SON DAKİKA
Hava Durumu

#Yaşam Hakkı

Porsuk Haber Ajansı - Yaşam Hakkı haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Yaşam Hakkı haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Baro Başkanı Günaydın: "Avukatın Can Güvenliği Savunma Hakkının Güvencesidir" Haber

Baro Başkanı Günaydın: "Avukatın Can Güvenliği Savunma Hakkının Güvencesidir"

Eskişehir Baro Başkanı Barış Günaydın, avukatlara yönelik saldırılar, gazetecilerin tutukluluğu ve kadın cinayetlerine ilişkin açıklama yaptı. Günaydın, “Avukatların korkmadan savunma yapabildiği, gazetecilerin korkmadan haber yaptığı, kadınların korkmadan yaşadığı bir ülke istiyoruz” dedi. Eskişehir Baro Başkanı Barış Günaydın, avukatlara yönelik şiddet, basın özgürlüğü ve kadınların yaşam hakkına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Hukuk devletinin korunması gerektiğini vurgulayan Günaydın, savunma hakkı, basın özgürlüğü ve kadınların yaşam hakkının bir bütün olarak ele alınması gerektiğini belirtti. Son dönemde farklı şehirlerde avukatların görevleri sırasında saldırıya uğramasına, gazetecilerin gözaltı ve tutuklamalarla karşı karşıya kalmasına ve kadın cinayetlerine dikkat çeken Günaydın, yaşananların birbirinden bağımsız olaylar olarak değerlendirilemeyeceğini ifade etti. “Avukatın Can Güvenliği Savunma Hakkının Güvencesidir” Avukatların mesleki faaliyetlerini yerine getirirken saldırıya uğramasının yalnızca hukukçuları değil, hak arayan tüm vatandaşları ilgilendirdiğini belirten Barış Günaydın, avukatların temsil ettikleri kişilerle özdeşleştirilemeyeceğini vurguladı. Günaydın, 13 Ekim’de Aksaray Barosu üyesi Avukat Çiğdem Akbulut Çökmez’in Aksaray Adliyesi’nde, aynı gün Afyonkarahisar Barosu üyesi Avukat Fahri Fevzi Kartal’ın duruşma salonunda saldırıya uğradığını hatırlattı. Günaydın ayrıca 20 Ekim’de Van Barosu üyesi Avukat Turan Yazan’ın adliye içinde, 21 Ekim’de ise İstanbul Barosu üyeleri Avukat Muhammed Baykan Karataş ve Avukat Selim Durna’nın Küçükçekmece’de yürüttükleri haciz işlemi sırasında saldırı ve tehdide maruz kaldığını aktardı. Farklı şehirlerde ve farklı görev alanlarında yaşanan olayların avukatların güvenliği konusundaki endişeleri artırdığını belirten Günaydın, şu değerlendirmede bulundu: “Avukat temsil ettiği kişinin yerine konulamaz. Üstlendiği davanın, yürüttüğü takibin tarafı değildir. Hukuki bir işlemden duyulan öfkenin avukata yöneltilmesi kabul edilemez.” Avukatlara Yönelik Şiddet İçin Yasal Düzenleme Çağrısı Avukatların adliyelerde, duruşma salonlarında ve haciz mahallerinde can güvenliğinden endişe ederek görev yapmasının hak arama özgürlüğünü tehdit ettiğini ifade eden Günaydın, Türkiye Büyük Millet Meclisi, Adalet Bakanlığı ve ilgili kurumlara çağrıda bulundu. Avukatların güven içinde çalışabilmesi için etkili yasal düzenlemelerin yapılmasını ve somut güvenlik tedbirlerinin hayata geçirilmesini isteyen Günaydın, saldırıların etkin biçimde soruşturulması ve sorumlular hakkında hukukun gerektirdiği yaptırımların uygulanması gerektiğini kaydetti. “Kadınların Yaşam Hakkı Devletin Anayasal Yükümlülüğüdür” Açıklamasında kadın cinayetlerine de değinen Barış Günaydın, İzmir’in Menemen ilçesinde görev yapan avukat Özge Pembe Gül’ün öldürülmesine ilişkin duyduğu üzüntüyü dile getirdi. Basına yansıyan bilgilere göre Gül’ün nişanlısı olan polis memuru tarafından öldürüldüğünü belirten Günaydın, kadınların yaşam hakkının korunmasının devletin temel yükümlülüklerinden biri olduğunu vurguladı. Kadın cinayetlerinin ardından benzer açıklamaların tekrarlanmasının yeterli olmadığını ifade eden Günaydın, 6284 sayılı Kanun’un etkin uygulanması, koruyucu ve önleyici tedbirlerin eksiksiz alınması gerektiğini söyledi. Eskişehir Barosu olarak Avukat Özge Pembe Gül’ün ailesine, yakınlarına ve meslektaşlarına başsağlığı dileyen Günaydın, olayın hukuki sürecinin takipçisi olacaklarını açıkladı. “Gazetecilik Suç Değildir, Gerçekler Tutuklanamaz” Barış Günaydın, basın özgürlüğünün de açıklamanın temel başlıklarından biri olduğunu belirterek gazetecilerin gözaltı, tutuklama, adli kontrol kararları, erişim engelleri ve yayın yasakları nedeniyle görevlerini yerine getirmekte zorlandığını ifade etti. Gazeteciler Murat Ağırel ve İsmail Arı’nın tutuklu bulunmalarının basın özgürlüğü bakımından ciddi kaygı yarattığını dile getiren Günaydın, gazetecilerin haber kaynaklarıyla görüşmesinin, iddiaları araştırmasının, kamu görevlilerine soru sormasının ve kamu yararını ilgilendiren konuları gündeme taşımasının gazetecilik faaliyetinin temelini oluşturduğunu söyledi. Günaydın, Anayasa’nın 26. ve 28. maddeleri ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10. maddesinde güvence altına alınan ifade ve basın özgürlüğünün demokratik toplumun vazgeçilmez unsurlarından olduğunu belirtti. Tutuklamanın bir cezalandırma veya yıldırma aracına dönüşmemesi gerektiğini vurgulayan Günaydın, gazetecilerin özgürlüklerinin kısıtlanmasının ve haberlerin erişime engellenmesinin toplumun haber alma hakkını da etkilediğini kaydetti. Eskişehir Barosu Sürecin Takipçisi Olacak Eskişehir Barosu’nun yalnızca avukatların mesleki haklarını korumakla değil, hukukun üstünlüğünü, insan haklarını, savunma hakkını ve temel özgürlükleri savunmakla da yükümlü olduğunu belirten Günaydın, saldırıya uğrayan meslektaşlarının yanında olduklarını ve yaşanan olayların takipçisi olacaklarını ifade etti. Günaydın, gazeteciler Murat Ağırel ve İsmail Arı’nın tutukluluk hâllerine son verilmesini, gazetecilik faaliyetleri nedeniyle özgürlükleri kısıtlanan basın emekçilerine yönelik hukuka aykırı tedbirlerin kaldırılmasını ve sansür ile erişim engellerinin sona erdirilmesini talep etti. Açıklamasının sonunda savunma hakkı, basın özgürlüğü ve kadınların yaşam hakkının birbirinden ayrı düşünülemeyeceğini vurgulayan Günaydın, şu ifadeleri kullandı: “Avukatın can güvenliği, savunma hakkının; gazetecinin özgürlüğü, halkın haber alma hakkının; kadının yaşam hakkı ise devletin en temel yükümlülüğünün güvencesidir.” Günaydın, açıklamasını şu sözlerle tamamladı: “Avukatların korkmadan savunma yapabildiği, gazetecilerin korkmadan haber yaptığı, kadınların korkmadan yaşadığı, yurttaşların korkmadan hakkını aradığı bir ülke istiyoruz. Savunmayı şiddetle, basını tutuklamayla, kadınları cezasızlıkla susturamazsınız."

Başkan Ataç: “Bu Kentte Yaşamın Her Haline Karşı Sorumluyuz” Haber

Başkan Ataç: “Bu Kentte Yaşamın Her Haline Karşı Sorumluyuz”

Tepebaşı Belediyesi Doğal Yaşam Merkezi, 2009’dan 2026 yılı Eylül sonuna kadar 15 bin 334 hayvanı sıcak yuvalarıyla buluşturdu; 28 bin 354 hayvanı kısırlaştırdı, 49 bin 874 can dostun tedavisini gerçekleştirdi. Başkan Ataç, “Bu kentte yaşamın her haline karşı sorumluyuz” dedi. Tepebaşı Belediyesi Veteriner İşleri Müdürlüğü’ne bağlı Doğal Yaşam Merkezi, sahipsiz hayvanların yaşam hakkını önceleyen çalışmalarıyla binlerce can dosta umut olmaya devam ediyor. 2026 yılının Eylül sonuna kadar olan bölümünde ise 611 hayvan sahiplendirildi, bin 497 hayvan kısırlaştırıldı ve 3 bin 120 hayvanın tedavisi yapıldı. Bu çalışmalarla Tepebaşı Belediyesi, yalnızca sahipsiz hayvanların bakımını üstlenmekle kalmadı; onların sağlıklı, güvenli ve sevgi dolu bir yaşama kavuşmaları için de kararlılıkla çalıştı. Başkan Ataç: “Bu kentte yaşamın her haline karşı sorumluyuz” Tepebaşı Belediye Başkanı Dt. Ahmet Ataç, Doğal Yaşam Merkezi’nde yürütülen çalışmaların bir vicdan ve yaşam hakkı meselesi olduğunu belirterek şunları söyledi: “Bir kentin çağdaşlığı, en savunmasız canlarına gösterdiği özenle de ölçülür. Tepebaşı’nda insanı, doğayı ve can dostlarımızı birbirinden ayırmadan; yaşamın her halini eşit derecede önemseyen bir anlayışla çalışıyoruz. Doğal Yaşam Merkezimizde tedavisine umut olduğumuz, sağlığına kavuşmasını sağladığımız ve sıcak bir yuvayla buluşturduğumuz her can, bizim için çok kıymetlidir. Bu rakamların her birinin ardında yeniden hayata tutunan bir can, sorumluluk alan duyarlı bir hemşerimiz ve büyük bir emek var. Satın alma, sahiplen çağrımızı büyütmeye devam edeceğiz. Hiçbir canlının kendisini yalnız ve çaresiz hissetmediği, daha merhametli ve daha yaşanabilir bir Tepebaşı için çalışmayı sürdüreceğiz.” Yuva arayan canlar bir tık uzağınızda Tepebaşı Belediyesi, sıcak bir yuvaya kavuşmayı bekleyen can dostları, belediyenin resmi internet sitesinde yer alan Yuva Arayan Canlar sayfası üzerinden vatandaşlarla buluşturuyor. Vatandaşlar bu sayfayı inceleyerek sahiplendirmeye hazır can dostlar hakkında bilgi edinebiliyor, bir canın hayatını değiştirecek adımı atabiliyor. 15 bin hayvan yuvaya kavuşturuldu. Merkez, 2009 yılından 2026 yılı Eylül ayı sonuna kadar 15 bin 334 hayvanın sıcak yuvasına kavuşmasını sağladı. Aynı dönemde 28 bin 354 hayvan kısırlaştırılırken, yaralı, hasta ve bakıma ihtiyaç duyan 49 bin 874 can dostun tedavisi gerçekleştirildi.

Başkan Ataç: “Yaşam Hakkı, Tüm Canlılar İçin Vazgeçilmezdir” Haber

Başkan Ataç: “Yaşam Hakkı, Tüm Canlılar İçin Vazgeçilmezdir”

Tepebaşı Belediye Başkanı Dt. Ahmet Ataç, 4 Ekim Dünya Hayvanları Koruma Günü’nde yaşam hakkının tüm canlılar için vazgeçilmez olduğunu vurgulayarak, yurttaşlara “Satın alma, sahiplen” çağrısında bulundu. Tepebaşı Belediye Başkanı Dt. Ahmet Ataç, 4 Ekim Dünya Hayvanları Koruma Günü’nde tüm yurttaşlara sahiplenme ve sorumlu hayvan sahipliği çağrısı yaptı. Tepebaşı Belediye Başkanı Dt. Ahmet Ataç, 4 Ekim Dünya Hayvanları Koruma Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada, hayvanların yaşam hakkının korunmasının toplumun tamamının ortak sorumluluğu olduğunu vurguladı. Tepebaşı Belediyesi olarak bu anlayışı güçlü ve sürdürülebilir çalışmalarla hayata geçirdiklerini belirten Başkan Ataç, Veteriner İşleri Müdürlüğü koordinasyonunda hizmet veren Tepebaşı Belediyesi Doğal Yaşam Merkezi’nde can dostların tedavi, aşılama, kısırlaştırma, bakım ve sahiplendirme süreçlerinin titizlikle yürütüldüğünü ifade etti. “Yuva arayan canlarımızı aileleriyle buluşturuyoruz” Doğal Yaşam Merkezi’nin yalnızca tedavi ve bakım sunan bir alan olmadığının altını çizen Başkan Ataç, merkezin yuva arayan canlar için güvenli bir geçiş noktası olduğunu söyledi. Başkan Ataç, “Merkezimizde bakım altına aldığımız can dostlarımızın sağlığına kavuşması için çalışırken, onları sıcak ve kalıcı yuvalarla buluşturmak için de çaba gösteriyoruz. ‘Yuva Arayan Canlar’ uygulamamızla sahiplendirilmeyi bekleyen dostlarımızı hemşehrilerimizle buluşturuyoruz. Bir canın hayatına dokunmak, ona yuva olmak; bir insanın yapabileceği en değerli iyiliklerden biridir” diye konuştu. Hayvan haklarının yalnızca sevgi sözleriyle değil, somut sorumluluklarla korunabileceğini kaydeden Başkan Ataç, şunları söyledi: “Hayvanların yaşam hakkı tartışılmazdır. Onlar da bu kentin, bu doğanın ve bu dünyanın eşit parçalarıdır. Yaralı, hasta ya da sahipsiz bir can gördüğümüzde görmezden gelmemek; su, mama ve güvenli bir alan sağlamak; sorumlu hayvan sahipliği bilincini büyütmek hepimizin görevidir. Tüm hemşehrilerime bir kez daha sesleniyorum: Satın alma, sahiplen. Sevginizle bir canın hayatını değiştirin.” Başkan Ataç, hayvanlara yönelik şiddet, ihmal ve terk edilmeye karşı toplumsal duyarlılığın artması gerektiğini belirterek, “Tepebaşı’nda yaşamı; insanıyla, doğasıyla ve tüm canlarıyla birlikte savunmaya devam edeceğiz” dedi.

Alpagut-Atalan İçin Bilirkişi Raporu: "Çed Kararı İptal Edilmeli" Haber

Alpagut-Atalan İçin Bilirkişi Raporu: "Çed Kararı İptal Edilmeli"

Alpagut ve Atalan mahallelerinde yapılması planlanan altın-gümüş madeni projesine ilişkin bilirkişi raporunda, “ÇED Olumlu” kararının iptal edilmesi yönünde görüş bildirildi. Tepebaşı Belediye Başkanı Dt. Ahmet Ataç, “Çocuklarımıza temiz suyu, verimli toprağı ve kültürel mirası korunmuş bir gelecek bırakmak için mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz” dedi. Alpagut ve Atalan mahallelerinde yapılması planlanan altın-gümüş madeni projesine ilişkin hazırlanan bilirkişi raporunda “ÇED Olumlu” kararının iptal edilmesinin uygun olduğu belirtildi. Tepebaşı Belediye Başkanı Dt. Ahmet Ataç, raporun bilimsel ve hukuki gerçekleri ortaya koyduğunu belirterek, “Bu mücadele yalnızca bugünün değil, çocuklarımızın geleceğinin mücadelesidir. Toprağımızı, suyumuzu, kültürel mirasımızı ve insan yaşamını korumaya kararlılıkla devam edeceğiz” dedi. Alpagut ve Atalan mahallelerinde yapılması planlanan Altın-Gümüş Madeni Ocağı ve Cevher Zenginleştirme Tesisi Projesi hakkında hazırlanan bilirkişi raporu tamamlandı. Raporda, ulaşım konusu hariç olmak üzere ÇED raporunun bilimsel esaslardan uzak bir yaklaşımla hazırlandığı ifade edilerek, 18 Ekim 2025 tarihli “ÇED Olumlu” kararının iptal edilmesinin uygun olduğu yönünde görüş bildirildi. “Bu topraklar yalnızca maden sahası olarak görülemez” Tepebaşı Belediye Başkanı Dt. Ahmet Ataç, bilirkişi raporuna ilişkin yaptığı değerlendirmede, Alpagut ve Atalan’ın yalnızca doğal güzellikleriyle değil, tarihsel ve kültürel değerleriyle de korunması gereken özel bir bölge olduğunu vurguladı. Başkan Ataç, “Alpagut ve Atalan’ı yalnızca yerin altındaki maden rezervleri üzerinden değerlendirmek, bu toprakların binlerce yıllık tarihini, kültürünü, suyunu, ormanını ve insanını yok saymaktır. Bu bölge, geçmişten geleceğe taşımakla sorumlu olduğumuz ortak mirasımızdır. Bilirkişi raporu da maden projesinin arkeolojik sit alanı ve çevresindeki kültürel varlıklar üzerinde yaratabileceği tehlikeyi açık biçimde ortaya koymuştur” dedi. “Doğayı korumak, insanı korumaktır” Doğaya verilecek zararın insan yaşamından ayrı düşünülemeyeceğini belirten Ataç, şöyle devam etti: “Toprak zarar görürse tarım zarar görür, su kirlenirse yaşam zarar görür, orman yok edilirse insanın nefesi kesilir. Doğayı korumak, doğrudan doğruya insanı korumaktır. Bu nedenle mesele yalnızca çevresel bir mesele değildir; halk sağlığı, yaşam hakkı, kültürel miras ve kuşaklar arası adalet meselesidir. Hiçbir ekonomik faaliyet, insan yaşamından ve sağlıklı bir çevrede yaşama hakkından daha değerli değildir.” “Çocuklarımıza yaşanabilir bir kent bırakmak zorundayız” Mücadelenin gelecek kuşaklara karşı bir sorumluluk olduğunu ifade eden Başkan Ataç, “Çocuklarımıza siyanürle, ağır metallerle ve geri dönüşü olmayan çevresel tahribatlarla anılan bir bölge değil; temiz suyu, verimli toprağı, tarihi ve kültürel değerleri korunmuş bir kent bırakmak zorundayız. Bugün vereceğimiz kararlar, çocuklarımızın nasıl bir çevrede yaşayacağını belirleyecek” diye konuştu. “Mücadelemiz mahkeme kararına kadar ve sonrasında da sürecek” Bilirkişi raporunun önemli bir bilimsel ve hukuki aşama olduğunu, ancak yargılama sürecinin devam ettiğini hatırlatan Ataç, nihai kararın mahkeme tarafından verileceğini belirtti. Ataç, açıklamasını şu sözlerle tamamladı: “Bilirkişi raporu, başından beri dile getirdiğimiz kaygıların ne kadar haklı ve bilimsel temellere dayandığını göstermiştir. Ancak mücadelemiz henüz tamamlanmış değildir. Yargı sürecini yakından takip edecek; bölge halkımızla, meslek odalarıyla, çevre örgütleriyle ve yaşamı savunan tüm yurttaşlarımızla dayanışma içinde olmaya devam edeceğiz. ÇED Olumlu kararı iptal edilene, Alpagut ve Atalan’ın doğası, tarihi ve geleceği güvence altına alınana kadar mücadelemiz kararlılıkla sürecektir. Bu mücadele toprağın, suyun, tarihin, çocuklarımızın ve yaşamın mücadelesidir.”

Başkan Ataç “Çevreyi Korumak Bir Tercih Değil, Devlet Politikası Olmalıdır” Haber

Başkan Ataç “Çevreyi Korumak Bir Tercih Değil, Devlet Politikası Olmalıdır”

Tepebaşı Belediye Başkanı Dt. Ahmet Ataç, 5 Haziran Dünya Çevre Günü dolayısıyla yayımladığı açıklamada, iklim krizi, çevre tahribatı, vahşi madencilik, plansız kentleşme ve doğal yaşam alanlarının yok edilmesine dikkat çekerek, çevre mücadelesinin yalnızca yerel yönetimlerin çabasıyla sınırlı kalamayacağını vurguladı. Başkan Ataç, çevre sorununu yalnızca belediyelerin imkânlarıyla çözülebilecek bir mesele olmadığının altını çizerek “Türkiye’de çevrenin korunması, ertelenebilir ya da dönemsel bir gündem olmaktan çıkarılmalı; kalıcı, bilimsel, katılımcı ve bağlayıcı bir devlet politikası haline getirilmelidir. Unutulmamalıdır ki doğayı korumak, geleceği korumaktır. Çevreyi savunmak, yaşam hakkını savunmaktır.” dedi. Vahşi Madenciliğe İzin Verilmemeli Başkan Ataç, “merkezi iktidarın görevi; ormanları, dereleri, meraları, tarım alanlarını, su havzalarını ve doğal yaşam alanlarını korumaktır. Kamuoyunda çevre katliamı olarak nitelendirilen projelere, vahşi madencilik uygulamalarına, ekolojik dengeyi bozan rant odaklı yatırımlara ve bilimsellikten uzak girişimlere izin verilmemelidir. Doğayı yok eden hiçbir proje kalkınma olarak sunulamaz. Gerçek kalkınma; toprağı, suyu, havayı, ormanı, canlı yaşamını ve insan sağlığını koruyarak mümkündür. Bugün ülkemizin ihtiyacı olan şey, doğayı rantın karşısında savunan güçlü bir çevre politikasıdır. Çocuklarımızın geleceğini korumak istiyorsak, çevreyi yalnızca kriz anlarında hatırlayan değil, her alanda önceleyen bir yönetim anlayışını egemen kılmak zorundayız.” Diye konuştu. En Çok Kırılgan Kesim Etkileniyor Başkan Ataç çevre sorunlarından herkesin aynı ölçüde etkilenmediğini vurgulayarak “Çevre krizinin en ağır sonuçlarını çoğu zaman kırılgan kesimler, çocuklar, yaşlılar, engelliler, kadınlar, düşük gelirli yurttaşlar ve sosyo-ekonomik açıdan daha dezavantajlı gruplar yaşamaktadır. Çevre sorunu aynı zamanda bir sosyal adalet meselesidir. Bu nedenle çevre mücadelesi, yalnızca doğayı koruma mücadelesi değil; aynı zamanda eşit, adil ve insanca yaşam hakkı mücadelesidir.” dedi. Çevreye Duyarlı ve İnsan Odaklı Projeler Geliştiriyoruz Başkan Ataç, sözlerini şu şekilde sürdürdü; “Tepebaşı Belediyesi olarak bizler, bu sorumluluk bilinciyle uzun yıllardır çevreye duyarlı, sürdürülebilir ve insan odaklı bir kent anlayışıyla çalışıyoruz. Enerji verimliliği projelerinden yenilenebilir enerji uygulamalarına, geri dönüşüm çalışmalarından atık yönetimine, yeşil alanların korunmasından çevre eğitimlerine, çocuklarımızda doğa bilinci oluşturacak projelerden Yeryüzü Ekoloji Okulu gibi örnek çalışmalara kadar pek çok alanda kararlılıkla hareket ediyoruz. Tepebaşı’nda hayata geçirdiğimiz çevreci uygulamalarla yalnızca bugünün ihtiyaçlarına yanıt vermeyi değil, gelecek kuşaklara daha yaşanabilir bir kent bırakmayı hedefliyoruz. Bizim yerel yönetim anlayışımızda çevre, tali bir başlık değil; kent politikalarının, sosyal politikaların ve yaşam hakkının ayrılmaz bir parçasıdır.”

Eskişehir Barosu’ndan İlayda Zorlu Açıklaması Haber

Eskişehir Barosu’ndan İlayda Zorlu Açıklaması

Eskişehir Barosu Kadın Hakları Komisyonu, İlayda Zorlu’nun şüpheli ölümü ve artan kadın cinayetleri ile kayıp vakalarına ilişkin bir basın açıklaması yayımladı. Açıklamada, kadınların yaşam hakkının korunması için cezasızlık politikalarına son verilmesi ve şeffaf bir soruşturma yürütülmesi çağrısında bulunuldu. ​"İlayda Zorlu’nun Ölümü Münferit Bir Olay Değildir" ​Eskişehir Barosu Kadın Hakları Komisyonu tarafından yapılan açıklamada, İlayda Zorlu’nun yaşamını yitirmesine giden süreçte ağır ve kabul edilemez iddiaların bulunduğu belirtildi. Bir kadın eylemine katıldığı gerekçesiyle ailesinin kolluk kuvvetleri tarafından aranmasının, kadınlar üzerindeki baskı ve denetim mekanizmasının bir göstergesi olduğu ifade edildi. ​Açıklamada şu ifadelere yer verildi: ​"İlayda Zorlu’nun ölümünün ‘intihar’ olarak değerlendirilmesi, olayın tüm yönleriyle aydınlatılması gerekliliğini ortadan kaldırmaz. Aksine, ortaya çıkan çelişkiler karşısında etkin, bağımsız ve şeffaf bir soruşturma yürütülmesi zorunludur." ​Sistematik İhlaller ve Cezasızlık Politikası ​Baro, kadınların yaşam tarzlarına ve tercihlerine yönelik müdahalelerin hem aile içinde hem de kamusal alanda derinleştiğine dikkat çekti. Gülistan Doku ve Rojin Kabaiş örneklerine atıfta bulunulan açıklamada, cezasızlık politikalarının kadınlar aleyhine işlediği vurgulandı: ​Gülistan Doku: Yıllardır akıbeti aydınlatılamayan dosyadaki belirsizliğin son bulması isteniyor. ​Rojin Kabaiş: Şüpheli şekilde yaşamını yitiren Rojin Kabaiş olayının derhal aydınlatılması gerektiği belirtiliyor. ​Yaşam Hakkı: Statü, sınıf veya koşul fark etmeksizin kadınların yaşam hakkının yeterince korunmadığı ifade ediliyor. ​"Dosyaların Sonuna Kadar Takipçisiyiz" ​Eskişehir Barosu Kadın Hakları Komisyonu, kamu otoritelerini sorumluluk almaya davet ederek, erkek egemen bakış açısının şekillendirdiği politikaların kadınları güvencesiz bıraktığını belirtti. Komisyon, İlayda Zorlu, Gülistan Doku ve Rojin Kabaiş dosyaları başta olmak üzere, kadınların yaşam hakkını savunmaya ve cezasızlıkla mücadele etmeye devam edeceklerini kamuoyuna saygıyla duyurdu.

CHP İl Başkanı Yalaz: "Alpagut’u Verirsek Eskişehir’i Teslim Etmiş Oluruz" Haber

CHP İl Başkanı Yalaz: "Alpagut’u Verirsek Eskişehir’i Teslim Etmiş Oluruz"

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Eskişehir İl Başkanı Av. Talat Yalaz, Alpagut-Atalan bölgesinde yapılması planlanan siyanürlü altın ve gümüş madeni projesine karşı açılan bilgilendirme standını ziyaret etti. Projenin yaratacağı doğa tahribatına dikkat çeken Yalaz, tüm Eskişehirlileri 20 Nisan’da yapılacak bilirkişi keşfine davet etti. ​"Hiçbir Maden Doğamızdan Daha Değerli Değildir" ​Konuşmasına doğanın korunmasının öncelikli olduğunu vurgulayarak başlayan Talat Yalaz, Alpagut-Atalan projesinin sadece bir çevre meselesi değil, bir yaşam hakkı mücadelesi olduğunu belirtti. Yalaz, "Cengiz Holding tarafından yürütülen bu girişim, rant odaklı ve insanı yok sayan ekonomik anlayışın devamıdır. Kamu yararı adı altında halkın yaşam alanlarının sermayeye açılmasına itiraz ediyoruz" dedi. ​"Türkiye’nin Sebze İhtiyacının Yüzde 18’i Bu Topraklardan Sağlanıyor" ​Bölgenin tarımsal verimliliğine ve tarihi dokusuna vurgu yapan Yalaz, projenin yaratacağı ekonomik ve kültürel yıkımı şu sözlerle özetledi: ​"Sakarıılıca, Türkiye’nin en verimli tarım bölgelerinden biridir. Ülkemizin sebze ihtiyacının yaklaşık %18’ini karşılayan bu toprakları zehirlemek; sofralarımıza gelen gıdayı ve kırsal yaşamı yok etmektir. Ayrıca bu alan, 1. derece arkeolojik sit alanıdır. Doğayı ve tarihi birlikte yok eden bu anlayış, geleceğe bırakılacak mirası da katletmektedir." ​"İliç Felaketini Unutmadık" ​Proje alanının büyüklüğüne ve siyanür tehlikesine dikkat çeken CHP İl Başkanı, İliç’te yaşanan maden faciasını hatırlattı. Yaklaşık 2450 futbol sahası büyüklüğündeki bir alanda siyanür kullanılmasının büyük bir risk olduğunu ifade eden Yalaz, "Bilimden, akıldan ve kamu vicdanından kopan bu projede olası bir sızıntının bedeli ağır olur" uyarısında bulundu. ​20 Nisan’da Bilirkişi Keşfi Yapılacak ​Eskişehir’in genelinin maden sahası olarak ilan edildiğini hatırlatan Talat Yalaz, Alpagut’taki mücadelenin tüm şehir için kritik olduğunu söyledi. 20 Nisan’daki bilirkişi keşfinde sahada olacaklarını ilan eden Yalaz: ​"Alpagut’u tek başına değerlendirmemeliyiz. Alpagut’u verirsek Eskişehir’i de teslim etmiş oluruz. 20 Nisan’da orada olacağız. Sadece itiraz eden değil, haklarını savunan yurttaşlar olarak toprağımıza, suyumuza ve geleceğimize sahip çıkacağız" dedi.

Eğitim İş Eskişehir’den Milli Eğitim Önünde Oturma Eylemi Haber

Eğitim İş Eskişehir’den Milli Eğitim Önünde Oturma Eylemi

Eğitim İş Eskişehir Şubesi, Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta okullarda yaşanan kanlı saldırılara tepki göstermek amacıyla İl Milli Eğitim Müdürlüğü önünde basın açıklaması ve oturma eylemi başlattı. Şube Başkanı Fadime Arslan, "Okullar güvensiz hale geldi, yaşam hakkımız tehdit altında" diyerek sendikalara ortak mücadele çağrısı yaptı. ​Eskişehir’de Eğitim Emekçilerinden Sessiz Protesto ​Şanlıurfa Siverek ve Kahramanmaraş’ta eğitimcilerin ve öğrencilerin hayatını kaybetmesiyle sonuçlanan saldırılar, Eskişehir’de büyük bir tepkiyle karşılandı. Eğitim İş Eskişehir Şubesi, Ankara’da Milli Eğitim Bakanlığı önünde yapılmak istenen yürüyüşün engellenmesini ve okullardaki şiddet sarmalını protesto etmek için Eskişehir İl Milli Eğitim Müdürlüğü önünde bir araya geldi. ​"Hak Arama Özgürlüğü Engellenemez" ​Basın açıklamasında konuşan Eğitim İş Eskişehir Şube Başkanı Fadime Arslan, Ankara’da yaşanan barikat engeline değinerek, "Eğitimde şiddeti protesto etmek isteyen eğitim emekçileri 9 saat boyunca alanda bekletilmiştir. Bu durum hak arama özgürlüğünün engellenmesidir" dedi. Arslan, saldırılarda hayatını kaybeden meslektaşları ve öğrenciler için taziye dileklerini iletti. ​Çözüm Önerisi: "Köy Enstitüleri Modeli" ​Eğitimdeki güvenlik sorununun sadece polisiye önlemlerle çözülemeyeceğini savunan Arslan, tarihi bir referans vererek Köy Enstitüleri modelini işaret etti: ​"Köy Enstitüleri, güvenliğin dışsal önlemlerle değil; aidiyet, üretim ve eşitlik temelinde nasıl kurulabileceğini göstermiştir. O kurumlarda okul toplumdan kopuk değildi, öğrenciler okulunu sahipleniyordu. Güvenlik, dışarıdan dayatılan bir önlem değil, içeriden kurulan bir düzendi." ​Sendikalara Ortak Mücadele Çağrısı ​Fadime Arslan, eğitimde şiddet konusunun siyaset üstü bir mesele olduğunu vurgulayarak tüm eğitim sendikalarına şu çağrıda bulundu: ​Birlik Mesajı: "Eğitimde şiddet karşısında ayrı gayrı olmaz. Bu mesele hepimizin meselesidir." ​Ortak Ses: "Tüm sendikaları birlikte mücadele etmeye, ortak ses çıkarmaya davet ediyoruz." ​Sessiz Eylem: "İl Milli Eğitim Müdürlüğü önünde saat 17.00’ye kadar sürecek olan sessiz oturma eylemimiz, bu ortak mücadelenin çağrısıdır." ​"Bilimsel ve Kamusal Eğitim Şart" ​Eğitim sisteminin piyasacı ve güvencesiz yapısının değişmesi gerektiğini belirten Eğitim İş, çözümün hakçı, bilimsel ve kamusal eğitim anlayışında olduğunu vurguladı. Açıklama, "Eğitim emekçileri susmayacak, çocuklarımızın ve öğretmenlerimizin yaşam hakkı için mücadeleye devam edeceğiz" sözleriyle noktalandı.

CHP’li Çakırözer’den Öğretmenlerin Yaşam Nöbetine Destek Haber

CHP’li Çakırözer’den Öğretmenlerin Yaşam Nöbetine Destek

Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta yaşanan silahlı saldırıların ardından eğitim emekçileri, öğretmenler Ankara’da Milli Eğitim Bakanlığı önünde yaşam nöbeti başlattı. Okullarda artan şiddet olayları engellensin diye başkentte toplanan öğretmen ve sendikaların eylemine CHP Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer de destek verdi. Eğitim-İş, Eğitim-Sen ve Hürriyetçi Eğitim Sen’in Eskişehir şubelerinden Ankara’ya giden öğretmenlerle bir araya gelen Çakırözer, “Eğitim yuvalarımızda eğitim emekçilerimizin, öğrencilerin güvenliğini istemek öğretmenlerimizin en temel hakkı. Eskişehir’den ve ülkemizin dört bir yanından haklı taleplerini haykırmak, yaşam hakkını savunmak için başkente gelen öğretmenlerimizi maalesef barikatlarla engellediler. Öğretmenler, veliler bugün değilse ne zaman konuşacak? Nerede anlatacak derdini? Ankara’da haklı taleplerini haykırmak için yaşam nöbetinde olan eğitim emekçilerimizin yanındayız!” dedi. ÖĞRETMENLER YAŞAM HAKKI İÇİN ANKARA’DA Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta art arda meydana gelen ve 9 kişinin hayatını kaybettiği okul saldırıları tüm ülkeyi yasa boğdu. Yaşanan saldırıların ardından öğretmenler grev kararı alarak iş bırakırken, saldırıları protesto etmek için ‘yaşam hakkı ve okullarda güvenlik’ talebiyle Ankara’da toplandı. Eğitim-İş, Eğitim-Sen, Hürriyetçi Eğitim Sen Eskişehir Şubeleri de Ankara’daki eyleme destek verirken, CHP Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer de eğitimcileri, öğretmenleri yalnız bırakmadı. Milli Eğitim Bakanlığı’nın önüne yürümek isteyen öğretmenler önce polis barikatıyla engellendi. Öğretmenler oturma eylemi başlatırken, 8 saatlik oturma eyleminin ardından barikat aşıldı ve öğretmenler yaptıkları basın açıklaması ile taleplerini sıraladı. “OKULLARIMIZ ÖLÜM YUVASI OLMASIN” Eğitim emekçilerinin eylemine destek veren Çakırözer, şunları söyledi, “Bugün eğitim emekçileri, öğrenciler ve veliler tedirgin. Herkesin ortak talebi; güvenli okullar. Okullarımızın güvenliğini, yaşam hakkını istemek öğretmenlerimizin en temel hakkıdır. Eğitim emekçilerimiz ‘Bilim, irfan yuvası olan okullarımız artık ölüm yuvası olmasın’ diyorlar. Okullardaki şiddete karşı ‘Artık yeter’ diyen eğitim emekçilerimizin yanındayız. Eğitim emekçilerimizin ve öğrencilerimizin can güvenliğinin sağlanması, okulların şiddetten arındırılması ve caydırıcı, kalıcı düzenlemelerin yapılması için mücadelemizi sürdüreceğiz.”

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.