SON DAKİKA
Hava Durumu

#Zeynel Emre

Porsuk Haber Ajansı - Zeynel Emre haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Zeynel Emre haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Bizim Reçetemiz Belli: Güçlü Sosyal Devlet, Sosyal Demokrasi Haber

Bizim Reçetemiz Belli: Güçlü Sosyal Devlet, Sosyal Demokrasi

CHP Sözcüsü Zeynel Emre, Türkiye’nin içinde bulunduğu tablonun değiştirilemez olmadığını belirterek, "CHP olarak biz varız. Bu ülkenin birinci partisiyiz. İstikrarlı bir şekilde oyumuzu arttırıyoruz. Hep birlikte rantı değil ekonomiyi, üretimi önceleyen, verdiği tabana değil tavana yayan, faiz lobileri değil emekçiyi güldüren ekonomi programımızla hazırız. Türkiye'yi hep birlikte daha yaşanabilir bir ülke haline getirebiliriz. Birlikte mücadele edelim, omuz omuza mücadele edelim. Ve güzel bir Türkiye'yi hep birlikte inşa edelim" dedi. CHP Parti Sözcüsü ve İstanbul Milletvekili Zeynel Emre, Partisinin Genel Merkezi'nde basın toplantısı düzenledi. CHP Sözcüsü Zeynel Emre, düzenlediği basın toplantısında Türkiye’nin kanayan yaralarına parmak bastı. Uğur Mumcu’nun 33. ölüm yıl dönümü vesilesiyle adalet vurgusu yapan Sözcü; emekli maaşlarından yargıdaki "siyasi" davalara, sanal kumar bağımlılığından İliç ve Kartalkaya facialarına kadar birçok konuda iktidarı sert sözlerle eleştirdi. "Hesap Sorulsaydı İliç ve Kartalkaya Olmazdı" Konuşmasına yarın yıl dönümü olan Uğur Mumcu’yu anarak başlayan CHP Sözcüsü Emre, Türkiye’deki faciaların temelinde "cezasızlık kültürü" yattığını savundu. Soma Maden Faciası’nda gerçek sorumlulardan hesap sorulsaydı, bugün İliç ve Kartalkaya gibi acıların yaşanmayacağını belirten Sözcü, "İktidara yakınsan sorumluluktan kurtulabiliyorsun mantığı canlarımıza mal oluyor" dedi. "İmamoğlu’na Yapılanlar Hukuk Değil, Siyasi Mühendislik" İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’na yönelik "diploma davası" ve diğer hukuki süreçlere değinen Zeynel Emre, davalarda sürekli hakim değiştirilmesine dikkat çekti. İmamoğlu’nun anketlerde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 10-15 puan önünde olduğunu vurgulayarak şu ifadeleri kullandı:"86 milyon biliyor ki bu kararlar 'İmamoğlu aday olmasın' diye alınıyor. Bugün cezaevinden aday olsa bile açık farkla kazanacak durumdadır." Emeklinin Sofrasından 6 Çeyrek Altın Gitti Ekonomideki kötü gidişatın faturasının emekliye kesildiğini söyleyen Emre, 2002 yılıyla günümüzü kıyasladı: 2002: En düşük emekli maaşı asgari ücretin 1,5 katıydı (8 çeyrek altın alınabiliyordu). 2026: Emekli maaşı asgari ücretin 0,7’sine geriledi (Sadece 2 çeyrek altın alınabiliyor). "Kaynak yok diyenler yalan söylüyor" diyen Sözcü, bütçenin faiz lobilerine ve yandaş müteahhitlere aktarıldığını, 2026 faiz bütçesinin 2 trilyon 742 milyar lira olduğunu hatırlattı. Toplumsal Çürüme Alarm Veriyor: Uyuşturucu ve Kumar Sanal kumar ve uyuşturucu kullanımındaki korkunç artışa dikkat çeken Emre, 2015 yılında 80 bin olan uyuşturucu suç sayısının 2024’te 438 bine fırladığını açıkladı. Sınır güvenliğinin yetersizliğini ve sokaklardaki şiddet sarmalını "milli güvenlik sorunu" olarak tanımladı. "Biz Hazırız: Reçetemiz Sosyal Demokrasi" CHP’nin çözüm önerilerini de sıralayan Zeynel Emre, rant ekonomisinden üretim ekonomisine geçiş yapacaklarını belirtti. Seyfe Gölü gibi doğa harikalarının maden sahalarına feda edilmesine karşı çıkacaklarını ve hayvancılıkta ithalatı bitireceklerini söyledi. Sözcü, tüm vatandaşları yarın Genel Başkan’ın katılımıyla Yalova’da düzenlenecek mitinge davet ederek konuşmasını noktaladı.

Emekli Aylığı Oylaması, Cumhur İttifakı İçin Samimiyet Testi Olacak Haber

Emekli Aylığı Oylaması, Cumhur İttifakı İçin Samimiyet Testi Olacak

CHP MYK, parti genel merkezinde CHP Genel Başkanı Özgür Özel başkanlığında toplandı. Cumhuriyet Halk Partisi Sözcüsü Zeynel Emre, düzenlediği basın toplantısında Hrant Dink anmasından emekli maaşlarına, yargıdaki "çürüme" iddialarından Suriye’deki gelişmelere kadar gündemdeki kritik başlıkları değerlendirdi. Hrant Dink Anması: "Karanlık Tam Aydınlanmadı" Konuşmasına 19 yıl önce suikasta kurban giden Hrant Dink’i anarak başlayan Parti Sözcüsü Emre, "O gün Şişli’de kaldırım taşına düşen sadece bir beden değil, Türkiye’nin vicdanıydı," dedi. Rakel Dink’in "Bir bebekten bir katil yaratan karanlık" sözüne atıfta bulunarak, cinayetin arkasındaki asıl odakların hâlâ tam olarak ortaya çıkarılmadığını vurguladı. Emekli Maaşlarına Tepki: "Açlık Sınırının Altında Yaşam Dayatılıyor" Meclis’te devam eden emekli dayanışma eylemine dikkat çeken Zeynel Emre, en düşük emekli maaşının 20 bin lira seviyesine çıkarılmasının yeterli olmadığını belirtti. Günlük 667 TL ile geçinmenin imkansız olduğunu ifade ederek şunları söyledi:"2019’da 1 milyon kişi en düşük maaşı alırken bugün bu sayı 5 milyona dayandı. Emeklilerimiz yoksullukta eşitleniyor. Bu hafta Meclis'te yapılacak oylama, Cumhur İttifakı için bir samimiyet testi olacaktır." "Türkiye'nin Kaynakları Şanslı Şirketlere Akıyor" Ekonomideki kötü gidişatın bir tercih olduğunu savunan CHP Sözcüsü Emre, vergi aflarını eleştirdi. 2026 yılı bütçesinde "vergi harcaması" adı altında 3,5 trilyon TL’den vazgeçilmesinin öngörüldüğünü belirterek, "Moto kuryenin bahşişine göz dikenler, milyarderlerin borcunu bir gecede siliyor. Türkiye’nin kaynak sorunu yok, kaynakların yönetimi problemi var," dedi. Yargıda "Çürüme" İddiası ve Kadına Şiddet Adliye içerisinde bir savcının hâkimi vurması ve bazı yargı mensuplarının uyuşturucu davalarında ceza alması üzerinden sert eleştirilerde bulunan Emre, liyakat vurgusu yaptı: "Yüksek puan alan pırıl pırıl çocuklar mülakatlarda elenirken, suç işleme potansiyeli olan kişiler kimlerin referansıyla bu makamlara getiriliyor? Bu bir sistemik çürümedir." Suriye ve Dış Politika: "Diplomasi ve Ortak Akıl Şart" Suriye’deki gelişmeler hakkında "hamasetten uzak bir dil" çağrısı yapan Emre, Türkiye’nin milli güvenliği için Suriye’nin toprak bütünlüğünün hayati önem taşıdığını belirtti. Bölgedeki tüm kesimlerle diyalog kurulması gerektiğini ifade ederek, sığınmacıların onurlu bir şekilde ülkelerine dönebilmesi için kapsayıcı bir demokratik yapının oluşması gerektiğini savundu. İstanbul Seçimi Çağrısı İktidarın billboardlar üzerinden bir algı kampanyası yürüttüğünü iddia eden Zeynel Emre, İBB’ye yönelik soruşturmaları eleştirerek hükümete meydan okudu: "Madem haklılığınıza inanıyorsunuz, gelin İstanbul seçimini yenileyelim. Halkın hakemliğine gidelim."

Zeynel Emre: "2026, Türkiye’nin Yeniden Ayağa Kalktığı Yıl Olacak" Haber

Zeynel Emre: "2026, Türkiye’nin Yeniden Ayağa Kalktığı Yıl Olacak"

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Sekreteri ve Parti Sözcüsü Zeynel Emre, 2026 yılına dair umut ve mücadele mesajı verdi. Emre, "Geçim yoksa seçim var; bu kara düzen kaderimiz değil" dedi. CHP Parti Sözcüsü Zeynel Emre, bugün Genel Merkez’de düzenlediği basın toplantısında ülke gündemindeki hukuki, ekonomik ve siyasi gelişmeleri detaylı bir şekilde ele aldı. Emre şunları söyledi: "Değerli basın mensupları, ekranları başında bizleri izleyen kıymetli vatandaşlarımız, herkesi Cumhuriyet Halk Partisi adına saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. Bugün 2026'ya giderken bir yılsonu değerlendirmesi yapma ihtiyacı hissettik. Sözlerime başlamadan evvel dün Yalova’daki IŞİD saldırısında hayatını kaybeden polis memurlarımıza Allah’tan rahmet, yakınlarına ve ulusumuza başsağlığı diliyorum. Yaralanan gazilerimize de acil şifalar diliyorum. “YOL ARKADAŞLARIMIZI SAYGIYLA ANIYORUZ” Değerli arkadaşlar, biz tabii 2025 yılını… Önce tabii bir şeyi daha dile getirmem lazım. Bizden kopardığı yol arkadaşlarımız var. Öncelikle Beşinci Genel Başkanımız Altan Öymen, Manisa Büyükşehir Belediye Başkanımız Ferdi Zeyrek, Şehzadeler Belediye Başkanımız Gülşah Durbay ve yaşamını daha güzel bir memleket için çalışırken kaybeden tüm Cumhuriyet Halk Partisi mensuplarına tekrardan başsağlığı diliyorum. "2025: GEÇİMSİZLİK, ADALETSİZLİK VE GÜVENSİZLİK YILI" Gönül isterdi ki, 2025 yılı gerçekten 86 milyon vatandaşımızın yüzünün güldüğü, dertlerine derman olunduğu, acıların hafiflediği, daha iyi geçindiği, daha huzurlu, daha refah içinde bir yıl olsun. Ancak 2025 yılı iktidarın aile yılı ilan etmesine karşın bir o kadar da maalesef gerçekte geçimsizlik, adaletsizlik ve güvensizlik yılı oldu. Biz yeri geldi bir sabah uyandık, belediyelere operasyonlar, kayyımlar. Bir başka gün uyandık uyuşturucu operasyonları, çetelerin ülkemizde nasıl cirit attığı, çeşitli çete gruplarının ülkedeki özellikle büyükşehirlerdeki sokakları, mahalleleri nasıl parsellediğini, haraca bağladığını. Bir sabah uyandık MESEM cenderesinde çalışmak zorunda kalan çocukların nasıl hayatını kaybettiğine şahitlik ettik, öğrendik. Bir başka gün kadın cinayeti haberlerini öğrendik. Yasamanın, yargının ve yürütmenin bağımsızlığı şöyle dursun 2025 yılında tüm önceki dönemlere göre çok daha talimatla iş yapan bir sürecin içine girdiğimizi gördük. "LİYAKATSİZLİK VE YOLSUZLUK DÖNEMİ 2026'DA SON BULACAK" Dolayısıyla biz istiyoruz ki, artık liyakatsizliğin yolsuzluğa, güvencesizliğin geleceksizliğe karıştığı bir dönem 2026 yılında son bulsun. Artık 2026 yılında çocuklarımız, gençlerimiz, evlatlarımız, bu ülkenin kadınları, insanlarımız geleceğe çok daha umutla bakabilsin. O nedenle de detaylarını birazdan anlatacağım. Biz Cumhuriyet Halk Partisi ailesi olarak gerçekten Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün bu millete efendilik yoktur, hizmet vardır şiarıyla hayatın her alanında sözümüzü söylemeye, somut çözümler üretmeye, emeklisinden emekçisine, gençlerinden kadınlarına somut çözümler üretmeye ve onlarla omuz omuza mücadele etmek için her türlü çalışmayı yaptık. Yeri geldi mecliste araştırma önergeleri, soru önergelerimizle, Gazi Meclis çatısı altında seslerini yükselttik vatandaşların. Onların seslerine ses olduk. Yeri geldi meydanlarda, sokaklarda o büyük mücadeleyi yürüttük. Sayın Genel Başkanımız Özgür Özel belki de dünya siyasi tarihinde eşi benzeri olmayan şekilde kısa süre içerisinde bu kadar yüksek katılımlı mitinglere liderlik etti. Dünya siyasi tarihinde önemli bir iz bıraktı. "ADALETİN TERAZİSİ İKTİDAR YAKINLARI İÇİN HASSAS, VATANDAŞ İÇİN PARAMPARÇA; YARGIDA İKİLİ HUKUK VE İMTİYAZLILAR" Dolayısıyla biz bugün Türkiye'nin birinci partisi olarak sorumluluğun birincindeyiz ve önümüzdeki döneme Türkiye'yi nasıl hazırlarız onun gayreti içerisindeyiz. Onun çalışması içerisindeyiz. 2026'da neler yapacağımızın planlamasını tartışıyoruz. Biz artık şöyle rakamları görmek istemiyoruz. Bugün Türkiye hukukun üstünlüğü endeksinde 148 ülke içerisinde 113. sırada. Nijer'in, Honduras’ın gerisinde görünüyoruz. Adaletin terazisi gerçekten iktidara yakın olanlar için o kadar hassas ki ama iktidara yakın olmayan vatandaşlar açısından paramparça olmuş durumda. Biz konuşmalarımızda Türkiye'deki ikili hukukun en başta ülkemize verdiği zarardan bahsediyoruz. Bu ikili hukuk artık o kadar ayyuka çıkmış, o kadar çarpıcı örneklerle karşımızda ki imtiyazlar var değerli arkadaşlar ülkemizde. Düşünebiliyor musunuz geçtiğimiz yıl Kızılay başkanının kızı Zehra Kınık bir trafik kazasına karıştı ve 17 yaşındaki bir çocuğun ölümüne sebebiyet verdi. Batın Barlas Çeki. Bizim ceza hukuku uygulamamızı bilenler bilir ki bir ölümlü trafik kazası varsa muhakkak başta tutuklama olur ki hele hele adli tıp raporlarında da kusurlu gözüküyorsanız. Bu kişi tutuklandı mı değerli arkadaşlar? Tutuklanmadı. Peki, kimler tutuklandı biliyor musunuz? Bu ülkenin gariban çocuğu tweet attı diye tutuklandı. Haksızlığa itiraz etti diye tutuklandı. Mitinge gitti diye yeri geldi tutuklandı. Bakın daha 3 gün önce İstanbul Kadıköy'de asgari ücreti protesto ettiği için Kadıköy Gençlik Kolu üyemiz Bilge Kaan Şarbat tutuklandı. Buradaki 19 yaşındaki gencecik arkadaşımız, üniversite öğrencisi arkadaşımız bu ülkenin asgari ücretlisi yaşam standardının açlık sınırının çok altında maaşlar alıyor geçinemiyor diye onunla dayanışma göstermek istedi ve ibretlik açıdan tutuklandı. Yaşam hakkını savunduğu için tutuklandı. Bir başka yerde ise yaşam hakkına mani olan, başka birinin yaşamını elinden alan kişi sırf arkası sağlam diye tutuklanmadı. "İNFAZ HUKUKU VE SOSYAL PATLAMA RİSKİ" Biz ülkemizde hep ifade ettik. Geldiğimiz nokta bir sosyal patlamayı işaret ediyor. Bir iktidar düşünün, iktidara geldiğinde 52 bin olan tutuklu hükümlü sayısı 425 binlere gelmiş ve bu dönem içerisinde de peyderpey çıkardıkları özel af kanunlarıyla 50 bin, 70 bin, 100 bin kişi ki resmi rakamları suç tipine göre yasal hakkımız olmasına rağmen sormamıza rağmen her seferinde açıklamaktan imtina ettiler. Geçtiğimiz dönem yine bir yargı paketi yakın bir süre öncesinde tekrar bir yargı paketi çıktı. 50 binin üzerinde kişinin tahliye olacağı söyleniyor. Ve biz hep dedik ki infaz hukukunu baştan düzenleyelim. Böyle olmaz. Bakın siz daha önceki düzenlemelerde de gördük. Islah olmamış, topluma yeniden karışmasının uygun olmayan insanların tahliyesiyle çok büyük acılar yaşandı. Hemen bir olay daha yaşadık maalesef. Uyuşturucu suçundan cezaevinde olan Okan Gür adlı şahıs serbest kalır kalmaz hemen Diyarbakır'da Rojda Yakışıklı kişiyi görüntülü arıyor, öldüreceğim sizi diyor. Gidiyor öldürüyor. Bir yerde gömüyor değerli arkadaşlar. Ve sonrasında anlaşılıyor ki, bu kişi işte yeni çıkan bu zanlı tarafından gerçekleşti. Bütün bunlar hesapsız, kitapsız kötü yönetiminin, adaletin olmamasının, infaz eşitliğinin olmamasının, topluma geri dönüşe uygun olup olmadığına bakmaksızın suç tipleri ayrımı yaparak kendileri açısından elverişli, önemsiz, yeri geliyor çıkarmak istedikleri, yeri gelirde değersiz gördükleri kimseler açısından yapılan düzenlemeler. Niye? Esasında asıl neden cezaevlerinde yer yok. Çünkü milyonlarca ceza dosyası raflarda bekliyor. Bütün bunlar ülkemizdeki bir toplumsal patlamayı işaret ediyor. "ÇOCUKLARIMIZI VE GELECEĞİMİZİ KORUYAMAYAN BİR İKTİDAR" Biz bu sene çok acı olaylar gördük. Ülke olarak çabuk unutuyoruz. 8 yaşındaki Narin kızımızın hayattan koparılmasına şahitlik ettik. İzledik günlerce televizyonda. Halbuki bu ülkede bu iktidarın çocukları koruyabilmesi lazım. Çocukların eğitimde olması lazım. Geleceğe hazırlayabilmemiz lazım. Bu kaçıncıdır benzeri olayları yaşıyoruz değerli arkadaşlar. Ve bakıyorsunuz mesleki eğitim altında bakın MESEM 91 çocuk işçi katledildi. Çocuk cinayeti bu. Yani o çocuklar sömürülüyor. Bir şey öğrenmenin ötesinde bir sömürme var. Dinliyoruz, araştırıyoruz. Aylık 6 – 7 bin lira rakamlardan bahsediyorlar değerli arkadaşlar. "İHMALLER VE SİYASİ SORUMLULUKTAN KAÇIŞ" Dolayısıyla adaletin her alanda gerçekleşmesini bekliyoruz. Birinci meselemiz ne dediğimizde adaletsizlik. Bolu Kartalkaya’da 78 canımız hayattan kopartıldı. Neyle? Tamamen ihmal, görmezden gelme. Yangın merdiveni kilitli. Gerekli önlemler yapılmamış. Araştırma yapılmamış. Bilirkişiler değiştiriliyor. Evet, belli isimler ceza alıyor ancak dikkat ederseniz böyle bir olay dünyanın neresinde olursa olsun bunun bir siyasi sorumlusu olur. İdari yetkililer olur. Kim göz yumdu? Kim yetkiliydi? Ve burada sorumlu ve yetkili olan Kültür ve Turizm Bakanlığı'ndan hiçbir istifa yok. Niye biliyor musunuz? Çünkü burada bu atanmış bakanlar gücünü milletten almıyor. Gücünü sizlerden almıyor. Gücünü saraydan ve liderden alıyor. Sadakatle bağlı olduğu kişiden alıyor. Halkın çektiği acılar kimsenin umuruna gelmiyor. Biz bu dönem yine zeytinlik yasası adı altında o çıkartılan madencilikle ilgili kanunlarda nasıl orada zeytinlikle uğraşan köylülerle jandarmanın karşı karşıya getirildiğini gördük. "DEMOKRASİYE AÇILAN SAVAŞ VE KAYYIM POLİTİKALARI" 2025 yılı birçok açıdan, ülkemiz demokrasi açısından kara bir leke olarak kaldı. Çünkü 31 Mart yerel seçimlerinde Cumhuriyet Halk Partisi çok büyük bir üstünlükle yerel seçimin galibi ve Türkiye'nin birinci partisi olarak çıktı. İktidar bunu hazmedemedi ve yerel seçimler sonrasında yerel iktidara adeta savaş açtı ve sonunda da İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanımız, Cumhurbaşkanı Adayımız Sayın İmamoğlu gerek parti içi önseçimde, gerek gönüllü sandıklarda 15,5 milyon oy almasına karşın anasının ak sütü gibi helal olan diploması iptal edildi. Ertesi gün tutuklandığı ve ailesinin ta kendisi doğmadan evvel kurmuş olduğu şirket ve mal varlıklarına, siyasete girmeden önceki mal varlıklarına kadar kayyım atandı. Sosyal medya hesapları kapatıldı. Görüntüsü ve sesi yasak oldu. Fotoğrafları toplatıldı. Ve yetmedi bununla birlikte çok sayıda belediye başkanımız, Adana belediye başkanımız. Yani değerli yurttaşlarımız, Adana gibi güzel kadim bir şehir, büyük bir şehir, buranı sevilen belediye başkanı sudan sebeplerle Adana'daki bir iddiadan ötürü Silivri'de tutuklu. Ne işi var Silivri'de değerli arkadaşlar? Yani hukukun bu kadar yerlerde süründüğü bir dönem hiç görmedik. Biz anlattık burada toplantılarda. Dedik ki iki toplantı öncesinde bizzat ben yine söyledim. Yaşam hakkı her şeyin önündedir dedim. Antalya Büyükşehir Belediye Başkanımız günde 25 ilaç alıyor. Bizim Beylikdüzü Belediye Başkanımız Sayın Mehmet Murat Çalık hem lenf, hem lösemi tedavisi görmüş, atlatmış, riski var. İkide bir tedaviye gidiyor. Parça alınıyor, test ediliyor. Ve bakın bu insanlar henüz tutuklu, mahkûm değil, hükümlü değil. Bunlarla ilgili sağlık gerekçesiyle tahliye etmek kimsenin aklına gelmiyor. Ama öte yandan Tayyip Bey iki tane Hizbullah hükümlüsünü pekâlâ sağlık gerekçesiyle affedebiliyor. Bakın biri hükümlü, biri tutuklu. Ve sağlık gerekçesinin ne olduğunu dahi tam bilmiyoruz. "GENÇLERİMİZİN DESTANSI MÜCADELESİ" İşte ikili hukuk dediğimiz şey en başta budur değerli arkadaşlar. Bize demişlerdi ki iddianame hazırlanınca birbirlerinin yüzüne bakamayacaklar. Heybedeki turp, göreceksiniz, daha bu başlangıç vesaire vesaire. Biz bütün meydanlara çıkıyoruz. Sokaklardayız. Vatandaşlarımızla sohbet ediyoruz. En çok dolaşan siyasi partiyiz. Siz Adalet ve Kalkınma Partili bir milletvekilini bir pazarda, bir saha çalışmasında görüyor musunuz değerli arkadaşlar? Siyasetçileri görüyor musunuz? Saraylarında, sırça köşklerinde ahkam kesiyorlar. Halkın gündemi, gerçeği farklı değerli arkadaşlarım. Yine buradan gerçekten destansı mücadele verdikleri için gençlerimize teşekkür ediyorum. Çünkü gerek 19 Mart'ta, gerek sonrasında meydanlarda bizleri yalnız bırakmayan, her türlü haksızlık, her türlü haksız tutuklamaya karşın ailelerinin alkışlarla uğurladığı o gençler gelecek açısından tüm milletimize cesaret vermiştir. Çünkü biz biliyoruz ki ülkemizdeki ifade özgürlüğü, toplantı ve gösteri yürüyüşü anayasal haktır, evrensel haklardır. Bunları kullanmak bir suç unsuru olarak gösterilemez. İsteniyor ki burada halkımız sinsin, sussun, direnmesin, itiraz etmesin. Önündeki baskıcı rejime razı olsun. Razı olmayan herkes bu düzenin hedefi haline geliyor. Sokak röportajında konuşan tutuklanıyor. Ona mikrofon uzatan tutuklanıyor. Bu ülkenin cesur gazetecisi tutuklanıyor. Dolayısıyla bize sessizce itaat etmemizi bekleyenlere buradan bir kez daha söylüyoruz. 2026'da çok daha cesur olacağız. Çok daha kararlı olacağız. Bu ülkeyi asla tek adam zihniyetine bırakmayacağız. "EKONOMİK SOYGUN VE VATANDAŞIN PERİŞANLIĞI" Burada geçimsizlik yılı olarak geçti. Vatandaşlarımız, memurlarımız perişan oldu değerli arkadaşlarım. Çocuğun beslenmesini, kirasını, okul harcamasını, evin faturalarını, çarşıya gittiğinde vitrinlerin önünden nasıl kaçacağını görmezden geleceğini, çocuklara mahcubiyetini, tüm bunları bizim yurttaşlarımız yaşadı maalesef. Ve rakamlarla oynuyorlar. Rakamlar gerçeği göstermiyor. Bakın bir yandan TÜFE'nin enflasyonun yüzde 31,2 olduğunu söylüyorlar. Ancak öte yandan bakıyorsunuz ki ENAG yüzde 56 diye açıkladı. Başka kuruluşların başka açıklamaları var. Ben tabii bunu böyle alelade bir veri tartışması olarak da görmek istemiyorum. Çünkü bu teknik bir tartışma değil. İktidara güven tartışması bir yönüyle. İktidara güven yok, veriye güven yok, programa güven yok. Revize edilmeyen program yok. Dolayısıyla bu ortamda yatırım da olmaz, istihdam da olmaz, refah da olmaz. Enflasyon düştü diye anlatıyorlar. Peki değerli arkadaşlar, barınmadaki enflasyon artışına göre bir artış var mı? Niye yüzde 49? Madem enflasyon yüzde 27. Madem asgari ücretliye bu zam veriliyor. Peki, neden yeniden değerlenme oranına baktığımızda vergi ve harçlar yüzde 44 seviyesinde? Yine ben çok çarpıcı bir soygundan bahsedeyim size. Düşünebiliyor musunuz değerli arkadaşlar? 1 Ocak 2024 - 1 Ocak 2026 tarihleri arasında 15 Temmuz Şehitler ve Fatih Sultan Mehmet köprülerine uygulanan zam oranı yüzde 293. Şimdi bir defa vergi hukukunda, idare hukukunda temel bir prensip vardır. Bir hizmet açıldığı zaman ondan faydalananların, orayı kullananların oradan geçtiği sürece belli bir ödeme yapması kamu hukukunda vardır. Ancak bunun kuralı kendini finanse edecek süredir. Bu köprüler defalarca kendini finanse etti arkadaşlar. Yani halkın cebinden bu paraları almaya bu iktidarın hakkı yok. Böyle bir vergi hukuku yok. Bunun vergisini defalarca bu millet verdi. 293 zam ne değerli arkadaşlarım? "TARIMDA KÜÇÜLME VE GIDA GÜVENSİZLİĞİ" Dolayısıyla biz asgari ücrete baktığımızda bir önceki yıl açlık sınırına denkti. Bu yıl rekor kırıldı. Bu iktidarın birincilikleri hep sonlarda. Yine bakıyoruz asgari ücret artık direkt açıklandığında açlık sınırın altında. Dolayısıyla bu ülkenin emeklileri ömür boyu çalıştık dediler. Kimse evinde yaşam süremiyor. Pazar filesini dolduramıyor. Ortaya çıktı işte. Otellerde, ortak odalarda, tuvaleti, banyosu olmayan yerlerde yaşıyorlar. Büyüme var diyorlar yüzde 2,2. Bakıyoruz arkadaşlar hangi alanda büyüme var? Yani siz eğer burada da iki Türkiye var. Şantiye, AVM'den falan bahsediyorsanız beton mikserinden burada artı var. Ama siz çiftçiden, tarladan, üreticiden, vatandaştan, Türkiye'nin emekçisinden bahsediyorsanız buralarda eksi var. Buralara sıçrayan bir şey yok. Halk açısından geriye giden bir durum var. Çiftçinin üretim gücünü yükseltecek bir politika yok. Aksine yıllardır uygulanan politikalarla çiftçi üretimi yüzde 7 daraltılmış durumda. Bütün bunlar bir politikanın sonucu. Yani bir tohum kanunu çıkardılar. İşte tek ekimlik tohum, sertifikalı tohum diye. Artık bunu güncele baktığımız zaman üretimin gerilediği bir süreç var. Çünkü büyük sermaye burada kazanıyor. Başka problem var. Gıda pahalı mı? Dünyanın en pahalı gıdasını yiyoruz. Peki, güvenli mi? Niye bizim ülkemizdeki ürünler pestisit olarak çıkıyor sürekli? Niye çeşitli araştırmalarda yüzde 61? Avrupa Birliği gıda hızlı uyarı sisteminde vakalarda en önde çıkıyoruz iade edilenlerde? Niye 291 sınır reddi oldu? Hatay'da 55 ton limon pestisit bu dönemde imha edildi. Yine Artvin'de 6 bin 100 kilo mandalina zirai ilaç kalıntısı bulundu. Bunlar tespit edilen. Çıkanlar yurt dışına gidiyor. Buralarda tespit ediliyor. Dolayısıyla tarımın küçüldüğü yetmiyormuş gibi vatandaşımız güvenli gıdaya ulaşıyor mu? Burada da soru işaretleri var. "EKONOMİDE İCAT EDİLEN 'FAİZ-ENFLASYON' FELAKETİ" Bütün bunlar yürürken ekonomi yönetimi bize ne söylüyor? Bakın 2025 yılında revize edilmeyen hesap olmadı. Politika faizi yeri geldi 19 Mart darbesinden sonra Nisan ayında güncel siyasi gelişmeleri arttırmak durumunda kaldılar. Ve ne biliyor musunuz? Sadece kendi siyasi rakibini elemine etmek açısından biz 60 milyar dolarımızı yaktık. Yetmedi, buna bağlı kayıpların çok daha ağır olduğu hesaplanıyor. Yine Sayın Erdoğan dışında dünyada hiçbir ekonomistin bulamadığı, keşfedemediği bir icat. Faiz sebeptir enflasyon sonuçtur. Kur korumalı mevduat. Bir türlü kimse derdini anlatamadı ve geri dönüş oldu. Ama sizlere bize vergiye maliyeti ne? Yaklaşık 70 milyar dolar değerli arkadaşlar. Bunlar hepimizin cebinden çıkan ve vatandaşın yoksullaşmasına sebebiyet veren rakamlar. Bizim birinciliklerimiz alt sıralarda diyoruz. Mesela OECD verilerine bakalım. Enflasyon ortalaması yüzde 4, Euro bölgesinde yüzde 2. Avrupa'da en yüksek, Romanya'da yüzde 8,5. Bizde açıklanan resmi rakam yüzde 30'un üzerinde. Ki buradan kötü tablo. Peki, bunu istihdam oranına baktığınız zaman geniş tanımlı işsizlik 3’te 1. Ev genci diye kavramlar oluşturuldu. Milyonlarca gencin hiçbir umudu yok. Ne üniversitede, ne işte, ne hayatta, evde oturuyor. Dolayısıyla yine gelir eşitsizliğinde OECD ülkeleri içerisinde sondan ikinciyiz. Yani bizim birinciliklerimiz gerçekten en kötü alanlarda. Yolsuzluk algısında 180 ülke içinde 107. sıradayız. Ben isterim burada güzel şeyler anlatalım size. Ancak yaşadığımız durum bu ve bu durumda hortum düzeni devam ediyor. Arkadaşlar, Allah aşkına bu iktidar dememiş miydi kamu özel işbirliği projelerinden vatandaşın cebinden bir kuruş çıkmayacak diye. Şu ana kadar 2017-2025 arasında şirketlere 581 milyar ödeme yapıldı. Gelecek yıl bütçeden 238 milyar daha ödeme yapılacak. Gelecek yıl sadece şehir hastaneleri için harcanacak rakam 136 milyar TL. Hesap ediyoruz. Bununla 100’den fazla devlet hastanesi yapılabilir. Çok sayıda aile sağlığı merkezi yapılabilirdi çok daha uygun rakamlara. Şimdi halka sabır deniyor. Yandaşa garanti değil mi? Emekliye kader, ayrıcalıklı çevrelere de çok ayrıcalıklı sözleşme. Bu düzen böyle bir düzen. Bu düzen kara düzen. Yoksula tasarruf faize cömertlik. Bütçede de gördük önemli kalemlerden biri yine faize gidiyor. "MİLLİ GÜVENLİK VE İHA TARTIŞMASI" Değerli arkadaşlarım, şimdi bütün bu düzen içerisinde tabii bir hususun daha altını çizmem lazım güvenlik açısından. Geçtiğimiz günlerde ben en son basın toplantısında da değindim ve dedim ki tepemizde gezilen İHA’larla ilgili daha derli toplu açıklama ihtiyacı var. Dikkat edilirse iktidara bir zaman da verdik. Yani bir açıklama yapsın, bir derdini anlatsın. Biz asgari kapasitemizi, hava kuvvetlerinin ve Genelkurmay’ın kapasitesini biliyoruz. Biz bu hava aracını düşürebilirdik daha evvel diye biliyoruz bunu, uzmanlara soruyoruz, dinliyoruz. 2 saat 5 dakika makul bir süre midir değerli arkadaşlar? Ve bütün askeri uzmanlardan dinlediğimizde şu çıkıyor. Savaş zamanında bir hava aracı görüldüğünde evet emir komuta zinciri içerisinde sorulmadan düşürülür. Ama eğer barış zamanıysa bunu muhakkak sorarlar iktidara ve iktidarın karar vermesini yani Tayyip Bey'in karar vermesini beklerler. Hani hatırlatayım bunu da bir örnekle. Daha önce düşürülen Rus uçağı düştüğü zaman hızlı hızlı koşturmuştu mikrofonun önüne. Ben emir verdim, benim talimatım ne oldu diye. Niye? Olursa bir siyasi olarak bir puan bir şey düşünmeden tabii girdi. Sonra nedamet getirdi. Neredeyse işi FETÖ'ye bağladılar. Ama bakın burada da çıt çıkarmıyorlar. Çünkü yani şu soruyu değerli basın mensupları sorma imkanınız varsa buyurun sorun biz de buradan soralım. 2 saat 5 dakika bir hava aracının Ankara semalarına kadar görmesini normal karşılıyor musunuz? Bundan sonra olursa o hava araçları sınırlarımıza girdiğinde en az 2 saat tepemizde gezinecek mi? Bunun makulü 1 saat mi, 1,5 saat mi, yarım saat mi? Bunun emsali nedir? Daha önce Türkiye'de bu oldu mu? Olmadı. Takip ediyoruz olmadı. Dolayısıyla buralarda gerçeği haykırmak yerine her şey devlet sırı muamelesi yapmayın. Genel Başkanımızın söylediğini çeşitli kurumlara yalanlatma girişimine girmeyin. Apaçık ortada, apaçık gerçek. Hepimizin gözü önünde. Dolayısıyla burada birçok ihtimal var. Önemli bu konu. Siyaset üstü görmek istiyoruz ama muhatabımızın böyle davranması lazım. Çünkü buradaki ihtimaller provokasyon mu var? Bizim reaksiyonumuzu ülken ölçen bir ülke mi var? Bunun bir mesajı mı var? Yani gerçekten kontrolden mi çıkmış? Bir taciz mi? Dolayısıyla bunun apaçık açıklanması lazım değerli arkadaşlarım. "DIŞ POLİTİKADA ENERJİ BAĞIMLILIĞI VE KİŞİSEL ANGAJMANLAR" Şimdi bütün bunlarla birlikte bir konudan daha bahsetmek istiyorum. Tabii çok sayıda açıklama oluyor. İşte gerek S400'lerle ilgili gerek işte F35'lerle ilgili çok tartışma konusu. Bugün de yine bir yerde yine gündeme gelmiş ve açıklamaları görüyoruz Trump'ın açıklamalarını. Şimdi ortada net bir şey var. Nedir o? Eğer siz dış politikada bir temele, bir ilkeye, bir kurumsallık, bir bütünlük içinde yaklaşmaz ve günübirlik kişisel angajmanlarla zikzaklara giderseniz bir açmazın içine düşersiniz. S400'ün Türkiye'ye alınırken o törenleri, açıklamaları, bu bizim için bir namus meselesidir. Buradan geri dönüş yapmayız. Açıklamaları görün. Biz dedik ki ya bizim için gerçekten hava savunma sistemi önemli amma velakin burada risklere işaret ediliyor. Yani F35’den kaynaklı problemler, yaptırımlar, F16'nın modernizasyonu, başka problemler, bunların bu şekilde üstesinden gelinemeyeceğine yönelik öngörüler var. Tabii çok sayıda kirli dil, yalan propaganda geldiğimiz noktada şu sorunun yine cevabını vermesi lazım iktidarın bize. Bir etki hesaplaması yapıldı mı? Bunun F35'lerden ki bak 6 tanesinde Türk bayrağı var orada duruyor Amerika'da. Niye? Ortak gelişim var. Parasını vermişiz. Teslim etmiyorlar. Kassa yaptırımları var. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan açıkladı. Bundan kaynaklı Kaan Motor'un yapımında problem var. Tedarikte başka problemler yaşıyoruz. Tek taraflı biz kendi uyguladığımız ambargoları kaldırdık. Peki, buralarda değerli arkadaşlarım elle tutulur, gözle görülür biz bir şey gördük mü? Hala görmüş değiliz. Her seferinde sırtı sıvazlanıp gönderiliyor ve Ortadoğu projesinde ne denilse, Trump ne dese onu yapan bir iktidarla karşı karşıyayız. O nedenle ya buradan bir kez daha söyleyelim. Tutarlı, ekseni belli bir dış politika, tek taraflı enerji bağımlılığı olmayan ve kişisel angajmanın ötesinde kurumsal bir dış politikanın Türkiye açısından içinde bulunduğumuz durumda elzem olduğunu bir kez daha ifade edelim. "GEÇİM YOKSA SEÇİM VAR!" Şimdi biz bunları söyledik tabii. Ancak şunu da ifade edelim. 2026 yılı vatandaşlarımıza buradan bir kez daha seslenelim. Gelin hep birlikte mücadele edelim. Mitingse miting, meydansa meydan, sokaksa sokak, kapı kapı birlikte gezelim. Gelin Cumhuriyet Halk Partisi'ne katılın. Bu mücadeleyi büyütelim ve ülkede bir an evvel erken seçimin olması için her türlü mücadeleyi birlikte yapalım. Bu kara düzen kaderimiz olamaz. Türkiye'de gerçekten ahlakın, adaletin, aklın egemen olduğu bir yönetimi birlikte kuralım. Ve biz hep söyledik geçim yoksa seçim var. Vatandaşlarımızın çoğu seçim istiyor. 2026 yılı yeni bir iktidarın kurulduğu, seçime gidildiği bir dönem olsun. Bunu hep birlikte sağlayalım. Dolayısıyla bizim 2026 için milletin istiklali yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır sözünü hatırlatma ve hatırlama günüdür. Zamanıdır bizim için. Bunu gerçekleştirebiliriz değerli arkadaşlar. Ve Türkiye güçlü bir ülke. Potansiyeli var, kaynağı var. Kaynakların yönetim problemi var. Devlet nasıl düzelecek? Düzelir değerli arkadaşlar. Hiç karamsar değiliz burada. Hukukla düzelir. Kurumsallaşmayla düzelir. Denetimle düzelir. Liyakatla düzelir. Şeffaflıkla düzelir. Mutfak nasıl rahatlayacak? Rahatlar değerli arkadaşlar. Kaynakları doğru kullanırsanız asgari herkesin bir yaşam standardını sağlayabilirsiniz. Ücret adaletini sağlarsınız. Vergide adaleti sağlarsınız. Üretimde adaleti sağlarsınız. Enerjiyi çeşitlendirirsiniz. Yarın nasıl güvence altına alınacak? Alınır değerli arkadaşlarım. Sosyal devlet güçlendirilir. Güvenlik üzerine çalışılır. Afetlere hazırlıklı kentleşme yapılır. Dolayısıyla biz adaletli devlet diyoruz. İnsanca geçim diyoruz. Güvenceli gelecek diyoruz. Bütün bunları gerçekleştirebiliriz. Bunlara canı gönülden inanıyoruz. 2026 yılında Türkiye'nin yeniden ayağa kalkacağı bir yıl olmasını diliyoruz. "BİR SANTİM GERİ ADIM ATMAYACAĞIZ" Ve şunu tekrar altını çizerek ifade edelim. Bakın bir santim eğilmeyeceğiz. Mücadelemizden bir santim eğilmeyeceğiz. Bir santim geri adım atmayacağız. Korku düzeni kurmak, Türkiye'yi tek adam rejimi inşa etmek isteyenlere buradan seslenelim. Halkımız da bilsin. Bu düzenlerden çıkış için toplumsal muhalefetin bir arada durması şarttır. Cesur olması şarttır. Pes etmemesi, sandığa inancını kaybetmemesi şarttır. Azim ve kararlılıkla biz yolumuzda yürümeye devam edeceğiz. Milletimizi adalete, refaha ve huzura kavuşturacak bir düzeni inşa edene kadar da çalışacağız diyorum."

Zeynel Emre'den Emeklilerin Barınma Krizine İlişkin Soru Önergesi Haber

Zeynel Emre'den Emeklilerin Barınma Krizine İlişkin Soru Önergesi

CHP Sözcüsü ve İstanbul Milletvekili Zeynel Emre, emeklilerin artan barınma ve geçim sorunlarına ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan’ın yanıtlaması istemiyle Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne yazılı soru önergesi verdi. Emre, özellikle büyükşehirlerde emeklilerin sağlıksız ve geçici barınma koşullarına mahkûm edildiğine dikkat çekti. TÜRK-İŞ’in Kasım 2025 verilerine göre açlık sınırının 29 bin 828 TL, yoksulluk sınırının 97 bin 159 TL olduğunu hatırlatan Emre, en düşük emekli aylığının 16 bin 881 TL seviyesinde kalmasının barınma başta olmak üzere temel ihtiyaçlara erişimi imkânsız hale getirdiğini vurguladı. CHP İstanbul Milletvekili Zeynel Emre tarafından Bakanlığa Yöneltilen 7 Soru Son beş yılda kira ödeyememe, evini kaybetme veya geçici konaklama tesislerinde uzun süreli kalma gibi barınma sorunları yaşadığı tespit edilen emekli sayısı kaçtır? (Yıl ve il bazında) Emeklilerin otel ve pansiyon gibi günlük konaklama tesislerinde uzun süreli barınmasına ilişkin Bakanlık tarafından yapılmış bir saha araştırması veya inceleme var mıdır? Varsa temel bulguları nelerdir? 2025 yılı içerisinde Alo 170, SGK il müdürlükleri ve diğer başvuru kanallarına barınma, kira ödeyememe veya evsizlik içerikli kaç başvuru yapılmıştır? Emeklilerin aylık düzeyleri ile barınma, sağlık ve sosyal yardımlara erişimin birlikte ele alınması amacıyla Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ile Hazine ve Maliye Bakanlığı arasında bir eşgüdüm mekanizması bulunmakta mıdır? En düşük emekli aylığı ile büyükşehirlerdeki ortalama kira ve asgari yaşam maliyeti arasındaki fark Bakanlığınızca düzenli olarak izlenmekte midir? Bu kapsamda emeklilere yönelik kira veya geçici barınma desteği sağlanmakta mıdır? Emeklilerin barınma sorununa yönelik olarak İstanbul, Ankara ve İzmir gibi büyükşehir belediyeleriyle yürütülen ya da desteklenen ortak bir program veya iş birliği bulunmakta mıdır? 2026 yılında emekli aylıklarına seyyanen artış, taban aylık iyileştirmesi ya da ilave refah payı gibi bir düzenleme gündemde midir ve emekli aylıklarının yeterliliği hangi asgari geçim göstergelerine göre değerlendirilmektedir?

CHP'li Emre'den Ankara'da Düşürülen İHA İle İlgili Soru Önergesi Haber

CHP'li Emre'den Ankara'da Düşürülen İHA İle İlgili Soru Önergesi

CHP Parti Sözcüsü ve İstanbul Milletvekili Zeynel Emre, 15 Aralık 2025 tarihinde Ankara hava sahasında yaşanan ve hava trafiğinde aksamalara yol açan insansız hava aracı (İHA) olayına ilişkin olarak Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler’in yanıtlaması istemiyle Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne yazılı soru önergesi verdi. Hava sahası güvenliği gündemde Emre, Bakanlık tarafından yapılan açıklamalara ve kamuoyuna yansıyan bilgilere göre, “kontrolden çıktığı” belirtilen bir İHA nedeniyle alarm tedbirleri alındığını, başkentte uçuş yönlendirmeleri yapıldığını ve söz konusu İHA’nın meskûn mahal dışında düşürüldüğünün açıklandığını hatırlattı. Olayın, başkent hava sahası güvenliği ve kritik tesislerin korunması açısından tüm yönleriyle açıklığa kavuşturulması gerektiğini vurguladı. Soru önergesinde, son yıllarda iktidar tarafından sıkça dile getirilen “yerli ve millî savunma sanayii” ile “entegre ve katmanlı hava savunma” vurgularına dikkat çeken Emre, bu olayın erken tespit, koordinasyon ve müdahale kapasitesi açısından kamuoyunda soru işaretleri yarattığını ifade etti. Dört başlıkta açıklama talebi CHP’li Zeynel Emre, Millî Savunma Bakanlığı’ndan dört ana başlık altında açıklama yapılmasını istedi. Buna göre önergeyle; İHA’nın ilk tespit edildiği andan etkisiz hâle getirildiği aşamaya kadar geçen süreci ve erken müdahale kapasitesini, Düşürülen İHA’nın hangi ülke veya kuruma ait olduğunun tespit edilip edilmediğini ve bu kapsamda herhangi bir diplomatik ya da askerî girişimde bulunulup bulunulmadığını, Karadeniz’de artan gerginlik ve bölgesel güvenlik gelişmeleri dikkate alındığında olayın bir keşif, yoklama ya da provokasyon ihtimali kapsamında değerlendirilip değerlendirilmediğini, Olayın ardından başkent hava sahası ve kritik tesislerin korunmasına yönelik hava savunma ve karşı-İHA tedbirleri kapsamında bir değerlendirme veya sonuç raporu hazırlanıp hazırlanmadığını sordu. Emre, söz konusu soruların yanıtlanmasının, Türkiye’nin hava sahası güvenliği ve ulusal savunma politikaları açısından kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi bakımından önem taşıdığını belirtti.

Bir Nesil Gözümüzün Önünde Kayıp Gitmektedir Haber

Bir Nesil Gözümüzün Önünde Kayıp Gitmektedir

CHP Sözcüsü Zeynel Emre, Parti Genel Merkezi'nde düzenlediği basın toplantısında, ekonomi ve adalet sistemine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Konuşmasına TBMM'de staj yaparken tacize uğrayan stajyer öğrencilerle ilgili gelişmelerle başlayan Emre, şunları söyledi: "Bugün maalesef TBMM büyük bir skandal ile çalkalanıyor. TBMM'de staj yapmak için gelen kız çocuklarının tacize uğradığına yönelik iddialar var. Bu iddialar üzerine soruşturma açıldığı ve bir kişinin gözaltına alındığı bilgisi var. Oradaki ifadelere baktığımız zaman buradaki öğrenciler, evlatlarımız maalesef bazı personellerin Bu çocuklara ‘küçük sevgilim’ diye hitap ettiği ve bu çocuklarımızın istismar edildiğine yönelik bilgiler var. Tabii bunu birkaç sapığın meselesi olarak değerlendirmemek lazım çünkü bu yıllardan beridir halının altına süpürülen sorunların bir sonucudur. Türkiye'de ciddi bir suç patlaması vardır. Bu her alanda ortaya çıkıyor. Bugün maalesef TBMM'de dahi kız çocuklarımız taciz edilebiliyor. Yine ikinci bir olay, bu da ibretliktir; Antalya emanette bulunan 50 kilo gümüşün 25 kilo altının onu orada muhafaza etmekle yükümlü görevli memurun alıp çocukları ile birlikte yurt dışına kaçması. Düşünebiliyor musunuz Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nde sokakları, meydanları, evleri bıraktık adaleti sağlamak ile görevli, yetkili bulunan bir yerin adli emanetinde hırsızlık yapılabiliyor. "Çocukların karıştığı cinayet sayısı iki kat artmıştır" Sadece 2024 yılında çocukların karıştığı olay sayısı 600 binin üzerinde. Yine 2015 yılından bugüne kadar baktığımızda çocukların karıştığı cinayet sayısı iki kat artmıştır. Uyuşturucu satma suçuna karışan çocuk sayısı katlanmıştır. Bunu basit bir asayiş sorunu olarak değerlendiremeyiz. Burada bir gelecek, birine nesil gözümüzün önünde kayıp gitmektedir. Bir hususun da altını çizmek istiyorum, biz sadece CHP olarak kamuoyunda bilinen dosyaları okumuyoruz, incelemiyoruz. Ülkemizin geleceği açısından hassasiyet ile takip ettiğimiz ve suç oranının artışı bakımından önlemler, alınması, yapılması gerekenlerin tespiti açısından da birçok dosyayı takip ediyoruz. Bunlardan bir tanesi de İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 'Barış Boyun iddianamesi' olarak sunduğu dosya. Bu dosyanın içeriğine baktığımız zaman bu örgüt kapsamında işlenen suçların her 4 suçtan birinin bir çocuk tarafından işlendiğini görüyoruz. Yaklaşık 40 çocuk burada sanık olarak duruyor. "Hükümetin bunlara doğal bir afet muamelesi yapma hakkı yoktur" Bu çocukların ifadeleri sosyal konumlarına incelediğimizde dört temel başlık önümüze geliyor bunlardan bir tanesi yoksulluk. Mesela çocuklarından birisi ifadesinde 'babam hasta, 50 bin lira vereceklerini söylediler gittim benzin istasyonuna 3 el ateş ettim' dedi. Diğer başlıklardan birisi de kimlik arayışıdır. Sokakta kalmaktan, yalnızlıktan, aile içi şiddetten kaçan ve ait olma duygusu ile bir yere kendisini empoze etmek isteyen çocuklar var. Üçüncüsü ise; lüks hayat fantezisi üzeredir. Hayatında hiç otel görmemiş çocuklar lüks otellerde uyuşturucu ve alkol etkisi ile hücre evlerinde, otel odalarında bu işleri hazırlanıyorlar. Bir diğer başlık ise tehdit üzerinden gerçekleşiyor. Yani 'bu işi yapmazsanız sana da ailene de zarar veririz' diyerek 14 yaşındaki bir çocuğa suç işletebiliyorlar. Yani artık çocuk suçluluğu dediğimiz şey bir çocuğun hata yapması, organize suç örgütlerine yoksullukla ve çaresizlikle çocuklara suç makinesini değiştirmesinin ötesindedir. Aile Bakanlığımız seyrediyor, Adalet Bakanlığımız seyrediyor, İçişleri Bakanlığımız seyrediyor. Drone kameraları ile görüntü servis etmek bütün bunların önüne geçilemez. Bir iktidar, bir siyasi parti halkın önüne çıktığı zaman 'bana yetki ver ben de ülkenin refah seviyesine yükselteceğim, eğitim seviyesini yükselteceğim, suç oranını düşüreceğim, çocuklara daha iyi bir gelecek getireceğim' der. Ancak tüm bunların aksi oluyorsa sebebi hükümetin bunlara doğal bir afet muamelesi yapma hakkı yoktur. Onlar bizatihi bunların sorumlularıdır. "Ülkemizdeki fırsat eşitliği AKP eliyle ortadan kaldırılmış durumdadır" Bizim ülkemizde yoksullukla mücadele edilmiyor, palyatif önlemlerle geçici yönetme şekli ile sorun örtülmek isteniyor. Bu yüzden biz diyoruz ki çocuklarımız için gerçek bir seferberlik ilan etmeliyiz. İlkokuldan ortaokula, ortaokuldan liseye yurtlara, mezun olduktan sonrasına kadar bütün çocuklarımız ile ilgili her türlü şiddette sıfır tolerans politikası uygulamamız lazım. Bağımsız denetim mekanizması ailelere ve çocuklara güçlü bir şekilde psikolojik destek sağlanmalıdır. Organize suçla sahici mücadele edilmek durumundadır. Cumhur İttifakı mensuplarına sesleniyoruz; bu ittifak mensuplarının özellikle mafya siyaset, bürokrasi ilişkisini kesen ve gençlere örnek olacak bir düzene gelmesi gerekir. Ülkemizde genç işsizlikle mücadele etmemiz bir gün eğitimde fırsat eşitliği için mücadele etmemiz lazım. Bugün ülkemizde fırsat eşitliği kalmamıştır, bugün Doğuda, Orta Anadolu'daki bir çocuk Ankara'da ve İstanbul'da varlıklı bir ailenin çocuğuyla yaşama aynı şartlarda gitmemektedir. Ülkemizdeki fırsat eşitliği AKP eliyle ortadan kaldırılmış durumdadır. "Bunu bir asrın felaketi olarak görmemiz lazım" Yakın zamanda büyük bir acı yaşadık. 2023 yılında 6 Şubat depremlerini yaşadık ve depremde 50 binin üzerinde canımız gitti. Milyonlarca aile bunlardan etkilendi. Biz bu deprem soruşturmalarını incelemek üzere 11 ilde gerçekleştirilen soruşturmalarla ilgili CHP olarak geçtiğimiz yasama döneminde 11 ilin başsavcılıklarında toplantı gerçekleştirdik. Yürüyen soruşturmalar ile ilgili bilgi aldık, baroları ziyaret ettik, oradaki kayıpların beni böyle acıların bir daha yaşanmaması için, sorumluların eksiksiz şekilde ortaya çıkartılması için eksiksiz bir şekilde çaba sarf ettik. Bugün de devam eden davaları takip ediyoruz. Kahramanmaraş'ta görev yapan bilirkişiler 20 dosyada bilirkişilik hizmeti veriyorlar. Bir dilekçeyle yaşadıklarını anlatarak bu 20 dosyadaki bilirkişilikten istifa ettiklerini duyurdular. Bu bilirkişiler farklı çevreler tarafından tehdit ediliyor, hedef gösteriliyor ve bu davalarda objektif şekilde görev yapmaları engelleniyor. Bu yaşadığımız ilk değil. Meclis'e 11. Yargı Paketi olarak sunulan paket içerisinde burada depremle ilgili suça karışan müteahhitler, yapı denetimciler, sorumlular da infaz düzenlemesinden faydalanacak, cezaları düşecek. Bir cezasızlık rejimi inşa ediliyor ve o davalarda görev yapan bir avukat meslektaşımız olacak muhtemel öngörüleri bir toplantıda anlatıyor avukatına Naim Eminoğlu deprem affı olarak düzenlemeye karşı düşüncelerini ifade ediyor ve bu kişi de tutuklanıyor. Bunu bir asrın felaketi olarak görmemiz lazım. Eğer ki bu düzenleme ile orada yüz binlerce insanın mağduriyeti karşısında sorumluları affedilirse ortada bir asrın katliamı olur ve bunun da bizatihi sorumlusu Adalet ve Kalkınma Partisi'nin yetkileridir. "Bir muhalefet partisi yetkilisinin yargı görevini yapanın etkileyecek bir nüfuzu yoktur" Bugün de bizim cumhurbaşkanı adayımız Sayın Ekrem İmamoğlu'nun kamuoyunda 'bilirkişi davası' olarak bilinen davası vardı. Sayın İmamoğlu 'bilirkişi görevini yapanı etkilemeye teşebbüs etmiş' güya. Bu suçların faili olabilmek için birincisi yargıyı etkileyebilecek bir siyasi kudrette olmanız lazımdır tıpkı Tayyip Bey gibi tıpkı Adalet Bakanı gibi tıpkı Başsavcılık gibi. Bir muhalefet partisi yetkilisinin yargı görevini yapanın etkileyecek bir nüfuzu yoktur. Bu suçlar ağırlıklı olarak bu tip meseleler için getirilmiştir kaldı ki savunma dokunulmazlığı ve kutsallığı binlerce yıldır gelen bir anlayıştır. Bizim kanunlarımızda da buna işaret edilmiştir. Bir kimse kendi yargılandığı dava ile ilgili dosyaya gelen bilirkişinin kendisinin ve partisinin daha önce tüm yargılandığı davalarda aynı isim olması, binlerce bilirkişi içerisinde aynı kişinin gelmesi ve sürekli de suçlu olarak gösterilmesi karşısında bu duruma tepki gösterdiği bir basın toplantısı suç olarak gösterilemez. Sana kendisini savunur ve görüşüp hele kendisini savundu ve bu kutsal bir haktır. "Ortada bir adalet krizi vardır" Ortada bir adalet krizi vardır. Adalet başlığı ekonomiyi, toplumsal huzuru her şeyi etkiliyor. Buraya düzeltemezseniz başka hiçbir şey düzeltemezsiniz. Dün Adalet Bakanı Meclis Genel Kurulunda bir konuşma yapıyor ve 'Türkiye Cumhuriyeti devleti demokratik bir hukuk devletidir' diyor. Hakim Savcılar Kurulu 13 kişiden oluşuyor ve bunun başkanı Adalet Bakanı bu yapının oluşumunda Adalet ve Kalkınma Partisi söz sahibi. Durmadan yargı paketleri geliyor, reform paketleri geliyor. Siz bir şeyi reform edeceğinizi söylüyorsanız zaten bir şeyin kötü gittiğini söylüyorsunuzdur. 11 yargı paketi ile övünen bir adalet bakanı ve yetkililer var. Gerçek anlamda bir adalet duygusunu ortaya çıkartmak, insanlara bu duyguyu vermek istiyorsak önce parti rozetini çıkartarak objektif bir hukukçu olarak meselelere yaklaşması lazım. Herkesin savcılık makamı iktidara yakın mı yoksa muhalefete yakın dosyaların mı daha dikkatli ile özenle bakıyor bunu da kamuoyu bilmektedir." "Asgari ücretin 39 bin lira olması bile düşük" Asgari ücret komisyonu toplantısı hakkında da değerlendirilmelerde bulunan Zeynel Emre, şunları söyledi: "Biz asgari ücretin bu ülkenin en az 39 bin lira olması gerektiğini ifade ediyoruz. Bunu da küçük işletmeleri koruyarak yapabileceğimizi söylüyoruz. Eğer işte temsilcileri o toplantılara katılır ise biz bu düşüncelerimize orada göndereceğimiz bir heyet ile birlikte nasıl gerçekleşebileceğini de sunmayı hazırız. Şu anda asgari ücret komisyonu toplandı. Biz 39 bin lira olsun diyoruz bunun altında yokuz diyoruz. Bu bile yetmez ama en azından asgari düzeyde insanların hayatını devam ettirecek bir arayış, bir çalışmanın içerisinde bulunmamız lazım. Biz ülkedeki sosyal sıkıntıların farkındayız ve her alanda düzeltme yapmak için acaba içerisindeyiz."

CHP Sözcüsü Emre: "Asgari Ücret 39 Bin TL Olmalıdır" Haber

CHP Sözcüsü Emre: "Asgari Ücret 39 Bin TL Olmalıdır"

Cumhuriyet Halk Partisi Sözcüsü ve İstanbul Milletvekili Zeynel Emre, Genel Başkan Özgür Özel başkanlığındaki Merkez Yönetim Kurulu (MYK) toplantı gündemi ile ilgili olarak parti genel merkezinde basın toplantısı düzenledi. Emre, toplantının ana gündeminin Meclis’teki bütçe görüşmeleri ve Türkiye’nin sorunları olduğunu belirterek, iktidarın yargı ve ekonomi politikalarına sert eleştiriler yöneltti. ​Yargı Bağımsızlığına Sert Eleştiri ​CHP Sözcüsü Emre, son yerel seçimlerin ardından başta İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu olmak üzere CHP'li belediye başkanlarına yönelik hukuki süreçleri "araçsallaştırılan yargı eliyle düzenlenen operasyonlar" olarak nitelendirdi. ​Emre, İmamoğlu'nun diploma davası dahil olmak üzere birçok önemli davanın hakimleri ve heyetlerinin talepleri olmaksızın değiştirildiğini ve bunun "siyasi saiklerle" yapıldığını ileri sürdü.​Bu durumu "milli egemenliğe ve halkın seçme-seçilme hakkına yönelik saldırı" olarak değerlendirdiklerini vurguladı.​Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek'in sağlık sorunlarına rağmen tutuklu yargılanmasını eleştirdi ve hayati tehlikesinden iktidarı sorumlu tuttu.​ Bütçe "Halkın Değil, Sermayenin" ​Meclis’te başlayan bütçe görüşmelerine değinen Zeynel Emre, 2026 yılı merkezi yönetim bütçesini eleştirerek, bütçenin "bir avuç sermayenin ve AKP'nin bütçesi" olduğunu savundu. ​Bütçe açığının (2 trilyon 713 milyar TL) faize ödenecek rakama eşit olduğunu belirterek, bütçenin "faizcinin güçlendiği" bir yapıya sahip olduğunu ifade etti.​Emre, vergi gelirlerinin yine emekçiden ve dolaylı tüketimden toplandığını, ancak bu iktidar döneminde servetine servet katanlara dokunulmadığını söyledi.​CHP, asgari ücretin 39.000 TL olması gerektiğini yineleyerek, bu yükü hafifletmek için işletmelere yönelik kademeli adil teşvik modeli önerisini tekrarladı.​ Çocuk İşçiliği ve Güvenlik Zafiyeti Uyarısı ​Zeynel Emre, toplantıda eğitim ve güvenlik konularına da dikkat çekti. ​Milli Eğitim Bakanlığı'nın MESEM projesini eleştirerek, 15 yaşındaki çocukların asgari ücretin %30'u karşılığında ağır şartlarda çalıştırıldığını ve bu süreçte 16 çocuğun hayatını kaybettiğini açıkladı. Bu durumu "çocuk emeğinin sömürüsü" olarak nitelendirdi.​Türkiye'nin Küresel Organize Suç Endeksi'nde Avrupa birincisi olduğunu belirterek, sokaklardaki çeteleşmeye ve artan suç oranlarına dikkat çekti. ​Emre, Türkiye'nin bu kaotik durumdan çıkmasının yolunun "kimsenin susmaması, sinmemesi ve mücadeleye devam etmesi" olduğunu belirterek, CHP'nin halkın sesi olmaya devam edeceğini söyledi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.