SON DAKİKA
Hava Durumu

#Antalya

Porsuk Haber Ajansı - Antalya haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Antalya haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Başkan Ünlüce, Büyükşehir Belediye Başkanları Mersin Buluşmasına Katıldı Haber

Başkan Ünlüce, Büyükşehir Belediye Başkanları Mersin Buluşmasına Katıldı

‘Cumhuriyet Halk Partili (CHP) Büyükşehir Belediye Başkanları Mersin Buluşması’, ‘Halk İçin Hep Beraber’ sloganıyla büyükşehir belediye başkanlarının katılımıyla gerçekleşti. Toplantıda belediyelerin 2025 yılı hizmetleri değerlendirilirken; 2026 yılına yönelik çalışmaları kapsamlı şekilde ele alındı. Tutuklu belediye başkanları, yoksullukla mücadele, global ve ulusal siyasetin ülkeye etkisi, belediyelere kayyım atanması, devam eden operasyonlar ve kuraklıkla mücadele de toplantı gündeminde yer aldı. Türkiye Belediyeler Birliği (TBB) Başkan Vekili ve Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer’in ev sahipliğinde düzenlenen buluşma; Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Yerel Yönetimler ve Dirençli Kentlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Gökan Zeybek başkanlığında gerçekleşti. Başkan Seçer’in açılış konuşmaları ile başlayan buluşmaya; CHP Yerel Yönetimler ve Dirençli Kentlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Gökan Zeybek, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Nuri Aslan, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş, Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey, Antalya Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Büşra Özdemir, Adana Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Güngör Geçer, Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Akın, Tekirdağ Büyükşehir Belediye Başkanı Candan Yüceer, Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras, Denizli Büyükşehir Belediye Başkanı Bülent Nuri Çavuşoğlu ve Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Ayşe Ünlüce katılım sağladı. Buluşma, saygı duruşunda bulunulması ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başladı. Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Ayşe Ünlüce toplantıyla ilgili yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi; "CHP Yerel Yönetimlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcımız Gökan Zeybek ve Büyükşehir Belediye Başkanlarımızla Torosların eteklerinde, portakal kokulu Mersin’deyiz. Mersin Büyükşehir Belediye Başkanımız Vahap Seçer’in ev sahipliğinde 2025 yılındaki çalışmalarımızı değerlendirdik, 2026 yılı için görüş alışverişinde bulunduk. Şeffaflığı ilke, halkçılığı pusula edinen yönetim anlayışımızla; kentlerimizi birlikte üreten, birlikte paylaşan ve birlikte güçlenen bir geleceğe taşımaya devam edeceğiz." dedi. Başkan Seçer: “Nüfusun yüzde 60’ını ve Türkiye ekonomisinin 4’te 3’ünü CHP’li belediyeler yönetiyor” Başkan Seçer, açılışta gerçekleştirdiği konuşmasında; başta İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar ve Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek olmak üzere, tutuklu tüm belediye başkanlarına ve siyasilere selamlarını gönderirken; hayatını kaybeden Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Ferdi Zeyrek ile Şehzadeler Belediye Başkanı Gülşah Durbay’ı andı. Mersin Büyükşehir Belediyesi olarak toplantıya ev sahipliği yapmaktan mutluluk duyduklarını ifade eden Seçer, kentin ülke içindeki konumuna değindi. Mersin’in stratejik konumu ve tarihsel sürecini değerlendiren Seçer, kentin Türkiye’de ekonominin en önemli merkezlerinden biri olduğunu vurguladı. Kentin dinamik yapısından söz ederek göçlerle büyüdüğünü belirten Seçer, Mersin’in liman kenti olmasının tarihsel süreçteki önemine değindi. Gerçekleştirilen toplantının geçmiş dönemde de faydalarını gördüklerini dile getiren Seçer, “Bugün burada olma nedenimiz; bir yandan kendi görev ve sorumluluk alanlarımız içerisindeki sorunlarımızı konuşmak, tartışmak ve deneyim paylaşımı yapmak; bir yandan da Türkiye’nin, bölgenin ve dünyanın yaşadığı siyasal çalkantılar içerisindeki durumunu konuşmak. Çünkü her birimizin şehrinin kendine münhasır özelliklerinden dolayı hem iç siyasi gelişmelerden hem dış siyasi gelişmelerden etkilendiğini biliyoruz. Mersin ve komşumuz Adana bu konuda son derece hassas kentler. Orta Doğu’daki ve Kafkaslar’daki her gelişme buraya yansıyabiliyor. Çünkü bizim bölgelerimiz ulusal güvenlik açısından da son derece stratejik lokasyondalar” diyerek kentlerde yaşanan süreçleri bir arada tartışacaklarını belirtti. 2019 yılında yerel seçimlerde ortaya konulan başarıyı hatırlatan Seçer, Ankara ve İstanbul’un ardından Mersin, Adana, Antalya gibi kritik öneme sahip kentlerin de CHP’li belediye başkanları tarafından kazanılarak başarıyla yönetildiğini vurguladı. Tüm bu başarıyla birlikte 2024 yılında birçok yeni belediyenin de kazanıldığını ifade eden Seçer, “Her geçen yıl CHP’li belediye başkanlarının yönettiği nüfus oranını artırdık. Aynı zamanda ekonomik hacim olarak Türkiye’nin en önemli ekonomik döngüsünün olduğu şehirleri yönetmeye başladık. Bu siyaset açısından çok önemli ve değerlidir. Bugün nüfusun yüzde 60’ından fazlasını ve Türkiye ekonomisinin 4’te 3’ünü CHP’li belediyeler yönetiyor” sözlerini kaydetti. “Türkiye’nin geleceğini yerelden kurgulayacağız” Belediye başkanlarının yürüttükleri hizmet ve siyaset ile ülke siyasetine de yön verdiğinin altını çizen Seçer, “Bugün Cumhurbaşkanlığı son derece önemli bir makamsa hatta atanan bakanlar önemli bir makam işgal ediyorlarsa ve alanlarında hizmet etmeye çalışıyorlarsa, belediye başkanları da en az onlar kadar önemli siyasi aktörlerdir. Biz Türkiye’nin geleceğini yerelden kurgulayacağız. Bunun planlamasını yapma zorunluluğumuz var. Bizim görevimiz sadece bir kentin yerele ait olan hizmetlerini yerine getirmek değil; Türkiye’nin içinde bulunduğu siyasi konjonktürden çıkışını, vatandaşın umutlarının diri kalmasını sağlamaktır. Bunu yapabileceğimiz bir çalışma ortamı önümüzde var” diye konuştu. “Ülkenin en temel 2 sorunu: ‘Ekonomi’ ve ‘Adaletsizlik’ ” Ülkenin en temel 2 sorununun ‘Ekonomi’ ve ‘Adaletsizlik’ olduğunu vurgulayan Seçer, vatandaşların da bu adaletsizliğin farkında olduğunu belirterek, “Belediye başkanlarımızın tartışmalı yargı kararlarıyla tutuklu olduğunu, masumiyet karinesinin yok sayıldığını, herhangi bir yargı kararı yokken suçlu muamelesi gördüklerini herkes biliyor. Elbette ki bu süre içerisinde biz belediye başkanları olarak cezaevinde bulunan arkadaşlarımızın yanında olacak, onların yokluğunu aratmayacağız” sözlerini kaydetti. “CHP iktidarın kilidini açacaksa; anahtar belediyelerdir” İktidara giden yolun belediyelerin başarısından geçtiğini ifade ederek tüm baskıların bunun bilincinde olunmasından kaynaklandığını belirten Seçer, “CHP iktidarın kilidini açacaksa; bunun anahtarı belediyelerdir. Bunu iktidar da iyi biliyor. Bu nedenle bizi baskı altına almak, hizmet yapamaz hale getirmek, halk karşısında itibarsızlaştırmak gibi bir politika izlediklerini biliyoruz. Bu sorunun tespiti hepimiz tarafından yapılıyor ama bizim asıl konuşmamız gereken bu işlerin altından nasıl kalkacağımızdır. Tamamen siyasi saiklerle yaratılan sorunlarla uğraşıyoruz, bizim bunu siyasetle çözmemiz lazım. Siyasetle çözmenin en temel ve gerçekçi yolu; iktidar olmak” dedi. İktidara yürümenin bir zorunluluk olduğunu söyleyen Seçer, bu yolda umudun CHP’li belediyeler olduğunu sözlerine ekledi. “İlk seçimlerde partimizi iktidar yapacağız” Belediye başkanları olarak tüm bu sorumluluk ile başarılı olma ve Türkiye’nin geleceğini kurma yolunda en önemli siyasi figürler olduklarını hatırlatan Seçer, CHP tarihinin mücadelelerle geçtiğini hatırlattı. Parti olarak Cumhuriyet’in iradesini ortaya koyduklarını ifade eden Seçer, “Konumumuzun, durumumuzun, zorlukların farkındayız ama gücümüzün de farkındayız. Hep beraber bunu başaracağımızdan en ufak bir endişem yok. Halkta karşılığı olan, halka giden, halkın derdini dinleyen, halkla hemhal olan ve geleceğe umut olan bizleriz. İlk seçimlerde partimizi iktidar yapacağız. Türkiye’nin üzerindeki bu kara bulutları da hep beraber dağıtacağız” sözlerine yer verdi. Zeybek: “Vahap Başkanımız; günü kurtaran değil, geleceği planlayan bir belediyeciliği esas alıyor” CHP Yerel Yönetimlerden ve Dirençli Kentlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Gökan Zeybek konuşmasına; hayatını kaybeden Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Ferdi Zeyrek ile Şehzadeler Belediye Başkanı Gülşah Durbay’ı anarak başladı. Zeybek, Başkan Seçer’in Vekilliği öncülüğünde hizmet eden TBB’yi; belediyeler arasında ayrım yapmadan kamucu bir anlayışla kaynakları etkin ve verimli kullanarak vizyon projelere önderlik etmesi dolayısıyla tebrik etti. Birliğin; kişilere değil, halk iradesine dayalı olarak yönetildiğini kaydeden Zeybek, Mersin’deki belediyecilik anlayışının insanların hafızasına yerleştiğini sözlerine ekleyerek, “Mersin Büyükşehir Belediyesi yalnızca bir hizmet belediyeciliği örneği değil; sosyal adaletin, kapsayıcılığın ve krizlere karşı direncin kurumsallaştığı bir yerel yönetim modelidir. Vahap Başkanımız toplumsal kutuplaşmanın yerine ortak yaşamı; rantın yerine kamu yararını, günü kurtaran değil geleceği planlayan bir belediyeciliği esas alan bir anlayışla ve kararlılıkla başarılı bir belediye süreci yönetmektedir. Sayın Seçer; sosyal destekten tarıma, emeklilerden gençlere kadar her kesimi yöneten bir yerel yönetim pratiğiyle bugün ülkemizde CHP tarafından yönetilmeyen pek çok belediyeye örnek teşkil etmektedir” dedi. “Yargı, siyasetin aparatı haline geldi” İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’na yönelik gerçekleştirilen operasyonlara ve diploma davasına değinen Zeybek, bu durumun yargının siyasallaşması ve siyasetin yargı eliyle dizayn edilmesinin tipik bir örneği olduğunu ifade etti. Zeybek, “Bu bir hukuk davası değil, bu bir korkunun davasıdır. Bu dava Ekrem İmamoğlu’nun milletin kendisine uygun gördüğü Cumhurbaşkanlığı adaylığını engelleme davasıdır. 31 yıllık bir diplomanın iptal edilmesi, yargının siyasetin aparatı haline geldiğini apaçık bir göstergesidir” diye belirtti. “Türkiye’nin 3’te 1’inde demokrasi ayaklar altına alınmıştır” Zeybek, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in millet iradesine sahip çıktığını ve sandık milletin önüne gelene kadar meydanlarda, sokaklarda, alanlarda ve her yerde olmaya devam edeceklerini kaydetti. Esenyurt’u, Şişli’yi, Ovacık’ı, Van’ı, Mardin’i, Batman’ı, pek çok il ve ilçeyi kayyımın yönettiğini belirten Zeybek, belediyeleri halk iradesiyle seçilmişlerin yerine devlet eliyle atanmışların yönetmesini doğru bulmadıklarını sözlerine ekledi. Millet iradesinin yok sayılmasını kabul etmediklerinin altını çizen Zeybek, “Bugün Türkiye’de 28 milyon 819 bin 534 kişinin yaşadığı şehirlerin seçilmiş belediye başkanları görevde değildir. Bu, 103 yıllık Cumhuriyetimizin ve Cumhuriyet’in en önemli kurumlarından olan yerel yönetimler açısından bakıldığı zaman geriye gidişin en tipik örneklerinden biridir. Bugün Türkiye’nin 3’te 1’inde demokrasi ayaklar altına alınmıştır” dedi. Zeybek, CHP’li belediye başkanlarının başarılı performansının ‘CHP belediyeciliğini’ gösterdiğini belirterek, “232 olan belediye sayımızı bir anda 412’ye çıkarıyor olmamızın altındaki temel nokta da millete vermiş olduğumuz sözlerin tutulmasıydı” ifadelerine yer verdi. Zeybek, CHP’nin yerel seçimlerdeki oy oranının yüzde 38’den 48’e, belediyelerin memnuniyet oranının ise yüzde 60’lardan başlayarak yüzde 82’lere kadar çıktığını belirterek, “Bu oranlar bizi fazlasıyla memnun ederken; iktidar kanadını da ciddi biçimiyle endişeye sevk etti. Memnuniyet oranın artması CHP’nin Türkiye genelindeki oy dengesini yukarıya çekiyor olması da iktidarı belli ki çok sıkıştırdı ki ‘Silkeleyin’, ‘Mali anlamda belediyeleri kıskaca alın’ dediler” dedi. “Biz; halkçı belediyecilik anlayışıyla hizmet ediyoruz” CHP’li belediyelerin, yaşanılan tüm engellemelere rağmen halka dokunan hizmetleri hayata geçirdiğinden söz eden Zeybek, kadınından çocuğuna, gencinden yaşlısına, emeklisinden işçisine kadar her kesimden yurttaşın hayatını kolaylaştıracak belediye hizmetlerini hayata geçirdiklerini anlattı. Zeybek, CHP’li belediyeler olarak farklı bir belediyecilik anlayışı içerisinde yurttaşlara hizmet verdiklerini belirterek, iktidarı en çok rahatsız eden çalışmaların da belediyelerin yapmış olduğu sosyal destekler olduğunu dile getirdi. Zeybek, “Bir belediye başkanı; şehrinde yaşayan, ekonomik anlamda açlık sınırının altında bir gelir elde eden ve evine ekmek götüremeyen, evinde sıcak çorba kaynatamayan yurttaşın varlığını bilecek de buna nasıl sessiz kalacak? Bizden bunu nasıl beklersiniz? Bizim halkçı belediyecilik anlayışımızın temelinde; ‘Nerede bir ihtiyaç sahibi varsa bizim belediyelerimiz ve başkanlarımız onların yanında’ anlayışı var” dedi. “Umut Mersin’dedir, Türkiye’dedir” Başkan Seçer’e ve buluşmanın düzenlemesine katkı sunan herkese teşekkürlerini ileten Zeybek, “Seçimlerin hangi tarihte yapılacağı belli değil ama biz 155 bin sandık görevlimizle CHP olarak hazırız ve alandayız. 87 haftadır Türkiye’nin tüm anketlerde açık ara 1. partisiyiz ve ülkeyi yönetme iddiamızı yerel yönetimlerden aldığımız güçle Sayın Genel Başkanımız Özgür Özel’in liderliğinde sürdürme kararlılığındayız. O nedenle umut buradadır, Mersin’dedir, Türkiye’dedir, Silivri, Antalya, Buca ve Çorlu zindanlarındadır. Biz bu umudu yeşerteceğiz, güçlendireceğiz ve büyüteceğiz. Eninde sonunda haklılar ve halktan yana olanlar kazanacak. Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz” diye belirtti. Toplantı açılış konuşmalarının ardından basına kapalı olarak devam etti. Büyükşehir belediye başkanları belediyelerindeki çalışmalar, projeler ve deneyimler ile ilgili karşılıklı görüş alışverişinde bulundular.

Çiftçi Kart Projesi Alanya’da Üreticilere Anlatıldı Haber

Çiftçi Kart Projesi Alanya’da Üreticilere Anlatıldı

Antalya Büyükşehir Belediyesi’nin zirai atıkların toplanması ve çiftçilerin bilinçlendirilmesi amacıyla başlattığı Çevre Dostu Çiftçi Kart Projesi yaygınlaştırılıyor. 2022 yılında pilot bölge olarak Kumluca, Finike ve Demre'de başlayan proje Serik, Aksu ve Kemer’den sonra şimdi de Alanya’da uygulanacak. Proje tarımsal faaliyetlerin yoğun olduğu Alanya’da da yaygınlaştırılması amacıyla Alanya Toptancı Hali’nde üreticilere ve sektör temsilcilerine tanıtıldı. Çevre ve insan sağlığı açısından büyük risk oluşturan zirai ambalaj atıklarının kontrolsüz şekilde doğaya bırakılmasının önüne geçmeyi amaçlayan Çevre Dostu Çiftçi kart Projesi Alanya’da üreticilere tanıtıldı. Alanya Merkez Hal’de düzenlenen tanıtım toplantısına Alanya Belediyesi Başkan Danışmanı Abdurrahman Açıkalın, Antalya Büyükşehir Belediyesi Alanya Hizmet Birimi Şube Müdürü Gazi Öten, Alanya Hal Derneği Başkanı Adem Kaya ve hal esnafı katıldı. Tanıtım toplantısında Antalya Büyükşehir Belediyesi İklim Değişikliği ve Sıfır Atık Dairesi Başkanlığı Sıfır Atık ve Çevre Eğitim Şube Müdürü Fulya Koral ve Alanya Belediyesi İklim Değişikliği ve Sıfır Atık Müdürü Sevda Çapa katılımcılara bilgi verdi. HEDEF PROJEYİ ANTALYA’YA YAYMAK Sıfır Atık ve Çevre Eğitim Şube Müdürü Fulya Koral, zirai ilaç ambalaj atıklarının çevre sağlığı açısından önemli bir risk oluşturduğunu söyledi. Çevre Dostu Çiftçi Kart Projesi’nin hem insan hem de çevre sağlığını koruyan bir proje olduğunu belirten Koral, projeye nasıl katılım sağlanacağını da anlattı. Koral, “Çiftçilerimiz projeye dahil olmak için cep telefonlarından uygulamayı indirerek kayıt oluyor. Kayıt yaptıran üreticilere çipli anahtarlıkları teslim ediliyor. Sonrasında hallere ve tarımsal üretimin yoğun olduğu bölgelere konulan otomatlara attıkları her zirai ilaç ambalaj atığı karşılığında bir gram bir puan olacak şekilde puan kazanıyorlar. Topladıkları puanlar karşılığında da sera naylonu, akülü testere, bambus arı, arı kovanı gibi tarımsal destekli ürünleri alabiliyorlar. Toprağımızı ve suyumuzu korumak için başlattığımız projemizi Antalya’nın tümünde gerçekleştirmeyi hedefliyoruz” dedi. ÜRETİCİLER PROJEYE DESTEK VERMEKTEN MUTLU Bilgilendirmenin ardından kayıt işlemlerini gerçekleştiren üreticiler de hem çevreyi koruyup hem de hediyeler kazanacakları için mutlu olduklarını söyledi. Üreticiler, projenin yaygınlaştırılması gerektiğini belirterek, zirai ambalaj atıklarının bu şekilde toplanması ile toprağın ve suyun zehirlememiş olacağını belirterek Projeye öncülük eden Antalya Büyükşehir Belediyesi’ne teşekkür etti.

Antalya Büyükşehir Seraları Zarar Gören Çiftçinin Yanında Haber

Antalya Büyükşehir Seraları Zarar Gören Çiftçinin Yanında

Antalya Büyükşehir Belediyesi, Manavgat’ta 29 Kasım akşamı meydana gelen hortumun ardından zarar gören seralarda hasar tespit çalışması gerçekleştirdi. Gündoğdu ve Yavrudoğan mahallelerinde hasar gören seralarda yapılan incelemeler sonucunda, Antalya Büyükşehir Belediyesi’nin çiftçilere gerekli desteği sağlayacağı bildirildi. Antalya Büyükşehir Belediyesi, yerelden kalkınma ilkesi doğrultusunda her daim yanında olduğu çiftçilere, afetlerde de destek sağlamaya devam ediyor. 29 Kasım akşamı Manavgat’ta meydana gelen hortum sonrası zarar gören seraları incelemek amacıyla Antalya Büyükşehir Belediyesi ekipleri sahaya indi. Örtü altı üretimin yoğun olarak yapıldığı Gündoğdu ve Yavrudoğan mahallelerinde etkisini gösteren ve seraların zarar gördüğü hortum afeti sonrası, Antalya Büyükşehir Belediyesi çiftçinin yardımına koştu. HASAR TESPİT ÇALIŞMASI YAPILDI Zarar gören seralarda hasar tespit çalışması gerçekleştirildi. Yapılan incelemelerde seralarda ciddi hasarlar oluştuğu belirlenirken, Antalya Büyükşehir Belediyesi tarafından, üreticilerin mağduriyetlerinin giderilmesi için gerekli adımların atılacağı belirtildi. Büyükşehir Belediyesi yetkilileri, hortumdan etkilenen çiftçilere destek verileceğini, üretimin sürdürülebilirliği için gerekli tüm çalışmaların başlatıldığını açıkladı. BÜYÜKŞEHİR ÜRETİCİNİN YANINDA Antalya Büyükşehir Belediyesi Tarımsal Hizmetler Dairesi Başkanı Sertaç Gökhan, “Manavgat ilçemize bağlı Gündoğdu ve Yavrudoğan mahallelerinde 29 Kasım gecesi meydana gelen hortum felaketi nedeniyle hasar gören seralarımızda incelemelerde bulunmaktayız. Antalya Büyükşehir Belediyesi olarak bütün üreticilerimizin yanındayız” dedi. ÇİFTÇİYE DESTEK SAĞLANACAK Gündoğdu Mahalle muhtarı Salik Akkurt, “Cumartesi akşamı 23:00 sularında fırtına, yağmur ve hortum oldu burada. Buradaki seralarımız zarar gördü. Antalya Büyükşehir Belediyesi mahallemize gelip incelemeler yaptı ve çiftçiye destek sağlayacaklar. Bu desteğin üreticilerimize çok faydası olacağına inanıyorum. Antalya Büyükşehir Belediyesi’ne çiftçinin yanında olduğu için çok teşekkür ediyorum” diye konuştu.

Türkiye Dünya'da Bir İlke İmza Attı Haber

Türkiye Dünya'da Bir İlke İmza Attı

Türk Tarımsal Diplomasi Grubu (TTDG), 18–21 Kasım tarihleri arasında Growtech Uluslararası Tarım Fuarı kapsamında, tarımı uluslararası diplomasinin merkezine taşıyan ve dünyada bir ilk olan “Uluslararası Tarımsal Diplomasi Zirvesi”ne ev sahipliği yaptı. Zirve, tarımın sadece üretim değil, aynı zamanda küresel istikrar ve jeopolitik etkiye sahip yeni bir “Yumuşak Güç” stratejisi olduğu sonucunu ortaya koydu. ​Uluslararası Liderler Antalya’da Buluştu ​Mayıs ayında faaliyetlerine başlayan ve 119 sektör temsilcisini bir araya getiren TTDG’nin düzenlediği Zirve’ye, Dünya Çiftçiler Birliği (WFO) Başkanı Arnold Puech d'Alissac, Dünya Tohumculuk Federasyonu (ISF) Başkanı Arthur Santosh Attavar ve Uluslararası Tarım Gazetecileri Federasyonu (IFAJ) Genel Sekreteri Adrian Bell gibi dünya tarımının önde gelen isimleri katıldı. ​Tarım, Küresel İstikrarın Anahtarı ​Zirvede yapılan değerlendirmelerde, tarımın tanımının yeniden yapılması gerektiği güçlü bir şekilde vurgulandı. Katılımcılar, tarımın yalnızca bitkisel veya hayvansal üretimden ibaret olmadığını; gıda güvenliğini mümkün kılan, iklim değişikliği ile mücadelede ana unsur olan ve küresel istikrar ile kalkınmada kritik rol oynayan çok yönlü bir alan olduğunu tescil etti. ​Türkiye, Tarımsal Diplomasi Merkezi Olma Yolunda ​Zirvede öne çıkan en çarpıcı sonuç, uluslararası tarımsal diplomasi yaklaşımının dünyada ilk kez Türkiye’de, Antalya’da kurumsal bir çerçeveye kavuşması oldu. ​Türk Tarımsal Diplomasi Grubu (TTDG) ve TİM Tarım Kurulu Başkanı Melisa Mutlu, Zirve sonuçlarını değerlendirerek şunları kaydetti; "Ortaya çıkan sonuçlar beklentilerimizin de üzerinde oldu. Dünya tarımının önde gelen temsilcileri ile bir araya gelerek tarımsal diplomasinin hem bugününü hem yarınını konuştuk. Gerek Arnold Puech d'Alissac, Arthur Santosh Attavar ve Adrian Bell, gerekse yabancı tarım gazetecilerinin ortak görüşü, Türkiye’nin bir ‘Uluslararası Tarımsal Diplomasi Merkezi’ olabileceği ve olması gerektiği yönünde. Bu görüşü çok değerli bulmakla birlikte, getirdiği sorumluluk ve stratejik önemin de farkındayız. TTDG olarak bu önemli konuyu tüm paydaşlarımızla birlikte müzakere edeceğiz. Ayrıca değerli konuklarımızla, 2026 yılı içinde yeni iş birlikleri ve etkinlikler düzenlenmesi konusunda mutabakata vardık. Önümüzdeki dönemde çok etkili yeni projeleri hayata geçirmek üzere hazırlıklarımızı sürdürüyoruz. Son olarak, Tarım ve Orman Bakanlığımızın, Antalya Zirvesini yakından izleyerek destek vermesini de büyük bir memnuniyetle karşılıyoruz.” dedi. ​​Türk Devletleri İçin Stratejik Fırsat ​Zirve ayrıca, Türk devletleri ile ilişkilerde tarımsal diplomasinin, karşılıklı fayda üreten ve uzun vadeli stratejik sonuçlar doğuracak en etkin süreçlerden biri olacağının altını çizdi. Bu yaklaşımın, bölge ve Türk dünyası için tarihi bir dönüm noktası olduğu ifade edildi. ​Başkan Mutlu, Tarım ve Orman Bakanlığı’nın Zirveye sağladığı desteği de memnuniyetle karşıladıklarını sözlerine ekledi.

Dr. Ezgi Ediboğlu: ''Gözler, Antalya’daki COP 31’de'' Haber

Dr. Ezgi Ediboğlu: ''Gözler, Antalya’daki COP 31’de''

Dr. Ezgi Ediboğlu, COP 30'da alınan kararları, çözülemeyen ve Antalya'ya devredilen başlıkları, ayrıca Türkiye'nin ev sahipliğinde gerçekleşecek COP 31'in ''başarılı'' kabul edilmesi için Ankara'dan beklenecekleri değerlendirdi. Max Planck İnovasyon ve Rekabet Enstitüsü’nde kıdemli araştırmacı olarak çalışan, Hukukçu, Çevre ve İklim Değişikliği hakkında uzman olan Dr. Ezgi Ediboğlu COP30 ile ilgili yaptığı değerlendirmelerde şu ifadeleri kullandı; ''Amazon’un kalbinde büyük beklentilerle başlayan COP 30’da, fosil yakıtlardan çıkış ve ormansızlaşmayı durdurma gibi kritik başlıklarda somut ilerleme sağlanamadı. Zirveden yalnızca uyum finansmanının üç katına çıkarılması yönünde zayıf bir karar çıktı. Liderlik eksikliği ve çelişkili ulusal politikalar, kararları niyet bildirimi düzeyinde bıraktı. Türkiye’nin ev sahipliğinde gerçekleşecek COP 31’den, ertelenen bu kritik başlıklarda güven veren bir yönlendirme ve elle tutulur kararlar beklenecek. Brezilya’nın, Amazon’un kalbindeki Belem şehrinde yapılan 30. Taraflar Konferansı (COP 30) sona erdi. Toplantıda yalnızca iklim değişikliğinin etkilerine uyum finansmanı hakkında zayıf da olsa elle tutulur bir karar alınabildi. Fosil yakıtlardan çıkış ve ormansızlaşmayı durdurma konularında beklenen yol haritaları üzerinde uzlaşmaya varılamadı. Çözümsüz kalan konular, yeniden görüşülmek üzere Antalya’da düzenlenecek COP 31’e bırakıldı. Her COP aynı ölçüde sonuç üretmeyebilir; bu, sürecin doğasında var. Ancak COP 30, Uluslararası Adalet Divanı’nın devletlerin iklim değişikliği ile mücadeleden sorumlu olduğuna dair tavsiye görüşünü açıklamasından sonra düzenlenen ilk COP olma özelliğini taşıyor. 1.5°C hedefinin fiilen kaçmasının ağırlığıyla da birleşince, sadece yetersiz değil, endişe verici bir siyasi trendin parçası niteliğinde. Büyük laflar, çelişkili adımlar Zirve, Brezilya Devlet Başkanı Luiz Inácio Lula da Silva’nın yüksek profilli çıkışları, Amazon’un kalbinde verilen “fosil çağını bitirme” mesajları, “hakikat COP’u” ve “uygulama COP’u” mottoları ile yüksek profilli bir şekilde başladı. Oysa yakın geçmişe kısaca bakmak bile şüpheci olmak için yeterliydi: Lula 2023’te, tam da COP 28 dönemlerinde, Brezilya’nın petrol üretimini artıracak kararları onayladı ve petrol ihraç eden ülkelerden oluşan OPEC+’a dahil olmak istediklerini duyurdu. 2025’te Brezilya, COP 30’a ev sahipliği yapacak olmalarına rağmen, OPEC+’a katıldı; petrol üretimini artırma planları da devam ediyor. Lula’nın “fosil çağını bitirme” mesajlarını, bu somut adımları bağlamında değerlendirmek gerekiyor. Aslında tüm bunlar, COP’larda edilen büyük lafların altının ne kadar boş olduğuna iyi bir örnek teşkil ediyor. Liderlik eksikliği, zayıf kararlarla sonuçlandı COP 30’un etkisizliğinin bir diğer nedeni ise Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) zirveye katılmamasıyla oluşan liderlik eksikliğiydi. ABD’den açılan boşluğu Çin’in doldurması ve belirgin bir liderlik rolü üstlenmesi bekleniyordu, ancak öyle olmadı. Bu liderlik açığı, ev sahibi Brezilya’nın müzakerelere yeterince yön verememesiyle birleşince, COP 30 kararları gerçek anlamda zayıf oldu. Niyet listesi gibi sonuç kararı ''Küresel Mutirão'' olarak adlandırılan COP 30 kararında 59 paragraf yer alıyor. Bunlarında yalnızca sekizinde yeni bir karar alma ifadesi var. Kararların geri kalanı, ‘‘not ediyor’’, ‘‘tanıyor’’, ‘‘onaylıyor’’ gibi yeni bir adım içermeyen paragraflardan oluşuyor. Oysa onca yıl ve onca karardan sonra devletlerin hâlâ uygulamada ne denli zayıf olduğu düşünüldüğünde, COP kararlarının bir niyet listesine dönüşmemesi gerekiyor. Kararda fosil yakıtların bahsi bile geçmiyor Zirvenin en kritik başlıklarından biri fosil yakıtlardı. Fosil yakıtların açıkça anılması, COP 28’e kadar geçen yaklaşık 30 yıl boyunca neredeyse tamamen tabu olarak kaldı.COP 28 karar metninde geçen fosil yakıtlardan ‘‘uzaklaşma’’ söylemiyle kısmi bir eşik aşılmıştı. COP 30’un da fosil yakıtlardan tamamen ve adil bir şekilde çıkabilmek için bağlayıcı, zaman çizelgeli ve somut bir ‘‘yol haritası’’ çizmesi bekleniyordu. Ne yazık ki bu da başarılamadı. Hatta ‘‘fosil yakıt’’ ifadesi, kararda hiç geçmiyor. Bu konuda ısrarcı olan 80 devlet bulunmasına rağmen ve devletlerin bu çağrısını karara not eden paragrafta dahi fosil yakıt ifadesi geçmiyor. Bu konu, Türkiye’nin COP 31’deki ana sınavlarından biri olarak karşımıza gelecek gibi görünüyor. Amazonlar’dan bile ormansızlaşma yol haritası çıkamadı Amazonlar’da düzenlenen COP 30, ormanların korunması konusunda sembolik öneme sahipti ve yerli halkların yüksek katılımıyla gerçekleşti. Bu rağmen, çıkmasına kesin gözüyle bakılan, ormansızlaşmanın önlenmesi için bir yol haritası oluşturmaya dair çalışmalar da karar metnine giremedi. Ormansızlaşmayı durdurma hedefi yeniden teyit edilse de, hedefe ulaşmayı sağlayacak yeni, bağlayıcı bir yol haritası veya mekanizma yok. COP 30’da ormanları koruma hedefiyle yağmur ormanları yatırım fonu ( Tropical Forests Forever Facility, TFFF ) kuruldu; ancak fonun etkinliğiyle ilgili ciddi endişeler var . Amazon’da kritik eşik noktasına yaklaşan ekositemlerin bulunduğu bir bölgede yapılan COP’un dahi somut bir ormansızlaşma yol haritası üretememesi, Belem’in en dikkat çekici eksikliklerinden biri oldu. Uyum finansmanı hedefi, gerçek ihtiyacı karşılamaya yetersiz COP 30’un finansman ayağında öne çıkan tek taahhüt ise uyum finansmanının üç katına çıkarılması oldu. Bu karar kulağa iddialı gelse de, ne kaynak dağılımı, ne finansmana ne zaman başlanacağı ne de paydaşların katkısına dair net bir yol haritası sunulmuş değil. Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) verilerine göre son yıllarda küresel uyum finansmanı yaklaşık 32 milyar dolar seviyesindeydi. Bunun üç katı, yaklaşık 96 milyar dolarlık bir bütçe anlamına geliyor. Ancak COP metni başlangıç yılını belirtmediği ve kamu-özel ayrımı netleşmediği için ülkeler bu hedefi 120 milyar dolar civarında - yani ihtiyaca biraz daha yakın bir düzeyde - yorumladı. Küresel uyum ihtiyacının ise 2030’a kadar yıllık 160 ile 340 milyar dolara ulaşacağı hesaplanıyor . İhtiyacın boyutu göz önüne alındığında, üç katlık artışın da gelişmekte olan ülkelerin giderek büyüyen uyum açığını kapatmaya yetmeyeceği görülüyor. COP 28’de taslağı oluşturulan, iklim değişikliğinin etkilerinden zarar gören yoksul ülkelere finansal destek sağlayacak Kayıp ve Zarar Fonu da Belem’de tamamlanamadı. Fonun yönetim yapısı, katkı yükümlülüklerinin nasıl dağıtılacağı gibi teknik hususları hâlâ net değil. Bu dosya da Antalya’ya devredildi. Ticarete yönelik kısıtlamalar daha çok konuşulacak Ticaret konusunda COP 30’da, özellikle AB’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması’nın (SKDM) etkisiyle, gelişmekte olan ülkelerin artan endişelerine öne çıktı. Bu konu karar metnine sade bir şekilde, uluslararası ticarete keyfi ve haksız kısıtlamaların olmaması niyetini ifade eder bir şekilde girdi. Zirve boyunca, yeşil sanayileşme ve ticaret politikalarının iklim hedefleriyle uyumlu hale getirilmesi gerektiği vurgulandı. Kritik minerallerin adil tedarik edilmesi ve sınırda karbon düzenlemelerinin gelişmekte olan ülkeler üzerindeki etkileri tartışıldı. Bu tartışmalar karar metninde net bir şekilde yer alamadı ancak tartışmaların devam edeceğini ve ticaret konusunun bundan sonra çokça konuşulacağını düşünmek hata olmaz. COP 30’da iklim dezenformasyonuna karşı tavır alınması da dikkat çekiciydi. Yanlış ve yanıltıcı bilgilerin iklim eylemini geciktirdiği vurgulandı. Bazı ülkeler ilk kez ‘‘ İklim Bilgi Bütünlüğü Bildirgesi ’’ne imza atarak, bilim insanlarını ve çevre gazetecilerini destekleme sözü verdi. Belem’den Antalya’ya: Türkiye güven verebilmeli Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın açıklamasına göre COP 31 Liderler Zirvesi İstanbul’da, müzakereler ise Antalya’da düzenlenecek. COP 31 için rekabet eden Türkiye ve Avustralya arasında varılan alışılmadık uzlaşıya göre COP 31 başkanlığı Türkiye’de olacak, ancak müzakerelere Türkiye’nin atayacağı bir Avustralyalı temsilci başkanlık edecek. Antalya’da fosil yakıtların geleceği, uyum finansmanı, Kayıp ve Zarar Fonu gibi kilit başlıkların ilerleyebilmesi, Türkiye’nin tarafları dengeli ve etkin bir müzakere zemininde tutabilme kapasitesine bağlı. COP 31 ev sahipliği, Türkiye için yalnızca bir organizasyon meselesi değil. Aynı zamanda kendi iklim politikalarını uluslararası kamuoyu önünde daha tutarlı, şeffaf ve güvenilir bir çerçeveye oturtma zorunluluğu anlamına geliyor. Bu bağlamda ev sahibi ülkelere yönelik temel beklentiler, Türkiye için de geçerli olacak: Açık hedefler, iyileştirilmiş şeffaflık, bilim temelli emisyon azaltım yolları ve müzakerelerde taraflara güven veren bir yaklaşım. Türkiye’nin mevcut emisyon artış eğilimi, atık yönetimindeki sorunlar, fosil yakıt desteklerinin sürmesi, İkinci Ulusal Katkı Beyanı’nın zayıf bulunması ve insan hakları ihlalleri, en sık dile getirilen zafiyetler arasında yer alıyor. Daha güçlü iklim hedefleri, ev sahipliği sorumluluğu COP 31 öncesi Türkiye’nin iklim hedeflerini daha güçlü, ölçülebilir ve Paris Anlaşması’yla uyumlu hâle getirmesi yalnızca bir beklenti değil, ev sahipliği sorumluluğunun doğal bir uzantısı. Bilimsel gerçeklikle uyumlu, orta vadeli mutlak azaltım hedefi; enerji dönüşümünde takvimlendirilmiş adımlar; kömürden çıkışa ilişkin netlik; ulusal politikalar ile 2053 net sıfır hedefi arasındaki uyumsuzlukların giderilmesi, Türkiye’nin hem müzakere masasındaki inandırıcılığını hem de COP 31’in başarısını güçlendirebilir. Kısacası Türkiye, COP 31’e giderken bir yandan tarafları bir arada tutan güvenilir bir süreç yöneticisi olmak, bir yandan da kendi emisyon azaltım ve uyum politikalarını güçlendirerek ev sahibi ülke olarak ortaya koyduğu iklim vizyonunu somutlaştırmak zorunda.'' Kaynak: İklim Masası - www.iklimmasasi.com Kaynak: Dr. Ezgi Edipoğlu

COP 31 Türkiye’de, Siyasi İrade İçin Samimiyet Sınavı Haber

COP 31 Türkiye’de, Siyasi İrade İçin Samimiyet Sınavı

Türkiye’nin COP 31’e ev sahipliği yapacağı kesinleşirken, uzmanlar bu diplomatik başarının beraberinde ciddi sorumluluklar getirdiğine dikkat çekiyor. Türkiye’nin iklim politikaları nedeniyle uluslararası eleştirilere hazırlıklı olması gerektiğini vurgulayan Dr. Nuran Talu’ya göre, kömürden çıkış taahhüdü ve iklim kanununun revize edilmesi, siyasi iradenin samimiyetini gösterecek kritik adımlar arasında yer alıyor. Önümüzdeki yıl düzenlenecek 31. Taraflar Konferansı’nın (COP 31) Türkiye’nin ev sahipliğinde Antalya’da düzenleneceği kesinleşti. 2022’den bu yana ev sahipliği için yarışan Türkiye ile Avustralya arasında varılan uzlaşmaya göre , ‘‘Müzakereler Başkanı’’ görevini Avustralyalı bir temsilci üstlenecek. COP 31 ev sahipliğinin Türkiye’ye getirdiği sorumluluk ve fırsatları değerlendiren Dr. Nuran Talu ise bu sonucun yalnızca şaşaalı bir uluslararası konferans düzenlemek olarak görülmemesi gerektiğini vurguladı. Talu, Türkiye’nin iklim politikaları bağlamında ‘‘eleştirilere hazırlıklı olmalıyız,’’ uyarısında bulundu. Siyasi iradenin COP 31’i yalnızca bir etkinlik organizasyon olarak görmediğini göstermesi gerektiğini belirten Talu’ya göre, bunun en güçlü göstergesi, uzun süredir beklenen kömürden çıkış taahhüdünün açıklanması olur. Talu ayrıca, ağırlıklı olarak emisyon ticaretine odaklandığı gerekçesiyle eleştirilen iklim kanununun; iklim değişikliğinin doğaya ve insana etkilerini kapsayacak şekilde revize edilebileceğini ifade etti. İklim değişikliğinin, hem yol açtığı afetler hem de ekonomik etkileri nedeniyle toplumun tüm kesimlerini doğrudan etkilediğini hatırlatan Talu, Türkiye’nin COP 31 gündeminde iklim değişikliğinin etkilerine uyum çalışmalarını önceliklendirmesi gerektiğini düşünüyor. Bu kapsamda, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kısa süre önce duyurduğu 500 bin sosyal konutun, iklim dostu olacak şekilde inşa edilebileceğini ve COP 31’de bir ‘‘iyi uygulama’’ örneği olarak sunulabileceğini belirtti. Talu’nun COP 31 organizasyonuna dair bir diğer önemli uyarısı ise sivil toplumun rolüne dair. Aktivistlerin ve yerli halkların önceki COP’larda haklı taleplerini dile getirdiğini hatırlatan Talu, ‘‘Umarız Antalya’da iklim aktivistlerinin sivil itaatsizlik içeren, şiddete dayanmayan eylemleri kriminalize edilmez,’’ diyerek, iklim mücadelesinin suç olmadığını vurguladı. Dr. Nuran Talu’nun, Türkiye’nin COP31 ev sahipliğine ilişkin değerlendirmeleri şu şekilde; Üst iradenin ev sahipliği yapma arzusu önemli ‘‘Birleşmiş Milletler küresel iklim müzakerelerinin üst karar organı olan Taraf Ülkeler Konferansları (COPlar), 30 yıldır her yıl düzenlenir ve her yıl farklı bir BM üyesi ülke ev sahibi olur. Bu konferanslarda sadece ev sahibi ülkelerin değil, katılımcıların, misafir ülkelerin ve tüm paydaşların çok kapsamlı bir katılım profili vardır. Esasen COPların çıkış noktası, 1994 yılında onaylanan BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nin taahhütlerinin, BM üye ülkeleri tarafından yerine getirilmesidir. Yıllar geçti, bugün biz COP masalarında Paris Anlaşması’nın iklim provizyonlarını görüşüyoruz - tabii ki Çerçeve Sözleşmenin temel ilkelerini saklı tutarak. Ülkemiz de üç senedir Paris Anlaşması’na taraf. Anlaşma, teknik boyutunun yanı sıra, iklim değişikliği ile mücadelede adalet, eşitlik ve hakkaniyet ilkeleri üzerine temellenmiş uluslararası bir akit. Bu da doğal olarak, hangi ülke olursa olsun, siyasi iradenin duruşuna ihtiyaç olduğunu gösteriyor. Dolayısıyla Türkiye’nin COP 31’e ev sahipliği yapma arzusunu bu açıdan değerlendirmek ve üst iradeye bu aşamada teşekkür etmek lazım.’’ Hazırlık süreci, siyasi iradenin samimiyetini gösterecek ‘‘Bu aşamada dememin nedeni, Türkiye’nin iklim değişikliği ile mücadele performansını, özellikle önümüzdeki yıl süresince, mercek altına almamız gerekliliği. Bu nedenle COP 31 hazırlık sürecinin, iklim politikalarını uygulama kapasitemizi gözden geçirmemiz için bir fırsat olduğunu düşünüyorum. Emisyon azaltımı ya da iklim değişikliğinin etkilerine uyum konusunda yetersiz ülkeler de COP’a ev sahipliği yapabilir. Daha önce Birleşik Arap Emirlikleri’nde, Mısır’da yapılan COP’larda, zirvenin neden bu gibi fosil yakıt üreticisi ülkelerde yapıldığına dair tartışmaları, protestoları hatırlayalım. Bu tartışmaların varlığı, bir taraftan da ev sahibi ülkelerin uygulamada sınıfta kaldığını gösteriyor. Ev sahibi olmak demek sadece şaşalı bir uluslararası konferans düzenlemek anlamına gelmez, hatta iklim değişikliği gibi son derece hassas bir alanda hiç gelmez. Türkiye’nin sektörel iklim politikalarını, olumlu, olumsuz uygulamalarını gözden geçirmek durumundayız ve eleştirilere hazırlıklı olmalıyız. Türkiye uzun yıllardır iklim politikalarını ve karar destek araçlarını sayısız projelerle, yasalarla, kurumsal yenilenmelerle yazıp çiziyorsa, dahası Sayın Cumhurbaşkanımız da en yüksek perdeden karbon emisyonlarında ‘2053’te net sıfır’ hedefini beyan ediyorsa, COP31’e giden yolda doğru uygulamaları artık görmek istiyoruz. Siyasi iradenin iklim mücadelesinde samimi olduğunu anlamamız için COP 31 hazırlık süreci ve COP 31’in kendisi, kaçınılmaz fırsatlardan biri.’’ Kömürden çıkış cesareti gösterilmeli ‘‘Türkiye için şimdi atılacak ilk önemli adım, kömür enerjisinden çıkış için gerçekçi, uygulanabilir ve en önemlisi adil bir hedef vermek olur. COP 31 ev sahipliğini yalnızca bir etkinlik organizasyonu olarak görmediğimizi göstermenin en iyi yolu, kömürden çıkış hedefini Sayın Cumhurbaşkanı’nın ağzından duyurmak olur. Siyasi irade samimiyse, bu taahhüdü verme cesaretini göstermeli ve yasal, kurumsal, finansal araçları bu doğrultuda uygulamaya yansıtmalı. Devlet aklı o zaman iklim akıllı olur ve yeşil dönüşüm söylemleri de aslını bulur.’’ 500 bin iklim dostu sosyal konut: COP 31’de ‘‘iyi uygulama’’ olabilir ‘‘COP konferansları ev sahibi ülkelere iklim değişikliği ile mücadele uygulamalarında dünya örneklerinden ilham almak için de önemli fırsat sunar. Son tahlilde, yerel ihtiyaçlarımızla birlikte önceliklendirerek küresel bir sorunu ele alıyoruz. COP31 hazırlık sürecinde, özellikle iklim değişikliğine uyum boyutunu çalışırken, toplum üzerindeki etkilere odaklanmamız gerekiyor. Örneğin Sayın Cumhurbaşkanı kısa süre önce 500 bin sosyal konut inşa edileceğini duyurdu . İnşa sürecine öncelikle 500 bin konutu nasıl iklim dostu yapabileceğimizi tartışarak ve yerleşim alanlarında iklim değişikliği kaynakları risklerin düzeyini tespit ederek başlamak lazım. Belki ilk aşamada bir pilot bölge seçip güneş enerjili, yağmur hasadının yapıldığı binalar inşa etmek söz konusu olabilir. Bu projeler COP 31’de ‘iyi uygulamalarımız’ olarak dünyaya sunulabilir. İklim kanunu yeniden ele alınmalı, güçlendirilmeli ‘‘Atılabilecek ikinci adım, çok eleştirilen iklim kanununun revizyonu ve geliştirilmesi. Sera gazı emisyonlarının azaltımını hedefleyen bir piyasa mekanizmasını, sadece ülkenin ticari rekabetinin korunması için düzenleyen bir kanun bu. Fazlasıyla emisyon ticareti odaklı. Türkiye’nin iklim performansının doğru ölçülmesi için iklim değişikliğinin doğaya ve insana dair etkilerinin ele alınacağı kapsamlı hükümler lazım kanunda. Kurumsal açıdan bakıldığında da kanunda seçilmiş yerel otoritelerin sorumluluk almasına imkan verilmiyor. Kanun, son derece merkezi hükümet yetkileri ile donanmış maddelere sahip. Benzeri eksiklikler ve yanlışlıklar nedeniyle iklim kanununun güçlendirilmesini isteriz ve bunu hızlıca yapmak zorundayız.’’ Sosyal konut inşasını, iklim adaleti çerçevesinde, hak temelli bir yaklaşımla yapabiliriz. Şayet topyekün düşük karbonlu bir hayat tarzı istiyorsak, iklim değişikliğinin, risklerinin ve giderek artmaya başlayan felaketlerin, sosyal hayatı nasıl etkileyeceğine iyice odaklanmamız gerekiyor. Nitekim Paris Anlaşması da iklim değişikliğinin etkilerine karşı dayanıklılığın adil bir şekilde sağlanmasını garantilemek için toplumlarda savunmasız olanları özellikle dikkate alan bir bütünsel bir sosyo-ekonomik yaklaşımı ortaya koyar.’’ Kısa vadede çalan alarm zillerini bilimin ışığında önceliklendirmeliyiz ‘‘İklim değişikliği meselesi, esasen toplumun meselesidir. Sokaktaki insanı her yönden etkiliyor: Felaketlerle de etkiliyor, örneğin ve özellikle tarım sektöründe yeterince iklim dostu politikalar uygulamadığımız için çiftçiyi ve vatandaşı ekonomik olarak da etkiliyor. Mesele, iklim değişikliğinin etkileri nedeniyle başa gelen afetler yaşandıktan sonra o yöreyi afet bölgesi ilan etmek, afetzedelere maddi yardımda bulunmak, konut yapmak değil. Esasen kısa vadeli, reaktif çözümler, iklim mücadelesinin doğasına da aykırı. İklim değişikliğinin etkilenebilirlik ve risk düzeylerini hesaplayacak bilimsel araştırmalar yapmak ve önlemler almak lazım ki proaktif ve katılımcı uygulamalar olsun. COP31 gündeminde kısa vadede çalan alarm zillerine odaklanmamız gerektiğini düşünüyorum. Örneğin bu yıl yaşanan zirai don felaketinde en güçlü olduğumuz ürünleri kaybettik. Böyle baktığımız zaman iklim değişikliğinin etkilerine uyum, bizim ülkemizde kısa vadede önceliklendirmemiz gereken en önemli politika müdahale alanı olmalı.’’ Dezenformasyonla mücadele fırsatı sunacak ‘‘Bugün toplumun önemli bir kesiminin zihninde iklim değişikliği konusu net değil. Doğrudan enerji sektörüyle ilgili teknik/teknolojik bir mesele olarak ya da sıfır atık konusunu odağına alarak çevre kirliliğinin önlenmesi olarak anlaşılıyor. Büyük resim görülemiyor, dolayısıyla iklim mücadelesinin pusulası şaşıyor. Buradan bakıldığında, COP 31 hazırlık sürecinin iklim değişikliği konusunda dezenformasyonla mücadele fırsatı sunacağını, temel kavramların, politika müdahale araçlarının doğru anlaşılmasına vesile olacağını düşünüyorum. Özellikle Antalyalıların kalıcı bir farkındalık elde etme fırsatları olacaktır; bundan sonraki süreçlerde, merkezin yönlendirdiği yerel iklim politikalarına ve belediyelerinin eylem planlarına daha farklı bir gözle bakabilir ve sorumluluk alabilirler.’’ Sivil toplumun hak temelli güçlenmesi için fırsat olabilir ‘‘Sivil toplum, son tahlilde sokaktaki insanın örgütlü temsilcileridir. Dolayısıyla Türkiye’de faaliyette olan sivil toplum kuruluşlarının, yani meslek odalarının, sendikaların, vakıfların, derneklerin temel amacı, toplumu iklim değişikliğinin etkilerine karşı sosyo-ekonomik manada dirençli kılmak olmalı. Bunun için vatandaş ile birlikte kolektif kararlar almak lazım. Her ne kadar son yıllarda iklim değişikliği alanında farklı konularda çalışan STK’lar artmaya başlasa da, bu faaliyetlerde iklim değişikliğinin insan haklarına olan etkileri yeterli ölçüde ele alınmıyor, savunulmuyor. Geçmiş COP’lara bakın, hangi ülkede olursa olsun, sivil aktivistler ve yerli halklar kendi ülkelerindeki yanlış/tutarsız iklim politikalarına karşı ayaklanıyorlar; iklim mücadelesinin ön saflarında yer alarak haklı talepleriyle konferansların rutin gündemlerini altüst edebiliyorlar. COP 31’de de Türkiye’deki sivil hareketin iklim değişikliği ile mücadele bağlamında ses getireceğini bekleriz, beklemeliyiz. Gerçekçi olursak, bu ülkede ekolojik varlıklara ve dolayısıyla vatandaşın sosyal ve ekonomik haklarına verilen zararlara bakıldığında, iktidarın iklim düşmanı olarak tabir ettiğimiz bir dizi yatırımı da ortada. Umarız Antalya’da iklim aktivistlerinin sivil itaatsizlik içeren, şiddete dayanmayan eylemleri kriminalize edilmez. Çünkü iklim mücadelesi suç değildir.’’ Kaynak: İklim Masası / www.iklimmasasi.com Kaynak: Dr. Nuran Talu

Gençlik Çalışanları İçin Kapasite Geliştirme Kampı” Düzenlendi Haber

Gençlik Çalışanları İçin Kapasite Geliştirme Kampı” Düzenlendi

Antalya Büyükşehir Belediyesi, Gençlik Kampı ve Eğitim Merkezi’nde, “Belediyelerde Görevli Gençlik Çalışanları İçin Kapasite Geliştirme Kampı” düzenledi. 16 farklı belediyeden gençlik personellerinin katıldığı kampta, belediyelerin gençlik çalışmalarına yönelik karşılıklı fikir alışverişinde bulunuldu. Antalya Büyükşehir Belediyesi ev sahipliğinde, İzmir Büyükşehir Belediyesi, Eskişehir Büyükşehir Belediyesi ve Gençlik Örgütleri Forumu (GoFor) ortaklığında “Belediyelerde Görevli Gençlik Çalışanları İçin Kapasite Geliştirme Kampı” düzenledi. Gençlik Kampı ve Eğitim Merkezi’nde gerçekleştirilen kampa, 16 farklı belediyeden gençlik personeli katıldı. GENÇLİK ÇALIŞMALARI İNCELENDİ 5 gün süren kamp programında, gençlik çalışanlarına yönelik olarak “Genç kimdir? Gençlik çalışması nedir? Gençlik çalışanı kimdir?” gibi başlıklar altında çalışmalar yapıldı. Ayrıca, alanında uzman birçok konuşmacı tarafından insan hakları, sivil toplum ve gençlik politikaları konularında eğitim verildi. Eğitimlerin sonunda kamu ve sivil toplum ilişkileri ele alındı. Program kapsamında, Antalya Büyükşehir Belediyesi’nin gençlere yönelik olarak hizmete sunduğu merkezler tanıtılırken, gençlik çalışmalarına yönelik olarak bilgilendirmeler yapıldı. 3 ORTAK ŞEHİRDE 3 FARKLI KAMP Gençlik Örgütleri Forumu (GoFor) Yerel Gençlik Politikası Program Koordinatörü Mustafa Onur Kaygısız, Antalya Büyükşehir Belediyesi ile birlikte güzel çalışmalar yaptıklarını belirterek, “Amacımız gençlik çalışanlarının, gençlere daha iyi eğitim verip, onlarla daha iyi çalışmayı öğrenmesi. 3 ortak şehrimizde 3 farklı kamp yapılacak. Kamplarımız 5’er gün sürecek. İlki Antalya’da, ikincisi Ağustos’ta Eskişehir’de ve sonuncusu da Eylül’de İzmir’de gerçekleştirilecek” dedi. BÜYÜKŞEHİR’DEN ÖRNEK ALINACAK ÇALIŞMALAR Antalya Büyükşehir Belediyesi’nin gençlere sunduğu fırsatların, her belediyenin sunamayacağı fırsatlar olduğuna dikkat çeken program koordinatörü Mustafa Onur Kaygısız, “Bu Gençlik Kampı, Türkiye’de çok nadiren bulabileceğimiz alanlardan biri. Gençlerin kullanımı için çok uygun bir alan. Hem doğanın içinde hem farklı spor aktivitelerine uygun hem de konaklama imkanı sunuyor. Gençlere ayrılmış özel ve onların burada istediği deneyimi yaşayabileceği keyifli bir alan. Antalya Büyükşehir Belediyesi’ne de çok teşekkür ediyoruz. Antalya Büyükşehir Belediyesi’nin Türkiye’de örnek gösterilebilecek çok önemli çalışmaları var” diye konuştu.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.