SON DAKİKA
Hava Durumu

#Planlama

Porsuk Haber Ajansı - Planlama haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Planlama haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Sağlık Alanını Özelleştirip, Sağlık Yatırımı Yapacağız Demek Aldatmacadır Haber

Sağlık Alanını Özelleştirip, Sağlık Yatırımı Yapacağız Demek Aldatmacadır

CHP Eskişehir Milletvekili İbrahim Arslan, 17 Mart 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanı kararıyla 27 ilde 55 taşınmaz ve üzerindeki yapıların özelleştirme kapsamına alınmasına ilişkin yaptığı incelemenin sonuçlarını kamuoyuyla paylaştı. Arslan, söz konusu 55 taşınmazı parsel bazında tek tek incelediğini, yaptığı hesaplamaya göre toplam büyüklüğün 1 milyon 237 bin 553 metrekare olduğunu belirtti. “Doğrudan tespit ettiğim 32 taşınmaz sağlık niteliğinde” Arslan, yaptığı incelemede 55 taşınmazdan doğrudan tespit edebildiği 32’sinin; hastane, sağlık tesisi, sağlık alanı, dispanser, doğumevi, sağlık ocağı, lojman ve benzeri sağlıkla ilişkili nitelikler taşıdığını ifade etti. Arslan, konuya ilişkin değerlendirmesinde şu ifadeleri kullandı: “Ben bu taşınmazları tek tek inceledim. Parsel kayıtlarına tek tek baktım. Doğrudan tespit edebildiğim 32 taşınmazın sağlıkla ilişkili alanlar olduğunu gördüm. Yani burada söz konusu olan yalnızca boş arsa değildir; doğrudan sağlık hizmetiyle ilişkili kamu alanlarıdır.” Liste sadece arsadan ibaret değil Arslan, özelleştirme kapsamına alınan taşınmazların yalnızca boş arazilerden oluşmadığını, listede; hastane binaları, dispanserler, doğum evleri, sağlık ocakları, sağlık tesisleri, spor salonları, lojmanlar, kız yetiştirme yurdu, okul yeri, mezbaha, arsa, arazi, bina, tarla, bağ ve bahçe gibi çok farklı nitelikte taşınmaz ve yapıların yer aldığını belirtti. “Sağlık alanını özelleştirip, gelirle sağlık yatırımı yapacağız demek aldatmacadır” Arslan, Resmî Gazete kararında yer alan, özelleştirmeden elde edilecek gelirin giderler düşüldükten sonra Sağlık Bakanlığı tarafından yenileme yatırımları ve yeni sağlık tesislerinin finansmanında kullanılmak üzere Hazine’ye aktarılacağı yönündeki ifadeye de dikkat çekti. Bu yaklaşımın kendi içinde açık bir çelişki taşıdığını vurgulayan Arslan, şöyle konuştu: “Bir yandan mevcut sağlık alanlarını, hastane binalarını, sağlık tesislerini özelleştirme kapsamına alacaksınız; sonra da buradan elde edilecek gelirle sağlık yatırımı yapacağınızı söyleyeceksiniz. Sağlık alanlarını satıp sağlık yatırımı yaptığını söylemek açık bir çelişkidir. Bu, durum kamuoyuna sunulan bir aldatmacadır.” “Bu bir yatırım modeli değil, eldeki kamu varlıklarını paraya çevirme anlayışıdır” Arslan, burada yeni bir sağlık planlamasından değil, mevcut kamu varlıklarının nakde çevrilmesinden söz edildiğini belirterek şu değerlendirmede bulundu: “Bu bir sağlık yatırımı modeli değildir. Bu, kamuya ait taşınmazları ve sağlıkla ilişkili alanları paraya çevirme modelidir. Elde olanı satıp, sonra bunu yatırım diye sunmak; planlama değil, günü kurtarma anlayışıdır.” “Sağlık hakkı anayasal güvencededir” Konuya yalnızca taşınmaz devri olarak bakılamayacağını belirten Arslan, Anayasa’nın 56’ncı maddesine işaret ederek şu ifadeleri kullandı: “Sağlık hakkı Anayasa ile güvence altına alınmıştır. Devletin görevi, yurttaşın sağlığını korumak ve sağlık hizmetlerini kamusal bir anlayışla sunmaktır. Ancak bugün gördüğümüz tablo tam tersidir. Sağlık giderek kamusal bir hak olmaktan çıkarılıp piyasacı, ticari ve özelleştirmeci bir anlayışla yeniden biçimlendirilmektedir.” “Yetki Özelleştirme İdaresi’ne geçmiştir” Arslan, kararın en kritik sonuçlarından birinin de söz konusu taşınmazlar üzerindeki yetkinin Özelleştirme İdaresi’ne geçmiş olması olduğunu vurguladı. “Bu karar geri alınmadığı sürece yetki artık Özelleştirme İdaresi’ndedir. Yani mesele yalnızca satış yetkisi değildir.” diyen Arslan, sürecin taşınmazların gelecekteki kullanım biçimi açısından da dikkatle izlenmesi gerektiğini belirtti. “Planlama ve plan değişikliği yetkisi de ayrıca değerlendirilmelidir” Arslan, özelleştirme kapsamındaki taşınmazlarda planlama süreçlerinin de ayrıca önem taşıdığını belirterek şu değerlendirmede bulundu: “Bu süreç yalnızca mülkiyet devriyle sınırlı değildir. İlgili mevzuat çerçevesinde planlama ve mevcut imar planlarına ilişkin yetkiler de ayrıca değerlendirilmelidir. Bu nedenle mesele sadece bugünü değil, bu alanların yarın neye dönüştürüleceğini de ilgilendirmektedir.” “Soru açık: Sağlık alanları neden özelleştirme listesinde?” Açıklamasının sonunda Arslan şu ifadeleri kullandı: “1 milyon 237 bin 553 metrekarelik bu dev alanın içinde sağlık niteliği taşıyan taşınmazlar var. Bu durumda cevaplanması gereken soru açıktır. Sağlık alanları neden özelleştirme kapsamına alındı?”

Güçlü Türkiye İçin Tarımı Yeniden Ayağa Kaldırmak Zorundayız! Haber

Güçlü Türkiye İçin Tarımı Yeniden Ayağa Kaldırmak Zorundayız!

Saadet Partisi Eskişehir İl Başkanlığı tarafından düzenlenen haftalık basın toplantısında tarım ve hayvancılıkta ülkenin durumu gündeme getirildi. Basın toplantısında konuşan Saadet Partisi Eskişehir İl Başkanı Fesih Bingöl şu ifadeleri kullandı; "Öncelikle gençlerimizin gerçekten sıkıntıda olduğunu, iş bulmada zorluk çektiğini; taşrada yaşayan insanların ilçelerde tarım ve hayvancılıktan elde edemedikleri gelirleri kazanamadıkları için şehir merkezine gelmek istediklerini görüyoruz. Dolayısıyla bu durum orada nüfus azalışına neden oluyor. Şehre geldikleri zaman da iş bulabilme imkanları çok zordur. Kaldı ki iş bulabilenler asgari ücretle ancak çalışabiliyorlar. Oysa asgari ücret insan haysiyet ve onuruna yakışmıyor. Bu asgari ücretle geçinebilmek hiç mümkün değil. Ülkenin kaynakları maalesef israf, faiz ve yolsuzluğa aktarılıyor. Bu sebeple hem asgari ücretle çalışan kardeşlerimize hem de emeklilere arzu ettikleri rakamlar verilemiyor. Tabii Saadet Partisi bu konuda Türkiye genelinde bir çalışma yaptı. Özellikle Türkiye'de tarımın geleceği ve gençlerin tarıma kazandırılmasıyla ilgili bir çalışması var. Bugün bu konuda açıklama yapmak istiyorum. Tarım bir milletin bağımsızlığının ve geleceğinin teminatıdır. Soframıza gelen ekmekten ülkemizin gıda güvenliğine kadar her alan doğrudan tarıma bağlıdır. Ancak bugün Türkiye'de tarımda çalışan sayısı hızla azalıyor, gençlerimiz ise tarımdan uzaklaşıyor. Saadet Partisi olarak bizler tarımı stratejik bir alan olarak görüyoruz. Üreten bir Türkiye olmadan güçlü ve bağımsız bir Türkiye asla mümkün değildir. Bugün çiftçimiz artan maliyetler, düşük alım fiyatları ve güvencesiz çalışma koşulları altında üretim yapmaya çalışıyor. Mazot, gübre, yem ve tohum fiyatları yükselirken çiftçinin kazancı aynı oranda artmıyor. Eğer bu gidişat durdurulamazsa tarım yapacak insan bulmak zorlaşacak, verimli topraklar boş kalacak ve Türkiye gıdada dışa bağımlı hale gelecektir. Zaten daha önce de ifade etmiştik; Dünya Tarım Örgütü'nün bir raporu var. Özellikle 2025 yılından bahsetmişti, şu an 2026 yılındayız. 2025 ve devamında tarımın stratejik bir ürün olduğunu, tarıma yönelik çalışmaların önemli olduğunu ifade etmişlerdi. O dönemde topu, tankı, tüfeği olan ülkelerin ayakta kalamayacağı; ancak tarım ve hayvancılığa yatırım yapan ülkelerin ayakta kalabileceği ifade edilmişti. Bu çerçevede Amerika yılda tarıma 100 milyar dolar destek veriyor. Bu rakam Avrupa'da 60 milyar dolar, ülkemizde ise sadece 3 milyar dolar civarındadır. Dolayısıyla bu da tarımın bilinçli bir şekilde ülkede yapılamaz hale geldiğini gösteriyor. Biz Saadet Partisi olarak Türkiye'nin bu konuda zaten dışa bağımlı hale geldiğini görüyoruz; bütün veriler o yöndedir. Ancak çözüm olarak önerileri ortaya koymak lazım. Biz sadece sorunu ifade etmiyoruz, sorunla birlikte neler yapılabileceğini de bu topluma anlatmaya çalışıyoruz. Öncelikle çözüm önerilerimiz şunlardır: Üreten çiftçi kazanmalıdır. Tarım destekleri göstermelik değil, üreticinin gerçek gelirini artıracak şekilde düzenlenmelidir. Çiftçi zarar eden değil, kazanan olmalıdır. Bu hükümet 2006 yılında bir yasa çıkartmıştı. Tarıma destekle ilgili gayrisafi milli hasılanın %1'inden az olamaz denmişti. 2026 bütçesindeki gayrisafi milli hasıla ile kıyasladığınızda bu rakamın 772 milyar olması gerekirken, maalesef 2026 bütçesinde tarıma bu anlamda ayrılan para 168 milyar liradır. Bununla tarım yapabilmenin çok mümkün olmadığını görebiliyoruz. Mutlaka genç çiftçiye güvence sağlanmalıdır. Tarımda sigortalı ve güvenceli çalışma yaygınlaştırılmalı, genç üreticilerin sosyal güvenlik primleri mutlaka desteklenmelidir. Tarım modern ve stratejik bir meslek olarak konumlandırılmalıdır. Tarım; teknoloji, bilgi ve planlama ile yapılan yüksek katma değerli bir üretim alanıdır. Gençlere bu vizyon anlatılmalı, tarım eğitim ve teknolojiyle güçlendirilmelidir. Özellikle bunu ifade ediyoruz; daha önce de belirttiğim gibi Tarım Bakanlığı'nda hem merkez hem taşra teşkilatlarında çalışan 240.000 tane personel var. Bu çok büyük bir rakamdır. Türkiye'de bir tarım planlaması yapılamadığı için maalesef bu kadrodan da arzu edilen şekilde istifade edilemiyor. Gençlerin de bu konuda mutlaka tarımla ilgili gelirleri hem güvenceli hem de geleceğe yönelik bir planlama yapıldığı zaman, gençler bu tarımı yapmaya meyil edebilir ve bunu bir kazanç kaynağı olarak görebilir. Gençlere bu vizyon anlatılmalı, tarım eğitim ve teknolojiyle güçlendirilmelidir. Kırsal kalkınma seferberliği başlatılmalıdır. Köylerde yaşam şartları iyileştirilmeli; tarıma dayalı sanayi, işletme ve kooperatifçilik desteklenerek kırsalda yeni istihdam alanları oluşturulmalıdır. Adil ve milli bir tarım politikası mutlaka inşa edilmelidir. Üretimi önceleyen, ithalata bağımlılığı azaltan, çiftçiyi koruyan ve milletin gıda güvenliğini esas alan bir tarım düzeni mutlaka kurulmalıdır. Bu topraklar bereketlidir. Bu millet üretkendir. Doğru politikalarla Türkiye kendi kendine yeten, hatta fazlasını üreten bir ülke olabilir. Tarımı ayağa kaldırmak, gençleri üretime kazandırmak ve gıda güvenliğimizi sağlamak milli bir sorumluluktur. Adil, üretken ve güçlü bir Türkiye için tarımı yeniden ayağa kaldırmak zorundayız. Saadet Partisi'nin öncelikleri arasında bu da vardır diyorum."

Tarlada Eziyet Var, Mutfakta Yangın Büyüyor! Haber

Tarlada Eziyet Var, Mutfakta Yangın Büyüyor!

CHP Niğde Milletvekili ve TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Üyesi Ömer Fethi Gürer, yeni açıklanan tarım verileri üzerinden iktidarın ekonomi ve tarım politikalarını sert sözlerle eleştirdi. Gürer, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından açıklanan Ocak 2026 Tarım Ürünleri Üretici Fiyat Endeksi (Tarım-ÜFE) ile Tarımsal Girdi Fiyat Endeksi (Tarım-GFE) verilerinin, hem üreticinin hem tüketicinin ağır bir baskı altında olduğunu açıkça ortaya koyduğunu söyledi. “İktidar enflasyonun düştüğünü anlatıyor ancak TÜİK’in kendi verileri üretimde yangın olduğunu gösteriyor” diyen Gürer, tarımdaki maliyet artışlarının doğrudan sofraya zam olarak yansıdığına dikkat çekti. ÜRETİCİ ENFLASYONU SON 7 AYIN ZİRVESİNDE TÜİK verilerine göre Tarım-ÜFE’nin aylık yüzde 8,46 artarak son yedi ayın en yüksek seviyesine çıktığını anımsatan CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, “Üretici enflasyonu bir ayda yüzde 8’den fazla artıyorsa, bu durum birkaç ay sonra market raflarında yeni zam dalgası anlamına gelir” dedi. Meyvede yıllık artışın yüzde 109’u geçtiğini, sebzede ise sadece bir ayda yüzde 30,43’lük artış yaşandığını belirten Gürer, şu değerlendirmede bulundu: “Bir yılda iki katından fazla artan meyve fiyatı, dar gelirlinin sofrasından eksilen öğündür. Sebzede bir ayda gelen yüzde 30’luk zam, mutfaktaki yangının ne kadar büyüdüğünü gösteriyor. Düşük asgari ücretle, düşük emekli maaşıyla pazar arabasının neden boş kaldığı bu rakamlarda gizli.” TARIMSAL GİRDİ MALİYETLERİ ÇİFTÇİYİ EZİYOR Tarım-GFE verilerine de dikkat çeken Gürer, Aralık 2025 itibarıyla endeksin yıllık yüzde 33,15 arttığını hatırlattı. Tarımda kullanılan mal ve hizmetlerde yıllık artış yüzde 34,48 olurken, tarımsal yatırıma katkı sağlayan mal ve hizmetlerde bu oran yüzde 25,56 olarak gerçekleşti. Alt kalemlerdeki artışlara işaret eden Gürer, “Veteriner harcamaları yüzde 72,78 artmış. Gübre ve toprak geliştiricilerde artış yüzde 44,95. Tohum ve dikim materyali yüzde 38,98, hayvan yemi yüzde 34,37 yükselmiş. Bu tablo, çiftçinin üretime başlarken nasıl bir maliyet duvarıyla karşılaştığını gösteriyor” dedi. Ömer Fethi Gürer, “Girdi maliyetleri düşmeden üretim maliyetinin gerilemesi mümkün değildir” diye konuştu. “TARLADA MALİYET ARTIYOR, SOFRADA FİYAT KATLANIYOR” Üretim aşamasındaki yüzde 8’lik maliyet artışının, nakliye, komisyon ve perakende kâr marjlarıyla birlikte katlanarak tüketiciye ulaştığını belirten Gürer, “Tarlada yüzde 8 artan maliyet, market rafında çok daha yüksek oranlara çıkıyor. Bu zincirde üretici de tüketici de kaybediyor” ifadelerini kullandı. Meyve de yıllık artış yüzde 109’u bulunca geçen yıl 200 liraya dolan mütevazı bir meyve sepetinin bugün 400 liraya çıktığını belirten Gürer, “Bu, en temel gıda ürünlerinde yüzde 100 artış demektir. ‘Enflasyon düştü’ denilen bir ortamda halkın sofrası küçülüyor” dedi. “EMEKLİNİN İKRAMİYESİ DAHA YATMADAN ERİYOR” Sebze grubunda bir ayda yaşanan yüzde 30’luk artışın emeklinin alım gücünü daha da zayıflattığını vurgulayan CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, “Bayram ikramiyesi daha hesaba yatmadan pazarda eriyor. Emekli torununa harçlık vermeyi değil, indirimli ürün kovalamayı düşünür hale geldi” diye konuştu. Bayram ikramiyesinin en az asgari ücret düzeyine çıkarılması gerektiğini ifade eden Gürer, aksi halde ikramiyenin sembolik bir ödeme olmaktan öteye geçmeyeceğini belirtti. “SORUN SEYREDİLEREK ÇÖZÜLMEZ” CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, iktidarın döviz kurunu baskılamak için gösterdiği çabayı tarımsal girdi maliyetlerini düşürmek ve üreticiyi desteklemek için göstermediğini belirterek, “Yem, gübre, ilaç, tohum, mazot, su ve elektrik giderleri kontrol altına alınmadan gıda fiyatlarını düşürmek mümkün değildir. İktidar fahiş fiyatı engelleyen değil, seyreden konumdadır. Oysa destekler tohum toprağa düşmeden başlamalı, üretici korunmalıdır,” diye konuştu. Tarımın stratejik bir alan olduğunu vurgulayan Gürer, “Üretici ayakta kalmazsa tüketici uygun fiyata gıdaya erişemez. Tarımda planlama, girdi desteği ve etkin piyasa denetimi sağlanmadıkça hem tarladaki eziyet hem mutfaktaki yangın büyümeye devam edecektir” dedi.

Risk Varsa, Neden Bugüne Kadar Hizmet Verildi? Haber

Risk Varsa, Neden Bugüne Kadar Hizmet Verildi?

CHP Eskişehir Milletvekili İbrahim Arslan, Eskişehir’deki okul, pansiyon ve öğretmenevi binalarının deprem güvenliğiyle ilgili kamuoyuna yansıyan iddiaları Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine taşıdı. Arslan, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin ile Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’un yanıtlaması istemiyle iki ayrı yazılı soru önergesi verdi. “Bu risk ne zamandır biliniyor?” Arslan, verdiği önergelerde şu soruların açık ve net biçimde yanıtlanmasını istedi: Eskişehir’de hangi okul ve kurum binaları için deprem performans analizi yapıldı? Bu analizler hangi tarihlerde hazırlandı? Riskli olduğu değerlendirilen binalar hangileri? Riskli olduğu iddia edilen yapılarda hizmet neden sürdürüldü? “Eğer risk tespiti yapılmışsa, bu durum ne zamandır biliniyordu?” diye soran Arslan, sürecin zaman çizelgesinin açıklanmasını istedi. “Neden eğitim-öğretim başlamadan önlem alınmadı?” Arslan, güçlendirme, tahliye ve yıkım süreçlerinin neden eğitim-öğretim dönemleri başlamadan tamamlanmadığını da sorguladı. “Planlama neden zamanında yapılmadı? Neden son dakika kararlarıyla öğrenciler ve veliler belirsizlik içinde bırakıldı?” “Can güvenliği konusunda ihmale izin verilemez” Arslan açıklamasında şu ifadeleri kullandı: “Çocuklarımızın, öğretmenlerimizin ve kamu çalışanlarımızın can güvenliği konusunda en küçük bir ihmal dahi kabul edilemez. Risk varsa gereği derhal yapılmalıydı. Gecikmenin sorumluluğu açıklığa kavuşturulmalıdır.” “İki Bakanlık da açıklama yapmak zorundadır” Konunun hem Milli Eğitim Bakanlığı’nı hem de Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nı doğrudan ilgilendirdiğini belirten Arslan, şu çağrıyı yaptı: “Bu süreç tüm yönleriyle ortaya konulmalıdır. Risk tespit tarihi ile alınan kararlar arasındaki süre kamuoyuna açıklanmalıdır.” Arslan, Eskişehir’deki tüm eğitim yapılarının güvenliği sağlanana kadar süreci Meclis zemininde takip edeceklerini ifade etti.

Limana Açılıyoruz Dediler, Yatırım Programında Liman Yok! Haber

Limana Açılıyoruz Dediler, Yatırım Programında Liman Yok!

CHP Eskişehir Milletvekili İbrahim Arslan, 2026 Yılı Kamu Yatırım Programı verilerini analiz ederek Eskişehir’in demiryolu projelerindeki çarpıcı gerçekleri gün yüzüne çıkardı. Arslan, “Limana açılıyoruz” söylemlerinin resmî belgelerde karşılığı olmadığını ve Hasanbey-OSB hattındaki maliyet hesaplarının 1 yıl içinde 1,5 milyar TL’den 321 milyon TL’ye düşerek büyük bir çelişkiye imza attığını belirtti. ​Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Eskişehir Milletvekili İbrahim Arslan, kentin lojistik geleceği için kritik öneme sahip olan Gemlik Limanı bağlantısı ve Hasanbey Lojistik Merkezi – OSB iltisak hattı projelerine dair yatırım programlarını sert bir dille eleştirdi. Arslan, "Sözler uçuyor ama resmî belgeler gerçekleri tüm çıplaklığıyla söylüyor," dedi. ​"Gemlik Limanı Yatırım Programında Hiç Yok!" ​Hükümetin "Eskişehir sanayisini denize açacağız" vaatlerini hatırlatan Arslan, 2026 yılı Kamu Yatırım Programı’nda Gemlik Limanı demiryolu bağlantısına dair tek bir kalem dahi bulunmadığını vurguladı. Arslan, “Yıllardır süren ‘Limana açılıyoruz’ söylemi, resmî belgelerle tamamen yalanlanmıştır. Ortada ne bir bütçe ne de somut bir plan var,” ifadelerini kullandı. ​7,5 Kilometrelik Hat 5 Yıldır Kâğıt Üzerinde ​Eskişehir OSB ile Hasanbey Lojistik Merkezi arasındaki 7,5 kilometrelik iltisak hattının hikayesini "bir beceriksizlik belgesi" olarak nitelendiren Arslan, projenin 2021-2024 yılları arasında sadece "iz bedeli" (bin TL) ödeneklerle geçiştirildiğini hatırlattı. Projenin 5 yıl gecikmeyle ancak 2025 yılında fiiliyata dökülebildiğini belirtti. Hasanbey Lojistik Merkezi – OSB 7,5 km Demiryolu İltisak Hattı Proje ilk kez 2021 yılında kamu yatırım programına alınmıştır. Ancak 2021–2024 yılları arasında sahada fiili ve kayda değer bir ilerleme sağlanamamıştır. Yıllara göre tablo; 2021 yılı kamu yatırım programı Proje tutarı: 103 milyon 131 bin TL Ayrılan ödenek: Sadece Bin TL (iz bedeli) 2022 yılı kamu yatırım programı Proje tutarı: 116 milyon 415 bin TL Harcama: 0 (SIFIR) TL Ayrılan ödenek: Sadece Bin TL (iz bedeli) 2023 yılı kamu yatırım programı Proje tutarı: 209 milyon 548 bin TL Harcama: 0 (SIFIR) TL Ayrılan ödenek: Sadece Bin TL (iz bedeli) 2024 yılı kamu yatırım programı Proje tutarı: 293 milyon 367 bin TL Harcama: 0 (SIFIR) TL Ayrılan ödenek: 24 bin TL Dört yıl boyunca proje kâğıt üzerinde kalmış, yatırım fiilen hayata geçirilmemiştir. 2025 yılı kamu yatırım programında Maliyet 1,5 Milyar TL’ye Neden Çıktı? 2025 yılında aynı projenin maliyeti bir anda 1 milyar 465 milyon 688 bin TL olarak belirlenmiştir. ​Bir Yılda 1,2 Milyar TL'lik "Buharlaşan" Maliyet ​Arslan’ın açıklamasındaki en dikkat çekici nokta ise projenin maliyetindeki devasa tutarsızlık oldu. 2025 yılında Ulaştırma Bakanlığı tarafından 1,5 milyar TL olarak savunulan proje bedelinin, 2026 programında aniden 321 milyon TL’ye indirilmesine tepki gösteren Arslan, şu soruları yöneltti: ​“2025 yılında 1,5 milyar TL olarak gerekçelendirilen aynı proje, aynı hat ve aynı idare tarafından nasıl oluyor da 2026’da 321 milyon TL’ye düşürülüyor? Hangi teknik kriter değişti? Bu durum, kamu yatırım süreçlerinde planlama ve ciddiyetin kalmadığının açık göstergesidir.” "Eskişehir’in Hafızasından Silinmeyecek" ​Milletvekili İbrahim Arslan, açıklamasını şu sözlerle noktaladı: "Ortada liman yok, 5 yıllık gecikme var ve birbiriyle çelişen rakamlar var. Eskişehir sanayicisi ve halkı bu aldatmacayı hak etmiyor. Bu rakamlar ve bu tutarsızlıklar Eskişehir’in hafızasında yerini alacaktır."

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.