SON DAKİKA
Hava Durumu

#Laiklik

Porsuk Haber Ajansı - Laiklik haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Laiklik haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Kuvayı Milliye Ruhunu Ortadan Kaldırmaya Hiç Kimsenin Gücü Yetmez! Haber

Kuvayı Milliye Ruhunu Ortadan Kaldırmaya Hiç Kimsenin Gücü Yetmez!

Odunpazarı Belediyesi, 24 Ocak 1993'te Ankara'daki evinin önünde otomobiline yerleştirilen bombanın infilak etmesiyle hayatını kaybeden gazeteci ve yazar Uğur Mumcu’yu unutmadı. 33 yıl önce katledilen Uğur Mumcu için bombalı suikasta uğradığı “06 YR 245” plakalı aracının bulunduğu Uğur Mumcu Parkı’nda anma töreni düzenlendi. Anma töreninde konuşan Odunpazarı Belediye Başkanı Kazım Kurt, 2015 yılından bu yana anmaların Uğur Mumcu Parkı’nda yapıldığını hatırlattı. Cinayetin arkasındaki güçlerin ortaya çıkarılamadığına dikkat çeken Başkan Kurt, “Uğur Mumcu'nun katillerinden, Uğur Mumcu'yu cinayetle karşı karşıya bırakan düzenden henüz bir hesap soramadık. O günler yakındır, bunun hesabı sorulacaktır” dedi. Anma törenine Odunpazarı Belediye Başkanı Kazım Kurt, CHP Eskişehir İl Başkanı Talat Yalaz, CHP Eskişehir Milletvekilleri Jale Nur Süllü ve İbrahim Arslan, CHP Odunpazarı İlçe Başkanı Rahmi Çınar, Mumcu’nun mesai arkadaşı gazeteci-yazar Işık Kansu ile çok sayıda gazeteci ve vatandaş katıldı. Törende Kültür, Sanat ve Sosyal İşler Müdürlüğünden Hüseyin Yılmaz, Tayfun Duman müzik dinletisi, Odunpazarı Belediye Tiyatrosu’ndan Ferhat Karataş ve Abdullah Çiftçi ise şiir dinletisi gerçekleştirdi. Emekli Albay Dr. Murat Durukan ve Öğretmen Barış Baran Gelir de anmaya katılanlar için müzik dinletisi düzenledi. Anma töreninde, törene katılanlar Uğur Mumcu’nun saldırıya uğradığı “06 YR 245” plakalı aracının sergilendiği kaideye kırmızı karanfil bırakarak, barış güvercini uçurdu. “24 OCAK ARTIK SADECE MATEM GÜNÜ OLMAMALI” Odunpazarı Belediye Başkanı Kazım Kurt, anma töreninde yaptığı konuşmada, 24 Ocak’ın artık sadece bir yas günü olarak kalmaması gerektiğini vurguladı. Konuşmasında adalet, hukuk ve demokrasi çağrısı yapan Başkan Kurt, “Bugün 24 Ocak. 33 yıldır bu günü bir matem günü, bir yas günü olarak anıyoruz” dedi. 2015 yılından bu yana anmaların Uğur Mumcu Parkı’nda yapıldığını hatırlatan Başkan Kurt, “2015 yılından bu yana da bu parkta Uğur Mumcu'nun patlayan otomobilinin önünde minnetle anıyoruz, saygıyla anıyoruz” ifadelerini kullandı. Cinayetin arkasındaki güçlerin ortaya çıkarılamadığına dikkat çeken Başkan Kurt, “Ama Uğur Mumcu'nun katillerinden, Uğur Mumcu'yu cinayetle karşı karşıya bırakan düzenden henüz bir hesap soramadık. O günler yakındır, bunun hesabı sorulacaktır” diye konuştu. LAİKLİK VE DEMOKRASİ VURGUSU! Mumcu cinayetinin hesabının sorulamamasının yeni cinayetlerin önünü açtığını dile getiren Başkan Kurt, “Uğur Mumcu'nun cinayetinin hesabı sorulamadığı için, Gaffar Okkan'ın cinayetine de engel olunamadı” dedi. Sorunun bireylerden çok sistemle ilgili olduğunu belirten Başkan Kurt, “Demek ki terörün kendisi dışında herkes düşmanı. O zaman sorun terörü bitirmekte, terörün sonuna kadar ortadan kaldırılması için bir hukuk düzeninin kurulmasında” şeklinde konuştu. Laiklik ve demokrasi vurgusu da yapan Başkan Kurt, “Eğer bunu kuramazsak, eğer bunu çözemezsek Uğur Mumcu gibi demokrat olanlar, Uğur Mumcu gibi laikliği savunanlar, Uğur Mumcu gibi cumhuriyeti savunanlar her zaman tehlikededir” dedi. Konuşmasının devamında küresel güçlere de atıfta bulunan Başkan Kurt, “Çünkü Amerika, işte Mossad, birtakım düzenekleri kuruyor ve dünyayı kendi istemi doğrultusunda yönetmeye çalışıyor. Esas görmemiz gereken bataklık orasıdır” diye konuştu. “2026 yılında da Amerika katil” diyen Başkan Kurt, “Bu hesabı soramayan dünya teslim olmak durumundadır. Buna itiraz ediyoruz. Buna hayır diyoruz” ifadelerini kullandı. Türkiye’de direniş ruhunun yok edilemeyeceğini vurgulayan Başkan Kurt, “Türkiye'de buna direnecek Kuvayı Milliye ruhunu ortadan kaldırmaya hiç kimsenin gücü yetmez” dedi. “BİZ 24 OCAK'IN HESABINI SORACAĞIZ” Konuşmasında birlik çağrısı yapan Başkan Kurt, “Laikler burada, cumhuriyetçiler burada, demokratlar burada, halkçılar burada, devrimciler burada. Biz birlikte olduğumuz sürece bu işin sonunu doğru noktaya getireceğiz” ifadelerini kullandı. 24 Ocak’ın matem günü olmaktan çıkması gerektiğini söyleyen Başkan Kurt, konuşmasına şu sözlerle devam etti: “Ben 24 Ocakları artık matem günü olsun istemeyenlerdenim. Biz 24 Ocak'ın hesabını soracağız ama yeni yeni düzenekleri biz kuracağız. Halktan yana, ezilenlerden yana, sömürülenlerden yana bir düzenin kurulması yakındır. Çünkü bugünkü düzen artık tükendi. Bugün bu düzenden memnun olan hiç kimse yok. Çok net söylüyorum; yakın çevredeki yandaşların dışında ne işçiler memnun, ne köylüler memnun, ne esnaf memnun, ne ticaretçiler memnun, ne sanayiciler memnun. O halde bu düzenin değişmesi gerekiyor. Biz iddialıyız, umutluyuz, halkımıza güveniyoruz. Bu düzeni değiştireceğiz ve bu düzendeki sorulmayan hesapları ilgililerinden soracağız. Bu noktada bugün bu yüreklilikle, bu azimle, bu kararlılıkla buraya gelen bütün herkese teşekkür ediyorum. Saygılar sunuyorum.” “UĞUR MUMCU CİNAYETİ FAİLİ MEÇHUL DEĞİLDİR” Anma töreninde konuşan bir diğer isim, Uğur Mumcu’nun mesai arkadaşı gazeteci-yazar Işık Kansu oldu. Kansu, konuşmasında Uğur Mumcu suikastına ilişkin kamuoyundaki “faili meçhul” algısına dikkat çekerek, cinayetin arka planını ayrıntılarıyla anlattı. Uğur Mumcu’nun “Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olunmaz” sözünü hatırlatarak konuşmasına başlayan Kansu, “Bu arabanın önündeyken Uğur ağabeyi öldürenlerle ilgili biraz bilgi vermek istiyorum” dedi. Toplumda yaygın olan kanaatin aksine, cinayetin aydınlatıldığını vurgulayan Kansu, “Toplumda bu cinayetin ‘faili meçhul’ olduğu yönünde bir algı vardır. Ancak bu doğru değildir; Uğur Mumcu cinayeti faili meçhul değildir” dedi. Muammer Aksoy, Bahriye Üçok, Uğur Mumcu ve Ahmet Taner Kışlalı’ya yönelik saldırıların aynı yapı tarafından gerçekleştirildiğini belirten Kansu, “Muammer Aksoy, Bahriye Üçok, Uğur Mumcu ve Ahmet Taner Kışlalı’ya yönelik dörtlü suikastı gerçekleştiren sanıklar, yani katiller bulunmuştur ve bugün çoğu cezaevindedir. Bu cinayetleri gerçekleştiren yapı, İran’da Humeyni devrimini ihraç etmek üzere görevlendirilmiş, İran’da yetiştirilmiş Kudüs Ordusu adlı bir çetedir; bir katil örgüttür. Uzun süre boyunca bu olaylar, ne yazık ki Türkiye’de devletin istihbarat mekanizmaları tarafından yeterince üzerine gidilmeden ortada bırakılmıştır. Sayın Bülent Ecevit’in başbakanlığı döneminde, dönemin İçişleri Bakanı Saadettin Tantan’a bu konuda görev verilmiştir. Saadettin Tantan bugün rahatsızlığı nedeniyle evindedir; kendisine minnet duyuyorum. Bu katillerin ortaya çıkarılmasında önemli bir rol oynamıştır. Hatırlayacağınız üzere, 1990’lı yılların sonlarında Hizbullah örgütüne yönelik “ceset evler” operasyonları yapılmıştır. Saadettin Tantan döneminde Beykoz’da bir eve operasyon düzenlenmiş ve Hizbullah’ın lideri orada öldürülmüştür. Örgüt, evdeki bilgisayarları yakmıştır; ancak Türk Emniyeti bu bilgisayarların hafızasından örgütün şemasını çıkarmayı başarmış ve bu çalışmalar sonucunda Kudüs Ordusu yapılanmasına ulaşılmıştır. Ankara’nın Sincan ilçesinde yapılan kazılarda, Muammer hocamızı arkadan kalleşçe vuran tabanca bulunmuştur. Uğur ağabeyi, Ahmet Taner Kışlalı’yı ve Bahriye Üçok’u aramızdan alan C-4 patlayıcıların fünyeleri ve benzeri materyaller de ele geçirilmiştir. Sonuç olarak bu Kudüs Ordusu yapılanması yakalanmıştır” dedi. “RABITA BAĞLANTILARI MUMCU’NUN YAZILARINDA AÇIK” Konuşmasında Mumcu’nun öldürüldüğü otomobilin sembolik önemine de değinen Kansu, örgütün daha önce diplomatlara yönelik bombalı saldırılar gerçekleştirdiğini hatırlattı. “Son eylemlerinde hedef ölmediği için Uğur ağabeyin arabasına yerleştirilen C-4’ün miktarını artırdılar” diyen Kansu, konuşmasını şu sözlerle sürdürdü: “Bu nedenle aracın üst kısmı yok olmuştur ve Uğur ağabeyin bedeni çeşitli yerlere savrulmuştur. Bu, son derece vahşi ve canice bir olaydır. Uğur Mumcu’nun Rabıta kitabını okursanız, oradaki tüm bağlantıları açıkça görebilirsiniz. Rabıta, Suudi Arabistan ve Amerika bağlantılı bir örgüttür ve dünyada Müslüman ülkelerin şeriatla yönetilmesini savunur. Uğur Mumcu bu örgütle bağlantılı vakıfları ve isimleri tek tek sıralamıştır. Bunlar arasında Ensar Vakfı ve Bereket Vakfı da vardır. Bu vakıfların yöneticilerinden bazıları, AKP döneminde Maliye Bakanlığı gibi önemli görevlerde bulunmuştur. Uğur Mumcu, Ömer Dinçer’i de yazmıştır. Ömer Dinçer daha sonra Milli Eğitim Bakanı ve Çalışma Bakanı olmuştur. Milli Türk Talebe Birliği’nin Rabıta ile bağlantısı vardır. Bu birliğin 1970’li yıllarda yöneticiliğini yapan Recep Tayyip Erdoğan bugün Cumhurbaşkanıdır. Yine bu yapının yöneticilerinden İsmail Kahraman Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı olmuştur; Abdullah Gül ise Başbakanlık ve Cumhurbaşkanlığı görevlerinde bulunmuştur.” “KUVAYI MİLLİYE RUHU HÂLÂ AYAKTA” Konuşmasının sonunda Mumcu’nun neden hedef alındığını özetleyen Kansu, “Uğur Mumcu sadece bir gazeteci değildi; önemli bir yurtseverdi ve her şeyden önemlisi bir Kuvayı Milliyeciydi” dedi. Yaklaşık çeyrek asırdır süren karşı devrimci dalgaya rağmen mücadelenin sürdüğünü vurgulayan Kansu, “İçimizdeki Kuvayı Milliye ruhunu ve Atatürk sevgisini bu halkın yüreğinden söküp atamadılar” ifadelerini kullandı. Kansu, konuşmasını şu sözlerle tamamladı: “Mücadeleye devam edeceğiz. Bu mücadeleyi demokrasiyle çözeceğiz, yenilmeyeceğiz. Atatürk’ün yolunda yürümeyi sürdüreceğiz. Hiç kimse enseyi karartmasın.” “UĞUR MUMCU GERÇEĞİN BEDELİNİ CANIYLA ÖDEMİŞTİR” Anma töreninde konuşan CHP Eskişehir İl Başkanı Talat Yalaz, Uğur Mumcu’nun yalnızca bir gazeteci değil, Türkiye’nin vicdanını ve aydınlanma mücadelesini temsil eden bir aydın olduğunu vurguladı. “Bugün burada yalnızca aramızdan ayrılmış bir gazeteciyi anmak için değil; bu ülkede bir vicdanı, bir aklı, bir mücadeleyi ve kararlı bir direnişi temsil eden yiğit ve onurlu bir duruşu anmak için toplandık. Bugün burada Uğur Mumcu’yu anıyoruz” diyen Yalaz, Uğur Mumcu’nun gerçeğin bedelini canıyla ödemiş bir aydın olduğunu söyledi. Yalaz konuşmasına şu sözlerle devam etti: “Uğur Mumcu, kalemini iktidara kiralamayan, hakikat için mücadele eden, bir an olsun vazgeçmeyen ve ‘Ben susarsam kim konuşacak?’ diyen yiğit bir yurtseverdir. Bugün hâlâ sorduğumuz sorular, onun yıllar önce sorduğu sorulardır. “Faili meçhul cinayetler neden aydınlatılmıyor?” diye soruyoruz; bu, onun sorusudur. “Bu ülkenin karanlık ilişkileri ve karanlık bağlantıları neden bir türlü ortaya çıkarılamıyor?” diyoruz; bu da onun sorusudur. “Hukuk ve yargı neden zalimin, iktidarın ve güçlünün sopası hâline getiriliyor?” diye soruyoruz; bunlar da Uğur Mumcu’nun sorularıdır. Biliyoruz ki onun sorularını sormaya devam ettiğimiz sürece Uğur Mumcu yaşayacaktır. Çünkü onun kalemi gömülmemiştir. O öldürüldükten sonra kalemi, binlerce yiğit ve gözü pek gazetecinin, hukukçunun elinde çoğalmaya devam etmiştir. O kalemler çoğaldıkça, o duruşlar sürdükçe ve bizler onun sorularını sormayı bırakmadıkça, Uğur Mumcu mücadelemizde yaşamayı sürdürecektir. Bu duygu ve düşüncelerle, “Vurulduk ey halkım, unutma bizi” diyen o yiğit insana, o yiğit mücadele adamına ve o yiğit devrimciye sonsuz saygı, minnet ve şükranlarımızı sunuyorum.” Anma töreninde CHP Eskişehir Milletvekilleri Jale Nur Süllü ve İbrahim Arslan da konuşma yapan diğer isimler oldu.

Çağdaş, Laik Türkiye Cumhuriyeti'ni Korumaya Devam Edeceğiz! Haber

Çağdaş, Laik Türkiye Cumhuriyeti'ni Korumaya Devam Edeceğiz!

Atatürkçü Düşünce Derneği Eskişehir Şubesi tarafından, "Devrim, Karşıdevrim ve Laiklik" konulu bir panel düzenlendi. Panele Cumhuriyet Gazetesi Yazarı Zülal Kalkandelen ve Atatürkçü Düşün Dergisi Editörü, Gazeteci Yazar Tevfik Kızgınkaya konuşmacı olarak katılım sağladı. Atatürkçü Düşünce Derneği Eskişehir Şubesi tarafından ülke gündemine gelen ve kamuoyunda tartışılan konularla ilgili olarak düzenlenen seminer, panel ve konferanslar devam ediyor. Taşbaşı Kültür Merkezi Kırmızı Salonda gerçekleşen  "Devrim, Karşıdevrim ve Laiklik" paneline konuşmacı olarak Cumhuriyet Gazetesi Yazarı Zülal Kalkandelen ve Atatürkçü Düşün Dergisi Editörü, Gazeteci Yazar Tevfik Kızgınkaya katıldı. ADD Eskişehir Şube Başkanı Cihan Taşar, ADD Eskişehir Şube Yönetimi, Siyasi Parti ve Sivil Toplum Kuruluşu Temsilcileri ile çok sayıda vatandaşın katılım sağladığı panel saygı duruşu ve İstiklal Marşı'nın okunmasıyla başladı. Tek Kurtuluş Yolu Yeniden Atatürk Cumhuriyeti! Panelin açılış konuşmasını yapan ADD Eskişehir Şube Başkanı Cihan Taşar yaptığı konuşmada ülke gündemine gelen ve kamuoyunda tartışılan konularla ilgili olarak düzenledikleri panellerin devam edeceğini ifade ederek şu ifadelere yer verdi; ''Cumhuriyet ve laiklik konusunda kamuoyunun kafası çok karışık. 22 yıldır bir karşı devrim süreci var. Bu karşı devrim sürecinde hedeflenen yok edilmek istenen çağdaş, demokratik ve laik Cumhuriyettir. Bizler bu Cumhuriyet'e ve Atatürk'ün kurduğu laik Türkiye Cumhuriyeti'ne sahip çıkmak zorundayız çünkü başka şansımız yok. Etrafımızda yer alan komşu ülkelerin başına gelenleri görüyoruz. Geçmişten bu yana bazı çevreler Cumhuriyet'e ve laikliğe burun kıvırdılar. Bugün geldiğimiz noktada Cumhuriyet'in ve laikliğin ne kadar önemli olduğu ortaya çıktı. Bizler Kemalistler, tam bağımsız Türkiye'den yana olan yurttaşlar, çağdaş, laik Türkiye Cumhuriyeti'ni korumaya devam edeceğiz. Tek kurtuluş yolunun yeniden Atatürk Cumhuriyeti olduğunun farkındayız ve bu yolda mücadelemizi sürdüreceğiz.'' dedi. Türkiye Laik Devlet Olma Özelliğini Yitirmiştir' Panel konuşmacısı olan Cumhuriyet Gazetesi yazarı Zülal Kalkandelen yaptığı konuşmada laiklik konusunda aslında kafaların hiç karışık olmaması gerektiğini ifade etti. Laikliğin artık okullarda öğretilmediğini söyleyen Kalkandelen, laikliğin tarihsel gelişimine dikkat çekerken, laikliğin toplumda ki farklı inançtan olanların ve inanmayanların, toplum baskısından kurtarılması için ortaya çıktığını söyledi. Türkiye'de laikliğin özellikle son 22 yıllık AKP döneminde rafa kaldırılmış durumda olduğunu söyleyen Kalkandelen, Cumhuriyet'i kuran en önemli sac ayaklarından biri olan laikliğin dört koldan saldırı altında olduğunu söyledi. Laikliğe yönelik en ağır saldırının ise eğitimde görüldüğünü söyleyen Kalkandelen, henüz soyut düşünme yeteneği gelişmemiş çocuklara tek bir ve din tek bir mezhebin dayatıldığını, eğitimin tamamen bilimsel niteliğini kaybetmiş durumda olduğunu ifade etti. Eğitim müfredatından evrim teorisinin, integralin, Atatürk'ün bile çıkarıldığını söyleyen Kalkandelen, Türkiye'nin şuanda Anayasa'nın 2.maddesinde belirtildiği gibi ne bir sosyal devlet, ne bir hukuk devleti, ne de laik bir devlet olduğunu söyledi. Kalkandelen, AKP'nin son 22 yılda 1919'da başlayan büyük mücadelenin ve Kurtuluş Savaşı ile kurulan laik Türkiye Cumhuriyeti'ni yerle bir ettiğini ifade etti. Laikliğin yok edilmesi ile ilgili son aşamanın ise Anayasa değişikliğinin olduğunu ifade eden Kalkandelen, komşu ülkelerde ki gelişmelerin de Türkiye'yi tehdit ettiğini söyledi. Devletin dine dayanmayan, kaynağını dinden almayan, insan aklının yaptığı yasalarla yönetilmesi gerektiğini söyleyen Kalkandelen, ''Devlet laik değilse teokratik bir devlettir, teokratik bir devlette yurttaşlık olmadığından laiklikte yoktur, sorgulama yoktur, biat kültürü vardır. Yasaların kaynağı insan aklı değildir. Türkiye laik devlet olma özelliğini yitirmiştir.'' dedi. Laikliğin gençlere ve vatandaşlara doğru anlatılması gerektiğinin altını çizen Kalkandelen bu konuda herkese büyük görev düştüğünü ifade etti. Mustafa Kemal Atatürk Evrenseldir! Panel konuşmacısı olan Atatürkçü Düşün Dergisi Editörü, Gazeteci, Yazar Tevfik Kızgınkaya, Cumhuriyet'in ne anlama geldiğinin tam olarak bilinmediğini ve bu yüzden sahip çıkılamadığını söyleyerek başladığı konuşmasında dünya genelinde pek çok ülkenin adında Cumhuriyet geçmesine rağmen her ülkenin yönetim şeklinin farklı olduğunu söyledi. Cumhuriyet'in bir yönetim şekli olduğunu söyleyen Kızgınkaya nasıl bir Cumhuriyet yönetimi olacağının o ülkenin niteliklerine ve ilkelerine bağlı olduğunu söyledi. 101.yılına giren Türkiye Cumhuriyeti'nin ilkelerini ve temellerini ifade eden Kızgınkaya diğer ülkelerle olan farkları da açıkladı. Cumhuriyet'in ilanı ile gelişen tarihsel süreci anlatan Kızgınkaya, yeni kurulan Cumhuriyet'in sefalet, cehalet ve salgın hastalıklarla mücade ettiğini söylerken günümüzde de aynı sorunlarla mücadele edildiğinin altını çizdi. Kızgınkaya, Kurtuluş Savaşı'nın ardından Türkiye Cumhuriyeti'nin kimliğini kazanmasının ise Lozan Anlaşması ile olduğunu ifade etti. Türkiye Cumhuriyeti'nin bir yol ayrımında olduğunu söyleyen Kızgınkaya, ''Ya batılı çağdaş ülke olacağız yada bir ortadoğu ülkesi olacağız'' dedi. 105 yıl önceki Amasya Genelgesi'ne atıfta bulunan Kızgınkaya, Mustafa Kemal Atatürk'ün bugünleri gördüğünü ve bu yüzden evrensel olduğunu ifade etti. Çıkışa giden yolun belli olduğunu söyleyen Kızgınkaya, akla ve bilime dayalı çağdaş bir eğitimle, ülkenin kendi kaynaklarına dayalı bir üretimle, tarlada, madende kendi hammadde üretimiyle, üniversitede teknoloji üretimiyle, fabrikada tüketim maddelerinin üretimiyle, üretilenlerin ise hakça paylaşımı ile çıkışın gerçekleşeceğini söyledi. Türkiye'nin gerçeğinin demokratik, laik cumhuriyet olduğunu belirten Kızgınkaya, Türkiye Cumhuriyeti'ne sahip çıkılarak düşünceleriyle, ilkeleriyle ve eserleriyle Cumhuriyet'in sonsuza dek var olacağını söyledi. Panel, ADD Eskişehir Şube Başkanı Cihan Taşar'ın Zülal Kalkandelen ve Tevfik Kızgınkaya' ya plaket takdimi ve yazarların kitaplarını imzalamaları ile sona erdi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.