bir adalet meselesi olarak görüyoruz. Kadının yaşam hakkını, güvenliğini ve toplumsal eşitliğini temel bir insan hakkı olarak kabul ediyoruz. Bu nedenle buradan açıkça ilan ediyoruz. Kadını koruyamayan düzeni değiştireceğiz. Şiddeti durdurmayan sistemi düzelteceğiz. Kadınların sadece korunmaya değil, güçlenmeye ve eşit fırsatlara ulaşmaya hakkı vardır. Eğitimde, çalışma hayatında, siyasette ve karar alma mekanizmalarında kadınların daha güçlü temsil edilmesi için mücadele edeceğiz. Ve bu mücadelede bir adım bile geri atmayacağız. Şiddet durana kadar susmayacağız. Her fail hak ettiği cezayı alana kadar mücadelemizi bırakmayacağız. Koruma tedbirleri ile kadınların yaşamın her alanında güven içinde hissedeceği güne kadar kararlılıkla yürümeye devam edeceğiz. Çünkü biz biliyoruz ki bir kadın daha eksilmeyeceğimiz bir Türkiye mümkündür. Bugün 8 Mart Emekçi Kadınlar Günü. Bu gün sadece bir kutlama değil, aynı zamanda hatırlama ve sorumluluk günüdür. Emek veren, üreten, büyüten, hayatı güzelleştiren tüm kadınların günü. Bizler Anahtar Parti olarak kadınların sesi olmaya, haklarını savunmaya ve daha adil bir Türkiye için çalışmaya devam edeceğiz. Çünkü inanıyoruz ki bu kapıyı açacak anahtar bizdedir. Ve o anahtar, kadınların gücüyle Türkiye’nin geleceğini değiştirecektir."

8 Mart Bizim İçin Hediyeleşme Değil, Sözleşme Günüdür Haber

8 Mart Bizim İçin Hediyeleşme Değil, Sözleşme Günüdür

Cumhuriyet Halk Partisi Gençlik Kolları tarafından, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü dolayısıyla Hasan Polatkan Kültür Merkezi önünde bir basın açıklaması yapıldı. CHP Gençlik Kolları Genel Başkan Yardımcısı Handenur Erdilek tarafından yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi; "Bugün burada kadınların eşitlik, adalet ve onurlu yaşam mücadelesinin sesini yükseltmek için bir aradayız. Yalnızca bir günü anmak için değil; tarihten bugüne ilmek ilmek örülen direnişi, dayanışmayı ve umudu büyütmek için buradayız. Kadın emeği, dünyanın en büyük ama en çok görmezden gelinen çarkıdır. Tarlalarda nasır tutan ellerden, ofislerde cam tavanları zorlayan zihinlere; evlerin içine sığdırılmak istense de sokağa taşan o devasa “görünmez” emekten, fabrikaların üretim hatlarına kadar hayatın her zerresinde biz varız. Ancak biliyoruz ki; emeğimizin karşılığı sadece bir gün hatırlanmak değil, hak ettiğimiz değerin her gün teslim edilmesidir. Biz kadınlar “eşit işe eşit ücret” diye yola çıktığımızda sadece rakamlardan bahsetmedik; biz, adaletin her masada, her tarlada ve her ekranda var olmasını istiyoruz. Karşımızda duran devasa eşitsizlik duvarları bizi korkutmuyor; aksine, o duvarları yıkacak olan kolektif iradeyi büyütüyor. Umut, sadece beklemek değil, bir şeyleri değiştirmek için ayağa kalkmaktır. Bizim umudumuz; şiddetin karanlığına karşı sarsılmaz bir kale olan dayanışmamızdır. Bir kadının başarısı, tüm kadınların hanesine yazılan bir zaferdir. Bir kadının sesi kısıldığında, binlerce kadının o sesi yankılatmasıdır. Bizler biliyoruz ki; kadının gücü, diğer kadının elini tuttuğunda yenilmez bir güce dönüşür. Ancak bugün bir gerçeği daha yüksek sesle haykırıyoruz: Kadınların en temel hakkı yaşam hakkıdır. Hiçbir kadın şiddet tehdidi altında yaşamak zorunda değildir. Devletin görevi, kadınları korumak; toplumun görevi, şiddete karşı sıfır tolerans göstermektir. Bu noktada 6284 sayılı Kanun yalnızca bir metin değil, kadınların hayatını koruyan hayati bir güvencedir. Etkin uygulanmadığında eksik kalan her adım, bir kadının hayatından çalınan bir güvencedir. Bizler 6284’ün tavizsiz uygulanmasını, koruma kararlarının gecikmeksizin hayata geçirilmesini ve yaşam hakkının tartışmaya açılmamasını talep ediyoruz. Ülkemizi yöneten kötücül akıl vazgeçmiş olsa da İstanbul Sözleşmesi bizim vazgeçilmezimizdir. Bu mücadele biz kadınlar için bir tercihten daha fazlasıdır. Çünkü rakamlar susmuyor, dile gelip yaşadıklarımızı anlatıyor: 2026 yılının daha ilk ayında, en az 22 kadın erkekler tarafından öldürüldü, 14 kadın ise şüpheli şekilde ölü bulundu. Öldürülen kadınların yaklaşık %23’ü evli olduğu erkek tarafından katledildi. Cinayetlerin %73’ü kadınların en güvenli olması gereken yerde, kendi evlerinde işlendi. Faillerin %50’si ateşli silah kullandı. Bu veriler bize bir gerçeği bir kez daha gösteriyor: Kadınlar en çok “yakınları” tarafından, en çok “evlerinde” ve çoğu zaman önlenebilir şiddet nedeniyle hayatlarını kaybediyor. Bu tablo kader değil; bu tablo ihmallerin, cezasızlığın ve yetersiz koruma mekanizmalarının sonucudur. Her bir sayı, yarım kalan bir hayat; annesiz kalan bir çocuk; susturulmuş bir kahkaha demektir. Türkiye bugün bir değişimin eşiğindeyse, bu değişimin mimarları adaleti vicdanıyla harmanlayan kadınlar olacaktır. Savaşların, ekonomik krizlerin ve toplumsal baskıların en ağır yükünü omuzlayanlar biz olsak da; barışı, refahı ve özgürlüğü inşa edecek olanlar da yine biziz. Bizler sadece “temsil” edilmek değil, kararların bizzat öznesi olmak istiyoruz. Bizim olduğumuz her yer daha güvenli, bizim olduğumuz her kurum daha insani ve bizim olduğumuz her gelecek daha aydınlıktır. Vazgeçmiyoruz! Haklarımızdan, hayallerimizden, sokaklardaki kahkahamızdan ve özgürlüğümüzden asla vazgeçmiyoruz. 8 Mart bizim için bir “hediyeleşme” günü değil, bir “sözleşme” günüdür. Kendi gücümüze, birbirimize ve kuracağımız güzel günlere söz veriyoruz. Karanlığın en yoğun olduğu an, sabahın en yakın olduğu andır. Ve o sabah, kadınların emeği ve cesaretiyle doğacaktır. Emeğimizle, kimliğimizle, özgürlüğümüzle varız. Kazanımlarımızdan, yaşam hakkımızdan ve eşitlik mücadelemizden asla vazgeçmiyoruz. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü kutlu olsun."

EMEP İl Başkanı Kökoğlu: "Yoksulluğa, Şiddete, Savaşa Karşı Mücadelemiz Var!" Haber

EMEP İl Başkanı Kökoğlu: "Yoksulluğa, Şiddete, Savaşa Karşı Mücadelemiz Var!"

Emek Partisi Eskişehir İl Başkanı Ceren Kökoğlu, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü dolayısıyla bir basın açıklaması yaptı. Emep İl Başkanı Kökoğlu yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi; "8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü, yüzyılı aşan tarihiyle işçi ve emekçi kadınların eşitlik, özgürlük ve insanca yaşam mücadelesini simgelemeye devam ediyor. Tarih boyunca farklı dönemeçlerden geçen kadın mücadelesi bugün dünyanın dört bir yanında sermayenin derinleştirdiği yoksulluk, sömürü ve güvencesizlik koşullarında yol bulmayı, sermaye ve onu koruyan devletlere karşı mücadele etmeyi sürdürüyor. Yıllardır iktidarını sermayeyi daha da palazlandırmak, güvence altına almak için kullanan saray düzeni işçi ve emekçileri ise her gün biraz daha yoksulluğun, güvencesizliğin kıskacında sıkıştıracak politikalar üretiyor. Ücretlerin baskılanması, sosyal harcamaların kısılması, kamusal hizmetlerin kısıtlanması, güvenceli çalışmanın kâğıt üzerinde kalması, vergilerle geçimin daha da pahalı hale getirilmesi, halkın parasının sermayeye aktarılması, ülkenin topraklarının sermayenin yağmasına açık hale getirilmesi bu politikaların temelini oluşturuyor. Bu politikalar öğrenciler için barınma sorunu, çocuklar için eğitimden kopuş ve MESEM adı altında resmi ya da kayıt dışı çocuk işçilik, kadınlar için bolca şiddet demek. 2025 yılını 'Aile Yılı' ilan eden Saray Rejimi övünerek söylediği, “Kadınlara istihdam sağlıyoruz” sözlerini, kadınları sosyal güvenceden yoksun, düşük ücretli, kıdem tazminatı ve emeklilik güvencesi olmayan işlere mahkûm etmenin bir dayanağı yapıyor. Servislerin iptal edilmesi, yemek porsiyonlarının küçülmesi, mola saatlerinin kısalması yani kısacası insanca yaşam koşullarından uzak şartlarda çalıştırılan işçi ve emekçi kadınların bir yandan da bakım yükünün artmasıyla beli bükülüyor. Kamu hizmetlerine ayrılan bütçe giderek azalıyor. İşçilerin, gençlerin ve çocukların servislerinin, kreşlerinin, yemeklerinin kısacası haklarının gasp edilmesi sıradanlaşıyor. Son 1 yıl pek çok iş yerinde toplu işten atmalar gerçekleşti, işsizlik korkusu işçi ve emekçilerin sırtında daha kötü çalışma koşullarına biat ettirmek için bir sopa olarak kullanıldı. İşçi ve emekçilerin örgütlenmesi, ses çıkarması, hakkını araması engelleniyor. Ancak işçi ve emekçi kadınlar sendikal hakları, yaşanılabilir bir ücret ve insanca yaşam koşulları için tutuklamalara, polis şiddetine, baskılara karşı mücadelesini sürdürüyor. Hakları için sendikalaşan, mücadele eden kadınların karşısına dikilen Saray Düzeninin eli sopalı temsilcileri, işçi kadınların mücadelesini kırmak için baskı ve zor koşullarını dayatırken; Digel Tütün'den Şık Makas'a, Smart Solar'dan Temel Conta'ya mücadele eden kadınlar, yaşamak istediği dünyayı birlikte inşa etmenin deneyimini diğer işçi kadınlara aktarıyor. 2025’te en az 299 kadın ve 64 çocuk öldürüldü; en az 471 kadının ölümü basına “şüpheli” olarak yansıdı. Şubat ayında 24 saat içinde 5 ilde 6 kadın katledildi, Kasım ayında Dilovası’ndaki patlamada 6 kadın ve çocuk işçi yaşamını kaybetti. Kadın cinayetlerinin son örneğiyse geçtiğimiz günlerde İstanbul’da aynı gün aynı isimle öldürülen 2 kadının cinayetinde bir kez daha görüldü. Bunlar sıradan istatistikler değil, kadınların gasp edilen yaşam haklarıdır. Bu ölümler tesadüf değil, şiddeti önlemeyen, failleri koruyan, cezasızlığı politika haline getiren düzenin sonucudur. Kapitalist- emperyalist düzenin yarattığı yoksullukla, işsizlikle, şiddetle, eşitsizlikle boğuşan kadınlar bugün de İran’da yaşanan savaşın kıskacında 8 Mart’ı karşılıyor. Savaş aynı zamanda yoksulluk, işsizlik, belirsizlik, geleceksizlik demek. Savaşın sonuçlarını sadece İran halkları yaşamıyor. Başta Ortadoğu olmak üzere emperyalistlerin enerji kaynaklarını yeniden paylaşmak üzere çıkardığı bu savaşın faturasını tüm dünya halkları ödüyor. Halklar yoksulluğun, işsizliğin pençesine itilmiş durumda. Bu koşulların kadınlar ve çocuklar için faturası her geçen gün daha da ağırlaşıyor. Bu kapitalist sömürü düzeninin kadınlara biçtiği; çalışırken iş cinayetinde ölmek, haklarımızı ararken cezalandırılmayan failler tarafından öldürülmek ya da emperyalistlerin çıkar çatışmaları arasında savaşlarda ölmek. Hayatta kalabilenlerimizin ise; evde, sokakta, iş yerinde, sömürü-şiddet ve eşitsizlik sarmalında bir yaşama mahkûm olması. 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’ne giderken emperyalizme, barbarlığa, zorbalığa karşı mücadele eden kız kardeşlerimizden aldığımız güçle mücadeleye devam edeceğiz. Eskişehirli kadınları da istismarı ve şiddeti aklayan, kadın emeğini sömürerek zenginliğini ve egemenliğini büyüten Saray düzenine karşı mücadeleyi büyütmeye çağırıyoruz. 8 Mart Pazar günü, 15.00'de Espark Bağlar Kapısı'nda buluşuyor. Haklarımız ve Hayatlarımız için sesimizi yükseltiyoruz."

MSD Eskişehir Şube Başkanı Yılmaz'dan 8 Mart Mesajı Haber

MSD Eskişehir Şube Başkanı Yılmaz'dan 8 Mart Mesajı

Memleket Sevdalıları Derneği Eskişehir Şube Başkanı Güler Yılmaz, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü dolayısıyla bir basın açıklaması yaptı. Şube Başkanı Güler Yılmaz yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi; "8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü; Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün 1934 yılında bizlere tanıdığı seçme ve seçilme hakkının onuruyla, ancak bugünün derinleşen eşitsizlikleri ve şiddet sarmalının gölgesinde karşılıyoruz. Atatürk’ün, “Ey kahraman Türk kadını, sen yerde sürünmeye değil; omuzlar üzerinde göklere yükselmeye layıksın.” diyerek yücelttiği kadınlar olarak; 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü bir kutlama günü değil, dünyanın dört bir yanında ve ülkemizde kadınların hak, adalet, eşitlik ve en temel hakkı olan “yaşam hakkı” için sesini yükselttiği bir dayanışma ve mücadele günü olarak görüyoruz. Ancak bizler, Türkiye’deki kadınlar olarak bu 8 Mart’ı da ne yazık ki artan kadın cinayetlerinin, derinleşen toplumsal eşitsizliklerin ve görünmez engellerin gölgesinde karşılıyoruz. Ülkemizde kadın cinayetleri artık münferit olaylar olmaktan çıkmış, sistematik bir sorun hâline gelmiştir. Evlerimizde, sokaklarda ve hatta en güvenli olması gereken çalışma alanlarımızda dahi erkek şiddetinin hedefi oluyoruz. Görevini yaparken, öğrencilerine ışık saçarken katledilen kadın öğretmenlerimizin acısı hâlâ yüreklerimizdedir. Bir eğitimcinin okulunda, bir doktorun hastanesinde, bir kadının kendi evinde güvende olamadığı bir toplumda ilerlemeden ya da adaletten söz edilemez. Cezasızlık politikaları, haksız tahrik indirimleri ve koruyucu yasaların etkin bir şekilde uygulanmaması failleri cesaretlendirmeye devam etmektedir. Karşı karşıya kaldığımız şiddet yalnızca fiziksel değildir. Kadınlar her gün ekonomik, psikolojik ve sosyal şiddetle de baş başa bırakılmaktadır. Bugün Türkiye’de kadınların iş gücüne katılımı hâlâ istenilen seviyenin çok altındayken, iş hayatında yer bulabilen kadınlar ise görünmez engellerle, yani “cam tavan sendromu” ile mücadele etmektedir. Kadınlar, aynı eğitimi aldığı ve aynı emeği verdiği erkek meslektaşlarından “eşit işe eşit ücret” alamamakta; yönetim kademelerine ve karar alma mekanizmalarına yükselmemiz, liyakat eksikliğinden değil, ataerkil önyargılar nedeniyle engellenmektedir. 8 Mart yalnızca bir kutlama günü değil; kadınların eşitlik, adalet ve özgürlük mücadelesinin simgesidir. Atatürk’ün “Dünyada her şey kadının eseridir.” vizyonundan aldığımız güçle; Cumhuriyetimizin temel değerleri ile Atatürk ilke ve devrimleri doğrultusunda, eşit yurttaşlık anlayışını güçlendirmek; kadınların kazanılmış haklarını korumak, geliştirmek ve gelecek kuşaklara daha eşit bir toplum bırakmak hepimizin ortak sorumluluğudur. Bu düşüncelerle tüm kadınların 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü saygı, dayanışma ve umutla selamlıyoruz."

Kadınların Olmadığı Bir Demokrasi Eksik, Kalkınma İse Yarımdır Haber

Kadınların Olmadığı Bir Demokrasi Eksik, Kalkınma İse Yarımdır

Cumhuriyet Halk Partisi Odunpazarı İlçe Başkanı Rahmi Çınar, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü dolayısıyla bir mesaj yayınladı. İlçe Başkanı Rahmi Çınar yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi; "Kadınların eşitlik, özgürlük ve insanca yaşam mücadelesinin simgesi olan 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü, yalnızca bir anma günü değil; aynı zamanda hak, adalet ve eşitlik mücadelesinin güçlü bir hatırlatıcısıdır. Cumhuriyet Halk Partisi Odunpazarı İlçe Başkanlığı olarak; kadınların toplumsal yaşamın her alanında eşit haklara sahip olduğu, şiddetten uzak, özgür ve adil bir ülkede yaşaması için verilen mücadelenin yanında olduğumuzu bir kez daha vurguluyoruz. Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk, daha birçok ülkede kadınların temel hakları dahi yokken Türk kadınına seçme ve seçilme hakkını tanımış, kadınların toplumdaki yerini güçlendiren devrimlere imza atmıştır. Bu miras bizlere, kadın haklarını koruma ve geliştirme sorumluluğunu yüklemektedir. Bugün ne yazık ki ülkemizde kadınlar hâlâ şiddet, eşitsizlik, ayrımcılık ve ekonomik güvencesizlik gibi ciddi sorunlarla karşı karşıya kalmaktadır. Kadın cinayetlerinin son bulduğu, kadınların yaşam hakkının korunduğu, eşit temsilin ve eşit fırsatların sağlandığı bir Türkiye için mücadelemiz kararlılıkla devam edecektir. Kadınların emeği, cesareti ve kararlılığı; toplumun ilerlemesinin en önemli gücüdür. Kadınların olmadığı bir demokrasi eksik, kadınların olmadığı bir kalkınma yarım kalacaktır. Bu duygu ve düşüncelerle; başta Cumhuriyet değerlerine sahip çıkan, emeğiyle, mücadelesiyle hayatın her alanında var olan kadınlarımız olmak üzere tüm kadınların 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü kutluyor, eşit ve özgür bir gelecek için mücadele eden tüm kadınları saygı ve dayanışma duygularıyla selamlıyorum."

Başkan Ataç: "Sizler Ülkemizin ve Kentimizin Geleceğisiniz" Haber

Başkan Ataç: "Sizler Ülkemizin ve Kentimizin Geleceğisiniz"

Tepebaşı Belediye Başkanı Dt. Ahmet Ataç, Birey Okulları’nı ziyaret ederek öğrenci ve öğretmenlerle bir araya geldi. Başkan Ataç, öğrencilerle gelecek planları ve yerel yönetimlerin toplum yaşamındaki rolü üzerine sohbet etti. Tepebaşı Belediye Başkanı Ahmet Ataç, eğitim kurumlarına yönelik ziyaretleri kapsamında Birey Okulları’nı ziyaret etti. Başkan Ataç, ziyaret kapsamında kurucu ortak İsmail Koçak, Erman Çolak, okul müdürleri, öğretmenler ve öğrencilerle bir araya geldi. Başkan Ataç ilk olarak öğretmenlerle bir araya gelerek son günlerde kamuoyunda gündeme gelen öğretmenlere yönelik şiddet olaylarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Ataç, eğitimin temel taşı olan öğretmenlerin her koşulda korunması ve saygı görmesi gerektiğini vurguladı. “Gençlerin fikirlerine her zaman ihtiyacımız var” Daha sonra öğrencilerle buluşarak gelecek hedefleri, kent yaşamı ve yerel yönetimlerin toplum üzerindeki etkisi üzerine konuşan Ataç, öğrencilerin görüş ve düşüncelerini dinledi. Öğrenciler de merak ettikleri konular hakkında sorular yönelterek yerel yönetimlerin çalışmaları hakkında bilgi aldı. Gençlerle bir arada olmaktan duyduğu memnuniyeti dile getiren Başkan Ataç, “Gençlerimizin düşüncelerini ve hayallerini dinlemek bizim için çok kıymetli. Yerel yönetimler sadece şehirlerin altyapısını geliştirmekle kalmaz; aynı zamanda gençlerin eğitimine, sosyal ve kültürel gelişimine katkı sağlayacak çalışmalar da yürütür. Sizler bu kentin ve ülkemizin geleceğisiniz. Daha yaşanabilir kentler için gençlerin fikirlerine her zaman ihtiyacımız var” ifadelerini kullandı. Ataç, öğrencilerin kent yönetimi ve yerel hizmetler konusundaki merakının kendisini mutlu ettiğini belirterek gençlerin her alanda aktif bireyler olarak yetişmesinin önemine dikkat çekti.

Kozkayı İlkokulu'nda Yaşanan Saldırı ve Tehdit Olayını Kınıyoruz! Haber

Kozkayı İlkokulu'nda Yaşanan Saldırı ve Tehdit Olayını Kınıyoruz!

Eğitim-Bir-Sen Eskişehir 1 Nolu Şube Başkanı İbrahim Akar, Kozkayı Mahallesi’nde bulunan Kozkayı İlkokulu'nda görev yapan iki kadın öğretmene yönelik saldırı ve tehdit olayına tepki gösterdi. Şube binasında bir basın açıklaması yapan Eğitim-Bir-Sen Eskişehir 1 Nolu Şube Başkanı İbrahim Akar şu ifadeleri kullandı; "Kozkayı İlkokulu’nda görev yapan iki kadın öğretmenimize yönelik yaşanan saldırı ve tehdit olayları bizleri derinden endişelendirmiştir. Geçtiğimiz günlerde bir öğrenci velisinin, çocuklar arasında yaşanan bir tartışmayı gerekçe göstererek okula elinde sopayla girdiği, öğrencilere ve öğretmenlere yönelik tehditlerde bulunduğu tarafımıza iletilmiştir. Bu vahim olayın ardından bugün de öğretmenlerimizi hedef alan, tehdit içerikli yazılı bir not okul kapısına bırakılmıştır. Notu bırakan kişi henüz tespit edilememiştir. Eğitim kurumları; şiddetin, tehdidin ve korkunun değil, güvenin, huzurun ve eğitimin mekânıdır. Öğretmenlerimiz, devletimizin kendilerine tevdi ettiği kutsal görevi yerine getirirken can güvenliği endişesi taşımamalıdır. Hiçbir öğretmenimiz tehdit altında görev yapmak zorunda değildir ve olamaz. İstanbul’da öğrencisi tarafından katledilen Fatma Nur Çelik öğretmenimizin yüreğimizdeki acısı daha dinmemişken, eğitim camiası olarak yeni üzüntüler, yeni acılar yaşamak istemiyoruz. Bir öğretmenimizin daha adının bir şiddet vakasıyla anılmasına tahammülümüz yoktur. Bu acı tecrübeler bizlere göstermiştir ki, tehdidi hafife almak; telafisi mümkün olmayan sonuçlara yol açabilmektedir. Yaşanan bu olaylar sadece ilgili öğretmenlerimizi değil, tüm eğitim camiamızı ve velilerimizi tedirgin etmektedir. Öğretmene yönelen her tehdit, doğrudan doğruya eğitime ve toplumun geleceğine yönelmiş bir tehdittir. Konuya ilişkin gerekli idari ve adli başvurular yapılmış olup sürecin takipçisi olacağımızı kamuoyuna bildiriyoruz. Ancak burada en temel beklentimiz; öğretmenlerimizin güvenli bir ortamda görev yapabilmesi için gerekli tüm güvenlik tedbirlerinin okullarda ivedilikle alınmasıdır. Yetkilileri; Olayın faillerinin bir an önce tespit edilmesi, Okul güvenliğinin artırılması, Benzer olayların tekrar yaşanmaması için kalıcı ve caydırıcı tedbirlerin hayata geçirilmesi hususunda acil göreve almaya davet ediyoruz. Öğretmene yönelik her türlü şiddetin ve tehdidin karşısında olduğumuzu bir kez daha vurguluyor, Kozkayı İlkokulu’nda görev yapan öğretmenlerimizin ve tüm eğitim çalışanlarımızın yanında olduğumuzu kamuoyuna saygıyla duyuruyoruz."

Eğitimciye Yönelen Şiddet Bir Toplumsal Çürüme Belirtisidir Haber

Eğitimciye Yönelen Şiddet Bir Toplumsal Çürüme Belirtisidir

Eğitim-Bir-Sen Eskişehir 1 Nolu Şube Başkanı İbrahim Akar, İstanbul’da bir okulda meydana gelen şiddet olayı ve bir öğretmenin hayatını kaybetmesi ile ilgili olarak bir açıklama yaptı. Eğitim-Bir-Sen Eskişehir 1 Nolu Şube Başkanı İbrahim Akar şu ifadeleri kullandı; "Bugün kelimelerin tükendiği, hangi cümleyi kursak acımızı dindirmeye yetmeyeceği bir anı yaşıyoruz. Bir öğretmenin iyi bir insan milletine faydalı bir vatandaş olması için ter döktüğü öğrencisi tarafından katledilmesi, yaşadığımız acıyı tarif edilemez boyuta taşımıştır. Eğitim sistemimizi nasıl daha verimli ve başarılı kılarız, eğitim çalışanlarının sorunlarına nasıl çözüm getirebiliriz düşüncesiyle çaba sarfeden eğitimciler olarak hazin bir cinayet haberiyle daha derinden sarsılmış bulunuyoruz. İstanbul Çekmeyeköy’de Fatma Nur Çelik öğretmenimiz vefat etmiş; bir diğer öğretmenimiz ile bir öğrencimizin hastanede tedavileri devam etmektedir Meslektaşımıza Allah’tan rahmet, ailesine ve bütün eğitim camiamıza başsağlığı; yaralı öğretmenimiz ile öğrencimize acil şifalar diliyoruz. Eğitim çalışanlarına yönelik şiddet olayları münferit eylemler olmaktan çıkmış, yaygın bir toplumsal sorun haline gelmiş ve toplumun geleceği açısından vazgeçilmez olan eğitim öğretim hizmetinin yürütülmesini sekteye uğratacak dereceye varmış bulunmaktadır. Öğretmenlerimize yönelen şiddet, eğitimcilerimizin canına kast edilmesi, eğitimin can güvenliği kaygısına teslimi, kabulü ve tahammülü mümkün olmayan bir sorun alanına dönüşmüştür. Eğitimciye yönelen şiddet, bir toplumsal çürüme belirtisidir. Yaşadığımız bu olay, eğitimciye, öğretmene karşı şiddetin ne ilk örneğidir ve korkumuz odur ki ne de son örneği olacaktır. Eğitimciye yönelen şiddetin vaka-i âdiyeden bir hale geldiği, eğitim çağındaki çocukların şiddetin faili haline geldiği bir dönemdeyiz. Eğitimciye şiddet ne yazık ki bir iş güvenliği ve iç güvenlik sorununa dönüşmüştür. Eğitimcilere yönelik saldırılar geleceğimizi karartmakta, eğitim camiasını tedirgin etmekte, can güvenliğinin çalışma hayatındaki başat sorun haline dönüşmesi riskini ortaya çıkarmaktadır. Eğitimcilere yönelik her saldırı, özellikle eğitim çağındaki çocuklardan, öğrencilerimizden kaynaklandığında aklımızı körleştirmekte, ruhumuzu karartmakta, benliğimizi esir almakta, irfanımızı yok etmektedir. Ancak daha vahimi son örneği İstanbul Çekmeköy’de yaşandığı gibi şiddetin failinin bizatihi öğrenci ve çocuk olduğu hallerde, bunun sıradan bir şiddet sorunu olmadığı, toplumsal bir sorun olduğu gerçeği tüm çıplaklığıyla toplumun karşısına çıkmaktadır. Çocuk suçluluğun çocuğun aile başta olmak üzere içinde bulunduğu sosyal çevrede çocuğun ruhsal, psikolojik, ahlakî gelişimi için gerekli ilgi, sevgi, şefkat, eğitim ve disiplini alamamasının sonucu olduğu gözetilmelidir. Çocuğun, ailenin bir üyesi olarak kişiliğini, karakterini, toplum içinde bir birey olarak sergilediği bireysel davranışlarını, değerlerini, ahlakî yargılarını, her şeyden önce ailesi içinde aldığı eğitimle kazanacağı unutulmamalıdır. Aile içindeki düzensizlik, ilgisizlik, sevgisizlik, saygısızlık, değersizlik, topluma, okula, işe, çevreye suç olarak yansıyacaktır. Bu sebeple, cehalete dayanan şiddeti veya şiddete dayanan cehaleti bir an evvel ortadan kaldırmak için çocuk ve genç eğitimine olduğu kadar yetişkin ve aile eğitimine de ağırlık vermeli; çocuk suçluluğunun arka planında aile olduğunu da görmeli; suçun faili olan çocuğun yanında ailenin de suçtan sorumluluğunu gözetmeliyiz. Göz göre göre gelen sorunu, gözümüzün önünde duran soruna, gözümüzü kapayarak çözüm bulamayız. Bugün yaşadığımız acılar, dünün ihmal ve umursamazlığının sonucudur. Yarın yaşanmasını istemediğimiz acılar da bugünkü ilgisizliğin sonucu olmamalıdır. Bu konuya ısrarla dikkat çekip çözüm önerilerimizi sunduğumuz her durumda karşılaştığımız “umursamazlık ve duyarsızlık” şeklindeki anlaşılmaz tutum, şiddetin ateşine benzin dökmekten başka bir anlama gelmemektedir. Uluslararası hukuk ve anayasada ifadesini bulan yaşam hakkı ilkesi çerçevesinde, devletin kasıtlı ve hukuksuz şekilde ölüme, yaralanmaya ve zarara sebebiyet verilmesini önleme yükümlülüğü yanında kendi hukukuna tabi kişilerin yaşamlarını korumak için gerekli tedbirleri almakla yükümlü olduğunu hatırlatmak isteriz. Devletin bu yükümlülük çerçevesinde suç işlemekten caydırıcı yasal zemini ve idari koşulları tesis ederek yaşam hakkını koruma ve ayrıca buna ilişkin ihlalleri önleyici, bastırıcı ve cezalandırıcı bir infaz mekanizması geliştirme ödevinin, okul güvenliğini tesis ederek eğitim kamu hizmetinin yürütülmesinde iş güvenliğinin sağlanması ve güvenli çalışma ortamının tesisi zorunluğunun, hukuk devleti olmanın gereği olduğunu hatırlatmak istiyoruz. Eğitimciler her türlü şiddet ve saldırılar karşısında savunmasız, korumasız bırakılmamalı; yaptıkları işin onur, önem ve ağırlığına uygun hayat, çalışma ve güvenlik şartları sağlanmalıdır."

Öğretmenler Canından Endişe Ederek Okula Gitmek İstemiyor Haber

Öğretmenler Canından Endişe Ederek Okula Gitmek İstemiyor

Eğitim - İş Eskişehir Şubesi, İstanbul’un Çekmeköy ilçesinde bir okulda meydana gelen ve bir öğretmenin hayatını kaybetmesi ile sonuçlanan olayla ilgili olarak bir basın açıklaması yaptı. Eğitim - İş Eskişehir Şubesi tarafından yapılan açıklamada şu ifadelere yer verdi; "Bu ülkede okulda yine bir öğretmen öldürüldü! Artık yeter! İstanbul’un Çekmeköy ilçesinde, Taşdelen Borsa İstanbul Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde öğretmenimiz Fatma Nur Çevik okulda katledildi. Okulda! Eğitim yuvasında! Çocuklarımızın ve öğretmenlerimizin en güvende olması gereken yerde! 44 yaşında bir meslektaşımızı kaybettik. Yaralılarımız var. Vicdanımız sızlıyor, aklımız kabul etmiyor. Uzun süredir okula gelmeyen bir öğrencinin, elini kolunu sallayarak bıçakla okula girebilmesi; iki öğretmeni ve bir öğrenciyi hedef alabilmesi; bir öğretmenimizin hayatını kaybetmesi… Bu tablo bir “münferit olay” değildir! Bu tablo, yıllardır görmezden gelinen uyarıların, itibarsızlaştırılan öğretmenlerin, güvenliksiz bırakılan okulların sonucudur. Öğrenciyle ilgili rehberlik görüşmeleri yapılmış, tutanaklar tutulmuş, uyarılar yapılmış, hatta çocuk psikiyatrisi tedavi süreci olduğu bilinmektedir. Buna rağmen gerekli önlemler alınmamıştır. Bu açık bir ihmal zinciridir. Bu sorumluluk öğretmenin, okul idaresinin üzerine yıkılamaz! Buradan açıkça söylüyoruz:
Bir kamu çalışanı görev yaptığı yerde devlet tarafından korunamıyorsa orada kamu otoritesinden söz edilemez! Buradan Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’e soruyoruz: Daha kaç öğretmenimizin can vermesi gerekiyor? Okullardaki güvenlik açığının bedelini canımızla mı ödeyeceğiz? Öğretmenler her gün ölüm korkusuyla mı derse girecek? Şiddetin tek bir faili yoktur. Bu cinayetin arkasındaki zihniyet; öğretmeni ötekileştiren, her fırsatta hedef gösteren, “herkes öğretmenlik yapabilir” diyerek mesleği değersizleştiren anlayıştır. Öğretmenleri çalışmamakla itham eden, emeğini küçümseyen, itibarsızlaştıran siyasi dildir. Dünyada “Başöğretmen” unvanını taşıyan tek lider olan Mustafa Kemal Atatürk’ün şu sözü bugün kulaklarımızda çınlamaktadır:
“Bir toplumun uygarlık düzeyi, öğretmene verdiği değerle ölçülür.” Bugün öğretmene değer verilmeyen bir sistemin sonucu ile karşı karşıyayız. Eğitimi kamusal bir hak olmaktan çıkarıp piyasalaştıran, okulları siyasal ve ideolojik yuvalanma alanına çeviren, liyakatsiz yöneticilerle dolduran anlayış; bugün bu kanın sorumluluğundan kaçamaz. Öğretmenleri baskı altına alan, güvencesizleştiren, susturmaya çalışan zihniyet; bugün okulları güvenliksiz bırakmıştır. Alışveriş merkezlerine kesici-delici aletle girilemezken, okullara rahatlıkla girilebiliyor! Bu bir tesadüf değil; bu bir yönetim zaafıdır! Biz diyoruz ki: Okullarda şiddetin arkasındaki nedenler bilimsel olarak ortaya konulmalıdır. Eğitimde Şiddet Yasası derhal çıkarılmalıdır. Tüm eğitim kurumlarında etkin güvenlik önlemleri alınmalıdır. Eğitimcilerin, sendikaların ve alan uzmanlarının katıldığı somut bir eylem planı hazırlanmalıdır. Failler caydırıcı şekilde cezalandırılmalıdır. Şiddeti meşrulaştıran medya içerikleri denetlenmeli, toplumsal şiddetle mücadele kamusal bir politika haline getirilmelidir. Bilim dışı, çağdışı müfredat yerine; barışı, birlikte yaşamı, eleştirel düşünceyi öğreten programlar hazırlanmalıdır. Bugün şiddet yalnızca okullarda değil; dünyanın dört bir yanında hayatı kuşatmış durumdadır. Ortadoğu bir kez daha emperyalizmin kanlı saldırganlığının, işgalci politikalarının ve güç zorbalığının hedefi haline getirilmiştir. Katil ABD’nin, haydut İsrail’in saldırıları sivilleri, yaşam alanlarını ve çocukları hedef alırken; İran yönetiminin halktan kopuk ve baskıcı anlayışı da bu yıkımın zeminini büyütmektedir. Okulların vurulduğu, çocukların öldüğü bir yerde hiçbir gerekçe meşru değildir. Bu açık bir insanlık suçudur. Büyük Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün “Yurtta barış, dünyada barış” ilkesi bugün her zamankinden daha hayati bir yol göstericidir. Vatan savunması dışında savaş politikalarının insanlığa yıkım getirdiği tarih boyunca defalarca görülmüştür. Savaşlarda kazanan silah lobileri ve güç odakları olur; kaybeden ise insanlıktır. Eğitim-İş olarak altını çiziyoruz: Çocuklar bombaların gölgesinde değil; barış içinde, güvenli okullarda eğitim görmelidir.
Öğretmenler ölüm korkusuyla değil, onurla ve güven içinde ders anlatmalıdır. Bu ülkede öğretmenler canından endişe ederek okula gitmek istemiyor!
Biz can korkusuyla çalışmak istemiyoruz!
Can güvenliğimizin olmadığı bir eğitim sistemini kabul etmiyoruz! ARTIK YETER! Eğitim yuvaları; iktidarın, gerici yapıların, sermayenin ve şiddetin değil; bilimin, laikliğin ve özgürlüğün mekanı olmalıdır. Kaybettiğimiz meslektaşımıza rahmet, ailesine ve öğrencilerine sabır diliyoruz. Yaralılarımıza acil şifalar diliyoruz. Ve buradan bir kez daha ilan ediyoruz:
Öğrencilerimizin ve eğitim emekçilerinin can güvenliği sağlanıncaya kadar susmayacağız. Mücadele edeceğiz. Çünkü insanlığın ortak geleceği savaşta değil, barıştadır.
Çünkü bir ülkenin geleceği, öğretmenine verdiği değerle ölçülür."

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.