SON DAKİKA
Hava Durumu

#İstanbul

Porsuk Haber Ajansı - İstanbul haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, İstanbul haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Başkan Ataç Sağlıklı Kentler Birliği Encümenine Yeniden Seçildi Haber

Başkan Ataç Sağlıklı Kentler Birliği Encümenine Yeniden Seçildi

Tepebaşı Belediye Başkanı Dt. Ahmet Ataç, Türkiye Sağlıklı Kentler Birliği’nin İstanbul’da gerçekleştirilen 45’inci Olağan Meclis Toplantısı’nda yeniden encümen üyeliği görevine seçildi. Toplantıyla eş zamanlı düzenlenen Sağlıklı Kentler Forumu’nda ise gıda, su ve enerji başlıkları kentlerin geleceği açısından çok yönlü ele alındı. Türkiye Sağlıklı Kentler Birliği’nin 45’inci Olağan Meclis Toplantısı, İstanbul’da geniş katılımla gerçekleştirildi. İstanbul Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı’nda düzenlenen toplantıyla eş zamanlı olarak bu yıl ilk kez Sağlıklı Kentler Forumu da gerçekleştirildi. 13-14 Mayıs tarihlerinde düzenlenen forumda, kentlerin geleceği açısından kritik öneme sahip “Gıda, Su ve Enerji” başlıkları ele alındı. Başkan Ataç yeniden encümen üyesi seçildi Türkiye Sağlıklı Kentler Birliği Olağan Meclis Toplantısı’nda yapılan seçimlerde İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay yeniden Birlik Başkanlığı görevine seçilirken, Tepebaşı Belediye Başkanı Dt. Ahmet Ataç da yeniden encümen üyeliği görevine getirildi. Başkan Ataç’ın yeniden encümen üyeliğine seçilmesi, Tepebaşı Belediyesi’nin sağlıklı kentleşme, sürdürülebilir çevre politikaları, iklim duyarlılığı ve yerel yönetimlerde katılımcı yönetim anlayışıyla yürüttüğü çalışmalar açısından önemli bir temsil niteliği taşıdı. Gıda, su ve enerji kentlerin geleceği için tartışıldı Sağlıklı Kentler Forumu kapsamında düzenlenen oturumlarda; sağlıklı şehirleşme politikaları, sürdürülebilir çevre yönetimi, yerel yönetimlerin iklim krizi karşısındaki sorumlulukları, su kaynaklarının korunması, gıda güvenliği ve enerji üretiminde yerel çözümler masaya yatırıldı. Forumda, belediyelerin yalnızca hizmet sunan kurumlar değil; aynı zamanda üretimde daha aktif rol alan, kaynaklarını koruyan, kendi enerjisini üreten ve kent yaşamını dirençli hale getiren yapılar olması gerektiğine dikkat çekildi. “Sağlıklı kent, geleceğini planlayan kenttir” Toplantı ve forumun ardından değerlendirmelerde bulunan Tepebaşı Belediye Başkanı Dt. Ahmet Ataç, sağlıklı kent kavramının yalnızca fiziki çevre düzenlemeleriyle sınırlı olmadığını vurguladı. Başkan Ataç, sağlıklı kentlerin; temiz hava, güvenli gıda, korunmuş su kaynakları, yenilenebilir enerji, sosyal dayanışma ve katılımcı yönetim anlayışıyla mümkün olduğunu belirterek şu değerlendirmede bulundu: “Bugün kentlerin en temel gündemi artık sadece bugünü yönetmek değil, geleceği korumaktır. Gıda, su ve enerji başlıkları doğrudan insan yaşamını ilgilendiren, kentlerin dirençliliğini belirleyen alanlardır. Belediyeler bu alanlarda daha aktif, daha üretken ve daha sorumlu olmak zorundadır. Tepebaşı’nda biz yıllardır çevreyi, insan sağlığını, temiz enerjiyi ve katılımcı yönetimi merkeze alan bir anlayışla çalışıyoruz. Sağlıklı kent, geleceğini planlayan ve kaynaklarını koruyan kenttir.” Tepebaşı Belediye Başkanı Dt. Ahmet Ataç’ın yeniden encümen üyeliğine seçildiği toplantı, yerel yönetimlerin iklim krizi, kaynak yönetimi ve sağlıklı kentleşme alanındaki sorumluluklarının güçlenmesi açısından önemli mesajlarla tamamlandı.

Alan Değişiyor, Yöntem Aynı: Özelleştirme Dalgası Büyüyor Haber

Alan Değişiyor, Yöntem Aynı: Özelleştirme Dalgası Büyüyor

CHP Eskişehir Milletvekili İbrahim Arslan, 2026 yılının ilk dört ayında yayımlanan Cumhurbaşkanı kararlarıyla kamuya ait taşınmazların farklı alanlarda özelleştirme kapsamına alındığını belirterek, sürecin kapsamının giderek genişlediğini söyledi. Arslan, söz konusu kararların tekil işlemler olarak değerlendirilemeyeceğini vurgulayarak, “Dün sağlık alanları, bugün askeri taşınmazlar… Alan değişiyor ama yöntem değişmiyor. Aynı araçlarla, aynı anlayışla kamu varlıkları özelleştirme kapsamına alınıyor” dedi. İKİ AYRI KARAR, TEK POLİTİK TERCİH Arslan, sürecin boyutunu ortaya koyan verileri şu şekilde açıkladı: Özelleştirme kapsamına alınan Sağlık alanları (17 Mart ve 24 Nisan 2026 tarihli Resmi Gazeteler): 44 ilde, 126 taşınmaz, 2.319.904 m² Özelleştirme kapsamına alınan Askeri taşınmazlar (24 Ocak ve 26 Mart 2026 tarihli Resmi Gazeteler): 17 ilde, 60 taşınmaz, 8.665.594 m² Yani özelleştirme kapsamına alınan Sağlık ve askeri alanlar toplamı: 61 ilde, 186 taşınmaz, yaklaşık 11 milyon m² kamu alanı ve taşınmazı Bu taşınmazların; satış, kiralama, gelir ortaklığı ve işletme hakkı devri gibi yöntemlerle özelleştirme kapsamına alındığını belirten Arslan, “Bu tablo, parçalı değil, adım adım genişleyen bir programı işaret ediyor” ifadelerini kullandı. DİKKAT ÇEKEN ALANLAR Arslan, listede öne çıkan örnekleri şöyle sıraladı: İstanbul Başakşehir’de askeri kışla niteliğinde milyonlarca metrekarelik alanlar, Aydın Didim’de tek parça halinde geniş araziler, Kocaeli’de çok sayıda konutu içeren lojman yerleşkeleri, Malatya’da askeri alanlar, askeri cezaevi ve tesisler, Kayseri’de bina, lojman ve arsalar Bu örneklerin, sürecin büyüklüğünü ve niteliğini açıkça ortaya koyduğunu belirtti. “MESELE SADECE DEVİR DEĞİL” Arslan, sürecin yalnızca mülkiyet devri olarak ele alınamayacağını belirterek şu değerlendirmede bulundu: “Resmî Gazete’de yalnızca satış değil; kiralama, gelir ortaklığı ve işletme hakkı devri gibi farklı yöntemler yer alıyor. Ancak daha önemlisi; bu alanların tasarruf ve planlama yetkisi Özelleştirme İdaresi’ne devrediliyor. Bu da demektir ki; bu alanların kullanım kararları değiştirilebilir, farklı amaçlarla değerlendirilebilir. Yani mesele sadece mülkiyet değil; kamuya ait alanların geleceğine ilişkin karar yetkisinin el değiştirmesidir.” “KRİZİN FATURASI YURTTAŞA, ÇÖZÜM YİNE ÖZELLEŞTİRME” Arslan, özelleştirme politikalarını ekonomik tabloyla birlikte değerlendirerek şu ifadeleri kullandı: “İktidarın yanlış ekonomi politikalarıyla kendi yarattığı krizin bedeli, milyonlarca yurttaşımıza hayat pahalılığı, geçim sıkıntısı ve ağır vergi yükü olarak ödetiliyor. Ancak aynı iktidar, çözümü üretimde, planlamada ve kamusal yatırımlarda değil; kamuya ait varlıkları özelleştirme kapsamına almakta arıyor. Bir yanda yurttaşın sofrası küçülürken, diğer yanda Cumhuriyetin yarattığı birikimler birer birer elden çıkarılıyor. “BU ÜLKE ARTIK YÖNETİLEMİYOR” Arslan, açıklamasının sonunda sürece ilişkin sert bir değerlendirmede bulundu: “24 yılın sonunda gelinen nokta ortadadır. Bu iktidarın ülkemize ve yurttaşlarımıza; hayat pahalılığı, geçim sıkıntısı, adaletsizlik ve derinleşen kriz dışında verebileceği hiçbir şey kalmamıştır. Türkiye yönetilemiyor, savruluyor. Kamu varlıklarını özelleştirme kapsamına almak bir çözüm değil, çaresizliğin ilanıdır. Bu nedenle, halkın güvenini kaybetmiş bir iktidarın ülkeyi daha fazla yönetme meşruiyeti kalmamıştır. Çözüm bellidir: Türkiye bir an önce sandığa gitmeli, söz yeniden milletin olmalıdır.” LİSTE KAMUOYUYLA PAYLAŞILDI Arslan, özelleştirme kapsamına alınan askeri taşınmazlara ilişkin il, ilçe, ada-parsel, yüzölçümü ve nitelik bilgilerini içeren detaylı listeyi de kamuoyuyla paylaştı.

Tarık Balyalı ve Mahir Polat Eskişehirlilerle buluştu Haber

Tarık Balyalı ve Mahir Polat Eskişehirlilerle buluştu

Odunpazarı’nda kent hakkından kamusal alanlara, yerel yönetimlerde şeffaflıktan hesap verebilirliğe uzanan geniş bir çerçevede önemli bir buluşma gerçekleştirildi. Odunpazarı Belediyesi ile Sosyal Demokrasi Derneği (SSD) Eskişehir Şubesi iş birliğinde düzenlenen söyleşi ve kitap tanıtım etkinlikleri, hem Türkiye’deki güncel siyasal tartışmalara hem de kent yaşamının niteliğine dair dikkat çeken mesajlara sahne oldu. Aynı gün içinde gerçekleştirilen iki ayrı etkinlikte, bir yandan CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun Silivri’den gönderdiği mesaj yankı bulurken, diğer yandan uzman isimler kent hakkı, kamusal alan ve kamu yönetiminde hesap verebilirlik başlıklarını farklı yönleriyle ele aldı. Etkinliğe; Odunpazarı Belediye Başkanı Kazım Kurt, SSD Eskişehir Şube Başkanı Ali Şen Aksoy, CHP Odunpazarı İlçe Başkanı Rahmi Çınar, Tepebaşı Belediyesi Başkan Yardımcısı Suat Yalnızoğlu ile çok sayıda Eskişehirli katıldı. İMAMOĞLU’NDAN MEKTUP Program, CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin tutuklu belediye başkanı Ekrem İmamoğlu’nun Silivri Cezaevi’nden Eskişehirlilere gönderdiği mektubun okunmasıyla başladı. İmamoğlu mektubunda, Eskişehirlileri Silivri’den selamlayarak tutukluluk sürecine ve yürütülen soruşturmalara değindi. Sürecin siyasi bir nitelik taşıdığını savunan İmamoğlu, “Bir yılı aşkın süredir ailemden, sevdiklerimden, sizlerden ayrıyım. Hiçbir somut delile dayanmayan gizli tanık delilleri, yalanlar ve iftiralarla tutsağım” dedi. Cumhurbaşkanlığı adaylığı nedeniyle hedef alındığını belirten İmamoğlu, ailesi ve yol arkadaşları üzerinden baskı oluşturulduğuna dikkat çekti. Devlet geleneğinde bu tür uygulamaların yeri olmadığını vurgulayan İmamoğlu, “millete hizmetten başka bir amaçlarının olmadığını” söyledi. İmamoğlu mektubunda “Bugün bu anlamlı buluşma vesilesiyle bir arada olmanızdan büyük mutluluk duyuyorum. Değerli yol arkadaşım ve dostum Odunpazarı Belediye Başkanı Kazım Kurt’a, Sosyal Demokrasi Derneği’nin tüm yöneticilerine ve üyelerine, bu buluşmada emeği geçen herkese yürekten teşekkür ediyor, selamlarımı iletiyorum. Çok az kaldı yeniden buluşmamıza, yeniden türküler söyleyip horon vurmamıza! O güzel ve özgür günler gelinceye dek hepinizi hasretle kucaklıyorum” sözlerine yer verdi. İmamoğlu’nun mektubunun okunmasının ardından SSD Eskişehir Şube Başkanı Ali Şen Aksoy bir konuşma yaptı. “MESELE RAKAM DEĞİL, ZİHNİYET” Sosyal demokrat bir belediyeciliğin neden bir seçenek değil, zorunluluk olduğunu tüm açıklığıyla ortaya koymak için bir araya geldiklerini belirten Aksoy, Eskişehir’in bu konuda Türkiye’nin kutup yıldızı olduğunu ifade etti. Aksoy, “Ben Ankara’da doğmuş, 2016 yılında Eskişehir’e taşınmış bir dostunuz olarak şunu açıkça söyleyebilirim: 2016 yılının Ankara’sı ile Eskişehir’i kıyasladığımda gördüğüm fark yalnızca bir şehircilik farkı değildi. O dönemde Ankara’da hissedilen yönetilememe sancısı ile Eskişehir’in sunduğu sosyal demokrasiye yakışır yaşam arasında adeta bir medeniyet uçurumu vardı. Ben bu farkı görerek Eskişehirli olmayı seçtim. Bizim meselemiz rakamlar değil, zihniyettir. Çünkü bizim anlayışımızda bütçe yönetimi sadece finansal bir konu değil, aynı zamanda bir ahlak meselesidir. Harcanan her kuruşun hesabı, namus borcu gibi halka verilmelidir. Bu yapılmıyorsa orada demokrasiden söz edilemez. Bugün ele alacağımız mesele, aslında halkın gasp edilen hakkının geri alınma mücadelesidir. Meydanlar ve sokaklar yalnızca beton yığınları değildir. Kamusal alanlar, bir kentin özgürlük nefesidir. Eğer bir kentte insanlar kendi sokağında yabancı, kendi meydanında izleyici gibi hissediyorsa, orada gerçek bir kent hakkından söz edilemez. SSD olarak biz şeffaflığı bir lütuf değil, temel bir görev; kenti ise birilerinin mülkü değil, hepimizin ortak yaşam alanı olarak görüyoruz” dedi. “HESAP VERMEK KADAR HESAP SORMAK DA ÖNEMLİ” SSD ile birlikte düzenledikleri bu etkinliğin Türk belediyeciliği ve demokrasisi açısından büyük önem taşıdığını vurgulayan Odunpazarı Belediye Başkanı Kazım Kurt, sosyal demokratların en belirgin özelliklerinden birinin hesap verebilirlik olduğunu ifade etti. Kurt, “Hesap vermek kadar hesap sormak da çok önemlidir. Bu hesabın nasıl sorulacağına dair somut örnekleri şimdi dinleyeceğiz” diye konuştu. “BU DAVALAR SİYASİDİR” Konuşmaların ardından CHP Genel Sekreter Yardımcısı ve Sosyal Demokrat Belediyecilik Eşgüdüm Konseyi Genel Sekreteri S. Tarık Balyalı’nın “Hesap Sorulmalı: AKP Dönemi İBB Yolsuzlukları” adlı kitabını anlattığı söyleşiye geçildi. Yoğun katılımla gerçekleşen etkinlikte Balyalı, kitabında yer verdiği iddialar ve bulgular üzerinden yerel yönetimlerde şeffaflık, denetim ve kamu kaynaklarının kullanımı üzerine değerlendirmelerde bulundu. Söyleşide, kamu yönetiminde hesap verebilirliğin demokrasinin temel unsurlarından biri olduğu vurgulanırken, yurttaşların bu süreçteki rolüne de dikkat çekildi. Geçmişte soruşturma konusu dahi yapılamayan meseleler nedeniyle bugün arkadaşlarının cezaevinde bulunduğunu dile getiren Balyalı, “Basın yeterince yer vermese de sosyal medya üzerinden İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ndeki arkadaşlarımızın nasıl hesap verdiğini hepimiz görüyoruz. Ben haftada bir gün mutlaka cezaevine gidiyorum ve duruşmalara katılıyorum. Diğer günlerde ise arkadaşlarımın savunmalarını okuyorum. Benim birlikte görev yaptığım arkadaşlarımın neler yaptığını çok iyi biliyorum ve anlattıkları her şeye şahidim. Hepsi tertemiz ve mücadelelerini kararlılıkla sürdürüyorlar. Her ifadeleri, bu davanın ne kadar siyasi olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor” dedi. “MÜCADELE ETMEK ZORUNDAYIZ” Türkiye’nin dört bir yanında yol arkadaşlarının haksız ve hukuksuz biçimde gözaltına alındığı ve tutuklandığı bir dönemde hiçbir Cumhuriyet Halk Partilinin sessiz kalma lüksünün olmadığını belirten Balyalı, herkesin mücadele etmek zorunda olduğunu söyledi. “Ben de bu mücadeleye, arkadaşlarıma ve partime bu kitabı yazarak destek olmak istedim. Bu kitap benim tanıklıklarımdır. AKP döneminde yapılan yolsuzlukları anlatmak ve bu yolsuzlukları yapanların bugün serbestçe dolaşırken, bizim arkadaşlarımızın hangi suçlamalarla karşı karşıya kaldığını tüm Türkiye’ye göstermek istiyorum. Zor ve sıra dışı bir dönemden geçiyoruz. Normal şartlarda bir kitap yazdığınızda tebrik edilirsiniz. Ancak bugün bana ‘Silivri soğuktur’, ‘Bu zamanda başka işin mi yok?’, ‘Arkadaşlarını özledin galiba’, ‘Başına gelecekleri düşündün mü?’ gibi sözler söyleniyor” ifadelerini kullandı. Tarık Balyalı konuşmasını şu sözlerle tamamladı: “Başıma gelebilecekleri düşündüm ve bunun hiçbir önemi yok. Evet, arkadaşlarımı özledim; ancak onlarla özgürlükte buluşmayı daha çok özledim. Bu kitabı kaleme alan kişi ben olsam da aslında yazarı ben değilim. Bu kitabın gerçek yazarı AKP’dir. Eğer AKP ve İstanbul’daki yöneticileri bu yolsuzluklara ve usulsüzlüklere neden olmasaydı, böyle bir kitap ortaya çıkmazdı. Üstelik elimizde yalnızca bu kitap değil, benzer içerikte en az beş kitap daha yazılabilecek bir birikim bulunuyor.” KAMUSAL ALANLAR YAŞAMIN KENDİSİ Aynı gün gerçekleştirilen bir diğer söyleşi de kültür tarihçisi Mahir Polat’ın katılımıyla düzenlenen “Kamusal Alanlar ve Kent Hakkı” başlıklı etkinlik oldu. Söyleşide, kentlerin yalnızca fiziksel mekânlardan ibaret olmadığı; aynı zamanda toplumsal hafızayı, ortak yaşam kültürünü ve demokratik katılımı barındıran alanlar olduğu vurgulandı. Kamusal alanların giderek daraldığı bir dönemde kent hakkının korunmasının ve bu alanların herkes için erişilebilir kılınmasının önemine dikkat çeken Polat, kent yaşamının niteliğinin, bireylerin bu alanlarla kurduğu ilişkiyle doğrudan bağlantılı olduğunu belirtti. Polat, katılımcı bir şehir anlayışının gerekliliğini dile getirdi. “Bütün neşesini ve enerjisini kaybetmiş toplumlar için iyileşmenin kaynağı nereden gelebilir?” sorusunu yönelten Polat, kolektif hafıza ve kolektif mekân kavramları üzerine değerlendirmelerde bulundu. İBB Miras çalışmaları üzerinden örnekler veren Polat, kent içinde herkesin gözü önünde bulunan ancak terk edilmiş, metruk ve korkulan yapıların zamanla “tekinsiz alanlar”a dönüştüğünü ifade etti. İstanbul’da uzun yıllar kullanılmayan Bulgur Palas’ı ve kara surlarını örnek gösteren Polat, bu tür alanların toplumda korku ve uzaklaşma duygusu yarattığını belirtti. Pippa Bacca’nın İstanbul’da kara surlarında uğradığı saldırıyı hatırlatan Polat, bu tür mekânların yalnızca hayal ürünü değil, gerçek anlamda risk barındıran alanlar hâline geldiğini söyledi. Geçmişten gelen, “kadim” olarak nitelendirilen bu yapıların aslında yaşamla bağını tamamen koparmadığını vurgulayan Polat, “Tam yok olmak üzereyken restore edilen bu yapılar yeniden hayat bulur. İyileştikçe güzelleşir ve insanlar onlarla yeniden temas kurmaya başlar. Ölüm duygusu ile yaşam duygusu arasındaki fark, kamusal alan ve restorasyon süreçlerinde bu kadar hayati bir yerde durur” dedi. İBB Miras kapsamında yürütülen çalışmalara da değinen Polat, İstanbul’da yaklaşık 35 bin kültürel miras unsuru bulunduğunu ifade etti. Ancak tüm kurumların iş birliği yapmasına rağmen bu mirasın restorasyon ihtiyacını karşılayacak yeterli bütçenin bulunmadığını belirten Polat, kaynak kullanımına dikkat çekti. Polat, konuşmasını şu sözlerle sürdürdü: “Biz yoksul bir ülkeyiz. Daha gösterişli binalar yaparak, yalnızca görünüşümüzü değiştirerek bu yoksulluğu ortadan kaldıramayız. Kaynaklarımızı doğru kullanmak zorundayız. Kamu, bu kaynakları verimli biçimde değerlendirmeli ve birbirini geliştiren süreçlerin önünü açmalıdır.” Söyleşilerin tamamlanmasının ardından CHP Genel Sekreter Yardımcısı S. Tarık Balyalı, katılımcılar için “Hesap Sorulmalı: AKP Dönemi İBB Yolsuzlukları” adlı kitabını imzaladı.

Eskişehir Sanayisinde Teknoloji Devrimi: Türkiye’nin En Gelişmiş 3. Şehri Oldu! Haber

Eskişehir Sanayisinde Teknoloji Devrimi: Türkiye’nin En Gelişmiş 3. Şehri Oldu!

Ankara Sanayi Odası (ASO) tarafından yayımlanan İllerin Teknolojik Gelişmişlik Endeksi sonuçları, Eskişehir’in sanayi ve teknoloji alanındaki yükselişini tescilledi. İstanbul ve Ankara’nın ardından Türkiye genelinde üçüncü sıraya yerleşen Eskişehir, yüksek katma değerli üretim kapasitesiyle dikkat çekiyor. ​Üretimden Teknoloji Üssüne Dönüşüm ​Eskişehir Sanayi Odası (ESO) Başkanı Celalettin Kesikbaş, sonuçlara dair yaptığı değerlendirmede şehrin gelişim yolculuğuna vurgu yaptı. Eskişehir’in artık sadece bir üretim merkezi değil, aynı zamanda bir teknoloji geliştirme merkezi haline geldiğini belirten Kesikbaş, bu başarının arkasında büyük bir emek ve stratejik planlama olduğunu ifade etti. ​Başkan Kesikbaş, “Bu başarı; sabahın erken saatinde fabrikasının kapısını açan sanayicimizin, tezgah başında alın teri döken çalışanımızın, mühendisimizin ve gençlerimizin başarısıdır. Eskişehir, emeğin ve aklın birleştiği bir şehirdir” diyerek sanayi camiasına teşekkürlerini iletti. ​İhracatın Yüzde 30’u Yüksek Teknolojiden ​Eskişehir sanayisinin gücü rakamlara da yansımış durumda. Bugün şehirde 1.800’den fazla üretici firma faaliyet gösterirken, sanayi cirosu 10 milyar dolar, ihracat ise 4,8 milyar dolar seviyelerine ulaştı. Özellikle Türkiye’de dış ticaret fazlası veren nadir illerden biri olan Eskişehir, ekonomik istikrarın kalesi konumunda. ​Şehrin teknolojik gücünü kanıtlayan en büyük veri ise ihracat kompozisyonunda saklı. Eskişehir’in toplam ihracatının yüzde 30’u orta-yüksek ve yüksek teknolojili ürünlerden oluşuyor. ​Stratejik Üretimde Eskişehir İmzası ​Eskişehir, özellikle kritik sektörlerdeki yerli üretim kabiliyetiyle Türkiye’nin dışa bağımlılığını azaltıyor. Şehirde üretilen bazı stratejik teknolojiler şunlar: ​Havacılık: Uçak, helikopter ve İHA (İnsansız Hava Aracı) motorları. ​Ulaşım ve Lojistik: Yüksek performanslı lokomotif ve kamyon motorları. ​Denizcilik: Gemi motoru teknolojileri. ​İstihdamın Can Damarı Sanayi ​Eskişehir’de sanayi, sadece ekonomik bir veri değil, aynı zamanda toplumsal refahın temel kaynağı. 100 bini aşkın vatandaşın geçimini doğrudan sanayiden sağladığı şehirde, neredeyse her üç aileden biri üretim ekosisteminin içinde yer alıyor. ​Eskişehir Sanayi Odası, bu başarıyı bir son değil, yeni bir başlangıç olarak görüyor. Hedef; Eskişehir’i sadece Türkiye’nin değil, bölgenin en önemli teknoloji ve inovasyon merkezlerinden biri haline getirmek.

Nebi Hatipoğlu’ndan Yılmaz Büyükerşen’e: "Senden Artık Bıktık!" Haber

Nebi Hatipoğlu’ndan Yılmaz Büyükerşen’e: "Senden Artık Bıktık!"

AK Parti Eskişehir Milletvekili Nebi Hatipoğlu, Eskişehir Büyükşehir Belediyesi önceki dönem başkanı Prof. Dr. Yılmaz Büyükerşen’in sanayicilere yönelik eleştirilerine sosyal medya üzerinden çok sert bir yanıt verdi. Hatipoğlu, Büyükerşen’in tavrını "nobran" olarak nitelendirerek, Eskişehir’in ekonomik gücünün sanayiciler tarafından inşa edildiğini vurguladı. ​"Eskişehir'i Sanayiciler ve Tüccarlar İnşa Etti" ​Nebi Hatipoğlu, Büyükerşen’in yerel bir gazeteye verdiği röportajda iş dünyasını hedef alan açıklamalarına tepki gösterdi Hatipoğlu yaptığı açıklamasında şu ifadeleri kullandı: ​"İç Anadolu’nun bozkırında, Eskişehir gibi bir vahayı, bugün dil uzattığın o sanayiciler ve tüccarlar inşa etti. 2025 yılında o beğenmediğin müteşebbisler 4.8 milyar doları aşan ihracatla bu şehrin iktisadi yükünü omuzladılar." ​"Çeyrek Asırdan Kalan: Üç Beş Park ve Soğuk Heykeller" ​Büyükerşen’in 25 yıllık görev süresini eleştiren Hatipoğlu, mevcut belediye yönetimini de hedef aldı. Şehrin geleceğine dair kalıcı bir eser bırakılmadığını savunan Milletvekili, "Senin çeyrek asırlık hükmünden bu kente kalan; üç beş park ve sayısız soğuk heykelden ibaret. Ne temele dokundun ne de geleceği inşa ettin. Halefin ise sokakları dubalarla kuşatmak dışında bir maharet göstermiyor," dedi. ​Vakıf Kaynakları ve "200 Milyon Dolarlık" İddia ​Hatipoğlu’nun açıklamasındaki en dikkat çekici kısımlardan biri de Büyükerşen’e yönelik vakıf ve mal varlığı suçlamaları oldu. Hatipoğlu, üniversite kaynaklarıyla kurulan vakıf üzerinden sert bir soru yöneltti: ​"Üniversite kaynaklarıyla hayat bulan vakfın, 200 milyon dolarlık okullarını ve otellerini kendi hanene dahil etmenden hiç söz etmiyorsun." ​"İstanbul'daki Kalemşör Dostlarına Sığın" ​Açıklamasının sonunda Büyükerşen’in medya ilişkilerine de değinen Hatipoğlu, "Şimdi koş ve o İstanbul'daki kalemşör dostlarına yeniden sığın. Belki bir kol saatimi daha çekip, saygınlığı sıfır manşetlerine koyarlar," diyerek tepkisini noktaladı

Odunpazarı’nın Kupadaki Rakibi Belli Oldu Haber

Odunpazarı’nın Kupadaki Rakibi Belli Oldu

Türkiye Hentbol Federasyonu 50. Yıl Federasyon Kupası Sekizli Finalleri’nin kura çekimi gerçekleştirildi. HDI Sigorta ana sponsorluğunda sahibini bulacak kupada, THF Prof. Dr. Yaşar Sevim Hentbol Salonu’nda THF Genel Sekreter Vekili Avni Mutlu tarafından çekilen kura neticesinde çeyrek final eşleşmeleri ve kupa ağacı belli oldu. Erkeklerde ve kadınlarda 8’er olmak üzere toplam 16 takım, 6-9 Mayıs tarihleri arasında İstanbul’da kupa için mücadele edecek. Müsabakalar THF Beykoz Spor Ormanı Yeni Spor Salonu ile Üsküdar Çamlıca Spor Salonu’nda oynanacak. Kupada Eskişehir temsilcisi Odunpazarı Spor Kulübü, Trabzon temsilcisi Ortahisar Belediyesi ile eşleşti. 50. Yıl Federasyon Kupası’nda kadınların çeyrek final eşleşmeleri şu şekilde oluştu: Bursa Büyükşehir Belediyesi Spor Kulübü-Yenimahalle Belediyesi Spor Kulübü (A Eşleşmesi) Üsküdar Belediyesi Spor Kulübü-MC Sistem Yurdum Spor Kulübü (B Eşleşmesi) Ortahisar Belediyesi Spor Kulübü-Odunpazarı Spor Kulübü (C Eşleşmesi) Armada Praxis Yalıkavak Spor Kulübü-Göztepe Spor Kulübü (D Eşleşmesi) 50. Yıl Federasyon Kupası’nda kadınların yarı final eşleşmeleri şu şekilde: D Eşleşmesi Galibi-B Eşleşmesi Galibi (Yarı Final 1. Maçı) C Eşleşmesi Galibi-A Eşleşmesi Galibi (Yarı Final 2. Maçı) 50. Yıl Federasyon Kupası’nda kadınların final eşleşmeleri şu şekilde: Yarı Final 1. Maçı Galibi-Yarı Final 2. Maçı Galibi

Dünya Kupası'na Son 90 Dakika! Haber

Dünya Kupası'na Son 90 Dakika!

​A Millî Futbol Takımı, 2026 FIFA Dünya Kupası yolunda dev bir adım daha attı. İstanbul’da Romanya’yı 1-0 mağlup eden Ay-Yıldızlılar, adını Play-Off finaline yazdırdı. ​​Dünya Kupası Avrupa Elemeleri Play-Off yarı finalinde Romanya’yı ağırlayan milliler taraftarının müthiş desteğiyle sahaya çıktı. Beşiktaş Park’ta oynanan maça A Milli Takım; Uğurcan Çakır, Mert Müldür, Samet Akaydın, Abdülkerim Bardakcı, Ferdi Kadıoğlu, İsmail Yüksek, Hakan Çalhanoğlu, Barış Alper Yılmaz, Arda Güler, Kenan Yıldız, Kerem Aktürkoğlu onbiri ile çıktı. İlk yarısı karşılıklı ataklarla ancak golsüz geçilen mücadelenin kilidini 53. dakikada Ferdi Kadıoğlu açtı. Şık bir vuruşla fileleri havalandıran Ferdi, Türkiye’yi 1-0 öne geçiren ve final kapısını aralayan golü kaydetti. ​Montella: "Olgun ve Sabırlı Oynadık" ​Maçın ardından düzenlenen basın toplantısında konuşan Teknik Direktör Vincenzo Montella, oyuncularının performansından duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Beşiktaş Park’ta soruları yanıtlayan İtalyan teknik adam şu ifadeleri kullandı: ​"Futbolcularımız çok olgun bir maç çıkardı. Sabırlı kaldık, mesafeleri hiç açmadık ve istediğimizi aldık. Şimdi önümüzde son bir adım var. Dünya Kupası hasretine son vermek için tam konsantrasyonla finale hazırlanacağız." ​Son Durak: Kosova Deplasmanı ​Yarı finalde Romanya engelini aşan Millî Takımımızın finaldeki rakibi Kosova oldu. Dünya Kupası biletinin sahibi, 31 Mart 2026 Salı günü Kosova’da oynanacak tek maçlık final müsabakasının ardından belli olacak. ​

Okullarda Şiddet Artık Yeter! Haber

Okullarda Şiddet Artık Yeter!

Eğitim Sen Eskişehir Şubesi ve Hürriyetçi Eğitim Sen Eskişehir Şubesi tarafından İstanbul'da bir öğretmenin okulda öğrencisi tarafından öldürülmesi ile ilgili olarak bir basın açıklaması yapıldı. Bir günlük iş bırakma eylemi yapan öğretmenler Uğur Mumcu Parkı’nda toplanarak Milli Eğitim Müdürlüğü binası önüne yürüyerek bir basın açıklaması yaptı. Eğitim Sen Eskişehir Şubesi ve Hürriyetçi Eğitim Sen Eskişehir Şubesi adına açıklamayı yapan Emre Sarıkaş şu ifadelere yer verdi; "2 Mart Pazartesi günü İstanbul Çekmeköy Taşdelen Borsa İstanbul Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde gerçekleştirilen bıçaklı saldırıda iki meslektaşımız ve bir öğrenci yaralanmış, yaralanan arkadaşlarımızdan Fatma Nur Çelik tüm müdahalelere rağmen yaşamını yitirmiştir. Eğitim Emekçileri olarak burada yalnızca aramızdan koparılan arkadaşımız için değil, yıllardır göz ardı edilen itibarımız ve can güvenliğimiz için toplandık. Yaşamını kaybeden meslektaşımızın ailesine, yakınlarına, öğrencilerine ve tüm eğitim emekçilerine başsağlığı diliyoruz. Yaralanan öğretmen arkadaşımıza ve öğrencimize acil şifalar diliyoruz. Ancak açıkça ifade ediyoruz: Bu saldırı münferit değildir. Okullarda artan şiddet vakaları uzun süredir ciddi bir tehdit oluşturmaktadır. Yaptığımız uyarıları dikkate almayarak, kalıcı ve önleyici politikalar hayata geçirmeyen Milli Eğitim Bakanlığı bu olayın birinci derecede sorumlusudur. Somut ve kalıcı adımlar atılmadığı için şiddet ortamı giderek derinleşmiştir. Bir okulda kesici aletle saldırı gerçekleştirilebilmesi, güvenlik mekanizmalarının yetersizliğini açıkça ortaya koymaktadır. Okullarda şiddeti önleyici destek mekanizmaları ciddi biçimde gözden geçirilmelidir. Şiddetin zemini yalnızca bireysel bir öfke değildir. Medyada, siyasette ve bürokraside giderek meşrulaştırılan sert ve kutuplaştırıcı dil; eğitim emekçilerini hedef gösteren, itibarsızlaştıran ve yalnızlaştıran söylemler bu iklimi beslemektedir. Öğretmenlik mesleğinin sistemli biçimde değersizleştirilmesi, eğitim emekçilerinin kamuoyu önünde haksız biçimde suçlanması ve sorumluluğun sürekli öğretmene yüklenmesi öğretmenleri hedef haline getirmektedir. Ayrıca pedagojik temelden yoksun, eğitimin bilimsel niteliğini gözetmeyen etkinlik ve uygulamaların yaygınlaşması okulu çocuklar ve gençler için güvenli bir öğrenme ortamı olmaktan uzaklaştırmaktadır. Okullar ideolojik yönlendirmelerin, denetimsiz faaliyetlerin ya da pedagojik karşılığı olmayan uygulamaların alanı değildir. Öte yandan derinleşen yoksulluk ve gençlerin geleceksizlik duygusu da şiddet riskini büyüten önemli toplumsal faktörlerdir. Ailesi ekonomik krizle mücadele eden, temel ihtiyaçlara erişimde zorlanan, sosyal destek mekanizmalarından mahrum bırakılan çocuk ve gençlerin yaşadığı psikolojik baskı görmezden gelinemez. Sosyal politikaların zayıflığı, rehberlik ve psikolojik danışmanlık hizmetlerinin yetersizliği bu tabloyu ağırlaştırmaktadır. Buradan başta Millî Eğitim Bakanlığı olmak üzere tüm yetkililere çağrıda bulunuyoruz: Okul güvenliği konusunda bütünlüklü, bilimsel ve katılımcı bir politika derhal hayata geçirilmelidir. o Rehberlik ve psikolojik danışmanlık hizmetleri güçlendirilmelidir. o Her okulda yeterli sayıda uzman personel görevlendirilmelidir. o Risk altındaki öğrenciler için erken müdahale ve destek programları uygulanmalıdır. o Okullarda şiddeti önlemeye dönük bağlayıcı bir eylem planı hazırlanmalıdır. o Eğitim emekçilerinin mesleki itibarını koruyacak, hedef gösterilmelerini engelleyecek açık ve net bir tutum alınmalıdır. o Bu saldırının tüm yönleriyle aydınlatılması gerekmektedir. İhmali bulunanlar tespit edilmeli ve sorumlular hesap vermelidir. Gelecekte benzer olayların yaşanmaması için bu acının üzeri örtülmemelidir. Eğitim emekçileri olarak güvenli bir çalışma ortamı talep ediyoruz. Bu talep bir ayrıcalık değil, en temel haktır. Güvenli olmayan bir okulda sağlıklı bir eğitim süreci yürütülemez. Okullarımızı şiddete teslim etmeyeceğiz. Öğretmenlerin ve öğrencilerin güvenli, huzurlu ve sağlıklı bir eğitim ortamında bulunma hakkını savunmaya devam edeceğiz. Yitirdiğimiz meslektaşımızın anısı önünde saygıyla eğiliyor; benzer acıların bir daha yaşanmaması için mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğimizin bilinmesini istiyoruz."

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.