SON DAKİKA
Hava Durumu

#Türkiye

Porsuk Haber Ajansı - Türkiye haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Türkiye haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

8 Mart Bizim İçin Hediyeleşme Değil, Sözleşme Günüdür Haber

8 Mart Bizim İçin Hediyeleşme Değil, Sözleşme Günüdür

Cumhuriyet Halk Partisi Gençlik Kolları tarafından, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü dolayısıyla Hasan Polatkan Kültür Merkezi önünde bir basın açıklaması yapıldı. CHP Gençlik Kolları Genel Başkan Yardımcısı Handenur Erdilek tarafından yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi; "Bugün burada kadınların eşitlik, adalet ve onurlu yaşam mücadelesinin sesini yükseltmek için bir aradayız. Yalnızca bir günü anmak için değil; tarihten bugüne ilmek ilmek örülen direnişi, dayanışmayı ve umudu büyütmek için buradayız. Kadın emeği, dünyanın en büyük ama en çok görmezden gelinen çarkıdır. Tarlalarda nasır tutan ellerden, ofislerde cam tavanları zorlayan zihinlere; evlerin içine sığdırılmak istense de sokağa taşan o devasa “görünmez” emekten, fabrikaların üretim hatlarına kadar hayatın her zerresinde biz varız. Ancak biliyoruz ki; emeğimizin karşılığı sadece bir gün hatırlanmak değil, hak ettiğimiz değerin her gün teslim edilmesidir. Biz kadınlar “eşit işe eşit ücret” diye yola çıktığımızda sadece rakamlardan bahsetmedik; biz, adaletin her masada, her tarlada ve her ekranda var olmasını istiyoruz. Karşımızda duran devasa eşitsizlik duvarları bizi korkutmuyor; aksine, o duvarları yıkacak olan kolektif iradeyi büyütüyor. Umut, sadece beklemek değil, bir şeyleri değiştirmek için ayağa kalkmaktır. Bizim umudumuz; şiddetin karanlığına karşı sarsılmaz bir kale olan dayanışmamızdır. Bir kadının başarısı, tüm kadınların hanesine yazılan bir zaferdir. Bir kadının sesi kısıldığında, binlerce kadının o sesi yankılatmasıdır. Bizler biliyoruz ki; kadının gücü, diğer kadının elini tuttuğunda yenilmez bir güce dönüşür. Ancak bugün bir gerçeği daha yüksek sesle haykırıyoruz: Kadınların en temel hakkı yaşam hakkıdır. Hiçbir kadın şiddet tehdidi altında yaşamak zorunda değildir. Devletin görevi, kadınları korumak; toplumun görevi, şiddete karşı sıfır tolerans göstermektir. Bu noktada 6284 sayılı Kanun yalnızca bir metin değil, kadınların hayatını koruyan hayati bir güvencedir. Etkin uygulanmadığında eksik kalan her adım, bir kadının hayatından çalınan bir güvencedir. Bizler 6284’ün tavizsiz uygulanmasını, koruma kararlarının gecikmeksizin hayata geçirilmesini ve yaşam hakkının tartışmaya açılmamasını talep ediyoruz. Ülkemizi yöneten kötücül akıl vazgeçmiş olsa da İstanbul Sözleşmesi bizim vazgeçilmezimizdir. Bu mücadele biz kadınlar için bir tercihten daha fazlasıdır. Çünkü rakamlar susmuyor, dile gelip yaşadıklarımızı anlatıyor: 2026 yılının daha ilk ayında, en az 22 kadın erkekler tarafından öldürüldü, 14 kadın ise şüpheli şekilde ölü bulundu. Öldürülen kadınların yaklaşık %23’ü evli olduğu erkek tarafından katledildi. Cinayetlerin %73’ü kadınların en güvenli olması gereken yerde, kendi evlerinde işlendi. Faillerin %50’si ateşli silah kullandı. Bu veriler bize bir gerçeği bir kez daha gösteriyor: Kadınlar en çok “yakınları” tarafından, en çok “evlerinde” ve çoğu zaman önlenebilir şiddet nedeniyle hayatlarını kaybediyor. Bu tablo kader değil; bu tablo ihmallerin, cezasızlığın ve yetersiz koruma mekanizmalarının sonucudur. Her bir sayı, yarım kalan bir hayat; annesiz kalan bir çocuk; susturulmuş bir kahkaha demektir. Türkiye bugün bir değişimin eşiğindeyse, bu değişimin mimarları adaleti vicdanıyla harmanlayan kadınlar olacaktır. Savaşların, ekonomik krizlerin ve toplumsal baskıların en ağır yükünü omuzlayanlar biz olsak da; barışı, refahı ve özgürlüğü inşa edecek olanlar da yine biziz. Bizler sadece “temsil” edilmek değil, kararların bizzat öznesi olmak istiyoruz. Bizim olduğumuz her yer daha güvenli, bizim olduğumuz her kurum daha insani ve bizim olduğumuz her gelecek daha aydınlıktır. Vazgeçmiyoruz! Haklarımızdan, hayallerimizden, sokaklardaki kahkahamızdan ve özgürlüğümüzden asla vazgeçmiyoruz. 8 Mart bizim için bir “hediyeleşme” günü değil, bir “sözleşme” günüdür. Kendi gücümüze, birbirimize ve kuracağımız güzel günlere söz veriyoruz. Karanlığın en yoğun olduğu an, sabahın en yakın olduğu andır. Ve o sabah, kadınların emeği ve cesaretiyle doğacaktır. Emeğimizle, kimliğimizle, özgürlüğümüzle varız. Kazanımlarımızdan, yaşam hakkımızdan ve eşitlik mücadelemizden asla vazgeçmiyoruz. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü kutlu olsun."

MSD Eskişehir Şube Başkanı Yılmaz'dan 8 Mart Mesajı Haber

MSD Eskişehir Şube Başkanı Yılmaz'dan 8 Mart Mesajı

Memleket Sevdalıları Derneği Eskişehir Şube Başkanı Güler Yılmaz, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü dolayısıyla bir basın açıklaması yaptı. Şube Başkanı Güler Yılmaz yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi; "8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü; Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün 1934 yılında bizlere tanıdığı seçme ve seçilme hakkının onuruyla, ancak bugünün derinleşen eşitsizlikleri ve şiddet sarmalının gölgesinde karşılıyoruz. Atatürk’ün, “Ey kahraman Türk kadını, sen yerde sürünmeye değil; omuzlar üzerinde göklere yükselmeye layıksın.” diyerek yücelttiği kadınlar olarak; 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü bir kutlama günü değil, dünyanın dört bir yanında ve ülkemizde kadınların hak, adalet, eşitlik ve en temel hakkı olan “yaşam hakkı” için sesini yükselttiği bir dayanışma ve mücadele günü olarak görüyoruz. Ancak bizler, Türkiye’deki kadınlar olarak bu 8 Mart’ı da ne yazık ki artan kadın cinayetlerinin, derinleşen toplumsal eşitsizliklerin ve görünmez engellerin gölgesinde karşılıyoruz. Ülkemizde kadın cinayetleri artık münferit olaylar olmaktan çıkmış, sistematik bir sorun hâline gelmiştir. Evlerimizde, sokaklarda ve hatta en güvenli olması gereken çalışma alanlarımızda dahi erkek şiddetinin hedefi oluyoruz. Görevini yaparken, öğrencilerine ışık saçarken katledilen kadın öğretmenlerimizin acısı hâlâ yüreklerimizdedir. Bir eğitimcinin okulunda, bir doktorun hastanesinde, bir kadının kendi evinde güvende olamadığı bir toplumda ilerlemeden ya da adaletten söz edilemez. Cezasızlık politikaları, haksız tahrik indirimleri ve koruyucu yasaların etkin bir şekilde uygulanmaması failleri cesaretlendirmeye devam etmektedir. Karşı karşıya kaldığımız şiddet yalnızca fiziksel değildir. Kadınlar her gün ekonomik, psikolojik ve sosyal şiddetle de baş başa bırakılmaktadır. Bugün Türkiye’de kadınların iş gücüne katılımı hâlâ istenilen seviyenin çok altındayken, iş hayatında yer bulabilen kadınlar ise görünmez engellerle, yani “cam tavan sendromu” ile mücadele etmektedir. Kadınlar, aynı eğitimi aldığı ve aynı emeği verdiği erkek meslektaşlarından “eşit işe eşit ücret” alamamakta; yönetim kademelerine ve karar alma mekanizmalarına yükselmemiz, liyakat eksikliğinden değil, ataerkil önyargılar nedeniyle engellenmektedir. 8 Mart yalnızca bir kutlama günü değil; kadınların eşitlik, adalet ve özgürlük mücadelesinin simgesidir. Atatürk’ün “Dünyada her şey kadının eseridir.” vizyonundan aldığımız güçle; Cumhuriyetimizin temel değerleri ile Atatürk ilke ve devrimleri doğrultusunda, eşit yurttaşlık anlayışını güçlendirmek; kadınların kazanılmış haklarını korumak, geliştirmek ve gelecek kuşaklara daha eşit bir toplum bırakmak hepimizin ortak sorumluluğudur. Bu düşüncelerle tüm kadınların 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü saygı, dayanışma ve umutla selamlıyoruz."

Başkan Ataç'ın 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü Mesajı Haber

Başkan Ataç'ın 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü Mesajı

Tepebaşı Belediye Başkanı Dt. Ahmet Ataç, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü dolayısıyla bir mesaj yayınladı. Başkan Ataç mesajında şunlara değindi: 8 Mart, yalnızca bir kutlama günü değil; kadınların eşitlik, özgürlük ve emek mücadelesinin tarihsel simgesidir. Dünyanın dört bir yanında kadınlar; daha adil, daha eşit ve daha özgür bir yaşam için yüzyıllardır büyük bir kararlılıkla mücadele etmektedir. Bu mücadele, insanlığın ortak vicdanını ve demokratik gelişimini ileriye taşıyan en önemli toplumsal hareketlerden biridir. Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün, “Dünyada her şey kadının eseridir” sözü, kadınların toplum yaşamındaki yerini en güçlü şekilde ifade eder. Cumhuriyet devrimleriyle birlikte kadınlarımız; eğitimden siyasete, üretimden sanata kadar hayatın her alanında hak ettiği yeri almaya başlamış, Türkiye bu konuda birçok ülkeye örnek olmuştur. Bugün bizlere düşen görev; kadınların elde ettiği kazanımları korumak ve daha ileriye taşımaktır. Kadınların ekonomik, sosyal ve siyasal hayata eşit katılımını sağlamak; şiddetin, ayrımcılığın ve eşitsizliğin olmadığı bir toplumsal düzen kurmak hepimizin ortak sorumluluğudur. Tepebaşı Belediyesi olarak göreve geldiğimiz günden bu yana kadınların hayatın her alanında daha güçlü yer alabilmesi için çalışıyoruz. Belde Evlerimiz, kadın üretici destek programlarımız, Hanımeli Sokak, eğitim ve sosyal dayanışma projelerimiz ile kadınların hem ekonomik hem de sosyal hayata katılımını güçlendirmeye devam ediyoruz. Çünkü biliyoruz ki kadınların güçlendiği bir toplum, geleceğe daha güvenle bakar. Bu duygu ve düşüncelerle; emeğiyle, bilgisiyle, üretimiyle hayatı güzelleştiren tüm kadınların 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü kutluyor; eşitliğin, adaletin ve dayanışmanın egemen olduğu bir gelecek diliyorum.

Dayanışmanın Dönüştürücü Gücüne İnanıyoruz! Haber

Dayanışmanın Dönüştürücü Gücüne İnanıyoruz!

Eskişehir Barosu, TMMOB Eskişehir İKK Kadın Çalışma Grubu, Eskişehir Büyükşehir Belediyesi, Eskişehir Kent Konseyi, Odunpazarı Belediyesi, Odunpazarı Kent Konseyi, Tepebaşı Belediyesi, Tepebaşı Sağlıklı Kent Konseyi, Eskişehir Bilecik Tabip Odası, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü dolayısıyla ortak bir basın açıklaması yaptı. Yerel Yönetimler, Sivil Toplum Kuruluşları ve Meslek Odaları adına açıklamayı yapan TMMOB Eskişehir İKK Kadın Çalışma Grubu Başkanı Duygu Karaca şu ifadeleri kullandı; “Bugün burada 8 Mart 2026 Dünya Kadınlar Günü vesilesiyle bir araya geldik. 8 Mart 1857 yılında ABD’de dokuma işçisi kadınların insanlık dışı çalışma koşullarına karşı başlattıkları direnişten bu yana kadınların eşitlik, özgürlük ve yaşam mücadelesinin simgesidir. Aradan geçen 169 yıla rağmen kadınların hak, eşitlik ve adalet mücadelesi hâlâ sürmektedir. Bizler biliyoruz ki kadınlar ancak mücadele ve dayanışmayla eşit ve özgür bir yaşam kurabilir. Bu nedenle bugün yalnızca bir anma değil aynı zamanda Türkiye’de ve dünyada kadın haklarının mevcut durumuna dikkat çekme ve haklarımızdan vazgeçmeyeceğimizi ilan etme günüdür. Türkiye’de kadınlar hâlâ en temel hakları için mücadele etmek zorunda bırakılmaktadır. Kadına yönelik erkek şiddeti ise en yakıcı sorun olmaya devam etmektedir. En temel hakkımız olan yaşam hakkımızın koruma ve güvence altına alınması, şiddetin önlenmesi, izlenmesi ve caydırıcı bir şekilde cezalandırılması konusunda kamu otoritelerini harekete geçirmekte hala sorunlar yaşanmaktadır. Kadın cinayetlerinde, faillerin “iyi hal” ve “haksız tahrik” indirimleriyle adeta ödüllendirildiği yargılamalara tanıklık etmekteyiz. Toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin olumsuz neticelerini hayatın her alanında olduğu gibi adalet mekanizması içerisinde de görmekteyiz. 2025 yılında 457 kadın, 2026 yılının ilk iki ayında 62 kadın öldürüldü. 6284 Sayılı Kanun’un etkin uygulanmaması, koruma ve önleme mekanizmalarının zayıflatılması, şiddet faillerini cesaretlendirmektedir. Kadın cinayetleri ve şüpheli kadın ölümleri toplumsal cinsiyet eşitsizliğini körükleyen, kadını aileden bağımsız bir birey olarak görmeyen zihniyetin bir sonucudur. Kadınların en çok ev içinde, en yakınları tarafından öldürüldüğü gerçeği karşısında “aile”yi merkeze alan ama kadını birey olarak güçlendirmeyen politikalar çözüm değildir. Türkiye’nin 2021 yılında çekildiği İstanbul Sözleşmesi kadına yönelik şiddetle mücadelede bütüncül ve bağlayıcı bir çerçeve sunmaktaydı. 2026 yılında hâlâ bu sözleşmenin yokluğu hissedilmekte kadınların yaşam hakkını güvence altına alan uluslararası standartlardan uzaklaşmanın sonuçları ağırlaşmaktadır. Bizler İstanbul Sözleşmesi’nden vazgeçmiyoruz etkin ve etkili şekilde uygulanmasını talep ediyoruz. Laiklik ve hukuk devleti ilkeleri zayıflatıldığında bunun ilk ve en ağır bedelini kadınlar ödemektedir. Kadınların yıllarca mücadele ederek kazandıkları medeni haklarına, nafaka hakkına, boşanma hakkına ve kazanılmış yasal güvencelerine yönelik her girişim kadınların yaşam güvencesine yönelik bir tehdit oluşturmaktadır. Tüm bunların yanında derinleşen ekonomik krizle birlikte kadınlar evde ücretsiz, piyasada ise ucuz emek gücü olarak görülmektedir. Eşit işe eşit ücret hakkı fiilen sağlanmamakta, kadın emeği güvencesiz, düşük ücretli ve kayıt dışı alanlarda yoğunlaşmaktadır. Ev içi bakım emeği ise görünmez kılınmakta çocuk, yaşlı ve hasta bakımı büyük ölçüde kadınların omuzlarına yüklenmektedir. Sosyal devletin bakım yükünü hafifletecek politikaları hayata geçirmemesi, kadınların eğitim ve istihdam olanaklarına erişimini doğrudan sınırlamaktadır. 2026 yılında dünya genelinde de tablo çelişkilerle doludur. Bir yandan pek çok ülkede kadınlar siyasal temsilde daha görünür hale gelmiş, toplumsal cinsiyet eşitliği politikaları yaygınlaşmıştır. Birleşmiş Milletler’in öncülüğünde belirlenen Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları içinde yer alan toplumsal cinsiyet eşitliği hedefi küresel ölçekte kabul görmüştür. Ancak diğer yandan savaşlar, göç krizleri, ekonomik eşitsizlikler ve iklim krizinin de kadınları olumsuz biçimde etkilediği kaçınılmaz bir gerçektir. Gazze ve İran başta olmak üzere savaş ve çatışmaların en ağır bedelini yine kadınlar ve çocuklar ödemekte, çatışma bölgelerinde hem şiddetin hem de yoksulluğun en ağır sonuçlarıyla karşı karşıya kalmaktadır. Pek çok ülkede kadınların bedenleri ve yaşam tarzları üzerindeki denetim artmakta kürtaj hakkı ve üreme sağlığı hizmetlerine erişim sınırlandırılmaktadır. Dünya genelinde kadınlar ücretsiz bakım işlerine erkeklerden kat kat fazla zaman ayırmaya devam etmektedir. Kadın yoksulluğu derinleşmekte ekonomik krizler kadın emeğini daha da güvencesiz hale getirmektedir. Tüm bu tablo göstermektedir ki toplumsal cinsiyet eşitliği kendiliğinden sağlanmamaktadır. Haklar mücadeleyle kazanılmakta ve ancak mücadeleyle korunmaktadır. Kadın cinayetlerinin, şiddetin ve eşitsizliğin temelinde toplumsal cinsiyet eşitsizliği ve erkek egemen sistem bulunmaktadır. Bu eşitsiz güç ilişkileri ortadan kalkmadıkça gerçek bir eşitlikten söz etmek mümkün değildir. Biz kadınlar, evde, işte, sokakta, okulda, siyasette eşitlik istiyoruz. Şiddetsiz ve savaşsız bir dünya istiyoruz. Eşit işe eşit ücret istiyoruz. Bakım yükünün kamusal politikalarla paylaşılmasını istiyoruz. Hukukun kadınlar için de eşit ve etkin uygulanmasını istiyoruz. Kadınların birey olarak güçlendiği, karar mekanizmalarında eşit temsil edildiği, laik ve demokratik bir düzende özgürce yaşadığı bir Türkiye ve bir dünya mümkündür. Biz gücümüzün farkındayız. Dayanışmanın dönüştürücü gücüne inanıyoruz. Bugün 8 Mart 2026’da bir kez daha ilan ediyoruz Hayatımıza, haklarımıza, laik ve özgür yarınlarımıza sahip çıkıyoruz. Yaşasın 8 Mart. Yaşasın kadın dayanışması."

Şirintepe'de Sokak İftarında 5 Bin Kişi Buluştu Haber

Şirintepe'de Sokak İftarında 5 Bin Kişi Buluştu

Tepebaşı Belediyesi’nin Ramazan ayı dolayısıyla Şirintepe Mahallesi’nde düzenlediği geleneksel sokak iftarında, 5 bin vatandaş bir araya gelerek kardeşlik sofrasına oturdu. Tepebaşı Belediye Başkanı Dt. Ahmet Ataç, Şirintepe Mahallesi’nde gerçekleştirilen iftar programında mahalle sakinleri ile bir araya geldi. Örme Sokak’ta kurulan kardeşlik sofrası yaklaşık 5 bin kişiyi buluşturdu. Düzenlenen sokak iftarında birçok vatandaş paylaşmanın ve bir arada oruç açmanın mutluluğunu yaşadı. Tepebaşı Belediye Başkanı Dt. Ahmet Ataç da iftar programına katılan vatandaşlar ile selamlaşarak sohbet etti. İftar sonrası değerlendirmelerde bulunan Başkan Ataç, “Ramazan ayı; paylaşmanın, dayanışmanın ve aynı sofrada buluşmanın en güzel zamanlarından biridir. Tepebaşı Belediyesi olarak 10 yıldır düzenlediğimiz sokak iftarlarıyla 850 bin vatandaşımızı aynı sofrada buluşturmanın mutluluğunu yaşadık. Bizim için önemli olan komşuluğu, dayanışmayı ve birlikte olma duygusunu güçlendirmek. Şirintepe’de hemşehrilerimizle aynı sofrada orucumuzu açmak bizim için büyük bir mutluluk.” Dedi. “İnsanlar artık ‘açız’ diyor” Başkan Ataç, ülkedeki ekonomik sıkıntılara da dikkat çekerek, “Yoksulluğu çok iyi biliyoruz. Her gün televizyonda emeklilerin, asgari ücretlilerin serzenişleri var. İnsanlar artık ‘geçinemiyoruz’ demiyorlar da ‘açız’ diyorlar. Dünyada kendine yeten 7 ülkeden biriydik ama maalesef bugün gıda yönüyle baktığımızda Türkiye çökmüş durumda. İnsanların ne kadar mağdur olduğunu, açlık sınırının altında oldukları çok net görülüyor. Biz de Tepebaşı’nda dayanışmayı büyütmeye ve vatandaşlarımızla bir arada olmaya devam edeceğiz” şeklinde konuştu. İftar programına CHP Tepebaşı İlçe Başkanı Tevfik Yıldırım ile yönetimi ve meclis üyeleri de katıldı.

Şiddetsiz Bir Toplum için İş Dünyasına Büyük Sorumluluk Düşüyor Haber

Şiddetsiz Bir Toplum için İş Dünyasına Büyük Sorumluluk Düşüyor

Eskişehir Sanayi Odası (ESO) Başkanı Celalettin Kesikbaş, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada, iş dünyasının kadına yönelik şiddetle mücadelede önemli bir rol üstlenmesi gerektiğini vurguladı. ESO’nun desteğiyle Eskişehir’de gerçekleştirilen “İş Dünyası Aile İçi Şiddete Karşı” projesi toplantısının Türkiye'de ilk kez bir Anadolu kentinde düzenlenmesinin son derece anlamlı olduğunu belirten Kesikbaş, bu tür çalışmaların toplumsal dönüşüm açısından önemli bir adım olduğunu ifade etti. Kesikbaş, “Kadına yönelik şiddet sadece bireysel bir sorun değil; toplumun tüm kesimlerini etkileyen çok boyutlu bir mesele. İş dünyası olarak bizler de bu sorumluluğun bilinciyle hareket etmek zorundayız. Kadınların güvenli, eşit ve saygılı bir ortamda yaşamalarını sağlamak hepimizin ortak görevidir.” dedi. Sabancı Üniversitesi Kurumsal Yönetim Forumu öncülüğünde, UNFPA ve Sabancı Vakfı desteğiyle yürütülen “Ev İçi Şiddete Karşı Şirketler Ağı” girişiminin bir parçası olarak düzenlenen toplantıya ev sahipliği yapmaktan memnuniyet duyduklarını belirten Kesikbaş, projenin iş yerlerinde farkındalık oluşturması açısından önemli katkılar sağlayacağını söyledi. "Şirketler toplumsal değerlerin de taşıyıcısıdır" Kesikbaş açıklamasında şu ifadelere yer verdi: “Şirketler yalnızca ekonomik değer üretmez; aynı zamanda toplumsal değerlerin de taşıyıcısıdır. İş yerlerinde oluşturulacak destek mekanizmaları sayesinde çalışanlarımızın karşı karşıya kaldığı sorunlara daha güçlü bir şekilde çözüm üretilebilir. Psikolojik destekten hukuki danışmanlığa kadar birçok alanda çalışanların yanında olmak mümkündür.” 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nün bir kutlama olmanın ötesinde, bir mücadelenin simgesi olduğunu vurgulayan Kesikbaş, sözlerini şöyle tamamladı: “Kadınların emeği, üretimi ve bilgisi olmadan sürdürülebilir bir kalkınmadan söz edemeyiz. Daha adil, daha eşit ve şiddetten arınmış bir toplum için hep birlikte çalışmaya devam edeceğiz.”

Başkan Ataç Filistinli Öğrencileri Ağırladı Haber

Başkan Ataç Filistinli Öğrencileri Ağırladı

Tepebaşı Belediye Başkanı Dt. Ahmet Ataç, Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Filistinli Öğrenciler Genel Birliği Başkanı Baha Pjoub ve beraberindeki heyeti ağırladı. Başkan Ataç’ın makamında gerçekleşen ziyarette Filistin’deki gelişmeler, öğrencilerin yürüttüğü çalışmalar ve Tepebaşı Belediyesi’nin faaliyetleri üzerine görüş alışverişinde bulunuldu. Tepebaşı Belediye Başkanı Dt. Ahmet Ataç, Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Filistinli Öğrenciler Genel Birliği Başkanı Baha Pjoub ve beraberindeki heyeti makamında ağırladı. Gerçekleşen ziyarette Filistin’deki gelişmeler, Filistinli öğrencilerin yürüttüğü çalışmalar ve Tepebaşı Belediyesi’nin sosyal belediyecilik uygulamaları üzerine görüş alışverişinde bulunuldu. Ziyaret sırasında Filistinli öğrenciler, Başkan Ataç’a Filistin atkısı hediye etti. Heyet ayrıca üzerinde “Toprak bizimdir, Kudüs bizimdir” yazısının yer aldığı ve Filistin haritasını simgeleyen bir tabloyu da Başkan Ataç’a takdim etti. Heyet üyeleri, Başkan Ataç’a Filistin rozeti de taktı. “Yaser Arafat Özgürlük Ve Barışın Simgesidir” Ziyaretten duyduğu memnuniyeti dile getiren Başkan Ataç, Filistin halkının mücadelesinin dünya kamuoyu açısından büyük önem taşıdığını ifade ederek şu değerlendirmelerde bulundu: “Ziyaretinizden dolayı teşekkür ediyorum. Filistin meselesi bizim için yalnızca siyasi bir konu değil, aynı zamanda vicdani ve insani bir meseledir. Yıllardır Filistinli yöneticilerle temaslarımız oldu, Filistin’e çeşitli ziyaretler gerçekleştirdik. Hatta Yaser Arafat’ın mezarını da ziyaret etmiştim. Filistin halkının verdiği mücadeleye büyük saygı duyuyoruz.” Ataç konuşmasında, Filistin davasının tarihsel liderlerinden de söz ederek, “Yaser Arafat ve Rauf Denktaş çok önemli liderlerdi. Bu toprakların hafızasında yer etmiş, halklarının mücadelesine yön vermiş isimlerdir. Onların bıraktığı miras, bugün de halkların özgürlük ve barış arayışına ilham vermektedir” ifadelerini kullandı. Başkan Ataç, Filistinli Öğrencilere Kucak Açtı Filistinli öğrencilerle dayanışmanın önemine de değinen Başkan Ataç, Tepebaşı Belediyesi’nin üniversite öğrencilerine yönelik sosyal destek çalışmalarına dikkat çekerek Filistinli öğrencileri belediye tarafından ücretsiz olarak sunulan akşam yemeği hizmetinden yararlanmaya davet etti. Ziyaret, karşılıklı iyi dileklerin paylaşılması ve hatıra fotoğrafı çekilmesinin ardından sona erdi.

Bu İktidar Kadınlara Korku ve Ölüm Vaat Ediyor! Haber

Bu İktidar Kadınlara Korku ve Ölüm Vaat Ediyor!

CHP Bartın Milletvekili Aysu Bankoğlu, Meclis Genel Kurulu’nda Türkiye’de kadınların maruz kaldığı şiddet, yoksulluk ve adaletsizliğe ilişkin konuşma yaptı. 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü hatırlatarak iktidarın kadın politikalarını sert bir dille eleştiren Bankoğlu, “Kadın olarak kutlanacak bir günümüz ne yazık ki yok” dedi. HAMASESET DOLU NUTUKLAR KARIN DOYURMUYOR TBMM Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada 8 Mart’a günler kala iktidarın hamaset dolu nutuklarla ve tutulmayacak vaatlerle kutlama mesajları yayınlanacağını belirten Bankoğlu, gerçek tablonun çok daha karanlık olduğunu vurguladı: “Hemen yanı başımızdaki ateş çemberinde milyonlarca kadın füzelerin gölgesinde yaşam mücadelesi veriyor. Türkiye’de ise hayatta kalabilme mücadelesi veren milyonlarca kadın var. Kadın hakları konusunda altın yılları yaşattığını iddia eden iktidar; kadınlara eşitlik ve güvenlik değil, korku ve ölüm vaat ediyor. Ve maalesef, seçim vaatlerinin aksine, bu vaatlerini gerçekleştiriyor.” FATMA NUR “BENİ BU KARANLIK YAPI ÖLDÜRECEK” DİYE HAYKIRMIŞTI Konuşmasında son günlerde kamuoyunu sarsan Fatma Nur Çelik cinayetine ve tarikat yapılanmalarına dikkat çeken Bankoğlu, adalet sistemine şu sözlerle yüklendi: "İktidar ve onun tırnak içerisindeki adalet anlayışı; ‘Başıma bir şey gelirse intihar etti demeyin, beni bu karanlık yapı öldürecek’ diye defalarca haykıran ve birkaç gün önce şüpheli bir şekilde kaybettiğimiz Fatma Nur Çelik’i ve babasının istismarına uğramış 8 yaşındaki evladını korumayı değil; adaletsizlikle boğuşmayı vaat ediyor. Tarikat yöneticisi Ayhan Şengüler’i tutuksuz yargılayan bu adalet anlayışı, ‘canımdan endişe duyuyorum’ diyen bir anneyi duymuyor; ona ve evladına huzur değil, endişe vaat ediyor." İSTİSMARCILARIN VE TARİKATLARIN İKTİDARI Bankoğlu, iktidarın önceliklerini sert bir dille eleştirerek şunları söyledi: “Bu iktidar kadınların yaşamını değil, karanlık odalarda tarikatların menfaatlerini koruyanların iktidarıdır. Kız çocuklarının rızası var diyenlerin, ‘bir kereden bir şey olmaz’ diyenlerin iktidarıdır. Bu ülkenin kadınları, çocukları tarikat düzenini besleyen, istismarcıları koruyan yargınıza güvenmiyor. Bir gece yarısı kararıyla İstanbul Sözleşmesi’nden çıkarak can güvenliğini pazarlık malzemesi yaptınız. Kadınları korumak yerine katilleri cesaretlendiren bu hukuksuz düzeniniz, bu cinayetlerin failidir!” KADIN YOKSULLUĞUNDA TÜRKİYE TABLOSU: OECD SONUNCUSUYUZ Kadınların sadece şiddetle değil, ağır bir ekonomik buhranla da boğuştuğunu belirten Bankoğlu, şu verileri paylaştı: “Cinsiyet eşitsizliğinde 148 ülke içinde 135’inci sıradayız. Kadınların işgücüne katılımında OECD sonuncusuyuz. Çalışan kadınların yüzde 30’u kayıt dışı ve kölelik ücretlerine mahkûm. Genç kadınlarda geniş tanımlı işsizlik oranı yüzde 45,8 seviyesinde. Ev içine hapsedilen, ‘makbul kadın’ denilerek üretimden koparılan kadınlar bugün hanesini ayakta tutmaya çalışıyor. Mutfaktaki yoksulluk en çok kadını yakıyor. Bu Saray düzeninde çocuğuna süt alamayan annenin ahı var” dedi. YAŞAM TARZIMIZA MÜDAHALE ETMEK HADSİZLİKTİR “Kadınların giyimine ve yaşam tarzına yönelik saldırılara da değinen Bankoğlu, şunları söyledi: Can güvenliğini dahi sağlayamadığınız kadınların yaşam tarzına, ne giyeceğine müdahale etmek hadsizlik değil midir? Sokaklarda kadınların giyimine laf atan yobazlara güç veren, bu kürsüden kurulan o ayrıştırıcı cümlelerinizdir. Biz ne giyeceğimize, nasıl yaşayacağımıza, nerede güleceğimize sadece ve sadece kendimiz karar veririz. Sizin o baskıcı, yasakçı ve gerici zihniyetinize teslim edeceğimiz tek bir kadın yok.” SUSMUYORUZ, KORKMUYORUZ, İTAAT ETMİYORUZ! Bankoğlu, 8 Mart’ta meydanları dolduracak kadınların sesinin barikatlarla ve biber gazıyla kesilemeyeceğini belirterek “İstanbul Sözleşmesi yeniden yürürlüğe girene kadar, tarikatların ve cemaatlerin karanlığı çocukların üzerinden çekilene kadar, kadın yoksulluğu bitip her kadına iş ve güvence sağlanana kadar durmayacağız! Çok değil, yakında Türkiye’nin meydanları da, sokakları da, fabrikaları ve Meclis koridorları da kadınların özgürlük çığlığıyla yankılanacak. Biz buradayız; susmuyoruz, korkmuyoruz, itaat etmiyoruz! Yaşasın 8 Mart, yaşasın kadınların özgürlük mücadelesi!” dedi.

Emekli Yediği Ayazın Acısını Unutmaz! Haber

Emekli Yediği Ayazın Acısını Unutmaz!

Türkiye Emekliler Derneği Eskişehir Şube Başkanı Muhsin Dilbaz, emeklilere verilecek olan bayram ikramiyeleri ile yaşanan tartışmalara istinaden bir basın açıklaması yaptı. TÜED Eskişehir Şube Başkanı Muhsin Dilbaz yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı: "Yıl 2018. Emekli maaş kayıpları yaşıyor. Artık bu kayıplar oldukça hissedilir bir hâl alıyor. Buna bir çözüm bulmak gerekir. Ne yapalım? Ne yapalım? Buldum, emekliye bu kayıplarını unutturacak ilave para verelim. Adı da ikramiye olsun. Peki, ne kadar olsun? Kayıpları kadar olsun. Yani iki dinî bayramda 1000’er lira olsun. Tamam, formül bulundu. Emekliye bayram öncesi 1000’er lira ikramiye verilecek. Bu andan sonra her şey değişti. ‘İyi, güzel de bu ikramiyeler bütçeye yük getirmeye başladı.’ ‘16 milyon emekli de çok fazla.’ ‘Emekli bu rakamla sürdürülebilir değil.’ ‘Emekliyi iyi besliyoruz.’ ‘Emekli uzun yaşıyor.’ ‘Emekliye düzenli maaş ödüyoruz, daha ne olsun.’ ‘Çevresel durumumuzdan dolayı bu dönem ikramiyelere zam yapamıyoruz.’ Yarın ‘ikramiyeleri veremiyoruz, hatta maaşları da veremiyoruz’ derlerse sürpriz olur mu? Hükûmet emekliden intikam alıyor. İşkence yapıyor. Yavaş yavaş öldürüyor. Kendi ekonomik ve siyasi hatalarının bedelini emeklilere, çalışanına, memuruna ödetiyor. Emekli, yediği ayazın acısını unutmaz. Emekliler her geçen gün daha zor koşullarda yaşam mücadelesi vermektedir. Gerekli adımlar atılmazsa daha ağır tablolar ortaya çıkacaktır. Toplumun tüm kesimlerinin emeklilere sahip çıkması gerekir. Asıl çözüm, kalıcı yasal düzenlemeler yapılmasındadır. Mevcut sistem, emeklileri belirsizlik ve çaresizlik içinde bırakmaktadır. Emeklilerin maaşları ve alacakları keyfî uygulamalara bağlı olmamalıdır. Geçmişte uygulanan sistemler daha adildi. Eskiden emekli maaşları daha güçlü yasal güvencelere sahipti. En düşük emekli aylığı belirli standartların altına düşmezdi. Bu düzenlemeler kaldırıldı ve sistem zayıflatıldı; bu sisteme artık Sosyal Güvenlik Sistemi demek anlamsız. Emekli maaşlarının yeniden kanuni güvence altına alınması gereklidir."

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.