SON DAKİKA
Hava Durumu

#Mesem

Porsuk Haber Ajansı - Mesem haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Mesem haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

EMEP İl Başkanı Kökoğlu: "Yoksulluğa, Şiddete, Savaşa Karşı Mücadelemiz Var!" Haber

EMEP İl Başkanı Kökoğlu: "Yoksulluğa, Şiddete, Savaşa Karşı Mücadelemiz Var!"

Emek Partisi Eskişehir İl Başkanı Ceren Kökoğlu, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü dolayısıyla bir basın açıklaması yaptı. Emep İl Başkanı Kökoğlu yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi; "8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü, yüzyılı aşan tarihiyle işçi ve emekçi kadınların eşitlik, özgürlük ve insanca yaşam mücadelesini simgelemeye devam ediyor. Tarih boyunca farklı dönemeçlerden geçen kadın mücadelesi bugün dünyanın dört bir yanında sermayenin derinleştirdiği yoksulluk, sömürü ve güvencesizlik koşullarında yol bulmayı, sermaye ve onu koruyan devletlere karşı mücadele etmeyi sürdürüyor. Yıllardır iktidarını sermayeyi daha da palazlandırmak, güvence altına almak için kullanan saray düzeni işçi ve emekçileri ise her gün biraz daha yoksulluğun, güvencesizliğin kıskacında sıkıştıracak politikalar üretiyor. Ücretlerin baskılanması, sosyal harcamaların kısılması, kamusal hizmetlerin kısıtlanması, güvenceli çalışmanın kâğıt üzerinde kalması, vergilerle geçimin daha da pahalı hale getirilmesi, halkın parasının sermayeye aktarılması, ülkenin topraklarının sermayenin yağmasına açık hale getirilmesi bu politikaların temelini oluşturuyor. Bu politikalar öğrenciler için barınma sorunu, çocuklar için eğitimden kopuş ve MESEM adı altında resmi ya da kayıt dışı çocuk işçilik, kadınlar için bolca şiddet demek. 2025 yılını 'Aile Yılı' ilan eden Saray Rejimi övünerek söylediği, “Kadınlara istihdam sağlıyoruz” sözlerini, kadınları sosyal güvenceden yoksun, düşük ücretli, kıdem tazminatı ve emeklilik güvencesi olmayan işlere mahkûm etmenin bir dayanağı yapıyor. Servislerin iptal edilmesi, yemek porsiyonlarının küçülmesi, mola saatlerinin kısalması yani kısacası insanca yaşam koşullarından uzak şartlarda çalıştırılan işçi ve emekçi kadınların bir yandan da bakım yükünün artmasıyla beli bükülüyor. Kamu hizmetlerine ayrılan bütçe giderek azalıyor. İşçilerin, gençlerin ve çocukların servislerinin, kreşlerinin, yemeklerinin kısacası haklarının gasp edilmesi sıradanlaşıyor. Son 1 yıl pek çok iş yerinde toplu işten atmalar gerçekleşti, işsizlik korkusu işçi ve emekçilerin sırtında daha kötü çalışma koşullarına biat ettirmek için bir sopa olarak kullanıldı. İşçi ve emekçilerin örgütlenmesi, ses çıkarması, hakkını araması engelleniyor. Ancak işçi ve emekçi kadınlar sendikal hakları, yaşanılabilir bir ücret ve insanca yaşam koşulları için tutuklamalara, polis şiddetine, baskılara karşı mücadelesini sürdürüyor. Hakları için sendikalaşan, mücadele eden kadınların karşısına dikilen Saray Düzeninin eli sopalı temsilcileri, işçi kadınların mücadelesini kırmak için baskı ve zor koşullarını dayatırken; Digel Tütün'den Şık Makas'a, Smart Solar'dan Temel Conta'ya mücadele eden kadınlar, yaşamak istediği dünyayı birlikte inşa etmenin deneyimini diğer işçi kadınlara aktarıyor. 2025’te en az 299 kadın ve 64 çocuk öldürüldü; en az 471 kadının ölümü basına “şüpheli” olarak yansıdı. Şubat ayında 24 saat içinde 5 ilde 6 kadın katledildi, Kasım ayında Dilovası’ndaki patlamada 6 kadın ve çocuk işçi yaşamını kaybetti. Kadın cinayetlerinin son örneğiyse geçtiğimiz günlerde İstanbul’da aynı gün aynı isimle öldürülen 2 kadının cinayetinde bir kez daha görüldü. Bunlar sıradan istatistikler değil, kadınların gasp edilen yaşam haklarıdır. Bu ölümler tesadüf değil, şiddeti önlemeyen, failleri koruyan, cezasızlığı politika haline getiren düzenin sonucudur. Kapitalist- emperyalist düzenin yarattığı yoksullukla, işsizlikle, şiddetle, eşitsizlikle boğuşan kadınlar bugün de İran’da yaşanan savaşın kıskacında 8 Mart’ı karşılıyor. Savaş aynı zamanda yoksulluk, işsizlik, belirsizlik, geleceksizlik demek. Savaşın sonuçlarını sadece İran halkları yaşamıyor. Başta Ortadoğu olmak üzere emperyalistlerin enerji kaynaklarını yeniden paylaşmak üzere çıkardığı bu savaşın faturasını tüm dünya halkları ödüyor. Halklar yoksulluğun, işsizliğin pençesine itilmiş durumda. Bu koşulların kadınlar ve çocuklar için faturası her geçen gün daha da ağırlaşıyor. Bu kapitalist sömürü düzeninin kadınlara biçtiği; çalışırken iş cinayetinde ölmek, haklarımızı ararken cezalandırılmayan failler tarafından öldürülmek ya da emperyalistlerin çıkar çatışmaları arasında savaşlarda ölmek. Hayatta kalabilenlerimizin ise; evde, sokakta, iş yerinde, sömürü-şiddet ve eşitsizlik sarmalında bir yaşama mahkûm olması. 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’ne giderken emperyalizme, barbarlığa, zorbalığa karşı mücadele eden kız kardeşlerimizden aldığımız güçle mücadeleye devam edeceğiz. Eskişehirli kadınları da istismarı ve şiddeti aklayan, kadın emeğini sömürerek zenginliğini ve egemenliğini büyüten Saray düzenine karşı mücadeleyi büyütmeye çağırıyoruz. 8 Mart Pazar günü, 15.00'de Espark Bağlar Kapısı'nda buluşuyor. Haklarımız ve Hayatlarımız için sesimizi yükseltiyoruz."

Tarihin Hiçbir Döneminde Baskılara Boyun Eğmedik, Bugün de Eğmeyiz Haber

Tarihin Hiçbir Döneminde Baskılara Boyun Eğmedik, Bugün de Eğmeyiz

Cumhuriyet Halk Partisi Gençlik Kolları tarafından her geçen gün artan yasaklara, baskılara ve iktidarın gençliği sindirme çabalarına karşı 81 İlde eş zamanlı basın açıklaması yapıldı. CHP Eskişehir İl Gençlik Kolları Başkanı Anıl Yüksel yaptığı basın açıklamasında şu ifadeleri kullandı; ''Cumhuriyet Halk Partisi Gençlik Örgütleri olarak 19 Mart’tan sonra her geçen gün artan yasaklara, baskılara ve iktidarın gençliği sindirme çabalarına karşı bugün ülkemizin dört bir yanında sokaklardayız. Geçtiğimiz hafta Gençlik Kolları Genel Başkanımız Cem Aydın’a, Genel Başkanımız Özgür Özel’in sözlerinin yer aldığı bir videoyu sosyal medyada paylaştığı için hapis cezası verildi. Adalar Gençlik Kolları Başkanımız Ramazan Yıldız bir sosyal medya paylaşımı gerekçe gösterilerek Adalar mitingimizin hemen öncesinde gözaltına alındı ve tutuklandı. Bunların hiçbiri birbirinden bağımsız olaylar değildir. Biliyoruz ki mesele Cem Aydın ya da Ramazan Yıldız meselesi değildir. Mesele bütünüyle bir gençlik meselesidir Yargılanan ve cezalandırılan yalnızca Genel Başkanımız Cem Aydın’ın şahsı değil CHP Gençlik Örgütleri başta olmak üzere Türk gençliğidir. Sosyal medya paylaşımı gerekçesiyle tutuklanarak sindirilmek istenen Ramazan Yıldız’ın şahsı değildir. Sosyal medya kullanan her gençte korku ve tedirginlik yaratabilmektedir. Biz gençler bütün mesajlarınızı aldık ve cevap veriyoruz: Biz 24 yaşında istibdat zindanlarına atılan Mustafa Kemal Atatürk’ün mücadelesini miras aldık. Boynunda idam fermanıyla milli mücadeleyi başlatan cesaretin izinde yürüyoruz. Kuvayi Milliye’den bu yana; tarihin hiçbir döneminde baskılara boyun eğmedik, bugün de eğmeyiz. İşte buradayız, sokaklardayız. Yaratmak istediğiniz korku iklimine teslim olmuyor, bir araya gelmeye, umudu büyütmeye devam ediyoruz. Hoşunuza gitmeyen her sesi susturmaya çalışıyorsunuz ama nafile. Biz gençler konuşmaya devam edeceğiz. Gençlerin sesi her gün daha da gür çıkacak. Çünkü gençler anlattığınız toz pembe masallara inanmıyor. Acı gerçeği yaşıyor gençler. Sizin anlatmaya çalıştığınız hikaye başka. Hakikat başka. Gençler için hakikat daha lise çağlarında MESEM’lerde emeğinin sömürülmesidir. Gençler için hakikat günlük 133-TL KYK bursudur. Aç kalmak, arkadaşlarıyla bir kahve bile içememektir hakikat. 8 kişilik yurt odalarıdır hakikat. Güvenliksiz, bakımsız yurtlarda yaşamak zorunda bırakılmaktır. Yıllarca verilen emeğin ardından işsiz kalmaktır. Güvencesiz koşullarda üç kuruşa çalışıp iş kazalarına kurban gitmektir hakikat. Sınavlarda en yüksek puanları alıp mülakatta elenmektir hakikat. Bir gencin yaşı 30’a dayandığında hala ailesinin eline bakmasıdır hakikat. Biliyoruz bu gerçeklerin hiçbirisi sizin fildişi kulelerinizden görünmez. Ama biz sokakta her bir genç arkadaşımızın gözünün içine baktığımız anlarız ortak acılarımızı. İşte bu şartlar altında biz CHP’li gençlerin susması isteniyor. Siyaset yapmamamız isteniyor. Nasıl susalım? Bizler kendimiz için siyaset yapmıyoruz ki. Meselemiz topyekûn bir gençlik ve gelecek meselesidir. İnandığımız gelecek güzel günler için mücadele etmekten asla geri durmayacağız. Biz gençler; Sorunlarımıza çözümler üretmesi gerekirken, her gün baskılarla yasaklarla bizi sindirmeye çalışan bu iktidara katlanmak zorunda değiliz. Yoksulluğa, güvencesizliğe katlanmak zorunda değiliz. İşsizliğe, geleceksizliğe katlanmak zorunda değiliz. Biz bu kara düzene razı olmayanlarız. Geleceğin belirsizliğine katlanmayanlarız. Mücadelemiz dün başlamadı, bugün bitmeyecek. Daha iyi bir gelecek için mücadele etmeye devam edeceğiz. Seslenişimiz aynı havayı soluduğumuz tüm genç arkadaşlarımızadır: Hayallerini erteleyen, gençliğini yaşayamayan arkadaşım; bu düzen senin kaderin değil. Geleceğin belirsizliğine katlanmak zorunda değilsin, değiliz. Bu zulmü birlikte yeneceğiz. Bu kötü düzenden birlikte kurtulacağız. Bir asır Cumhuriyeti kuran iradenin altında birleşeceğiz, Kendi ellerimizle yeni bir düzen kuracağız! Adil, özgür ve hak ettiğimiz gibi yaşadığımız yepyeni bir düzen kuracağız. Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz!

Çocukların Suça Sürüklenmesi Güvenlik Sorunu Değil Sosyal Devlet Krizi! Haber

Çocukların Suça Sürüklenmesi Güvenlik Sorunu Değil Sosyal Devlet Krizi!

CHP Bartın Milletvekili Aysu Bankoğlu, Suça Sürüklenen Çocuklara İlişkin Araştırma Komisyonu toplantısında sunum yapan Aile ve Sosyal Hizmet Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş’a son günlerde yaşanan çocuk suçluluğu ve mağdur çocuk sayısı soruldu. Toplantıda uyuşturucu kullanımındaki ve çeteleşme hızındaki artışı hatırlatan Bankoğlu, Bakan Göktaş’a Ankara’da eğlence mekanlarında kız çocuklarına yönelik istismar iddialarını da sordu. Bankoğlu’nun Ankara’da bazı eğlence mekanlarında 15 kız çocuğunun zorla uyuşturucu kullanımı ve fuhşa zorlandığı iddialarını hatırlatmasının ardından çıkan tartışmalar nedeniyle komisyon çalışmalarına kısa süreli ara verildi. SADECE SON GÜNLERDE ÇIKAN HABERLER BİLE SİSTEMİN ÇÖKTÜĞÜNÜ GÖSTERİYOR Bankoğlu konuşmasında şunları söyledi: ''Çocuklar suça sürükleniyorsa, çocuklar korunamıyorsa, çocuklar cezaevlerinde büyüyorsa, burada en ağır sorumluluk Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nındır. Ancak biz burada kapsamlı, etki analizlerini, istatistikleri içeren bir sunum beklerken sadece Bakanlığın görevlerini hatırlatan bir sunum izledik. Şimdi Sayın Bakan’a sadece son birkaç günde ne haberler çıktı, hatırlatmak isterim. Bir, 17 yaşındaki Atlas Çağlayan, 15 yaşında bir çocuk tarafından bıçakla öldürüldü. Atlas Çağlayan'ın ailesini tehdit ettiği iddiasıyla gözaltına alınan zanlı tutuklandı. İki, Mersin Davultepe Çocuk Esirgeme Kurumu'nda çocukları tekmeleyen bir eğitimcinin göreve iade edildiği haberleşti, Bakanlık bunu yalanladı. Üç, Ankara’da iki kız çocuğunun polise başvurmasıyla başlatılan soruşturma kapsamında eğlence mekanlarına operasyon düzenlendi. Soruşturma kapsamında tam 15 kız çocuğunun pavyonlarda çalıştırıldığı ve 5 bin lira karşılığında fuhşa zorlandığı belirtildi. Dört, kamuoyunda ''Casperlar'' adıyla bilinen suç örgütüne yönelik soruşturma kapsamında 68 kişi hakkında dava açıldı. Bu kişilerden en az 57'sinin çocuk olduğu ortaya çıktı. Beş, İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi’nin raporuna göre 2025’te 94 çocuk işçi çalışırken hayatını kaybetti. Altı, TBMM lokantasında stajyer olarak çalışan kız çocuklarının istismara edilmesine ilişkin açılan davanın ilk duruşması görüldü. Bu ve benzeri çok sayıda haber neyi ifade ediyor? SAYIN BAKAN, SİZİN ÖNLEYİCİ SOSYAL HİZMET SİSTEMİNİZ NE YAPIYOR? Sayın Bakan, biz bu komisyonda 7 toplantıdır çeşitli sunumlar dinledik. TÜİK geldi, “2024 yılında suça sürüklenme nedeniyle güvenlik birimlerine gelen çocukların karıştığı olay sayısı 202 bin 785’e çıktı. 2020’ye göre %80’in üzerinde artış var” dedi. Yine aynı yıl mağdur olarak güvenlik birimlerine gelen çocukların karıştığı olay sayısı ise 279 bin 620’ye ulaştı.” dedi. Adalet Bakanlığı geldi. “2025 yılında çocuklara yönelik soruşturma sayısı 186 bini aştı. 2020 yılından bu yana mağdur çocuk sayısı %56 artış var” dedi. Tüm bunlar bize önleme mekanizmalarının çöktüğünü gösteriyor. O halde en başta soruyorum: Sayın Bakan, sizin sosyal hizmet sisteminiz ne yapıyor? Bu Aile izleme mekanizmaları, okul temelli sosyal destekler, mahalle düzeyinde erken uyarı sistemleri gibi burada bahsettiğiniz onlarca şey neden çalışmadı? ÇOCUKLARIN PAVYONDA NE İŞİ VAR DİYE MERAK ETTİNİZ Mİ? Ankara’da eğlence merkezlerine düzenlenen operasyonda baştan aşağı skandallarla dolu. Bu habere ilişkin hangi tarihlerde hangi işlemleri yaptınız? Mağdur çocukların Bakanlığınızca koruma altına alındığı ve dinlendiği tarihler nedir? Çocukların annelerinin de bu mekanlarda çalıştırıldığı iddiası var. Sizin görev alanınız değil mi kadınlar? Bahsi geçen eğlence mekanlarında kaç kadın çalıştırılmaktadır? Bu mekanlar onlarca yıldır faaliyet gösteriyor. Buralarda kadın bedeni sömürüsünden uyuşturucuya birçok suçun işlendiğini tüm Ankaralılar da biliyor. Belgeselleri dahi çekildi. Yine Ankara’nın göbeğinde bu olaylar olurken Bakan olarak ne yaptınız? Ya merak edip Ulus’ta bu pavyonlarda ne oluyor, bu kadınlar ne için buralara düştü, çocukların burada ne işi var diye merak etmediniz mi hiç? MESELE BİRKAÇ İSTATİSTİK DEĞİL, ÇOCUKLARIN HAYATIDIR! Bakanlığınıza bağlı çocuk destek merkezleri, çocuk izlem merkezleri, sosyal hizmet merkezleri bugün gerçekten önleyici mi, yoksa yalnızca hasar tespiti yapan birimlere mi dönüşmüş durumda? Ankara’daki olayda çocuğun şikayeti üzerine soruşturma başlatıldığı yazıyor. Çocuk şikayet etmeseydi bu olaydan haberimiz olmayacaktı. Çocuklar suçla karşı karşıya gelmeden önce neden bu mekanizmalara ulaşamıyor? Bakın, burada mesele birkaç istatistik değildir. Mesele, çocukların hayatıdır. Çocuklar hayattan koparılırken, biz hala “kurumlar arası koordinasyon” cümleleri kuramayız. O çocuklar öldükten sonra yapılan hiçbir toplantının, yazılan hiçbir raporun vicdani karşılığı yoktur. Sayın Bakan, siz bu ülkede çocukların en son sığınağı olması gereken kurumun başındasınız. Ama çocuklar bugün o sığınağa ulaşamadan sokakta, suç örgütlerinin, uyuşturucu tacirlerinin, şiddet ağlarının içine düşüyor. Bu çocukların çoğu yoksul, dezavantajlı, korunmasız. Yani sizin doğrudan sorumluluk alanınızda olan çocuklar. “AİLE YAPISINI KORUYORUZ” DEMEKLE OLMUYOR Bugün çocukların suça sürüklenmesi bir güvenlik sorunu değil, bir sosyal devlet krizidir. Bu krizin merkezinde de Bakanlığınız var. Burada kamusal sorumluluk vardır. Bu komisyonda biz süslü sunumlar istemiyoruz. Bakanlığınız döneminde kaç çocuk korundu, kaç çocuk kaybedildi? Kaç çocuk suçtan uzak tutuldu, kaç çocuk sistemin dışına itildi? Kaç aile desteklendi, kaç aile yalnız bırakıldı? Sayın Bakan, bir diğer konu, 2025 yılında çocuklara yönelik soruşturma sayısı 186 bini aşmış. 10 yıl öncesine göre korkunç bir artış var. Yine 2024 yılında tam 279 bin 620 çocuk mağdur olarak güvenlik birimlerine sığınmış. Bu ne demek biliyor musunuz? Bu devlet, çocuklarını istismardan, şiddetten, sömürüden koruyamıyor demektir. “Aile yapısını koruyoruz” demekle olmuyor. MESEM’LERDE İSTİSMARA UĞRAYAN KAÇ ÇOCUK VAR, AÇIKLAYIN Eğitim konusunda da yıllardır dile getiriyoruz. Binlerce çocuk MESEM adı altında sanayiye, açık öğretime, yani denetimsizliğe mahkum edildi. Milli Eğitimle protokolünüz var. MESEM’lerde kaç çocuk cinayeti işlendi, bu çocuklar neden eğitimden kopuyor, MESEM’lerde şiddet ve istismara uğrayan çocuk sayısı kaç, bunları açıklayın. Sizden beklentimiz niyetlerden değil, çocukların hayatında neyi değiştirdiğinizden konuşun.''

Gerici ve Piyasacı Eğitim Anlayışınızı Kabul Etmiyoruz Haber

Gerici ve Piyasacı Eğitim Anlayışınızı Kabul Etmiyoruz

Eğitim - İş Eskişehir Şube Başkanı Fadime Arslan, 2025 - 2026 Eğitim Öğretim yılının ilk yarısını değerlendirdi. Eğitim İş Eskişehir Şubesi Başkanı Fadime Arslan yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı; “Eğitimin kamusal niteliğinin yok edildiği, eşitsizliğin derinleştiği ve aydınlık yarınlarımızın teminatı olan çocuklarımızın çok yönlü bir kuşatma altında olduğu bir eğitim dönemini daha geride bıraktık. Milli Eğitim Bakanlığı, eğitimi kamusal bir hizmet olarak değil; ideolojik, gerici ve piyasa odaklı bir alan olarak yönetmeye devam ettikçe bu sorunlar her dönem üstüne koyarak devam edecektir. Daha kayıt döneminde bağış adı altında toplanan paralarla okul maliyetleri artmış, servis ücreti, kırtasiye parası, kantin harcamaları velileri zor duruma düşürmüştür. Zorunlu eğitime rağmen %100 okullaşma sağlanamaması, okulda olmayan çocuk sayısının artması, taşımalı eğitim mağduriyetleri, okul servisi sorunları, ikili eğitim sorunu bu dönem de devam etmiştir. MESEM’lerde onlarca çocuk işçi mağduriyet yaşamış, çocuklar hayatını kaybetmiştir. Okullardaki temizlik ve hijyen , beslenme ve temiz içilebilir su sorunu, denetimsiz okul yemekleri, güvenlik personeli sorunu, okullarda artan şiddet olayları, deprem bölgesindeki eğitim sorunları devam etmektedir. ÇEDES projesi, Maarif müfredatı, Atatürk ve ulusal günlerin görünmez kılınması, imam hatip okulları dayatması devam etmektedir. MEB yatırım bütçesi sistematik olarak azaltılmış, eğitim piyasalaştırılmıştır. Ücretli öğretmenlik güvencesiz istihdama neden olmuş, öğretmenlerin ve eğitim emekçilerinin alım gücü azalmış, öğretmenlere yüklenen angarya görevler artmış, norm fazlası öğretmen atamaları mağduriyetlere sebep olmuş, okullarda baskı mekanizmasına dönüşen CİMER İhbar Hattı ile öğretmenler haksız ve hukuksuz yere suçlanmış, öğretmen yetiştirme, akademi ve eğitim politikaları öğretmen üzerinde baskıcı ve öğretmeni değersizleştiren bir anlayışa dönüşmüştür. Ülkenin eğitim sorunlarını çözmekle yükümlü olan Milli Eğitim Bakanlığı bu sorunların çözümü için çalışmadığı gibi öğretmenlerin iş yükünü artırmış, piyasacı anlayışı sonucu velileri de ekonomik yönden zora sokmuştur. Eğitim İş olarak uyarıyoruz! Gerici ve piyasacı eğitim anlayışınızı da Atatürksüz müfredatınızı da öğretmenlerin itibarını zedeleyici, iş yükünü artırıcı, onları mağdur edici keyfi uygulamalarınızı da kabul etmiyoruz! Milli Eğitim Bakanlığı olarak yaptığınız her türlü hukuksuz ve haksız uygulamaların takipçisi olacağız. Eğitim İş olarak öğrencilerimizin, velilerimizin ve eğitim emekçilerimizin hakkını savunup mücadeleyi devam ettireceğimizi tüm kamuoyuna duyuruyoruz.”

Devlet Eliyle Çocuk İşçiliği Meşrulaştırılıyor! Haber

Devlet Eliyle Çocuk İşçiliği Meşrulaştırılıyor!

Eğitim - Sen Eskişehir Şubesi tarafından kısa adı MESEM olan Mesleki Eğitim Merkezleri Eskişehir İl Milli Eğitim Müdürlüğü önünde protesto edildi. Eğitim - Sen Eskişehir Şubesi tarafından yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi; "Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB), mesleki eğitimi güçlendirme iddiasıyla yaygınlaştırdığı Mesleki Eğitim Merkezleri (MESEM) uygulaması, bugün gelinen noktada çocuklarımızın eğitim hakkının gasp edildiği, ucuz işgücü olarak sermayeye sunulduğu bir "çocuk işçiliği" sistemine dönüşmüştür. Eğitim Sen olarak, eğitimin piyasalaştırılmasına ve öğrencilerimizin "stajyer" veya "çırak" adı altında sömürülmesine karşı sesimizi yükseltmek, gerçekleri kamuoyuyla paylaşmak için buradayız. MESEM kapsamında öğrencilerimiz, "meslek öğrenmek" vaadiyle okullarından koparılmakta, haftanın dört günü denetimsiz, güvencesiz ve çoğu zaman ağır iş koşullarının olduğu sanayi sitelerine, atölyelere ve işletmelere gönderilmektedir. Henüz gelişim çağında olan bu çocuklar, yetişkinlerin dahi zorlandığı şartlarda çalıştırılmakta, eğitim alması gereken saatleri üretim bantlarında geçirmektedir. Devlet Eliyle Çocuk İşçiliği Meşrulaştırılıyor! Türkiye’de çocuklar, devlet destekli bir sömürü sisteminin kurbanı haline getirilmiştir. MESEM’ler, iktidarın eğitimi piyasalaştırma ve eğitim hakkını ticarileştirme politikasının en keskin örneği olarak karşımıza çıkmaktadır. 3308 Sayılı Mesleki Eğitim Kanunu’nda yapılan değişikliklerle bu merkezler adeta bir “çocuk işçi fabrikası” haline getirilmiştir. Bu sistemle birlikte kamu kaynakları sermayeye aktarılıyor. Öğrencilerin maaşları ve sigorta primleri, işveren tarafından değil İşsizlik Sigortası Fonu’ndan yani halkın cebinden ödenmektedir. Patronlara "bedava işçi" sağlanırken, bu çocukların eğitimi ikinci plana atılmaktadır. Yeterli iş güvenliği eğitimi almayan ve yeterince denetlenmeyen işyerlerinde çalışan çocuklarımız, iş cinayetlerine kurban gitmektedir. Son dönemlerde MESEM kapsamında çalışırken hayatını kaybeden veya uzuv kaybı yaşayan çocuklarımızın olduğu göz önüne alındığında, bu kazalar "kader" değil, göz göre göre gelen cinayetlerdir. “Mesleki Eğitim meselesi, memleket meselesi” sloganıyla proje üretme ve mesleki eğitimi güçlendirme iddiasıyla yola çıkanlar son 6 yılda ülkemizde Meslek Liselerinin sayısını 2000 civarında azaltmışlar ve bunun yerine MESEM uygulamalarıyla çocuk işçiliğini meşru hale getirmişlerdir. MESEM uygulamaları yoksul aile çocuklarını, kısa yoldan para kazanma umuduyla örgün eğitimden koparmakta ve geleceksizliğe itmektedir. Eğitimde fırsat eşitliği, MESEM uygulamalarıyla derin bir uçuruma dönüşmüştür. Milli Eğitim Bakanı’nın istifasını talep eden öğrencilerin tutuklanması, demokratik haklarını kullanan Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası üye ve yöneticilerine yönelik şiddet, iktidarın gerçeği gizleme çabasının açık göstergesidir. Oysa ne baskı ne tutuklama ne de gözdağı, çocuk emeği sömürüsünün üzerini örtebilir. Taleplerimiz Açık ve Nettir: Eğitim Sen olarak Bakanlığa ve yetkililere sesleniyoruz: Çocuklarımızın yeri sanayi siteleri, atölyeler veya fabrikalar değil; okulları, sınıfları ve oyun alanlarıdır. Öğrencilerin ucuz işgücü olarak görülmesi anlayışından derhal vazgeçilmeli, emeklerini sömürecek uygulamalar ve işbirliği protokolleri iptal edilmeli, mesleki eğitim, pedagojik ilkelere uygun olarak, okul bünyesindeki atölyelerde ve öğretmen gözetiminde verilmeli ve Meslek Liselerinin statüleri geliştirilmelidir. Bizler, hiçbir öğrencimizin sermayenin kâr hırsına kurban edilmesine izin vermeyeceğiz. Çocuklarımızın eğitim hakkını, can güvenliğini ve geleceğini savunmaya devam edeceğiz."

Türkiye’yi Hindistan'a Çevirmek İstiyorlar! Haber

Türkiye’yi Hindistan'a Çevirmek İstiyorlar!

CHP Gençlik Kolları, MESEM’lerde çocuk işçilerin hayatını yitirmesine karşı sorumluların cezalandırılması çağrısında bulundu. CHP Gençlik Kolları Genel Başkanı Cem Aydın öncülüğünde 81 ilde MESEM’lere karşı ortak basın açıklaması düzenlendi. Açıklamada MESEM’lerdeki ölümleri protesto ederken tutuklanan TİP üyesi öğrencilerle dayanışma duygularına yer verildi. Başkan Cem Aydın basın açıklamasında, AKP Gençlik kollarına MESEM’ler üzerinden 'yapay zeka' siyaseti göndermesinde bulundu. “Yapay zeka ile siyaset yapmayı bırakın. Gençlerin sorunları bu meydanda. Sıyrılın abilerinizden ablalarınızdan iki kelam edin. Bu meydanlarda buluşalım.” “TÜRKİYE’Yİ HİNDİSTAN’A ÇEVİRMEK İSTİYORLAR. RAZI DEĞİLİZ…” “Emeğin ucuz, ekmeğin pahalı olduğu bir ülke istiyorlar. Türkiye'yi Hindistan'a çevirmek istiyorlar. Bizim de buna rıza göstermemizi, susmamızı istiyorlar. Razı değiliz. Okulda olması gereken çocukların; atölyelerde, sanayilerde, inşaatlarda, fabrikalarda sömürülmesine, can vermelerine rıza göstermemizi susmamızı istiyorlar. Razı değiliz. Susamayız. Çünkü biliyoruz ki çocuklar uyurken susulur ölürken değil. Bu ülkenin güzel evlatlarına, çocuklarına sahip çıkmak için ses çıkaran arkadaşlarımızı yaka paça gözaltına alıp tutukluyorlar. Susmamızı, rıza göstermemizi istiyorlar. Razı değiliz. Susmayız. Arkadaşlarımızla güçlü bir dayanışma içerisindeyiz. İktidar yarattığı kara düzende bizden çok şey istiyor. Canımızı istiyor, emeğimizi istiyor, ekmeğimizi istiyor, özgürlüğümüzü istiyor. Biz onlardan çok bir şey istemiyoruz: Çocuklar ölmesin istiyoruz. Yaşam hakkına, eğitim hakkına, özgürlüğümüze sahip çıkmak için tüm örgütlerimizle Türkiye'nin dört bir yanındayız.” AYDIN, GENÇLİK KOLLARI’NIN TALEPLERİNİ SIRALADI: “Taleplerimiz açıktır: 1. Çocuk işçiliğini teşvik eden tüm uygulamalar ve MESEM derhal kaldırılmalıdır. 2. Mesleki eğitim 18 yaş sonrasına taşınmalı çocuklar atölyelere değil okullara gönderilmelidir. 3. Eğitim parasız, bilimsel, laik ve demokratik olmalıdır. 4. MESEM düzenini protesto ettiği için tutuklanan Türkiye İşçi Partili 16 arkadaşımız derhal serbest bırakılmalıdır. Gençler bugün MESEM’de; Eğitim alamadan çalışmaya zorlanıyor, Uzun saatler boyunca üretim baskısı altında tutuluyor, İş güvenliği riskleriyle baş başa bırakılıyor, Haklarını talep ettiklerinde susturuluyor, Geleceklerini güçlendirecek bir beceri kazanmadan aynı döngüye mahkûm ediliyor.” Eğitimin adı var, kendisi yok. Gözetim var deniyor, pratikte neredeyse hiç yok. Gençler “öğrenci” değil, açıkça ucuz iş gücü muamelesi görüyor. Bu kabul edilemez. Hiçbir genç, hiçbir çocuk, ucuz iş gücü olarak kullanılamaz. Hiçbir genç, eğitimi ve güvenliği hiçe sayılan bir düzene mecbur bırakılamaz.” “ÇOCUKLARI DOĞRUDAN İŞÇİLEŞTİREN BU KARA DÜZENİN KARŞISINDA DURMAK BOYNUMUZUN BORCU” “Açıklamamızda arkadaşlarımız ifade ettiler 2025 yılında hayatını kaybeden 86 çocuk işçi, MESEM'lerde hayatını kaybeden çocuklar iktidar için sayılardan ibaret olabilir ama bizim için öyle değil. Onlar bizim her sabah aynı güneşe uyandığımız, aynı hayalleri aynı umutları paylaştığımız kardeşlerimiz. Çocukları doğrudan işçileştiren bu kara düzenin karşısında durmak bizim boynumuzun borcudur. Bizler daima olmamız gereken yerde olacağız. Bu ülkenin çocuklarının gençlerinin omuz hizasında olacağız. Ve söz veriyoruz tüm kötü uygulamalarıyla iktidarın yarattığı bu kara düzeni söküp atacağız. “ Aydın konuşmasını şu sözlerle noktaladı: “Gençler susmayacak. Gençler görmezden gelinmeyecek. Biz kazanacağız, biz kazanacağız, biz kazanacağız.”

MESEM Uygulamalarıyla Okul Sürecinden Kopan Çocukların Suça Eğilimleri Artıyor Haber

MESEM Uygulamalarıyla Okul Sürecinden Kopan Çocukların Suça Eğilimleri Artıyor

Eğitim - Sen Eskişehir Şube Başkanı Özkan Demirkol düzenlediği basın toplantısında çocuk işçiliği, suça sürüklenen çocuklar ile MESEM uygulamalarını değerlendirdi. Şube binasında düzenlenen basın toplantısında Eğitim - Sen Eskişehir Şube Başkanı Özkan Demirkol şu ifadeleri kullandı; “Çocuklar suçlu doğmaz. Çocukları suça iten nedenler vardır. Bu nedenlerin çok iyi araştırılıp buna yönelik önlemlerin alınması lazım. Ülkemizdeki derinleşen ekonomik kriz, yoksulluk, insanların alım gücünün düşmesi bir şekilde çocukları çocuk işçilik nedeniyle, mesem uygulamaları ya da lise düzenlemeleriyle eğitimden kopmaları, çocukları bu suç sarmalıyla, suç işleme sarmalıyla karşılıklı olarak bıraktığını görüyoruz. Televizyon dizileri dediğimiz ya da başka birtakım oyunlar, bilgisayar oyunları, suç içeren, şiddet içeren oyunlar, çocukların suça daha çok eğiliminin olmasını arttıran sebeplerden birisidir. Burada devletin asli görevlerinden birisi, çocukları suç işledikten sonra cezalandırmak değil, ama çocukların suç işleme potansiyellerini görüp buna göre önlemlerin alınması gereklidir. Suçlu çocuk yoktur. Hakları ihlal edilen çocuklar vardır. Çocukların adli süreçlerle tanışması, bir dizi ihmalin sonucudur aslında. Bir çocuk okul sıralarında olması gerekirken sokaktaysa ya da atölyelerde ucuz iş gücü olarak emeği sömürülüyorsa, temel ihtiyaçlarına ulaşamıyorsa, burada fail çocuk değildir. Fail, sosyal devlet sorumluluğunu yerine getirmeyen sistemdir. Sosyal bağlılık kuramına göre değerlendirdiğimizde şöyle bir durum var: Çocuğun okula, öğretmene ve arkadaşlarına olan bağlılığı, onu suçtan alıkoyan bir etkendir. Siz bir çocuğu okuldan uzaklaştırırsanız, eğitim süreçlerinden yeterince yararlanmamasına yönelik düzenlemeler yaparsanız (ki nitekim en son hatırlarsanız liselerin süresinin kısaltılmasıyla ilgili bazı çalışmalar vardı), burada çocuk sadece akademik geleceğini kaybetmiyor, toplumsal normlara olan inancını da kaybediyor ve aitlik duygusu ortadan kalkıyor. Burada çocuk, kaybedecek hiçbir şeyi olmayan bir bireye dönüşüyor. Kendini bu şekilde görüyor ve bu şekilde gördükten sonra da ister istemez böyle bir psikolojiyle o sokakta suça eğilimi biraz daha kolaylaşıyor. Burada yapılması gereken eğitimden kopuşların engellenmesi gerekiyor. Özellikle mesem uygulamalarıyla çocukları siz bu okul süreçlerinden koparıp da ucuz iş gücü şeklinde atölyelere, iş yerlerine attığınızda, çocukların suça olan eğilimlerini biraz daha arttırıyorsunuz. Bu nasıl oluyor? Şöyle: Çocuk kendi akranları arasında olması gerekirken birdenbire yetişkinlerin bulunduğu bir ortama geçtiğinde, oradaki pedagojik belli bir takım verilere sahip olmayan, pedagojik gerçekliklerden uzak insanların küfürleri, geçim şartlarından kaynaklı olarak yaşamış oldukları travmaları bir şekilde şiddet, küfür veya buna benzer diğer şeylerle çocuklara yansıtması sonucunda çocuk da ister istemez böyle bir ortamda şiddetle iç içe, daha sonra pedagojik gelişimlerden, gerçekliklerden uzak, sigara gibi, diğer maddeler gibi kötü alışkanlıkların içerisinde bir şekilde kendilerini buluyorlar. Bu da çocukları suç işleme konusunda sanki biraz daha böyle teşvik eder bir duruma getiriyor. Bir başka konu çocuk adalet sistemi. Çocuk adalet sistemi bizim ülkemizde genelde cezalandırma üzerinedir. Burada yapılması gereken en önemli şeylerden birisi, çocuklar suç işlemeden önce o çocukların suç işlemesini engelleyici önlemlerin alınmasıdır. Yoksullukla mücadelenin yapılması gerekiyor. Çünkü mesem uygulamalarında şöyle bir şey var: Çocuklar emeği sömürülüyor. Emeği sömürüldükten sonra yeterince ücret alamadığını düşündüğünde, emeğinin sömürüldüğünü ve hak ettiğini alamadığını düşününce çocuk bu sefer farklı para kazanma yollarına girebiliyor. İşte bu da hırsızlık dediğimiz ya da buna benzer diğer şeyleri teşvik edebiliyor. Bir de çocukların özellikle bu televizyon programları, buna benzer diğer toplumsal çöküşü hızlandıran yayınlar diyelim biz onlara. Buradaki o özentilerinden kaynaklı olarak kolay bir şekilde para kazanma, ekonomik rahatlığa ulaşma gibi bir gerçeklik de var. Bunlar da çocuğu maalesef bu tür şeylere teşvik edebiliyor. Burada yapılması gereken en önemli şeylerden birisi, bu sosyal devlet anlayışıyla, çocukları suça teşvik eden uygulamaların önlenmesi gerekiyor. Unutulmasın ki suça sürüklenen her çocuk, bu ülkenin bir geleceğidir, umududur. Buna göre düzenlemelerin yapılması gerekir.”

İş Cinayetlerinin Sorumlusu Saray Düzenidir! Haber

İş Cinayetlerinin Sorumlusu Saray Düzenidir!

Eskişehir Demokratik Kadın Platformu tarafından Dilovası'nda bir parfüm deposunda meydana gelen patlama sonucu hayatını kaybeden kadınlar ve kadın istihdamında yaşanan sorunlarla ilgili bir açıklama yaptı. Eskişehir Kadın Platformu adına açıklama yapan EMEP Eskişehir İl Başkanı Ceren Kökoğlu şu ifadeleri kullandı; "Geçtiğimiz günlerde Kocaeli'nin Dilovası ilçesindeki bir parfüm deposunda meydana gelen patlamada 6 kadın işçi yaşamını yitirdi. Bu kayıp, bir kez daha gösterdi ki bu memlekette işçinin yalnızca emeğinin değil, canının da hiçbir güvencesi yoktur. Patlamanın ardından ortaya çıkan bilgiler, bu iş cinayetinin ihmaller zinciri, denetimsizlik ve göz yumma politikalarıyla nasıl göz göre göre yaşandığını tüm açıklığıyla ortaya koyuyor. İşçilerin canı pahasına üretim sürdürülüyor, patronlar ise işçilerin hayatından çalarak servetlerine servet katıyor. Yaşamını yitiren 6 kadın işçiden 3’ü çocuktu. Hepsi yevmiyeli, sigortasız ve güvencesiz çalıştırılan emekçilerdi. İşletmenin yangın söndürme planı yoktu, çalışma ruhsatı bile bulunmuyordu. İşçilerin patlamadan kaçma şansı dahi olmadı. Bu, açıkça bir cinayettir! Sorumlusu başta işletme sahibi ve yöneticileri olmak üzere; bu işletmeyi denetlemeyen Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, SGK ve İlçe Belediyesidir. Bu kurumlar, idari görevlerini yerine getirmemiş; işçilerin yaşamını hiçe sayan kölelik koşullarının sürmesine göz yummuştur. Bu bir kader değildir, fıtrat hiç değildir; bu bir iş cinayetidir! Biliyoruz ki Saray düzeninin “Ailenin 10 Yılı” söylemleriyle ve 11. Yargı Paketi ile çizdiği tablo; artan güvencesizlik, yoksulluk, iş cinayetleri, şiddet ve eşitsizlikle geçen karanlık bir on yıldır. Çocuklar MEB’in “MESEM” programlarıyla okuldan koparılıp atölyelere, fabrikalara sürülürken; açlık sınırının bile altında, sigortasız ve güvencesiz çalışmaya mahkûm ediliyor. Bu politikalar çocukları yalnızca eğitimden değil, yaşamdan da koparıyor. Daha bugün, Ağrı’da ayçiçeği hasadı sırasında biçerdöverin altında kalan 14 yaşındaki çocuk tarım işçi Nursefa Samur hayatını kaybettiği haberini aldık. Oysa Nursefa’nın yaşıtlarıyla birlikte okulda olması gerekiyordu. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi (İSİG Meclisi) ‘nin verileri 2025 yılı içinde Kasım ayı itibariyle 77 çocuk işçi hayatını kaybettiğini kayda düşüyor. Öyle ki, daha dün mecliste görüşülen bütçede çocuk işçiliğiyle mücadeleye tek bir ek kaynak dahi ayrılmadı. İş sağlığı ve güvenliği için ayrılan payda da artış yapılmadı. Bu bütçeden işçiye, kadına, çocuğa yine pay çıkmadı! Saray düzeni istiyor ki; Kadınlar ucuz iş gücü olarak fabrikalara sürülsün, Güvencesiz ve sigortasız çalışsın, Evde aileye, işte patrona biat etsin, Sesini çıkarmasın, başını kaldırmasın, hakkını aramasın. Saray düzeni istiyor ki; Bu memlekette ne işçi ne de çocuk hakkını savunsun. Dilovası’nda işçilerin ölümünün hesabını sormayan iktidar; geçtiğimiz ay Tokat’ta, hakları için mücadele eden ve Birleşik Tekstil, Dokuma ve Deri İşçileri Sendikası’nda örgütlenen Şık Makas işçilerinin grevine polis zoruyla saldırıyor. İşçi temsilcisi Buse Kara’ya, hakkını savunduğu için ev hapsi veriliyor. Bu, mücadele eden kadınlara verilmek istenen açık bir gözdağıdır! Tokat’ta ücretlerini ödemeden kaçan patron da, Dilovası’nda ruhsatsız işçi çalıştırma cesaretini kendinde bulan patron da gücünü Saray’ın sermaye düzeninden almaktadır. Buradan haykırıyoruz: Bu düzen böyle gitmez! Bu sömürü ve cinayet düzeninin hesabı yalnızca mahkemelerde değil, emeğin örgütlü mücadelesinde sorulur! Tokat’tan Dilovası’na yükselen bu ses; emeği çalınan kadınların, işçilerin ve çocukların haklı isyanıdır. Eskişehir’den tüm işçilere, emekçilere, kadınlara, gençlere çağrımızdır: Yaşamak için örgütlenelim! Emeğimiz için mücadele edelim! Saray’ın sermaye terörüne hep birlikte DUR diyelim!"

Eskişehir Sanayi Odası’ndan Milli Eğitim Bakanı Dr. Yusuf Tekin’e Ziyaret Haber

Eskişehir Sanayi Odası’ndan Milli Eğitim Bakanı Dr. Yusuf Tekin’e Ziyaret

Eskişehir Sanayi Odası (ESO) Yönetim Kurulu Başkanı Celalettin Kesikbaş, Başkan Yardımcısı Fatih Düş, AK Parti Eskişehir Milletvekilleri Fatih Dönmez, Prof. Dr. Ayşen Gürcan, Nebi Hatipoğlu ve AK Parti Eskişehir İl Başkanı Gürhan Albayrak ile birlikte T.C. Milli Eğitim Bakanı Dr. Yusuf Tekin’i ziyaret etti. Ziyarette, Eylül 2024’te kurulan ve kısa sürede 1600 öğrenciye ulaşan Odunpazarı Mesleki Eğitim Merkezi’nin (MESEM) Eskişehir Sanayi Odası işbirliğiyle “Proje Okulu” statüsüne geçmesiyle ilgili istişare toplantısı gerçekleştirildi. Toplantıda, Eskişehir sanayisinin nitelikli iş gücü ihtiyacına yanıt verecek bu yenilikçi modelin detayları ele alındı. Sektörle İç İçe, Uygulamalı Eğitim Modeli Projenin hayata geçmesi durumunda, MESEM kapsamındaki öğrenciler haftanın 4 günü sanayi işletmelerinde uygulamalı eğitim alacak, 1 günü ise okulda teorik derslerle desteklenecek. Bu sistemle öğrenciler daha lise döneminde meslekleriyle tanışacak, işletmelerde aidiyet geliştirecek ve mezuniyet sonrası istihdamda öncelik kazanacak. Bakanlık tarafından değerlendirme aşamasında olan MESEM Proje Okulu modelinin uygulamaya geçmesi durumunda, en önemli bileşenlerden birinin ESO AKADEMİ olacağını belirten Başkan Kesikbaş, “ESO AKADEMİ’nin sahip olduğu modern makine parkı, ekipmanları ve teknolojik altyapısı, Odunpazarı MESEM öğrencilerine açılarak eğitim süreçlerini zenginleştirebilecek. Böylece öğrenciler, gerçek üretim ortamlarına benzer koşullarda beceri kazanacak ve çağın gerektirdiği yetkinliklerle donatılabilecek” açıklamasında bulundu. Stratejik İş Birliği: Eğitimde Yeni Bir Dönem ESO ile Milli Eğitim Bakanlığı arasında imzalanması planlanan protokol çerçevesinde öğretmenlere hizmet içi eğitimler verilecek, öğrencilere yemek, ulaşım gibi destekler sağlanacak. Eğitim programları, işletmelerden alınan geri bildirimlerle sürekli güncellenecek. Ayrıca başarılı öğrencilere ESO tarafından burs desteği verilecek. Uygulamaya geçmesi durumunda bu model, eğitim-istihdam-üretim zincirinde doğrudan bağ kurarak gençlere mesleki deneyim kazandırmayı, sanayinin ihtiyaç duyduğu nitelikli iş gücünü yetiştirmeyi ve yerel kalkınmaya katkı sağlamayı hedefliyor. Eskişehir Sanayi Odası, Milli Eğitim Bakanlığı ile birlikte yürüttüğü bu kapsamlı işbirliği ile Türkiye'ye örnek olacak bir mesleki eğitim modeli geliştirmeyi hedefliyor.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.