SON DAKİKA
Hava Durumu

#Kırşehir

Porsuk Haber Ajansı - Kırşehir haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Kırşehir haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Odunpazarı Belediye Tiyatrosu’ndan Nisan’da Sahne Dolu Takvim Haber

Odunpazarı Belediye Tiyatrosu’ndan Nisan’da Sahne Dolu Takvim

Odunpazarı Belediye Tiyatrosu, Nisan programıyla tiyatroseverleri zengin bir repertuvarla karşılıyor. Çocuk oyunlarından turnelere, absürd tiyatronun güçlü örneklerinden kadın hikâyelerine uzanan geniş seçkide, ayın öne çıkan başlıkları ise iki yeni prömiyer: “Açık Denizde” ve “Kederli Kadınlar Kulübü”. Ay boyunca Hasan Polatkan Kültür Merkezi sahnesinde perde açacak oyunlar, hem farklı yaş gruplarına hitap ediyor hem de içerik çeşitliliğiyle dikkat çekiyor. “AÇIK DENİZDE” PRÖMİYER YAPIYOR Polonyalı yazar Sławomir Mrożek’in absürd tiyatronun en çarpıcı metinlerinden biri olarak kabul edilen “Açık Denizde”, 11 Nisan’da prömiyer yaparak ilk kez seyirci karşısına çıkacak. Oyunda, sonsuz bir boşlukta sıkışıp kalan üç insanın hayatta kalma mücadelesi üzerinden güç, ahlak ve seçim kavramları sorgulanıyor. Açlık, korku ve belirsizlik ekseninde ilerleyen hikâye, Mrożek’in keskin mizahı ve alegorik diliyle izleyiciyi rahatsız eden ama bir o kadar da düşündüren bir yüzleşmeye davet ediyor. Prömiyerin ardından oyun, 18 ve 25 Nisan tarihlerinde yeniden sahnelenecek. KADINLARIN SESİ SAHNEDE: “KEDERLİ KADINLAR KULÜBÜ” Nisan ayının bir diğer prömiyeri ise 30 Nisan’da sahnelenecek “Kederli Kadınlar Kulübü”. Kadınların gündelik yaşam içindeki görünmeyen emeğini, duygularını ve direncini sahneye taşıyan oyun; şiirsel anlatımıyla dikkat çekiyor. “İlmek ilmek örüyor hayatı kadın…” sözleriyle başlayan metin, kadınların acılarını, umutlarını ve var olma mücadelesini sahneye taşıyor. Ağlayan, gülen, şarkı söyleyen ve sözünü sakınmayan kadınların hikâyesi, izleyiciyle güçlü bir bağ kurmayı hedefliyor. NİSAN PROGRAMI DOPDOLU Öte yandan Nisan ayı programı yalnızca bu iki prömiyerle sınırlı değil. Ayın ilk günlerinde, 2 Nisan ve 16 Nisan Perşembe günleri saat 10.30’da sahnelenecek “Hep İyi Ol” adlı çocuk oyunu minik izleyicilerle buluşurken, 4 Nisan Cumartesi akşamı saat 20.00’de “Zamazingo” sahnede olacak. 9 Nisan Perşembe günü saat 13.30’da “İçindeki Renk” çocuklarla buluşacak, aynı oyun 29 Nisan Çarşamba günü Kırşehir turnesi kapsamında farklı bir şehirde sahnelenecek. Biletler Hasan Polatkan Kültür Merkezi gişesinden ve çevrim içi olarak temin edilebiliyor. Hafta içi sahnelenecek çocuk oyunlarının biletleri ise yalnızca gişeden satışa sunuluyor. Odunpazarı Belediye Tiyatrosu, Nisan ayında sahnelediği oyunlarla hem düşündürmeyi hem de seyirciyi tiyatronun farklı tonlarında bir yolculuğa çıkarmayı hedefliyor. Özellikle iki yeni prömiyer, ayın en çok konuşulacak yapımları olmaya aday görünüyor.

Özbağ Dokumalarının Yüzyıllık Serüveni Haber

Özbağ Dokumalarının Yüzyıllık Serüveni

Kırşehir’in Özbağ yöresinden çıkan ve Türk kültürüne önemli izler bırakan Özbağ kirkitli halı, minder ve yastık dokumacılığı; her ilmeğinde bir kadının emeğini, sabrını ve iç dünyasını taşıyan, zamana direnen kadim bir anlatı olarak biliniyor. Bu dokumalar yalnızca iplik ve yünden ibaret değil; geçmişten bugüne aktarılan bir hafızanın, sessizce konuşan bir kültürün izlerini barındırıyor. Bu eşsiz miras, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yaşayan Miras ve Kültürel Etkinlikler Genel Müdürlüğü tarafından “Somut Olmayan Kültürel Miras Taşıyıcısı Özbağ Halısı Dokuma Zanaatçısı” unvanı verilen tarih öğretmeni Meral Gülçiçek’in özverili çalışmalarıyla gelecek kuşaklara aktarılmaya devam ediyor. Bozkırdan tezgâha uzanan kadim kültür Türk el sanatları geleneğinde dokumacılık, yalnızca estetik bir uğraş olarak görülmüyor; kökleri Orta Asya bozkırlarına uzanan binlerce yıllık bir yaşam biçimi olarak karşımıza çıkıyor. Hayvancılıkla şekillenen göçebe yaşamda yün ve derinin hayati bir değere sahip olması, bu zanaatın bir zorunluluktan doğarak zamanla kültürel bir kimliğe dönüşmesini sağlıyor. Koyun yününden elde edilen dokumaların Türk kimliğindeki yeri, hayvan derisinin doğal bir uzantısı olarak kadim zanaatın başlangıcı kabul ediliyor. Bu nedenle Gülçiçek için dokuma, Türk kültürüyle eş değer bir anlam taşıyor. Kırşehir’in Özbağ yöresinde dokuma sanatı, kuşaktan kuşağa aktarılan köklü bir gelenek olarak varlığını sürdürüyor. Bu sanat, yalnızca estetik bir üretim alanı değil, aynı zamanda yöre halkı için önemli bir geçim kaynağı olma özelliği taşıyor. Özbağ’da dokunan halılar, zaman içinde bölgenin kültürel belleğini şekillendiriyor ve yerel yaşamın ayrılmaz bir parçası hâline geliyor. Kırşehir halıları, geçmişten bugüne hem saray çevresinin hem de Anadolu insanının ihtiyaçlarına karşılık veriyor. İnce işçiliği ve özgün desenleriyle dikkat çeken bu halılar, bir dönem padişah saraylarında düzenlenen yarışmalarda ödüller kazanıyor; krallara hediye ediliyor ve görkemli salonları süslüyor. Zamanla saraylardan halkın yaşam alanlarına doğru yayılan Kırşehir halıları, orta tabaka ve köylülerin de evlerine giriyor. Böylece bu dokumalar, yalnızca bir zenginlik ve ihtişam göstergesi olmaktan çıkarak toplumun farklı kesimlerini bir araya getiren ortak bir kültür unsuruna dönüşüyor. Dokumalardaki renk skalası ve motifler, Orta Asya’dan itibaren dünyayı anlamlandıran değerleri taşıyor Özbağ halıları; renkleri, desenleri ve kullanım amaçlarıyla diğer yöresel dokumalardan ayrılıyor. Bu özgünlüğün temelinde, Kırşehir’in bir ahilik merkezi olması ve dünyanın ilk kadın teşkilatı Bacıyân-ı Rûm’un kurucusu Fatma Bacı’nın bıraktığı derin izler yatıyor. Anadolu dokuma kültürünün öncüsü kabul edilen Fatma Bacı, bu zanaatı kadınlara öğreterek güçlü bir toplumsal hafızanın oluşmasını sağlıyor. “Pîr Ahî Evran-ı Velî Hazretleri’nin eşi Fatma Bacı, bu zanaatı Anadolu’da başlatan ve kadınlara öğreten ilk kişi olduğu için Özbağ, Anadolu’yu etkileyen kadim bir kültür haline geliyor. Bu dokumalardaki renk skalası ve motifler, Orta Asya’dan itibaren dünyayı anlamlandıran değerleri taşıyor. Anadolu’yu simgeleyen, bolluk ve bereketi ifade eden en meşhur motiflerden biri olan “eli belinde”, Özbağ dokumacılığının da temel motiflerinden birini oluşturuyor. İlmeklerde saklı sessiz çığlıklar Dokumacılıkta motifler yalnızca birer desen değil; kadınların sessiz çığlıklarını ve iç dünyalarını yansıtan güçlü semboller olarak tezgâhtaki yerini alıyor. Anadolu kültüründe dokuma sanatının sembolik dili incelendiğinde, bolluk ve bereketin yanı sıra hüzün, ölüm ve ayrılık gibi duyguların da ipliklere büyük bir titizlikle aktarıldığı görülüyor. Kadınların yaşadığı her duygunun ilmeklere nasıl işlendiğini anlatan Meral Gülçiçek, bu derin sembolizmi şu çarpıcı örnekle dile getiriyor: “Türk kadını yaşadığı her duyguyu ilmek ilmek halısına dokur. Gülün rengi normalde siyah olmaz ama hüzünlü bir kadın, halısına siyah gül dokuyarak içindeki acıyı yansıtır. Bu duygusal aktarım yalnızca renklerle değil, dokuma eyleminin ritmiyle de somutlaşır. Dokuma sırasında kullanılan ‘kirkit’ aletinin sesi, kadının o anki ruh hâlinin bir ritmine dönüşür. Kadınlar için Anadolu’da dokuma, yalnızca bir üretim değil; kendilerini ifade etmenin ve ‘ben buradayım’ demenin bir yoludur. Kültürel bir hafıza olan dokumanın dili ustaları tarafından bilinir. Örneğin ustam olan annem, halının renginden ve motifinden dokumacı kadının neler yaşadığını, hangi ruh hâliyle dokuma yaptığını bugün bile yorumlayabilir.” Gelenekten sanayiye dönüşüm Özbağ dokumacılığı, 1940’lı yıllardan itibaren ev içi bir gelenek olmaktan çıkarak sanayileşmenin etkisiyle ticari bir boyuta evriliyor. Modernleşme süreciyle birlikte iplik ve boyama teknikleri sanayileşiyor; zanaat, zamanla kültürel bir üretim alanından ticari bir meta haline geliyor. Anadolu’nun köklü ahilik geleneğinin temel taşı olan usta-çırak ilişkisi, Özbağ dokumacılığının yaşatılmasında en kritik unsuru oluşturuyor. Bu zanaatın bir okulu olmadığını ve ancak usta eliyle öğrenilebileceğini vurgulayan Meral Gülçiçek, yeni nesli tezgâh başına davet ediyor. Özbağ dokumacılığı, yalnızca bir el sanatı değil; korunması gereken bir kültür hafızası olarak biliniyor. İlmek ilmek örülen bu miras, geçmişin sesini bugüne taşırken geleceğe de sessiz ama güçlü bir çağrı yapıyor. Tezgâh başında başlayan bu yolculuk, kadının emeğiyle, sabrıyla ve hafızasıyla varlığını sürdürüyor. Özbağ’ın dokuma mirası yaşadıkça, Anadolu’nun sesi de ipliklerin arasından yankılanmaya devam edecek. Kaynak: AnaHaber

Özbağ Dokumacılığı Anadolu Üniversitesi’nde Anlatıldı Haber

Özbağ Dokumacılığı Anadolu Üniversitesi’nde Anlatıldı

Anadolu Üniversitesi Türk Dünyası Uygulama ve Araştırma Merkezi (TÜDAM) tarafından düzenlenen “Fatma Bacı’dan Miras: Özbağ Kirkitli Halı Minder-Yastık Dokumacılığı” başlıklı söyleşi, Halkbilim ve Araştırmaları Merkezi Faris Akarsu Konser Salonunda gerçekleştirildi. Söyleşiye TÜDAM Müdürü Doç. Dr. Aysel Kaya, Müdür Yardımcısı Dr. Öğr. Üyesi Nur Manolya Şen Çatalkaya katılım gösterdi. Söyleşi, Meral Gülçiçek’in hayata geçirdiği projeler hakkında katılımcılara bilgi vermesiyle başladı. Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından “Somut Olmayan Kültürel Miras Taşıyıcısı” ünvanı verilen Özbağ halısı dokuma zanaatçısı Meral Gülçiçek, ahilik geleneğinin piri Ahi Evran’ın eşi Fatma Bacı’dan miras kalan, Kırşehir’in Özbağ beldesine özgü kirkitli halı, minder ve yastık dokumacılığının tarihsel serüvenini ve teknik inceliklerini katılımcılarla paylaştı. Konuşmasında, Özbağ’da geçmişte neredeyse her evde bir halı tezgâhı bulunduğunu belirten Gülçiçek; yörede “ıstar” olarak adlandırılan tezgâhlarda kadınlara dokuma öğretilerek meslek kazandırıldığını ve bunun bölge halkı için önemli bir geçim kaynağı oluşturduğunu ifade etti. Gülçiçek: “Anadolu kadınının sevinç, hüzün ve umutları ilmek ilmek halılara işleniyor” Özbağ dokumalarının seccade, minder, halı, yastık olmak üzere belli başlı temel modellerden oluştuğunu aktaran Gülçiçek; dokumalarda 12 ila 16 arasında değişen geleneksel renk skalasının kullanıldığını söyledi. Meral Gülçiçek ayrıca ceviz ve soğan kabuğu gibi doğal malzemelerden elde edilen kökboyaların halılara özgün bir kimlik kazandırdığını vurguladı. Dokumalarda kullanılan Türk düğümünün teknik önemine de değinen Gülçiçek, her motifin ve rengin ayrı bir anlam taşıdığını ifade etti. Meral Gülçiçek son olarak Anadolu kadınının sevinç, hüzün ve umutlarının ilmek ilmek halılara işlendiğini belirtti. Program, katılımcıların sorularının yanıtlanmasının ardından sona erdi. Kaynak: AnaHaber

Rızvanoğlu: ''Kırşehir’in Bağrına Bir Hançer Saplanmak İsteniyor'' Haber

Rızvanoğlu: ''Kırşehir’in Bağrına Bir Hançer Saplanmak İsteniyor''

Cumhuriyet Halk Partisi Doğa Hakları ve Çevre Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Evrim Rızvanoğlu, bugün Kırşehir’de bir dizi program gerçekleştirdi. Ziyaretlere CHP Kırşehir Milletvekili Metin İlhan, CHP Kırşehir İl Başkanı Şeref Baran Genç ve Kırşehir Belediye Başkanı Selahattin Ekicioğlu eşlik etti. Kırşehir’de yapılmak istenen madene karşı maden ruhsat alanı ve Seyfe Gölü’nde yerinde incelemeler yapıldı. Rızvanoğlu ve beraberindeki heyet, Karahıdır, Dalakçı, Karacaören ve Çimeli köylerini ziyaret ederek proje nedeniyle doğrudan etki altında kalacak köylerde yaşayan vatandaşlarla bir araya geldi. Genel Başkan Yardımcısı Rızvanoğlu, Kırşehir programına İl Başkanlığında yapılan karşılama ve değerlendirme toplantısı ile başladı. CHP örgütü ile gerçekleştirilen toplantıda kentin karşı karşıya bulunduğu çevresel tehditler ve madencilik baskısı üzerine görüş alışverişinde bulunuldu. İl Başkanlığındaki görüşmelerin ardından heyet, Kırşehir Belediyesini ziyaret ederek Belediye Başkanı Selahattin Ekicioğlu ile bir araya geldi. Belediyenin sürece dair hukuki ve idari girişimleri hakkında bilgi alındı. Ruhsat Sahasında ve Seyfe Gölü’nde Saha İncelemesi Ardından CHP heyeti, yapılmak istenen altın madeni projesinin ruhsat sahasında incelemelerde bulundu. Maden alanının 5.855 hektarlık büyüklüğü, meraların yok edilmesi, 650 hektarın üzerinde ekili alan kaybı, hayvancılığa darbe ve zorunlu göç riski heyet tarafından yerinde değerlendirildi. Heyet, gölün mevcut su kaybını ve kuruma riskini; planlanan madencilik faaliyetlerinin yaratacağı toz, titreşim, atık ve kimyasal yükü bütüncül biçimde değerlendirdi. Madenden Etkilenecek Köylere Ziyaret Rızvanoğlu ve beraberindeki heyet, Karahıdır, Dalakçı, Karacaören ve Çimeli köylerini ziyaret ederek proje nedeniyle doğrudan etki altında kalacak köylerde yaşayan vatandaşlarla bir araya geldi. Üreticilerin ve köylülerin kaygıları dinlendi; su kaynaklarının azalması, meraların kaybı ve geçim korkusu bire bir aktarıldı. Kent Konseyi ve Sivil Toplum Buluşması Programın devamında Kent Konseyi’nde sivil toplum kuruluşlarıyla geniş katılımlı bir toplantı düzenlendi. Çevre savunucuları, uzmanlar ve yurttaşlar maden projesine yönelik hukuki mücadeleyi, ÇED süreçlerindeki eksiklikleri ve toplumsal dayanışmayı değerlendirdi. Saha çalışmaları ve istişarelerin ardından Genel Başkan Yardımcısı Evrim Rızvanoğlu, kamuoyuna yönelik kapsamlı bir açıklama yaptı. Basın açıklamasında konuşan CHP Genel Başkan Yardımcısı Evrim Rızvanoğlu, Kırşehir’de planlanan altın madeni projesini sert sözlerle eleştirdi. Rızvanoğlu açıklamasında şunları ifade etti: “Kırşehir’in Bağrına Bir Hançer Saplanmak İsteniyor, Bu Hançerin Adı Altın Madeni” Rızvanoğlu, daha önce Çevre Bakanlığı İnceleme ve Değerlendirme Komisyonu süreçlerinde Kırşehir halkı ile birlikte olduklarını hatırlatarak, bu kez yaşanacak yıkımı yerinde görmek, konuşmak ve dinlemek için sahada olduklarını belirtti. Heyetin Kent Konseyi, sivil toplum temsilcileri, Seyfe Gölü ve maden ruhsat alanında yürüttüğü incelemelere değinen Rızvanoğlu: “Bu proje yalnızca toprağı değil; tarımı, suyu, hayvancılığı, geçimi ve geleceği hedef alıyor. Bu bir yatırım değil, bir çevre sürgünü hazırlığıdır.” dedi. Rızvanoğlu, “süper izin” adıyla bilinen düzenlemelerin Türkiye’yi tarım alanı, mera ve sulak alan ayrımı gözetmeksizin baştan başa bir ruhsat sahasına dönüştürdüğünü, maden projelerinin artık bilimsel ve kamusal denetimden kaçırıldığını vurguladı. Açıklamasında madenin ekonomik ve sosyal etkilerini dile getiren Rızvanoğlu, 5.855 hektarlık ruhsat alanının sekiz bin futbol sahası büyüklüğünde olduğunu hatırlatarak şöyle konuştu: “Bu proje hayata geçerse en az 650 hektar tarım alanı yok olacak, meralar talan edilecek, küçükbaş hayvancılık yarı yarıya düşecek. Bu yalnızca ekonomik kayıp değil; her biri bir aile, bir işletme, bir yaşam demektir.” “En Büyük Risk Su Üzerinedir” Altın madeni faaliyeti ile Kırşehir’in su güvenliğinin doğrudan tehdit altında olacağını belirten Rızvanoğlu: “Yeraltı suyu zaten yetmiyor. DSİ yeni kuyu açamıyor, mevcut arıtma tesisi su bulunamadığı için kapasitesini dolduramıyor. Hal böyleyken madene su tahsis etmek, Kırşehir’in geleceğini kuraklığa mahkûm etmek demektir. Yetmiyor. Maden için su bulunsun diye gözler Kırıkkale’deki Kapulukaya Barajı’na dikiliyor. Kızılırmak Havzasından endüstriyel amaçlı su tahsisi kapalı. Evet TÜPRAŞ’a tahsis edilen bir durum var ama devredilmesi yasak. Yasak demişken, kağıt üzerinde yasak, pratikte “bir şey olmaz” denilerek zorlanan bir hukuksuzluk tablosu var. Kızılırmak yalnız Kırşehir’in değil, Ankara’nın da suyudur. Kızılırmak’ı besleyen derelerden sızacak bir kirlilik sadece bu ovada kalmayacak- Kızılırmak havzasından su alan tüm kentleri etkileyecek. Buradan sormak istiyorum: Devlet sahip çıkmazsa kim sahip çıkacak Kırşehir’in suyuna? dedi. “Seyfe Gölü Çöküşün Eşiğinde” Rızvanoğlu konuşmasında Ramsar koruması altındaki Seyfe Gölü’nü özel olarak vurguladı: “Bugün bile su kaybı yaşayan göl, patlatmalarla, tozla, kimyasalla ölümüne sürüklenecek. Göçmen kuşlar atık havuzlarına konmaya başlayacak; göç yolları ölüm yollarına dönüşecek.” Yılda 552 patlatmanın ve günde dört bin kamyon hareketinin planlandığını ifade eden Rızvanoğlu, bunun Kırşehir’in yaşam alanlarını paramparça edecek bir takvim olduğunu belirtti. “Bu Proje Halkın İradesine Rağmen Dayatılıyor” Rızvanoğlu, Kırşehir Belediyesinin süreç dışına itilmek istenmesine rağmen hukuki mücadeleyi kararlılıkla yürüttüğünü söyledi. Kent Konseyi, parti örgütü, milletvekili ve sivil toplumun omuz omuza hareket ettiğini vurguladı. “Toprak kaybı, suyun yok oluşu, üretimin çöküşü, göç baskısı, Seyfe Gölü’nün ölümü, Kızılırmak Havzasının riske atılması… Bütün bilimsel veriler bu riskleri gösteriyor. Ve bir gerçek var: Kırşehir halkı bu madeni istemiyor.” Rızvanoğlu 2500 imzanın toplandığını hatırlattı ve hukuki girişimlerin devam ettiğini belirterek sözlerini şöyle tamamladı: “Biz bu madeni istemiyoruz. Bilimi, hukuku ve kamu yararını savunuyoruz. Bu mücadeleden geri adım atmayacağız. Kırşehir’in suyuna, toprağına, tarımına, hayvancılığına ve çocuklarının yarınlarına hep birlikte sahip çıkıyoruz. Kırşehir halkı yalnız değildir, Kırşehir sahipsiz değildir. Kırşehir ruhsatlara teslim olmayacaktır.”

Çakırözer: "Vatandaş Derhal Erken Seçim İstiyor" Haber

Çakırözer: "Vatandaş Derhal Erken Seçim İstiyor"

CHP Milletvekilleri ve PM üyeleri ağustos ayı boyunca gerçekleştirdikleri saha çalışmaları kapsamında Kırşehir’de çeşitli ziyaretlerde bulundu. CHP Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer’in de aralarında olduğu milletvekillerinin Kırşehir ziyaretinde; emekli, esnaf ve çiftçilerin ortak isyanı ekonomide, adalette yaşanan kriz oldu. Esnaf iş yapamamaktan, emekli geçim derdinden, çiftçi ise artan maaliyetle ve borç yükünden dert yanarak, çözüm istedi. Milletvekilleri, “Halkımız ekonomide, adalette yaşanan hukuksuzluklara isyan ediyor. Çözüm olarak Türkiye’nin birinci partisi Cumhuriyet Halk Partisi’ni görüyor. Vatandaşın umudu Cumhuriyet Halk Partisi” dedi. ESNAFI, ÇİFTÇİYİ, EMEKLİYİ DİNLEDİLER CHP Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer, CHP Ankara Milletvekili Aylin Yaman ile CHP Kocaeli Milletvekili Muhip Kanko saha çalışmaları kapsamında Kırşehir’de bir dizi ziyaretlerde bulundu. Heyete, Kırşehir Belediye Başkanı Selahattin Ekicioğlu, Kırşehir Milletvekili Metin İlhan ve CHP Kırşehir İl Başkanı Baran Genç eşlik ederken, heyet vatandaşın sorunlarını ve talepleri not aldı. Şehirde bir dizi ziyaretlerde bulunan heyet Kırşehir Ticaret ve Sanayi Odası’nda esnafın sorunlarını dinledi, ilçe ziyaretlerinde de ziraat odası, esnaf odası, şoförler odası gibi meslek odaları ile sivil toplum örgütlerinin temsilcileri ile buluştu. BESİCİLİK, TARIM BİTME NOKTASINDA Besi hayvancılığı ve et üretimi konusunda önde gelen şehirlerden olan Kırşehir’de besiciler hayvancılığın bitme noktasına geldiğini belirtirken, şap hastalığı nedeniyle çok sayıda hayvan kaybının yaşandığını belirtti. Çiftçiler ise artan maaliyetler ve kuraklık ile yaşanan don olayları nedeniyle topraktan verim alamadıklarını iletti. Çakırözer’in şehrin cevizi ile ünlü Kaman ilçesinde gerçekleştirdiği ziyarette çiftçiler, “Bu yıl yaşanan zirai don nedeniyle maalesef ceviz yok. Bu yıl ceviz yiyemeyeceğiz. Her yıl yaptığımız ceviz festivalini bu yıl ceviz olmadan yapacağız” dedi. VATANDAŞ “ERKEN SEÇİM İSTİYORUZ” DİYOR… Kırşehir’de gerçekleştirdiği ziyaretlere ilişkin değerlendirmelerde bulunan CHP’li Çakırözer, şunları söyledi: “Kırşehir sokaklarında esnafla, vatandaşla, çiftçiyle, sanayici ile gerçekleştirdiğimiz sohbetlerde görüyoruz ki ekonomide yaşanan kriz diğer şehirlerde anlatılanlardan farksız değil. Kırşehir’de de esnaf siftah yapamamaktan, çiftçi alın terinin karşılığını alamamaktan, besici yalnız bırakılmaktan dertli. Halkın tepkisine rağmen vahşi madencilikte ısrar edilmesi de en büyük dertlerden. Emekli, emekçi geçinemiyor. Elini sıktığımız, derdini dinlediğimiz herkes ‘erken seçim istiyoruz’ diyor. Vatandaş çareyi, huzuru, refahı, umudu Cumhuriyet Halk Partisi’nde görüyor.”

Odunpazarı Belediyesi Tiyatrosu, Kırşehir’de Minik Kalplere Dokundu Haber

Odunpazarı Belediyesi Tiyatrosu, Kırşehir’de Minik Kalplere Dokundu

Odunpazarı Belediyesi, kültür ve sanatı toplumun her kesimine ulaştırma vizyonuyla önemli bir etkinliğe daha imza attı. Odunpazarı Belediyesi Tiyatrosu, Kırşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları tarafından bu yıl ilk kez düzenlenen 1. Çocuk Tiyatroları Festivaline katıldı. Festival kapsamında sahnelenen “Hep İyi Ol” adlı çocuk oyunu, Neşet Ertaş Kültür Merkezi’nde küçük izleyicilerle buluştu. Oyun, yaşamın içinden sıcak bir hikâyeyi eğlenceli ve öğretici bir dille sahneye taşırken, salonu dolduran 550 çocuk tarafından büyük bir ilgiyle izlendi. Odunpazarı Belediyesi, sanatı sadece yetişkinlere değil, çocuklara da erken yaşta ulaştırmayı ve onların hayal gücünü zenginleştirmeyi öncelikli bir sorumluluk olarak görüyor. Bu anlayışla hareket eden belediye, tiyatro başta olmak üzere kültür-sanatın her alanında nitelikli üretimlere destek veriyor ve bu tür festivallerle deneyimlerini farklı şehirlerle paylaşıyor. Odunpazarı Belediyesi Tiyatrosu’nun festivaldeki performansı, yalnızca çocukların değil, organizasyonun ev sahiplerinin de takdirini kazandı. Kültürel iş birliklerini ve dayanışmayı artırma hedefiyle yola çıkan bu katılım, sanatın birleştirici gücünü bir kez daha gözler önüne serdi. Odunpazarı Belediyesi, kültür ve sanatla büyüyen nesiller için çalışmaya, Türkiye’nin dört bir yanında sanatın ışığını yaymaya devam ediyor.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.