SON DAKİKA
Hava Durumu

#Gamze Taşcıer

Porsuk Haber Ajansı - Gamze Taşcıer haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Gamze Taşcıer haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Kaynak Faize, Sabır Emekliye! Haber

Kaynak Faize, Sabır Emekliye!

CHP Çalışma ve Sosyal Güvenlik Politika Kurulu Başkanı ve Ankara Milletvekili Gamze Taşcıer, TÜİK’in açıkladığı Şubat ayı enflasyon verilerine ilişkin bir açıklama yaptı. Taşcıer yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi; "TÜİK’in açıkladığı Şubat ayı verileriyle birlikte iki aylık enflasyon oranı yüzde 7,94’e ulaştı. Resmî tabloda rakamlar teknik bir veri olarak sunuluyor olabilir. Ancak hayatın gerçek muhasebesi istatistik bültenlerinde değil; pazarda, faturada, mutfakta tutuluyor. Ekonomi yönetiminin söylemlerine bakıldığında her şey kontrol altında görünmektedir. Oysa sahadaki tablo bunun tam tersini göstermektedir. 2026’nın ilk altı ayı için memura verilen yüzde 11’lik toplu sözleşme zammının yaklaşık yüzde 8’i iki ayda erimiştir. Memur emeklisine yapılan yüzde 18,60 oranındaki artışın neredeyse yarısı daha yılın başında enflasyon karşısında aşınmıştır. SSK ve Bağ-Kur emeklilerine verilen yüzde 12,11’lik artışın ise üçte ikisi şimdiden buharlaşmıştır. Bugün temel sorun yalnızca zam oranlarının yetersizliği değildir. Asıl sorun, yapılan artışların kalıcı bir refah sağlamaması; kısa süreli bir pansumana dönüşmesidir. Maaş artışları birkaç ay içinde etkisini kaybetmekte, gelir artışı ile fiyat artışı arasındaki makas her geçen gün daha da açılmaktadır. Sabit gelirli yurttaşlarımız her sabah aynı maaşla uyanmakta; ancak her akşam daha düşük alım gücüyle günü tamamlamaktadır. Çünkü maaşlar nominal olarak artarken, hayatın maliyeti reel olarak çok daha hızlı yükselmektedir. Çarşı ve pazar TÜİK verilerine göre fiyat belirlememektedir. Elektrik, doğalgaz ve kira faturaları istatistik hesaplamalarına göre düşmemektedir. “Enflasyon farkı” adı verilen uygulama ise, fiyat artışları gerçekleştikten sonra yapılan gecikmeli bir telafi mekanizmasıdır. Bu yaklaşım, yangın çıktıktan sonra hortum aramaya benzemektedir. Sosyal devlet anlayışı, vatandaşının gelirini enflasyon karşısında koruyabilme kapasitesiyle ölçülür. Eğer maaş artışları iki ay içinde eriyorsa, ortada yapısal bir sorun vardır. Bugün bütçeden faize saniyede 176 bin lira kaynak ayırabilen bir yönetim anlayışının, konu emekli ve memur olduğunda “imkânlar sınırlı” söylemine sığınması tercih meselesidir. Bu bir kaynak yokluğu değil, öncelik meselesidir. Fedakârlık sürekli aynı kesimlerden beklenemez. Enflasyonun maliyeti sürekli sabit gelirli kesimlere yüklenemez. Bu düzen ekonomik açıdan da sosyal açıdan da sürdürülebilir değildir. Ekonomide güven, adaletle başlar. Gelir dağılımında adalet sağlanmadan, fiyat istikrarı kalıcı hale gelmeden ve bütçe öncelikleri toplumsal ihtiyaçlara göre yeniden düzenlenmeden gerçek bir istikrar mümkün değildir. Milletle birlikte, milletin emrinde; gelir adaletini önceleyen, emeği koruyan ve vatandaşını enflasyona ezdirmeyen bir ekonomik düzeni hep birlikte kuracağız."

CHP’li Taşcıer: "Çocukları Korumayan İktidar, Fason Üretimi Koruyor" Haber

CHP’li Taşcıer: "Çocukları Korumayan İktidar, Fason Üretimi Koruyor"

Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi Çalışma ve Sosyal Güvenlik Politika Kurulu Başkanı Gamze Taşcıer, Kocaeli’nin Dilovası ilçesinde çocuk işçilerin yaşamını yitirdiği yangın faciasının ardından gündeme gelen hususi damgalı (yeşil) pasaport iddialarına ilişkin Ticaret Bakanlığı’nın soru önergesine verdiği yanıtı eleştirdi. Taşcıer, “Çocukları korumayan iktidar, fason üretimi koruyor” dedi. Taşcıer, yangın sonrası kamuoyuna yansıyan yeşil pasaport iddialarını soru önergesiyle Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine taşıdıklarını belirterek, hangi firmalar üzerinden işlem yapıldığını, hangi ihracat faaliyetlerinin gerekçe gösterildiğini, hangi resmi kayıtlara dayanıldığını, denetim süreçlerinin nasıl işletildiğini ve son üç yıldaki ihracat tutarlarını Ticaret Bakanı Ömer Bolat’a sorduklarını ifade etti. “SORULAR YANITSIZ BIRAKILDI” Ticaret Bakanlığı’nın yanıtında somut sorulara cevap verilmediğini savunan Taşcıer, Bakanlığın yalnızca işlemlerin 5682 sayılı Pasaport Kanunu ve 2017/9962 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı çerçevesinde yürütüldüğünü belirtmekle yetindiğini aktardı. Taşcıer, “Biz mevzuatın varlığını değil, uygulamanın nasıl gerçekleştirildiğini sorduk. Hangi şirketin hangi ihracat performansına dayanarak bu ayrıcalıktan yararlandırıldığına, hangi kamu görevlilerinin hangi değerlendirmeyi yaptığına ve denetim mekanizmasının somut olarak nasıl işletildiğine dair tek bir açıklama yapılmadı. Verilen cevap kamu vicdanını rahatlatmamıştır” değerlendirmesinde bulundu. Taşcıer, Bakan Bolat imzalı yanıtın içerik bakımından yetersiz olduğu kadar, siyasi sorumluluk açısından da sorunlu olduğunu belirterek, “Bir bakanın imzasını taşıyan cevap, şekli bir mevzuat hatırlatmasının ötesine geçmelidir. Kamuoyunda tartışılan iddialar somutken, cevap metninin soyut ve genel ifadelerle sınırlı kalması devlet ciddiyetiyle bağdaşmamaktadır” ifadelerini kullandı. İddianame kapsamındaki mali veriler incelendiğinde söz konusu şirketlerin bazı yıllarda son derece sınırlı kârlılık rakamlarına sahip olduklarının görüldüğünü belirten Taşcıer, “Bu tablo karşısında hususi damgalı pasaport verilmesinin gerçek ve ölçülebilir ihracat performansıyla bağlantısı ciddi biçimde tartışmaya açıktır. Sayın Bolat’ın bu bağlantıyı somut verilerle ortaya koyması gerekirken, soruların esası yanıtsız bırakılmıştır” dedi. “SORUN YALNIZCA EKSİK DENETİM DEĞİL, CEZASIZLIK KÜLTÜRÜ” Taşcıer, hususi damgalı pasaportun istisnai bir kamu imkânı olduğunu vurgulayarak, bu imkânın kamu adına ölçülebilir katkı karşılığında verilmesi gerektiğini kaydetti. Çocuk işçi çalıştırıldığı, kayıt dışı istihdam bulunduğu ve üretim güvenliğinin sağlanmadığı bir işletmede bu ölçütlerin nasıl uygulandığının açıklanması gerektiğini ifade etti. Fason üretim zinciri, taşeronlaştırma ve muvazaalı işverenlik uygulamalarının çocuk emeği ve kaçak işçiliğin temel mekanizmasını oluşturduğunu savunan Taşcıer, “Maliyet baskısı denetimsizlikle birleştiğinde sonuç ölüm olmaktadır. Dilovası’nda yaşananlar bu yapısal sorunun bir sonucudur” dedi. Taşcıer açıklamasında, sorunun yalnızca eksik denetim olmadığını belirterek, “Asıl sorun cezasızlık kültürünün kurumsallaşmış olmasıdır. Üretim zincirinin üst basamaklarında yer alan aktörler görünmez kılınıyorsa ve siyasal-bürokratik bağlantı iddiaları ciddiyetle araştırılmıyorsa bu durum hukuki olduğu kadar siyasal bir tercihi de gösterir. Bakanlık makamının bu iddialar karşısında daha yüksek bir şeffaflık standardı ortaya koyması beklenir” ifadelerini kullandı. “İDDİANAME GERÇEK SORUMLULUK ZİNCİRİNİ ORTAYA KOYMUYOR” Gebze Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianamede iskansız bir binada, üretim güvenliği bulunmayan ortamda sigortasız çocuk, kadın ve göçmen işçilerin kaçak biçimde çalıştırıldığının ortaya konulduğunu belirten Taşcıer, mağdur ailelerinin avukatlarının muvazaalı işverenlik, alt-üst işveren ilişkisi ve üretim zinciri sorumluluğu yönünden soruşturmanın genişletilmesini talep ettiğini aktardı. Kamuoyunda şirket sahiplerinin geçmiş dönemlerde güçlü siyasal ve bürokratik bağlantılar kurmuş olabileceğine dair iddiaların gündeme geldiğini ifade eden Taşcıer, bu iddiaların kesinleşmiş yargılar olmadığını ancak varlıklarının dahi sürecin şeffaf biçimde aydınlatılmasını zorunlu kıldığını söyledi. Yeni iddianamenin gerçek sorumluluk zincirini ortaya çıkarma iradesi bakımından soru işaretleri barındırdığını savundu. Taşcıer, “Mesele basit bir pasaport işlemi değildir. Mesele emeğin korunup korunmadığına, iktidarın kimi denetlediğine ve kimi görmezden geldiğine ilişkin temel bir sorundur” dedi. Açıklamasının sonunda dosyanın takipçisi olacaklarını belirten Taşcıer, Ticaret Bakanı Bolat’ın genel mevzuat atıfları yerine somut veri, somut denetim raporu ve somut idari değerlendirmeleri kamuoyuyla paylaşması gerektiğini vurguladı. Taşcıer, Bakanlık somut ve net yanıtlar verene kadar aynı soruları sormaya devam edeceklerini kaydetti.

Bütçe Harcamalarından Emekli ve Emekçiye Kırıntı Düştü! Haber

Bütçe Harcamalarından Emekli ve Emekçiye Kırıntı Düştü!

CHP Çalışma ve Sosyal Güvenlik Politika Kurulu Başkanı ve Ankara Milletvekili Gamze Taşcıer, Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın açıkladığı bütçe gerçekleşme verileri üzerinden yaptığı değerlendirmede, sosyal güvenlik sistemine ayrılan kaynağın bütçe artışının gerisinde bırakıldığını belirtti. Taşcıer yaptığı yazılı açıklamada, 2025 yılı ocak ayında merkezi bütçeden sosyal güvenlik sistemine ayrılan payın yüzde 15,48 olduğunu, 2026 yılı ocak ayında ise bu oranın yüzde 14,77’ye gerilediğini açıkladı. Bu düşüşün yüzde 4,6’lık bir kesintiye karşılık geldiğini belirten Taşcıer, bunun bütçe ölçeğinde milyarlarca liralık daralma anlamına geldiğini kaydetti. “Bütçe yüzde 55 arttı, sosyal güvenlik yüzde 48’de kaldı” 2026 yılı ocak ayında merkezi bütçe giderlerinin bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 55 arttığını ifade eden Taşcıer, sosyal güvenlik sistemine yapılan artışın ise yüzde 48’de kaldığını belirtti. CHP’li Taşcıer, “Bütçe büyüyor ancak sosyal güvenliğe aynı oranda pay ayrılmıyor. Pastayı büyütenler, emeklinin payını küçültüyor” değerlendirmesinde bulundu. “Tek ayda 12 milyar liralık kesinti” Taşcıer, sosyal güvenlik sistemine yapılan aktarımın bütçe giderleriyle aynı oranda artırılması halinde ocak ayında 241,6 milyar TL yerine 253,4 milyar TL aktarılması gerektiğini, aradaki yaklaşık 12 milyar liralık farkın kesinti anlamına geldiğini söyledi. “Tek bir ayda ortaya çıkan bu kesintinin yıl geneline yayılması halinde çok daha ağır bir tablo ortaya çıkacaktır” diyen Taşcıer, bunun siyasi bir tercih olduğunu savundu. “12 milyar lira ile ne yapılabilirdi?” Taşcıer, söz konusu 12 milyar liranın farklı sosyal destek kalemlerinde kullanılabileceğini belirterek şu örnekleri verdi: 4,8 milyon haneye ayda 4’er kilo kırmızı et desteği sağlanabilirdi. 5,8 milyon haneye 4’er adet Ramazan kolisi dağıtılabilirdi. Gamze Taşcıer, emeklilere yapılan artışın Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından belirlenen bir aylık fitre tutarının yaklaşık 6,2 kat altında kaldığını da ifade etti. “Faiz ödemeleri bütçeyi yuttu” Ocak ayında bütçeden faize 456,4 milyar TL ayrıldığını hatırlatan Taşcıer, bunun günde 14,7 milyar, saatte 613 milyon, dakikada 10,2 milyon liraya karşılık geldiğini söyledi. Aynı dönemde sosyal güvenlik sisteminin finansmanı için hazineden aktarılan kaynağın bunun yarısı düzeyinde kaldığını belirten Taşcıer, “Bütçede faiz için ayrılan para, emeklinin, dulun, yetimin ve çalışanların sosyal güvenlik hakkına ayrılan kaynağın iki katına ulaştı” dedi. “Emekli aylıkları sefalet düzeyinden uzaklaştırılabilirdi” CHP’li Taşcıer, ocak ayında faiz için harcanan paranın günde 736 bin en düşük emekli aylığına denk geldiğini belirterek, “Sadece ocak ayında faize ayrılan kaynakla en düşük emekli aylığı alan 5 milyon yurttaşın geliri yaklaşık bir yıl boyunca asgari ücret düzeyine çıkarılabilirdi. Aynı şekilde ortalama emekli aylıkları da sefalet çizgisinden uzaklaştırılabilirdi” ifadelerini kullandı. “Bayram ikramiyeleri de artırılabilirdi” Taşcıer, 17 milyon emeklinin 4.000 lira olan bayram ikramiyesini asgari ücret düzeyi olan 28.075 liraya çıkarmak için gerekli kaynağın 409 milyar lira olduğunu belirterek, “Ocak ayında faize aktarılan 456,4 milyar liralık tutar dikkate alındığında bu tutar söz konusu düzenlemeyi karşılamaya yetiyordu. Buna rağmen bu tercih yapılmadı ve şimdi 1.000 liralık sınırlı artış ‘müjde’ olarak sunulacak” dedi. “Siyasi manipülasyon yürütülüyor” Taşcıer açıklamasında, iktidarın “CHP gelirse sosyal yardımlar kesilir” söylemi üzerinden kamuoyunda algı oluşturduğunu belirterek bunun açık bir siyasi manipülasyon olduğunu savundu. “Bütçe bir tercih meselesidir. Sosyal güvenlik sistemi toplumsal bir sözleşmedir. Bugünkü tablonun sorumluluğu muhalefete değil, bütçe tercihini emekten yana kullanmayan iktidara aittir” ifadelerini kullanan Taşcıer, merkezi bütçe giderleri yüzde 55 artarken sosyal güvenliğe ayrılan kaynağın yüzde 4,6 daraltılmasının siyasi sorumluluğunun Cumhurbaşkanı Erdoğan’a ait olduğunu kaydetti. CHP’nin çözüm başlıkları Asgari ücret etrafında sıkışmış bir ücret yapısıyla sosyal güvenlik sistemin sağlıklı işlemesinin mümkün olmadığını ifade eden Taşcıer, ücretler yükselmeden prim gelirlerinin artmayacağını, prim gelirleri artmadan da sosyal güvenlik sisteminin dengelenemeyeceğini belirtti. CHP’nin sosyal güvenlik sistemine ilişkin yaklaşımını da şu başlıklarla açıkladı: Merkezi bütçeden sosyal güvenliğe ayrılan payın artırılması Emeklilikte prime dayalı adaletin yeniden tesis edilmesi Aylık bağlama oranlarının yükseltilmesi Emekli aylıklarının büyümeden düzenli pay almasının sağlanması Kayıt dışı istihdamla etkin mücadele edilmesi ve prim tabanının genişletilmesi Taşcıer, açıklamasını, “Biz milyonlarca emekliyi sefalette buluşturan bu meseleyi çözeceğiz” sözleriyle tamamladı.

CHP'li Taşcıer: ''Emekliye Bin Lira Zam Çözüm Değil!'' Haber

CHP'li Taşcıer: ''Emekliye Bin Lira Zam Çözüm Değil!''

CHP Çalışma ve Sosyal Güvenlik Politika Kurulu Başkanı ve Ankara Milletvekili Gamze Taşcıer, Plan ve Bütçe Komisyonu’nda yaptığı konuşmada iktidarın ekonomi ve sosyal politika uygulamalarını sert sözlerle eleştirdi. Taşcıer, “24 yıl boyunca ülkeyi yönetip işçiyi, memuru, emekçiyi açlıkta eşitlediniz. Türkiye’yi çalışarak fakirleşen bir ülke haline getirdiniz” dedi. Taşcıer, son günlerde kamuoyunda tartışma yaratan, son kullanma tarihi geçmiş ya da geçmesine çok kısa süre kalmış ürünlerin düşük fiyatla satıldığı “Yenir Market” uygulaması üzerinden yoksulluğun geldiği noktaya dikkat çekti. Yurttaşların zehirlenme riskini bile bile bu ürünlere yönelmek zorunda bırakılmasının kabul edilemez olduğunu vurgulayan Gamze Taşcıer, bu durumun iktidar tarafından “normal” gibi sunulmasına sert tepki gösterdi. AKP’li vekillerin, “bilimsel” demesi üzerinde CHP’li Gamze Taşcıer, “Siz alır mısınız? Kendi evladınıza son tüketim tarihi geçmiş ürünü yedirir misiniz? Yedirmezsiniz. Normal mi diyorsunuz? Siz kendiniz yiyorsanız o zaman sorun yok. O ürünü kendiniz çocuğunuza, eşinize yediririm diyorsanız gerçekten diyecek bir şeyim yok. Ben kendi çocuğuma yedirtmem. Ben kendi çocuğuma — eğer ihtiyacım varsa böyle bir duruma düşmek istemem — eğer bu ülkede iktidar sahibiysem bu ülkede yaşayan hiçbir yurttaşımın da çocuğuna o ürünleri yedirtmesini istemem. ‘Üzüldük, sorumluluk hissediyoruz’ demeniz gerekirken bunu normalleştirmeye çalışıyor olmanız gerçekten çok ilginç, gerçekten yazık.” ifadelerini kullandı. Konuşmasında Albert Camus’dan alıntı yapan Taşcıer, “Bir ülkeyi tanımak istiyorsanız insanların nasıl öldüğüne bakarsınız” sözünü hatırlatarak, “Bu ülkede insanlar barınamadığı için, ısınamadığı için, beslenemediği için ölüyor” dedi. “Emekli ve Memur Yoksulluk Sınırının Çok Altında” Ülkedeki gelir düzeylerine ilişkin çarpıcı veriler paylaşan ve en düşük emekli memur aylığının yoksulluk sınırının yüzde 72 altında olduğunu belirten CHP’li Taşcıer, en düşük memur maaşının ise yoksulluk sınırının yüzde 37 altında kaldığını söyledi. Ortalama emekli aylığının 23 bin lira seviyesinde olduğunu vurgulayan Taşcıer, “Emekliler açlığa mahkûm ediliyor, asgari ücret ilk açıklandığında dahi açlık sınırının altında kalıyor. Bu ülkede her gün bir iş cinayeti yaşanıyor, çocuk işçilik sürüyor” diye konuştu. “Bakan, CHP’yi Şovla Suçluyor Ama 20 Bin Lirayı Nasıl Verdiklerini Açıklayamıyor” Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı’nın açıklamalarını da eleştiren Taşcıer, “Alın terinden bahsedecek en son kişi çıkıp CHP’yi şov yapmakla suçluyor. Keşke gelip burada siyaseten 20 bin lirayı nasıl verdiklerini anlatma cesaretini gösterebilseydi” dedi. Billboard Tepkisi ve Seçim Çağrısı İstanbul’daki billboard kampanyalarına da değinen Taşcıer, “24 yıldır ülkeyi enflasyonda, işsizlikte, yoksullukta, gelir adaletsizliğinde adeta dünya şampiyonu yaptınız. Sadece bugünün değil, çocuklarımızın ve torunlarımızın hayatından gidiyor. Tutuklu belediye başkanımız üzerinden propaganda yapıyorsunuz” ifadelerini kullandı. İktidara “sandık” çağrısı yapan Taşcıer, “Eğer birilerinin hayatından gittiğini düşünüyorsanız hodri meydan, seçimleri yenileyin. Kimsenin hayatından gitmesin, herkes kendi geleceğiyle ilgili tercihini yapsın” dedi. “Emekliye Sadakayı Bile Çok Gördünüz” Taşcıer, emekli maaş artışlarını da eleştirerek, “Diyanet bütçesi yüzde 33 artırıldı. Aynı oran emekli maaşına yansıtılsaydı emekli bugün 22 bin 500 lira alacaktı. Emekliye sadakayı bile çok gördünüz” ifadelerini kullandı. Konuşmasının sonunda çözümün siyasi olduğunu vurgulayan Taşcıer, “Çözüm önerilerimiz var. En temel çözüm, sizin bir an önce iktidardan gitmenizdir” dedi.

Enflasyon Düştü, Yurttaş Çöktü! Haber

Enflasyon Düştü, Yurttaş Çöktü!

Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi Çalışma ve Sosyal Güvenlik Politika Kurulu Başkanı, Ankara Milletvekili Gamze Taşcıer, Aralık ayında yüzde 0,89 olarak açıklanan enflasyon verisini değerlendirdi. Taşcıer, resmî verilere göre enflasyonun teknik olarak gerilediğinin söylendiğini ancak yurttaşın mutfağında hayat pahalılığının hız kesmeden devam ettiğini belirterek, “TÜİK’te bolluk var, sofrada yokluk var. Enflasyon kâğıt üzerinde düşüyor ama yurttaşın alım gücü çöküyor” dedi. Temel tüketim harcamalarının bir yılda sert biçimde arttığına dikkat çeken Taşcıer, market harcamalarının 2024 sonunda 5.343 lirayken 2025 sonunda 6.821 liraya yükseldiğini, gıda fiyatlarında yüzde 30’un üzerinde artışlar yaşandığını vurguladı. Buna karşın Kasım–Aralık döneminde market harcamaları artarken enflasyonun yüzde 1’in altında açıklanmasının, verilerle günlük hayat arasındaki kopuşu gösterdiğini ifade etti. Sorunun enflasyon oranlarından çok bölüşüm adaleti olduğunu belirten Taşcıer, ücret ve emekli aylıklarının hayat pahalılığı karşısında hızla eridiğini söyledi. Asgari ücrette yapılan artışlara rağmen alım gücünün gerilediğini belirten Taşcıer, “2024’te asgari ücretle 38 kilo dana eti alınabilirken, bugün bu miktar 32 kiloya düştü. Ücretler artıyor ama refah artmıyor” değerlendirmesinde bulundu. Emeklilerin durumunun çok daha ağır olduğuna işaret eden Taşcıer, en düşük emekli aylığının yoksulluk sınırının yüzde 81 altında kaldığını, emekli aylıklarının altın karşısında reel olarak yaklaşık yüzde 50 değer kaybettiğini söyledi. Taşcıer açıklamasında, “Ekonomi sadece tablolarla değil, yurttaşın yaşam koşullarıyla ölçülür. Ücretleri ve emekli aylıklarını baskılayarak enflasyon düşürülmez; yoksulluk kalıcı hâle getirilir” dedi. Cumhuriyet Halk Partisi’nin çözümünün, ücretleri ve sosyal güvenliği merkeze alan adil bir bölüşüm politikası olduğunu vurgulayan Taşcıer, “Refah bir ayrıcalık değil haktır. Ücretlerin kâğıt üzerinde değil, sofrada ve yaşamda karşılık bulduğu bir düzeni kurmak mümkündür” ifadelerini kullandı. Taşcıer yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi; "2025 yılının son enflasyon verileri, Türkiye’de uzun süredir yaşanan temel çelişkiyi bir kez daha teyit etmektedir. Resmi istatistiklere göre enflasyon aylık %0,89 artarken, yıllık enflasyon %30,89 oldu. TÜİK’in hayalflasyon oranlarında teknik bir gerileme yaşanırken, hanehalklarının karşı karşıya olduğu hayat pahalılığı ve gelir kaybı artarak sürmektedir. Bu durum, enflasyonla mücadelenin rakamsal bir başarı anlatısına indirgenmesi ile toplumsal refah arasındaki kopuşun derinleştiğini göstermektedir. İktidarın enflasyonla mücadeleyi oranlara odaklanan dar bir çerçevede ele alması, meselenin özünü perdelemektedir. Enflasyon fiyat artış hızından ibaret bir teknik gösterge değildir; ücretlerin, emekli aylıklarının ve sosyal transferlerin bu fiyat artışları karşısındaki konumuyla birlikte değerlendirilmesi gereken toplumsal bir olgudur. Bugün Türkiye’de yaşanan sorun, ölçülen enflasyon ile emekçilerin gündelik yaşamda deneyimlediği geçim maliyeti arasındaki makasın hızla açılmasıdır. Resmî veriler üzerinden kurulan “düşüş” anlatısına karşın, temel tüketim harcamaları istikrarlı biçimde artmaktadır. Aynı hanehalkı için 2024 sonunda 5.343 lira olan market harcaması, 2025 sonunda 6.821 liraya yükselmiştir. Süt ve süt ürünleri, et-tavuk-yumurta ve meyve fiyatlarında bir yıl içinde yüzde 30’un üzerinde artışlar yaşanmıştır. Mevsimsel etkilerle geçici gerilemeler gösteren bazı ürün grupları ise genel eğilimi değiştirmemektedir. Bununla birlikte Kasım-Aralık 2025 döneminde market harcamalarının yüzde 5 artmasına rağmen enflasyonun yüzde 1’in altında açıklanması, verilerle günlük hayat arasındaki uyumsuzluğu açık biçimde ortaya koymaktadır. Bu tablo, Türkiye’de yaygın ve süreklilik kazanmış bir alım gücü erozyonuna işaret etmektedir. Ücretlerin nominal olarak artırıldığı, ancak yaşam maliyetlerinin çok daha hızlı yükseldiği bir ekonomide, ücret artışlarının toplumsal refah üretmesi mümkün değildir. Bu nedenle sorun esas olarak bir bölüşüm krizi sorunudur. Nitekim 2024-2025 Aralık ayları arasında açlık sınırı 9 bin lira, yoksulluk sınırı yaklaşık 30 bin lira, yaşam maliyeti ise 11 bin 758 lira artmıştır. Buna karşılık asgari ücretteki nominal artış 5 bin 935 lirada kalmıştır. Zorunlu harcamaların yüzde 43 arttığı bir dönemde ücret artışlarının bu düzeyde kalması, reel gelir kaybını kaçınılmaz kılmaktadır. Somut göstergeler bu durumu net biçimde ortaya koymaktadır. 2024 sonunda asgari ücretle 38 kilogram dana eti alınabilirken, 2025 sonunda yapılan yüzde 27’lik artışa rağmen bu miktar 32 kilograma gerilemiştir. Ücretlerin artmasına karşın alım gücünün yüzde 14 düşmesi, Türkiye ekonomisinin temel yapısal sorunlarından biridir. Benzer bir tablo memur ve memur emeklileri açısından da geçerlidir. Toplu sözleşme sistemi, ücretleri önden ve yaşam maliyetini esas alarak artırmak yerine, gerçekleşmiş enflasyonun gerisinden telafi etmeye dayalı bir yapıya dönüşmüştür. Bu nedenle yapılan artışlar refah üretmemekte, yalnızca kaybın hızını sınırlamaktadır. Memur çalışarak, fakirleşmektedir. Emekliler açısından ise durum daha ağırdır. En düşük emekli aylığı yaklaşık 18.900 lira düzeyinde kalacaktır. Bu tutar, aynı evde yaşayan iki emeklinin, aylıklarıyla 39 bin lirayı aşan yaşam maliyetini karşılamaktan uzaktır. Aynı hanede yaşayan iki emeklinin toplam aylık geliri, açlık sınırının yalnızca yüzde 24 üzerindedir. Buna karşın emekliler yoksulluk sınırının belirgin biçimde altına itilmiştir. Bugün en düşük emekli aylığı yoksulluk sınırının yüzde 81 altında kalmıştır. Alım gücündeki erime, altın gibi evrensel bir değer ölçüsü üzerinden bakıldığında daha çarpıcı hale gelmektedir. 2025 yılının başında emekli aylığı ile yaklaşık 6 gram altın alabilen bir emekli, 2026 yılında yapılması öngörülen yüzde 12’lik artışa rağmen ancak 3 gram altın alabilecektir. Bu durum, emekli aylıklarının reel olarak yaklaşık yüzde 50 oranında değer kaybettiğini göstermektedir. Bu veriler, Türkiye’de çalışarak da emekli olarak da yoksullaşmanın sistematik bir nitelik kazandığını göstermektedir. Geliri olan ama güvencesi olmayan, bordrosu olan ama refahı olmayan milyonlarca insan vardır. Barınma, beslenme ve enerji gibi temel ihtiyaçlar dahi geniş kesimler için erişilebilir olmaktan çıkmaktadır. Ekonomi, yalnızca bilanço göstergeleriyle değil; yaşam koşullarıyla değerlendirilmelidir. Fiyat istikrarı ile gelir istikrarı birlikte sağlanmadığı sürece toplumsal refah üretilemez. Enflasyonu düşürme adına ücretleri ve emekli aylıklarını baskılayan her politika, yoksulluğu kalıcılaştırır. Cumhuriyet Halk Partisi, bu tablonun kaynağını doğru tespit etmekte ve çözümün de ücretleri, sosyal güvenliği ve adil bölüşümü merkeze alan bir yaklaşımda olduğunu savunmaktadır. Emek sınıfı acı reçeteye mahkûm değildir. Kemer sıkma politikası yerine ücretlerin insanca yaşamı güvence altına aldığı, her yurttaşın emeğinin karşılığını alabildiği bir ekonomik düzen ile düzlüğe çıkmak mümkündür. Refah bir ayrıcalık değil haktır; insanca yaşam da iktidarın vatandaşına bir lütfu olmadığı gibi kamusal bir sorumluluktur. Bu nedenle emeğin üstünlüğünü temel değer kabul eden bir yaklaşımla; her yurttaşın güvenceli bir işte çalışabildiği, gelirinin hayat pahalılığı karşısında erimediği bir düzen için ücret politikalarını, yalnızca nominal artışa değil, gerçek alım gücünü koruyan ve artıran bir zemine oturtmak gereklidir. Yurttaşlarımızın temel ihtiyaçlarını karşılayamadığı bir ücret düzeni kabul etmiyoruz. Fiyat istikrarının sağlanmasını, enflasyonun kalıcı biçimde düşürülmesini ve hayat pahalılığının ortadan kaldırılmasını, emek gelirlerini korumanın vazgeçilmez koşulu olarak görüyoruz. Gelir adaletini ve adil bölüşümü merkeze alan politikalarla, alım gücündeki erimeyi kalıcı biçimde durduracağız. Güçlü bir sosyal devlet, hak temelli gelir güvencesi ve emeğin hakkını koruyan bir kalkınma modeliyle; ücret artışlarının kâğıt üzerinde kalmadığı, emekçinin sofrasına ve yaşamına gerçek refah olarak yansıdığı bir düzeni kurma kararlılığındayız."

CHP'li Taşcıer: "Asgari Ücret Sarayın Talimatıyla Belirlendi!" Haber

CHP'li Taşcıer: "Asgari Ücret Sarayın Talimatıyla Belirlendi!"

CHP Çalışma ve Sosyal Güvenlik Politika Kurulu Başkanı, Ankara Milletvekili Gamze Taşcıer, açıklanan asgari ücret hakkında Meclis’te bir basın toplantısı düzenledi. Gamze Taşcıer yaptığı açıklamada şunları söyledi; "Değerli basın mensupları, Milyonların yaşamını ilgilendiren asgari ücret tespit süreci 12 gün sürdü. Deyim yerindeyse bir “al gülüm ver gülüm” süreci yaşandı. Türkiye’nin yakın emek tarihinde, işçinin masada olmadığı bir döneme şahit olduk. Milyonların geçimini belirleyen bir karar, emeğin gerçek sahipleri dışarıda bırakılarak alındı. Asgari ücret, sosyal diyalogla ve ortak akılla değil, sarayın talimatıyla belirlendi. Emekçinin sesinin duyulmadığı, sendikaların etkisizleştirildiği bu süreç, çalışma hayatında adalet duygusunu zedeleyen ve emek mücadelesinde derin kırılma yaratan tarihsel bir eşik olarak kayda geçti. Üstelik bu tablo, yalnızca kapalı kapılar ardında yürütülen bir pazarlıkla sınırlı kalmadı. Biz insanların hayatıyla kumar oynamayın çağrısı yaparken, iktidarın tercihleri bu ülkenin emekçisini yasadışı bahis sitelerinde oyuncak etti. Masada yer almayan işçi adına rakamlar kulislerde dolaştı, ücret bir hak olarak korunması gerekirken yasa dışı bir düzenin konusu haline getirildi. İşçinin sofrası, geçim mücadelesi ve yaşamı üzerine bahis kuponu yapıldı. Sürprizler, ihtimaller ve hatta Erdoğan’ın gönül endeksi konuşuldu ve 12 günün sonunda devletin açıklamadığını kumar baronları ilan etti. Asgari ücret 30 bin altı olur diyenler 1 lira koyup 2 aldılar. Kaybeden yine emekçi oldu. Bu tablo, emek politikalarının geldiği noktayı bütün çıplaklığıyla ortaya koydu; milyonların yaşamı piyasanın insafına terk edildi. Bu şartlar altında ‘toplumsal barış ve dayanışma şuurundan’ söz etmek, gerçek sorunları kavramaktan uzak bir şuursuzluktur. Değerli Basın mensupları, 28 bin 75 lira olarak açıklanan asgari ücretin hangi bilimsel verilerle hesaplandığını bilmiyoruz. Ancak Türkiye’de asgari ücretin nasıl bir siyasal tercih sonucu belirlendiğini, bu tercihin hangi hukuki boşluklara yaslandığını ve milyonlarca emekçinin hayatında nasıl bir geçim krizine dönüştüğünü net biçimde görüyoruz. AKP iktidarı bizleri şaşırtmamış, işveren temsilcileriyle birlikte “işçi ölsün ama iş yürüsün” mantığıyla hareket etmiştir. “Enflasyona ezdirmemek” iddiasıyla asgari ücreti enflasyonun altında belirlemek tam da AKP’ye yakışan bir zihni sinir projesidir. Hatırlayalım. TÜİK, 2024 yıl sonu enflasyonunu yüzde 44,38 olarak açıklamıştı. Buna karşılık 2025 yılı için geçerli asgari ücret artışı yüzde 30 ile sınırlanmıştı. Yani asgari ücretli,2025 boyunca 14 puanlık bir kayıpla yaşamak zorunda bırakıldı. Yıl içinde de yüksek seyreden enflasyonla ücretliler ezildikçe ezildi. Lokmaları küçüldükçe küçüldü. TÜİK, son açıkladığı veri İLE “oluşan enflasyon”u yüzde 31,07 olarak ilan etmişti. Böylece 11 ayda asgari ücret 6.500 lira erimişti. Ancak dün asgari ücret 1 Ocak 2026’dan itibaren geçerli olmak üzere %27 artırıldı. Yani ücretler üst üste ikince kez açıklanan enflasyonun altında tutuldu. Geçen yıldan kalan yüzde 14’lük kaybı telafi etmek bir yana, bu seneden de %4 kayıp eklendi. Bunu da kamufle etmek için yeniden değerleme oranını yüzde 25 belirleyip, bu oranın üzerinde zam yaptıklarını ilan ettiler. Oysa açlık sınırı Ekim ayından beri 28 bin 75 liranın üzerindedir. Açıklanan asgari ücret daha şimdiden açlık sınırının 3 bin lira altındadır. Üreten, vergi veren, sosyal güvenlik sistemini ayakta tutan bu kesim, ücretleriyle ailesinin en temel ihtiyaçlarını karşılayamaz duruma gelmiştir. Bakın AKP iktidarı bir yandan TÜİK eliyle “enflasyon düşüyor” masalıyla algı üretmeye çalışıyor, diğer yandan kendi açıkladığı oranları bile ücret artışlarında esas almıyor. Bu, açıkça ve süreklilik gösteren bir ücret baskılama politikasıdır. Dolayısıyla sorun enflasyonun ne olduğu ya da nereden nereye düştüğü değildir. Sorun, emeğin milli gelirden aldığı payın bilinçli olarak küçültülmesidir. Asgari ücretin bugün sefalet ücretine dönüşmesinde yapısal tercihler de etkilidir. AKP enflasyonu yükseltiyor diyerek sorumluluğu emekçiye yıkmaktadır. “Ellerini taşın altına koymalarını bekliyoruz” diyerek işverene sitem etmektedir. Ancak bir tek kendisini sorumlu hissetmemektedir. Oysa Uluslararası Çalışma Örgütü ILO’nun 131 sayılı Asgari Ücret Sözleşmesi’ni onaylamayan da AKP’dir. Çünkü ILO asgari ücreti; işçinin ve ailesinin insan onuruna yakışır bir yaşam sürdürebilmesini esas alan bir ücret olarak tanımlamaktadır. Her fırsatta, her konuda aileyi dilinden düşürmeyen AKP iktidarı, konu işçinin ailesini geçindirmeye geldiğinde kulağının üstüne yatmakta ve bu sözleşmeyi yıllardır sümen altı etmektedir. Barınma, beslenme, ulaşım, sağlık, eğitim ve sosyal yaşama katılım gibi temel unsurların ücret belirleme sürecinin merkezine alınmasını zorunlu kılan bu sözleşmenin neden onaylamadığına ilişkin iktidarın bugüne kadar söylediği tek bir söz yoktur. Arayın bulamazsınız. AKP iktidarı asgari ücretin hangi toplumsal ve insani ölçütlerle belirleneceğini düzenleyen 131 sayılı sözleşmeye taraf olmamayı tercih etmiştir. Böylece asgari ücret, sosyal bir hak olmaktan uzaklaştırılmış, idari bir işlem hâline indirgenmiş, siyasi takdir alanının içine hapsedilmiştir. Bu tercih, ücret politikasının merkezine geçim koşullarını yerleştirmeyen bir anlayışın açık ifadesidir. Bugün 131 sayılı sözleşme yürürlükte olsaydı, asgari ücret hiçbir koşulda açlık sınırının altına düşmeyecekti. İşçinin masada fiilen yer almadığı bir komisyon karar alamayacaktı. Asgari ücretin belirlenme süreci, yalnızca yürütmenin iradesine bırakılmayacaktı. Erdoğan’ın gönül endeksi değil, yaşamın gerçekleri belirleyici olacaktı. Açıklanan ücretler yargı denetimine açık olacak, insan onuruna aykırı bulunan tutarlar için hukuki başvuru yolları işletilebilecekti. Bugün yaşanan tablo, bu güvencelerin tamamının sistem dışına itilmiş olmasının sonucudur. Mevcut sistemde işçi temsilinin etkisizleştirildiği, karar süreçlerinin kapalı devre yürütüldüğü, toplumun geniş kesimlerini ilgilendiren bir ücretin dar bir idari çerçevede belirlendiği görülmektedir. Mevcut koşullarda açıklanan her rakam, yoksulluğu azaltan bir araç olmaktan çıkmakta, yoksulluğu yönetmenin teknik bir unsuruna dönüşmektedir. Bugün Kamerun ve Kenya gibi ülkeler, ILO’nun 131 sayılı sözleşmesini imzalayarak asgari ücreti insan onuru temelinde düzenleme yükümlülüğü altına girmiştir. İktidar sözcüleri tarafından dünyanın en büyük ekonomileri arasına girdiği ifade edilen ülkemizin bu sözleşmenin dışında tutulması, ekonomik gerekçelerle açıklanabilecek bir durum değildir. Aksine; AKP’nin emeğe bakış açısıyla, ücretin toplumsal rolüne dair siyasal yaklaşımla ve tercih edilen ekonomik modelle ilgilidir. Değerli basın mensupları, Bir ülkede emeğin payı küçüldükçe büyüme kâğıt üzerinde kalır. Siz istediğiniz kadar hile hurdayla millî geliri artarın gerçekte yurttaşın o gelirden aldığı pay azalır. Evet, TÜİK varsa istatistikler iyileşir ama hayat zorlaşır. Sefalet tam da burada ortaya çıkar. İnsanlar daha çok çalışır, daha az tüketir, borçlanarak yaşar, geleceğini ertelemeye başlar. Ekonomi rasyonel görünür fakat toplum yorulur. Bakın, adalet, ücretin açlık sınırının biraz üstünde belirlenmesiyle de sağlanmaz. Adalet, çalışanların yarattığı değerden pay alabilmesiyle kurulur. Adalet, ücretlinin ay sonunu beklemesiyle sınırlı bir yaşam kurmasıyla ölçülmez; ayın tamamını planlayabilmesiyle anlam kazanır. Bu yapı kurulmadığında ortaya çıkan tablo da geçim krizini derinleştirir. Bu yüzden ya adalet ya sefalet diyoruz. Çünkü ekonomiler adaletle büyür, adaletsizlikle küçülür. Bunun matematiği nettir. Biz buradan açık bir tutum ortaya koyuyoruz. Asgari ücret, pazarlık konusu yapılamaz. Asgari ücret, iktidarı siyasi hesaplarına göre belirlenemez. Asgari ücret, işveren hassasiyetine endekslenemez. Çünkü bugün her 2 çalışandan 1’inin asgari ücret ve çevresindeki ücretlerle geçinmeye çalıştığı ülkemizde asgari ücret, yaşamın kendisidir ve insan onuru temelinde bir hak olarak ele alınmak zorundadır. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu hakkı hayata geçireceğiz. ILO’nun 131 sayılı Asgari Ücret Sözleşmesi’ni iktidarımızın ilk döneminde onaylayacağız. Asgari Ücret Tespit Komisyonu’nu işçinin belirleyici olduğu, gerçek müzakerenin yapıldığı demokratik bir yapıya kavuşturacağız. Ücret belirleme sürecini şeffaf, hesap verebilir ve yargı denetimine açık hale getireceğiz. Asgari ücreti açlık sınırının üzerinde, yoksulluğu azaltan ve yaşamı güvence altına alan bir düzeyde belirleyeceğiz. Emeğin milli gelirden aldığı payı büyüten bir gelir politikası kuracağız. Çalışanların ücretini enflasyon karşısında koruyan, alım gücünü yıl boyunca güvence altına alan bir sistemi hayata geçireceğiz. Türkiye’nin buna gücü vardır. Bu ülkenin emeği, üretimi ve kaynakları vardır. Eksik olan şey, emeği merkeze alan siyasal iradedir. Biz bu iradeyi emekten yana kurma sorumluluğunu taşıyoruz. İnsan onuruna yakışır bir ücret, bir ayrıcalık değildir. Bu, en temel toplumsal haktır."

Asgari Ücret Süreci Artık Ciddi Bir Temsil ve Demokrasi Sorunudur Haber

Asgari Ücret Süreci Artık Ciddi Bir Temsil ve Demokrasi Sorunudur

CHP Çalışma ve Sosyal Güvenlik Politika Kurulu Başkanı, Ankara Milletvekili Gamze Taşcıer, asgari ücret sürecinin yalnızca bir ücret pazarlığı olmadığını ifade etti. Milletvekili Taşcıer yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi; "Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan'ı iki gündür hayretle dinliyor ve ibretle takip ediyoruz. Öncelikle ifade etmek isteriz ki, Cumhuriyet Halk Partisi açısından mesele, asgari ücretin kaç lira olacağıyla sınırlı değildir; emeğin bu ülkede hangi siyasal ve ekonomik rejim altında yaşamını sürdürdüğüdür. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan dilinden düşürmediği “sosyal diyalog”un, “ortak nokta”nın ve “makroekonomik dengeler”in ne olduğu emek mücadelesinin içinden gelen herkes için açıktır. Bakan Işıkhan tarafından yapılan açıklamalar, asgari ücret sürecinin fiili işleyişiyle örtüşmemektedir. “Ortak nokta” söylemi, tarafların eşit ve etkin biçimde temsil edildiği bir müzakere zemini bulunmadığı sürece anlamını yitirmektedir. Bugün asgari ücret masasında böyle bir zeminden söz etmek mümkün değildir. “Makroekonomik dengeler” vurgusu ise emeğin geçim koşullarını ikincil plana iten, ücretleri enflasyonun sebebi olarak konumlandıran bir politikanın sürdürüldüğünü göstermektedir. Bu yaklaşım, milyonlarca emekçi açısından hayat pahalılığı, gelir kaybı ve güvencesizlik anlamına gelen dengesizliğin kendisini ifade etmektedir. Öte taraftan “Sosyal diyalog” kavramı da ancak tarafların görüşlerinin karar alma süreçlerine gerçek anlamda yansıdığı koşullarda karşılık bulur. Bakanlık tarafından dile getirilen “enflasyona karşı koruma” söylemi de çalışanların yaşadığı somut gerçeklikle örtüşmemektedir. Emekçiler, alım gücündeki kaybı her ay doğrudan deneyimlemektedir. Sayın Bakanın enflasyonu düştükçe, emekçinin tansiyonu çıkmaktadır. Bugün gerçekleştirilen ikinci Asgari Ücret Tespit Toplantısı’nda işçi konfederasyonu fiilen masada yer almamaktadır. Emekçilerin örgütlü temsilinin bulunmadığı bir ortamda bu kavramların kullanılmasının kamuoyunda yanıltıcı bir algı yaratma amacı taşıdığı açıktır. Emeğin örgütlü temsilinin olmadığı bir masada alınan kararların toplumsal meşruiyet üretmesi mümkün değildir. İstihdamı koruma gerekçesiyle ücretlerin baskı altında tutmaya çalışan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı suçüstü yakalanmasına rağmen uzun süredir emekçiyi yoksulluğa mahkûm etmekten başka hiçbir sonuç üretmeyen bu politika tercihinde ısrar etmektedir. Bu akımdan Asgari ücret süreci artık ciddi bir temsil ve demokrasi sorunudur. Sayın Bakan’ın masada yer almayan işçi tarafını ziyaret ederek, sürecin eksik temsilini örtmeye ve kendi perspektifi üzerinden bir meşruiyet zemini oluşturmaya çalıştığının farkındayız. Türk-İş ve Hak-İş ziyaretleri de bu telaşın bir sonucudur. Bu telaştan milyonlarca emekçiye bir kazanım çıkmaz."

Bu Bütçe 'Ölen Ölür Kalan Sağlar Bizimdir' Bütçesidir Haber

Bu Bütçe 'Ölen Ölür Kalan Sağlar Bizimdir' Bütçesidir

CHP Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi Çalışma ve Sosyal Güvenlik Politika Kurulu Başkanı ve Ankara Milletvekili Gamze Taşcıer, TBMM Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada 2026 bütçesini sert sözlerle eleştirdi. Bütçenin rakamlardan ve hedeflerden oluştuğunu ancak yurttaşın yaşam gerçekliğini ıskaladığını savunan Taşcıer, “İçinde çalışma geçen ama emeği değersizleştiren, sosyal denilen ama güvenliği törpüleyen bir metin hazırlanmış” dedi. Bütçede 68 ayrı harcama programı bulunduğunu hatırlatan Taşcıer, 66 kalemde hedeflerin tutturulmasına rağmen en kırılgan kesimlere gelindiğinde tablonun değiştiğini ifade etti. Yoksullukla mücadele ve sosyal güvenlik programlarının toplam büyüklüğünün 2,4 trilyon lira olduğunu belirten Taşcıer, Türkiye’de her üç kişiden birinin yoksul olduğuna dikkat çekti. “YOKSULLUKLA MÜCADELEYE 4 KURUŞ” Yoksullukla mücadele için ayrılan kaynağın 554 milyar lira olduğunu belirten Taşcıer, bu tutarın dakikada 4 kuruşa denk geldiğini söyledi. Kadınlara, çocuklara ve aktif yaşlanmaya ayrılan payın ise 1 kuruşun biraz üzerinde kaldığını vurguladı. Sosyal güvenlik bütçesine ilişkin değerlendirmesinde SGK şemsiyesi altında 43 milyon kişinin bulunduğunu, bunların 17 milyonunun emekli olduğunu hatırlatan Taşcıer, sosyal güvenliğe ayrılan payın dakikada 8 kuruş olduğunu ifade etti. “409 MİLYAR LİRA NEREYE GİTTİ?” Sosyal güvenlik bütçesinin 1 trilyon 872 milyar lira olarak öngörüldüğünü belirten Taşcıer, geçen yıl için yüzde 25 artış vaat edildiğini ancak artışın yüzde 3’te kaldığını söyledi. Aradaki 409 milyar liralık farkın nereye gittiğini soran Taşcıer, “Bu kaynağın emekliye ve sosyal güvenliğe gitmediği ortadadır” dedi. Bütçede kullanılan kavramları da eleştiren Taşcıer, “Emekçinin sofrası küçülüyor denge diyorsunuz. Asgari ücret eriyor enflasyonla uyum diyorsunuz. Emeklinin payı azalıyor mali disiplin diyorsunuz. Kadın emeği kayıt dışına itiliyor esneklik diyorsunuz. İşsizlik Fonu işsize gitmiyor kaynak etkin kullanılıyor diyorsunuz” ifadelerini kullandı. “44 SOMA FACİASI YAŞANDI” Konuşmasında iş cinayetlerine de değinen Taşcıer, Soma faciasının üzerinden 10 yıl geçtiğini, bu sürede 13 bin 74 iş cinayetinin yaşandığını belirtti. Bu dönemde 44 Soma faciasına denk gelen ölümün meydana geldiğini ifade eden Taşcıer, gerekli derslerin çıkarılmadığını söyledi. Zonguldak’taki madenlere ilişkin uyarılara da dikkat çeken Taşcıer, Çalışma Bakanlığı müfettişlerinin madenlerde beş ölümcül eksiklik tespit ettiğini hatırlattı. Mevzuatın bu durumlarda “derhal kapatma” hükmü içerdiğini vurgulayan Taşcıer, raporların sümenaltı edildiğini savundu. Sarayın günlük giderinin 72 milyon liraya ulaştığını belirten Taşcıer, buna karşın madenlerde hayati önlemler için gerekli olan 57 milyon liralık kaynağın ayrılmadığını ifade ederek, “57 milyon lira verilmediği için 7 bin madenci her gün ölüme gönderiliyor” dedi. “ÜCRETLER BANGLADEŞ SEVİYESİNDE” Asgari ücret tartışmalarına da değinen Taşcıer, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı’nın uluslararası karşılaştırmalarına tepki göstererek, “Markette etiketler Fransa ayarında, barınma Amerika kıvamında. Ama ücretler Bangladeş ve Uganda seviyesinde. Emekli, emekçi çalışıyor ama doyamıyor. Doysa barınamıyor. Barınabilse borçtan kurtulamıyor. Günün sonunda 200 liralık otellerde, otogarlarda hayatını sürdürüyor” dedi. CHP olarak taleplerini de sıralayan Taşcıer, asgari ücretin istisna olmaktan çıkarılacağını, vergide adaletin sağlanacağını, sıfır iş cinayeti hedefinin hayata geçirileceğini ve kadın emeğinin görünür kılınacağını söyledi. Taşcıer, “Emeği yok sayan hiçbir anlayış kalıcı olamaz. Bu bütçenin de bu iktidarın da süresi sandığa kadardır” ifadeleriyle konuşmasını tamamladı. Taşcıer’in konuşması şu şekilde: “Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. Önümüzde rakamlardan, programlardan ve hedeflerden oluşan ama yaşamı ıskalayan bir bütçe var. İçinde “çalışma” geçen ama emeği değersizleştiren, “sosyal” denilen ama güvenliği törpüleyen bir metin hazırlanmış. “İstikrar” demişsiniz, emekçiye düşen sabretmek olmuş. “Büyümeden pay” demişsiniz, emekliye biçilen rol şükretmek olmuş. “Verimlilik” demişsiniz, bedelini sağlığıyla, canıyla işçi ödesin istemişsiniz. “Fedakârlık” demişsiniz, hep ücretliden beklemişsiniz. Ve siz bu bütçeye refah bütçesi demişsiniz! Bakın, bütçede 68 ayrı harcama programı var. 66’sında, öngörülen kadar atış olmuş. Ama sıra ülkenin en kırılgan kesimlerine gelince iş değişmiş. Birincisi yoksullukla mücadele. İkincisi sosyal güvenlik programı. Bu iki kalemin toplamı 2,4 trilyon lira. Türkiye’de bugün 25 milyon insanın nefes alacak dermanı yok. Her üç kişiden biri yoksul. Ama yoksullukla mücadeleye 554 milyar lira ayırmışsınız. Yani dakikada 4 kuruşla yoksulluğu bitirecekmişsiniz. Öyle mi? Kadınlara, çocuklara, aktif yaşlanmaya ayırdığınız pay 1 kuruştan biraz fazla! Diğer tarafta sosyal güvenlik var. SGK şemsiyesi altında 43 milyon kişi bulunuyor. 17 milyonu emekli. Sosyal güvenliğe ayırdığınız pay dakikada 8 kuruş. Kuruş tedavülden kalktı. Ama belli ki, yoksulları ve emeklileri de yaşam haklarını ellerinden alarak ortadan kaldıracaksınız. O yüzden bu bütçe “Ölen ölür, kalan sağlar bizimdir” bütçesidir. Bakın Sosyal güvenliğe 1 trilyon 872 milyar lira ayırmışsınız. Oysa geçen yıl yüzde 25’lik bir artış öngörmüştünüz! Ancak yüzde 3 ile yetindiniz? Ne oldu da 409 milyar lirayı silip “50 milyar lira yeter de artar” noktasına geldiniz? Aradaki fark nereye gitti? Emekliye gitmediği ortada. Kime aktarıldı? Sosyal güvenliğe olmadığı açık. Emekçinin sofrası küçülüyor, “denge” diyorsunuz. Asgari ücret eriyor, “enflasyonla uyum” diyorsunuz. Emeklinin payı azalıyor, “mali disiplin” diyorsunuz. Kadın emeği kayıt dışına itiliyor, “esneklik” diyorsunuz. İşsizlik Fonu işsize gitmiyor, “kaynak etkin kullanılıyor” diyorsunuz. Bu ülke yoksulluğu kader, güvencesizliği fıtrat diye anlatanlardan bıktı. Soma’nın üzerinden 10 yıl geçti. 13.074 iş cinayeti işlendi. Bu sürede 44 soma faciası daha yaşandı. Ders aldınız mı? Almadığınız ortada. Bu manşete iyi bakın! Zonguldak’ta madenler alarm veriyor. Müfettişleriniz beş ölümcül sorun tespit etmiş bakan! Ne yaptınız? Bir facia olmasını mı bekliyorsunuz? Kanun “derhal kapat” diyor. Ama rapor sümenaltı ediliyor. Sarayın bir günlük gideri 72 milyon lira ama 57 milyon lira vermemek için 7 bin madenci her gün ölüme gönderiliyor. Batsın bu düzeniniz! Vatandaş artık bıktı. Bıktı. Dayanacak gücü kalmadı! Anlattığınız masallar karnı doyurmuyor. Emekli geçinemiyor, Ücretli kira ödemiyor. Orta direk çocuğunu beslenme çantası hazırlayamıyor. Asgari ücret tespit ayındayız. Sayın Bakan “Avrupa, Asya ve Afrika ülkeleriyle kıyasladığımızda çok iyi bir noktadayız” diyorsunuz. Markette etiketler Fransa ayarında. Barınma derseniz Amerika kıvamında. Ama iş ücretlere gelince Bangladeş ve Uganda seviyesinde. Emekli, emekçi çalışıyor ama doyamıyor. Doysa barınamıyor. Barınabilse borçtan kurtulamıyor. Günün sonunda 200 liralık otellerde, otogarlarda hayatını sürdürüyor. Böyle bir tabloyla övünmek ancak size yakışır. Hamaset peşinde değiliz. Alın terinin karşılığını alan bir memleket istiyoruz. Emeği sus payıyla değil, hakkıyla yaşatan bir düzen istiyoruz. Biz Cumhuriyet Halk Partisi buradan bir kez daha ifade ediyrouz Asgari ücret istisna olacak! Emekçi de memur da insan gibi yaşayacak! Vergide adalet gelecek! Emeğe el uzatan hesabını verecek! Sıfır iş cinayeti hedefi lafta kalmayacak. Denetlemeyen hesabını verecek. Kadın emeği görünecek! Ücretsiz kreş yaygınlaşacak. MESEM sömürüsü bitecek! Staj ve çıraklık mağduriyeti son bulacak. Sosyal devlet geri gelecek! Kimse açlığa mahkûm edilmeyecek! Emeği yok sayan hiçbir anlayış kalıcı olamaz. Bu bütçenin de, iktidarınızın da süresi sandığa kadardır. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. “

Asgari Ücretliyi Siyasetin Keyfine Mahkum Eden Sistemi Değiştireceğiz Haber

Asgari Ücretliyi Siyasetin Keyfine Mahkum Eden Sistemi Değiştireceğiz

CHP Genel Başkan Yardımcısı Gamze Taşcıer, Meclis'te düzenlediği basın toplantısında, TÜİK'in iki gün önce açıkladığı Kasım ayı enflasyonu ve 12 Aralık'ta toplanacak Asgari Ücret Tespit Komisyonu'na ilişkin değerlendirmelerde bulundu. CHP Genel Başkan Yardımcısı Taşcıer düzenlediği basın toplantısında şu ifadelere yer verdi; "Değerli basın mensupları, Bizleri ekranları başından ve sosyal medya hesaplarından takip eden kıymetli yurttaşlarımız, Hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. Bugün, Türk kadınının seçme ve seçilme hakkını elde edişinin 91. yılını kutluyoruz. 5 Aralık 1934, kadınların siyasal yaşama tam katılımını güvence altına alan, Cumhuriyet’in “fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür” yurttaş idealinin tüm toplum için somutlaştığı gündür. Atatürk’ün öngördüğü çağdaşlaşma programı, kadının kamusal alanda eşit bir birey olarak var olmasını, karar süreçlerinde temsil edilmesini, ülkenin geleceğine yön veren bir özne olarak güçlenmesini esas almıştır. Bugün bize düşen görev, bu tarihsel kazanımı onu var eden politik, hukuki ve toplumsal iradeyi ileriye taşıyarak korumaktır. Başta Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere bu mücadeleye emek veren tüm kadınları, kadın örgütlerini, hak savunucularını ve Cumhuriyet aydınlanmasının işaret ettiği çağdaşlaşma çizgisini sahiplenen herkesi saygı ve minnetle anıyorum. Değerli Basın mensupları, İki gün önce TÜİK enflasyon verilerini açıkladı. Ne tesadüftür ki, milyonlarca memur, emekli ve emekçinin aylıklarına zam bekledikleri dönemde enflasyon sihirli değnek değmişçesine düşüş eğilimine girdi. Gıda enflasyonunda dünyada 8’inci sıradayız. Konut enflasyonu yüzde 50’ye ulaşmış. Ulaştırma giderleri yıllık yüzde 30 artmış. Ancak TÜİK’e göre Kasım ayında enflasyon yüzde 0,87 olmuş. Bu tablo bize bir gerçeği gösteriyor: İktidar manipulatif verilerle tüm gücüyle emekçinin ümüğüne çöküyor. TÜİK’in hayalflasyonu ile çizilen pembe tablonun sadece bir amaç için hazırlandığını çok iyi biliyoruz. İktidar, asgari ücrete yapılacak zammı düşük tutmak, emekçinin payına düşeni kısmak istiyor. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan’ın Bakan olarak göreve getirildiği Haziran 2023’ten bugüne asgari ücret yalnızca 4 ay boyunca açlık sınırının üzerinde kalabildi. Tam 590 gündür asgari ücret her dakika eriyor; ücretli kesim satın alma gücü açısından tarihinin en ağır çöküşünü yaşıyor. 2004’te her ay 11 çeyrek altın alabilen asgari ücretli, 2025’in sonunda yalnızca 3 çeyrek altın alabilmektedir. İktidarın herkesi sefalette eşitleyen teslimiyet politikaları 8 çeyrek altını asgari ücretlinin elinde almıştır. AKP iktidarının asgari ücrete yaklaşımı anlaşıldığı üzere uzun süredir aynı çizgide ilerliyor. Asgari ücretliye zam için bu yıl yüzde 20’den yüzde 40’a kadar geniş bir tahmin aralığı konuşuluyor. Emek, piyasanın sözünden çıkmayan AKP iktidarının insafına bırakılacak bir meta değildir. Bu nedenle emeği ucuzlatan, sömürüye dayalı her modeli reddediyoruz. Cumhuriyet Halk Partisi olarak toplumsal refahın adil paylaşılmasını, çalışanların ürettiği değerden hak ettiği payı almasını savunuyoruz. Asgari ücretin bir lütuf ya da sadaka değil, hak temelli bir sosyal politika aracı olması gerektiğini söylüyoruz. Bakın, temel sorun çok açık: TÜİK’in açıkladığı enflasyon da Merkez Bankasının hedeflediği enflasyon da gerçek yaşam maliyetini yansıtmıyor. Açlık sınırı 29 bin lirayı geçti. Ücretlinin gerçek enflasyonu açlık sınırını çoktan asgari ücretin üzerine taşımış durumda. Bu tablo ortadayken yüzde 20’lik bir artış, asgari ücretin 26 bin liraya çıkartılması demektir. Bu da zamlı ücretlerin daha cebe girmeden açlık sınırının altında kalmasına yol açacaktır. Olmaz ya, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın gönül endeksinin devreye girdiğini düşünelim. Ve yüzde 40’lık bir artış yapıldığını farz edelim; bu durumda da asgari ücret 30 bin liraya ulaşıyor ki, yine açlık sınırının altında bir yıl geçirecekler demektir. Görüldüğü gibi yüzde 20 de olsa yüzde 40 da uygulansa sonuç değişmeyecek. Asgari ücretli 2026’da yine açlık sınırının etrafında bir hayatta kalma mücadelesiyle baş başa bırakılacak. Türkiye’nin bu politikayı taşıyacak sosyal ve ekonomik kapasitesinin artık kalmadığını ifade etmemiz gerekiyor. Milyonlarca çalışanı asgari ücret tahminlerinin gündemi işgal ettiği fakat günün sonunda emekçinin cebinin boşaldığı bir tartışmaya hapsetmeyi doğru bulmuyoruz. Geçtiğimiz hafta kabul edilen parti programımız da açık bir hedef koyduk. Emeği güçlendiren, güvenceli ve nitelikli işleri yaygınlaştıran, adil bölüşümü sağlayan bir düzen inşa edeceğiz. Türkiye’nin düşük ücret rejimine mahkûm edilmesine karşı, asgari ücretin insan onuruna uygun bir yaşam standardını güvence altına alacak seviyeye çıkartacağız. Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel de dün bu gerçeğin altını kalın çizgilerle çizerek, asgari ücretin en az 39 bin lira olması gerektiği yönündeki irademizi açıkladı. Asgari ücret alan için az, veren için çok. Bu gerçeği görüyoruz; hem emekçiyi koruyan hem işletmeleri destekleyen adil bir model için teşvik paketimizi hazırladık. 1–10 çalışanı olan işyerlerine: 10.540 TL destek 10–49 çalışanı olan işyerlerine: 8.400 TL destek 50 ve üzeri çalışanı olan işyerlerine: 5.100 TL destek içeren kanun teklifimizi de bugün Meclise sunacağız. Hem çalışanın hakkını güvenceye alacağız hem işletmelerin yükünü hafifleteceğiz. Türkiye’nin emeği kazanacak, üretimi büyüyecek. Değerli basın mensupları, Asgari ücret için meselenin özü rakamın kendisi değil, rakamı üreten yöntemdir. Eğer tespit yönteminiz adil olursa sonuç da adil olur. Yöntem keyfî olursa ortaya çıkan sonuç da keyfî olur. Cumhuriyet Halk Partisi olarak asgari ücret tespit edilirken üç temel ilkenin dikkate alınması gerektiğini ifade ediyoruz. Birincisi, yaşam maliyetini esas alınmalıdır diyoruz. Çünkü asgari ücret bir kişinin değil, bir hanenin insanca yaşama koşullarını karşılayacak düzeyde olmalıdır. Ancak bu şekilde ücretin toplumun gerçek yaşam maliyetinden kopmasının önüne geçebiliriz. İkincisi, büyümeyi ve verimliliği tabana yayan bir anlayışla asgari ücret belirlenmelidir diyoruz. Ülke büyüyorsa, şirketler kâr ediyorsa, verimlilik artıyorsa bunun getirisinin yalnızca belirli bir kesime değil tüm çalışanlara yansımasını istiyoruz. Türkiye’nin emeği bu çarkın dışına itildiği sürece adil bir bölüşümden söz etmek mümkün değildir. Üçüncüsü, asgari ücret ne hedef enflasyona ne gerçekleşen enflasyona ne de siyasi takvime göre belirlenmelidir diyoruz. Kısacası biz rakamdan ziyade çerçeveyi tarif ediyoruz; kuralı tarif ediyoruz. Asgari Ücret Tespit Komisyonu 12 Aralık’ta ilk toplantısını gerçekleştirecek. Bugün Türkiye’de milyonlarca çalışanın kaderi her yıl kapalı kapılar ardında yapılan bir pazarlık trafiğine sıkıştırılmış durumda. Bunun için vakit kaybedilmeden Asgari Ücret Tespit Komisyonun yapısının değiştirilmesi gerektiğini açıkça ifade ediyoruz. Bakın Asgari Ücret Tespit Komisyonu’nun yapısı kâğıt üzerinde üçlü diyalog mekanizmasını yaşama geçirmiş gibi görünse de gerçek işleyiş hükümet–işveren ittifakının belirleyici olduğu ikili bir düzene sıkışmış durumdadır. Oy dengesi baştan işçi aleyhine kurulmuş haldedir. Böyle bir yapıyı müzakere olmadığı gibi olsa olsa dayatma olur. Bu yapıda temsil değil, rıza üretilir. Bakın kaygıyla takip ettiğimiz bir diğer önemli konu da masanın meşruiyetinin tartışılır hale gelmesidir. Bu yıl daha vahim bir tablo ile karşı karşıyayız. İşçi tarafı, mevcut yapının hiçbir şekilde müzakereye izin vermediği gerekçesiyle masaya oturmayacağını açıkladı. Bu durum, komisyonun fiilen hükümet ve işverenden oluşan bir çift taraflı yapıya dönüştüğünü gösteriyor. Yani milyonlarca çalışanın kaderi, işçi temsilinin bulunmadığı bir masada belirlenecek. Böyle bir ortamda alınacak kararın sosyal diyalogla, toplu pazarlıkla ya da adil ücret tespitiyle ilgisi yoktur. Bu süreç, emekçilerin dışlandığı, ücretin siyaseten belirlendiği bir mekanizma anlamına gelmektedir. Bugün asgari ücret tartışmasını kökten değiştirecek olan şey, tespit masasının kimlerden oluştuğu ve nasıl çalıştığıdır. Mevcut yapının demokratikleştirilmesi gerekiyor. Komisyon; iktidarın gölgesinden, kapalı kapı pazarlıklarından, bürokratik vesayetten arındırılmalı; toplumu gerçekten temsil eden bir yapıya kavuşmalıdır. Bu çerçevede, emek tarafının sayısal ve siyasal ağırlığını artıran, üniversitelerden gelecek bağımsız temsilcilere yer verdiğimiz, karar süreçlerini şeffaflaştırdığımız bir kompozisyon üzerindeki çalışmamızı tamamladık. Asgari Ücret Tespit Komisyonunun yapısını köklü biçimde yeniden düzenlediğimiz kanun teklifimizi Meclis Başkanlığına sunduk. Asgari Ücret Tespit Komisyonu; oy hakkında sahip 15 üye ile gözlemci 1 üye olmak üzere toplam 16 kişiden oluşacak. Komisyonda; Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığını temsilen Çalışma Genel Müdürü yer alacak. Hükümetin temsiliyetini 1 üyeye düşürüyoruz. Türkiye İstatistik Kurumunu temsilen bir üyeyi asgari ücretin tespiti için gerekli istatistikî veri ve hesaplama yöntemlerini Komisyona sunmakla görevlendiriyoruz. Gözlemci statüsüyle komisyonda yer alacak bu üyenin oy hakkı olmayacak. Böylece madde sepetini ve fiyatları açıklamayan TÜİK’i büründüğü koruma zırhından arındırarak, yasal sorumlulukla bağlayacağız. Önerdiğimiz bir diğer yenilik ise Komisyon Başkanlığının, her yıl işçi, işveren ve bağımsız akademik üyeler arasında dönüşümlü olarak yürütülmesidir. Komisyon her takvim yılında, üç ayda bir kez toplanacak. Tüketici fiyat endeksinde altı aylık dönemdeki artış yüzde onu aştığında çağrı olmaksızın en geç 3 gün içinde yeniden toplanacak. Asgari ücret yine Aralık’ta belirlenecek ancak enflasyon artışlarının hızlandığı dönemlerde işçinin alım gücünde meydana gelen kayıpların önlenmesi amacıyla asgari ücret yıl içinde zorunlu olarak yeniden değerlendirilecek ve yıl içinde güncellenecek. Asgari ücretli yoğun sektörlerin masada yer bulması için sendikaların etkisini güçlendiriyoruz. Bağımsız akademik üyeler aracılığıyla bilimsel ve tarafsız katkı sağlanmasını amaçlıyoruz. Üniversitelerin ilgili alanlarından aday olarak, Komisyonda noter huzurunda kura ile seçilecek bağımsız akademik üyeler ile Komisyonun karar alma süreçlerinde bilimsel objektifliğini güçlendireceğiz. Komisyonun toplantı ve karar yeter sayılarında düzenleme yaparak, herhangi bir tarafın toplantıya katılmamak suretiyle süreci tıkamasının önüne geçeceğiz. Nitelikli çoğunlukla karar alınamaması hâlinde tıkanmayı önleyen, rasyonel zemini koruyan bir mekanizma öngördük. Toplantıların kamuya açık yapılmasını ve canlı yayınlanmasını, tutanak ve oylama sonuçlarının bir gün içinde yayımlanmasını hedefliyoruz. Böylece kamuoyunun, sendikaların, meslek örgütlerinin ve tüm yurttaşların süreci denetleme imkânını güçlendiriyor, demokratik katılımı artırıyoruz. İşçilerin, asgari ücret tespit sürecine ilişkin görüş ve taleplerini barışçıl toplu eylemlerle ifade etme hakkına ilişkin getirilen güvencelerle, işçinin sözünün baskı altında kalmaması ve demokratik talep ifade kanallarının korunmasını amaçlıyoruz. Değerli Basın mensupları, Emekçiyi yok sayan, veriyi eğip büken, masayı işçiden kaçıran hiçbir düzen bu ülkede kalıcı olamaz. Emekçiyi görmeyen bir iktidar, Türkiye’yi yönetme meşruiyetini de yitirir. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu adaletsiz düzene seyirci olmayacağımız gibi iktidarımızda da bekçiliğini yapmayacağız; tam tersine, emeğin Türkiye’sini kurmak için tüm gücümüzle mücadele edeceğiz. Asgari ücretlinin alın terini siyasetin keyfine mahkûm eden bu çarpık sistemi değiştirmekte kararlıyız. Bilsinler ki emekçiyi dışlayan her kapı kapanacak, emekçiye açılan her yol büyüyecek."

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.