SON DAKİKA
Hava Durumu

#Yaşam Hakkı

Porsuk Haber Ajansı - Yaşam Hakkı haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Yaşam Hakkı haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Milli Eğitim Bakanlığı’nın Bu Çığlığı Duyması İçin Ne Yapmalıydı? Haber

Milli Eğitim Bakanlığı’nın Bu Çığlığı Duyması İçin Ne Yapmalıydı?

İstanbul Çekmeköy’de bir lisede uzaklaştırılması istenen öğrenci tarafından katledilen öğretmen Fatma Nur Çelik’in ardından CHP Kadın Kolları Genel Başkanı Asu Kaya zehir zemberek açıklamalarda bulundu. Kaya, "Öğretmenimiz 'sıradaki biz olabiliriz' diyerek katilinin adını bir yıl önce bildirmiş. Fatma Nur öğretmen Milli Eğitim Bakanlığı’nın bu çığlığı duyması için daha ne yapmalıydı" dedi. Asu Kaya’nın açıklaması şöyle: ‘’İstanbul Çekmeköy’de bir lisede yaşanan vahşi saldırı sonucu öğretmenimiz Fatma Nur Çelik hayatını kaybetti. Bir öğretmen daha görev yaptığı okulda, korunması gereken bir mekânda yaşamdan koparıldı. Daha acısı ne biliyor musunuz? Bu cinayet geliyorum demiştir. Fatma Nur Çelik geçen yıl yaşanan bıçaklama olayının ardından “Can güvenliğimiz yok, sıradaki biz olabiliriz” demiştir. Riskli görülen öğrencilerin isimleri disiplin kuruluna bildirilmiştir. Yani tehlike bilinmektedir. Uyarı yapılmıştır. Alarm verilmiştir. Peki ne yapılmıştır? Bir öğretmen daha ne kadar açık konuşmalıydı? Bir kadın daha ne kadar görünür bir tehlikeyi anlatmalıydı? Bir insanın yaşam hakkı neden ciddiye alınmadı? Okullar şiddetin değil bilimin yuvasıdır. Öğretmenler derse girerken ölüm korkusu yaşamamalıdır. Eğer bir eğitimci, görev yaptığı kurumda “Can güvenliğimiz yok” diyorsa ve buna rağmen önlem alınmıyorsa, burada ağır bir ihmal vardır. Öğretmenlerimizin canı, mülki amirlerin ve bakanlığın insafına terk edilemez. Okullarımız Bilim yuvası olmaktan çıkmış, savunmasız öğretmenlerin hedef alındığı birer 'güvenliksiz alana' dönüşmüştür. 17 yaşındaki bir çocuk elinde bıçakla okula nasıl girebiliyor? Disiplin yönetmelikleri neden sadece kağıt üzerinde kalıyor?’’ Kaya, açıklamasını şu sözlerle tamamladı: "Fatma Nur öğretmenin çığlığını sümen altı edenler, o risk raporlarını ciddiye almayanlar en az saldırgan kadar suçludur. CHP Kadın Kolları olarak bu davanın takipçisi olacağız. Ne bir öğretmenimizi ne de bir çocuğumuzu bu karanlık düzene kurban vermeyeceğiz. Fatma Nur Çelik’in ailesine ve eğitim camiasına başsağlığı diliyor, sorumluları derhal hesap vermeye çağırıyorum."

Eğitimciye Yönelen Şiddet Bir Toplumsal Çürüme Belirtisidir Haber

Eğitimciye Yönelen Şiddet Bir Toplumsal Çürüme Belirtisidir

Eğitim-Bir-Sen Eskişehir 1 Nolu Şube Başkanı İbrahim Akar, İstanbul’da bir okulda meydana gelen şiddet olayı ve bir öğretmenin hayatını kaybetmesi ile ilgili olarak bir açıklama yaptı. Eğitim-Bir-Sen Eskişehir 1 Nolu Şube Başkanı İbrahim Akar şu ifadeleri kullandı; "Bugün kelimelerin tükendiği, hangi cümleyi kursak acımızı dindirmeye yetmeyeceği bir anı yaşıyoruz. Bir öğretmenin iyi bir insan milletine faydalı bir vatandaş olması için ter döktüğü öğrencisi tarafından katledilmesi, yaşadığımız acıyı tarif edilemez boyuta taşımıştır. Eğitim sistemimizi nasıl daha verimli ve başarılı kılarız, eğitim çalışanlarının sorunlarına nasıl çözüm getirebiliriz düşüncesiyle çaba sarfeden eğitimciler olarak hazin bir cinayet haberiyle daha derinden sarsılmış bulunuyoruz. İstanbul Çekmeyeköy’de Fatma Nur Çelik öğretmenimiz vefat etmiş; bir diğer öğretmenimiz ile bir öğrencimizin hastanede tedavileri devam etmektedir Meslektaşımıza Allah’tan rahmet, ailesine ve bütün eğitim camiamıza başsağlığı; yaralı öğretmenimiz ile öğrencimize acil şifalar diliyoruz. Eğitim çalışanlarına yönelik şiddet olayları münferit eylemler olmaktan çıkmış, yaygın bir toplumsal sorun haline gelmiş ve toplumun geleceği açısından vazgeçilmez olan eğitim öğretim hizmetinin yürütülmesini sekteye uğratacak dereceye varmış bulunmaktadır. Öğretmenlerimize yönelen şiddet, eğitimcilerimizin canına kast edilmesi, eğitimin can güvenliği kaygısına teslimi, kabulü ve tahammülü mümkün olmayan bir sorun alanına dönüşmüştür. Eğitimciye yönelen şiddet, bir toplumsal çürüme belirtisidir. Yaşadığımız bu olay, eğitimciye, öğretmene karşı şiddetin ne ilk örneğidir ve korkumuz odur ki ne de son örneği olacaktır. Eğitimciye yönelen şiddetin vaka-i âdiyeden bir hale geldiği, eğitim çağındaki çocukların şiddetin faili haline geldiği bir dönemdeyiz. Eğitimciye şiddet ne yazık ki bir iş güvenliği ve iç güvenlik sorununa dönüşmüştür. Eğitimcilere yönelik saldırılar geleceğimizi karartmakta, eğitim camiasını tedirgin etmekte, can güvenliğinin çalışma hayatındaki başat sorun haline dönüşmesi riskini ortaya çıkarmaktadır. Eğitimcilere yönelik her saldırı, özellikle eğitim çağındaki çocuklardan, öğrencilerimizden kaynaklandığında aklımızı körleştirmekte, ruhumuzu karartmakta, benliğimizi esir almakta, irfanımızı yok etmektedir. Ancak daha vahimi son örneği İstanbul Çekmeköy’de yaşandığı gibi şiddetin failinin bizatihi öğrenci ve çocuk olduğu hallerde, bunun sıradan bir şiddet sorunu olmadığı, toplumsal bir sorun olduğu gerçeği tüm çıplaklığıyla toplumun karşısına çıkmaktadır. Çocuk suçluluğun çocuğun aile başta olmak üzere içinde bulunduğu sosyal çevrede çocuğun ruhsal, psikolojik, ahlakî gelişimi için gerekli ilgi, sevgi, şefkat, eğitim ve disiplini alamamasının sonucu olduğu gözetilmelidir. Çocuğun, ailenin bir üyesi olarak kişiliğini, karakterini, toplum içinde bir birey olarak sergilediği bireysel davranışlarını, değerlerini, ahlakî yargılarını, her şeyden önce ailesi içinde aldığı eğitimle kazanacağı unutulmamalıdır. Aile içindeki düzensizlik, ilgisizlik, sevgisizlik, saygısızlık, değersizlik, topluma, okula, işe, çevreye suç olarak yansıyacaktır. Bu sebeple, cehalete dayanan şiddeti veya şiddete dayanan cehaleti bir an evvel ortadan kaldırmak için çocuk ve genç eğitimine olduğu kadar yetişkin ve aile eğitimine de ağırlık vermeli; çocuk suçluluğunun arka planında aile olduğunu da görmeli; suçun faili olan çocuğun yanında ailenin de suçtan sorumluluğunu gözetmeliyiz. Göz göre göre gelen sorunu, gözümüzün önünde duran soruna, gözümüzü kapayarak çözüm bulamayız. Bugün yaşadığımız acılar, dünün ihmal ve umursamazlığının sonucudur. Yarın yaşanmasını istemediğimiz acılar da bugünkü ilgisizliğin sonucu olmamalıdır. Bu konuya ısrarla dikkat çekip çözüm önerilerimizi sunduğumuz her durumda karşılaştığımız “umursamazlık ve duyarsızlık” şeklindeki anlaşılmaz tutum, şiddetin ateşine benzin dökmekten başka bir anlama gelmemektedir. Uluslararası hukuk ve anayasada ifadesini bulan yaşam hakkı ilkesi çerçevesinde, devletin kasıtlı ve hukuksuz şekilde ölüme, yaralanmaya ve zarara sebebiyet verilmesini önleme yükümlülüğü yanında kendi hukukuna tabi kişilerin yaşamlarını korumak için gerekli tedbirleri almakla yükümlü olduğunu hatırlatmak isteriz. Devletin bu yükümlülük çerçevesinde suç işlemekten caydırıcı yasal zemini ve idari koşulları tesis ederek yaşam hakkını koruma ve ayrıca buna ilişkin ihlalleri önleyici, bastırıcı ve cezalandırıcı bir infaz mekanizması geliştirme ödevinin, okul güvenliğini tesis ederek eğitim kamu hizmetinin yürütülmesinde iş güvenliğinin sağlanması ve güvenli çalışma ortamının tesisi zorunluğunun, hukuk devleti olmanın gereği olduğunu hatırlatmak istiyoruz. Eğitimciler her türlü şiddet ve saldırılar karşısında savunmasız, korumasız bırakılmamalı; yaptıkları işin onur, önem ve ağırlığına uygun hayat, çalışma ve güvenlik şartları sağlanmalıdır."

Uzaklaştırma Kararları Ölüm Belgesi Olmayacak! Haber

Uzaklaştırma Kararları Ölüm Belgesi Olmayacak!

Cumhuriyet Halk Partisi Kadın Kolları Genel Başkanı ve Osmaniye Milletvekili Asu Kaya, Türkiye’de son 24 saat içinde 6 kadının katledilmesine ilişkin yaptığı açıklamada katledilen kadınlardan üçünün uzaklaştırma kararı altında olduğuna dikkat çekti, sistemin iflas ettiğini vurguladı. Kadın Kolları Genel Başkanı Asu Kaya yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi; ‘’Türkiye’de son 24 saatte 6 kadın katledildi. Üstelik üçü hakkında uzaklaştırma kararı bulunan erkekler tarafından öldürüldü. Yani devlet biliyordu. Yani risk kayıt altındaydı. Yani kadınlar “koruma altındaydı.” Ama yine öldürüldüler. İstanbul’da Filiz Şağbangül, üç çocuğunun gözleri önünde defalarca bıçaklanarak katledildi. Gebze’de Aylin Polat Dağ, hakkında uzaklaştırma kararı bulunan erkek tarafından istasyonda herkesin ortasında vurularak öldürüldü. Van’da Gönül Alkan, uzaklaştırma kararı aldırdığı erkek tarafından katledildi. Osmaniye’de İlknur Koç, boşandığı erkek tarafından öldürüldü. Aksaray’da Kübra Kılıç boşandığı erkek tarafından katledildi; fail, Zeynep Ayaz’ı da ateşli silahla öldürdü. Uzaklaştırma kararı olan erkekler, kadınları sokak ortasında öldürebiliyorsa; koruma kararları uygulanmıyor demektir. Denetim yapılmıyor demektir. Fail takibi yapılmıyor demektir. Kadınların yaşam hakkı ciddiye alınmıyor demektir. Buradan açıkça söylüyorum: Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı görevini yerine getirmemiştir. Risk altındaki kadınları izleme, koruma ve destek mekanizmalarını işletmemiştir. Şiddeti önleme sistemini kâğıt üzerinde bırakmıştır. İçişleri Bakanlığı caydırıcılığı sağlayamamıştır. Uzaklaştırma kararlarının denetimini etkin yapamamıştır. Fail takibini eksiksiz gerçekleştirememiştir. Ve siyasi sorumluluk makamı olan iktidar; kadınların yaşam hakkını koruyamamıştır. Her kadın cinayetinden sonra taziye mesajı yayımlamak sorumluluğu ortadan kaldırmaz. Kadınlar ölürken açıklama yapmak vicdanı temizlemez. Devletin asli görevi yaşam hakkını korumaktır. Koruma kararı verdiği kadını koruyamayan bir sistem çökmüş demektir. Kadınların yaşam hakkı için görevini yapmayan herkes hesap vermelidir. Koruma kararlarını uygulamayan, denetlemeyen, ciddiye almayan her kamu görevlisi sorumludur. Bakanlıklar birbirine pas atarak bu vebalden kurtulamaz. Kadın cinayetleri kader değildir. Bu ölümler önlenebilirdi ama önlenmedi. Ve biz bunu unutmayacağız. Kadınların yaşam hakkı için sonuna kadar mücadele edeceğiz. Ve bu ülkede uzaklaştırma kararları ölüm belgesi olmayacak!’’

Kadınlar Ölüyor, İktidar Seyrediyor Haber

Kadınlar Ölüyor, İktidar Seyrediyor

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu tarafından son günlerde yaşanan kadına yönelik şiddet olayları ve kadın cinayetleri ile ilgili olarak bir basın açıklaması yapıldı. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu, CHP Eskişehir İl Kadın Kolları, 29 Ekim Cumhuriyet Kadınları Derneği ve ESKİ Barosu Kadın Hakları Komisyonu tarafından kadın cinayetleri ile ilgili olarak ortak bir basın açıklaması yapıldı. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu adına açıklamayı yapan Esra Doğan şu ifadelere yer verdi; "Sevgili Kadınlar, hoş geldiniz! Bugün bir kez daha erkek şiddetine “Dur!” demek için buradayız. Fakat sadece yas tutmak için değil; hesap sormak için bir aradayız! Son bir haftadır kadına yönelik şiddetin en vahşi, en çıplak ve inkâr edilemez halleriyle karşı karşıyayız. Kadınlar ölmeye, ağır işkencelere maruz kalmaya devam ediyor. Üstelik tüm bu cinayetler ve ağır şiddet vakaları önlenebilir olmasına rağmen, göz göre göre gerçekleşiyor. Kadınlar ölüyor, iktidar seyrediyor. Geçtiğimiz hafta Gözde Akbaba, İzmir’de, hakkında uzaklaştırma kararı bulunan eski erkek arkadaşı tarafından, evinin önünde vurularak hayattan koparıldı. Üç gün süren yaşam mücadelesinin ardından kurtarılamadı. Uzaklaştırma kararı kâğıt üzerinde kaldı; Gözde henüz 26’sındaydı. Ondan uzak tutulması gereken katil, evinin önünde bekliyordu. Ölüm anı güvenlik kameralarına yansıdı ve iktidarın rolünü bir kez daha görünür kıldı. Devletin korumadığını, korumak istemediğini açıkça gördük. Gaziantep’te Sibel Külah, boşanma aşamasında olduğu Âdem Külah tarafından ağır bir şiddete maruz bırakıldı. İki çocuğunun babası olan erkek, Sibel’i koli bandıyla bağlayıp başından aşağı kezzap boşalttı. Şiddet planlıydı; fail Sibel’in evine bunu yapmak için geldi. Bu şiddet sonucunda kafa derisinin tamamen yandığını ve görme yetisini kaybettiğini öğrendik. Sibel hala yoğun bakımda yaşam mücadelesi veriyor. İşte “ailenin korunması” dedikleri şey, kadınların hayatında tam olarak böyle cereyan ediyor. Ve cumartesi akşamı… İstanbul’un göbeğinde, Şişli’de… Başı ve uzuvları gövdesinden ayrılmış bir kadın bedeni çöp konteynerinde bulundu. Polisler çevredeki konteynerlerde kayıp uzuvları aradı! Öldürülen kadının Özbekistanlı Durdona Hakimov olduğu, erkek arkadaşı tarafından vahşice katledildiği ortaya çıktı. Tıpkı Münevver Karabulut gibi! Aradan tam 17 yıl geçti… Fakat yöntem de fail de değişmedi. Buradan iktidara soruyoruz: Sokaklarımız, işyerlerimiz ve hatta evlerimiz neden biz kadınlar için güvenli değil? Yaşadığımız bu güvensizliğin sorumlusu kim? Bu üç vaka tesadüf değil, münferit değil. Üstelik geçtiğimiz hafta hayattan koparılan kadınlar Gözde, Sibel ve Durdona ile sınırlı değil! Erkek şiddetine her gün farklı kurbanlar veriyoruz. Çünkü iktidar, bir gecede İstanbul Sözleşmesi’nden çıkarken erkek şiddetine açık bir mesaj verdi. Bugün, 6284’ün etkin uygulanmamasının yarattığı cezasızlık politikalarının sonuçlarını yaşıyoruz ve açıkça haykırıyoruz: Bu cinayetler önlenebilirdi. Bu şiddet durdurulabilirdi. Kadınların yaşam hakkı, siyasi tercihlerinize feda edildi!"

Düzenli Beslenmenin Sağlanamaması Kabul Edilemez! Haber

Düzenli Beslenmenin Sağlanamaması Kabul Edilemez!

İYİ Parti Eskişehir İl Başkanlığı tarafından Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Doğal Yaşam Alanında meydana gelen hayvan ölümleri ile ilgili olarak bir açıklama yapıldı. Basın açıklamasını yapan İl Toplumsal Politikalardan Sorumlu Başkan Yardımcısı Burcu İmrek şu ifadelere yer verdi; "Eskişehir Büyükşehir Belediyesi’nin kullanımında olan, ancak iktidar tarafından tahsis edilen hayvan barınağı, uzun süredir kamuoyuna yansıyan eksiklikler, kötü fiziki koşullar, yanlış yer seçimi ve artan hayvan ölümleri ile vicdanları derinden yaralamaktadır. Öncelikle şunu açıkça ifade edelim: Bu barınak meselesi, iktidarla muhalefet partileri arasındaki siyasi çekişmelerin değil, yaşam hakkının konusudur. Can taşıyan her varlık, insan eliyle oluşturulan ihmallerin bedelini hayatıyla ödemek zorunda bırakılamaz. Belediyelere yönelik açık ve örtülü baskılarla, altyapısı ve kapasitesi yetersiz barınaklara binlerce hayvanın kapatılması istenmekte; sokaklarda hayvan beslenmesi yasaklanmakta, bu yanlış politika zincirinin bedelini ise masum canlar hayatlarıyla ödemektedir. Eskişehir Büyükşehir Belediyesi’nin kullanımında olan ve merkezi iktidar tarafından tahsis edilen hayvan barınağında yaşanan sorunlar, bu politikanın sahadaki acı sonucudur. Söz konusu barınakta; Yanlış yer seçimi ve şehirden kopuk konum, Fiziki altyapı ve hijyen eksiklikleri, Veteriner hizmetleri ve personel yetersizliği, Kapasitenin üzerinde hayvan kabulü, Besleme yetersizlikleri nedeniyle açlıkla mücadele eden hayvanlar, Artan ve kamu vicdanını derinden yaralayan hayvan ölümleri artık görmezden gelinemeyecek boyutlara ulaşmıştır. Özellikle altını çiziyoruz: Hayvanların yaşamını sürdürebilmesi için en temel ihtiyaç olan yeterli ve düzenli beslenmenin sağlanamaması, kabul edilemez bir ihmal ve açık bir yaşam hakkı ihlalidir. Diğer yandan sorun yalnızca personel sayısı değildir. Bu alanlarda görev alacak kişilerin vicdanlı, eğitimli, hayvan sevgisi ve sorumluluk bilinci taşıyan bireyler olması hayati önemdedir. Hayvan barınakları, sadece teknik görev alanları değil; merhamet ve etik sorumluluk gerektiren yaşam alanlarıdır. Buradan açık çağrımızdır: Hayvan barınakları, ölüm kampı değil yaşam alanı olmak zorundadır. İhmallerin, denetimsizliğin ve siyasi sorumsuzluğun bedelini masum canlar ödeyemez. Ayrıca çözüm bellidir: Belediyeler ile hayvanseverler, gönüllüler, meslek odaları ve hayvan hakları örgütleri arasında şeffaf, sürekli ve kurumsal bir iş birliği kurulmalıdır. Dışlayıcı değil, katılımcı bir anlayış benimsenmeden bu sorun çözülemez. Öte yandan, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nden geçen son yasal düzenlemelerle birlikte sahipsiz hayvanlar konusunda izlenen yaklaşım, bu krizi daha da derinleştirmiştir. Yerinde yaşatma ilkesinin geri plana itildiği, barınakların tek çözüm gibi sunulduğu bir anlayışta; altyapı, denetim ve şeffaflık sağlanmadan atılan her adım yeni sorunlar üretmektedir. Bu nedenle Meclis’te alınan kararların sahadaki karşılığı da ciddi biçimde sorgulanmalıdır. Hayvanları sokaktan toplamak tek başına çözüm değildir. Çözüm; şeffaflıkla yürütülen bir yönetim anlayışıdır. Çözüm; bağımsız, düzenli ve etkin denetimdir. Çözüm; yaşamı merkeze alan, vicdanı rehber edinen bir yaklaşımdır. İYİ Parti olarak soruyoruz: Bu barınakta bugüne kadar kaç hayvan hayatını kaybetmiştir? Sokaklardan toplatılan hayvanların tamamı barınaklara mı götürülmektedir, yoksa farklı uygulamalarla il sınırları dışına mı bırakılmaktadır? Ölümlerin nedenleri bilimsel ve bağımsız raporlarla ortaya konmuş mudur? Barınağın fiziki koşullarını ve beslenme düzenini iyileştirmek için hangi adımlar atılmıştır? Bağımsız veteriner hekimler ve hayvan hakları örgütleri sürece dahil edilmiş midir? İYİ Parti Eskişehir İl Başkanlığı olarak; sürecin takipçisi olacağımızı, gerek yerel gerek merkezi idareden şeffaflık, sorumluluk ve acil çözüm beklediğimizi kamuoyuna saygıyla duyururuz. Sessiz canların sesi olmaya devam edeceğiz."

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.