SON DAKİKA
Hava Durumu

#Eğitim-İş

Porsuk Haber Ajansı - Eğitim-İş haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Eğitim-İş haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Eskişehir’de 10 Günlük Eylem Yasağına Tepki Haber

Eskişehir’de 10 Günlük Eylem Yasağına Tepki

Ankara’da düzenlenecek NATO Zirvesi öncesinde Eskişehir Valiliği tarafından alınan 10 günlük yasak kararı, kentteki sivil toplum kuruluşlarını ayağa kaldırdı. ADD, ÇYDD ve Eğitim-İş, temel hak ve özgürlükleri kısıtlayan bu karara karşı ortak bir açıklama yayımladı. ​Ankara’da 7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde gerçekleştirilecek NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi nedeniyle başkentte güvenlik önlemleri en üst seviyeye çıkarılırken, Eskişehir’den yükselen yasak kararı tepki çekti. Eskişehir Valiliği, kamu düzenini koruma gerekçesiyle 1-10 Temmuz 2026 tarihleri arasında kent genelinde her türlü toplantı, gösteri, yürüyüş, miting, basın açıklaması ve imza kampanyasını yasakladı. ​“Yasak Kararı Kabul Edilemez” ​Yasak kararına tepki gösteren Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD), Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD) ve Eğitim ve Bilim İşgörenleri Sendikası (Eğitim-İş) Eskişehir Şubeleri, ortak bir basın açıklaması ile karara itiraz etti. ​ADD Eskişehir Şube Başkanı Mehmet Avcı tarafından kamuoyuna duyurulan açıklamada, Türkiye genelinde sadece belirli illerde uygulanan bu tür kapsamlı yasakların düşündürücü olduğu vurgulandı. Açıklamada şu ifadelere yer verildi: ​"7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde Ankara’da düzenlenecek olan NATO Devlet ve Hükümet Başkanlarının katılacağı zirve nedeniyle güvenlik önlemleri en üst seviyeye çıkarılmış durumda. Gelinen noktada özellikle başkent Ankara’da yaşamın normal akışını etkileyen ve ulaşımdan sağlığa temel kamu hizmetlerini aksatacak seviyede uygulanan güvenlik önlemleri adeta olağanüstü hal koşullarını yaşatıyor. Diğer yandan NATO toplantısı Ankara’da yapılacak olmasına karşın Eskişehir Valiliği’nin kamu düzeninin korunması gerekçesiyle kent genelinde yapılacak etkinliklerle ilgili yasak kararı alması duyarlı kesimlerde büyük bir tepkiye neden oldu. Eskişehir Valiliği’nin aldığı karara göre 1-10 Temmuz 2026 tarihleri arasında kentimizde her türlü toplantı, gösteri, yürüyüş, miting, basın açıklaması, imza kampanyası gibi eylem ve etkinliklere yasak getirildi. Türkiye genelinde Eskişehir’in de dahil olduğu çok az sayıda ilde böylesine kapsamlı yasak kararlarının alınması çok düşündürücüdür. Anayasal bir hak olan ifade ve örgütlenme özgürlüğünü engelleyen bu kararı kabul etmiyoruz. Atatürkçü Düşünce Derneği, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği ve Eğitim ve Bilim İşgörenleri Sendikası Eskişehir Şubeleri olarak NATO toplantısı gerekçesiyle kent genelinde uygulanacak olan eylem yasağı kararına itiraz ediyoruz. Bu vesileyle ifade ediyoruz ki, ülkemizi emperyalist güçlerin parçası haline getiren NATO’ya karşıyız! NATO’ya Hayır! Yasaklara Hayır! Diyoruz. Bizler “Bağımsızlık Benim Karakterimdir” diyen büyük önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün yolundan yürümeye devam edeceğiz. Laik, demokratik, sosyal hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti’ni yaşatmak için mücadelemizi sürdüreceğiz."

Eğitim Sendikalarından Milli Eğitim Bakanlığına "Karne" Haber

Eğitim Sendikalarından Milli Eğitim Bakanlığına "Karne"

Eskişehir’de 2025-2026 eğitim-öğretim yılının sona ermesiyle birlikte, eğitim sendikaları Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’e "karne" verdi. Sendika binalarından Köprübaşı’na yürüyen öğretmenler, laik, bilimsel ve kamusal eğitim vurgusuyla geniş katılımlı bir basın açıklaması gerçekleştirdi. ​Eğitim Sen: "Eğitim Sistemi Derin Bir Yapısal Krizde" ​Eğitim Sen Eskişehir Şube Başkanı Özkan Demirkol, 2025-2026 eğitim-öğretim yılının sona ermesiyle birlikte eğitim sisteminin kronik sorunlar, piyasacı dönüşüm ve laiklik karşıtı uygulamaların gölgesinde tarihinin en derin yapısal krizlerinden birini yaşadığını belirtti. Bakan Yusuf Tekin’in dönemsel icraatlarını "sınıfta kalmış" olarak nitelendiren Demirkol, sendikaları tarafından hazırlanan "Yıl Sonu Eğitimin Durumu Raporu" ile Bakanlığın eğitimi kamusal bir hak olmaktan çıkarıp nasıl bir ticari pazar alanına dönüştürdüğünü somut verilerle ortaya koyduklarını vurguladı. Eğitim Sen Eskişehir Şube Başkanı, özel okulların payının %8’e ulaşmasını ve Türkiye’nin öğrenci başına harcamada OECD ortalamasının çok altında kalmasını eğitimin ticarileşmesine dair temel kanıtlar olarak gösterirken, öğretmenlik mesleğinin kadrolu, sözleşmeli ve ücretli olarak bölünmesini, "Milli Eğitim Akademisi" dayatmasını ve ataması yapılmayan 800 bini aşkın öğretmenin güvencesizliğe itilmesini liyakat sisteminin çöküşü olarak değerlendirdi. Eğitimde laiklik ve bilimsellikten uzaklaşıldığını savunan Demirkol, MEB’in dini yapılarla imzaladığı 672 protokolü, ÇEDES projesini ve Din Öğretimi bütçesinin 4 yılda 9,2 kat artırılarak 109,8 milyar TL’ye ulaştırılmasını laik eğitime karşı açık bir kuşatma olarak tanımladı. Çocuk yoksulluğunun %20’nin üzerine çıktığına, okullarda "bir öğün ücretsiz yemek ve temiz su" talebinin reddedilmesi nedeniyle hijyen krizleri yaşandığına ve şiddet sarmalının arttığına dikkat çeken Özkan Demirkol, özellikle MESEM uygulaması ile çocuk emeğinin devlet eliyle sömürülmesini ve bu süreçte en az 20 öğrencinin iş cinayetlerinde hayatını kaybetmesini kabul edilemez bir yaşam hakkı ihlali olarak nitelendirdi. Eğitim Sen olarak çocukların ve gençlerin siyasi iktidarın ideolojik hedeflerine araç edilmesini reddettiklerini ifade eden Demirkol, bu karanlık tablodan çıkışın yolunun yeniden kamusal eğitime dönüş olduğunu vurgulayarak; esnek ve ücretli çalışmaya son verilerek mülakatsız kadrolu istihdamın sağlanmasını, her okula ücretsiz yemek ve temiz su bütçesi ayrılmasını, çocuk işçiliğini yasallaştıran MESEM’lerin durdurulmasını ve ÇEDES ile tüm tarikat protokollerinin iptal edilerek laik, bilimsel ve demokratik bir müfredatın inşa edilmesini talep etti. Demirkol, eğitim emekçilerinin onuru ve çocukların eşit, özgür bir geleceği için sokağın, meydanın ve okulun bağını kurarak örgütlü mücadelelerini kararlılıkla sürdüreceklerini belirtti. ​Eğitim-İş: "Siz Kürsülerde Masal Anlatırken Okullardan Cenaze Kaldırıyoruz" ​Eğitim-İş Eskişehir Şube Başkanı Fadime Arslan, yaşananların bir yönetim hatası değil, planlı bir "kurumsal çöküş" olduğunu savundu. Eğitim-İş Eskişehir Şube Başkanı Fadime Arslan, yaptığı açıklamada Türkiye’deki eğitim sisteminin basit bir yönetim hatası veya bütçe yetersizliğiyle değil, bizzat siyasi iktidar ve Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin eliyle kurulan sistematik bir "şiddet rejimi" ve planlı bir "tasfiye operasyonu" ile yönetildiğini vurguladı. Okulların ideolojik dayatma, sömürü ve şiddet laboratuvarlarına dönüştürüldüğünü belirten Arslan, Bakan Tekin’in "başarı hikayeleri" anlattığı kürsülerden uzak olarak okullarda aç kalan çocukların, coplanan öğretmenlerin ve tarikatlara terk edilen bir neslin gerçeğinin yaşandığını ifade etti. Ekonomik şiddetle parasız eğitimin tamamen bitirildiğini, devlet okullarının velilerden alınan fahiş "bağış" ve "aidat"larla ayakta kalmaya çalıştığını, kırtasiye maliyetlerinin asgari ücretli ailelerin belini büktüğünü ve her dört çocuktan birinin okula aç gittiğini dile getiren Arslan, öğrencilerin sınıfsal ayrışmaya maruz bırakıldığını belirtti. İdeolojik şiddet kapsamında "Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli"nin bilimsel içerikten arındırılmış bir dogma çuvalı olduğunu, ÇEDES projesi ve tarikat protokolleriyle okulların medreselere dönüştürüldüğünü, Cumhuriyet değerlerinin ve Atatürk fotoğraflarının müfredattan silinerek biat eden bir nesil hedeflendiğini savundu. Kurumsal şiddet başlığı altında ise 1,5 milyona yakın çocuğun eğitim sistemi dışında kalmasına, MESEM adı altında çocuk emeğinin sömürülmesine ve iş cinayetlerinde yaşamını yitiren öğrencilere dikkat çeken Arslan, öğretmenlik mesleğinin ise Mülakat ve Milli Eğitim Akademisi gibi uygulamalarla onursuzlaştırıldığını, özel sektör öğretmenlerinin ise kölelik düzeninde asgari ücrete mahkûm edildiğini söyledi. Arslan, tüm bu tablodan çıkış için eğitimde şiddeti önleme yasasının çıkarılmasını, okullara kadrolu personel atanmasını, ücretsiz okul yemeği sağlanmasını, MESEM uygulamalarının iptal edilmesini, bilimsel müfredata dönülmesini ve mülakat dayatmasının sonlandırılmasını içeren "asgari varoluş koşulları"nın derhal uygulanmasını talep ederek, laik ve kamusal eğitim mücadelesinden asla vazgeçmeyeceklerini vurguladı. ​Özel Sektör Öğretmenleri: "Sermaye Değil, Emekçi İçin Bütçe" ​Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası, eğitim sisteminin bir şirket gibi yönetildiğini ve Cumhurbaşkanlığı Eğitim ve Öğretim Politikaları Kurulu'nun öğretmenler yerine tamamen özel okul patronları ve holding temsilcilerinden oluştuğunu belirterek, bu durumun iktidarın sermaye yanlısı tutumunu açıkça ortaya koyduğunu ifade etmiştir. Özel sektör öğretmenlerinin 2014 yılında ellerinden alınan taban maaş hakkı nedeniyle asgari ücret düzeyinde maaşlara mahkûm edildiğine ve yıllık milyonlarca lira ücret alan özel okullarda öğretmenlerin on aylık sözleşmelerle güvencesiz çalıştırıldığına dikkat çeken sendika, bu sömürü düzenine karşı haklarını arayan öğretmenlerin darp, ters kelepçe ve gözaltılarla baskı altına alındığını savunmuştur. İktidarın sermayeye vergi kıyakları ve teşvikler sunarken, emekçilere yoksulluğu ve güvencesizliği reva gördüğünü vurgulayan sendika; taban maaş hakkının iadesi, süresiz iş sözleşmeleri, kamudaki meslektaşlarıyla eşit özlük hakları ve mülakat mağduriyetlerinin giderilmesi taleplerini yineleyerek, köklü bir mücadele geleneğinden aldıkları güçle insanca bir yaşam için direnişlerini kararlılıkla sürdüreceklerini beyan etti.

Cumhuriyetin Işığında, Atatürk'ün İzinde Yürümeye Devam Edeceğiz Haber

Cumhuriyetin Işığında, Atatürk'ün İzinde Yürümeye Devam Edeceğiz

ADD Eskişehir Şubesi, ÇYDD Eskişehir Şubesi ve Eğitim-İş Eskişehir Şubesi, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Eskişehir'e gelişinin 106. yıl dönümünü anlamlı bir törenle kutladı. Valilik Meydanı’nda bir araya gelen Atatürkçü Düşünce Derneği, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği ve Eğitim-İş Eskişehir Şubeleri, Cumhuriyet değerlerine olan bağlılıklarını vurguladı. Valilik Meydanı’ndaki Atatürk Anıtı’na çelenk sunulmasıyla başlayan tören; saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasının ardından şubeler adına yapılan ortak basın açıklamasıyla devam etti. Şubeler adına ortak açıklamayı yapan ADD Eskişehir Şube Başkanı Mehmet Avcı, şunları söyledi: "Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün Eskişehir'e gelişinin 106. yıl dönümünü gurur, özlem ve kararlılıkla anıyoruz. 21 Haziran 1920'de Eskişehir'e gelen Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk, işgal altındaki bir vatanın yeniden ayağa kalkması için milletimizin azim ve kararlılığını örgütlemekteydi. O gün verilen mücadele yalnızca topraklarımızı kurtarma mücadelesi değil; aynı zamanda bağımsızlığın, halk egemenliğinin, laikliğin ve çağdaşlaşmanın mücadelesiydi. Aradan geçen 106 yıla rağmen Atatürk'ün fikirleri ve Cumhuriyetin temel ilkeleri hâlâ ülkemizin en büyük güvencesidir. Bugün ekonomik sıkıntıların derinleştiği, hukukun üstünlüğü ve kuvvetler ayrılığı ilkelerinin tartışıldığı, eğitimden adalete kadar birçok alanda Cumhuriyet kazanımlarının aşındırılmaya çalışıldığı bir dönemde; Atatürk'ün akıl ve bilim temelli çağrısı her zamankinden daha büyük önem taşımaktadır. Cumhuriyet; kişilere, zümrelere veya ayrıcalıklı çevrelere değil, doğrudan millete dayanır. Atatürk'ün emaneti olan Türkiye Cumhuriyeti'nin geleceği; demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti ilkelerine sahip çıkmaktan geçmektedir. Tarih göstermiştir ki milletimizin birliğini sağlayan ortak payda Cumhuriyet değerleri ve ulusal egemenliktir. Eskişehir, Milli Mücadele'nin en önemli merkezlerinden biri olarak dün olduğu gibi bugün de Cumhuriyetin aydınlık yüzünü temsil etmektedir. Bizler de Atatürk'ün gösterdiği çağdaş uygarlık hedefinden, laik eğitimden, bilimden, kadın-erkek eşitliğinden ve tam bağımsız Türkiye idealinden asla vazgeçmeyeceğiz. Bu duygu ve düşüncelerle, başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere Kurtuluş Savaşı'nın tüm kahramanlarını, şehit ve gazilerimizi saygı ve minnetle anıyoruz. Ayrıca, evlatlarına Cumhuriyet sevgisini, vatan sevgisini ve çağdaş değerleri miras bırakan başta şehit ve gazi babaları olmak üzere tüm babalarımızın Babalar Günü'nü kutluyor; sağlık, huzur ve mutluluk diliyoruz. Cumhuriyetin ışığında, Atatürk'ün izinde yürümeye devam edeceğiz."

Eskişehir’den Özel Sektör Öğretmenlerine Destek: “Eğitimciye Kelepçe Vurulmaz” Haber

Eskişehir’den Özel Sektör Öğretmenlerine Destek: “Eğitimciye Kelepçe Vurulmaz”

Özel sektör öğretmenlerinin Ankara’daki hak arama mücadelesine ve maruz kaldıkları müdahalelere Eskişehir’den sert tepki geldi. Eğitim-İş Eskişehir Şubesi’nin öncülüğünde Hamamyolu Yediler Parkı’nda bir araya gelen sendika temsilcileri ve siyasiler, öğretmenlerin taleplerinin karşılanması için çağrıda bulundu. ​Özel sektör öğretmenlerinin insanca yaşanabilir bir ücret ve iş güvencesi talebiyle Ankara’da başlattığı eylemler sürerken, yaşanan gözaltılar ve ters kelepçe uygulaması Eskişehir'de de protesto edildi. Hamamyolu Yediler Parkı’nda düzenlenen basın açıklamasında, eğitim emekçilerine yönelik baskılar kınandı. ​CHP İl Başkanı Yalaz: "Bardağı Taşıran Son Damla" ​Basın açıklamasına katılarak destek veren CHP Eskişehir İl Başkanı Talat Yalaz, bir eğitimciye ters kelepçe takılmasının kabul edilemez olduğunu belirterek şunları söyledi: "Bir eğitimcinin ters kelepçeyle gözaltına alınması bardağı taşıran son damladır. Nesil eğiten, geleceğimizin teminatı olan öğretmenlerimize yapılan bu muameleyi şiddetle kınıyorum. İktidarın eğitimciye verdiği değerin bir göstergesi olan bu tavır, vicdanları yaralamıştır. Mücadele eden tüm öğretmenlerimizin yanındayız." ​Mahmut Yalınkılıç: "Somut Adım Atılana Dek Eylemlerimiz Sürecek" ​Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası Eskişehir Temsilciliği adına konuşan Mahmut Yalınkılıç, taleplerinin net olduğunu vurguladı. Yalınkılıç, Hamamyolu’ndan yaptığı çağrıda, "Öğretmenler geçinemiyor, kirasını ödeyemiyor. Söz verilen ortak toplantı derhal gerçekleştirilmeli, mülakat mağduru öğretmenlerin hakları teslim edilmelidir. Taleplerimiz karşılanana kadar açlık grevi ve direnişimiz sürecektir" ifadelerini kullandı. Ayrıca TBMM Milli Eğitim Komisyonu Başkanı Ayşen Gürcan’a verdiği sözleri tutma çağrısında bulundu. ​Eğitim-İş Şube Başkanı Arslan: "Bu Mücadele Kamusal Eğitim Hakkı Mücadelesidir" ​Hamamyolu Yediler Parkı’ndaki açıklamayı yöneten Eğitim-İş Eskişehir Şube Başkanı Fadime Arslan ise eğitimin ticarileştirilmesine dikkat çekti. Arslan yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi; "Türkiye'de eğitim uzun süredir kamusal bir hak olmaktan uzaklaştırılmakta, piyasanın ihtiyaçlarına göre şekillendirilmektedir. Müteahhitlerin özel okul, holdinglerin üniversite açtığı; eğitimin ticari bir faaliyet alanına dönüştürüldüğü bu düzende öğretmenler emeğinin karşılığını alamaz hale getirilmiştir. Ankara'da yaşananlar, bu tablonun sonucudur. Özel sektör öğretmenleri insanca yaşayabilecekleri bir ücret, iş güvencesi ve mesleklerine yakışır çalışma koşulları talep etmektedir. Bu talepler ne ayrıcalık ne de imtiyazdır; en temel çalışma hakkıdır. Ancak talepleri duymak yerine baskı tercih edilmiştir. Hak arayan genç öğretmenler gözaltına alınmış, dayanışma göstermek için yanlarında bulunan sendika yöneticileri ters kelepçeyle gözaltı araçlarına bindirilmiş, gazeteciler ve yurttaşlar biber gazına maruz bırakılmıştır. Ortaya çıkan görüntüler, yalnızca eğitim emekçilerine değil, demokratik hak ve özgürlüklere yönelik bir müdahaledir. Daha da vahimi, yaşananlara rağmen öğretmenlerin sesini duyacak bir iradenin ortaya çıkmamasıdır. Bu nedenle özel sektör öğretmenleri açlık grevini sürdürmektedir. Bir ülkenin öğretmenleri geçinemediğini söylüyor, güvencesizlikten yakınıyor ve seslerini duyurabilmek için açlık grevine başvuruyorsa, sorgulanması gereken onların talepleri değil, onları bu noktaya sürükleyen eğitim politikalarıdır. Özel sektör öğretmenlerinin mücadelesi yalnızca ekonomik haklar mücadelesi değildir. Bu mücadele, eğitimin ticarileştirilmesine, öğretmenliğin güvencesizleştirilmesine ve emeğin değersizleştirilmesine karşı verilen bir mücadeledir. Eğitim-İş olarak laik, bilimsel, kamusal ve nitelikli eğitim mücadelesi ile öğretmenlerin insanca çalışma talebini aynı bütünün parçaları olarak görüyoruz. Çünkü öğretmenin güvenceden yoksun bırakıldığı bir yerde eğitim hakkı da zarar görür. Bu nedenle Ankara'da hak aradığı için gözaltına alınan, ters kelepçeye maruz bırakılan ve açlık grevinde direnen özel sektör öğretmenlerinin yanında olduğumuzu kamuoyuna ilan ediyoruz. Eğitim emekçilerinin talepleri bastırılarak değil, karşılanarak çözülebilir. Öğretmenlerin haklı mücadelesi yalnız değildir. Yaşasın öğretmen dayanışması! Yaşasın örgütlü mücadelemiz!"

ADD, ÇYDD ve Eğitim-İş El Ele: 23 Nisan Ruhuyla Geleceği Savunuyoruz Haber

ADD, ÇYDD ve Eğitim-İş El Ele: 23 Nisan Ruhuyla Geleceği Savunuyoruz

ADD Eskişehir Şubesi, ÇYDD Eskişehir Şubesi ve Eğitim-İş Eskişehir Şubesi, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nda Valilik Meydanı’ndan ortak ses yükseltti. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin (TBMM) açılışının 106’ncı yılı ve 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, Eskişehir’de anlamlı bir törenle kutlandı. Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD), Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD) ve Eğitim ve Bilim İşgörenleri Sendikası (Eğitim-İş) tarafından düzenlenen çelenk sunma töreninde, çocuk hakları ve laik eğitim vurgusu yapıldı. ​Eskişehir Valilik Meydanı’nda Milli Egemenlik Vurgusu ​Saygı duruşu ve İstiklal Marşı ile başlayan törende, kurumlar adına ortak açıklamayı Eğitim-İş Eskişehir Şube Başkanı Fadime Arslan gerçekleştirdi. Arslan, 23 Nisan’ın sadece bir kutlama değil, egemenliğin saraydan alınıp millete devredildiği bir halk devrimi olduğunu hatırlattı. ​"Çocuklarımız Sistematik Hak İhlalleriyle Karşı Karşıya" Eğitim-İş Eskişehir Şube Başkanı ​Fadime Arslan tarafından okunan açıklamada şu ifadelere yer verildi; "23 Nisan 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılmasıyla egemenlik saraydan alınarak koşulsuz şartsız millete devredilmiştir. Büyük Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün, cumhuriyetimizin temelini oluşturan bu anlamlı günü çocuklara armağan etmesi asla bir tesadüf değildir. Başöğretmenimiz, “Ey yükselen nesil! İstikbal sizsiniz. Cumhuriyeti biz kurduk, onu yükseltecek ve yaşatacak sizsiniz.” sözleriyle bu ülkenin ve cumhuriyetimizin asıl sahiplerinin çocuklar olduğunu tüm dünyaya ilan etmiştir. Ancak bugün, ulusal egemenliğimizi ve çocuk bayramımızı kutlarken cumhuriyetin asıl sahipleri olan çocuklarımızın yaşam, sağlık, eğitim, barınma ve beslenme gibi en temel hakları dahi sistematik şekilde ihlal ediliyor. Biliyoruz ki gerçek bir egemenlikten söz edebilmenin en temel koşulu, her çocuğumuzun özgür doğduğu, kamusal haklara erişebildiği ve güvenle büyüyebildiği bir ülkeyi inşa etmektir. Ülkesinin kurucusu tarafından kendilerine armağan edilen bir günde milyonlarca çocuğumuz derinleşen ekonomik kriz, yoksulluk, laik ve bilimsel niteliği aşındırılan eğitim sistemiyle karşı karşıyadır. Ailelerin beslenme çantası maliyeti altında ezildiği, okullarında açlıktan bayılan çocukların olduğu bir ülkede, “en az bir öğün ücretsiz yemek” talebinin görmezden gelinmesi asla kabul edilemez. Çocuklarımızın en temel ihtiyaçlarını dahi ‘maliyet kalemi’ olarak gören bu zihniyet aydınlanma yuvası olan okulları sermayenin arka bahçesine dönüştürme gayretindedir. Eğitim sistemi kamusal bir hak olmaktan çıkarılmış, MESEM gibi uygulamalar eliyle sermayeye ucuz ve güvencesiz iş gücü sağlayan bir yapıya dönüştürülmüştür. Yüz binlerce çocuğumuz örgün eğitimden koparılmakta, “mesleki eğitim ve staj” kılıfı altında çocuk işçiliği devlet eliyle meşrulaştırılmaktadır. 2025 yılında sadece MESEM’e kayıtlı en az 85 çocuk, iş cinayetlerinde yaşamını yitirmiştir. Gencecik bedenler iş cinayetlerine kurban giderken çocuk yoksulluğu sistematik olarak kuşaktan kuşağa aktarılmaktadır. Bedenleri sömürülen çocuklarımızın zihinleri de dogmalarla kuşatılmak istenmektedir. Eleştirel düşünceden uzak, biat eden nesiller yetiştirme hedefi doğrultusunda, ideolojik tahakküm aracı olarak kullanılan tarikat ve cemaat uzantılı yapılar türlü protokollerle okullara sokuluyor. Eğitimin laik ve bilimsel niteliği gerici ve piyasacı kuşatmalarla aşındırılırken çocuklarımız aydınlanmadan ve pedagojik ilkelerden uzak müfredatlarla geleceksizliğe mahkûm ediliyor. Tüm bu tablonun çıktısı ise yapısal bir şiddet sarmalıdır. Güvencesizlik, geleceksizlik, yoksulluk ve öğretmenin değersizleştirilmesinin birleşimiyle çocuklarımız; fiziksel, psikolojik ve sosyal olarak bu yapısal şiddetin en savunmasız hedefi ve doğrudan mağduru haline gelmektedir. Verdiğimiz laik, bilimsel ve kamusal eğitim mücadelesi, yalnızca bugünü değil; 23 Nisan’ın gerçek ruhuna sahip çıkarak çocuklarımızın geleceğini aydınlatma kavgasıdır. Başta aydınlık yarınlarımızın teminatı olan çocuklarımız olmak üzere tüm halkımızın 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı kutluyor, bugünü çocuklarımız için gerçek anlamıyla bir bayram haline getirene dek laik, bilimsel ve kamusal eğitim mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğimizi ilan ediyoruz."

Eskişehir Eğitim Sendikaları Okulda Şiddet ve Güvenlik Taleplerini Açıkladı Haber

Eskişehir Eğitim Sendikaları Okulda Şiddet ve Güvenlik Taleplerini Açıkladı

Şanlıurfa ve Kahramanmaraş'ta meydana gelen okul saldırıları, eğitim camiasını ayağa kaldırdı. Eskişehir’de bir araya gelen Eğitim-İş, Eğitim-Sen, Eğitimin Gücü-Sen, Hürriyetçi Eğitim-Sen, Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası ve Teç-Sen, yaptıkları ortak basın açıklamasıyla eğitimdeki güvenlik zafiyetine ve sistemin çöküşüne dikkat çekti. Sendikalar adına konuşan Teç-Sen Eskişehir İl Temsilcisi İsmail Sakarya, okulların "en güvensiz alanlar" haline geldiğini vurguladı. ​"Okul Koridorlarında Umut Değil, Silah Sesleri Yankılanıyor" ​Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta öğrenciler tarafından gerçekleştirilen saldırıların sadece bir asayiş vakası olarak görülemeyeceğini belirten İsmail Sakarya, meselenin yapısal bir sorun olduğunu ifade etti. Sakarya, "Gençlerimiz hayal kuramıyor, yarına inanamıyor. Bu sistem onları hayata değil; çaresizliğe, öfkeye ve çıkışsızlığa sürüklüyor. O öfke bugün okul koridorlarında silah sesi olarak yankılanıyor" sözleriyle sistemin iflasını dile getirdi. ​Güvenlik Politikaları Sınıfta Kaldı ​İstanbul Çekmeköy’de hayatını kaybeden Fatma Nur Çelik öğretmenin acısı tazeyken yaşanan bu son faciaların bir "çöküş" olduğunu savunan sendika temsilcileri, geçici tedbirlerin artık çözüm olmadığını belirtti. Açıklamada, okulların bilim ve aklın merkezi olması gerekirken, çocukların canını kurtarmak için pencerelerden atladığı mekanlara dönüştüğü gerçeği sert bir dille eleştirildi. ​Eğitim Sendikalarının Acil Talepleri ​Ortak açıklamada, Milli Eğitim Bakanlığı'na yönelik şu acil çözüm maddeleri sıralandı: ​Kadrolu Güvenlik ve Sağlık: Her okula kadrolu güvenlik görevlisi, revir ve sağlık personeli atanmalıdır.​ Denetim ve Hijyen: Okul girişlerinde etkin denetim sağlanmalı, yeterli kadrolu temizlik personeli görevlendirilmelidir.​ Sosyal Destek: Rehber öğretmen sayıları artırılmalı ve sosyal hizmetlerle güçlü bir bağ kurulmalıdır.​ Beslenme Hakkı: Her öğrenciye ücretsiz, sağlıklı yemek ve temiz içme suyu sunulmalıdır. ​Baskıya Son: CİMER üzerinden öğretmenler üzerinde kurulan mobbing ve baskı mekanizmaları kaldırılmalıdır.​"Okulları Güvensiz Bırakanlar Sorumluluktan Kaçamaz" ​Eğitimin bir güvenlik meselesinden ziyade en temel kamusal hak olduğunu hatırlatan İsmail Sakarya, taleplerin bir lütuf değil, zorunluluk olduğunu ifade etti. Sakarya, "Okul giriş-çıkışlarının denetimi, nitelikli personel istihdamı ve psikososyal destek artık bir tercih değil, açık bir zorunluluktur. Bu tablonun sorumluları kaçamaz; biz buradayız ve mücadeleden geri adım atmayacağız" diyerek tüm Türkiye'ye "Artık yeter" çağrısında bulundu.

CHP’li Çakırözer’den Öğretmenlerin Yaşam Nöbetine Destek Haber

CHP’li Çakırözer’den Öğretmenlerin Yaşam Nöbetine Destek

Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta yaşanan silahlı saldırıların ardından eğitim emekçileri, öğretmenler Ankara’da Milli Eğitim Bakanlığı önünde yaşam nöbeti başlattı. Okullarda artan şiddet olayları engellensin diye başkentte toplanan öğretmen ve sendikaların eylemine CHP Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer de destek verdi. Eğitim-İş, Eğitim-Sen ve Hürriyetçi Eğitim Sen’in Eskişehir şubelerinden Ankara’ya giden öğretmenlerle bir araya gelen Çakırözer, “Eğitim yuvalarımızda eğitim emekçilerimizin, öğrencilerin güvenliğini istemek öğretmenlerimizin en temel hakkı. Eskişehir’den ve ülkemizin dört bir yanından haklı taleplerini haykırmak, yaşam hakkını savunmak için başkente gelen öğretmenlerimizi maalesef barikatlarla engellediler. Öğretmenler, veliler bugün değilse ne zaman konuşacak? Nerede anlatacak derdini? Ankara’da haklı taleplerini haykırmak için yaşam nöbetinde olan eğitim emekçilerimizin yanındayız!” dedi. ÖĞRETMENLER YAŞAM HAKKI İÇİN ANKARA’DA Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta art arda meydana gelen ve 9 kişinin hayatını kaybettiği okul saldırıları tüm ülkeyi yasa boğdu. Yaşanan saldırıların ardından öğretmenler grev kararı alarak iş bırakırken, saldırıları protesto etmek için ‘yaşam hakkı ve okullarda güvenlik’ talebiyle Ankara’da toplandı. Eğitim-İş, Eğitim-Sen, Hürriyetçi Eğitim Sen Eskişehir Şubeleri de Ankara’daki eyleme destek verirken, CHP Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer de eğitimcileri, öğretmenleri yalnız bırakmadı. Milli Eğitim Bakanlığı’nın önüne yürümek isteyen öğretmenler önce polis barikatıyla engellendi. Öğretmenler oturma eylemi başlatırken, 8 saatlik oturma eyleminin ardından barikat aşıldı ve öğretmenler yaptıkları basın açıklaması ile taleplerini sıraladı. “OKULLARIMIZ ÖLÜM YUVASI OLMASIN” Eğitim emekçilerinin eylemine destek veren Çakırözer, şunları söyledi, “Bugün eğitim emekçileri, öğrenciler ve veliler tedirgin. Herkesin ortak talebi; güvenli okullar. Okullarımızın güvenliğini, yaşam hakkını istemek öğretmenlerimizin en temel hakkıdır. Eğitim emekçilerimiz ‘Bilim, irfan yuvası olan okullarımız artık ölüm yuvası olmasın’ diyorlar. Okullardaki şiddete karşı ‘Artık yeter’ diyen eğitim emekçilerimizin yanındayız. Eğitim emekçilerimizin ve öğrencilerimizin can güvenliğinin sağlanması, okulların şiddetten arındırılması ve caydırıcı, kalıcı düzenlemelerin yapılması için mücadelemizi sürdüreceğiz.”

Öğretmenler Canından Endişe Ederek Okula Gitmek İstemiyor Haber

Öğretmenler Canından Endişe Ederek Okula Gitmek İstemiyor

Eğitim - İş Eskişehir Şubesi, İstanbul’un Çekmeköy ilçesinde bir okulda meydana gelen ve bir öğretmenin hayatını kaybetmesi ile sonuçlanan olayla ilgili olarak bir basın açıklaması yaptı. Eğitim - İş Eskişehir Şubesi tarafından yapılan açıklamada şu ifadelere yer verdi; "Bu ülkede okulda yine bir öğretmen öldürüldü! Artık yeter! İstanbul’un Çekmeköy ilçesinde, Taşdelen Borsa İstanbul Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde öğretmenimiz Fatma Nur Çevik okulda katledildi. Okulda! Eğitim yuvasında! Çocuklarımızın ve öğretmenlerimizin en güvende olması gereken yerde! 44 yaşında bir meslektaşımızı kaybettik. Yaralılarımız var. Vicdanımız sızlıyor, aklımız kabul etmiyor. Uzun süredir okula gelmeyen bir öğrencinin, elini kolunu sallayarak bıçakla okula girebilmesi; iki öğretmeni ve bir öğrenciyi hedef alabilmesi; bir öğretmenimizin hayatını kaybetmesi… Bu tablo bir “münferit olay” değildir! Bu tablo, yıllardır görmezden gelinen uyarıların, itibarsızlaştırılan öğretmenlerin, güvenliksiz bırakılan okulların sonucudur. Öğrenciyle ilgili rehberlik görüşmeleri yapılmış, tutanaklar tutulmuş, uyarılar yapılmış, hatta çocuk psikiyatrisi tedavi süreci olduğu bilinmektedir. Buna rağmen gerekli önlemler alınmamıştır. Bu açık bir ihmal zinciridir. Bu sorumluluk öğretmenin, okul idaresinin üzerine yıkılamaz! Buradan açıkça söylüyoruz:
Bir kamu çalışanı görev yaptığı yerde devlet tarafından korunamıyorsa orada kamu otoritesinden söz edilemez! Buradan Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’e soruyoruz: Daha kaç öğretmenimizin can vermesi gerekiyor? Okullardaki güvenlik açığının bedelini canımızla mı ödeyeceğiz? Öğretmenler her gün ölüm korkusuyla mı derse girecek? Şiddetin tek bir faili yoktur. Bu cinayetin arkasındaki zihniyet; öğretmeni ötekileştiren, her fırsatta hedef gösteren, “herkes öğretmenlik yapabilir” diyerek mesleği değersizleştiren anlayıştır. Öğretmenleri çalışmamakla itham eden, emeğini küçümseyen, itibarsızlaştıran siyasi dildir. Dünyada “Başöğretmen” unvanını taşıyan tek lider olan Mustafa Kemal Atatürk’ün şu sözü bugün kulaklarımızda çınlamaktadır:
“Bir toplumun uygarlık düzeyi, öğretmene verdiği değerle ölçülür.” Bugün öğretmene değer verilmeyen bir sistemin sonucu ile karşı karşıyayız. Eğitimi kamusal bir hak olmaktan çıkarıp piyasalaştıran, okulları siyasal ve ideolojik yuvalanma alanına çeviren, liyakatsiz yöneticilerle dolduran anlayış; bugün bu kanın sorumluluğundan kaçamaz. Öğretmenleri baskı altına alan, güvencesizleştiren, susturmaya çalışan zihniyet; bugün okulları güvenliksiz bırakmıştır. Alışveriş merkezlerine kesici-delici aletle girilemezken, okullara rahatlıkla girilebiliyor! Bu bir tesadüf değil; bu bir yönetim zaafıdır! Biz diyoruz ki: Okullarda şiddetin arkasındaki nedenler bilimsel olarak ortaya konulmalıdır. Eğitimde Şiddet Yasası derhal çıkarılmalıdır. Tüm eğitim kurumlarında etkin güvenlik önlemleri alınmalıdır. Eğitimcilerin, sendikaların ve alan uzmanlarının katıldığı somut bir eylem planı hazırlanmalıdır. Failler caydırıcı şekilde cezalandırılmalıdır. Şiddeti meşrulaştıran medya içerikleri denetlenmeli, toplumsal şiddetle mücadele kamusal bir politika haline getirilmelidir. Bilim dışı, çağdışı müfredat yerine; barışı, birlikte yaşamı, eleştirel düşünceyi öğreten programlar hazırlanmalıdır. Bugün şiddet yalnızca okullarda değil; dünyanın dört bir yanında hayatı kuşatmış durumdadır. Ortadoğu bir kez daha emperyalizmin kanlı saldırganlığının, işgalci politikalarının ve güç zorbalığının hedefi haline getirilmiştir. Katil ABD’nin, haydut İsrail’in saldırıları sivilleri, yaşam alanlarını ve çocukları hedef alırken; İran yönetiminin halktan kopuk ve baskıcı anlayışı da bu yıkımın zeminini büyütmektedir. Okulların vurulduğu, çocukların öldüğü bir yerde hiçbir gerekçe meşru değildir. Bu açık bir insanlık suçudur. Büyük Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün “Yurtta barış, dünyada barış” ilkesi bugün her zamankinden daha hayati bir yol göstericidir. Vatan savunması dışında savaş politikalarının insanlığa yıkım getirdiği tarih boyunca defalarca görülmüştür. Savaşlarda kazanan silah lobileri ve güç odakları olur; kaybeden ise insanlıktır. Eğitim-İş olarak altını çiziyoruz: Çocuklar bombaların gölgesinde değil; barış içinde, güvenli okullarda eğitim görmelidir.
Öğretmenler ölüm korkusuyla değil, onurla ve güven içinde ders anlatmalıdır. Bu ülkede öğretmenler canından endişe ederek okula gitmek istemiyor!
Biz can korkusuyla çalışmak istemiyoruz!
Can güvenliğimizin olmadığı bir eğitim sistemini kabul etmiyoruz! ARTIK YETER! Eğitim yuvaları; iktidarın, gerici yapıların, sermayenin ve şiddetin değil; bilimin, laikliğin ve özgürlüğün mekanı olmalıdır. Kaybettiğimiz meslektaşımıza rahmet, ailesine ve öğrencilerine sabır diliyoruz. Yaralılarımıza acil şifalar diliyoruz. Ve buradan bir kez daha ilan ediyoruz:
Öğrencilerimizin ve eğitim emekçilerinin can güvenliği sağlanıncaya kadar susmayacağız. Mücadele edeceğiz. Çünkü insanlığın ortak geleceği savaşta değil, barıştadır.
Çünkü bir ülkenin geleceği, öğretmenine verdiği değerle ölçülür."

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.