Suç İşlenmesinin Suçlusu 11. Yargı Paketi mi?
AHPADİ Derneği tarafından 11’inci Yargı Paketi ile getirilen örtülü af ve yargı sorunlarına çözüm olup olamayacağı ile ilgili olarak bir basın açıklaması yapıldı.
AHPADİ Dernek Başkanı Avukat Mehmet Ertaş tarafından yapılan basın açıklamasında şu ifadelere yer verildi;
"Değerli basın mensupları, 2026 Yılının ilk gününde, tatil gününde, yurttaşların haber alma hakkını temin için görevinin başında olup basın açıklamamıza katıldığınız için sizlere şükranlarımızı sunarız. Yurttaşlarımızın yeni yılını kutlarız. 2026 Yılının adalet, hukuk, demokrasi beklentilerimizin gerçekleşeceği mutlu bir geleceğin habercisi olabilecek gelişmelerin en azından ilk muştularını göreceğimiz ve bundan cesaretle umutlarımızı ileriye taşıyabileceğimiz yeni bir yıl olmasını dileriz.
Yaşam hakkı diğer tüm insan haklarına kaynaklık eden temel bir insan hakkıdır. Yaşam hakkının özü bireyin hayatta kalmasıdır. Anayasamızın 17. Maddesinde düzenlenen Yaşam hakkı, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi 3. maddesi, Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi 6. maddesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi 2. maddesi, Amerikan İnsan Hakları Sözleşmesi 4. maddesi, Afrika İnsan ve Halkların Hakları Şartı 4. maddesi ve AB Temel Haklar Şartı 2. maddesi gibi pek çok uluslararası sözleşmede de yer almıştır. Bireylerin yaşam hakkını sağlamak ve korumak devletin sorumluluğundadır. Devletin sorumluluğunu gerektirebilecek şartlar altında can kaybının gerçekleşebileceği durumlarda kamu makamlarının Anayasa'nın 17. maddesi gereğince öncelikle yetkileri dâhilinde tüm imkânları kullanarak yaşama hakkına yönelen tehdit ve risklere karşı etkili yasal ve idari tedbirleri oluşturmaları gerekmektedir. Bu bağlamda, Devletin doğrudan kendi yönetimi altında olan tutuklu ve hükümlülerin yaşam haklarını koruması da pozitif yükümlülüğünün bir gereğini oluşturmaktadır.
Hatırlanacağı gibi, büyük tahribatlar yaratan, milyonlarca insanın ölümüne neden olan Covid 19 salgını döneminde, yaşam hakkı çerçevesinde, hapishanelerde salgın kaynaklı kitlesel ölümlerin önüne geçebilmek alınan önlemler çerçevesinde, dünyanın neredeyse tüm ülkelerinde bazı koşulları taşıyan hükümlülerin önemli bir bölümü, bazı şartlarla ve denetimli olarak hapishanelerden tahliye edilmişti.
Ülkemizde de buna benzer şekilde, 31 Temmuz 2023 tarihi itibarıyla kapalı ceza infaz kurumunda bulunan hükümlüler, yani 31 Temmuz 2023 tarihi itibarıyla yargılamaları sona ermiş, cezaları kesinleşmiş ve infaz aşamasına geçilmiş hükümlülerin bir bölümü, denetimli serbestlik süresinin 1 yıldan 3 yıla çıkarılmasıyla daha erken olarak açık ceza infaz kurumundan tahliye olma hakkı kazanmışlardı.
Ancak, düzenlemenin 31 Temmuz 2023 tarihinden önce işlenmiş ancak 31 Temmuz 2023 tarihinden sonra cezası kesinleşmiş hükümlüleri kapsamaması nedeniyle, cezaları 31 Temmuz 2023 tarihinden sonra kesinleşmiş hükümlüler bu düzenlemeden yararlanamamışlar, bu durum da başka adaletsizliği beraberinde getirmişti.
Ortaya çıkan bu adaletsizliğin giderilmesi, hukuk devleti olmanın bir gereği olduğu gibi özellikle hükümlülerin ve ailelerinin uzun süren bir bekleyiş ve umutları da vardı.
Bu adaletsizliği ortadan kaldırmak amacıyla TBMM’de yapılan çalışmalar sona erdi. Değerli basın mensupları, sizlerin de takip ettiği gibi, 11. Yargı Paketi olarak isimlendirilen Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 631 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun 25 Aralık 2025 Tarihli ve 33118 Sayılı Resmi Gazete yayınlanarak yürürlüğe girdi. Düzenleme ile ilk etapta 55 bin hükümlü erken tahliye oldu. 31 Temmuz 2023 tarihinde işlenen suçlar yönünden halen devam eden yargılamaları deevam eden hükümlülerin cezaları kesinleştikçe de ilerleyen sürelerde yaklaşık 40 bin hükümlünün daha bu düzenlemeden yararlanabileceği ön görülüyor.
Tabi ki bu düzenleme özellikle hükümlüleri ve yakınlarını mutlu etmişse de, toplumun önemli bir bölümünde öfkeye ve kaygılara neden oldu. Tahliye edilenlerin bir kısmının daha tahliyelerinden bir kaç gün geçtikten sonra yeniden suç işlemleri bu kaygıları arttırdı.
Kamuoyunda başlayan bu kaygılar etrafında şu soruların doğru cevaplarını bulmamız gerekiyor. Gerçekten, suçluların yeniden suç işlemelerinin tek nedeni, infaz düzenlemelerinde zaman zaman yapılan bu örtülü aflar mı? Bu örtülü aflar, suç işlemeyi teşfik mi ediyor? İnfaz sisteminin olması gereken şartlarından “caydırıcılık” etkisini azaltıyor mu? Evet, bu tespitler bir ölçüde doğru. Her ne kadar 2023 yılı düzenlemesi ile bu son düzenleme birbirine bağlı zorunluluklardan kaynaklanmışsa da cezanın “caydırıcılık” etkisi üzerinde olumsuz baskı oluşturuyor.
Ancak, tahliye olan suçluların tekrar suç işlemelerinin tek nedenini bu örtülü aflara yüklemek gerçekçi değil. Bu yaklaşım, gerçek nedenleri tespit edememize ve suç oranlarında liderliğimizi devam ettirmemize neden olacaktır.
Son düzenlemeyle gündeme gelen bu tartışmalar, yine infaz sisteminin yetersizliğini de bir kez daha gözler önüne serdi.
Ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazı ile ulaşılmak istenilen temel amaç, öncelikle genel ve özel önlemeyi sağlamak, bu maksatla hükümlünün yeniden suç işlemesini engelleyici etkenleri güçlendirmek, toplumu suça karşı korumak, hükümlünün; yeniden sosyalleşmesini teşvik etmek, üretken ve kanunlara, nizamlara ve toplumsal kurallara saygılı, sorumluluk taşıyan bir yaşam biçimine uyumunu kolaylaştırmaktır. Eğer ki infaz sistemi, bu amacını gerçekleştirmiyorsa, tahliye olan hükümlülerin potansiyel suçlular olması ve toplum için risk taşıması kaçınılmazdır.
Son düzenlemeyle birlikte yaklaışık 650 bin mahkum, denetimli serbestlik ya da şartlı tahliye sistemi gereği, toplum içinde, bizimle birlikte yaşıyorlar.
Ülkemiz, Avrupa Konseyi ülkeleri içinde 100 bin kişi başına düşen 408 kişilik mahkum ve tutuklu sayısıyla en yüksek cezaevi nüfusuna sahip. Sivil Toplum Derneği'nin 3 Kasım 2025 verilerine göre Türkiye'de hapishanelerin doluluk oranı yüzde 140,5'e yükseldi. Türkiye genelinde 402 cezaevinde kapasitenin 116 bin kişi üzerinde mahpus bulunuyor. Bu çok kötü bir oran. Islah amacının önünde büyük bir engel oluşturuyor. Mahpusların yaklaşık %15’i tutuklu mahpus. Avrupa ortalaması ise %33. Bu oran da bize haklarında kuvvetli şuç şüphesi olup soruşturma aşamasında tutuklanmayanların hüküm giyene kadar yeni suçlar işlemeye devam etmelerine istenmeden de olsa olanak sağlandığını gösteriyor.
Ülkemizde, personel başına 4,5 mahkum ve tutuklu düşüyor. Bu oran, Avrupa’daki en yüksek oran. Türkiye’yi 2,7 personel ile en yakın Makedonyanın izlediği dikkate alınırsa personel yetersizliğinin de ıslah sistemi üzerindeki olumsuz etkisi görülebilir.
2025 yılı verilerine göre Türkiye, 100.000 kişi başına 2.5 cinayet sayısıyla 19. sırada.
Türkiye, organize suçlar konusunda ise Dünya Lideri.
Ve son olarak şunu belirtelim. Adalet Bakanlığı verilerine göre Türkiye’de cezaevinden çıkanların %45’i yeniden suç işliyor.
Bu veriler; suç işlenmesini önleyemediğimiz, suç işleyenleri ise ıslah edip topluma kazandırmadığımız gerçeğini gözümüze sokuyor.
Suç işleme oranlarının yüksekliği, başlıca eğitim eksikliğinden, kültür yozlaşmasından, başta siyasette olmak üzere hayatımızın her alanını çevreleyen şiddet ve nefret dilinden, önleyici kolluğun yetersizliğinden, yargılama süreçlerinin uzunluğundan kaynaklanıyor. İnfaz isteminin amaçlarını gerçekleştirememesinin başlıca nedenleri ise, nitelik ve nicelik açısından yetersiz personel istihdamı, etkisiz rehabilitasyon programları, cezaların caydırıcılık etkisinin sınırlı kalması, sık sık başvurulan örtülü aflar cezaevlerinde mahpusların kalabalık ortamlarda kalması olarak işaret edilebilir.
Sıraladığımız bu olumsuz nedenleri ortadan kaldırmasını, çözümleri üretmesini beklediğimiz başta TBMM ve yürtme erki olmak üzere yetkililer ise hiç bir etkili çözüm üretmiyor, birbirini takip eden sıra sayılı paketlerle gün geçiriyor, bizleri oyalıyor.
Bu artarak devam eden suç ve yeniden suç işleme oranlarına önlem alınmazsa, Türkiye’nin hiç bir yerinde yurttaşlarımızın can ve mal güvenliğinin kalmayacağı açıkça görülüyor. Türkiye, uyuşturucu kartellerinin hakim olduğu orta amerika ülkelerine dönüşme riskiyle karşı karşıya.
Örtülü aflarla ortaya çıkan bir kaç yeni cinayet, hırsızlık gibi münferit olayları bir kaç gün tartışıp, tartışmayı tüketip konforlu yaşam alanlarımıza dönmeyi bırakmalıyız. Bu sorunun önemini kavrayıp, ekonomi, yoksulluk ve gelir adaletsizliği yanında Ülkenin önemli gündem maddeleri içine koymalı, sürekli ve planlı çalışmalarla doğru çözüm programlarını oluşturarak uygulanmasını sağlamalıyız. Başta Barolar Birliği ve Barolar olmak üzere, alanla ilgili yetkin sivil toplum kuruluşları ile Üniversitelerimiz de bu konuda inisiyatif almalı, gündem oluşturmalıdır.
İktidar ve muhalefeti oluşturan tüm milletvekillerinin asli görevleri bunlardır. Meclis, kısır ve göstermelik kavgaların yapılacağı yer değildir. Meclis, Ülke sorunlarının tespiti ile somut çözüm önerilerinin konuşulacağı, yasama faaliyetlerinin gerçekleştirileceği, yürütmenin denetleneceği yerdir.
Yetkilileri, Ülkenin gerçek gündemine dönmeye davet ediyoruz."