SON DAKİKA
Hava Durumu

#Kayyum

Porsuk Haber Ajansı - Kayyum haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Kayyum haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

İl Başkanı Talat Yalaz: "Davalar Hukuki Değil Siyasidir!" Haber

İl Başkanı Talat Yalaz: "Davalar Hukuki Değil Siyasidir!"

Cumhuriyet Halk Partisi Eskişehir İl Başkanlığı tarafından son günlerde gündeme gelen Tepebaşı ve Odunpazarı Belediyelerine yönelik iddianameler hazırlandığına yönelik iddialara yanıt verildi. CHP Eskişehir İl Binasında düzenlenen basın toplantısına İl Başkanı Talat Yalaz, Odunpazarı İlçe Başkanı Rahmi Çınar, Tepebaşı İlçe Başkanı Tevfik Yıldırım, İl Disiplin Kurulu Başkanı Muratcan Cırık, İl Kadın Kolları Başkanı Sibel Yeşildal, İl Gençlik Kolları Başkanı Anıl Yüksel, Tepebaşı Belediye Meclis Üyesi Atilay Dalgıç ile İl ve İlçe Yöneticileri katıldı. İl Başkanı Talat Yalaz yaptığı konuşmada şu ifadelere yer verdi; "Son günlerde servis edilen iddianameler üzerinden yürütülen tartışmaların hukuki değil, bilinçli biçimde siyasi bir zemine çekilmek istendiğini üzülerek görüyoruz. Malumunuz üzere ülkemizde uzun süredir yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı ciddi bir tartışma konusudur. Muhalefet belediyelerine yönelik her idari sürecin ceza soruşturmasına dönüştürülmesi ve iddianame düzenlenecek boyuta getirilmesi yargının siyasallaştığı yönündeki kaygıları daha da artırmaktadır. Tepebaşı ve Odunpazarı Belediyelerimize karşı yapılan bu itibarsızlaştırma operasyonunun altını açıkça çizelim: Ortada kesinleşmiş bir mahkeme kararı yoktur. Ortada hüküm yoktur. Ortada yalnızca iddialar vardır. Hukukun en temel ilkesi olan masumiyet karinesi hiçe sayılarak, henüz yargılama dahi başlamamışken kamuoyu nezdinde bir mahkûmiyet algısı oluşturulmaya çalışılmaktadır. Buna rağmen bazı çevreler, bahse konu iddiaları fırsata çevirmeye çalışarak daha yargılama süreci başlamadan hüküm dağıtmakta; belediyelerimizi itibarsızlaştırmaya, kamuoyunda algı oluşturmaya ve siyasi rant üretmeye çalışmaktadır. Bu tutum, hukuk devletinin değil, siyasallaşmış bir düzenin dili ve yöntemidir. • Tepebaşı Belediyesi’ne ilişkin dosya, ruhsata aykırı eklentilere yönelik yapılan işlemler üzerinden şekillenmiştir. Davaya konu yere ilişkin yoğun şikayetler vardır. CİMER başvuruları vardır. Kolluk kuvvetlerinin tespitleri vardır. Belediye, yürürlükteki mevzuat çerçevesinde gerekli uyarıları yapmış, denetim görevini yerine getirmiştir. Bir belediyenin asli sorumluluğu olan imar düzenini sağlama görevi bugün suç gibi sunulmaktadır. Oysa kamu düzenini ve şehir planlamasını korumak, belediyelerin görevidir; keyfiyet değil, kamusal sorumluluktur. Dava son derece ilginç bir davadır. Müşteki benim taşınmazımı neden yıktınız demiyor. Yıkmamanız gerekirdi demiyor. Yıkmasaydınız da demiyor. Diyor ki: benim binam kaçak yapıydı eyvallah yıktınız. Peki diğerlerini neden yıkmadınız diyor. Tepebaşı Belediyemiz de diyor ki: başkalarını da yıktık. Senin taşınmazınla ilgili yürütmenin durdurulması istedin reddedildi. Diğerlerinden bir kısmı yürütmenin durdurulması aldı. Acil olan yerlerin bir kısmında doğrudan teminle yıkım yapıldı. Bir kısmında şartlar gereği yıkım ihalesi açıldı. İhaleye giren olmadı yıkılamadı. Ya da sonra ihale edildi ve bir kısmı daha sonra yıkıldı. Konu bu kadar basittir. Biz kimsenin siyasi koruması altında değiliz. Bizim tek dayanağımız kanundur. Kim hukuka aykırıysa işlem görür. Kim mevzuata uyuyorsa başımızın tacıdır. Yani bakınız özetle şunu diyorum. Ahmet Başkan ve bazı bürokratları; yıkmaları gereken kaçak bir yapıyı yıktıkları için yargılanıyorlar. Buradan hareketle biz biliyoruz ki mesele hukuki değil; buradan siyasi sonuç üretme çabasıdır. • Odunpazarı Belediyesi’ne yönelik iddia da teknik bir olayın “ihaleye fesat” gibi ağır bir suçlamaya dönüştürülmesidir. Davaya konu akaryakıt ve petrol istasyonuna ilişkin ihalede ihalenin şartnamesi ilgili müdürlük tarafından hazırlanmış ve gerekli yasal prosedürler yerine getirilerek ihaleye çıkılmıştır. İhalenin olduğu gün ve saatte ihaleye katılacak olan istekliler ihale salonunda hazır olur ve teklif mektubunu da içeren belgelerini zarf içinde komisyona sunarlar, komisyon da zarfın içindeki belgeleri kontrol eder, belge kontrol tutanağına kaydeder. Belge kontrol tutanağının 13 nolu bölümünde “EPDK Akaryakıt Lisansı” başlığı bulunmaktadır. İhaleye katılan iki firmanın da lisansı ve ekinde ihale şartnamesinin 7.2. maddesinde belirtilen ilk beş akaryakıt firması ile çalışacağına dair taahhütnameleri de bulunmaktadır. Taahhütnamelerinde yazmış oldukları akaryakıt kuruluşlarının (Petrol Ofisi, Shell, Opet, BP, Güzel Enerji) 2022 yılı Haziran ayına ait EPDK Petrol Piyasası Sektör Raporu’na göre satış miktarı itibarı ile ilk beş firma olduğu görülmüştür. Bayiler bağlı oldukları veya bağlanmayı taahhüt ettikleri dağıtıcının lisansı altında faaliyet gösterir ve faaliyetleri dağıtıcı lisansının kapsamındadır. İhaleye katılacak olanların dağıtım lisanslı olabileceği gibi bayi lisanslı olması halinde ise mutlaka dağıtım lisanslı bir firma ile entegrasyon halinde olması gerekir. Katılımcı firmaların sundukları lisans ve taahhütname bu kapsamda değerlendirilerek, şartnameye uygun olduğu görülmüş ve ihale üstün kamu yararı da gözetilerek sonuçlandırılmıştır. İhale sırasında herhangi bir itiraz veya sonrasında ihalenin iptali için herhangi bir başvuru da olmamıştır. Netice olarak söz konusu ihalenin muammen bedeli aylık 65.000,00 TL olarak belirlenmiş olmasına rağmen aylık kira bedeli en yüksek teklif itibarı ile 130.000,00 TL’ye yükselmiştir. Söz konusu ihalede 5 milyon TL peşinat alınmış ve sayıştay raporlarında da kamu zararı olmadığı açıkça ortaya konulmuştur. Keza ihaleyi alan firma taahhüt ettiği akaryakıt kuruluşlarından biri ile anlaşma sağlamıştır. Bu hali ile herhangi bir kamu zararı olmadığı aksine kamunun menfaatinin olduğu açıktır. İhaleye birden fazla katılımcı olması da rekabetin olduğunun göstergesidir. İhale şeffaf şekilde gerçekleşmiş olup, hem yerel kanallarda hem de belediyeye ait sosyal medya hesaplarında canlı olarak yayınlanmıştır. İhalede görev yapanların rekabetin ortadan kaldırılması, engellenmesi veya sınırlandırılması yönünde bir çaba veya kastı bulunmamaktadır. Tüm bunlardan özetle ihale kapsamında yapılan iş ve işlemler hukuka ve mevzuata uygundur. Şimdi bu iki başarılı belediye başkanı üzerinden bir algı inşa edilmek istenmektedir. “Kayyum” gibi gerçek dışı senaryolar bilinçli bir şekilde dolaşıma sokularak hem yerel yönetimlere hem de seçilmişlere gözdağı verilmek istenmektedir. Yurttaşlarımızın takdirini defalarca sandıkta kazanmış başkanlarımızı seçimle yenemeyenlerin, masa başı senaryolarla yıpratma çabası kimseyi şaşırtmamaktadır. Açık konuşalım; belediyelerimiz görevini yapınca suçlanıyor. Gelir artırınca suçlanıyor. Denetim yapınca suçlanıyor. Şeffaflık sağladığında hedef alınıyor. Sosyal belediyecilik anlayışıyla halkın yanında durduğunda rahatsızlık yaratıyor. Bu tablo hukuk devleti refleksi değildir; bu tablo siyasetin yargı üzerinden dizayn edilmeye çalışıldığının en somut örneğidir. Biz hukukun üstünlüğünü savunuyoruz. Biz bağımsız ve tarafsız bir yargı düzenini savunuyoruz. Biz yurttaşlarca seçilmişlerin yargı sopasıyla hizaya getirilmeye çalışılmasına karşı çıkıyoruz. Demokrasi yalnızca sandık günü değil, sandıktan sonra da halk iradesine saygıyı gerektirir. Tepebaşı’nda da Odunpazarı’nda da halkın iradesi vardır. Sandıkta alınmış güçlü bir meşruiyet vardır. Tüm Türkiye’ye örnek olmuş, sosyal adaleti ve kamusal yararı önceleyen bir belediyecilik anlayışı vardır. Bu iradeyi yok saymaya yönelik her girişim, yalnızca iki belediyeye değil, doğrudan demokrasiye ve Eskişehir halkına yöneliktir. Son olarak açıkça ifade ediyorum. İki davada hukuki değil, siyasidir. Buradan bu davaların çığırtkanlığını yapan AKP’lilere sesleniyorum. En iyi hukukçularınızı, en iyi avukatlarınızı bulun getirin. Canlı yayında hukuki boyutuyla tartışalım. Eskişehir AKP İl başkanı benimle canlı yayına çıkmaya çekiniyor. En iyi politikacılarınızı getirin. Canlı yayında siyasi boyutu ile de değerlendirelim. Kamuoyu önünde tartışmaktan korkmayın. En büyük terazi de en büyük tartı da halkın vicdanında ki tartıdır. Biz o tartıdan da hukuki yargılamalardan da korkmayız. Ahmet Başkanın da Kazım Başkanın da bu davalarda yargılanan bürokratlarında yanındayız. Alnımız açık başımız diktir. Korkmadan yılmadan Eskişehir halkına hizmet etmeye ve mücadeleye devam edeceğiz."

Kayyumları Asla Kabul Etmeyeceğiz! Haber

Kayyumları Asla Kabul Etmeyeceğiz!

CHP Odunpazarı İlçe Başkanı Rahmi Çınar bugün sona erecek olan delege seçimleri ve partiye yönelik kayyum atama iddiaları ile ilgili olarak bir basın açıklaması yaptı. CHP Odunpazarı İlçe Başkanı Rahmi Çınar yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı; "Gökmeydan ve Kurtuluş Mahallesi mahalleleri seçimleriyle, 13 Ağustos’ta başlattığımız Odunpazarı bölgesinde yaklaşık 400 delege arkadaşımızı seçeceğiz. Bugün de Gökmeydan’da 551 Cumhuriyet Halk Partili üyemizin katılımıyla 21 delegemizi belirleyeceğiz. Demokratik bir ortam var. Herkes katılım sağladı. Geliyorlar, oylarını kullanıyorlar. İki liste yarışıyor: biri mavi liste, diğeri beyaz liste. Süreci bugün tamamlayacağız. Daha sonra 28 Eylül’deki kongremize bakacağız. Odunpazarı İlçe Kongremizi 28’inde Hasan Polatkan Kültür Merkezi’nde yapacağız. Süreç şimdilik arkadaşlarımızın ve partililerimizin yoğun katılımıyla burada devam ediyor. Şu anda böyle bir durum söz konusu değil. Bizde de olmuş olsaydı, bize de “durun” derlerdi. Biz kongrelerimizi yapacağız. Dışarıdan gelen baskılara karşı bir direniş örgütlüyoruz ve bunu Türkiye’nin her yanında yükselterek sürdüreceğiz. Biz sadece genel merkezimizin söyledikleri doğrultusunda hareket ederiz. “Yapmayın” dediklerinde yapmayız, “alanlara çıkın” dediklerinde çıkarız. Bütün emirleri genel merkezden alırız. Dışarıdan atama ile gelen, kayyum olarak atananların hiçbirini kabul etmiyoruz. Türkiye sürecinde de İstanbul İl Başkanı Özgür Bey’in yerine atanan Sayın Gürsel Tekin’e de diyoruz ki: “Hainlik yapma. Senin gibileri bu ülke asla affetmedi, bundan sonraki süreçte de affetmeyecek.” Bizler bugün burada ilçe yönetimleri, il yönetimleri, bütün ekiplerimiz ve tüm Cumhuriyet Halk Partililerle delege seçimlerimizi yaparız. İl ve ilçe başkanlık seçimlerimizi de yaparız. Ama alanlara çıktığımızda yine yan yana gelmesini biliriz. Bizim derdimiz tamamen Türkiye sürecidir. Çünkü Türkiye sürecinde Cumhuriyet Halk Partisi, Türkiye’nin ta kendisidir. Ve gördüğümüz bir şey daha var: Türkiye genelinde Cumhuriyet Halk Partisi tamamen umuttur. Türkiye halkının umududur. Ezilenlerin, direnenlerin umududur. Gençlerin, kadınların ve bu ülkede yoksullaşmış tüm halkımızın umududur. Bu topraklarda yaşayan tüm halkın umudu Cumhuriyet Halk Partisi’dir. Bunu defalarca söyledik, bundan sonraki süreçte de söylemeye devam edeceğiz. Türkiye topraklarında, bu bayrağın altında yaşayan herkes; sağcı, solcu, demokrat ve vicdan sahibi insanlar Türkiye Cumhuriyeti’nin aydınlanma sürecine katkı vermek zorundadır. Herkes yan yana durmak zorundadır. Genel merkezimize de İstanbul İl Başkanlığı’na atanan kayyumları asla kabul etmeyeceğiz, partimize sokmayacağız. Bir direniş ağı öreceğiz Türkiye’nin her yerinde. Bu direncimizi de herkes görecek; yaşayarak görecek, bizzat içinde olarak görecek. Çünkü dışarıdan birilerinin gelip Cumhuriyet Halk Partisi’ni yönetmesine asla izin vermeyeceğiz. Tüm Cumhuriyet Halk Partililer olarak, mavi, beyaz ya da kırmızı listelerden hangi seçimde olursak olalım, tek vücut olmayı bileceğiz. Çünkü yıllar sonra, 1980 darbesinden bu yana, iktidara bu kadar yakınken; birilerinin hainlik yaparak ya da AK Parti’nin borazanlığını yaparak önümüze geçmesine izin vermeyeceğiz. Cumhuriyet Halk Partisi’ne gelip il ya da ilçe başkanlığı yapamayacaklar. Genel merkeze atanamayacaklar. Biz buna asla müsaade etmeyeceğiz."

Susmayacağız, Milletin İradesine Sonuna Kadar Sahip Çıkacağız Haber

Susmayacağız, Milletin İradesine Sonuna Kadar Sahip Çıkacağız

CHP Eskişehir Milletvekili İbrahim Arslan kayyum atamaları ve görevden almalarla ilgili sosyal medya hesabı üzerinden bir açıklama yaptı. CHP Eskişehir Milletvekili İbrahim Arslan sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi; "Seçilmiş Belediye Başkanlarına Müdahale, Halk İradesine Darbedir! Yerel seçimlerin yapıldığı 31 Mart 2024 tarihinden bu yana; 3’ü Büyükşehir, 4’ü İl, 15’i ilçe olmak üzere toplam 22 belediye başkanı görevden uzaklaştırılmıştır. Görevden uzaklaştırılan belediyeler ve oy oranları: 1. İstanbul BŞ. (CHP) – 4.438.727 oy (%51,21) 2. Van BŞ. (DEM) – 245.711 oy (%55,51) 3. Mardin BŞ. (DEM) – 218.314 oy (%57,47) 4. Batman (DEM) – 122.144 oy (%64,53) 5. Siirt (DEM) – 37.216 oy (%49,64) 6. Hakkari (DEM) – 14.528 oy (%48,92) 7. Tunceli (DEM) – 6.761 oy (%40,22) 8. Esenyurt (CHP) – 228.075 oy (%49,15) 9. Halfeti (DEM) – 7.971 oy (%39,45) 10. Ovacık (CHP) – 685 oy (%33,64) 11. Bahçesaray (DEM) – 1.166 oy (%21,33) 12. Akdeniz (DEM) – 47.910 oy (%36,98) 13. Beşiktaş (CHP) – 66.017 oy (%64,12) 14. Kağızman (DEM) – 3.320 oy (%32,68) 15. Beykoz (CHP) – 68.581 oy (%45,86) 16. Şişli (CHP) – 99.921 oy (%66,59) 17. Beylikdüzü (CHP) – 112.261 oy (%52,88) 18. B.Çekmece (CHP) – 74.772 oy (%48,04) 19. Avcılar (CHP) – 121.230 oy (%53,41) 20. Gaziosmanpaşa (CHP) – 107.660 oy (%40,43) 21. Ceyhan (CHP) – 40.758 oy (%45,67) 22. Seyhan (CHP) – 158.439 oy (%41,60) Toplam: 6.220.302 oy (%51,13) Kaybeden AKP ve MHP’nin toplam oyu ise 4.558.275 olup, oy oranları %37,47’de kalmıştır. Ancak bu belediyelerin 13’üne kayyum atanmış, Gaziosmanpaşa Belediyesi’nde ise belediye meclisi eliyle başkanlık değiştirilmiştir. Böylece halkın sandıkta tecelli ettirdiği irade yok sayılmış, milletin egemenliği ayaklar altına alınmıştır." Milletvekili Arslan yaptığı paylaşımda; “Bu memlekette halk iradesinden büyük güç yoktur! Sandıklarda tecelli eden millet iradesine yapılan her müdahale, günü geldiğinde sandıkta yine halk tarafından cevabını bulacaktır. Kayyumlarla, tehditlerle, hukuksuzluklarla halkı susturamazsınız. Biz susmayacağız, milletin iradesine sonuna kadar sahip çıkacağız. Demokrasiye, adalete ve seçme-seçilme hakkına yönelen bu saldırılara karşı sonuna kadar direneceğiz!” dedi.

Tarım ve Hayvancılığın Üzerindeki Kayyum Mehmet Şimşek'tir! Haber

Tarım ve Hayvancılığın Üzerindeki Kayyum Mehmet Şimşek'tir!

CHP Bursa Milletvekili ve PM Üyesi Orhan Sarıbal, 2024 yılı canlı hayvan ve kırmızı et ithalatını Meclis’te düzenlediği basın toplantısında değerlendirdi, “2024 yılında 423 bin baş canlı hayvan ve 81 bin ton kırmızı et ithal edildi. Bunun karşılığında 1 milyar 235 milyon dolar, yaklaşık 39 milyar TL ödendi. Ancak bunca ithalata rağmen kırmızı et fiyatları düşmedi, halk ucuz ete ulaşamadı, 33 milyon etin tadını unuttu” dedi. Tarım ve hayvancılık sektöründeki krizin giderek derinleştiğini vurgulayan Milletvekili Sarıbal, üreticilerin en büyük sorunlarının ekonomi yönetiminin politikalarından kaynaklandığını belirtti. “Tarım ve Orman Bakanlığı’nın üretimi desteklemesi, hayvancılığı güçlendirmesi ve ithalata bağımlı olmadan üreticiyi yaşatması gerekir. Ancak bu süreci yöneten Hazine ve Maliye Bakanlığı’dır” ifadelerini kullandı. Tarım ve hayvancılığın içinde bulunduğu çıkmazın en somut göstergelerinden birinin et ve süt sektöründeki kriz olduğunu söyleyen Sarıbal, Et ve Süt Kurumu Genel Müdürü Mustafa Kayhan’ın basına yansıyan açıklamalarına dikkati çekti: “Kayhan, ithalatın çözüm olmadığını, pazarın daraldığını ve özellikle Arap ülkelerinin fiyat artırmasıyla daha büyük sorunların ortaya çıktığını söylüyor. Buna rağmen ESK’nın kasasına girmesi gereken para bile Hazine’ye aktarılıyor.” Ayrıca, Hayvancılık Genel Müdürü Salih Çelik’in çiğ süt fiyatlarındaki sıkıntının çözümü için Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın devreye girmesi gerektiğini, ancak bütçe kısıtı nedeniyle hiçbir adım atılamadığını söylediğini hatırlatan Sarıbal, Tarım ve Orman Bakan Yardımcısı Ahmet Gümen’in de süt tozu regülasyonu konusunda benzer engellerle karşılaşıldığına yönelik açıklamalarına değindi, “Hazine, ihracata destek için bütçe ayırmıyor, hayvancılığı ayakta tutacak politikaları engelliyor” dedi. Sarıbal, konuşmasını şu sözlerle tamamladı: “Tarım ve hayvancılıkla ilgili alınacak tüm kararlar Tarım ve Orman Bakanlığı yerine Hazine ve Maliye Bakanlığı’ndan çıkıyor. Türkiye’de tarım ve hayvancılığın üzerindeki kayyum Mehmet Şimşek’tir.” HAYVAN VARLIĞI ALARM VERİYOR Milletvekili Sarıbal, Türkiye’nin ithalatla beslenirken, büyük yabancı şirketlerin ise bu durumdan kar sağladığını belirtti, ithalattan en büyük kazancı Uruguay ve Brezilya’daki büyük sığır işletmeleri ile Polonya ve Fransa’daki üreticilerin elde ettiğini açıkladı. Türkiye’de hayvan varlığının alarm verdiğini vurgulayan Sarıbal, “2024 yılında hayvan varlığında cüzi bir artış yaşansa da, halen 2021 seviyesinin 3,7 milyon baş altındayız. Tarımsal destekleme ödemeleri içinde hayvancılığın payı ise 5 yıl önce yüzde 36 iken bugün yüzde 21’e düştü. 2010 yılından bu yana Türkiye, 10,3 milyon baş canlı hayvan ve 419 bin ton kırmızı et ithal etti. Bunun için 12 milyar dolar ödendi. Ama ne kırmızı et fiyatları düştü ne de yoksullar ete ulaşabildi. Küçükbaş hayvan ithalatında ise tablo daha da vahim; 50 bin baş küçükbaş hayvan ithal edilirken, bunun 43 bini Suriye’den getirildi. Taşıma suyla değirmen dönmez ama AKP ısrarla bu kısır döngüyü sürdürüyor” ifadelerini kullandı. 33 MİLYONDAN FAZLA VATANDAŞ ETİN TADINI UNUTTU Türkiye’nin gıda enflasyonunda OECD ülkeleri arasında zirvede yer aldığını, sürekli artan tarımsal girdi fiyatlarının üreticileri zora sokarken, maliyet artışlarının doğrudan tüketiciye yansıdığını belirten Sarıbal, “Vatandaşlar için et ve tavuk artık lüks hale gelirken, bitkisel protein kaynakları bile erişilemez seviyeye geldi. Tarımsal üretimde yaşanan düşüş ve fiyat artışları, hem et ve tavuk tüketimini hem de bitkisel protein kaynaklarına erişimi olumsuz etkiliyor. Son verilere göre, Türkiye’de baklagil ekili alanlar son 35 yılda yüzde 35 azalırken, baklagil tüketimi de büyük bir düşüş yaşadı. 1980’lerde kişi başına 20 kg olan yıllık baklagil tüketimi, bugün 13,7 kg’a kadar geriledi. Artan fiyatlar nedeniyle et tüketimi de büyük ölçüde azaldı. Avrupa’da kişi başına düşen yıllık et tüketimi 70-100 kg arasında değişirken, ABD’de bu rakam 100 kg’nin üzerine çıkıyor. Türkiye’de ise kişi başına düşen et tüketimi sadece 35 kg. Daha da çarpıcı olan, nüfusun yaklaşık yüzde 40’ı iki günde bir et, tavuk veya balık tüketememesi. Yani, 33 milyondan fazla yurttaş, ekonomik sıkıntılar nedeniyle etin tadını unutmuş durumda. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sık sık dile getirdiği ‘Türkiye uçuyor’ söylemine rağmen, halkın yaşadığı gerçeklik derinleşen yoksulluk ve gıda krizinden ibaret” dedi. HER YIL 500 BİN BUZAĞI KAYBEDİLİYOR Milletvekili Sarıbal, Türkiye’nin hayvancılık politikalarının tamamen yanlış olduğunu belirterek çözüm önerilerini sıraladı: “Yerli üretimi teşvik etmek, yem fiyatlarını düşürmek için destekleri artırmak, damızlık hayvan yetiştiriciliğine daha fazla yatırım yapmak, küçük ve orta ölçekli üreticilere destek sağlamak, meraları etkin kullanmak ve yem bitkisi üretimini artırmak gerekiyor. Öncelikle yıllık 500 bini aşan buzağı kayıplarının önüne geçin. Destekleri büyük endüstriyel işletmelere değil, küçük aile işletmelerine verin. Üretici örgütlerini güçlendirerek piyasada etkin olmalarını sağlayın. Aksi halde Türkiye, uzun yıllar ithalata bağımlı kalmaya devam edecektir” diye konuştu.

Çınar: Demokrasi Ciddi Bir Tehdit Altında! Haber

Çınar: Demokrasi Ciddi Bir Tehdit Altında!

Cumhuriyet Halk Partisi Odunpazarı İlçe Başkanı Rahmi Çınar, belediyelere atanan kayyumlarla ilgili bir açıklama yaptı.  Kayyum atamaları ile halkın seçtiği kişiler yerine atanmış kişilerin göreve getirilmesinin demokrasiyi ciddi bir tehdit altına soktuğunu ifade eden İlçe Başkanı Çınar açıklamasında şu ifadelere yer verdi; "Belediyelere hukuka aykırı bir şekilde kayyum atanması, halkın iradesine ve demokratik değerlere doğrudan aykırıdır. Anayasal bir hak olan seçme ve seçilme özgürlüğü, demokratik toplumların temel taşını oluşturmakta ve bu hakkın korunması, adaletin ve toplumsal güvenin güvencesidir. Keyfi ve hukuksuz kayyum atamaları, yalnızca halkın iradesine darbe vurmakla kalmamakta; aynı zamanda vatandaşlarımızın demokratik katılım hakkını, hukukun üstünlüğünü ve adaletin tesisini zedelemektedir. Bu tür uygulamalar, toplumdaki adalet duygusunu derin yaralar açacak şekilde sarsmakta ve kamu güvenini zayıflatmaktadır. Hukukun üstünlüğü ilkesi çerçevesinde yapılan her işlem ve atama, toplumun ve bireylerin haklarına saygı göstermeli, herhangi bir keyfiyete yer vermeden, demokratik değerlere uygun olarak gerçekleştirilmelidir. Belediyelere yapılan kayyum atamaları, halkın seçtiği temsilcilerin görevlerinden alınarak yerlerine atanmış kişilerin geçirilmesi demokrasiyi ciddi bir tehdit altına sokmaktadır. Bu nedenle, demokrasiye olan inancımızla, halkın iradesinin üstün olduğu, keyfi müdahalelerin son bulduğu, hak, hukuk ve adaletin egemen olduğu bir yönetim anlayışının hayata geçirilmesini talep ediyoruz. Adalet, hukuk ve demokrasiye olan inancımızla, keyfi uygulamalara karşı tüm yetkilileri sorumluluk almaya ve halkın iradesine saygı göstermeye davet ediyoruz."

“Kayyum” Kararları, Demokrasimize Zarar Veriyor! Haber

“Kayyum” Kararları, Demokrasimize Zarar Veriyor!

AHPADİ Derneği tarafından İstanbul Esenyurt, Mardin, Batman ve Halfeti Belediyelerine kayyum atanması ile ilgili olarak bir basın açıklaması yapıldı. AHPADİ Başkanı Avukat Mehmet Ektaş tarafından yapılan basın açıklamasında şu ifadelere yer verildi; ''Ülkemiz de siyaset sürekli yüksek bir gerilimle, önemli ama halkın gerçek gündeminden kopuk tartışma alanlarında gerçekleşmektedir. Bu durum, halkımızda umutsuzluğun ve karamsarlığın artmasına neden olmaktadır. Günlük siyaset dalgalanmasının çok çok üzerinde gerilim yaratan iki konu özellikle dikkat çekmektedir. Bunlardan birincisi, siyasette öne çıkan kişiler hakkında kesinleşmiş mahkeme kararı bulunması durumunda uygulama olanağı bulan “Belirli Hakları Kullanmaktan Yoksun Bırakma” başlıklı Türk Ceza Kanununun 53. Maddesi kapsamında “geçici siyaset yasağı” yani cezanın infazı süresince kişilerin belirli bir süre “seçme ve seçilme hakkının” elinde alınmasıdır. Geçmişte Recep Tayyip Erdoğan başta olmak üzere bir çok siyasetçinin belli süre seçimlere girmesine engel olan bu düzenleme şimdi de Ekrem İmamoğlu’nun başının üzerinde celladın kılıcı gibi sallanmaktadır. Her seçim döneminde, cezasının infazı aşamasında bulunan yüzbinlerce insan bu madde nedeniyle, seçme hakkının yanında seçilme hakkından da mahrum olmaktadır. Düzenlemenin, hakaret, basit tehdit gibi suçlar nedeniyle kesinleşmiş cezası bulunanlara da uygulanması ve sadece uygulandığı ana değil, seçim dönemleri nedeniyle yıllara etki eden sonuçları nedeniyle “orantısızlığı” ve “adaletsizliği” açıktır. Günlük siyaset dalgalanmasının çok çok üzerinde gerilim yaratan ikinci konu ise hakkında soruşturma yürütülen Belediye Başkanlarının İçişleri Bakanlığınca görevden alınması ve yerlerine “kolayca” kayyum atanması uygulamasıdır. Bu uygulamanın hukuki dayanağı ise Türkiye'de 15 Temmuz 2016 hain darbe girişimi ile ilan edilen Olağanüstü Hal Döneminde, 674 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile Belediye Kanunun 45. ve 57. maddelerine yapılan ekler ile kanuna eklenen geçici 9. Maddedir. Devletin, terörün başta finansal olmak üzere tüm kaynaklarını önlemek görevi, bununla ilgili önlemleri almak ise yetkisi ve sorumluluğudur. Bu bağlamda, Kurumların kaynaklarının teröre destek verilmesi amacıyla kullanılması konusunda kuvvetli şuç şüphesinin varlığı durumunda kayyum atanması da “can sıkıcı” en son başvurulacak önlemlerden biridir. Devlet, terör başta olmak üzere Anayasal düzene ve Cumhuriyete karşı girişilen yasadışı hiçbir faaliyet karşısında zayıf duruma düşmemelidir. Ancak, İçişleri Bakanlığı “yürütme” erkinin bir parçası olup yönetimi yönünden  “siyasi” kurum özelliğine de sahiptir. Bu durumda, seçilmiş Kurum Yöneticilerinin Anayasa da tanımlanmış vesayet makamlarınca görevden alınması ve kayyum atanması, kuvvetler ayrılığı ilkesine ve demokrasiye aykırıdır. Siyasi tartışmaların odağını oluşturan her iki sorunun çözümü vardır. Türk Ceza Kanununun 53. Maddesinde yapılacak bir düzenlemeyle hakaret, basit tehdit ve benzeri basit suçlar yönünden seçme ve seçilme yasağı, güvenlik tedbiri kararı çerçevesinden çıkarılmalı, suç ile tedbir arasında orantı kurulmalıdır. Yine, 674 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile Belediye Kanunda yapılan “kayyum ataması” düzenlemesi kaldırılmalı, Belediye Başkanları gibi seçilmiş kurumların başkanlarının görevden alınmaları ve şartların oluşması durumunda en son başvurulacak tedbir olarak yerlerine kayyum atanmalarına ilişkin düzenlemelerin Türk Ceza Kanununun 100. Maddesi kapsamında yargı erkinin takdir, yetki, sorumluluk ve denetimine bırakılmalıdır. Çözüm için şimdi tam zamanıdır. Toplumun bütün kesimleri, ilgili düzenlemelerin neden olduğu adaletsizliklerin farkındayken ve tepkiliyken yapılacak bir çalışma, hep insanımızın vicdanına su serpecek hem de takdir kazandıracaktır. Mecliste grubu bulunan tüm siyasi partilerimizi;  iştişare, işbirliği ve ortak akılla birlikte hazırlayacakları Kanun değişiklikleri meclise getirmelerini, kısa zamanda görüşüp karar bağlayarak demokrasimiz üzerindeki bu karabasanı kaldırmalarını talep ediyoruz.''

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.