SON DAKİKA
Hava Durumu

#Anayasa

Porsuk Haber Ajansı - Anayasa haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Anayasa haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Milletvekili İbrahim Arslan'dan Çerçeve Yasa'ya Hayır Haber

Milletvekili İbrahim Arslan'dan Çerçeve Yasa'ya Hayır

Yeni Parti Parti Meclisi üyesi ve Eskişehir Milletvekili İbrahim Arslan, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine gelen ve çerçeve yasa olarak adlandırılan "Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi"ne hayır oyu vereceğini açıkladı. Milletvekili Arslan yaptığı açıklamada, mevcut iktidarın politikalarını eleştirilerek sorunun yeni yasa metinleri eksikliği değil, mevcut Anayasa ve hukukun uygulanmaması olduğu vurguladı. ​"Hedef Değil, Yöntem Tartışılmalı" ​Ortak hedefin silahların susması, terörün sona ermesi ve kalıcı toplumsal barışın sağlanması olduğunu belirten İbrahim Arslan açıklamasında şu ifadelere yer verdi; "Silahların susması, terörün sona ermesi, kardeşliğin güçlenmesi ve kalıcı toplumsal barışın sağlanması hepimizin ortak hedefidir. Tartışılması gereken hedef değil; bu hedefe hangi hukuk, demokrasi ve siyasal anlayışla ulaşılacağıdır. Herhangi bir kesimin hak ve özgürlüklerinin genişletilmesine değil; hukukun, demokrasinin ve özgürlüklerin herkes için eşit ve eksiksiz uygulanmamasına itiraz ediyorum. ÖNCE ANAYASA, ÖNCE HUKUK Süreç Komisyonu raporunun 7. bölümünde hukuk devleti, millet egemenliği, kuvvetler ayrılığı, temel hak ve özgürlükler ile AYM ve AİHM kararlarına uyulması vurgulanıyor. Bunların hiçbiri yeni değildir. Hepsi zaten Anayasanın ve demokratik Cumhuriyetin gereğidir. Oysa iki yıldır bunun tam tersini yaşıyoruz. Anayasa ve bağlayıcı yargı kararları yok sayılıyor; kuvvetler ayrılığı ve yargı bağımsızlığı aşındırılıyor. Seçilmişlere yönelik tutuklamalar, kayyımlar ve muhalefeti kuşatan operasyonlarla seçme-seçilme hakkı, ifade özgürlüğü ve milli irade baskı altına alınıyor. Sorun yeni hukuk metinlerinin eksikliği değil; Anayasanın ve mevcut hukukun uygulanmamasıdır. TOPLUMSAL BARIŞ, SİYASAL HESAPLARIN ARACI OLAMAZ İktidar, önümüzdeki dönemin siyasal denklemini bugünden kurmaya çalışıyor. Anayasa, Cumhurbaşkanlığı seçimi ve Meclis çoğunluğu bu hesabın önemli parçalarıdır. Toplumsal barış gibi tarihsel bir mesele, iktidarın ömrünü uzatacak bir siyasal mühendisliğin aracına dönüştürülemez. Bir kesime uzatılan el, diğer kesime yöneltilen hukuk sopasıyla aynı anda var olamaz. ÖLÇÜ NETTİR Demokrasi bölünemez. Hukuk seçici uygulanamaz. Milli irade, iktidarın işine geldiğinde hatırlanamaz. Toplumsal barışın yolu siyasal mühendislikten değil; uygulanan Anayasadan, hukuk devletinden, özgürlükten, eşit yurttaşlıktan ve millet iradesinden geçer. Bu gerekçelerle, mevcut haliyle Çerçeve Yasa’ya HAYIR diyorum."

Zafer Partisi İl Başkanı Demir: "Ülke Kuruluş Felsefesine Tekrar Dönsün" Haber

Zafer Partisi İl Başkanı Demir: "Ülke Kuruluş Felsefesine Tekrar Dönsün"

Zafer Partisi Eskişehir İl Başkanı Hasan Demir, parti binasında düzenlediği basın toplantısında ülke ekonomisinden anayasa tartışmalarına, iç politika gelişmelerinden yerel ve ulusal gündeme kadar birçok başlıkta önemli değerlendirmelerde bulundu. Türkiye'nin mevcut yönetim anlayışıyla ciddi bir ekonomik ve siyasi buhran yaşadığını belirten Demir, iktidara ve muhalefete yönelik sert eleştirilerde bulundu. ​Enflasyon Verileri ve Halkın Yaşadığı Gerçekler ​Basın açıklamasının ekonomi bölümünde Temmuz ayı enflasyon verilerini değerlendiren İl Başkanı Hasan Demir, TÜİK ile ENAG rakamları arasındaki uçuruma dikkat çekti. TÜİK'e göre aylık enflasyonun yüzde 1,78, yıllık yüzde 31,75; ENAG verilerine göre ise aylık yüzde 3,07, yıllık yüzde 50,49 olduğunu hatırlatan Demir, iki kurum arasındaki bu farkın halkın yaşamını doğrudan etkilediğini vurguladı. ​Hasan Demir, "Halkın içerisine girdiğiniz zaman bu verileri çok daha rahat, hatta iliklerinize kadar hissediyorsunuz. Çünkü dün 5 liraya aldığınız bir ürünü bugün 5 liraya alamıyorsunuz. Bunlar gerçek ve bu gerçeklerle yüzleşmek istemeyen hükümet, sürekli para politikalarıyla ülkeyi yönetme telaşında, üretimden uzaklaşmış durumda. Ülke fiili olarak ekonomik bir ambargonun içerisinde" ifadelerini kullandı. ​Alım Gücü ve Küresel Sıralamalar Geriliyor ​Türkiye'nin uluslararası alandaki ekonomik konumunu 2002, 2015 ve günümüz kıyaslamalarıyla aktaran Demir, ülkenin her geçen yıl geriye gittiğini şu verilerle paylaştı: ​Alım Gücü: 2002 yılında dünyada 78. sırada olan Türkiye, 2015'te 68. sıraya yükselmişken; 2017 Başkanlık Referandumu sonrasında 90. sıraya geriledi. ​Gıda ve Beslenme: 2002'de 75. sıradayken, 2015'te 62. sıraya çıkıldı; günümüzde ise 95. sıraya düşüldü. ​Barınma: 72. sıradan 110. sıraya gerileme yaşandı. ​Akaryakıt: 2002'de 82. sırada yer alan Türkiye, mazot fiyatlarının 84 TL'yi bulduğu günümüzde 87. sıraya geriledi. Brüt asgari ücretle sadece 446 litre dizel yakıta ulaşılabildiğini belirten Demir, iktidarın "Türkiye uçuyor" söylemlerinin gerçekleri yansıtmadığını dile getirdi. ​Sektörel bazda esnafın maliye baskısı ve fahiş kiralarla, çalışanların gıda enflasyonuyla, tarımsal üreticilerin girdi maliyetleriyle, sanayicilerin ise enerji ve rekabet sorunlarıyla boğuştuğunu belirten Demir, ekonomik yozlaşmanın aynı zamanda ahlaki ve vicdani bir çöküşü tetiklediğini söyledi. ​"Sözde Terörsüz Türkiye" ve Anayasa Tartışmaları ​Konuşmasının ikinci bölümünde "Terörsüz Türkiye" söylemiyle yürütülen süreçleri eleştiren Hasan Demir, Ekim 2024'ten bu yana gündeme getirilen anayasa değişikliklerini ve çerçeve yasa tartışmalarını eleştirdi. İmralı ile yürütülen temaslara ve yeni paradigmalar üzerinden yürütülen tartışmalara tepki gösteren Demir, anayasanın ilk dört maddesi ile özellikle üniter yapıyı koruyan kritik maddelerin hedef alındığını vurguladı: ​Madde 10 (Eşitlik İlkesi): Herkesin kanun önünde eşit olduğunu belirten bu maddenin, son yıllarda muhalif kadrolara karşı araçsalize edildiğini ifade etti. ​Madde 42 (Eğitim ve Öğretim Hakkı): Türkçeden başka hiçbir dilin eğitim ve öğretim kurumlarında ana dil olarak okutulamayacağını, dilin en büyük birleştirici unsur olduğunu hatırlattı. ​Madde 66 (Vatandaşlık Hukuku): "Türkiye Cumhuriyeti devleti vatandaşlığı olan herkes Türktür" ilkesinin ve milli üniter yapının hedef alındığını dile getirdi. ​Türk milletinin ferasetiyle bu oyunları boşa çıkaracağını belirten Demir, geçen hafta Şanlıurfa'da bir aşiret düğününde takıların tamamının gazi, şehit ve korucu ailelerine bağışlanmasını örnek göstererek Türk milletinin birlik ve beraberlik ruhunu her daim koruyacağını ifade etti. ​Siyasette Güven Krizi ve Yeni Siyasi Gelişmeler ​Siyaset kurumuna olan güvenin son yıllarda ciddi bir erozyona uğradığını belirten Hasan Demir, bireysel menfaatler uğruna yapılan siyasi transferleri ve ilkesiz ittifakları eleştirdi. Eskişehir'de Cumhuriyet Halk Partisi'nden ayrılarak yeni bir siyasi hareket başlatanların açıklamalarına da değinen Demir, Zafer Partisi olarak Atatürk, Cumhuriyet ve İstiklal Harbi çizgisinden taviz vermediklerini vurguladı. ​Hasan Demir sözlerini şu çağrıyla tamamladı: ​"Biz istiyoruz ki bu ülke gerçekten kuruluş felsefesine tekrar dönsün. Biz, bu felsefeyle ülkenin ne gibi ivmeler kazanacağını bilen yegane siyasi parti olarak başta Genel Başkanımız Ümit Özdağ olmak üzere tüm kadrolarımızla Cumhuriyete ve milli üretim yapısına sahip çıkmaya devam edeceğiz. Hep birlikte Türk milletini tekrar müreffeh seviyeye ulaştıracağız."

CHP'li Arslan: ''NATO Zirvesi Bahane Edilerek Demokrasi Askıya Alınamaz'' Haber

CHP'li Arslan: ''NATO Zirvesi Bahane Edilerek Demokrasi Askıya Alınamaz''

CHP Eskişehir Milletvekili İbrahim Arslan, Eskişehir Valiliği’nin, Ankara’da gerçekleştirilecek NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi gerekçesiyle 1-10 Temmuz tarihleri arasında il genelinde toplantı, gösteri yürüyüşü, basın açıklaması ve benzeri demokratik etkinlikleri yasaklayan kararına tepki gösterdi. Kararın Anayasa ile güvence altına alınan temel hak ve özgürlüklere ölçüsüz bir müdahale olduğunu belirten Arslan, güvenlik gerekçesinin demokratik hakların askıya alınmasının bahanesi olamayacağını söyledi. Arslan açıklamasında şu değerlendirmelerde bulundu: “Hiç kimse kamu düzeninin ve güvenliğin sağlanmasına karşı değildir. Devletin görevi, uluslararası organizasyonların güvenliğini sağlamaktır. Ancak hukuk devletinde güvenlik, özgürlüğün alternatifi değil, onun güvencesidir. Ankara’da yapılacak bir zirve gerekçe gösterilerek Eskişehir’de on gün boyunca her türlü demokratik etkinliğin peşinen yasaklanması; ölçülülük ilkesine, hukuk devleti anlayışına ve Anayasa’nın güvence altına aldığı toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkına aykırıdır. Son dönemde ülkemizde gözaltılar, tutuklamalar, toplantı ve gösteri yasakları giderek olağanlaştırılmaktadır. Demokratik toplumlarda esas olan yasaklamak değil, temel hak ve özgürlüklerin güvenlik içinde kullanılmasını sağlamaktır. İdarenin görevi, yurttaşın sesini kısmak değil; hukuk içinde bu hakkın kullanılmasını güvence altına almaktır. Eskişehir, demokratik kültürü, sağduyusu ve toplumsal barışıyla örnek bir kenttir. Bu kentin insanlarını potansiyel güvenlik tehdidi gibi gören anlayışı kabul etmiyoruz. Eskişehir Valiliği’ni, Anayasa’nın güvence altına aldığı temel hak ve özgürlüklere aykırı bu hukuksuz ve ölçüsüz yasak kararını derhal kaldırmaya çağırıyorum. Cumhuriyet Halk Partisi olarak hukukun üstünlüğünü, demokrasiyi ve temel hak ve özgürlükleri savunmaya devam edeceğiz. Çünkü demokrasiyi yasaklayarak güvenlik sağlanamaz.”

AHPADİ Başkanı Mehmet Ektaş: "Teröre Destek Mitingine İzin Verilemez!" Haber

AHPADİ Başkanı Mehmet Ektaş: "Teröre Destek Mitingine İzin Verilemez!"

AHPADİ - Adaletin Hukuku ve Parlementer Demokrasi İdeali Derneği Başkanı Avukat Mehmet Ektaş, hafta sonu çeşitli illerde düzenleneceği duyurulan "Öcalan’a Özgürlük" mitinglerine çok sert tepki gösterdi. Ektaş, bu mitinglerin hukuka ve Türkiye Cumhuriyeti’ne açık bir başkaldırı olduğunu belirtti. Eskişehir’de yazılı bir basın açıklaması yayımlayan AHPADİ Başkanı Av. Mehmet Ektaş, DEM Parti ve iş birlikçileri tarafından Muş, Mersin, Diyarbakır ve İstanbul’da yapılması planlanan mitinglerin yasal olarak suç teşkil ettiğini savundu. Anayasa ve Terörle Mücadele Kanunu’nu hatırlatan Ektaş, adli ve idari makamları göreve çağırarak söz konusu organizasyonların derhal yasaklanması gerektiğini ifade etti. "Bir Cani İçin Özgürlük Değil, Ancak Af Dilenebilir" Mitingin adlandırılış biçimine sert eleştiriler getiren Av. Mehmet Ektaş, özgürlük kavramının esir alınan veya hukuka aykırı şekilde alıkonulan kişiler için kullanılacağını belirtti. Teröristbaşının statüsünün net olduğunu vurgulayan Ektaş, şu ifadeleri kullandı: "Öcalan, yakalandığı Şubat 1999 tarihine kadar devletine ve milletine karşı alçakça işlediği suçlardan hüküm giymiş bir mahkumdur. Bir mahkum için ancak ‘af’ dilenebilir ki, bu dahi Türk milletinin vicdanında asla kabul görmez. Öcalan; asker, polis, sivil, öğretmen, mühendis ve ne yazık ki bebeklerin de aralarında bulunduğu yaklaşık 50 bin insanımızın katledilmesi emrini vermiş bir canidir." Ektaş, Öcalan'ın 1999 yılında vatana ihanet ve ayrılıkçılık suçlarından oy birliğiyle idama mahkum edildiğini, cezasının 2002 yılında idamın kaldırılmasıyla ağırlaştırılmış müebbet hapse çevrildiğini hatırlatarak, cezai sorumluluğu azaltan hiçbir maddeden yararlandırılmadığının altını çizdi. "TUSAŞ Saldırısından da Doğrudan Öcalan Sorumludur" AHPADİ Başkanı Ektaş, teröristbaşının cezaevinde olduğu süreçte de avukatları, aile yakınları ve siyasi uzantılar aracılığıyla PKK terör örgütünü yönetmeye devam ettiğini ileri sürdü. Örgütün gerçekleştirdiği son kanlı eylemlere değinen Ektaş, yakın geçmişteki TUSAŞ saldırısına dikkat çekti: 23 Ekim 2024 TUSAŞ Saldırısı: Ankara Kahramankazan'daki Türk Havacılık ve Uzay Sanayii merkez yerleşkesine düzenlenen hain saldırıda 5 yurttaşımız şehit olmuş, 22 yurttaşımız yaralanmıştı. Hukuki Süreç: Ektaş, bu saldırı dahil olmak üzere PKK'nın tüm eylemlerinden Öcalan’ın birinci derecede sorumlu olduğunu ve 1999'dan bu yana geçen süreç için de ayrıca "terör örgütü yöneticiliği" suçundan yargılanması gerektiğini belirtti. "Mitingler Hak Kullanımı Değil, Ağır Bir Suçtur" Düzenlenmek istenen mitinglerin anayasal bir hak olarak değerlendirilemeyeceğini belirten Avukat Mehmet Ektaş, işin hukuki boyutunu şu sözlerle özetledi: "Bu mitingler; Türk Ceza Kanunu ve Terörle Mücadele Kanunu’na göre terör örgütü propagandası yapmak, suç ve suçluyu övmek, halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik etmek gibi net suçları oluşturmaktadır. Konusu suç teşkil eden ve kamu düzenini açıkça tehlikeye atan bu eylemler hak kullanımı olamaz; aksine yasal birer yasaklanma nedenidir. Anayasanın 14. maddesi de temel hak ve hürriyetlerin devletin bütünlüğünü bozacak şekilde kötüye kullanılamayacağını açıkça düzenler." "Siyasi İktidarı ve Devlet Bahçeli'yi Esefle İzliyoruz" Açıklamasında siyasi gündeme ve iktidar bloğuna da eleştiriler yönelten Ektaş, bu tür mitinglerin önünü açan söylemlerin toplumsal huzuru bozmayı hedeflediğini iddia etti. "Bu mitinglerin yüreklendiricisinin sözde milliyetçi Devlet Bahçeli olması esef vericidir" diyen AHPADİ Başkanı, Cumhurbaşkanının sessiz kalmasının da bu tür girişimlere toplumsal zemin hazırlanması kaygılarını haklı çıkardığını savundu. Ektaş, Türk ordusunun mücadelesiyle yok olma noktasına gelen terör örgütüne hiçbir isim altında "can suyu" verilmemesi gerektiğini söyledi. Cumhurbaşkanı ve İçişleri Bakanlığına Çağrı AHPADİ Başkanı Av. Mehmet Ektaş, anayasayı ve vatanın bütünlüğünü koruyacağına dair yemin eden devlet yetkililerini acilen adım atmaya davet ederek açıklamasını şu çağrıyla sonlandırdı: "Başta Cumhurbaşkanı ile İçişleri Bakanı olmak üzere, ilgili tüm yetkilileri, adli ve idari makamları görevlerini yapmaya davet ediyoruz. Bu teröre destek mitingleri derhal yasaklanmalı ve sokak eylemlerine kesinlikle izin verilmemelidir. Aksine davranıp terör örgütüne zemin hazırlayanlar, tarih ve bağımsız yargı önünde hesap vermekten kaçamayacaklardır."

Anahtar Parti’den Tapu Sistemi Uyarısı Haber

Anahtar Parti’den Tapu Sistemi Uyarısı

Anahtar Parti Eskişehir İl Başkan Yardımcısı Av. Eren Atlı, Tapu ve Kadastro Bilgi Sistemi’ne (TAKBİS) geçiş sürecinde yapılan teknik ve idari hataların vatandaşları büyük bir mülkiyet kriziyle karşı karşıya bıraktığını açıkladı. Atlı, isim benzerlikleri ve hatalı veri girişleri nedeniyle birçok kişinin tapulu malını kaybetme riski taşıdığını vurguladı. ​"Tapu Sicili Devletin Hafızasıdır, Hata Kabul Etmez" ​Mülkiyet hakkının Anayasa ile güvence altına alındığını hatırlatan Av. Eren Atlı, TAKBİS sistemine geçişte yaşanan aksaklıkların toplumsal güveni zedelediğini belirtti. Dijitalleşme sürecinde özellikle 1990 öncesi kayıtlarda ciddi veri eksiklikleri olduğunu ifade eden Atlı: ​"İsim benzerliği, eksik kimlik bilgileri ve hatalı aktarımlar yüzünden vatandaşlarımız kendi tapulu malı için yıllarca mahkeme kapılarında hak aramak zorunda bırakılıyor," dedi. ​Eskişehir’de Skandal Örnek: Başkasının Borcu Yüzünden Evi Satılıyor! ​Eskişehir’de yaşanan somut bir mağduriyeti dile getiren Atlı, sistemin işleyişindeki tehlikeyi şu sözlerle özetledi: "Eskişehir’de bir vatandaşımızın evi, aynı isim ve baba adına sahip başka bir kişiye yanlışlıkla tescil edilmiştir. Daha da vahimi, yanlış tescil yapılan kişinin borçları nedeniyle gerçek hak sahibinin evi icra yoluyla satışa çıkarılmıştır. Bu, mülkiyet hakkına vurulmuş ağır bir darbedir." ​Anahtar Parti’den Acil Çözüm Planı: 3 Kritik Madde ​Yaşanan hukuksuzlukların önüne geçilmesi için Anahtar Parti olarak çözüm önerilerini sıralayan Av. Eren Atlı, hükümete ve ilgili bakanlıklara şu çağrıda bulundu: "Özellikle 1990 öncesi edinimlerin dijital ortama aktarılması için özel bir birim kurulmalı, T.C. kimlik numarası eşleşmeyen tüm kayıtlar incelemeye alınmalıdır. İsim benzerliği nedeniyle açılan tapu kayıt düzeltim davalarında, yargılama bitene kadar taşınmazın devri ve satışı kanun gereği otomatik olarak durdurulmalıdır. Devletin yaptığı hataların düzeltilmesi için açılan davalarda vatandaş harç ödememeli ve bu davalar "ivedi" kapsamına alınarak hızla sonuçlandırılmalıdır. ​"Vatandaşın Sesi Olmaya Devam Edeceğiz" ​Tapu sicilinin tutulmasından doğan hatalar nedeniyle devletin de ciddi tazminat yükümlülükleri altına girdiğini hatırlatan Atlı, "Mülkiyet hakkını korumak, sosyal barışı korumaktır. Anahtar Parti olarak bu hukuksuzlukların karşısında durmaya ve vatandaşımızın hakkını aramaya devam edeceğiz" diyerek sözlerini tamamladı.

AHPADİ Ektaş: "Çözüm; Özelleştirme Değil Devletleştirme" Haber

AHPADİ Ektaş: "Çözüm; Özelleştirme Değil Devletleştirme"

AHPADİ - Adaletin Hukuku ve Parlementer Demokrasi İdeali Derneği Başkanı Mehmet Ektaş son günlerde kamuoyunda tartışılan sağlık kurumlarının özelleştirme iddiaları ile ilgili bir açıklama yaptı. AHPADİ Başkanı Mehmet Ektaş yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi; "Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Kuruluşundaki temel ilkelerden biri de Halkçılık ilkesinin zorunlu kıldığı Devletçilik İlkesi olup, kısa zamanda gerçekleştirilen büyük tarım, sanayi kalkınmaları, yakalanan büyüme rakamları Devletçi Ekonomi yönetiminin başarıyla hayata geçirilmesi ve uygulanmasıyla gerçekleştirilmişti. Ancak, Türk Milletinin önemli bir kısmından hayır duası ve helallik alamayan Turgut ÖZAL’ın Başbakanlığında Anavatan İktidarında 1999 Yılı Anayasa değişikliği ile koşmaya başlayan, AK Parti İktidarıyla zirveye çıkan Liberal politikalar, Ülkemizi büyük ülkeler sıralamasında lig düşürdü, gelir başta olmak üzere her alanda adaletsizlik arttı, üreten toplumdan tüketen topluma, ihraç eden Ülkeden ithal eden Ülkeye dönüştük. Liberal politikaların bütçe açığı kapatmadaki en önemli aracı olan Özelleştirme de bu süreçte acımasızca kullanıldı. Önce fabrikalar satıldı, ardından petrol rafineleri. Yetmedi, yollar paralı hale getirildi, köprüler satıldı. Maden işletmelerine, ormanlar kiralandı, madenlerimiz yok pahasına satıldı, satılmaya devam ediyor. İmara açık bölgelerde, ne Merkezi İdareye ne de Belediyelere ait arsa kalmadı, olan son üç beşi de satışta. Miras yedi gibi elinde avucunda ne varsa satan, kazandığını da büyük bir savurganlıkla beyhude eden iktidar şimdi de Şehirlerimizin merkezi yerlerinde kalan ve bu yönüyle çok büyük değerlere sahip sağlık alanlarını özelleştirme kapsamına almış satışa çıkarmıştır. Önce 27 ilde 55 taşınmaz, şimdi 32 ilde 71 taşınmaz satılıyor. Bundan Eskişehir’de nasibini alıyor. Sağlık hakkı, en temel Anayasal haklarımızdan biri. Sağlık hakkına erişim hem ücretsiz hem de kolay olmalı. Ancak, AK Parti İktidarı önce aile hekimliği sistemiyle yurttaşlarımızın hastanelere erişimini engelledi. Ardından şehir içlerinde mantar gibi özel hastane açılmasına izin verirken devlet hastanelerini kapattı, şehir dışına kurulan şehir hastaneleriyle yurttaşların devlet hastanelerine erişimini zorlaştırdı, özel hastanelere müşteri potansiyeli oluşturdu. Şimdi, bu projesini genişletmek istiyor. Kapattığı, yıktığı hastanelerin yerine hastane yapılmasını beklerken, bu alanların da satışa çıkarıldığını öğreniyoruz. Bu alanların ne için kullanılacağı ise meşhul. Sağlık hizmeti için kullanılsa bile paralı olacağından bu uygulamadan halkımızın hiç bir çıkarı olmayacak. AK Parti İktidarı Okulları da Satar! Eğer ki sağlık alanlarının satışını gerçekleştirir, bu satışları engelleyemezsek, , AK Parti İktidarının savurganlığına, hesap bilmezliğine kaynak yaratmak için Okullarımızı, okul arazilerimizi satmayacağından da kuşkumuz yok. Özelleştirmelerin yasal dayanağı Anayasa’nın 47’inci maddesi olsa da bu maddenin başlığı Devleştirme ve Özelleştirme olup önce 1. fıkrasında Devleştirmenin düzenlenmiş olması da anlamlıdır. Ancak AK Parti İktidarı Anayasa’nın 47’inci kapsamında bu güne kadar hiç bir Devletleştirme yapmamış sadece Özelleştirmiştir. Bu durum AK Parti İktidarının amacını ortaya koymaktadır. Anayasanın başlangıç bölümünde “hiç bir düşünce ve mülahazanın .....Türk Milli menfaatleri karşısında himaye göremeyeceği” belirtilmiş, 5’inci maddesinde ise Devletin temel amaç ve görevleri arasında “Türk Milletinin bağımsızlığını” ve “kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak” olduğu belirtilmiştir. Anayasa’nın 56’ıncı maddesinde ise Sağlık Hakkı düzenlenmiştir. Bu düzenlemelere göre Özelleştirme yapılabilmesinin en temel şartı, kamu yararıdır. Bu yararın sözle ifadesi değil, somut, ölçülebilir, denetlenebilir dayanaklarla ispatlanması gerekir. Bugün özelleştirme kapsamına alınan sağlık alanları için böyle bir savunma mümkün değildir. Bu özelleştirmelerde, kamu menfaati, Türk Milli Menfaatine uyarlık yoktur. Bu özelleştirmelerin Türk Milletinin bağımsızlığına, Milletimizin refah, huzur ve mutluluğuna sağlayacağı en küçük fayda yoktur. Tam tersine bu özelleştirmeler, insanımızın sağlık hizmetlerine erişimini daha da zorlaştıracak, ek maliyetlere neden olacaktır. Bu Millet için yapılması gereken, hiç zaman geçirilmeden tüm özel hastanelerin, vakıf Üniversitelerin, özel Okulların Devletleştirilmesi ve eşit yurttaşlık hakkı kapsamında tüm yurttaşlarımızın eşit olarak yararlanabileceği temel hakları olarak yeniden düzenlenmesidir. Anayasaya, Milletin menfaatlerine uygun düşmeyen bu hatadan dönülmesi gerekmektedir. Eskişehir’in AK Parti Milletvekilleri ve Teşkilat Yöneticileri başta olmak üzere tüm siyasetçileri göreve davet ediyoruz. Bu duygu ve düşüncelerimizi, siz değerli yurttaşlarımızla da paylaşıyor, sürecin sonuna kadar takipçisi olacağımızı ifade ediyor, saygılarımızı sunuyoruz."

Sağlık Alanını Özelleştirip, Sağlık Yatırımı Yapacağız Demek Aldatmacadır Haber

Sağlık Alanını Özelleştirip, Sağlık Yatırımı Yapacağız Demek Aldatmacadır

CHP Eskişehir Milletvekili İbrahim Arslan, 17 Mart 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanı kararıyla 27 ilde 55 taşınmaz ve üzerindeki yapıların özelleştirme kapsamına alınmasına ilişkin yaptığı incelemenin sonuçlarını kamuoyuyla paylaştı. Arslan, söz konusu 55 taşınmazı parsel bazında tek tek incelediğini, yaptığı hesaplamaya göre toplam büyüklüğün 1 milyon 237 bin 553 metrekare olduğunu belirtti. “Doğrudan tespit ettiğim 32 taşınmaz sağlık niteliğinde” Arslan, yaptığı incelemede 55 taşınmazdan doğrudan tespit edebildiği 32’sinin; hastane, sağlık tesisi, sağlık alanı, dispanser, doğumevi, sağlık ocağı, lojman ve benzeri sağlıkla ilişkili nitelikler taşıdığını ifade etti. Arslan, konuya ilişkin değerlendirmesinde şu ifadeleri kullandı: “Ben bu taşınmazları tek tek inceledim. Parsel kayıtlarına tek tek baktım. Doğrudan tespit edebildiğim 32 taşınmazın sağlıkla ilişkili alanlar olduğunu gördüm. Yani burada söz konusu olan yalnızca boş arsa değildir; doğrudan sağlık hizmetiyle ilişkili kamu alanlarıdır.” Liste sadece arsadan ibaret değil Arslan, özelleştirme kapsamına alınan taşınmazların yalnızca boş arazilerden oluşmadığını, listede; hastane binaları, dispanserler, doğum evleri, sağlık ocakları, sağlık tesisleri, spor salonları, lojmanlar, kız yetiştirme yurdu, okul yeri, mezbaha, arsa, arazi, bina, tarla, bağ ve bahçe gibi çok farklı nitelikte taşınmaz ve yapıların yer aldığını belirtti. “Sağlık alanını özelleştirip, gelirle sağlık yatırımı yapacağız demek aldatmacadır” Arslan, Resmî Gazete kararında yer alan, özelleştirmeden elde edilecek gelirin giderler düşüldükten sonra Sağlık Bakanlığı tarafından yenileme yatırımları ve yeni sağlık tesislerinin finansmanında kullanılmak üzere Hazine’ye aktarılacağı yönündeki ifadeye de dikkat çekti. Bu yaklaşımın kendi içinde açık bir çelişki taşıdığını vurgulayan Arslan, şöyle konuştu: “Bir yandan mevcut sağlık alanlarını, hastane binalarını, sağlık tesislerini özelleştirme kapsamına alacaksınız; sonra da buradan elde edilecek gelirle sağlık yatırımı yapacağınızı söyleyeceksiniz. Sağlık alanlarını satıp sağlık yatırımı yaptığını söylemek açık bir çelişkidir. Bu, durum kamuoyuna sunulan bir aldatmacadır.” “Bu bir yatırım modeli değil, eldeki kamu varlıklarını paraya çevirme anlayışıdır” Arslan, burada yeni bir sağlık planlamasından değil, mevcut kamu varlıklarının nakde çevrilmesinden söz edildiğini belirterek şu değerlendirmede bulundu: “Bu bir sağlık yatırımı modeli değildir. Bu, kamuya ait taşınmazları ve sağlıkla ilişkili alanları paraya çevirme modelidir. Elde olanı satıp, sonra bunu yatırım diye sunmak; planlama değil, günü kurtarma anlayışıdır.” “Sağlık hakkı anayasal güvencededir” Konuya yalnızca taşınmaz devri olarak bakılamayacağını belirten Arslan, Anayasa’nın 56’ncı maddesine işaret ederek şu ifadeleri kullandı: “Sağlık hakkı Anayasa ile güvence altına alınmıştır. Devletin görevi, yurttaşın sağlığını korumak ve sağlık hizmetlerini kamusal bir anlayışla sunmaktır. Ancak bugün gördüğümüz tablo tam tersidir. Sağlık giderek kamusal bir hak olmaktan çıkarılıp piyasacı, ticari ve özelleştirmeci bir anlayışla yeniden biçimlendirilmektedir.” “Yetki Özelleştirme İdaresi’ne geçmiştir” Arslan, kararın en kritik sonuçlarından birinin de söz konusu taşınmazlar üzerindeki yetkinin Özelleştirme İdaresi’ne geçmiş olması olduğunu vurguladı. “Bu karar geri alınmadığı sürece yetki artık Özelleştirme İdaresi’ndedir. Yani mesele yalnızca satış yetkisi değildir.” diyen Arslan, sürecin taşınmazların gelecekteki kullanım biçimi açısından da dikkatle izlenmesi gerektiğini belirtti. “Planlama ve plan değişikliği yetkisi de ayrıca değerlendirilmelidir” Arslan, özelleştirme kapsamındaki taşınmazlarda planlama süreçlerinin de ayrıca önem taşıdığını belirterek şu değerlendirmede bulundu: “Bu süreç yalnızca mülkiyet devriyle sınırlı değildir. İlgili mevzuat çerçevesinde planlama ve mevcut imar planlarına ilişkin yetkiler de ayrıca değerlendirilmelidir. Bu nedenle mesele sadece bugünü değil, bu alanların yarın neye dönüştürüleceğini de ilgilendirmektedir.” “Soru açık: Sağlık alanları neden özelleştirme listesinde?” Açıklamasının sonunda Arslan şu ifadeleri kullandı: “1 milyon 237 bin 553 metrekarelik bu dev alanın içinde sağlık niteliği taşıyan taşınmazlar var. Bu durumda cevaplanması gereken soru açıktır. Sağlık alanları neden özelleştirme kapsamına alındı?”

Türkiye’nin Demokrasi ve Hukuk Devleti Kimliği Ciddi Bir Sınav Veriyor Haber

Türkiye’nin Demokrasi ve Hukuk Devleti Kimliği Ciddi Bir Sınav Veriyor

CHP Bartın Milletvekili Aysu Bankoğlu, Osman Kavala davasının Strazburg’daki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Büyük Daire duruşmasını yerinde takip etti. 3 bin 64 gündür süren tutukluluğu büyük bir hukuksuzluk olarak niteleyerek Bankoğlu, ''AYM kararlarını bile uygulamayan bir iktidarın ‘iç hukuk’ savunması samimiyetten uzaktır'' dedi. Cumhuriyet Halk Partisi adına, Diyarbakır Milletvekili Sezgin Tanrıkulu ile birlikte Strazburg’da bulunan CHP Bartın Milletvekili Aysu Bankoğlu, Osman Kavala davasının duruşması sonrası önemli açıklamalarda bulundu. Avrupa hukuk tarihinde bir ilk olan ihlal prosedürü kapsamındaki duruşmayı izleyen Bankoğlu, Türkiye’nin demokrasi ve hukuk devleti kimliğinin ciddi bir sınav verdiğini vurguladı. DURUŞMADA “CAN ATALAY VE TAYFUN KAHRAMAN” ÇIKIŞI Duruşmada hükümet kanadının, Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) henüz kararını vermediğini iddia ederek “iç hukuk yolları tükenmedi” savunması yaptığını belirten Bankoğlu, bu iddiaya verilen yanıtın önemini vurguladı: “Hükümet yetkilileri mahkemede ‘iç hukuk yollarını bekleyin’ diyor ancak hem Osman Kavala’nın avukatları hem de Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri bu iddiayı kürsüden çürüttü. Can Atalay ve Tayfun Kahraman kararlarını hatırlattılar. Hükümet bir yandan ‘AYM karar versin’ diyor, öte yandan verilmiş kararları hiçe sayıyor. Bu, Türkiye’de yargı mekanizmasının artık etkin bir yol olmaktan çıktığının en açık kanıtıdır.” 3.064 GÜNLÜK HUKUKSUZLUK Bankoğlu, duruşma çıkışında yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı: ''Bugün burada tam 3 bin 64 gündür devam eden, adaletin adeta askıya alındığı bir süreci takip ediyoruz. AİHM’in en yüksek karar organı olan 17 hakimli Büyük Daire önündeyiz. Bu dava artık sadece bir kişiyle ilgili değil, Türkiye’nin Avrupa ile olan ilişkilerinin ve evrensel hukuk standartlarının önündeki en büyük engeldir.'' ANAYASA 90. MADDE TARTIŞMAYA KAPALIDIR “Anayasamızın 90. maddesi çok nettir; uluslararası sözleşmeler ve AİHM kararları hukuk hiyerarşimizin zirvesindedir. Kararların işe gelince uygulanıp işe gelmeyince görmezden gelinmesi bir Anayasal suçtur. Ya bir hukuk devletisinizdir ya da değilsinizdir; bunun ortası yoktur.” DURUŞMADA NELER YAŞANDI? Duruşmanın içeriğine dair teknik bilgiler paylaşan Bankoğlu, Mahkeme’nin bugün sadece bir tutukluluğu değil, geniş bir hak ihlali yelpazesini incelediğini belirtti: Mahkeme; 3. (işkence yasağı), 5. (özgürlük ve güvenlik hakkı), 6. (adil yargılanma), 10. (ifade özgürlüğü) ve özellikle 18. (hakların siyasi amaçla kısıtlanması) maddeler dahil olmak üzere birçok ihlal iddiasını mercek altına aldı. Hükümet kanadı savunmasında Gezi olaylarını anlatarak, AYM’nin henüz karar vermediğini ve iç hukuk yollarının tükenmediğini iddia etti. Duruşmada Kavala’nın avukatları ve Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri de beyanlarda bulundu. BU HUKUK UTANCINA SON VERİLSİN! Sürecin devamına ilişkin teknik detayları aktaran Bankoğlu şunları söyledi: ''Duruşmadan sonra heyet müzakereye çekiliyor. Önce bir ön oylama yapılacak, buna göre karar yazılacak. Karar yazıldıktan sonra Büyük Daire’ye tekrar gelecek ve resmi oylama süreci tamamlanacaktır. Karar ileri bir tarihte yazılı olarak ilan edilecektir. Yargıyı siyasi bir sopa olarak kullanma anlayışından derhal uzaklaşılmalıdır. Türkiye Cumhuriyeti, kendi Anayasasına ve imzacısı olduğu uluslararası sözleşmelere sadık kalmalıdır. Osman Kavala hakkındaki kesinleşmiş ihlal kararları derhal uygulanmalı ve bu hukuk utancına son verilmelidir. Biz adaletin tecelli etmesi için bu sürecin sonuna kadar takipçisi olacağız. Adalet, hemen şimdi!''

Hastane Yapılacak Denilen Yer Neden Satış Listesinde? Haber

Hastane Yapılacak Denilen Yer Neden Satış Listesinde?

CHP Eskişehir Milletvekili İbrahim Arslan, Eskişehir’de eski Devlet Hastanesi’nin bulunduğu ve imar planlarında “sağlık alanı” olarak yer alan taşınmazın özelleştirme kapsamına alınmasını Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine taşıdı. Arslan, Sağlık Bakanı ile Hazine ve Maliye Bakanı’na verdiği iki ayrı soru önergesiyle, yıllardır “yeni hastane yapılacak” denilen bir alanın nasıl olup da satış listesine alındığını sordu. “Söz başka, karar başka” Söz konusu alan için uzun süre boyunca “750 yataklı hastane yapılacak”, “yatırım programına alındı” ve “ihale aşamasına gelindi” yönünde açıklamalar yapıldığını hatırlatan Arslan: “Hastane yapılacak denilen bir alanın bugün özelleştirme kapsamına alınması, verilen sözlerle alınan kararlar arasındaki açık çelişkidir.” dedi. “Hazır sağlık alanı satılıyor” Arslan, imar planında sağlık alanı olarak görülen ve kent merkezinde bulunan bu büyüklükte bir taşınmazın kamu tarafından değerlendirilmemesinin ciddi bir planlama sorunu olduğunu vurguladı: “Yeni hastane ihtiyacı ortadayken, bu ihtiyacı karşılayabilecek büyüklükte ve planı hazır bir sağlık alanını satışa çıkarmak hangi planlamanın ürünüdür?” “Yeni hastane için arsa gerekmiyor mu?” Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Hastanesi’nin fiziki durumu ve depreme dayanıklılığına ilişkin tartışmalara dikkat çeken Arslan, şu soruları yöneltti: “Yeni hastane yapılacaksa arsa gerekmiyor mu? Bu büyüklükte ve merkezi konumda bir sağlık alanı varken neden değerlendirilmiyor? Bu alan satıldıktan sonra yeni hastane için yeniden arsa mı aranacak? Bunun maliyeti ne olacak?” “Hazır alanı sat, sonra yeniden arsa ara” “Hazır sağlık alanını elden çıkarıp, ardından yeni hastane için arsa aramak kamu kaynaklarının doğru kullanımıyla bağdaşmaz.” “Bu sadece bir arsa değil, bir tercih” Arslan, kararın yalnızca Eskişehir’e özgü olmadığını, daha geniş bir ekonomik politikanın parçası olduğunu belirtti: “2026 bütçesinde öngörülen yüksek özelleştirme geliri hedefi doğrultusunda, köprülerden kamu arazilerine kadar elde ne varsa satış listesine konuluyor. Sağlık alanları da bu anlayıştan payını alıyor.” “Ekonomik krizin faturası kamu varlıklarıyla ödeniyor” “Ekonomik krizin bedelini kamu varlıklarını satarak kapatmaya çalışan bir anlayışla karşı karşıyayız. Elde ne varsa satışa çıkaran bu yaklaşım, kamunun yatırım yapma iradesinden vazgeçtiğini göstermektedir.” “Sorun bir arsa değil” Açıklamasının sonunda Arslan şu ifadeleri kullandı: “Sorun bir arsa değil; iktidarın yeni yatırımlar yapmak yerine elde ne var ne yoksa satmayı tercih etmesidir. Bu yaklaşım, Anayasa’nın 56’ncı maddesi ile güvence altına alınan sağlık hakkının adım adım özel sağlık kurumlarına devredilmesi anlamına gelmektedir.”

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.