SON DAKİKA
Hava Durumu

#Anayasa

Porsuk Haber Ajansı - Anayasa haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Anayasa haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

CHP’li Arslan: "Mesele Sadece Ceza Değil, Hukuk ve Güven Meselesidir" Haber

CHP’li Arslan: "Mesele Sadece Ceza Değil, Hukuk ve Güven Meselesidir"

CHP Eskişehir Milletvekili İbrahim Arslan, araçlara sonradan takılan multimedya sistemlerine ilişkin yaşanan tartışmaları Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine taşıdı. Arslan, İçişleri, Sanayi ve Teknoloji ile Ticaret bakanlarına üç ayrı soru önergesi vererek düzenlemenin yarattığı hukuki ve ekonomik belirsizliğin açıklığa kavuşturulmasını istedi. 27 Şubat 2026 tarihinde Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren düzenlemenin ardından bazı illerde yapılan denetimler ve kesilen cezalar kamuoyunda büyük tepki yaratmıştı. İçişleri Bakanlığı ise yaptığı son açıklamada, düzenlemenin trafikte seyreden tüm araçlar bakımından “tutarlı, açık, hakkaniyetli ve yeknesak biçimde uygulanabilmesi” için yeni bir yönetmelik hazırlanacağını ve bu süreçte yaptırımların durdurulduğunu duyurdu. Arslan, bu durumun düzenlemenin uygulamasında ciddi bir sorun bulunduğunu açık biçimde ortaya koyduğunu belirtti. “Yasa yürürlüğe giriyor, sonra uygulama durduruluyor” Arslan, henüz yürürlüğe girmesinin üzerinden çok kısa süre geçmiş bir düzenlemenin uygulanmasının durdurulmasının, yasama ve uygulama süreçlerindeki sorunları gözler önüne serdiğini söyledi. “Yasa yürürlüğe giriyor, denetimler yapılıyor, cezalar kesiliyor. Ardından Bakanlık yaptırımları durdurduğunu ve kesilen cezaların iptal edileceğini açıklıyor. Bu tablo, düzenlemenin uygulama esaslarının yeterince hazırlanmadan yürürlüğe konulduğunu açıkça göstermektedir.” “Mesele yalnızca kesilen cezalar değildir” Arslan, tartışmanın yalnızca kesilen idari para cezalarıyla sınırlı olmadığını vurguladı. “Cezadan kaçınmak için araçlarındaki multimedya sistemlerini söktüren, değiştiren ya da bu nedenle masraf yapmak zorunda kalan çok sayıda vatandaş var. İnsanlar neyin yasak, neyin serbest olduğunu bilmeden karar vermek zorunda bırakıldı. Bu durum yalnızca bir trafik uygulaması değil, aynı zamanda vatandaşın hukuk güvenliği meselesidir.” “Binlerce esnaf ve sektör de belirsizlik içinde” . Arslan, konunun otomotiv yan sanayisini ve oto aksesuar sektörünü de doğrudan etkilediğini belirterek şunları söyledi: “Türkiye genelinde araç içi multimedya sistemlerinin satışı, montajı ve servis hizmeti alanında faaliyet gösteren binlerce küçük işletme ve esnaf bulunmaktadır. Bu belirsizlik yalnızca araç sahiplerini değil, bu sektörde çalışan binlerce insanı da doğrudan etkilemektedir.” “Kurallar açık, eşit ve öngörülebilir olmalıdır” Arslan, verdiği soru önergeleriyle şu konuların açıklığa kavuşturulmasını istediğini belirtti: • Türkiye genelinde kaç araç hakkında ceza kesildiği • Kesilen cezaların iptal sürecinin nasıl yürütüleceği • Vatandaşların uğradığı maddi kayıpların nasıl değerlendirileceği • Hazırlanacak yeni yönetmeliğin hangi kriterlere dayanacağı • Otomotiv ve oto aksesuar sektörünün sürece nasıl dahil edileceği Arslan, yapılacak düzenlemenin Anayasa’nın eşitlik ilkesi ve uygulama birliği çerçevesinde açık ve öngörülebilir olması gerektiğini vurguladı. “Bu mesele milyonlarca araç sahibini ve binlerce esnafı ilgilendiriyor. Kurallar açık, net ve herkes için eşit olmalıdır. Keyfiliğe ve belirsizliğe yer olmamalıdır.”

Enflasyon Maaşı Eritiyor, Vergi Dilimi Çalışanı Eziyor Haber

Enflasyon Maaşı Eritiyor, Vergi Dilimi Çalışanı Eziyor

CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, gelir vergisi tarifesinde değişiklik yapılmasını öngören kanun teklifini Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına sundu. Gürer, yüksek enflasyon koşullarında ücretli çalışanların vergi sistemi nedeniyle giderek daha ağır bir yük altında kaldığını belirterek, hazırladığı teklif ile çalışanların net gelir kaybının önüne geçmeyi ve vergi adaletini güçlendirmeyi amaçladıklarını söyledi. “YÜKSEK ENFLASYON ÜCRETLİLERİN ALIM GÜCÜNÜ AŞINDIRIYOR” CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, son yıllarda Türkiye’de yaşanan yüksek enflasyonun özellikle sabit ve dar gelirli kesimlerin satın alma gücünü ciddi biçimde aşındırdığını belirterek, “Ücret artışları çoğu zaman enflasyon oranında ya da enflasyonun gerisinde belirleniyor. Buna rağmen mevcut gelir vergisi tarifesinin yapısı nedeniyle çalışanlar yıl içerisinde hızla üst vergi dilimlerine geçiyor,” ifadelerini kullandı. Ömer Fethi Gürer, çalışanların maaşlarında yapılan artışların yıl içinde vergi dilimi değişiklikleri nedeniyle hızla eridiğini belirterek bunun özellikle işçiler, memurlar ve diğer ücretli kesimler açısından ciddi bir gelir kaybına yol açtığını vurguladı. “VERGİ SİSTEMİ ÜCRETLİLER ALEYHİNE İŞLİYOR” Mevcut sistemde ücretlilerin yılın ilerleyen aylarında daha yüksek oranlı vergi dilimlerine girdiğini ifade eden CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, bu nedenle maaş artışlarının önemli bir bölümünün vergi yükü nedeniyle geri alındığını söyledi. Gürer, “Bu durum sabit maaşla geçinen işçiler, memurlar ve diğer ücretli çalışanlar açısından sosyal adalet ilkesini zedeliyor. Emeğin vergilendirilmesinde adil ve dengeli bir yapıdan uzaklaşılmasına neden oluyor. Vergi sisteminin temel ilkeleri arasında yer alan adalet, genellik ve mali güce göre vergilendirme prensipleri mevcut uygulamada ücretliler aleyhine aşınmaktadır,” diye konuştu. “ANAYASA’NIN VERGİ ADALETİ İLKESİ ZEDELENİYOR” CHP Milletvekili Ömer Fethi Gürer, vergi sisteminin temel dayanaklarından birinin mali güce göre vergilendirme ilkesi olduğunu hatırlatarak, “Anayasa’nın 73’üncü maddesi uyarınca herkes mali gücüne göre vergi ödemekle yükümlüdür. Vergi yükünün adaletli ve dengeli dağılımı maliye politikasının sosyal amacıdır. Ancak mevcut gelir vergisi tarifesi özellikle yüksek enflasyon koşullarında ücretlilerin mali gücünü aşan bir vergilendirme sonucunu doğurmakta ve gelir dağılımındaki adaletsizliği daha da derinleştirmektedir,” dedi “ÜCRETLİLERİN KORUNMASI EKONOMİK ZORUNLULUKTUR” Ömer Fethi Gürer, yüksek enflasyon dönemlerinde ücretlilerin korunmasının yalnızca sosyal bir tercih değil aynı zamanda ekonomik bir zorunluluk olduğunu belirterek, “Net gelir kaybına uğrayan geniş kitlelerin tüketim gücü zayıflıyor. Bu durum hem çalışanların refah düzeyini düşürüyor hem de ekonomik dengeleri olumsuz etkiliyor,” dedi. KANUN TEKLİFİNİN GETİRDİĞİ DÜZENLEMELER Gürer’in TBMM Başkanlığına sunduğu kanun teklifinde ücretli çalışanların vergi yükünü hafifletmeye yönelik önemli düzenlemeler yer alıyor. Teklife göre: Ücretli çalışanlar için ilk vergi diliminin oranı düşürülüyor. Vergi dilimi aralıkları genişletiliyor. Vergi dilimlerinin her yıl yeniden değerleme oranında artırılması zorunlu hale getiriliyor. Bu düzenleme ile vergi tarifesinin ekonomik gerçeklikten kopmasının önüne geçilmesi ve enflasyon karşısında otomatik güncelleme mekanizması oluşturulması amaçlanıyor. “DAHA HAKKANİYETLİ BİR VERGİ YAPISI KURULMALI” CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, teklifin artan oranlı vergi sisteminin özünü koruduğunu ancak ücretliler lehine daha hakkaniyetli bir yapı oluşturmayı hedeflediğini vurgulayarak şu ifadeleri kullandı: “Vergi dilimlerinin otomatik güncellenmesi sayesinde ilerleyen yıllarda benzer mağduriyetlerin tekrar yaşanmasının önüne geçilmesi amaçlanmaktadır. Amacımız çalışanların net gelir kayıplarını azaltmak, satın alma güçlerini korumak ve vergi sisteminde adalet duygusunu güçlendirmektir.” Gürer, hazırlanan kanun teklifinin hem sosyal adaletin güçlendirilmesine hem de yüksek enflasyon dönemlerinde çalışanların korunmasına katkı sağlayacağını ifade etti.

Yöneticileri Adil ve İnsan Onuruna Saygılı Olmaya Davet Ediyoruz Haber

Yöneticileri Adil ve İnsan Onuruna Saygılı Olmaya Davet Ediyoruz

Kamu-Der Eskişehir Şube Başkanı Kadir Ceylan, kamu kurumlarında meydana gelen baskı, mobbing, kişisel görevlendirme ve psikolojik yıldırma olayları ile ilgili bir açıklama yaptı. Şube Başkanı Ceylan yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi; "Kamu kurumlarında görev yapan çalışanlara yönelik artan mobbing, baskı, keyfi görevlendirme ve psikolojik yıldırma uygulamaları artık kabul edilemez boyutlara ulaşmıştır. Kamu hizmeti, korku ve baskı ortamında değil; hukuk, liyakat ve insan onuruna yakışır çalışma şartları altında yürütülmelidir. Hiçbir yönetici, mevzuatın kendisine tanımadığı yetkileri kullanarak çalışanları sindirme, susturma veya cezalandırma yoluna gidemez. Son dönemde sendikal faaliyetler, yasal hak arama girişimleri ve görev tanımı dışındaki işlere zorlanma gibi konularda çalışanlara yönelik sistematik baskı iddiaları tarafımıza yoğun şekilde ulaşmaktadır. Bu durum yalnızca çalışanların değil, kamu hizmetinin niteliğinin de zarar görmesine neden olmaktadır. Anayasa, İş Kanunu, Devlet Memurları Kanunu ve ilgili mevzuat uyarınca mobbing açık bir hak ihlalidir ve sorumluları hakkında idari ve hukuki yaptırımlar uygulanması zorunludur. Kamu-Der olarak; Hiçbir kamu çalışanının yalnız olmadığını, Hukuka aykırı talimat ve uygulamaların takipçisi olacağımızı, Gerektiğinde tüm idari ve yargısal süreçleri başlatacağımızı, Psikolojik tacize maruz kalan her çalışanın yanında olduğumuzu kamuoyuna saygıyla bildiririz. Devlet, çalışanını koruduğu ölçüde güçlüdür. Hukukun olmadığı yerde disiplin değil, keyfilik vardır. Kamu kurumlarında görev yapan tüm yöneticileri mevzuata uygun, adil ve insan onuruna saygılı davranmaya davet ediyor; aksi yöndeki uygulamaların sonuna kadar karşısında olacağımızı açıkça ifade ediyoruz."

Ormanlar Bir Kalem Darbesiyle Yok Edilemez! Haber

Ormanlar Bir Kalem Darbesiyle Yok Edilemez!

Cumhuriyet Halk Partisi Doğa Hakları ve Çevre Politikalarından sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Evrim Rızvanoğlu Basın Toplantısı konuşma metni. Konuşma esastır. CHP'li Rızvanoğlu Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde düzenlediği basın toplantısında şu ifadelere yer verdi; "Değerli Basın Mensupları, Bugün burada ormanlarımızın bir gecede arsa yapılmasına “dur” demek için toplandık. Hepiniz hoş geldiniz. Dün Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne bir kanun teklifi sunduk. Bu teklifle orman kanununda yer alan ek-16 maddesini yürürlükten kaldırmayı amaçlıyoruz. Neden mi ? Geçtiğimiz Cuma günü resmi gazetede bir Cumhurbaşkanı kararı yayınlandı. Bu karar tam 21 ili kapsıyor. Ve bu kararla yaklaşık 4 milyon 800 bin metrekare alan, bir çırpıda, bir gecede orman sınırları dışına çıkarıldı. Evet, bir gecede. Ve tek bir imzayla alındı bu karar. Bakın bu alan tam 670 futbol sahası büyüklüğünde. Ve o alanlara, bir sabah artık siz “orman değilsiniz” denildi. Buralar artık ARSA. Peki nasıl olabiliyor böyle bişey? Öncelikle 2018 yılında Orman Kanunu’na eklenen Ek-16 maddesi, ormanlarımızı adeta merkezi bir idari tasarruf alanına dönüştürdü. Bu maddeyle birlikte Cumhurbaşkanlığına, zaman sınırlaması olmaksızın, orman alanlarını sınır dışına çıkarma yetkisi verildi. Ve Türkiye’de ormanların kaderi bilimsel raporlarla, ekolojik analizlerle, kamu yararı değerlendirmeleriyle değil; tek merkezli idari takdirle belirlenir bir hale geldi. Ancak mesele sadece bu son karar da değil. 2018’den bugüne kadar, Ek 16 ile ilgili 30’dan fazla karar çıktı. O tarihten buyana orman vasfı dışına çıkarılan toplam alan, yaklaşık 5 bin 310 hektara ulaştı. Bu ne demek biliyor musunuz? Neredeyse Belgrad Ormanı büyüklüğünde bir alanın sistem dışına itilmesi demek. Üstelik keyfi bir şekilde. Bakın soralım, Ek-16 maddesiyle: • Bilimsel zorunluluk aranıyor mu? Hayır! • Bağımsız ekolojik etki değerlendirmesi yapılıyor mu? Tabi ki Hayır! Belirleyici olan tek şey, bir idari TAKDİR. Cumhurbaşkanının bir kalem darbesi. Ve bu kararların önünde hiçbir hukuki fren de yok. Şimdi soruyorum: Bu atılan imzaların, bu idari tasarrufların Anayasa’nın ruhuyla uzaktan yakından bir ilgisi var mı? Anayasa’nın 169. maddesi, devlete çok net bir ödev yükler: 'Ormanları koruyacak ve genişleteceksiniz.' Peki, biz sahada ne görüyoruz? Koruma kalkanının her gün biraz daha aşındırıldığını görüyoruz. Orman sınırlarının sistematik bir şekilde daraltıldığını görüyoruz. Bunun en vahim örneği İzmir Bayraklı’da yaşandı. Danıştay’ın 'hukuka aykırı' bulup iptal ettiği bir karar, sanki yargı hiç konuşmamış gibi, aynı alan için yeniden önümüze getirildi. Hem de o toprağın bir kısmı geçtiğimiz ağustos ayında yangınla kavrulmuşken! Oysa aynı 169. madde, 'Yanan alanlar başka hiçbir amaçla kullanılamaz; o toprağa tekrar orman dikilir' diyerek, bize anayasal bir güvence veriyor. Ancak bu madde bugün sadece kâğıt üzerinde duran bir temenniden ibaret kalmış durumda. Yargı kararlarının yok sayıldığı, anayasal korumanın 'idari inatlaşma' ile devre dışı bırakıldığı bir düzenin adı hukuk devleti olamaz. Bugün, hukuk devleti ilkesinin ormanlarımızla birlikte nasıl erozyona uğradığına tanıklık ediyoruz. Ve iktidar bize sıkça şu masalı anlatıyorlar: 'Endişelenmeyin, kestiğimizin yerine, yenisini dikeriz.' Orman, raftan alıp başka yere koyabileceğiniz taşınabilir bir eşya değil. Orman; o toprağın rengi, o vadinin rüzgârı, o gölün sükuneti ve o canlıların yuvasıdır. Bir ekosistemi yerinden koparıp başka bir yerde 'telafi' edemezsiniz. Bu ormanı öldürüp yerine bir maket koymaktan farksızdır. Peki, soruyorum: İstanbul’daki ormanı yok edip başka bir şehre fidan dikince telafi etmiş mi oluyorsunuz? Karadeniz’in ekosistemini İç Anadolu’ya taşıyınca aynı etki mi olacağınızı sanıyorsunuz? Üstelik bu kararlar birer istisna değil, aksine bir alışkanlık haline geldi. Hükümet, 'yaptım oldu' anlayışıyla, adeta bir kalem darbesiyle ormanlarımızı haritadan siliyor. Neden? Çünkü denetleyen yok. Bu kararın ekolojik faturası nedir?' diye soran bir bilimsel süzgeç yok. Karar alınıyor, orman sahneden çekiliyor; kaybeden ise ağaçlar değil, hepimiz oluyoruz. Bunun için biz Ek-16 maddesinin yürürlükten kaldırılması amacıyla kanun teklifimizi verdik. Dedik ki: • Ormanların geleceği tek bir kişinin takdirine bırakılamaz. • Süreç bilimsel ölçütlere dayanmalı dedik. • Bağımsız teknik değerlendirme zorunlu olmalı dedik. bunun için ek 16 maddesi orman kanunundan kaldırılsın dedik. Çünkü Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz doğayı ekonomik bir rezerv alanı olarak gören anlayışın tam karşısındayız. Biz doğayı koruyan, kamu yararını esas alan bir anlayışı savunuyoruz. Ve açıkça söylüyoruz: Ormanlar bir kalem darbesiyle yok edilemez. Bu ülkenin ormanları arsa değildir. Bu ülkenin doğası idari tasarruf alanı değildir. Bu ülkenin geleceği tek bir imzaya bırakılamayacak kadar kıymetlidir. Ve hiç kimse bu ülkenin ormanları üzerinde sınırsız yetkiye sahip değildir. Hepinize dinlediğiniz için teşekkür ediyorum.

Rapor Cumhuriyetimizin Kurucu Değerlerine Yönelen Bir Saldırıdır Haber

Rapor Cumhuriyetimizin Kurucu Değerlerine Yönelen Bir Saldırıdır

AHPADİ Dernek Başkanı Mehmet Ektaş, TBMM Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu tarafından hazırlanan ve onaylanan raporla ilgili değerlendirmelerde bulundu. AHPADİ Dernek Başkanı Mehmet Ektaş konuyla ilgili olarak düzenlediği basın toplantısında şu ifadelere yer verdi; "Emperyalist ABD ve ortaklarının talimatıyla, teröristbaşı tarafından seslendirilen taleple, Bahçeli’nin çağrısıyla kurulduğu eleştirilerine maruz, Anayasa ve TBMM İçtüzüğüne aykırı, “korsan komisyon” tarafından hazırlanan rapor, komisyonda yapılan oylamada kabul edilerek kamuoyuyla paylaşıldı. Komisyonda; AKP, MHP, DEM, CHP, DEVA, GELECEK, SAADET, TİP, EMEP, HÜDAPAR vardı. Komisyonda, Liberaller, enternasyonel Sosyalistler, Bölücüler, Siyasal İslamcılar, İkinci, Üçüncü Cumhuriyetçiler vardı. Seçmenin %70’ini Atatürkçüler, Milliyetçiler, vatanseverlerin oluşturmasına rağmen, partilerin komisyona verdiği üyeler içinde bu kimlikleriyle öne çıkan milletvekilleri yoktu. Çünkü, Kemalist kimlikli milletvekillerinin olduğu bir komisyondan bu raporun çıkması mümkün değildi. Beklenen oldu. Korsan Komisyon raporu, AKP, MHP, DEM ve CHP ve diğer partilerin temsilcilerinin oylarıyla kabul edildi. Numan Kurtulmuş’un başkanlığını yaptığı, Epstein belgelerinde ABD Ajanı olduğu belirtilen Sezgin Tanrıkulu, Fethi Yıldız, Mehmet Emin Ekmen, Bülent Kaya, Mustafa Bilici, Zekeriya Yapıcıoğlu gibi şahsiyetlerin kuşattığı komisyondan başka bir sonuç da beklenmezdi. Alford Andrews’in Türkiye’yi 47 etnik gruba ayıran, “Türkiye Cumhuriyeti’nde Etnik Gruplar” adındaki eseriyle işaret ettiği ve ABD’nin ısrarla Osmanlı Devleti’de olduğu gibi Türkiye’de de federatif sistem uygulama istekleriyle üniter yapımızı bozma hedefleri, gerçekleşmeye artık çok yakın. Raporda, Siyasi kimliğimiz olan kapsayıcı ve birleştirici “Türk Milleti” ifadesinden özenle kaçındılar. İlk defa resmi bir evrakta Anayasamızdaki "Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına, din, dil, ırk, mezhep ayırt edilmeksizin Türk denir ifadesi" yok sayıldı. Korsan Komisyon raporunda bir kez bile "Türk Milleti" ifadesi yer almadı. Raporda, teröristbaşı, bebek katili, DEM, HÜDAPAR gibi düşmanları rahatsız olmasın diye Cumhuriyetimizin Kurucusu Ulu Önder Mustafa Kemal ATATÜRK’ten ösz edilmedi. Raporda, ilk okunduğunda oldukça masum duran "Türklerin, Kürtlerin, Arapların bölgede yaşayan diğer kardeş halklarla birlikte oluşturacağı doğal ittifak, bölgede emperyalistlerin kurguladığı dağılma ve parçalanma senaryolarını bozacak, plânlarını etkisiz hale getirecek bir dönemi başlatacaktır." ifadesiyle siyasi ve kültürel birliğimizin adı olan "Türk'lük etnik bir kimliğe indirgendi, Kürtlükle, Araplıkla, diğer etnisitelerle eşitlendi. Demokrasi arayanlar, ileri demokrasi diyenler, Ülkemizi, Osmanlı'nın Islahat Fermanına geri döndürdüler. Raporda, bizi haklı kılarcasına terörist bebek katilinin çağrısının sürecin öenmli bir aşaması olarak gösterildi. İlk kez resmi bir belgede teröristbaşı, bebek katili, cani tespitleri terk edilip örgüt kurucu lideri Abdullah Öcalan sıfatlamasıyla, katil APO’ya masumiyet, meşruluk ve saygınlık kazandırıldı. İsim belirtilmeden rapor, PKK ve terörist başına bebek katiline göre düzenlendi. Raporda, sürecin bir devlet politikası olduğu belirtilerek, AKP iktidarı olan yürütmenin sorumluluğu gizlenmeye çalışıldı. Raporda, sürecin bir devlet politikası olduğu belirtilerek; ilerleyen dönemde atılacak adımlara karşı yasama yani Meclis’in dolayısıyla Milletin iradesine ipotek konuldu, fiili tartışmaya kapattı, Mevclisin denetim hakkı ve yetkisi yok sayıldı. Rapor, AİHM bahanesiyle başta bebek katili olmak üzere teröristleri serbest bırakacak yasal düzenlemeler yapılması gerektiğini işaret edilerek örtülü bir affın kapısı aralandı. Raporda, kullanılan etnik dille, Anayasanın 66’ıncı maddesinin değişikliği için motivasyon sağlandı. Ülkenin genç eğitimli insanları işsizlikle boğuşurken, Milletine kurşun sıkan, sıktıran teröristlere istihdam olanağı sağlanacağı sözü verildi. Bu raporda kullanılan dil ve gerçekleştirilmek istenen hedefler, daha fazla demokrasi olarak sunulmak istense de, hedeflerin gerçekleşmesi durumunda demokrasimizin büyük yara alacağını görmemek mümkün değil. Demokrasiler, Ulusal birlik rejimleridir. Demokrasiler, kültürel, siyasi, ekonomik birlik içinde yaşayan ve ortak hedefleri olan toplumlarda kökleşir. Demokrasi adı altında, Etnik ve inanç ayrılıklarının körüklendiği, toplumun birbirinden uzaklaştırıldığı, yabancılaştırıldığı siyasal ve sosyal düzenlerde, bir süre sonra kaos, terör hakimiyeti ele alır ve demokrasi ortadan kalkar. Terörle, korkan, sinen bireyler, aydınlar konuşamaz, düşüncelerini açıklayamaz. Biz bunları Uğur Mumcu gibi aydınlarımıza yapılan saldırılardan, özellikle Güneydoğu’da halka yöneltilen teröröle yurttaşlarımızın esir edildiği gerçeğinden biliyoruz. Bu rapor, Birlik ve beraberliğimize, Demokrasimize, Cumhuriyetimizin kurucu değerlerine yönelen saldırıdır. Bu rapora imza atanlar, Anayasaya, başta Siyasi Partiler kanunu ve TCK olmak üzere laik hukuk devriminin tüm kazanımlarına karşı suç işlemişlerdir. Bunu bilen komisyon üyeleri, asıl hedeflerini raporda açıkça belirtmemişler, örtülü cümlelerle saklamaya çalışmışlarıdr. Bunu bilen komisyon üyeleri kendilerine yasal güvence de istemişlerdir. Bu noktadan sonra, bu gaflet ve delalaete karşı durması gereken TBMM’de bulunan Milletvekilleridir. Korsan Komisyon oluşumuyla, nihayetinde de düzenlenen rapordaki tehditleriyle kendileri devre dışı bırakılan Milletvekilleri Mecliste gerekli cevabı hem partilerinin genel başkan ve yöneticilerine verecektir, vermelidir. Bu duygu ve düşüncelerimizi, siz değerli yurttaşlarımızla da paylaşıyor, sürecin sonuna kadar takipçisi olacağımızı ifade ediyor, saygılarımız sunuyoruz."

Muammer Aksoy’un Mirası Yere Düşmedi! Haber

Muammer Aksoy’un Mirası Yere Düşmedi!

Atatürkçü Düşünce Derneği Eskişehir Şubesi, Kurucu Genel Başkanı ve Devrim Şehidi Prof. Dr. Muammer Aksoy’u katledilişinin 36. Yılında törenle andı. Valilik Meydanı'nda düzenlenen tören Atatürk Anıtı'na çelenk sunumu, saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başladı. Törende bir konuşma yapan ADD Eskişehir Şube Başkanı Mehmet Avci şu ifadeleri kullandı; "Bugün burada, bir anma töreni yapmak için değil; Cumhuriyet’e pusu kuranlara karşı açık bir duruş sergilemek için toplandık. Kurucu Genel Başkanımız Ak Saçlı Bilgemiz Prof. Dr. Muammer Aksoy, bu ülkenin bağımsızlığına, laikliğine ve hukuk düzenine sahip çıktığı için gericiler tarafından katledildi. Bu bir “faili meçhul” değildir. Bu bir “tesadüf” hiç değildir. Bu, Cumhuriyet düşmanlığının planlı ve kanlı bir sonucudur. Muammer Aksoy’u vuran kurşunlar, yalnızca bir bedene değil; Anayasa’ya, laikliğe, Atatürk devrimlerine ve halk egemenliğine sıkılmıştır. Ve bugün görüyoruz ki o zihniyet hâlâ ayaktadır. Aynı karanlık; farklı maskelerle, farklı yöntemlerle, aynı kinle ilerlemektedir. Buradan açık ve net söylüyoruz: Cumhuriyetle hesaplaşmaya çalışanlara, Atatürk’ün adını silmeye cüret edenlere, Laikliği “tartışma konusu” yapanlara, Hukuku bir talimat rejimine dönüştürenlere Karşı bizler buradayız. Sessiz kalmamızı bekleyenler yanılıyor. Boyun eğmemizi umanlar yanılıyor. Unutmamızı isteyenler yanılıyor. Biz unutmayız, affetmeyiz ve teslim olmayız. Atatürkçü Düşünce Derneği, bu ülkenin vicdanıdır. Muammer Aksoy, bu vicdanın susturulamayan sesidir. O ses bugün Eskişehir’de, Vilayet Meydanı’nda haykırmaktadır. Buradan ilan ediyoruz: Cumhuriyet düşmanlarıyla uzlaşmayacağız. Laikliğin pazarlık konusu yapılmasına izin vermeyeceğiz. Hukuksuzluğa alışmayacağız. Ve Karanlığa razı olmayacağız. Bu meydan şahit olsun: Muammer Aksoy’un mirası yere düşmedi. Atatürk’ün Cumhuriyeti sahipsiz değildir. Bu mücadele bitmedi, ve bitmeyecek. Ak saçlı bilgemiz Muammer Aksoy’u katledilişinin 36. Yılında o kör kurşunları vucüdumuzda hissederek saygıyla anıyoruz. Onu katleden zihniyeti ise öfkeyle, kararlılıkla ve örgütlü mücadelemizle mahkûm ediyoruz. Yaşasın laik Cumhuriyet! Yaşasın Atatürk devrimleri! Yaşasın Muammer Aksoy’un onurlu mücadelesi!"

CHP'li Kış'tan Milyonları İlgilendiren Borç Krizine İlişkin Kanun Teklifi Haber

CHP'li Kış'tan Milyonları İlgilendiren Borç Krizine İlişkin Kanun Teklifi

CHP Mersin Milletvekili Gülcan Kış, kredi kartı ve bireysel kredi borçları nedeniyle ödeme gücünü kaybeden milyonlarca yurttaşı ilgilendiren kapsamlı bir kanun teklifini Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sundu. Teklif, 6 trilyon lirayı aşan bireysel borç stokunu ve milyonlarca kişiyi etkileyen icra baskısını hedef alıyor. Milyonlar borçlu, borç trilyonları aştı Resmî verilere göre Türkiye’de vatandaşların bankalara ve finans kuruluşlarına olan kredi kartı ve bireysel kredi borcu 6 trilyon 77 milyar TL’ye ulaştı. Bunun yaklaşık 2 trilyon 9 milyar TL’sini kredi kartı borçları, 3 trilyon 89 milyar TL’sini ise bireysel krediler oluşturuyor. Varlık yönetim şirketlerine devredilen borçlarla birlikte tablo daha da ağırlaşıyor. Borç krizinin yalnızca rakamlardan ibaret olmadığına dikkat çekilirken, bankalar ve finans kuruluşları tarafından icra takibine alınan kişi sayısının 4 milyonu aştığı, icra dairelerinde derdest bulunan dosya sayısının ise 24 milyona yaklaştığı belirtiliyor. Faiz ve icra yükü borcu katlıyor Mevcut sistemde bireysel kredi faizlerinin yüzde 60’ın üzerine, kredi kartı gecikme faizlerinin ise çok daha yüksek oranlara çıktığına işaret eden Kış, borçların önemli bir bölümünün artık anaparadan değil faiz, ceza, icra ve avukatlık masraflarından oluştuğunu vurguladı. Bu durumun borçların çevrilebilirliğini ortadan kaldırdığı, yurttaşı sürekli bir icra tehdidi altında yaşamaya zorladığı ifade ediliyor. Teklif ne getiriyor? TBMM’ye sunulan kanun teklifine göre; Kredi kartı ve bireysel kredi borçları anapara esas alınarak yeniden yapılandırılacakTemerrüt faizi, gecikme faizi, ceza faizi ile icra ve avukatlık masrafları tamamen silinecekBorçlar 60 ila 72 ay vadeyle taksitlendirilecekYapılandırmada uygulanacak faiz oranına üst sınır getirilecekYapılandırmaya başvuran yurttaşlar hakkında icra ve haciz işlemleri durdurulacak, maaş hacizleri ve banka hesaplarındaki blokeler kaldırılacakÖdeme planına uyan yurttaşların kredi siciline ilişkin olumsuz kayıtları yapılandırma sonunda silinecek “Bu bir borç değil, yaşam krizi” Kanun teklifine ilişkin değerlendirmede bulunan CHP’li Kış, borç sorununun geldiği noktaya şu sözlerle dikkat çekti: “Bugün kredi kartı borcu bir tüketim tercihi değil, mutfağın borcudur. Bireysel kredi ise refahın değil, hayatta kalma mücadelesinin sonucudur. 6 trilyon lirayı aşan bu tablo artık bireysel bir ödeme sorunu değil, açık bir yaşam krizidir.” “Borcu silmiyoruz, ödenebilir hale getiriyoruz” Teklifin bir “af” düzenlemesi olmadığını vurgulayan Kış, amaçlarının yurttaşı yeniden ekonomik hayata dahil etmek olduğunu belirterek şunları söyledi: “Biz borcu silmiyoruz; faizi, cezayı ve icra baskısını siliyoruz. Yurttaşı borçtan kaçan değil, borcunu ödeyebilen hale getiriyoruz. Bu teklif sosyal devlet ilkesinin ve Anayasa’nın açık bir gereğidir.” CHP’li Kış, milyonlarca yurttaşı doğrudan ilgilendiren düzenleme için tüm siyasi partilere çağrıda bulunarak, “Bu tabloya kayıtsız kalmak faizi ve icra düzenini savunmaktır. Meclis, yurttaşın yanında durmalıdır” dedi.

CHP'li Süllü Emekli Veteriner Hekimlerin İsyanını Meclis’e Taşıdı Haber

CHP'li Süllü Emekli Veteriner Hekimlerin İsyanını Meclis’e Taşıdı

“Veteriner hekimler riskli hizmette çalıştılar, emeklilikte yok sayıldılar” diyen CHP Eskişehir Milletvekili Jale Nur Süllü’nün emekli veteriner hekimlerin maaş adaletsizliğini gidermeyi amaçlayan kanun teklifi AKP ve MHP oylarıyla reddedildi. TBMM Genel Kurulu’nda İçtüzük’ün 37’nci maddesi uyarınca Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılmasına ilişkin kanun teklifi görüşüldü. AKP iktidarı döneminde emekliliğin yıllar içinde nasıl bir yıkıma dönüştüğünü anlatan Süllü, “Bundan 20 yıl önce emekli dediğimizde, ikramiyesiyle evini alabilen, gönlünce seyahat eden, çocuklarına destek olabilen insanlar akla gelirdi” dedi. Bugün gelinen noktada ise emeklilerin temel ihtiyaçlarını dahi karşılayamadığını vurgulayan Süllü, “24 yıllık AKP iktidarının sonunda emekliler, gıda, barınma, sağlık ve ısınma gibi en temel ihtiyaçlarını karşılayamaz hale geldi” ifadelerini kullandı. En düşük emekli maaşının asgari ücret karşısındaki erimesine dikkat çeken Süllü, “AKP iktidarı öncesinde en düşük emekli maaşı 1,5 asgari ücrete denk geliyordu. Bu oran korunmuş olsaydı bugün en az 42 bin lira olacaktı. Ama bugün konuştuğumuz rakam 20 bin lira. O da bin 25 liralık bir lütufla” diye konuştu. “Soruyorum” diyen Süllü, “20 bin lirayla kim geçinebilir, daha doğrusu kim yaşayabilir?” sözleriyle iktidara yüklendi. Konuşmasında emeklilerin gündelik yaşamına dair çarpıcı örnekler veren Süllü, “Ev kiralarının maaşı aştığı günlerdeyiz. Kirasını ödeyen aç kalıyor, karnını doyurmaya çalışan sokakta kalıyor. Tavsiye edilen tüketim tarihi geçmiş ürünleri almak zorunda kalan, ucuz otel odalarında konaklayan, bir yıldır et alamadığını söyleyen emekliler vicdanımızı sızlatıyor” dedi. Emeklilerin bir zamanların “orta direği” olduğunu hatırlatan Süllü, “Bugün o övünülen büyümeden pay alamayan emekliler, sefaletle karşı karşıya bırakılıyor. Bu tablo gelir dağılımındaki büyük adaletsizliği gözler önüne seriyor” ifadelerini kullandı. Anayasa’nın 55’inci maddesini hatırlatan Süllü, “Emeğin karşılığının adaletli ödenmesi ilkesi yerle bir edilmiş durumda. Yıllarca çalışan emekliler, tam rahat edecekleri dönemde büyük bir adaletsizlikle karşı karşıya” diye konuştu. Süllü, Genel Kurul gündemine taşıdığı kanun teklifinin özellikle kamudan emekli veteriner hekimlerin yaşadığı eşitsizliği gidermeyi amaçladığını belirterek, “Ocak 2019’a kadar aynı hizmet süresine sahip kamu emeklileri eşit maaş alıyordu. Ancak 7146 sayılı Kanun’la veteriner hekimler riskli hizmet sınıfı dışına çıkarıldı ve eşitlik bozuldu” dedi. 2025 Aralık bordrolarına dikkat çeken Süllü, “Riskli hizmet sınıfındaki bir sağlık çalışanı 60 bin lira emekli maaşı alırken, kapsam dışı bırakılan emekli veteriner hekim 30 bin lira alıyor” ifadelerini kullandı. Veteriner hekimliğin kamu sağlığı açısından taşıdığı öneme vurgu yapan Süllü, “Veteriner hekimler yalnızca hayvan sağlığıyla değil, salgın hastalıklarla mücadeleden gıda güvenliğine, mezbaha denetimlerinden hayvansal üretime kadar ağır ve riskli koşullarda çalışıyor” dedi. Buna rağmen özlük hakları ve emeklilik söz konusu olduğunda dışlandıklarını belirten Süllü, “Aynı riski taşıyan sağlık meslek gruplarına tanınan haklardan yararlanamıyorlar” diye konuştu. Eskişehir merkezli Emekli Veterinerler Derneği’nin her platformda sesini duyurmaya çalıştığını ifade eden Süllü, “Bütçe Komisyonu’na dilekçelerini sundular ama seslerini duyan olmadı. Gelin, bugün hep birlikte bu sesi duyalım” çağrısında bulundu. Kanun teklifinin içeriğini de özetleyen Süllü, “Teklifimizle emekli veteriner hekimlerin aylıklarında iyileştirme yapılmasını ve fiili hizmet süresi zammından yararlandırılmalarını öneriyoruz” dedi. İktidar sıralarına seslenen Süllü, “Her zamanki gibi AKP ve MHP oylarıyla reddedebilirsiniz. Ama bu kez bizi şaşırtın ve kabul edin” ifadelerini kullandı. Ancak Süllü’nün emekli veterinerlerin hak kayıplarını gidermeye yönelik kanun teklifi çağrısı karşılık bulmadı. Emekli veteriner hekimlerin maaşlarında iyileştirme öngören kanun teklifi, AKP ve MHP milletvekillerinin oylarıyla TBMM Genel Kurulu’nda reddedildi.

Yeni Anayasa, Konfederalizme Hazırlık İçin mi? Haber

Yeni Anayasa, Konfederalizme Hazırlık İçin mi?

AHPADİ Derneği tarafından "Hedefte 82 Anayasası mı, Yoksa Türk Milleti mi Var" konulu konferans Taşbaşı Kültür Merkezi’nde gerçekleştirildi. AHPADİ Dernek Başkanı Avukat Mehmet Ektaş'ın konuşmacı olduğu konferans ile ilgili yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi; "Sayın Basın mensupları, kıymetli hemşerilerimiz, Terörsüz Türkiye adıyla Milletimize servis edilen, terör örgütüyle hiç bir pazarlık yapılmadığı, hiç bir vaatte bulunulmadığı iddia edilen yeni sürecin sonunda KCK’nın silahlı unsurları PKK ve diğerleri silahlarını teslim etmedikleri gibi süreç Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının lağv edilerek yerine nasıl bir düzen ve devlet yapısı içereceği malum bir “Yeni Anayasa” dayatmasına evrildi. Anayasaların düzenlemeleri de, Kanunlar, kararnameler, Tüzükler, Yönetmelikler kadar olmasa da, toplumun ihtiyaçlarının ve bu ihtiyaçlara cevap verecek ve devlet düzeninin gerektirdiği ölçüde değişebilir. Ancak, bu değişikliklerin, Anayasanın temel ilkeleri ve özünü zedelemeyecek düzeyde olması gerekir. 1982 Yılında halk oylamasıyla kabul edilen Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, ilk kez 1987 yılında son kez 2017 yılında olmak üzere 21 kez değiştirildi. Başlangıçta Anayasada toplam 177 asıl madde vardı. Bu maddelerden 58 tanesi hiç değişmedi. 45 maddede tali değişiklik (terim/ifade değişikliği) yapıldı. Yani 1982 Anayasasın 103 maddesi varlığını halen koruyor. 51 maddede esaslı değişiklik oldu. Bunlardan 31’i yeniden yazılarak tümden değiştirildi. 20’sinde önemli değişiklikler oldu. 23 madde ise tamamen yürürlükten kaldırıldı. Şu aşamada 154 asıl madde yürürlüktedir. AKP, iktidara geldiğinden bu yana Anayasa’da üçü referandum yoluyla olmak üzere 12 defa değişikliğe gitti. 177 maddelik Anayasa’nın 134 maddesinde yani dörtte üçünde değişikliğe imza atıldı. Bu değişikliklerin tamamı, Yurttaşların refah, mutluluk ve özgürlüklerinin artacağı vaadiyle yapıldı, ancak yurttaşların yoksulluk, yolsuzluk, adaletsizlik, mutsuzluk kaderi değişmedi. Halkın, yine büyük geçim sıkıntısı yaşadığı bu günlerde yeniden Anayasa tartışmaları önümüze konuldu. Ancak, 2024 Yılı Ekim ayında Devlet Bahçelinin teröristbaşına yaptığı çağrının masum bir silah bıraktırma çağrısı olmadığı ortaya çıktı. Zaman içinde yapılan açıklamalar, ortaya çıkan belgeler, teörist başının PKK’nın kendini fesh etme kararı aldığını belirttiği 12. Kongresine gönderdiği persfektif, PKK’nın fesh bildirisi bizlere, KCK ve unsurlarının silah bırakmadığını, Türkiye üzerindeki emellerinden vaz geçmediğini, olan bitenin ise Türkiye Cumhuriyeti Anayasasnın kökten değiştirilerek Konfederalizmin önünün açılmak istendiğini gösterdi. “Yeni Anayasa”nın; Terörsüz Türkiye adıyla servis edilen ve Türk Milleti inandırılmaya çalışılan yeni paradigmayı “Bölge Konfederalizmi mutlaka bir gereklilik olarak ortaya çıkıyor. Ulus Devlet çelişkilerinin panzehiri demokratik konfederalizmdir” sözleriyle açıklayan terörist başının konfederalizm hedefini hayata geçirmek için gündeme getirildiği ortaya çıktı. “Kurulması istenilen Komisyon, tuzaktır.” Teröristbaşı, iki kurucu unsurlu, bir den fazla ana dilli bir devletin kurulması için komisyon önerdi. Devlet BAHÇELİ’nin “Milli Birlik ve Dayanışma Komisyonu”, DEM’in ise “Demokratik Toplum ve Barış Komisyonu” adını verdikleri komisyona İktidar ve muhalefetin bir bölümü sahip çıktı. Böylece, ilk dört maddeyle sorunumuz yok diyenlerin, ilk dört maddeyi ayakta tutan, ilk dört maddye can veren Başlangıç, 42, 66 olmak üzere Türk Milleti egemenliğini, ulus devleti, milli birliği hedef aldıkları suç üstü yapıldı. Tehlikenin farkındayız. Liderler demokrasisi haline gelmiş seçim sisteminin verdiği olanaklarla, TBMM’nin Atatürkçü, Milliyetçi, Cumhuriyetçi Milletvekilerinden yoksunlaştırıldığını, Yasamanın parti liderlerinin vesayeti altına alındığını görüyoruz. Referanduma dahi taşınmadan, tuzak komisyonda alınacak kararların Meclis Genel Kuruluna dayatılarak 400’ün üzerinde vekilin kabul oyuyla Anayasanın lağv edilebileceğini ön görüyoruz. Ancak, çaresi değiliz. Çare, biziz. Çare Türk Milleti. Türk Milleti, gür sesini yükseltecek ve kendisine bu kötülüğün yapılmasına izin vermeyecektir. Saygılarımızla."

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.