SON DAKİKA
Hava Durumu

#Hayat Pahalılığı

Porsuk Haber Ajansı - Hayat Pahalılığı haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Hayat Pahalılığı haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Saadet Partisi’nden Eğitim Masrafları Tepkisi: Okumak Neden Bu Kadar Pahalı? Haber

Saadet Partisi’nden Eğitim Masrafları Tepkisi: Okumak Neden Bu Kadar Pahalı?

Saadet Partisi Eskişehir Sosyal İşler İl Sorumlusu Şevket Ünal, artan eğitim masraflarının aileler üzerindeki yüküne dikkat çekerek zorunlu eğitimin gerçek anlamda ücretsiz olması gerektiğini söyledi. Ünal, her öğrenciye ücretsiz ve sağlıklı bir öğün yemek verilmesi, kırtasiye giderlerinin devlet tarafından karşılanması ve dar gelirli ailelere destek sağlanması çağrısında bulundu. Saadet Partisi Eskişehir Sosyal İşler İl Sorumlusu Şevket Ünal, Türkiye’de artan eğitim giderleri ve ailelerin yaşadığı ekonomik sıkıntılara ilişkin açıklama yaptı. Çocukların eğitim hakkının ailelerin geçim mücadelesine dönüşmemesi gerektiğini vurgulayan Ünal, eğitimde fırsat eşitliğinin sağlanması için çeşitli önerilerde bulundu. “Bir Çocuğun Eğitim Hakkı, Ailesinin Geçim Mücadelesine Dönüşmemeli” Çocukların henüz küçük yaşlarda ailelerinin ekonomik durumunu düşünmek zorunda kaldığını belirten Şevket Ünal, “Annem ve babam beni okutmak için neden bu kadar çok çalışmak zorunda? Okutmak neden bu kadar zor?” sorularının milyonlarca ailenin yaşadığı ekonomik sıkıntıları yansıttığını ifade etti. Bir çocuğun gündeminde okul masraflarının nasıl karşılanacağı yerine derslerinin, arkadaşlarının ve geleceğe ilişkin hayallerinin olması gerektiğini kaydeden Ünal, Türkiye’de çocuk okutmanın her geçen gün daha da zorlaştığını dile getirdi. Eğitim Masrafları Aile Bütçesini Zorluyor Anayasa’ya göre eğitimin ücretsiz olduğunu hatırlatan Ünal, uygulamada ailelerin kırtasiye, okul kıyafeti, ulaşım, beslenme ve yardımcı kaynak kitaplar gibi birçok gideri karşılamak zorunda kaldığını belirtti. Ünal’ın aktardığı araştırma verilerine göre, 2026-2027 eğitim öğretim yılında bir öğrencinin yalnızca kırtasiye ve okul kıyafeti masrafı 22 bin lirayı aşarken ulaşım giderlerinin de eklenmesiyle toplam maliyet 77 bin liraya kadar çıkabiliyor. Bu tutarın bir asgari ücretlinin yaklaşık üç aylık gelirine karşılık geldiğini belirten Ünal, eğitim harcamalarının yalnızca okul açılış döneminde değil, eğitim yılı boyunca ailelerin bütçesini zorlamaya devam ettiğini ifade etti. Birden fazla çocuğu eğitim gören ailelerin daha büyük ekonomik güçlüklerle karşı karşıya kaldığını vurgulayan Ünal, anne ve babaların çocuklarını okutabilmek için kendi ihtiyaçlarından vazgeçtiğini, borçlandığını ve daha fazla çalışmak zorunda kaldığını söyledi. “Çocuklarımız Kahvaltı Yapmadan Okula Gidiyor” Eğitimde yaşanan ekonomik sorunların çocukların beslenmesini de etkilediğine dikkat çeken Ünal, paylaştığı araştırma sonuçlarına göre öğrencilerin yüzde 31’inin kahvaltı yapmadan okula gittiğini, yüzde 19,2’sinin ise maddi imkânsızlıklar nedeniyle son bir ay içerisinde en az bir gün yemek yiyemediğini belirtti. Bir tarafta özel derslere ve çeşitli eğitim olanaklarına ulaşabilen çocukların, diğer tarafta beslenme çantasını doldurmakta zorlanan ailelerin çocuklarının bulunduğunu ifade eden Ünal, bu koşullarda eğitimde fırsat eşitliğinin sağlanmasının mümkün olmadığını savundu. Ekonomik sıkıntıların çocukların psikolojik dünyasında da olumsuz etkiler oluşturduğunu belirten Ünal, ailesinin maddi durumunu düşünen bir çocuğun yeni bir çanta istemekten, okul gezisine katılmaktan veya yardımcı kitap talep etmekten çekinmesinin ciddi bir sorun olduğunu dile getirdi. Saadet Partisi’nden Ücretsiz Eğitim ve Beslenme Çağrısı Saadet Partisi olarak eğitimi temel bir hak olarak gördüklerini belirten Şevket Ünal, Milli Görüş anlayışında insanın bütün politikaların merkezinde yer aldığını söyledi. Devletin görevinin eğitim yükünü ailelerin omuzlarına bırakmak değil, her çocuğun eşit koşullarda eğitim almasını sağlamak olduğunu vurguladı. Ünal, eğitimde fırsat eşitliğinin güçlendirilmesi ve ailelerin üzerindeki ekonomik yükün hafifletilmesi için şu önerileri sıraladı: Zorunlu eğitim gerçek anlamda ücretsiz olmalı, temel kırtasiye malzemeleri ve eğitim materyalleri devlet tarafından karşılanmalı. Bütün öğrencilere okullarda ücretsiz ve sağlıklı bir öğün yemek verilmeli. Dar gelirli ailelerin çocuklarına ulaşım desteği sağlanmalı. Eğitim yardımları, artan hayat pahalılığı dikkate alınarak yeniden düzenlenmeli. Devlet okullarının imkânları güçlendirilmeli ve çocuklar arasındaki fırsat eşitsizliği giderilmeli. Şevket Ünal, çocukların eğitim hakkından eşit şekilde yararlanabilmesi için ekonomik koşulların iyileştirilmesi ve eğitim giderlerinin aileler üzerindeki yükünün azaltılması gerektiğini vurguladı.

Başkan Ünlüce'ye, Şirintepe’de Sıcak Karşılama Haber

Başkan Ünlüce'ye, Şirintepe’de Sıcak Karşılama

Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Ayşe Ünlüce, Şirintepe Mahallesi’nde esnaf ve vatandaşlarla bir araya gelerek talep ve önerileri dinledi. Ünlüce, mahalle ziyaretinin ardından Sütlüce ve Esentepe Mahallelerin tam ortasında yer alan Halk Et Market’i ziyaret ederek çalışmalar hakkında bilgi aldı. Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Ayşe Ünlüce, kent genelinde gerçekleştirdiği ziyaretler kapsamında Şirintepe Mahallesi’nde esnaf ve vatandaşlarla buluştu. Örme Caddesi’nde esnafı ziyaret eden Ünlüce, hayırlı işler dileyerek hemşehrileriyle sohbet etti. Eskişehir Muhtarlar Derneği Başkanı Hasan Güler ve Şirintepe Mahalle Muhtarı Ali Tıkız’ın da eşlik ettiği ziyarette, esnafın talep ve önerileri dinlendi. Mahalle sakinleriyle yakından ilgilenen Başkan Ünlüce, misafirperverlikleri ve içten karşılamaları dolayısıyla esnafa ve Şirintepe halkına teşekkür etti. HALK ET MARKET’TE İNCELEMELERDE BULUNDU Başkan Ayşe Ünlüce, Şirintepe ziyaretinin ardından Esentepe ve Sütlüce Mahallelerinin tam ortasında yer alan ve her iki mahallenin de kolaylıkla ulaşabildiği Halk Et Market’i de ziyaret ederek yürütülen çalışmalar hakkında bilgi aldı. Artan hayat pahalılığı karşısında vatandaşların sağlıklı, güvenilir ve uygun fiyatlı gıdaya erişimini kolaylaştırmayı önemsediklerini belirten Başkan Ünlüce, Halk Et Marketlerin bu doğrultuda hizmet verdiğini ifade ederek, kaliteli ve uygun fiyatlı et ürünlerini vatandaşlarla buluşturan Halk Et Marketlere tüm Eskişehirlileri davet etti. Eskişehir’in her mahallesinde vatandaşlarla buluşmaya ve ihtiyaçları yerinde dinlemeye devam edeceklerini vurgulayan Başkan Ünlüce, kent için dayanışmayla çalışmayı sürdüreceklerini kaydetti.

TÜED Şube Başkanı Muhsin Dilbaz: "Emeklinin Geliri de İyileştirilmeli" Haber

TÜED Şube Başkanı Muhsin Dilbaz: "Emeklinin Geliri de İyileştirilmeli"

Türkiye Emekliler Derneği Eskişehir Şube Başkanı Muhsin Dilbaz, Eskişehir Büyükşehir Belediyesi, ESKİ Genel Müdürlüğü ve Belediye-İş Sendikası arasında imzalanan toplu iş sözleşmesini değerlendirdi. Sözleşmeyle 3 bin 13 çalışanın ücret ve sosyal haklarında yüzde 26 oranında iyileştirme yapılmasını olumlu karşıladıklarını belirten Dilbaz, en düşük ücretin 61 bin 863 TL olarak açıklanmasının emeklilerin yaşadığı gelir kaybını bir kez daha ortaya koyduğunu ifade etti. “Alın terinin karşılığı verilmelidir” Belediye çalışanlarının ücretlerinde yapılan iyileştirmeyi desteklediklerini belirten Türkiye Emekliler Derneği Eskişehir Şube Başkanı Muhsin Dilbaz, emeğin karşılığının verilmesinin sosyal adalet açısından önemli olduğunu vurguladı. Dilbaz, açıklamasında şu ifadelere yer verdi: “Eskişehir'de 3 bin 13 çalışanımızı kapsayan toplu iş sözleşmesini memnuniyetle karşılıyoruz. Çalışan kardeşlerimizin daha iyi ücret ve sosyal haklara kavuşması hepimiz için sevindiricidir. Alın terinin karşılığı verilmelidir. Ancak çalışanların gelirlerinde iyileştirme yapılırken yıllarca çalışıp ülkemize hizmet etmiş emeklilerimizin içinde bulunduğu ekonomik sıkıntılar da görmezden gelinmemelidir.” En düşük ücret 61 bin 863 TL, emekliler geçim sıkıntısı yaşıyor Toplu iş sözleşmesi kapsamında açıklanan en düşük ücretin 61 bin 863 TL olduğunu hatırlatan Dilbaz, emekli aylıklarının da insanca yaşam koşullarına uygun seviyeye yükseltilmesi gerektiğini belirtti. Dilbaz, çalışanların daha iyi ücret almasına karşı olmadıklarını, asıl sorunun emekli gelirlerinin hayat pahalılığı karşısında erimesi olduğunu ifade ederek şunları söyledi: “Bugün bir belediye çalışanımız için açıklanan en düşük ücret 61 bin 863 liraya ulaşırken birçok emeklimiz temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanıyor. Elbette çalışanlarımız daha iyi kazansın, buna itirazımız yok. Bizim itirazımız, emeklinin gelirinin hayat pahalılığı karşısında erimesinedir. Yıllarca prim ödeyen, üretime katkı sunan insanlar emekli olduklarında yoksullukla mücadele etmek zorunda bırakılmamalıdır.” “Emekli aylıkları için kalıcı düzenlemeler yapılmalı” Emeklilerin alım gücündeki kaybın yalnızca dönemsel zamlarla giderilemeyeceğini vurgulayan Dilbaz, aylık bağlama sistemi ve gelir adaleti konusunda kalıcı düzenlemeler yapılması gerektiğini dile getirdi. Emekli aylıkları belirlenirken yalnızca açıklanan enflasyon oranlarının dikkate alınmasının yeterli olmadığını belirten Dilbaz, kira, gıda, elektrik ve doğal gaz gibi temel giderlerin emeklilerin gerçek yaşam koşullarını ortaya koyduğunu söyledi. Dilbaz, açıklamasında şu değerlendirmelerde bulundu: “Emekli aylıkları belirlenirken yalnızca açıklanan enflasyon oranlarına bakılması yeterli değildir. Pazardaki fiyatlar, kira giderleri, elektrik ve doğal gaz faturaları emeklimizin gerçek yaşam koşullarını ortaya koyuyor. Emeklilerimizin millî gelirden aldığı pay artırılmalı, aylıklar arasındaki adaletsizlikler giderilmelidir. Sosyal devlet anlayışı, çalışanını da emeklisini de korumayı gerektirir.” “Bugünün çalışanı, yarının emeklisidir” Çalışanların elde ettiği kazanımların emekliler açısından gelir adaleti tartışmalarını da güçlendirmesi gerektiğini belirten Muhsin Dilbaz, çalışanlarla emeklilerin karşı karşıya getirilmesine karşı olduklarını ifade etti. Mevcut sistemde emeklilik döneminde yaşanabilecek gelir kaybına dikkat çeken Dilbaz, şu ifadeleri kullandı: “Biz çalışanlarla emeklileri karşı karşıya getiren bir anlayışı kabul etmiyoruz. Bugünün çalışanı yarının emeklisidir. Çalışma hayatında elde edilen hakların emeklilik döneminde de insan onuruna yakışır bir yaşam sağlaması gerekir. Bu günün çalışanı yarın Emekli olduğunda %27 maaş bağlanması ile karşı karşıya kalacak. Aldığı maaş ile şoka uğrayacak. Bugün en düşük emekliden daha düşük kök maaşı alacak.” “Sistem mutlaka değiştirilmeli” Eskişehir’de imzalanan toplu iş sözleşmesinin çalışanlara hayırlı olmasını dileyen Dilbaz, emeklilerin gelirlerinin iyileştirilmesi konusunda da aynı hassasiyetin gösterilmesini beklediklerini belirtti. Mevcut sistemi kabul etmediklerini ve değişmesi gerektiğini vurgulayan Dilbaz, açıklamasını şu sözlerle tamamladı: “Böyle bir sistemi asla kabul etmiyoruz. Sistem mutlaka değiştirilmelidir. Emeklimizin hakkını savunmaya devam edeceğiz.” Türkiye Emekliler Derneği Eskişehir Şube Başkanı Muhsin Dilbaz, çalışanların ücret ve sosyal haklarında sağlanan iyileştirmenin yanı sıra emekli aylıklarının da insanca yaşam koşullarına uygun seviyeye yükseltilmesi ve gelir adaletinin sağlanması çağrısında bulundu.

İl Başkanı Çağlar Ölce: "Parklar Hepimizin, Annelerimizin Yanındayız" Haber

İl Başkanı Çağlar Ölce: "Parklar Hepimizin, Annelerimizin Yanındayız"

Dede Korkut Parkı’nda bebekleriyle spor yapan 75 annenin "izinsiz etkinlik" gerekçesiyle alanın dışına çıkarılmasına Anahtar Parti'den sert tepki geldi. Anahtar Parti Eskişehir İl Başkanı Çağlar Ölce, yaptığı açıklamada "Devletin görevi annelerin önüne engel koymak değil, onların hayatını kolaylaştırmaktır" ifadelerini kullandı. ​Anahtar Parti Eskişehir İl Başkanı Çağlar Ölce Dede Korkut Parkı önünde yaptığı basın açıklamasında şu ifadelere yer verdi; "Eskişehir’de 75 anne, bebekleriyle birlikte biraz hareket etmek, spor yapmak ve güzel vakit geçirmek için Dede Korkut Parkı’na gitti. Ancak bu anneler, izin almadan etkinlik yaptıkları gerekçesiyle parktan çıkarıldı. Evet, yanlış duymadınız. Şehrimizde gerçekten böyle üzücü ve bir o kadar da tuhaf bir olay yaşandı. Anne Bebek Hareket Kulübü üyesi kadınlar, bebekleriyle birlikte spor yapmak istedikleri için parkın dışına çıkarıldı. Şimdi sormak istiyoruz. Bir annenin bebeğiyle parka gitmesi, yürüyüş yapması, spor yapması neden sorun olsun? Parklar bunun için değil mi? Annelerimiz ve çocuklarımız bu parkları kullanamayacaksa kim kullanacak? Üstelik bu olay, Cumhurbaşkanımızın oğlu Bilal Erdoğan’ın Eskişehir’de anne ve çocuğun öneminden söz etmesinden sadece bir gün sonra yaşandı. Bir tarafta annelerin ve çocukların ne kadar değerli olduğu anlatılıyor, diğer tarafta bebekleriyle spor yapmak isteyen anneler parkın dışına çıkarılıyor. Biz bu çelişkiyi anlamakta gerçekten zorlanıyoruz. Daha da ilginç olanı var. İktidar partisinin Eskişehir İl Başkanı, yaklaşık 40 gün önce, "Dede Korkut Parkı Eskişehirlilerindir. Dolayısıyla tüm Eskişehirlileri buraya davet ediyoruz." demişti. Peki, ne oldu? O davet artık geçerli değil mi? Bu anneler Eskişehirli değil mi? Bu bebekler bizim çocuklarımız değil mi? Madem Dede Korkut Parkı Eskişehirlilerin, o zaman bu anneler neden parkın dışına çıkarıldı? Buradan açıkça soruyoruz. Siz insanları parklara davet ederken gerçekten bütün Eskişehirlileri mi kastediyorsunuz, yoksa yalnızca sizin uygun gördüğünüz kişileri mi? Bu parkı kendi partinizin arka bahçesi gibi kullanmayı biliyorsunuz. Ama konu bebekleriyle spor yapmak isteyen anneler olunca karşımıza izin meselesini çıkarıyorsunuz. Biz bunu kabul etmiyoruz. Devletin görevi annelerin önüne engel koymak değil, onların hayatını kolaylaştırmaktır. Bir annenin bebeğiyle güven içinde vakit geçirebildiği, rahatça yürüyebildiği ve spor yapabildiği parklar istiyoruz. Bugün ülkemizde çocuk sahibi olmak istediği hâlde ekonomik sıkıntılar nedeniyle bu hayalini erteleyen çok sayıda kadın var. Hayat pahalılığı, bebek bezinden mamaya kadar her şeyin fiyatını artırmış durumda. Aileler çocuk büyütmenin maddi yükünü her geçen gün daha fazla hissediyor. Böyle bir dönemde annelerimizin yanında olmak, onları desteklemek hepimizin görevidir. Ama görüyoruz ki annelerimiz ekonomik sıkıntılarla mücadele ederken bir de parkta spor yapabilmek için mücadele etmek zorunda bırakılıyor. Anahtar Parti Eskişehir İl Başkanlığı olarak annelerimize ve kadınlarımıza gösterilen bu tavrı kınıyoruz. Biz annelerimizin yanındayız. Bugün de yanlarındayız, yarın da yanlarında olacağız. Ve buradan bir söz veriyoruz. İktidara geleceğiz. Ekonomiyi düzelteceğiz. Çocuk sahibi olmak isteyen ailelerin geleceğe daha güvenle bakabildiği, annelerin ve çocukların hak ettikleri değeri gördüğü bir Türkiye için çalışacağız. Çünkü biz, bir annenin bebeğiyle parkta spor yapmasının tartışma konusu bile olmaması gerektiğine inanıyoruz. Parklar hepimizin. Eskişehir hepimizin. Annelerimiz ve çocuklarımız da bu şehrin en değerli parçalarıdır."

Tepebaşı Belediyesi Kent Berberinde 997 Vatandaşa Hizmet Haber

Tepebaşı Belediyesi Kent Berberinde 997 Vatandaşa Hizmet

Tepebaşı Belediyesi Kent Berberi, hizmete başladığı günden bu yana 997 vatandaşa ulaştı. Başkan Ahmet Ataç, “Geçim derdinin ağırlaştığı bu dönemde sosyal belediyeciliğin görevi, yurttaşın yaşamını kolaylaştırmak ve kimseyi yalnız bırakmamaktır” dedi. Tepebaşı Belediyesi, hayat pahalılığı ile mücadele kapsamında hayata geçirdiği Kent Berberi projesiyle dayanışmayı büyütmeye devam ediyor. Fevzi Çakmak Belde Evi’nde hizmet veren Kent Berberi, açıldığı tarihten bu yana 997 vatandaşa ulaştı. Tepebaşı Belediye Başkanı Dt. Ahmet Ataç, Kent Berberi’nin bir kişisel bakım hizmeti olmadığını; eşitlik, dayanışma ve insan onurunu merkeze alan bir sosyal belediyecilik anlayışının sonucu olduğunu belirtti. Başkan Ataç, “Bugün ekonomik koşullar yurttaşlarımızı çok zorlayan bir noktaya geldi. İnsanlar yalnızca büyük harcamalarını değil, gündelik yaşamın en temel ihtiyaçlarını da hesaplamak zorunda kalıyor. Bizim görevimiz, hemşerilerimizin hayatını hangi alanda olursa olsun biraz olsun kolaylaştırmak; kimseyi geçim sıkıntısı karşısında yalnız bırakmamaktır” dedi. “Hizmete erişim herkesin hakkıdır” Kent Berberi’nin özellikle dezavantajlı grupların hizmete erişimini kolaylaştırdığını ifade eden Başkan Ataç, şunları söyledi: “Şehit ailelerimiz, gazilerimiz, yaşlılık maaşı alan yurttaşlarımız ve engelli bireylerimiz için kişisel bakım hizmetine erişim bir ayrıcalık değil, haktır. Belediyecilik anlayışımız; yurttaşın derdini gören, ekonomik zorluklar karşısında yanında duran ve yaşamını kolaylaştıran bir dayanışma kapısıdır.” Tepebaşı Belediyesi, Kent Berberi projesiyle sosyal destek hizmetlerini gündelik yaşamın ihtiyaçlarına doğrudan dokunan uygulamalarla genişletirken, ekonomik sıkıntıların arttığı dönemde sosyal adaleti güçlendiren çalışmalarını sürdürüyor. Kent Berberi’nde şehit aileleri ve birinci derece yakınlarına ücretsiz hizmet veriliyor. Gaziler, yaşlılık maaşı alan 65 yaş ve üzeri vatandaşlar ile yüzde 40 ve üzeri engelli bireyler ise saç kesimi hizmetinden yalnızca 100 TL ücretle yararlanabiliyor.

Saadet Partili Ünal: "Bir Yılda 95 Çocuğumuz Çalışırken Hayatını Kaybetti" Haber

Saadet Partili Ünal: "Bir Yılda 95 Çocuğumuz Çalışırken Hayatını Kaybetti"

Türkiye’de derinleşen ekonomik kriz ve yoksulluk, çocuk işçiliği gibi hayati bir sorunu yeniden gündemin merkezine taşıdı. Saadet Partisi Eskişehir Sosyal İşler İl Sorumlusu Şevket Ünal, çocuk işçiliğinin ulaştığı acı boyuta dikkat çekerek bir basın açıklaması yayımladı. Açıklamada, son bir yılda çalışırken hayatını kaybeden çocuk sayısının 95’e yükseldiği duyuruldu. ​Son Bir Yılda 95 Çocuk İş Cinayetlerine Kurban Gitti ​İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi (İSİG) verilerine dayandırılan rapora göre, 1 Eylül 2025 ile 31 Ağustos 2026 tarihleri arasında 95 çocuk çalışırken yaşamını yitirdi. Bir önceki dönemde 72 olan bu can kaybının 95'e çıkması, sorunun ne denli büyük bir hızla tırmandığını gözler önüne serdi. ​Bir çocuğun ailesinin geçimine katkı sağlamak amacıyla ağır ve tehlikeli şartlarda çalışmak zorunda bırakılmasının hiçbir şekilde kabul edilemeyeceğini vurgulayan Ünal, mevcut tablonun ardındaki temel etkenleri sıraladı. Çocuk işçiliğini besleyen ana dinamiklerin yoksulluk, hayat pahalılığı, gelir adaletsizliği, kayıt dışı çalışma ve eğitimden kopuşlar olduğunu belirtti. ​"Mesele Yalnızca Denetim Değil, Ekonomik ve Sosyal Şartlardır" ​Çocuk işçiliğiyle mücadelenin yalnızca işyerlerini denetlemekten ibaret olamayacağının altını çizen Şevket Ünal, asıl sorumluluğun aileleri bu çaresizliğe mahkûm eden ekonomik yapıda olduğunu ifade etti. Ünal açıklamasında şu değerlendirmelere yer verdi: ​"Aileleri çocuklarının gelirine muhtaç bırakan ekonomik ve sosyal şartları değiştirmek gerekir. Bizim anlayışımızda çocuk emanettir. Emanete sahip çıkmak ise önce çocuğu ve ailesini korumaktan geçer." ​"Ekonomi İnsan İçindir, İnsan Ekonomi İçin Değil" ​"Önce Ahlâk ve Maneviyat" ilkesiyle insanın her türlü ekonomik çıkarın önünde tutulması gerektiğine dikkat çeken Saadet Partili Ünal, kalkınma anlayışının da kökten değişmesi gerektiğini savundu. Gerçek kalkınma ölçüsünün kuru büyüme rakamları olmadığını belirten Ünal, "Kalkınmanın ölçüsü yalnızca büyüme rakamları değil, çocuklarımızın ne kadar güvenli ve umutlu bir geleceğe sahip olduğudur" dedi. ​Çocuk İşçiliğiyle Mücadelede Acil Çözüm Önerileri ​Açıklamada, çocuk işçiliğinin kökünü kazımak ve çocukları güvenli bir geleceğe taşımak için atılması gereken somut adımlar şu şekilde sıralandı: Ailelerin ekonomik olarak desteklenmesi ve çocuk yoksulluğuyla etkin mücadele edilmesi. Okul terklerinin önlenmesi ve sosyal desteklerin artırılması. Kayıt dışı çocuk işçiliğine karşı denetimlerin güçlendirilmesi, iş sağlığı ve güvenliğinden asla taviz verilmemesi. Mesleki eğitim uygulamalarında çocukların üstün yararı ve güvenliğinin her şeyin önünde tutulması. ​"Hiçbir Ekonomik Gerekçe Bir Çocuğun Hayatından Değerli Değil" ​Sosyal devlet anlayışının gereği olarak, yoksul ailelerin çocuklarını çalışmaya göndermek zorunda kalmasının seyredilemeyeceğini, aksine o ailelerin ayağa kaldırılması gerektiğini belirten Şevket Ünal, çağrısını şu sözlerle sonlandırdı: ​"Biz çocuklarımızın okullarda, kütüphanelerde, parklarda ve güvenli ortamlarda büyüdüğü bir Türkiye istiyoruz. Çünkü çocuklarımız bizim geleceğimizdir. Ve hiçbir ekonomik gerekçe, bir çocuğun eğitiminden, sağlığından ve hayatından daha değerli değildir."

Türkiye Çocuk İstiyorsa, Önce Aileye Güven Vermelidir Haber

Türkiye Çocuk İstiyorsa, Önce Aileye Güven Vermelidir

​İYİ Parti Kadın ve Aile Politikalarından Sorumli İl Başkan Yardımcısı Leyla Çam, Türkiye’nin giderek düşen doğurganlık hızı ve demografik risklerine dikkat çekerek bir basın açıklaması yaptı. Açıklanan 2025 resmi verilerinin alarm niteliğinde olduğunu belirten Çam, nüfus sorunlarının sadece doğum sayısıyla açıklanamayacağını; temel meselenin aile kurma ve geleceğe güven duyma krizleri olduğunu vurguladı. ​Alarm Veren Demografik Veriler: "Bunlar Birer İstatistik Değil, Geleceğin Uyarısıdır" ​Açıklamasına nüfus meselesinin yalnızca rakamlardan ibaret olmadığını, her rakamın arkasında yaşanan bir hayat ve güven sorunu bulunduğunu belirterek başlayan Leyla Çam, kamuoyu ile paylaşılan 2025 yılı resmi istatistiklerini paylaştı: ​1,42: Türkiye'nin gerileyen toplam doğurganlık hızı. ​895 bin 374: 2025 yılında dünyaya gelen toplam bebek sayısı. ​9 milyon 583 bin: 65 yaş ve üzerindeki vatandaş sayısı (Yaşlı nüfus oranı %11.1, çocuk nüfus oranı ise %20.4). ​76,8 milyon: Mevcut eğilimlerin devam etmesi halinde yüzyılın sonunda Türkiye nüfusunun gerilemesinin beklenen seviyesi. ​Bu tablonun tek başına doğan çocuk sayısıyla açıklanamayacağını belirten Çam, "Nüfus politikası sadece demografi değildir; ekonomi, sosyal devlet, istihdam ve en önemlisi aile politikasıdır. İnsanlar önce çocuk sahibi olmaya değil, önce bir hayat kurmaya karar verir" dedi. ​"Mesele Çocuk İstememek Değil, Şartların Her Gün Zorlaşmasıdır" ​İnsanların aile kurmayı ve çocuk sahibi olmayı neden ertelediğini sorgulayan Çam, günümüz ekonomik ve sosyal koşullarının aileler üzerinde yarattığı baskıyı şu sözlerle dile getirdi: ​"Bugün aile kurma çağındaki vatandaşlarımızın karşısında yüksek konut maliyetleri, hayat pahalılığı, gelir belirsizliği, çocuk bakım giderleri ve kreş ihtiyacı var. Bütün bunların üzerinde yarına ilişkin ciddi bir güvensizlik yaşanıyor. Artık aileler sadece bugünkü gelirini değil; çocuğunun kreşini, okulunu, üniversitesini, ev sahibi olup olamayacağını hesaplıyor. İkinci çocuğu istemedikleri için değil, sahip oldukları imkânı ilk çocuğun geleceğine ayırabilmek için çocuk sayısını artırmıyorlar." ​İyi bir eğitim, şiddetten uzak güvenli bir çevre ve dijital dünyanın tehditlerinden korunma kaygılarının da aileleri endişelendirdiğini belirten Çam, asıl sorunun çocuk istememek değil, çocukları belirsizlik içinde büyütme korkusu olduğunu ifade etti. ​İktidarın "Aile Yılı" Söylemlerine Sert Eleştiri ​Hükümetin 2025 yılını "Aile Yılı" ilan etmesini ve ardından 2026-2035 dönemini kapsayan "Aile ve Nüfus On Yılı" vizyonunu açıklamasına değinen Leyla Çam, artık sloganların değil sonuçların konuşulması gerektiğini vurguladı ve şu soruları yöneltti: ​Aile kurmak kolaylaştı mı? ​Çocuk yetiştirmenin yükü hafifledi mı? ​Kreş hizmetlerine erişim arttı mı? ​Kadınların hem çalışma hayatında kalmasını hem de anneliği sürdürmesini sağlayacak imkânlar oluştu mu? ​İktidarın görevinin halka sadece "Daha fazla çocuk sahibi olun" demek olmadığını belirten Çam, asıl görevin aile kurmayı kolaylaştıran, çocuk büyütmeyi güvenli kılan güçlü bir devlet politikası uygulamak olduğunun altını çizdi. ​İYİ Parti’den Nüfus Geleceğini Kurtaracak 5 Kritik Çözüm Önerisi ​Yalnızca eksikleri göstermekle kalmayıp çözüm üretmek için siyaset yaptıklarını belirten Leyla Çam, İYİ Parti'nin demografik geleceği güvence altına alacak vizyonunu beş ana başlıkta paylaştı: ​Ekonomik Belirsizliğin Azaltılması: Genç aileler için erişilebilir konut modelleri yaygınlaştırılacak; çocuk sahibi olmayı ekonomik açıdan cezalandıran değil destekleyen bir sistem kurulacak. ​Sosyal Devlet Odaklı Bakım Hizmetleri: Kreş hizmetleri ülke genelinde yaygınlaştırılacak; yaşlı ve engelli bakım yükü yalnızca kadınların omuzlarına bırakılmayacak. ​Çalışan Anne ve Babalara Destek: Esnek çalışma modelleri geliştirilecek, ebeveyn izinleri güçlendirilecek ve hiçbir kadının annelik ile mesleği arasında seçim yapmak zorunda kalmadığı bir çalışma hayatı inşa edilecek. ​Çocuk Güvenliği ve Önleyici Politikalar: Çocukları şiddetten, bağımlılıklardan ve dijital dünyanın risklerinden koruyan güçlü önleyici sosyal politikalar hayata geçirilecek. ​Doğumdan Yaşlılığa Kapsamlı Sosyal Güvence: Nüfus politikası sadece doğumla sınırlı tutulmayacak; bireyin doğumundan yaşlılığına kadar uzanan güvenli bir sosyal ekosistem kurulacak. ​"Türkiye Çocuk İstiyorsa, Önce Aileye Güven Vermelidir" ​Basın açıklamasının sonunda Türkiye’nin önünde iki yol bulunduğunu belirten Leyla Çam, sözlerini şu kararlı mesajla tamamladı: ​"Ya bu tabloyu seyredeceğiz.. Ya da cesur, gerçekçi ve insan odaklı politikalarla Türkiye'nin demografik geleceğini yeniden inşa edeceğiz. Biz ikinci yolu seçiyoruz. Çünkü inanıyoruz ki Türkiye'nin nüfus sorunu çözülebilir. Ama bunun yolu insanlara daha fazla çocuk sahibi olmalarını söylemekten değil, insanların aile kurmaya güven duyacağı şartları oluşturmaktan geçer. Türkiye çocuk istiyorsa, önce aileye güven vermelidir."

Zafer Partisi Lideri Özdağ "Atatürk'ün Kızları Buluşuyor" Etkinliğine Katıldı Haber

Zafer Partisi Lideri Özdağ "Atatürk'ün Kızları Buluşuyor" Etkinliğine Katıldı

Zafer Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ, Eskişehir İl Başkanlığı tarafından hayata geçirilen "Atatürk’ün Kızları Buluşuyor" programının dördüncüsüne katılmak üzere Eskişehir’e geldi. Yoğun bir katılımla gerçekleşen etkinlikte; kadın hakları, bağımlılıkla mücadele, sığınmacı sorunu ve ekonomik kriz başlıklarında önemli mesajlar veren Genel Başkan Özdağ, Türk kadınlarının güven ve huzur içinde yaşayacağı bir Türkiye hayal ettiklerini vurguladı. ​Eskişehir'de Yoğun İlgi ve Geniş Katılım ​Eskişehir programı kapsamında ilk olarak şehir merkezinde esnaf ziyareti gerçekleştiren Prof. Dr. Ümit Özdağ, vatandaşlarla bir araya gelerek sohbet etti ve hatıra fotoğrafları çektirdi. ​Eskişehir İl Başkanlığı ev sahipliğinde düzenlenen etkinliğe; Zafer Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ, ​İl Başkanı Hasan Demir, Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Ayşe Ünlüce, Kent Konseyi Başkanı İnci Ülüğ, Belediye meclis üyeleri ile sivil toplum kuruluşları ve odaların kadın temsilcileri katıldı. ​Saygı duruşu ve İstiklal Marşı ile başlayan program, yapılan açılış konuşmaları, Atatürk'ün sevdiği türkülerin seslendirilmesi ve tiyatro gösterisinin ardından sona erdi. ​Eskişehir'deki katılımcılara hitap eden Ümit Özdağ, kadınların yaşadığı sorunların en yakın tanıklarının yine kadınlar olduğunu belirterek, Zafer Partisi'nin çözüm önerilerini şu ana başlıklar altında paylaştı: Bağımlılıkla Mücadele ve "Tertemiz Türkiye" Projesi ​Türkiye'nin en temel sosyal sorunlarından birinin milyonlarca uyuşturucu ve sanal kumar bağımlısı olduğunu ifade eden Özdağ, bu yükün en çok anneler tarafından omuzlandığını belirtti. Zafer Partisi iktidarında bağımlılık tedavisinin zorunlu hale getirileceğini vurgulayarak, "Bağımlı olan bütün yurttaşları tam anlamıyla arınana kadar zorunlu bir tedavi protokolü süreci içerisine alacağız. Sokaklarda çeteler değil, Türk devleti hâkim olacak" dedi. ​Kadına Yönelik Şiddet ve Yasal Düzenlemeler ​Kadın cinayetleri ve şiddet olaylarının katliam boyutuna ulaştığına dikkat çeken Özdağ, cezaların artırılmasının tek başına yetmeyeceğini, eğitimin ortaokul kademesinden itibaren yeniden yapılandırılması gerektiğini söyledi. Özdağ, yasal alanda atacakları adımları şu şekilde sıraladı: ​İyi hal indirimi kaldırılacak: Kadın katillerine uygulanan kravat ve iyi hal indirimleri yasadan çıkarılacak. ​Cezalar sertleştirilecek: Uzaklaştırma ve elektronik kelepçe kararlarını ihlal edenlere hapis cezası getirilecek. ​Hızlı yargılama: Yıllarca süren boşanma davaları şiddetin zeminini hazırladığı için, davaların 6 aylık süre içinde sonuçlandırılması sağlanacak. ​Demografik İşgal ve Sığınmacı Politikası ​Sığınmacı ve kaçak göç dalgasının Türkiye'yi Ortadoğululaştırdığını ve sokakları güvensiz hale getirdiğini belirten Özdağ, Eskişehir'de yaşanan eski bir olayı hatırlattı. Ümit Özdağ, "Bu demografik işgali, bu kültürel Ortadoğululaşmayı sona erdirecek ve yasa dışı vatandaşlık verilenler dahil bütün sığınmacı ve kaçakları devletler hukukuna uygun bir şekilde vatanlarına yollayacağız" dedi. ​Ekonomik Şiddet ve Hayat Pahalılığı ​Kadınların mutfakta yaşadığı ekonomik sıkıntıları "ekonomik şiddet" olarak nitelendiren Özdağ, mutfak tüpünden alınan Özel Tüketim Vergisi'ne (ÖTV) tepki gösterdi. Pazar alışverişindeki yüksek enflasyona değinen Özdağ, kamuda tasarruf tedbirlerinin uygulanması gerektiğini belirterek, saraylar yerine fabrikaların, laboratuvarların ve öğrencilere tek kişilik odalar sunan yurtların inşa edilmesi gerektiğini ifade etti. ​"Bir Rüyamız Var: Güvenli Sokaklar" ​Konuşmasını Martin Luther King’in ünlü "Bir rüyam var" söylemine atıfta bulunarak sonlandıran Özdağ, kadınların geleceğe umutla bakması gerektiğinin altını çizdi: ​"Bizim de Zafer Partililer olarak bir rüyamız var. Gece saat 12'de İstiklal Caddesi'nde tek başına yürüyen bir kadın, karşıdan gelen 10 kişilik bir erkek grubuyla karşılaştığı zaman hiç korkmayacak. Çünkü o grup sadece 'İyi gecere hanımefendi' demeyi düşünecek. Bu ülkenin kadınları yabancılardan, eşlerinden, hiç kimseden korkmadan yaşayabilecekler. Bu mümkün, bunu hep birlikte gerçekleştireceğiz." ​Etkinlik, katılımcıların büyük beğenisini toplarken, milli, üniter ve laik Türkiye Cumhuriyeti değerlerinin korunması yönündeki kararlılık mesajlarıyla tamamlandı.

İYİ Parti İl Başkanı Ulucan:"Bu, Yönetilemeyen Bir Ekonomik Krizdir" Haber

İYİ Parti İl Başkanı Ulucan:"Bu, Yönetilemeyen Bir Ekonomik Krizdir"

​İYİ Parti Eskişehir İl Başkanı Serdar Ulucan, akaryakıt piyasasındaki ani fiyat değişimleri ve derinleşen ekonomik kriz hakkında bir basın açıklaması yaptı. Günü kurtaran politikalara tepki gösteren Ulucan, ekonomik belirsizliklerin faturasının vatandaşa kesildiğini belirtti. İl Başkanı Serdar Ulucan yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi; "Akaryakıt piyasasında yaşanan son gelişmeler, Türkiye ekonomisinin hangi noktaya sürüklendiğini bir kez daha gözler önüne sermiştir. Motorinin litre başına 7,74 TL’lik ÖTV’sinin sıfırlanmasıyla pompa fiyatlarında yaklaşık 9,25 TL’lik düşüş yaşanırken, daha bu indirimin üzerinden saatler geçmeden 7-8 TL civarında yeni bir zam beklentisinin ortaya çıkması, vatandaşın aklıyla doğrudan alay etmektir. Milletimiz artık şunu sormaktadır: Bir gecede indirim, ertesi gece zam… Bu ülkenin ekonomisi hangi akılla, hangi planla yönetiliyor? Daha önce döviz ve altında da benzer bir anlayışa şahit olduk. Dolar, Euro ve altın üzerinden yapılan ekonomik müdahaleler ve alınan kararlarla piyasalarda büyük dalgalanmalar yaşanırken, ortaya çıkan belirsizliğin ve maliyetin yükünü yine milyonlarca vatandaş taşıdı. Birileri servetini büyütürken, vatandaşın alım gücü her geçen gün eridi. Bugün akaryakıtta yaşanan tablo da bu durumun devamıdır. İndirim mi var, zam mı geliyor, ÖTV mi sıfırlandı, gece yarısı hangi fiyat değişecek? Vatandaş artık markete, akaryakıt istasyonuna veya pazara giderken neyle karşılaşacağını bilmiyor. Çünkü ekonomi yönetimi güven vermiyor. Akaryakıt yalnızca araç sahiplerini ilgilendiren bir konu değildir. Mazot zamlandığında çiftçinin maliyeti artar, nakliye pahalanır, market rafındaki ürün zamlanır, üretim maliyeti yükselir. Yani akaryakıttaki her artış, doğrudan iğneden ipliğe hayat pahalılığı olarak vatandaşın sofrasına yansır. Bugün emekli geçinemiyorsa, asgari ücretli ay sonunu getiremiyorsa, çiftçi ürettiğinden para kazanamıyorsa, esnaf siftah yapmadan kepenk kapatıyorsa bunun adı artık geçici ekonomik sıkıntı değildir. Bu, yönetilemeyen bir ekonomi krizidir. İYİ Parti olarak açıkça söylüyoruz: Vatandaşın cebinden alınan vergilerle günü kurtaran, bir gün indirim açıklayıp ertesi gün zam haberleriyle milleti şaşkına çeviren ekonomi anlayışından vazgeçilmelidir. Milletin ihtiyacı algı yönetimi değil, doğru ekonomi yönetimidir. İhtiyacımız olan; öngörülebilir, şeffaf, üretimi destekleyen, Türk lirasına güveni yeniden tesis eden ve vatandaşın alın terini koruyan bir ekonomik düzendir. Buradan hükümete soruyoruz: Millet daha ne kadar bu ekonomik belirsizliğin bedelini ödeyecek? Artık günü kurtarma politikalarını bırakın. Milletin cebini, üreticiyi, emekliyi, emekçiyi ve esnafı düşünün. Çünkü Türkiye’nin ekonomisi rakamlardan ibaret değildir. Ekonomi, vatandaşın mutfağıdır. Ekonomi, çiftçinin tarlasıdır. Ekonomi, esnafın kepengidir. Ekonomi, emeklinin aldığı maaştır. Ve bugün bu alanların tamamında vatandaşımız ağır bir geçim mücadelesi vermektedir. Artık bıçak kemiğe dayanmış, tuz kokmuştur. Milletin sabrı tükenmiştir. Türkiye’nin daha fazla belirsizliğe, günü kurtaran politikalara ve vatandaşın sırtına yüklenen yeni maliyetlere tahammülü yoktur."

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.