SON DAKİKA
Hava Durumu

#Cumhuriyet Halk Partisi

Porsuk Haber Ajansı - Cumhuriyet Halk Partisi haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Cumhuriyet Halk Partisi haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

CHP Odunpazarı İlçe Yönetimi Basın Mensupları İle Bir Araya Geldi Haber

CHP Odunpazarı İlçe Yönetimi Basın Mensupları İle Bir Araya Geldi

CHP Odunpazarı İlçe Başkanı Rahmi Çınar ve Yönetim Kurulu üyeleri, 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü kapsamında basın mensuplarıyla kahvaltı programında bir araya geldi. ​Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Odunpazarı İlçe Başkanlığı, 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü dolayısıyla basın temsilcilerine yönelik bir kahvaltı programı düzenledi. Etkinlikte konuşan İlçe Başkanı Rahmi Çınar, basının ve medyanın içinde bulunduğu zorluklarla ilgili açıklamalarda bulundu. Konuşmasına gazetecilerin Türkiye şartlarında zorlu bir görev icra ettiğini belirterek başlayan Rahmi Çınar, basın özgürlüğünün önemine vurgu yaptı. İlçe Başkanı Çınar, şunları söyledi: ​"Gazeteci arkadaşların Türkiye koşullarında zor şartlar altında gazetecilik yaptığınızı biliyoruz. Birçok arkadaşımız doğrulardan yana tavır koyduğu zaman farklı yerlerde bunun cezasını çekiyor; bunu görüyoruz ve yaşıyoruz. Doğruları yazmak ve doğrulardan yana tavır koymak büyük bir cesaret ister. Hem yaşam alanında hem geçim zorlukları altında herkesin inim inim inlediği bir ortamda, sizlerin halkın yanında olduğunuzu biliyoruz." dedi. Türkiye’nin bir aydınlanma süreci içerisinde olduğunu ifade eden Çınar, basın mensuplarının bu süreçteki yükünün ağır olduğunu belirtti. Basının toplumun sağlıklı bir yaşam alanında buluşması için gösterdiği gayreti canıgönülden desteklediklerini ifade etti. ​CHP Odunpazarı İlçe Başkanı Rahmi Çınar, iktidar değişiminin yakın olduğunu savunarak çağrıda bulundu: ​"Türkiye, yarın öbür gün Cumhuriyet Halk Partisi’nin önderliğinde bir iktidar sürecine çok yakındır. İçeride tutuklu olan tüm gazeteci arkadaşlarımızın ve başta Cumhurbaşkanı adayımızın bir an önce salıverilmesini istiyoruz. Günlerden beri söylediğimizi tekrar ediyoruz: Sandık gelmeli, seçim olmalı. Bu toprağın üzerinde yaşayan sağcı solcu demeden bütün halkımız, güzel ve adil bir yaşamın etrafında buluşmalıdır." dedi.

CHP'li Karasu: ''Gençlere İş Değil, Ucuz Emek Rejimi Sunuluyor!'' Haber

CHP'li Karasu: ''Gençlere İş Değil, Ucuz Emek Rejimi Sunuluyor!''

CHP Genel Başkan Yardımcısı Ulaş Karasu, iktidar tarafından “müjde” olarak duyurulan “Genç İstihdam Hamlesi – Güç Tanıtım Programı”nı sert sözlerle eleştirdi. Programın gençlere güvenceli istihdam sunmadığını vurgulayan Karasu, uygulamanın gençleri “güvencesiz, atipik ve esnek çalışmaya” mahkum ettiğini vurguladı. Karasu, yaptığı yazılı açıklamada iktidarın “Genç İstihdam Hamlesi – Güç Tanıtım Programı adını verdiği programı eleştirdi. “İktidar genç işsizliğini kalıcı olarak çözecek politikalar üretmiyor, aksine bu sorunu görmezden geliyor” diyen Karasu, yaklaşık 3 milyon gencin istihdamdan uzak ucuz ve güvencesiz emek sömürüsünü teşvik eder bir şekilde programa dahil edilmek istendiğini belirtti. “MÜJDE DEĞİL, GÜVENCESİZLİK” Program kapsamında gençlere haftada yalnızca üç gün çalışma imkânı tanındığını, karşılığında ise günlük 1.375 TL ‘cep harçlığı’ verileceğini hatırlatan Karasu, “Stajyer adı altında cep harçlığıyla çalıştırmak asla güvenceli istihdam değildir” ifadelerini kullandı. İlk 6 ayda gençlerin sigorta primleri ve ücretlerinin İŞKUR tarafından karşılanacağını anımsatan Karasu, bu süreden sonra işverenler açısından sürekli istihdam zorunluluğu bulunmadığına dikkat çekti. “Bu da program, genç işsizliğini yalnızca kâğıt üzerinde ve kısa süreli olarak düşük gösterir. Gerçekte ise gençleri uzun vadede yine işsizlik ve güvencesizlikle baş başa bırakır” dedi. “3 MİLYONA YAKIN GENÇ NE EĞİTİMDE NE İŞTE” TÜİK’in 3. çeyrek iş gücü verilerine göre, 15-24 yaş arası 11 milyon 489 bin gencin yüzde 25,4’ünün yani 2 milyon 922 bin gencin ne eğitimde ne de istihdamda yer aldığını hatırlatan Karasu, bu tablonun gençlerin geleceğe dair umutlarını tükettiğini söyledi. Aynı verilere göre Türkiye’de üniversite mezunu işsiz oranının yüzde 9,2 olduğunu belirten Karasu “Türkiye bu oranla Avrupa’da üniversite mezunu işsizliğinde ilk sırada yer alıyor” dedi. “GENÇLER İŞ BEKLİYOR” İŞKUR verilerine de işaret eden Karasu, 15-24 yaş arası 462 bin 302 gencin kayıtlı işsiz olduğunu, bunların 250 bininin 3 ila 12 aydır iş beklediğine dikkat çekti. Geçen yılın ocak-kasım döneminde 230 bin 760 gencin işten çıkarıldığı için işsizlik ödeneğine başvurduğunu belirten Karasu, “Resmi veriler bile genç işsizliğinin ne kadar yakıcı bir sorun haline geldiğini ortaya koyuyor. Buna rağmen iktidar, kalıcı çözümler üretmek yerine gençleri günübirlik ve geçici emek sömürüsüne mahkûm eden programlarla sorunu geçiştirmeye çalışıyor. Bu anlayış gençlerimize güvenceli bir gelecek sunmaz” şeklinde konuştu.

Konkordato Düzeninin Ağır Bilançosu, Şirketler Çöküyor! Haber

Konkordato Düzeninin Ağır Bilançosu, Şirketler Çöküyor!

CHP Genel Başkan Yardımcısı Özgür Karabat, Türkiye ekonomisinde yaşanan derin krizin şirketler cephesinde konkordato patlamasıyla görünür hale geldiğini belirterek, mevcut ekonomi yönetimini sert sözlerle eleştirdi. EKONOMİ VATANDAŞTA İFLAS ETTİ, ŞİMDİ ŞİRKETLERDE Karabat, enflasyondan emekli maaşlarına, asgari ücretten temel yaşam giderlerine kadar her alanda ekonomi politikasının çöktüğünü vurgulayarak, bu iflasın artık şirket bilançolarına da yansıdığını ifade etti. Konkordato verilerinin ekonomik tablonun ciddiyetini açıkça ortaya koyduğunu söyledi. KONKORDATO SAYILARI KATLANDI Paylaşılan verilere göre; 2023 yılında konkordatoda geçici mühlet sayısı 519, kesin mühlet 353 iken, 2024’te geçici mühlet 1.723’e, kesin mühlet 827’ye çıktı. 2025’te ise tablo daha da ağırlaştı: Geçici mühlet 2.817, kesin mühlet 1.708 oldu. Karabat, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in göreve başladığı 2023’ten bu yana konkordato sayılarında yüzde 442’nin üzerinde artış olduğunu belirterek, “Bu tablo başarısız ekonomi yönetiminin sonucudur” dedi. “ŞİRKETLER MİLLİ SERVETTİR, YOK OLMALARINA GÖZ YUMULUYOR” Türkiye’de faaliyet gösteren her şirketin milli servet olduğunu vurgulayan Karabat, şirketlerin sadece konkordato ilan etmekle kalmadığını, aynı zamanda yurt dışına taşındığını söyledi. İstihdam sağlayan ve vergi ödeyen bu yapıların korunması gerekirken yok oluşlarının izlenmesini sert biçimde eleştirdi. ATATÜRK’ÜN SANAYİLEŞME VİZYONU TASFİYE EDİLİYOR Karabat açıklamasında, Atatürk’ün “Her fabrika bir kaledir” sözüyle simgeleşen sanayileşme hamlelerinin; özelleştirme, sıcak para, dış borç ve tüketime dayalı neoliberal politikalarla tasfiye edildiğini ifade etti. Savunma sanayii dışında pek çok sektörde geri dönülmez kayıplar yaşandığını belirtti. ALGILARLA YÖNETİLEN EKONOMİ, SEFALET VADEDİYOR Hizmet, ithalat ve ticarete dayalı yeni ekonomik düzenin sürdürülebilir olmadığını vurgulayan Karabat, “Algılarla yönetilen bu ekonominin ülkeye vaadi sefaletten başka bir şey değildir” sözleriyle uyarıda bulundu. Açıklama, konkordato verilerinin ekonomi yönetimi açısından ciddi bir alarm niteliği taşıdığını bir kez daha gözler önüne serdi.

Çakırözer: "16 Milyon Emeklimiz Hakkını Alana Dek Direneceğiz!" Haber

Çakırözer: "16 Milyon Emeklimiz Hakkını Alana Dek Direneceğiz!"

Cumhuriyet Halk Partisi’nin emekli maaşlarının iyileştirilmesi için TBMM Genel Kurulu’nda başlattığı emekli nöbeti altıncı gününde. Milletvekilleri, Meclis’i terk etmeden nöbetini sürdürürken, dün akşam nöbeti devralan 20 milletvekili arasında CHP Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer de yer aldı. Çakırözer, “TBMM Genel Kurulu'nda emekli maaşlarının düzeltilmesi için başlattığımız nöbetimiz altıncı gününde! Hem seyyanen zam hem de intibak yapılması için; milyonlarca emekliyi, açlığa, yoksulluğa, sefalete mahkum eden anlayışı proteste etmek için Meclis’te direniyoruz. İnsan onuruna yakışır bir emekli maaşı lütuf değil, haktır diyoruz! Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında asgari ücret talebimiz 39 bin lira, en düşük emekli maaşı talebimiz de asgari ücret yani 39 bin liradır! 16 milyon emeklimiz hakkını alana dek direneceğiz!” dedi. “16 MİLYON EMEKLİ HAKKINI ALANA DEK DİRENECEĞİZ” CHP’nin TBMM Genel Kurulu’nda emekli maaşlarının iyileştirilmesi için başlattığı nöbetin altıncı gününde Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer de nöbet tutan milletvekilleri arasında yer aldı. 12 Ocak Pazartesi akşamı nöbeti devralan Çakırözer ve beraberindeki 20 Milletvekili 24 saat TBMM Genel Kurulu’nda nöbetteydi. Türkiye’nin dört bir yanında 16 milyon emekli hakkını alana dek mücadelelerini sürdüreceklerini belirten CHP’li Utku Çakırözer, TBMM nöbetinden yaptığı paylaşımlarda şunları söyledi: “HEM SEYYANEN ZAM HEM DE İNTİBAK İÇİN NÖBETTEYİZ” “Cumhuriyet Halk Partisi olarak 6 gündür TBMM Genel Kurulu’nda nöbet tutuyoruz. Milyonlarca emekliyi, açlığa, yoksulluğa, sefalete mahkum eden anlayışı proteste etmek için ve emekli maaşlarının düzeltilmesi için Meclis’te direniyoruz. Sadece biz değil milyonlar burada nöbet tutuyor. Sadece 4 milyon emeklinin değil, 16 milyon emeklinin maaşının tamamı düşük. Hem seyyanen zam hem de intibak yapılması için burada direniyoruz. Kamuoyuna mesajlar gönderiyoruz. Bugün Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel TBMM grup toplantımızı yapacak. O grup toplantımız da emekliler için ayrıldı, o toplantımızda emekliler için mesajlar verilecek. Ondan sonra da nöbetimiz devam edecek. Önümüzdeki günlerde komisyona kanun geliyor. Orada da emeklinin hakkını savunmaya, 20 bin liranın asla yetmeyeceğini hem seyyanen zammın hem de intibakın hayata geçmesi için mücadele edeceğiz. 16 milyon emeklimiz başta olmak üzere Türkiye’de ezilen milyonların sesi olacağız. Ve bu zulme karşı bir an önce sandığı getirip emeklimize, emekçimize huzur ve refahı getirmeye kararlıyız.”

Erken Seçimler Millet Gerçekten Karar Verdiğinde Yapılır Haber

Erken Seçimler Millet Gerçekten Karar Verdiğinde Yapılır

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi (CAO) Yürütme Kurulu Toplantısı sonrası basın toplantısında konuştu. Cumhuriyet Halk Partisi Lideri Özel, “Değerli basın mensupları, hepiniz Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisimize hoş geldiniz. İki gün önceki 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Gününüzü bir kez daha kutluyor, doğru ve tarafsız gazetecilik faaliyetlerinde her birinize başarılar diliyorum. Mesleğinizi en özgür şekilde ve en güzel yarınlarda icra edebilmenizi ümit ediyoruz hepimiz” dedi. Genel Başkan Özel, konuşmadına şöyle devam etti: “İKTİDAR SİS ETKİSİ YAPARKEN POZİTİF GÜNDEM YARATTIK” “Bugün Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisimizde 2026 yılının ilk toplantısını gerçekleştirdik. Bu aday ofisinde zaten ikinci toplantımızdı ve ilk toplantıdan sonra sizlerle bir aradaydık. O günden bugüne geçen sürede; kurullarına başkanlık eden Gölge Bakanlarımız politika kurullarını oluşturdular ve şu ana kadar 120 arkadaşımız politika kurullarında görevlendirilmiş durumda. Bu 120 arkadaşımızın içinde çok sayıda milletvekilimiz, Parti Meclisi üyemiz ve alanında uzman akademisyenler ve siyasetçiler var. Bu sayının önümüzdeki günlerde biraz daha artıp, 170 kişinin burada politika kurullarında görev yapacağı bir düzene oturmasını önümüzdeki günlerde bekliyoruz. Bugün Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisinde geçtiğimiz günlerde yapılan hazırlık çalışmalarını, görevlendirmeleri ve buradaki faaliyetlerin dinamizmini görünce; ne kadar doğru bir iş yaptığımızı ve ülkenin bu kadar mücadeleyle geçen, kutuplaşmanın en üst düzeyde olduğu ve maalesef ülkedeki yakıcı sorunların konuşulmasının üzerine sis etkisi yapan iktidar partisi tarafından ön plana çıkarılan gündemlerin vatandaşın dertlerinin konuşulmasına engel olduğu bu süreçte, bizim yaptığımız bu pozitif gündem yaratan ve ülkenin iktidarını devralmaya yönelik hazırlıklarımızı sürdürdüğümüz ve koordine ettiğimiz bu mekân, hem partimiz için hem ülkemiz için geleceğe dönük olarak en önemli güvencemiz ve umudumuzdur.” “EKONOMİK EŞGÜDÜM KONSEYİ, ORTAK ZEMİN OLACAK” “Bugün yaptığımız konsey toplantısındaki alınan ve resmileşen kararlardan bir tanesini sizinle şu şekilde paylaşmak isterim. Hem burada Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi’nde hem de MYK’da ekonomi alanında çok deneyimli isimlerle çalışıyoruz. Ve hepsi kendi alanında yaptıkları çalışmaları birlikte konuşmaya ihtiyaç duydukları, daha sonra da ülkede ve dünyadaki muhataplarımızla da kurullar halinde anlatacakları, tartışacakları ve iktidar yürüyüşümüzü hem kamuoyuna aktaracakları hem de planlayacakları bir ortak zemine ihtiyaçları var. Bu zeminin adı Ekonomi Eşgüdüm Konseyi olarak belirlendi. Konseyde Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisimizdeki Yürütme Kurulumuzdan; Hazine ve Maliye Politikaları Kurulu Başkanımız, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Politika Kurulu Başkanımız, Ticaret Politika Kurulu Başkanımız, Sanayi ve Teknoloji Politika Kurulu Başkanımız, Kültür ve Turizm Politika Kurulu Başkanımız, Tarım ve Orman Politika Kurulu Başkanımız, Enerji ve Tabii Kaynaklar Politika Kurulu Başkanımız, Ulaştırma ve Altyapı Politika Kurulu Başkanımız, Merkez Yönetim Kurulu üyelerimizden; Ekonomi Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcımız, İşveren Örgütleri, Meslek Birlikleri ve Sivil Toplum Kuruluşlarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcımız, İşçi - Memur Sendikaları ve Emek Bürolarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcımız ve partimizin Genel Sekreteri ve CAO Genel Koordinatörümüz görev aldılar. 11 üyeden ve iki koordinatörden oluşan bu Konsey sayesinde, ekonomi birimlerimiz politikaların hazırlanması ve uygulanması konusunda çok daha verimli ve aktif bir çalışma süreci geçirecekler.” “DIŞ POLİTİKAYI ŞAHSİLİK VE KEYFİYETE İNDİRDİLER” “Değerli basın mensupları, bugün Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi Yürütme Kurulumuzun gerçekleştirdiğimiz toplantısında gündemimizde çok boyutlu, bölgesel ve küresel gelişmelerin yanı sıra; memleketimizin can yakıcı ekonomik sorunlarını da ele aldık. Aday Ofisi kürsüsü sonuçta bir icraat kürsüsüdür. Dolayısıyla bu çatı altında ülkenin sorunlarını doğru tespit ederken, aynı zamanda partimizin somut çözüm önerilerini de çalışıyoruz. Memleketin en yakıcı sorunlarına en yapıcı çözümleri üretiyor ve bunları vatandaşlarımızla paylaşıyoruz. Bugün de bu anlayışla karşınızdayız. Öncelikle toplantımızda ağırlıklı olarak üzerinde durduğumuz dış politikadaki gelişmelerle başlamak isterim. Mustafa Kemal Atatürk ve kurucu kadrolarımız bize komşularıyla iyi ilişkiler kuran, ekonomik ve sosyal devrimlerle bölgesine ilham olan, dünyada saygı gören bir devlet miras bıraktı. Sonrasında ise İsmet Paşa’nın liderliği ülkemizi İkinci Dünya Savaşı’nın yakıcı ortamından uzak tutmayı başardı. Cumhuriyet’in her döneminde bölgesinde örnek alınan, saygı duyulan bir ülke olarak öne çıkarken; Kıbrıs Barış Harekâtı gibi kararlarda yedi düvelin tehditlerine, ambargolarına, yaptırımlarına pabuç bırakmayacak kararlılık ve cesaret de gösterilebildi. Bugün de dünyanın içinden geçtiği bu zorlu süreçte dış politikamızı siyaset üstü bir anlayışla, ülkemizin ve milletimizin menfaatleri doğrultusunda bir devlet ciddiyetiyle ele alma gerekliliği vardır. Ancak Adalet ve Kalkınma Partisi uzun zamandır bu ciddiyetten ve kurumsallıktan bilerek kopmuş, dış politikayı şahsiliğe, keyfiliğe ve karşılıklı ikili ve kişisel ilişkilere, pazarlıklara indirgemekten çekinmemiştir. Dış politikamız özellikle son dönemde Sayın Erdoğan’ın Sayın Trump ile kurduğu kişisel ilişkiler, menfaat ilişkileri, çıkar çatışmaları ya da birlikleri üzerine şekillendirilmeye çalışılmaktadır. Bu ilişki pratiği, Türkiye’nin menfaatlerini geri plana atmaktadır. Sayın Erdoğan’ın Trump ile Türkiye için değil; şahsi geleceği ya da kendi kadrolarının iktidarını devam ettirme ümidi üzerine kurmaya çalıştığı ilişki hepimizin malumudur ve ülkemiz için en büyük risk de budur. Bu ilişki pratiği, bu iş görüş biçimi; geçmişte Sayın Putin’le, şimdi Sayın Trump’la geliştirilen ve bir kişinin yönettiği, kurumsallığı dışlayan ve kararları hangi niyetle aldığını kendisinden başka hiç kimseye izah edemeyen bu yönetim anlayışı sonucunda, şöyle çok kısaca bakacak olursak geriye doğru, parasını ödediğimiz F-35’ler üzerlerinde Türk bayrağı olduğu halde Amerika’da bir hangarda beklemektedir. ABD’nin, göz bebeğimiz Kaan’ın motorlarını vermediğini bizzat Dışişleri Bakanımız açıklamıştır. Yine Amerika Birleşik Devletleri’nin uyguladığı ağır yaptırımlara mani olunamamış, bedelini iş insanlarımız, milletimiz, hepimiz ödedik ve ödemeye devam ediyoruz. S-400’lerin temin sürecindeki başarısızlık, önce ABD ile şimdi de Rusya ile bir kriz alanına dönüşmüştür. 15 yıldır filomuza tek bir uçak katamadığımız gibi, hava savunma sistemimize ilişkin güven verici beyanların da ileri vadeli niyet beyanları olduğu ve hava savunmasına ilişkin zafiyetimizin yarattığı endişe ortadadır. Tüm bunlara rağmen Sayın Erdoğan Trump’ın istediği tüm tavizleri vermiş, pahalı doğalgazdan Boeing uçaklarına, Amerikan mallarına vergi indiriminden, Çin mallarına vergi uygulamasına ve maalesef Nadir Toprak Elementlerinin Trump’a söz verilmesine kadar bir dizi taviz, göz kırpmadan verilmiştir. Bu çarpık ilişkinin Türkiye’ye olan en ağır zararı ise ABD Büyükelçisi’nin ve Dışişleri Bakanı’nın sözleriyle ortaya dökülmüştür. Biri ‘Trump, Erdoğan’a onda olmayan meşruiyeti veriyor’ derken, diğeri ‘Beş dakika görüşmek için bize yalvarıyorlar’ diyebilmiştir. Ancak ne yazık ki, bu hadsiz açıklamalara yanıt dahi verilememiştir. Türkiye’nin ABD ile ilişkilerinin rayına girmesi için öncelikle meşruiyetinin milletten alan, şahsi geleceğini değil Türkiye’nin geleceğini savunan bir Cumhurbaşkanına ihtiyaç olduğu açıktır.” “TÜRKİYE MÜZAKERE VE DİPLOMASİDEN YANA TUTUM ALMALIDIR” “Değerli basın mensupları, Amerika Birleşik Devletleri’nin Venezuela Devlet Başkanı Maduro’yu askeri bir saldırıyla kaçırması, ardından komşu ülkelere yönelen tehdidi ve Grönland‘ı işgal etme planları küresel gerilimin artmasına neden olmuştur. Kural temelli küresel sistem sarsılmıştır, yıkılmak istenmektedir. Aynı zamanda İran’daki toplumsal hareketler, partimiz tarafından takip edilmekte, sivilleri hedef alan aşılı müdahaleler ve olası senaryolar üzerinde durulmaktadır. Söz konusu gelişmelerin Türkiye açısından; sınır güvenliği, göç riski, sosyal ve kültürel gerilimlerin yayılması gibi sonuçları ve bölgesel istikrar üzerindeki muhtemel etkileri ele alınmaktadır. Böyle bir ortamda komşumuz Suriye’nin yeniden çatışmalı bir ortama sürüklenmesi ciddiyetle ele alınmalıdır. Cumhuriyet Halk Partisi olarak Suriye’nin toprak bütünlüğü ve istikrarını savunuyoruz. 10 Mart Mutabakatı’na uyulmasını önemsiyoruz. Tarafların çatışma olmaksızın masada anlaşmasını arzu ediyoruz. Suriye’de her inancın ve her kimliğin anayasal bir düzen içinde özgürce yaşayacağı bir demokratik sistemin kurulmasını zaruri görüyoruz. Ama geçen bir yılda maalesef bunun başarılamadığını gördük. Türkiye müzakereden ve diplomasiden yana tutum almalı, çatışmasız çözüm ve sivillerin korunması için inisiyatif almalıdır. Ayrıca bu durum, toplumsal barış sürecini sekteye uğratmamalıdır. Kürt meselesinin çözümü için hızlı adımlar atılmalıdır. Terörsüz ve demokratik Türkiye, bir an önce kurulmalıdır. Bunu başarmak Türkiye’nin kırılganlıklarını da azaltacaktır.” “MACERA DEĞİL STRATEJİ, KİŞİSEL İLİŞKİLER DEĞİL KURUMSAL AKIL, GERGİNLİK DEĞİL DİPLOMASİ” “Değerli basın mensupları, Türkiye böyle bir ortamda içe kapanan, savrulan ya da kişisel ilişkilere dayalı bir dış politika ile yol alamaz. Biz Türkiye’yi öngörülebilir, güvenilir, uluslararası hukuka bağlı, çıkarlarını rasyonel biçimde savunan ve dünyada sözü dinlenen bir ülke haline getirmek için çalışıyoruz. Bizim dış politika anlayışımız kişisel tercihlerine göre değil; devlet aklına, geçici hamlelere değil; uzun vadeli stratejiye, güç gösterilerine değil; meşruiyete dayanacaktır. Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında Türkiye; içeride güvenli, dışarıda güven veren bir ülke olacaktır. Türkiye’nin demokratikleşmesi ve kalkınması bölgenin de refahını ve huzuruna katkı sunacaktır. Dış politikayı yeniden kurumsal bir akla teslim edeceğiz. Dışişleri Bakanlığımızı dış politikanın tam merkezine yerleştirecek, kapasitesini, uzmanlığını ve hafızasını güçlendireceğiz. AB ile ilişkileri yeniden canlandıracak, yargı bağımsızlığı, hukukun üstün, ifade ve medya özgürlüğü alanlarında kapsamlı bir reform sürecini derhal başlatacağız. Ortadoğu politikalarımızın temel hedefi; bölgesel huzur, refah ve güvenlik eksenlidir. Türkiye’nin bu üç alanda hem bölgesel hem de küresel ilişkilere önderlik edeceği bir anlayışı hakim kılacağız. Suriye politikamızın merkezinde kalıcı istikrar olacaktır. Biz Suriye’nin bütün halkları için; Arap, Türkmen, Kürt, Alevi, Sünni, Hristiyan, Dürzi tüm toplulukları ile barışı ve istikrarı savunuyoruz. Rehberimiz ‘Yurtta barış, dünyada barış’ ilkesidir. Bu ülke pasiflik değildir, bu ülke meşruiyetle güç üretmektir. Pasaportumuz yeniden dünyada itibarın sembolü olmalıdır. Macera değil strateji, kişisel ilişkiler değil kurumsal akıl, gerginlik değil diplomasi, dış politikamızı üzerine oturtacağımız üç temel direktir.” “BU GÖRÜLMEMİŞ BİR GELİR ADALETSİZLİĞİDİR” “Değerli basın mensupları, yüksek enflasyon ve düşük ücretlerle sonuçlanan yanlış ekonomi politikaları, ülkemizi Avrupa’nın en yoksul ülkesi haline getirdi. Bu düzenin en büyük mağdurlarından birisi de hiç şüphe yok ki, emekliler. AK Parti’den önce en düşük emekli maaşının 1,5 asgari ücret olduğunu bir kez daha hatırlatmak, bugün hiçbirimizin memnun olmadığı 28 bin liralık asgari ücret üzerinden bile bugün AK Parti’nin önceki dönemindeki gibi maaş alabilse emekliler 42 bin lira emekli maaşı alacaklarını not etmek gerekiyor. Türkiye’nin dört bir yanındaki meydanları dolduran emekliler, AK Parti öncesi 8 çeyrek altın alan en düşük emekli maaşının, bugün 2 çeyrek altın düzeyine gerilediği ve aylık 6 çeyreklik kaybın ne demek olduğunu yaşayarak biliyorlar. İsyanları artık gözlerine yansımış durumda. Emeklilerin önce enflasyon farkıyla 18 bin 938 lira maaş alacakları ilan edildi. Buna itiraz ettik, tepki gösterdik. Meclis’te Meclis Grubumuz emekliler için kesintisiz nöbete başladı. Ardından bir kanun teklifi getireceklerini ve düzeltme yapacaklarını söylediler. Hep birlikte bu teklifin ne olacağını bekledik. Maalesef emeklilere bin 62 liralık bir düzeltme teklif ediyorlar. En düşük emekli maaşını 20 bin lira yapmayı öneriyorlar. Açlık sınırı 30 bin lirayken, 20 bin lira artık bir maaş değil, adeta emekliye verilen bir harçlık düzeyinde kalmıştır. Bugün resmi yoksulluk sınırı 98 bin liradır. Dört emekli bir araya gelse bir yoksul etmemektedir. Daha 2019 yılında, bundan sadece altı yıl önce en düşük emekli maaşının ortalama emekli maaşının yarısı olduğunu hatırlatmak isteriz. Bugün ise ortalama emekli maaşı 23 bin liradır. En düşük emekli maaşı da 20 bin liradır. Yani bundan altı yıl önce ortalama maaşların 40 bin lira olduğu bir durumda ancak asgari ücret 20 bin lira olabilirdi. Bu durum bütün emekli maaşlarının nasıl en düşük emekli maaşına yakınsadığını gösteriyor. Bugün arkadaşlarımızın paylaştığı çarpıcı bilgi, sadece son altı ayda 1,2 milyon emeklinin daha en düşük emekli maaşı alanlar arasına katıldığını, altı ay önce 3,7 milyon olan en düşük emekli maaşı alan kişi sayısının 4,9 milyona ulaştığını ifade etmişlerdir. Bu korkunç bir rakamdır. Türkiye’de 5 milyon emekli en düşük emekli maaşı almaktadır. Türkiye’de en yoksul yüzde 10’luk kesimin gelirlerinin üçte ikisi emekli maaşı ve sosyal yardımlardan oluşmaktadır. Yanlış duymadınız. Türkiye’nin en yoksul yüzde 10’unun gelirinin yüzde 65’i emekli maaşı ve aldığı sosyal yardımlardır. Bu görülmemiş bir gelir adaletsizliğidir.” “TÜM MUHALEFET EMEKLİ AYLIĞINA İTİRAZDA BİRLEŞTİ” “Meclis’teki nöbetimiz bugün beşinci gününde. Tüm muhalefet partileri de bu itirazda, yani emekli maaşına yapılan itirazda birleşmişlerdir. Tüm muhalefet partileri, sözcüleri, Genel Başkanları farklı farklı karşılaştırmalarla, farklı farklı önerilerle bu yakıcı soruna dikkat çekmektedirler. Sokağın konusu budur. Meclis’in, bütün muhalefet partilerinin konusu budur. Bu konunun bir an önce ve emeklileri rencide etmeyecek bir rakam telaffuz edilerek çözülmesi gerekmektedir. Bu konuda mücadele etmeye de üzerimize düşeni yapmaya da devam edeceğiz. Peki, Cumhuriyet Halk Partisi iktidara geldiğinde ne yapacak? İlk aşamada en düşük emekli maaşını derhal bir asgari ücret seviyesine çıkaracağız. İlerleyen dönemlerde 1,5 asgari ücretlik düzeyi yeniden yakalayacağız. Bayram ikramiyesini bir asgari ücrete çıkaracağız.” “TÜRKİYE’DE KAYNAK DEĞİL, PAYLAŞIM SORUNU VARDIR” “Emekli maaşlarının bir asgari ücret olması için gereken kaynak bugün ilgili politika kurulu başkanımız tarafından yapılan sunumda 650 milyar lira olarak belirlenmiştir. Bu geçtiğimiz hafta bin liralık zammın maliyeti söylendiğinde verilen rakamlarla da uyumludur. Bugün emeklilere bir asgari ücret, 28 bin lira versek elbette onları yoksulluktan kurtaramayacağız. Açlık sınırının üzerine çıkaramayacağız. Ama bir nefes aldıracağız, önemli bir adım atmış olacağız. Bu önemli adım 650 milyar lira istiyor. Bu para yok. 10’da birini emekliye layık gördüler. Ancak bu para var. Çünkü getirip, geçirdikleri bütçede 768 milyar lira zengin şirketlerin ödemesi gereken vergiden vazgeçecekleri tutar. Vazgeçilen kurumlar vergisi kalemine 768 milyar lirayı bulanlar, yani alacakları vergiyi ‘Tamam, tamam. Sizden vergi almayalım’ diyecekleri 768 milyarı bulanlar emekliye 650 milyar lirayı bulmamakta, vermemektedirler. Aynı AK Parti yanlış ekonomi politikalarıyla sadece bu yıl 2,7 trilyon lirayı, bu gereken paranın neredeyse beş katından fazlasını sadece faize ödeyecektir. Yani kaynak fazlasıyla mevcuttur. Türkiye’de kaynak değil, paylaşım sorunu vardır. AK Parti kaynağı vatandaşla değil, yandaşla bölüşmektedir. AK Parti katkıyı emekliye değil yanında, yakınında duran, kendi iktidarını sürdürmesi için ona her şeyi yapanlara vermektedir. İşte emekliler ‘Bundan sonra artık AK Parti’ye oy değil, selam bile vermeyeceğiz’ derken de tam olarak bunu kastetmektedir.” “AK PARTİ ÖNCESİ 100 EMEKÇİDEN 11’İ ASGARİ ÜCRETLİYDİ” “Biz Türkiye’yi asgari ücret girdabından çıkaracağız. Asgari ücret işe ilk başlandığında alınan ve kıdemle birlikte hızla uzaklaşılan bir başlangıç ücretidir, öyle olmalıdır. Bunu söylemek, yapılamayacak bir şeyi vaat etmek filan değil. Buradan hatırlatmak isterim. Bu AK Parti iktidarı gelmeden önce 2002 yılında maaşların sadece yüzde 11’i asgari ücret düzeyindeydi. Bugün asgari ücret ve yüzde 5 üzerinde maaş alanların resmi SGK verileriyle rakam yüzde 45 noktasındadır. Kayıt dışılıklar ve çeşitli hesaplama yöntemleriyle bu rakamın yüzde 55’lere vardığı hesap edilmektedir. Yani AK Parti öncesi 100 çalışandan, 100 emekçiden 11’i asgari ücret alırken, şimdi iki emekçiden biri asgari ücret almak durumunda kalmaktadır. Asgari ücreti yılda en az iki kez güncelleyeceğiz. Küçük esnafa ve işverene, çalışan sayısı ve sektörüne göre ihtiyaçları olan prim desteğini ‘ama’sız, ‘fakat’sız vereceğiz. Biz geçtiğimiz günlerde asgari ücretin 39 bin lira yapılması için kademeli SGK prim destekleri önermiş, AK Parti tarafından bur reddedildiği için asgari ücret de 28 bin lirada bırakılmıştı.” “ESNAFA PRİMDE YÜZDE 3’LÜK BİR KAZIK ATILMIŞTIR” “Buradan çarpıcı bir bilgiyi sizlerle paylaşmak isterim. Son 18 ayda, 1,5 yılda yapılan çeşitli değişikliklerin toplamında Sosyal Güvenlik Kurumu’nda çalışan prim yükü yüzde 34,75’ten 38,75’e çıkmış, işveren prim yükü de yüzde 1’lik artışa uğramış ve toplamda ki bunlar işveren tarafından ödeniyor net maaş ödenirken, yüzde 5’lik ek bir prim yükü binmiştir. Bu yüzde 5’lik ek prim yükünün yanında Sosyal Güvenlik Kurumu’na ödemesini zamanında yapanlara yapılan yüzde 5’lik indirim, yüzde 2’ye indirilmiş yani gününde SGK primini ödeyenlerin yüzde 3’lük bir kaybı daha ortaya çıkmıştır. Biz ‘Bir yandan asgari ücrete zam yapılsın ama işverenin işi kolaylaştırılsın, onlara prim desteği verelim’ derken örtülü bir biçimde yüzde 5 primlere zam gelmiştir, yüzde 3 de ilave bir ıskontonun kaldırılmasıyla gününde ödeyen bir kişi için toplamda yüzde 8’lik ek bir maliyet gelmiştir. Bunu da bütün küçük esnaflarımızın, zor durumda olan vatandaşlarımızın dikkatlerine sunuyoruz. Bu hesaplamaları muhasebecileriyle, mali müşavirleriyle kendi rakamları üzerinden gözetebilirler. Bu ay ilk kez yüzde 5 yüzde 2’ye iniyor, yüzde 3 oradan esnafa bir kazık atılmıştır. Ayrıca da son 1,5 yılda prim yükü yüzde 5 kadar artmıştır. Biz yoksulluğu yönetmek değil, yok etme azmindeyiz ve bu topraklardan söküp atacağız. İktidarımızda yoksulları, birinin yakını olduğu için değil, yalnızca bu ülkenin onurlu yurttaşları olduğu için destekleyeceğiz. Kimsenin yakını olmak, bir partinin üyesi olmak değil; bu ülkenin bir vatandaşı olmak, geri kalan her şeyin çözülmesi için haklardan yararlanmaya yeterli olacaktır. Temel vatandaşlık geliri uygulamasını hızla hayata geçireceğiz. ‘Cumhuriyet kimsesizlerin kimsesidir’ ilkesiyle herkese belli bir gelir desteği sağlayan sosyal devleti inşa edeceğiz.” “UMUTSUZLARIN UMUDU OLMAK İÇİN KARARLILIKLA YÜRÜYORUZ” “Değerli arkadaşlar son olarak şunu söylemek isterim. Türkiye zor ama bir o kadar da önemli bir dönemden geçiyor. Biz bu zorlu dönemde liyakatli kadrolarımız ve tüm organlarımızla disiplinle ve ciddiyetle çalışıyoruz. Kurultaydan sonra oluşturduğumuz mimari her geçen gün daha da yerine oturuyor. Parti Meclisimiz, MYK’mız, milletvekili grubumuz, Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisimiz ve tüm örgütümüzle her biri kendi alanında çok güçlü bir siyaseti ve vizyonu ortaya koyuyoruz. Artık bir orkestra ahenginde çalışıyor, önümüze bakıyor ve umutsuzların umudu olmaya, yarınlar için artık umutsuzluğu rafa kaldırmaya hep birlikte kararlılıkla yürüyoruz. Cumhurbaşkanı Adayımız Ekrem İmamoğlu şu an hapiste olabilir. Ama tüm azmi ve kararlılığıyla bu çalışmalarımıza katkı sağlıyor. Motivasyonumuz tam, enerjimiz tam. Hep birlikte Türkiye yönetmeye, bu ülkeyi barıştırmaya ve kalkındırmaya hazırız. Yıllarca bu ülkede kavga, gerilim, düşman siyaseti yürütüldü. Sonuçta ne oldu? Kavga büyüdükçe milletin ekmeği küçüldü. Biz barışırsak, kazanmanın yolunu 86 milyona göstereceğiz. Bu ülkede Adalet ve Kalkınma Partililer, Milliyetçi Hareket Partililer, DEM’liler, CHP’liler, İYİ Partililer düşman değildirler. Anadolu’da bu partililer birbirlerinin komşusu, arkadaşı, gelini, damadı, dünürüdür. Bu yüzden bizleri düşmanlaştırarak, ülkeyi kutuplaştırarak iktidarını sağlamlaştırmak isteyenlere kötü bir haberimiz var. Artık Anadolu’daki yaklaşım, genel olarak Cumhuriyet Halk Partisi’nin siyasi ilişkilerine bir kez daha hakim olacaktır. Cumhuriyet Halk Partisi Erdoğan’a rağmen, Erdoğan’ın yoksul bıraktığı Adalet ve Kalkınma Partililerle ve Cumhur İttifakı seçmeni ile buluşmaktadır ve birlikte bir yol yürümektedir. Yürüdüğümüz yol; Türkiye’de bir kez daha açlığın, yoksulluğun, işsizliğin, güvencesizliğin alt edileceği, bir kez daha hep birlikte başaracağımız, hep birlikte kalkınacağımız, hep birlikte zenginleşeceğimiz bir yolculuktur. Bunu daha önce başardık, bundan sonra da hep birlikte başaracağız.” “UMUTLARINIZIN YEŞERMESİ BİR SANDIK MESAFESİNDE” “Sayın Erdoğan istiyor diye kavgayla, Sayın Erdoğan istiyor diye gerilimle, o istiyor diye kutuplaşmayla meşgul olup iktidar yürüyüşümüzden vazgeçmeyeceğiz. Vatandaşın sorunlarını biliyoruz. Dünyadaki siyasi akrabalarımız nasıl yoksulluğu yok ettilerse, nasıl eşitliği sağladılarsa, 100 yıl önceki Cumhuriyet Halk Partisi iktidarı nasıl hastalıkları kuruttu, kalkınmayı sağladı, zenginleşmeyi sağladı, ülkeyi kalkındırdı ve bugünlere gelmesini sağladıysa; bugün umutsuz durumda olan emeklilere de, uğradığı büyük haksızlığa isyan eden asgari ücretlilere de emekçilere de devlet memuru olmanın geçmiş dönemlerdeki gibi bir gelecek güvencesi değil, yaşam mücadelesinin en zorlu süreçlerinden birisi olmasını deneyimleyenlere de beyaz yakalılara da mavi yakalılara da gri yakalılara da şu kadarını söylüyoruz: Bir sandık mesafesinde artık umutlarınızın yeniden yeşermesi. O sandığa doğru hep birlikte yürüyoruz. Her gün bir önceki günden biz iktidara, siz de dertlerinizden kurtulmaya daha yakınsınız. O yüzden erken seçim talebini yükseltmeyi, bunu işçi servislerinde, metrolarda, iş yerlerinde, ev gezmelerinde, her türlü alanda yüksek sesle dile getirmeyi kurtuluşun şartı olarak görüyoruz. Erken seçimler iktidarlar istediğinde değil, erken seçimler muhalefet partileri talep ettiğinde değil, millet gerçekten karar verdiğinde yapılır. Siz erken seçime karar verirseniz, kimse o sandıktan kaçamaz. O sandıktan size; huzur, refah, güvenli ve zengin yarınlar çıkacak. Hepinizi saygıyla selamlıyorum. Teşekkür ediyorum.”

Suni Gündemler Yerine Ülkeyi İçine Sürüklediğiniz Krizin Hesabını Verin! Haber

Suni Gündemler Yerine Ülkeyi İçine Sürüklediğiniz Krizin Hesabını Verin!

Cumhuriyet Halk Partisi Odunpazarı İlçe Başkanı Rahmi Çınar, AK Parti Eskişehir Milletvekili Nebi Hatipoğlu’nun Odunpazarı İlçesinin bölünerek yeni ilçe kurulması yönündeki açıklamalarına tepki gösterdi. CHP Odunpazarı İlçe Başkanı Rahmi Çınar yaptığı yazılı açıklamada şu ifadelere yer verdi; "AK Parti Eskişehir Milletvekili Nebi Hatipoğlu’nun, “Odunpazarı bölünüp Eskişehir merkezine üçüncü bir ilçe kurulabilir” şeklindeki açıklaması; Eskişehir’in gerçek sorunlarından ne kadar kopuk bir anlayışla yönetildiğinin açık göstergesidir. Odunpazarı, binlerce yıllık tarihiyle, kültürüyle, mahalle dokusuyla ve toplumsal hafızasıyla Eskişehir’in kalbidir. Odunpazarı’nı masa başında bölmeyi tartışmak; plansızlığın, vizyonsuzluğun ve halktan kopuk siyasetin itirafıdır. Bu yaklaşım, ne kent planlamasıyla ne de kamu yararıyla açıklanabilir. Açıkça görülmektedir ki; AK Parti, Odunpazarı Belediyesi’ni yıllardır halkın iradesiyle kazanamamanın yarattığı siyasi başarısızlığı kabullenmek yerine, bugün idari müdahaleler üzerinden yeni bir strateji üretme arayışına girmiştir. Sandıkta alamadıklarını, harita üzerinde almaya çalışmak; demokrasiyi içselleştirememiş bir siyaset anlayışının göstergesidir. Bu, halkın tercihini yok sayan ve yerel iradeyi zayıflatmayı hedefleyen bir yaklaşımdır. Bugün Eskişehir’in ve Odunpazarı’nın konuşulması gereken gerçek gündemi bellidir: Artan yoksulluk, derinleşen ekonomik kriz, geçinemeyen emekliler, açlık sınırının altında yaşamaya mahkûm edilen asgari ücretliler, işsiz gençler, çözülemeyen ulaşım ve barınma sorunları… İktidar bu sorunlara tek bir somut çözüm üretemezken, kentin idari haritasıyla oynamayı siyaset sanmaktadır. Bu tür açıklamalar, yerel yönetimlerde Cumhuriyet Halk Partisi’nin ortaya koyduğu halkçı, sosyal ve üretken belediyecilik anlayışını gölgelemeye dönük siyasi manevralardan ibarettir. Odunpazarı’nı bölemezsiniz; çünkü Odunpazarı bir idari alan değil, bir yaşam kültürüdür. Cumhuriyet Halk Partisi Odunpazarı İlçe Başkanlığı olarak açıkça ifade ediyoruz: Eskişehir halkının iradesiyle şekillenmiş, bütünlüğü olan Odunpazarı üzerinde yapılacak her türlü siyasi mühendisliğin karşısında duracağız. Kentin geleceği, Ankara’dan yapılan hesaplarla değil; bu kentte yaşayan yurttaşların ortak aklıyla belirlenir. Odunpazarı’nı bölmek yerine, yoksulluğu bölün. Haritalarla uğraşmak yerine, halkın sofrasındaki ekmeği büyütün. Suni gündemler yaratmak yerine, ülkeyi içine sürüklediğiniz krizin hesabını verin."

Başkanlarımızı Seçimle Yenemeyenler Algılarla Yıpratmaya Çalışıyor Haber

Başkanlarımızı Seçimle Yenemeyenler Algılarla Yıpratmaya Çalışıyor

Cumhuriyet Halk Partisi Eskişehir İl Başkanı Talat Yalaz, AK Parti Eskişehir Milletvekili Nebi Hatipoğlu’nun Eskişehirli belediyeler hakkında yaptığı açıklamalara yanıt verdi. İl Başkanı Talat Yalaz Parti binasında düzenlediği basın toplantısında şu ifadelere yer verdi; "AK Parti Eskişehir Milletvekili Nebi Hatipoğlu tarafından, Eskişehir Büyükşehir Belediyemize ve Tepebaşı Belediyemize yönelik olarak son günlerde dile getirilen iddialar üzerine, kamuoyunu doğru bilgilendirme ve gerçekleri açıklama zorunluluğu doğmuştur. Öncelikle ifade etmek isterim ki; kentimizin önemli kültür ve turizm değerlerinden biri olan Yılmaz Büyükerşen Balmumu Heykeller Müzesi, Eskişehir Büyükşehir Belediyemize aittir. Müze, belediyemizin imkânlarıyla işletilmekte olup elde edilen gelirin tamamı belediye bütçesine kaydedilmekte, hiçbir şekilde herhangi bir kişi ya da şahsi hesaba aktarılmamaktadır. Müzede yer alan balmumu heykellerin sanatsal tasarım ve yapım süreci, Eskişehir’e ve Türkiye’ye sayısız kültürel değer kazandırmış olan değerli hocamız Yılmaz Büyükerşen tarafından, tamamen sanatsal katkı ve bağış iradesi çerçevesinde gerçekleştirilmiştir. Heykellerin üretiminde kullanılan malzemelerin bedelleri belediye bütçesinden karşılanmış; bu eserler üzerinden Sayın Büyükerşen’in şahsına yönelik tek kuruşluk bir gelir dahi söz konusu olmamıştır. Müzenin işletilmesi; güvenlikten danışmaya, yönetimden diğer tüm hizmet alanlarına kadar tamamen Eskişehir Büyükşehir Belediyesi sorumluluğundadır. Müze bünyesinde görev yapan tüm personel belediye kadrolarında çalışmakta ve maaşları belediye bütçesinden ödenmektedir. Gelirlerin kullanımı şeffaf, denetlenebilir ve kayıt altındadır. Elde edilen gelirler; ihtiyaç sahipleri ile öğrencilerin eğitim ve sağlık giderlerinde kullanılmakta, tüm harcamalar belediyenin bütçe ve kesin hesaplarında yer almakta ve ilgili denetim mercilerinin incelemesine açıktır. Büyükşehir Belediyemiz, ödeme ve tahsilat süreçlerini de mevzuata uygun şekilde yürütmektedir. Öte yandan Nebi Hatipoğlu’nun Tepebaşı Belediyesi ve Belediye Başkanımız Ahmet Ataç hakkında kullandığı dil, siyasi eleştirinin çok daha ötesine geçmiş; yaş üzerinden küçümseyici, alaycı ve tehditkâr bir üsluba dönüşmüştür. Yerel yöneticiliği kişisel yaşa indirgemek ne ahlakidir ne etiktir ne de siyasidir. Böyle bir dil, sadece ama sadece bu dili kullanan ağızlara yakışır. Eleştiri yapılacaksa vizyon, hizmet ve icraatlar üzerinden yapılır. Başkanlarımızın hemşehrilerimizden aldıkları büyük destekleri hazmedemeyenler, başkanlarımızı seçimle yenemeyenler algılarla yıpratmaya çalışmaktadır, ama bu nafile bir çabadır. Ahmet Ataç’ın Tepebaşı’nda ortaya koyduğu belediyecilik anlayışı; Alzheimer Merkezi ve Huzurevi, Çocuk Ağız ve Diş Sağlığı Polikliniği, Özel Çocuklar İçin Montaj Atölyeleri, İki Elin Sesi Var Çocuk ve Gençlik Senfoni Orkestraları, Gençlik Merkezleri, Gökkuşağı Kafeler, Deneyimli Kafeler, Etüt Merkezleri, Belde Evleri, Başta Pişmiş Toprak Sempozyumu ve Sanat Çalıştayı olmak üzere kültür, sanat ve sosyal yaşam projeleri ile insan odaklı sosyal belediyeciliğin somut bir modelidir. Tepebaşı Belediyesi, Ahmet Ataç’ın liderliğinde yalnızca yerelde değil, uluslararası alanda da “Akıllı Kent Gelişimi” kategorisinde küresel model ödülü almış, dünyaya örnek gösterilen bir yerel yönetim olmuştur. Bu başarıyı yok saymaya yönelik algı saldırıları beyhudedir. Gerçekleştirilen bütün projeleri bir kenara bırakalım, Ahmet Ataç, Tepebaşı denildiğinde akla sadece nüfusu 80 binlerde olup, Eczacılık Fakültesinin oradaki SGK Bloklarıyla bilinen, yalnızca konutlarıyla değil kimliğiyle de gölgede kalmış bir semti bugün yüz binlerce insana yuva yapmış olup, “Hayat Tepebaşı’nda” sloganını dillere pelesenk ettirerek yepyeni bir Tepebaşı yaratmıştır. Öyle ki, Ahmet Ataç’ın belediye başkanı olmasıyla 1999’dan beri hayata geçirilen projelerle, toplumsal dayanışmayla sosyal demokrat belediyeciliğin en önemli örneklerinden birisi haline gelen Tepebaşı, ülkemizin en yaşanabilir ilçeleri sıralamasında sekizinci sıraya yerleşmiştir. Buna rağmen Nebi Hatipoğlu’nun kamuoyuna sunduğu iddialar; resmî denetim raporlarında yer almayan, belgeye dayanmayan, kulaktan dolma ifadelerle süslenmiş bir algı siyaseti niteliği taşımaktadır. Bir milletvekilinin görevi, dedikodularla değil belgelerle konuşmaktır. Sayıştay raporlarında dahi yer almayan iddiaların gerçekmiş gibi sunulması kabul edilemez. Nebi Hatipoğlu’nun tehditkâr ifadeleri, AKP iktidarının yaratmak istediği korku ikliminin yansımasıdır. Siyaset, eleştiriyi tehditle, algıyla karıştırmadan, seçmenin emaneti olan iradeye saygı gösterilerek yürütülmelidir. Belediyelerimizce, kentimizin çocuklarına, yaşlılarına, gençlerine kısacası her bir yurttaşına dokunan hizmetler; algı operasyonlarının gölgesinde bırakılmayacak kadar kıymetlidir, değerlidir. Ayrıca ‘ben yaptım oldu anlayışıyla’ Odunpazarı ilçemizi bölüp, yeni bir belediye kurmak düşüncesi neden ve nasıl gündeme gelmiştir? Halk iradesiyle seçimleri kazanamayanlar bin bir fırıldak ile belediyelerimizi kazanabileceklerini mi zannetmektedirler? Bu entrika zihniyeti ilçelerimizi değil ikiye, bine de bölseler sandıkta yok olmaya mahkumdur! Ve kamuoyunun dikkatinden kaçmaması gereken önemli bir husus da şudur: Nebi Hatipoğlu, 2023 seçimlerinde İYİ Parti’den milletvekili seçilmiş, seçmenin emanet ettiği oylarla Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne girmiş; kısa süre sonra partisinden ayrılarak, seçildiği yerin tam karşısında konumlanan başka bir siyasi kanada geçmiştir. Bu tercih, seçmen iradesine ve halkın verdiği yetkiye sadakat gösterilmediğinin son derece somut bir örneğidir. Henüz bu siyasi savrulmanın hesabını kamuoyuna açık ve ikna edici biçimde verememiş bir ismin, halkın oylarıyla seçilmiş belediye başkanlarımızı tehditkâr bir dille hedef alması, siyaseten de ahlaken de kabul edilemezdir. Kamuoyunda borsa manipülasyonları iddialarıyla anılan, lüks yaşam tarzıyla sıkça gündeme gelen; emeğin, alın terinin ve yerel yönetimlerin kamusal sorumluluğunun ne anlama geldiğinden bihaber bir anlayışın, sosyal belediyeciliği hedef alması şaşırtıcı değildir. Ancak bilinmelidir ki Cumhuriyet Halk Partili belediyeler, tehditlere boyun eğmez! Hesap vermesi gerekenler halktan aldığı yetkiyi kişisel ve siyasal çıkarlar uğruna boşa düşürenlerdir. Cumhuriyet Halk Partisi olarak bizler; Şeffaflık, hesap verebilirlik, kamu kaynaklarının doğru kullanımı ve sosyal belediyecilik ilkeleriyle hareket ediyoruz. Bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da bu ilkeleri gölgelemeye yönelik hiçbir ithama sessiz kalmayacağız. Kentimizin kültürel mirası ve sosyal belediyecilik anlayışı üzerinden yaratılmak istenen algıları reddediyor; tüm hemşehrilerimizi resmî bilgi ve belgelere dayalı açıklamaları dikkate almaya davet ediyoruz. Bizim siyasetimiz, rantın değil halkın; ayrıcalığın değil emeğin; tehditkâr dilin değil demokratik meşruiyetin siyasetidir. Bu çizgiden de bir adım geri atmayacağız. Siyaset; tehdit diliyle, isnatla ve karalama ile değil; hukukla, belgeyle ve halkın iradesine saygıyla yapılır. Aksi halde bu yolun sonu bellidir: Sandıkta mahkûmiyet, kamuoyunda mahcubiyet!"

Çalışan Emekli Sayısında Rekor Artış! Haber

Çalışan Emekli Sayısında Rekor Artış!

CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, emekli maaşlarının açlık sınırının altında kalmasının emeklileri yaşamlarını sürdürebilmek için yeniden iş aramaya zorladığını söyledi. Gürer, en düşük emekli maaşıyla birlikte tüm emekli maaşlarında seyyanen artış yapılmasının zorunlu olduğunu vurgularken, memur emeklilerinin maaşlarının da enflasyon karşısında ciddi biçimde eridiğini ifade etti. TBMM’de emekli maaşlarının en az asgari ücret seviyesine yükseltilmesi amacıyla CHP grubunun başlattığı Genel Kurul’u terk etmeme nöbetine katılan Ömer Fethi Gürer, destek için Meclis’e gelen emekli sendika ve dernek temsilcileriyle de görüştü. Gürer, bu görüşmelerde emeklilerin sorunlarına çözüm amacıyla verdiği kanun tekliflerini anlattı. İntibak yasasının çıkarılması, ilaç katkı paylarının kaldırılması, evi olmayan emeklilere kira yardımı sağlanması, emekli maaşlarının asgari ücret düzeyine çıkarılması, bayram ikramiyelerinin asgari ücret tutarında ödenmesi ve aylık bağlama oranlarının 2008 öncesi seviyeye getirilmesi yönündeki düzenlemelerin hayata geçirilmesi gerektiğini dile getirdi. Gürer, “16 milyon emekli hakkını ararsa alır; açlık sınırının altında değil, insanca yaşayacağı bir ücrete kavuşur,” dedi. Emekli maaşlarının belirlenmesinde Cumhurbaşkanının yetkili olduğunu hatırlatan Gürer, açıklanan maaş artışlarının yetersiz kaldığını ve mutlaka artırılması gerektiğini söyledi. Enflasyon karşısında ücretlerin hızla eridiğine dikkat çeken Gürer, emekli maaşlarının yalnızca enflasyon karşısında değil, asgari ücret karşısında da ciddi kayba uğradığını belirtti. Gürer, “2015 yılında en düşük emekli maaşı asgari ücretle eşitlenmişti. Ancak 2026 yılına gelindiğinde emekli maaşları asgari ücretin yaklaşık yüzde 30 gerisine düşürüldü ve emekli toplumun en yoksul gelir grubuna itildi,” diye konuştu. Türkiye’de milyonlarca emeklinin geçim mücadelesi verdiğini ifade eden Ömer Fethi Gürer, iktidarın ekonomi politikalarının yoksulluğu artırdığını belirtti. Devletin kendi belirlediği ‘asgari yaşam standardının’ altında emekli maaşı verilmesini de düşündürücü olarak nitelendiren Gürer, bu durumun sosyal devlet anlayışıyla bağdaşmadığını söyledi. 2015'TEN 2026'YA: EŞİTLİKTEN SEFALETE CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, “Açıklanan verilere göre, 2015 yılı temmuz ayında net asgari ücret 1.000 TL iken, yapılan düzenlemelerle en düşük emekli maaşı da 1.000 TL’ye eşitlenmişti. O dönemde emekli maaşının asgari ücrete oranı %100 seviyesindeyken, 2026 yılı ocak ayı itibarıyla bu tablo tamamen tersine döndü,” dedi. Gürer, “2026 yılında net asgari ücret 28.075 TL olarak uygulanırken, en düşük emekli maaşının 20.000 TL’de kalması, aradaki makasın emekli aleyhine 8.075 TL açıldığını gösteriyor. Bu durum, emeklinin asgari ücretli bir çalışana göre tam %30 daha az gelirle yaşamak zorunda bırakıldığı anlamına geliyor.” Dedi. "İKTİDAR, EMEKLİYE ASGARİ YAŞAM KOŞULLARINI BİLE REVA GÖRMEDİ” CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, asgari ücretin yasal tanımına dikkat çekerek AKP iktidarını eleştirdi. Asgari ücretin; gıda, konut, sağlık ve ulaşım gibi zorunlu ihtiyaçları karşılamak için gereken "en alt sınır" olduğunu hatırlatan Gürer, şunları söyledi: "Eğer devlet, bir insanın insanca yaşayabilmesi için gereken sınırı 28.075 TL olarak belirlediyse, emekliye 20.000 TL vermek; nasıl anlatılır. Devlet, emeklisini kendi belirlediği insani yaşam sınırının altında bırakarak emekliyi yok saymaktadır” dedi. EMEKLİ YAŞAMAK İÇİN ÇALIŞMAK ZORUNDA Rakamların sadece maaş kaybını değil, sosyal yaşam daralması da getirdiği belirten CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, geçinemeyen emeklilerin yeniden iş gücüne katılımı önemli bir seviyeye ulaştığını ifade etti. 2018 Başında: Çalışan emekli sayısı 687.525 kişiydi. 2025 Ekim İtibarıyla: Bu sayı yaklaşık 3,5 kat artarak 2.165.956 kişiye yükseldi. Gürer, bu artışın bir tercih değil, bir zorunluluk olduğunu vurgulayarak; "Emekli eskiden asgari ücretliden daha müreffeh bir hayat sürerken, bugün toplumun en alt gelir grubunun dahi altına itilmiştir. 2 milyonun üzerinde emeklinin ilerlemiş yaşına rağmen çalışmak zorunda kalması, AKP iktidarının emekliye emekliliği çok görmesinin de göstergesidir," dedi. EMEKLİ "FAKİRLEŞTİ” CHP’li Ömer Fethi Gürer, “Emekliyi asgari ücret karşısında bile koruyamayan bir yönetimle karşı karşıyayız. Emekliler artık sadece enflasyonla değil, aynı zamanda AKP iktidarı tarafından kendilerine reva görülen bu "yeni yoksulluk" statüsüyle de mücadele etmek zorunda bırakıldı,” şeklinde konuştu.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.