SON DAKİKA
Hava Durumu

#Tüi̇k

Porsuk Haber Ajansı - Tüi̇k haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Tüi̇k haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Seçim Ekonomisi Devrede! Haber

Seçim Ekonomisi Devrede!

CHP Genel Başkan Yardımcısı Özgür Karabat, iktidarın açıkladığı enflasyon ve işsizlik verilerinin toplumun ekonomik gerçekleriyle örtüşmediğini belirterek, AKP’nin ekonomi politikanın açık biçimde bir seçim ekonomisi hazırlığı olduğunu söyledi. Karabat: “Algı var, gerçek yok. Amaç erken seçim zemini yaratmak.” dedi. “ALGIYLA EKONOMİ YÖNETİLİYOR!” Karabat, AKP’nin yıllardır yaptığı gibi ekonomik krizi rakamlarla perdelemeye çalıştığını vurgulayarak, “Sözde işsizlik tek haneye düşüyor, enflasyon geriliyor. Ama çarşıda, pazarda, mutfakta yaşanan gerçek bambaşka. Amaç net: seçim” ifadelerini kullandı. İŞSİZLİK RAKAMLARI GERÇEĞİ GİZLİYOR! Yeni yatırımın olmadığını, istihdam alanlarının genişlemediğini hatırlatan Karabat, TÜİK verilerinin dar tanımlı işsizliği düşük gösterdiğine dikkat çekti. Dar tanımlı işsizliğin yüzde 7,7’ye düşürüldüğünü belirten Karabat, “Gerçek işsizliği yansıtan atıl iş gücü oranı ise yüzde 28,6. Yani neredeyse her üç kişiden biri işsiz ya da güvencesiz” dedi. “MERKEZ BANKASI DA ALGI OPERASYONUNUN PARÇASI” Merkez Bankası yönetiminin de bu algı operasyonunun parçası olduğunu söyleyen Karabat, son aylarda açıklanan düşük aylık enflasyon oranlarının yıllardır biriken hayat pahalılığını örtmeye dönük olduğunu belirtti. “Enflasyon verileriyle oynanıyor, tablo pembeleştiriliyor.” diyen Karabat, asıl hedefin faizleri erken seçim öncesinde düşürmek olduğunu kaydetti. “GEÇİCİ BOLLUK, KALICI SEFALET PLANLANIYOR” Karabat’a göre iktidar; faiz indirimi, kredi genişlemesi ve kısa vadeli maaş artışlarıyla sahte bir rahatlama yaratmayı hedefliyor. Bu poltikanın sonucunun çok daha ağır bir ekonomik kriz olacağını vurgulayan Karabat; “Bu yol, nas döneminden bile daha sert bir çöküşe çıkar” dedi. “SAMİMİ DEĞİLLER” Emekli maaşları başta olmak üzere halkın gelirinin artırılmasının zorunlu olduğunu söyleyen Karabat, iktidarın bunu erteleyerek samimiyetsiz davrandığını belirtti. “Halk bugün geçinemiyor ama AKP ‘şartlar müsait olunca bakarız’ diyor. O şartlar hiçbir zaman gelmiyor” ifadelerini kullandı. Karabat açıklamasını sert bir uyarıyla tamamladı: “Adil bir vergi sistemi kurulmadan, rant düzeni sona ermeden, bütçe akılcı biçimde planlanmadan dağıtılacak her para, patlayan enflasyon karşısında buharlaşır. AKP, kısa süreli bolluk sunup, uzun süreli sefalet vaat etmektedir..”

Çocukların Suça Sürüklenmesi Güvenlik Sorunu Değil Sosyal Devlet Krizi! Haber

Çocukların Suça Sürüklenmesi Güvenlik Sorunu Değil Sosyal Devlet Krizi!

CHP Bartın Milletvekili Aysu Bankoğlu, Suça Sürüklenen Çocuklara İlişkin Araştırma Komisyonu toplantısında sunum yapan Aile ve Sosyal Hizmet Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş’a son günlerde yaşanan çocuk suçluluğu ve mağdur çocuk sayısı soruldu. Toplantıda uyuşturucu kullanımındaki ve çeteleşme hızındaki artışı hatırlatan Bankoğlu, Bakan Göktaş’a Ankara’da eğlence mekanlarında kız çocuklarına yönelik istismar iddialarını da sordu. Bankoğlu’nun Ankara’da bazı eğlence mekanlarında 15 kız çocuğunun zorla uyuşturucu kullanımı ve fuhşa zorlandığı iddialarını hatırlatmasının ardından çıkan tartışmalar nedeniyle komisyon çalışmalarına kısa süreli ara verildi. SADECE SON GÜNLERDE ÇIKAN HABERLER BİLE SİSTEMİN ÇÖKTÜĞÜNÜ GÖSTERİYOR Bankoğlu konuşmasında şunları söyledi: ''Çocuklar suça sürükleniyorsa, çocuklar korunamıyorsa, çocuklar cezaevlerinde büyüyorsa, burada en ağır sorumluluk Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nındır. Ancak biz burada kapsamlı, etki analizlerini, istatistikleri içeren bir sunum beklerken sadece Bakanlığın görevlerini hatırlatan bir sunum izledik. Şimdi Sayın Bakan’a sadece son birkaç günde ne haberler çıktı, hatırlatmak isterim. Bir, 17 yaşındaki Atlas Çağlayan, 15 yaşında bir çocuk tarafından bıçakla öldürüldü. Atlas Çağlayan'ın ailesini tehdit ettiği iddiasıyla gözaltına alınan zanlı tutuklandı. İki, Mersin Davultepe Çocuk Esirgeme Kurumu'nda çocukları tekmeleyen bir eğitimcinin göreve iade edildiği haberleşti, Bakanlık bunu yalanladı. Üç, Ankara’da iki kız çocuğunun polise başvurmasıyla başlatılan soruşturma kapsamında eğlence mekanlarına operasyon düzenlendi. Soruşturma kapsamında tam 15 kız çocuğunun pavyonlarda çalıştırıldığı ve 5 bin lira karşılığında fuhşa zorlandığı belirtildi. Dört, kamuoyunda ''Casperlar'' adıyla bilinen suç örgütüne yönelik soruşturma kapsamında 68 kişi hakkında dava açıldı. Bu kişilerden en az 57'sinin çocuk olduğu ortaya çıktı. Beş, İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi’nin raporuna göre 2025’te 94 çocuk işçi çalışırken hayatını kaybetti. Altı, TBMM lokantasında stajyer olarak çalışan kız çocuklarının istismara edilmesine ilişkin açılan davanın ilk duruşması görüldü. Bu ve benzeri çok sayıda haber neyi ifade ediyor? SAYIN BAKAN, SİZİN ÖNLEYİCİ SOSYAL HİZMET SİSTEMİNİZ NE YAPIYOR? Sayın Bakan, biz bu komisyonda 7 toplantıdır çeşitli sunumlar dinledik. TÜİK geldi, “2024 yılında suça sürüklenme nedeniyle güvenlik birimlerine gelen çocukların karıştığı olay sayısı 202 bin 785’e çıktı. 2020’ye göre %80’in üzerinde artış var” dedi. Yine aynı yıl mağdur olarak güvenlik birimlerine gelen çocukların karıştığı olay sayısı ise 279 bin 620’ye ulaştı.” dedi. Adalet Bakanlığı geldi. “2025 yılında çocuklara yönelik soruşturma sayısı 186 bini aştı. 2020 yılından bu yana mağdur çocuk sayısı %56 artış var” dedi. Tüm bunlar bize önleme mekanizmalarının çöktüğünü gösteriyor. O halde en başta soruyorum: Sayın Bakan, sizin sosyal hizmet sisteminiz ne yapıyor? Bu Aile izleme mekanizmaları, okul temelli sosyal destekler, mahalle düzeyinde erken uyarı sistemleri gibi burada bahsettiğiniz onlarca şey neden çalışmadı? ÇOCUKLARIN PAVYONDA NE İŞİ VAR DİYE MERAK ETTİNİZ Mİ? Ankara’da eğlence merkezlerine düzenlenen operasyonda baştan aşağı skandallarla dolu. Bu habere ilişkin hangi tarihlerde hangi işlemleri yaptınız? Mağdur çocukların Bakanlığınızca koruma altına alındığı ve dinlendiği tarihler nedir? Çocukların annelerinin de bu mekanlarda çalıştırıldığı iddiası var. Sizin görev alanınız değil mi kadınlar? Bahsi geçen eğlence mekanlarında kaç kadın çalıştırılmaktadır? Bu mekanlar onlarca yıldır faaliyet gösteriyor. Buralarda kadın bedeni sömürüsünden uyuşturucuya birçok suçun işlendiğini tüm Ankaralılar da biliyor. Belgeselleri dahi çekildi. Yine Ankara’nın göbeğinde bu olaylar olurken Bakan olarak ne yaptınız? Ya merak edip Ulus’ta bu pavyonlarda ne oluyor, bu kadınlar ne için buralara düştü, çocukların burada ne işi var diye merak etmediniz mi hiç? MESELE BİRKAÇ İSTATİSTİK DEĞİL, ÇOCUKLARIN HAYATIDIR! Bakanlığınıza bağlı çocuk destek merkezleri, çocuk izlem merkezleri, sosyal hizmet merkezleri bugün gerçekten önleyici mi, yoksa yalnızca hasar tespiti yapan birimlere mi dönüşmüş durumda? Ankara’daki olayda çocuğun şikayeti üzerine soruşturma başlatıldığı yazıyor. Çocuk şikayet etmeseydi bu olaydan haberimiz olmayacaktı. Çocuklar suçla karşı karşıya gelmeden önce neden bu mekanizmalara ulaşamıyor? Bakın, burada mesele birkaç istatistik değildir. Mesele, çocukların hayatıdır. Çocuklar hayattan koparılırken, biz hala “kurumlar arası koordinasyon” cümleleri kuramayız. O çocuklar öldükten sonra yapılan hiçbir toplantının, yazılan hiçbir raporun vicdani karşılığı yoktur. Sayın Bakan, siz bu ülkede çocukların en son sığınağı olması gereken kurumun başındasınız. Ama çocuklar bugün o sığınağa ulaşamadan sokakta, suç örgütlerinin, uyuşturucu tacirlerinin, şiddet ağlarının içine düşüyor. Bu çocukların çoğu yoksul, dezavantajlı, korunmasız. Yani sizin doğrudan sorumluluk alanınızda olan çocuklar. “AİLE YAPISINI KORUYORUZ” DEMEKLE OLMUYOR Bugün çocukların suça sürüklenmesi bir güvenlik sorunu değil, bir sosyal devlet krizidir. Bu krizin merkezinde de Bakanlığınız var. Burada kamusal sorumluluk vardır. Bu komisyonda biz süslü sunumlar istemiyoruz. Bakanlığınız döneminde kaç çocuk korundu, kaç çocuk kaybedildi? Kaç çocuk suçtan uzak tutuldu, kaç çocuk sistemin dışına itildi? Kaç aile desteklendi, kaç aile yalnız bırakıldı? Sayın Bakan, bir diğer konu, 2025 yılında çocuklara yönelik soruşturma sayısı 186 bini aşmış. 10 yıl öncesine göre korkunç bir artış var. Yine 2024 yılında tam 279 bin 620 çocuk mağdur olarak güvenlik birimlerine sığınmış. Bu ne demek biliyor musunuz? Bu devlet, çocuklarını istismardan, şiddetten, sömürüden koruyamıyor demektir. “Aile yapısını koruyoruz” demekle olmuyor. MESEM’LERDE İSTİSMARA UĞRAYAN KAÇ ÇOCUK VAR, AÇIKLAYIN Eğitim konusunda da yıllardır dile getiriyoruz. Binlerce çocuk MESEM adı altında sanayiye, açık öğretime, yani denetimsizliğe mahkum edildi. Milli Eğitimle protokolünüz var. MESEM’lerde kaç çocuk cinayeti işlendi, bu çocuklar neden eğitimden kopuyor, MESEM’lerde şiddet ve istismara uğrayan çocuk sayısı kaç, bunları açıklayın. Sizden beklentimiz niyetlerden değil, çocukların hayatında neyi değiştirdiğinizden konuşun.''

Günde 50 Lirayı Tartışıyoruz, Bu da Bizim Ayıbımız Olsun Haber

Günde 50 Lirayı Tartışıyoruz, Bu da Bizim Ayıbımız Olsun

En düşük emekli aylığının artırılmasını da içeren Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin maddeleri dün TBMM Genel Kurulu’nda görüşülmeye başlandı. Kanun teklifinin birinci maddesi üzerine konuşma yapan CHP’li Özlale sözlerine “Burada aslında 18.500 lira olacak olan en düşük emekli aylığını sadece bin 500 lira artırmayı yani aslında günde 50 liradan bile daha az artırmayı tartışıyoruz, bu da bizim ayıbımız olsun” diyerek başladı. Özlale, emeklilere, emekçilere, çalışanlara hak ettikleri bir dünyayı sağlamak için tek yolun istihdam sayısını artırmak olduğunu dile getirerek, “Yoksulluğu azaltmak yerine yönetmeye odaklanmış bir iktidar anlayışınız var. Hiç sanmıyorum çünkü bütçede istihdamı artırmaya, korumaya, mesleki eğitime, yaşam boyu öğrenmeye verdiğiniz pay yıllar içerisinde düşüyor” dedi. “MİLLİ GELİRDEN EMEKLİLERE AYRILAN PAY YILLARDIR DEĞİŞMİYOR” Emeklilik sistemindeki krizin temelinde, millî gelirden emeklilere ayrılan payın yıllardır sabit tutulması olduğunu belirten Özlale, emekli sayısının iki katına çıkmasına rağmen bu payın yüzde 6’da kilitlendiğini ifade etti. Özlale, son beş yıldır her yıl en düşük emekli maaşları için Meclis’in toplanmasının tesadüf olmadığını dile getirerek , sorunun bireysel değil yapısal olduğunu söyledi: “Son beş yıldan beri biz emekli maaşları, en düşük emekli maaşıyla ilgili bir düzenleme yapıyoruz. Eğer son beş yılda her sene biz bu amaçla toplanıyorsak demek ki bir yerde bir problem var. Şimdi, nerede bir problem olabilir? Bir, sistemin kendisinde bir problem var. Sistemin kendisinin ne problemi var? Millî gelirden son on yılda emekli aylıklarına aktarılan para hep yüzde 6 kalmış, on yıl boyunca yüzde 6 ama emekli sayımız 2 katına çıkmış. Dolayısıyla, "Ben emeklilere millî gelirden yüzde 6 pay veririm, emekli sayısı ne olursa olsun onlar kendi aralarında bunu bölüşürler" diye ir iktidar anlayışı var.” “TÜİK eliyle yaratılan adaletsizliği başka bir adaletsizlikle örtüyorsunuz.” “TÜİK’in yarattığı haksızlığı, hukuksuzluğu başka bir adaletsizlikle örtmeye çalışıyoruz” Konuşmasında TÜİK verilerini de eleştiren Özlale, 2019’dan bu yana enflasyonun bilinçli şekilde düşük gösterildiğine dikkat çekti. Bu durum yalnızca en düşük emekli aylığı alanları değil, tüm emeklileri ve çalışanları sistematik biçimde yoksullaştırdığını kaydeden Özlale, “2019 yılından beri bile isteye enflasyonu olduğundan çok daha aşağıda gösterdiği zaman, buradan sadece en düşük emekli maaşı alan, aylığı alan emeklilerimiz değil bütün çalışanlarımız, bütün emeklilerimiz mağdur oluyor ve bizler de en mağdur olan, en düşük emekli maaşı alanların haklarını biraz daha iyileştirmek için burada toplanıyoruz. TÜİK'in ortaya çıkardığı bir haksızlık, hukuksuzluk, adaletsizliği biz burada başka bir adaletsizlikle örtmeye çalışıyoruz. 20 bin lira en düşük emekli maaşı olduğu zaman çok fazla çalışmış, yıllarca çalışmış, yüksekten prim ödemiş emeklilerimizin aylıkları ile en düşük emekli aylığı birbirine yakınsıyor. Bu da emeklilikte bir adaletsizliği beraberinde getiriyor. Burada bir sistemde problem var ve bu sistem sadece en düşük emekli maaşı alanların değil” diye konuştu. “Emeklilerin yarısı bu ülkenin kurumlarına güvenmiyor” Konuşmasında TÜİK ve Metropoll verlerine de yer veren Özlale, emeklilerin yüzde 72’sinin ay sonunu getiremediğini, yüzde 70’inin kendini tükenmiş hissettiğini ve yüzde 50’sinin de ne kurumlara ne de topluma güvenmediğini dile getirdi. Bu tablonun sadece ekonomik değil, toplumsal bir kopuş yarattığını vurgulayan Özlale, “yarattığımız bu adaletsizlik üzerine kurulmuş emeklilik sistemi insanlara, kurumlara, ülkeye bir sırt çevirmeyi, bir güvensizliği beraberinde getiriyor” dedi. “Kaynak yok diyorsunuz, asıl kaynak insan” İktidarın kendilerine yönelik eleştirilere sıkça “Kaynak Nerede?” diye cevap verdiğini de belirten Özlale çözüm önerilerini şöyle sundu: “Her seferinde aynı şeyi soruyorsunuz: "Kaynağımız nerede?" Kaynağımız var, Türkiye'nin en önemli kaynağı insandır; doğru bir eğitim sistemiyle, doğru bir mesleki eğitimle yaşam boyu öğrenmeye daha fazla kaynak sağlarsanız o zaman Türkiye'deki emeklilik sisteminin yapısal problemlerini düşünürsünüz. Türkiye'de çalışan sayısının nüfusa oranını dünya ortalamasına getirmek istiyorsak bizim 1,1 milyon erkeğe, 4,9 milyon kadına yeni istihdam yaratmamız lazım; bizim 6 milyon yeni çalışanına ihtiyacımız var ki bu emeklilik sistemi sürdürülebilir bir hâle gelsin, 6 milyon. Bakıyoruz bütçeye, böyle bir pay ayrılmış mı? Yaşam boyu öğrenme, bütçedeki payı düşmüş; mesleki eğitim, bütçedeki payı düşmüş; istihdamı koruma ve yaratma, bütçedeki payı düşmüş. Bu kafayla seneye de buraya geleceğiz ve seneye de en düşük emekli maaşlarına sadaka verir gibi, fitre verir gibi bir artış yapacağız. Bu, emeklilik sisteminde bir adaletsizliğe yol açacak ama daha önemli bir şey var, bizim emeklilerimize, emekçilerimize, çalışanlarımıza hak ettikleri bir dünyayı sağlamak için yapmamız gereken şey, istihdam sayısını, çalışan sayısını artırmak; bak, 6 milyondan bahsediyorum, 6 milyon yeni çalışanla -bunun 4,9 milyonu kadın- bizler sosyal güvenlik sistemini yeniden kurabiliriz. İşte, size kaynak. Bu kaynağın farkında mısınız? Hiç sanmıyorum. Yoksulluğu azaltmak yerine yönetmeye odaklanmış bir iktidar anlayışınız var. Hiç sanmıyorum çünkü bütçede istihdamı artırmaya, korumaya, mesleki eğitime, yaşam boyu öğrenmeye verdiğiniz pay yıllar içerisinde düşüyor.” Özlale’nin konuşması söyle: “Burada aslında 18.500 lira olacak olan en düşük emekli aylığını sadece 1.500 lira artırmayı yani aslında günde 50 liradan bile daha az artırmayı tartışıyoruz, bu da bizim ayıbımız olsun. Şimdi, son beş yıldan beri biz emekli maaşları, en düşük emekli maaşıyla ilgili bir düzenleme yapıyoruz. Eğer son beş yılda her sene biz bu amaçla toplanıyorsak demek ki bir yerde bir problem var. Şimdi, nerede bir problem olabilir? Bir, sistemin kendisinde bir problem var. Sistemin kendisinin ne problemi var? Şu: Millî gelirden son on yılda emekli aylıklarına aktarılan para hep yüzde 6 kalmış, on yıl boyunca yüzde 6 ama emekli sayımız 2 katına çıkmış. Dolayısıyla, şöyle bir iktidar anlayışı var: "Ben emeklilere millî gelirden yüzde 6 pay veririm, emekli sayısı ne olursa olsun onlar kendi aralarında bunu bölüşürler." Şimdi, sistem böyle olduğu zaman son beş senedir en düşük emekli maaşları için toplanıyoruz ve burada bir artış oluyor. Ama aslında bunun en temel sorumlusu TÜİK. Neden TÜİK derseniz, 2019 yılından beri bile isteye enflasyonu olduğundan çok daha aşağıda gösterdiği zaman, buradan sadece en düşük emekli maaşı alan, aylığı alan emeklilerimiz değil bütün çalışanlarımız, bütün emeklilerimiz mağdur oluyor ve bizler de en mağdur olan, en düşük emekli maaşı alanların haklarını biraz daha iyileştirmek için burada toplanıyoruz. Ama şöyle bir şey var: TÜİK'in ortaya çıkardığı bir haksızlık, hukuksuzluk, adaletsizliği biz burada başka bir adaletsizlikle örtmeye çalışıyoruz. O da şu: 20 bin lira en düşük emekli maaşı olduğu zaman çok fazla çalışmış, yıllarca çalışmış, yüksekten prim ödemiş emeklilerimizin aylıkları ile en düşük emekli aylığı birbirine yakınsıyor. Bu da emeklilikte bir adaletsizliği beraberinde getiriyor. Şimdi, burada bir sistemde problem var ve bu sistem sadece en düşük emekli maaşı alanların değil. Hep burada hesap yapıyoruz; altın hesabı, simit hesabı, dolar hesabı. Bunların hepsini bırakalım, Türkiye'deki emeklilik sistemini bir bütün olarak iki tane büyük endeksle karşılaştıralım. Mercer Endeksi'ne göre 44 tane ülke arasında Türkiye'nin emeklilik sisteminin daha iyi olduğu tek ülke var: Hindistan. Natixis emeklilik sistemine göre Türkiye'nin daha iyi olduğu iki tane ülke var: Hindistan ve Kolombiya. Yani altın hesabını yapmayalım, simit hesabını yapmayalım, dolar hesabını yapmayalım; uluslararası kıyaslamalara baktığımız zaman Hindistan ve Kolombiya'nın bir tık üstündeyiz. O yüzden buradaki problem sadece en düşük emekli maaşı problemi değildir, emeklilerin problemidir. Bakın size birkaç tane TÜİK ve Metropoll verisi okumak istiyorum, bunlardan bir tanesi TÜİK. TÜİK'in anketine göre emeklilerin yüzde 72'si ayın sonunu getirmekte zorlandığını söylüyor, yüzde 72. Metropoll'ün anketine göre emeklilerin yüzde 70'i kendini tükenmiş hissediyor, bir tükenmişlik yaşıyor. Aynı ankette -bu da çok düşündürücü- emeklilerin yüzde 50'si yani emekli vatandaşlarımızın yarısı ne bu ülkenin kurumlarına güveniyor ne bu ülkenin insanlarına güveniyor. Dolayısıyla, yarattığımız bu adaletsizlik üzerine kurulmuş emeklilik sistemi insanlara, kurumlara, ülkeye bir sırt çevirmeyi, bir güvensizliği beraberinde getiriyor. Burada yapılması gereken şey ne? Her seferinde Plan ve Bütçe Komisyonunda da aynı şeyi soruyorsunuz: "Kaynağımız nerede?" Kaynağımız var, Türkiye'nin en önemli kaynağı insandır; doğru bir eğitim sistemiyle, doğru bir mesleki eğitimle yaşam boyu öğrenmeye daha fazla kaynak sağlarsanız o zaman Türkiye'deki emeklilik sisteminin yapısal problemlerini düşünürsünüz. Bakın, buradan da size bir örnek vereyim, ondan sonrasında da geçenlerde sizin oylarınızla kabul edilen bütçenin Türkiye'nin ihtiyaçlarına ne kadar uzak olduğunu söyleyeyim: Türkiye'de çalışan sayısının nüfusa oranını dünya ortalamasına getirmek istiyorsak bizim 1,1 milyon erkeğe, 4,9 milyon kadına yeni istihdam yaratmamız lazım; bizim 6 milyon yeni çalışanına ihtiyacımız var ki bu emeklilik sistemi sürdürülebilir bir hâle gelsin, 6 milyon. E, o zaman bakıyoruz bütçeye, böyle bir pay ayrılmış mı? Yaşam boyu öğrenme, bütçedeki payı düşmüş; mesleki eğitim, bütçedeki payı düşmüş; istihdamı koruma ve yaratma, bütçedeki payı düşmüş. Yani şöyle bir şey yapıyoruz: Bu kafayla seneye de buraya geleceğiz ve seneye de en düşük emekli maaşlarına sadaka verir gibi, fitre verir gibi bir artış yapacağız. Bu, emeklilik sisteminde bir adaletsizliğe yol açacak ama daha önemli bir şey var, bizim emeklilerimize, emekçilerimize, çalışanlarımıza hak ettikleri bir dünyayı sağlamak için yapmamız gereken şey, istihdam sayısını, çalışan sayısını artırmak; bak, 6 milyondan bahsediyorum, 6 milyon yeni çalışanla -bunun 4,9 milyonu kadın- bizler sosyal güvenlik sistemini yeniden kurabiliriz. İşte, size kaynak. Bu kaynağın farkında mısınız? Hiç sanmıyorum. Yoksulluğu azaltmak yerine yönetmeye odaklanmış bir iktidar anlayışınız var. Hiç sanmıyorum çünkü bütçede istihdamı artırmaya, korumaya, mesleki eğitime, yaşam boyu öğrenmeye verdiğiniz pay yıllar içerisinde düşüyor diyorum.“

Emekliye Yapılan Bu Artışlar Hangi Vicdana ve Adalet Anlayışına Sığmaktadır? Haber

Emekliye Yapılan Bu Artışlar Hangi Vicdana ve Adalet Anlayışına Sığmaktadır?

İYİ Parti Eskişehir İl Başkanı Serdar Ulucan, TÜİK tarafından açıklanan enflasyon rakamlarını ve emekli maaş zamlarını değerlendirdi. İl Başkanı Serdar Ulucan’dan sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi; "Türkiye İstatistik Kurumu’nun açıkladığı yıllık enflasyon oranı %30,89 iken; SGK emeklisine %12, Memur emeklisine %18,6, Kira artış oranının ise %34,8 olarak belirlenmesi, iktidarın milletin gerçeklerinden ne kadar koptuğunu bir kez daha açıkça ortaya koymuştur. Soruyoruz: Enflasyon %30’un üzerindeyken emekliye yapılan bu artışlar hangi vicdana, hangi adalet anlayışına sığmaktadır? Kirası, mutfağı, faturası her geçen gün artan emekli ve dar gelirli vatandaşımız bu rakamlarla nasıl ayakta kalacaktır? Buradan açıkça ifade ediyoruz: Bu tablo ne adaletlidir ne de milletin refahını önceleyen bir anlayışın ürünüdür. Emekli, çalışan ve dar gelirli vatandaşımız bilinçli bir şekilde yoksulluğa mahkûm edilmektedir. Yıllarca prim ödemiş, bu ülkeye alın teri dökmüş insanlarımız bugün temel ihtiyaçlarını dahi karşılayamaz hale getirilmiştir. İktidara sesleniyoruz: Goy-goy yapmadan, algı siyasetiyle gerçekleri perdelemeden çıkıp bu adaletsizliği savunabilecek bir cesaretiniz var mı? Emeklinin, memurun, asgari ücretlinin daha fazla ezilmesini mi istiyorsunuz? İYİ Parti olarak buradayız. Bu düzeni kabul etmiyoruz. İnsanca yaşam hakkını savunmaya, emeklinin ve dar gelirlinin sesi olmaya devam edeceğiz. Kamuoyuna saygıyla duyurulur."

Bu Zam Değil, Halkın Alın Teriyle Alaydır! Haber

Bu Zam Değil, Halkın Alın Teriyle Alaydır!

Cumhuriyet Halk Partisi Eskişehir İl Başkanı Talat Yalaz, TÜİK tarafından açıklanan enflasyon verisi ve belli olan emekli maaş zamları ile ilgili bir açıklama yaptı. CHP İl Başkanı Talat Yalaz yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi; "İktidarın emekliye ve memura reva gördüğü zam oranları, ekonomik bir tercih değil; açık bir vicdansızlıktır. SSK ve Bağ-Kur emeklisine %12,19, memur ve memur emeklisine %18,61 zam açıklamak; açlığı yönetmek, yoksulluğu kalıcı hâle getirmek demektir. Bugün Türkiye’de emekli maaşıyla kira ödenemiyor, memur maaşıyla mutfak masrafı karşılanamıyor. Pazarda fiyatlar haftada bir değişirken, faturalar katlanırken bu oranları açıklamak, milyonlarca yurttaşa “geçinemiyorsanız susun” demektir. Bu iktidar şunu açıkça yapmaktadır: Emeklinin cebinden alıp yandaşa vermektedir. Memurun sofrasından kesip faize ve israfa aktarmaktadır. TÜİK’in masa başında ürettiği rakamlarla halkın aklıyla alay edilmektedir. Gerçek enflasyon sokaktadır, mutfaktadır, pazardadır. Emekli pazardan yarım kilo meyve alamazken saraylarda tasarruftan söz edilemez. Buradan açıkça söylüyoruz: Bu bir zam değil, hak gaspıdır. Bu bir ekonomi politikası değil, sosyal devletin tasfiyesidir. Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu düzeni kabul etmiyoruz. En düşük emekli maaşı derhâl asgari ücret seviyesine çıkarılmalıdır. Zamlar, gerçek enflasyon üzerinden ve refah payı eklenerek yapılmalıdır. Emekli ve memur, sadaka değil; insanca yaşam istemektedir. Bu düzen değişecek. Emekliyi yoksulluğa mahkûm edenler gidecek. Hakkı, hukuku ve sosyal devleti savunanlar gelecek. Kamuoyuna açıkça ilan ediyoruz: Bu adaletsizliğin hesabı sandıkta sorulacaktır."

İki Yılda Tahıl ve Bitkisel Üretimde 9 Milyon Ton Kayıp Var Haber

İki Yılda Tahıl ve Bitkisel Üretimde 9 Milyon Ton Kayıp Var

CHP Niğde Milletvekili ve TBMM Tarım ,Orman ve Köyişleri Komisyon Üyesi Ömer Fethi Gürer TÜİK verileri ile 2023 yılına göre Tahıl ve Bitkisel Üretimde 9 milyon 600 bin ton,2024 yılına göre de 7 milyon 700 bin ton ürün kaybı yaşandığını söyledi. Gürer” meyve,içecek ve baharatı bilgilerinde ise 2024 yılına göre kayıbın 8 milyon 400 bin ton olduğunu belirtti. 2025 yılında zirai don ve kuraklık etkisi yanında düşük alım fiyatları ve artan girdi maliyetleri ile üretim kayıplarında artış ortaya çıktığını söyledi. BUĞDAY.DA 2002 YILI ALTINDA ÜRETİM CHP Milletvekili Ömer Fethi Gürer Tahıl üretimi 2025 yılında bir önceki yıla göre azaldığını ve buğdayda azalmanın dikkat çekici olduğunu belirtti. Gürer 2002 yılında ülkemizde 19 milyon 600 bin ton buğday üretilirken 2025 yılında üretim 17 milyon 900 bin ton olarak gerçekleşti .2024 yılı üretimi ise 20 milyon 800 bin ton idi.Bir yıl öncesine göre 2 milyon 900 bin ton bir kayıp var.Bu da daha çok ithalat demek.Ülke ihtiyacın altında bir üretim gerçekleşti. Genelde Tahıl ürünleri üretim miktarları 2025 yılında bir önceki yıla göre %12,3 oranında azalarak yaklaşık 34,2 milyon ton olarak gerçekleşti., arpa üretimi 2024 yılı 8 milyon 100 bin yon iken %25,9 oranında azalarak 6 milyon ton, çavdar üretimi,yulaf üretimi de düştü. Kuru baklagiller grubunda ise tüm ürünler 2002 yılının altında üretim gerçekleşti.Kırmızı mercimekte yarı yarıya düşme var.Geçen yıla göre nohut 575 bin tondan 413 bin tona üretim gerçekleşirken Kuru fasülye üretimi de 289 bin tondan 247 bin tona geriledi.Kırmızı mercimek 2024 yılı 279 bin tona düşmüştü.Bu kere 250 bin tona düştü.2002 yılında üretim 500 bin ton idi” dedi. CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer “Yağlı tohumlardan soya üretimi %17,4 oranında azalarak yaklaşık 149 bin ton, ayçiçeği üretimi ise %11,8 oranında azalışla yaklaşık 1,9 milyon ton oldu. Şeker pancarı üretimi %2,0 oranında azalarak yaklaşık 22 milyon ton olarak gerçekleşti.”dedi. SEBZEDE GERİLEME VAR Ömer Fethi Gürer “Sebze üretimi 2025 yılında bir önceki yıla göre azaldı.Sebze ürünleri üretim miktarı 2025 yılında bir önceki yıla göre %0,9 oranında azalarak yaklaşık 33,3 milyon ton olarak gerçekleşti. Sebzeler grubu ürünlerinden domateste %7,6, salçalık kapya biberde %4,7, hıyarda %2,0 oranında üretim azalışı oldu.” Diye konuştu . MEYVEDE KAYIP BÜYÜK CHP Niğde Milletvekili,TBMM Tarım,Orman ve Köyişleri Komisyon Üyesi Ömer Fethi Gürer meyvede üretim kaybının zirai donun etkisi büyük olduğunu söyledi. Gürer” 2024 yılında 28 milyon ton meyve baharat ve içecek ürünleri 2025 yılında 19 milyon 600 bin tona geriledi.8 milyon 400 bin ton bir yılda kayıp önemli.Bu bağlamda ÇKS ve Tarsim olana kısmı destek verildi.Çiftçi kayıt sistemine dahil olmayan destekte alamadı. Meyve üretimi 2025 yılında bir önceki yıla göre azaldı.Meyveler, içecek ve baharat bitkileri üretim miktarı 2025 yılında bir önceki yıla göre %30,9 oranında azaldı Meyveler grubunda, bir önceki yıla göre elmada %48,3 azalma oldu.Ortalama 4 milyon ton elma yetişen ülkemiz bu yıl ciddi bir yurt dışı pazarı sorunu da yaşadı.Şeftali ve Neltarin üretimi de yıllık ortalama 892 bin yon iken şeftalide %46,1, nektarinde %44,1, kayıp yaşandı.700 bin ton ortalama kiraz yetişen ülkemizde yurt içi ve yurt dışı pazarını da olumsuz etkileyen % 70.6 bir yıl öncesine göre kayıp ortaya çıktı. üzümde %27,5, narda %10,2 oranında üretim azalışı oldu. Turunçgil meyvelerinden mandalinada üretimde %5,8'lik artış oldu; portakalda ortalama 1 milyon 500 bin ton üretim olurken %17,5 azalma ortaya çıktı.limonda %34,4 oranında üretim azalışı görüldü. Sert kabuklu meyvelerden fındıkta %38,5, cevizde %38,2, Antep fıstığında %61,5 oranında üretim azalışı oldu. Muz üretiminde %1,2, zeytin üretiminde %34,7 azalış gerçekleşti. Bu veriler küresel iklim değişikliği etkisi kadar yanlış tarım politikalarının da etkisi var.Çiftçi üretici borç içinde,üretim ve verim artışı sağlamak için iktidar destekleri artırıp ürün alım fiyatlarında çiftçi refahını da dikkate alarak üretim teşvik etmelidir “ dedi.

TÜİK'e Göre 2025'te Zeytinde Kayıp %34,7! Haber

TÜİK'e Göre 2025'te Zeytinde Kayıp %34,7!

CHP Niğde Milletvekili ve Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Üyesi Ömer Fethi Gürer, zeytin üretiminde yaşanan kayıpları, destek yetersizliklerini ve sektörün sorunlarını dikkat çekti. Gürer, zirai don, kuraklık, iklim değişikliği ve yanlış politikaların etkisiyle 2025 yılında %34,7 oranında zeytin kaybı yaşandığını vurgulayarak, “Bu tablo sadece üreticiyi değil, sofralarımızdaki zeytini de etkileyecek.” dedi. “ZİRAİ DON OLDU, KURAKLIK VURDU, ÜRETİCİ YALNIZ BIRAKILDI” CHP’li Ömer Fethi Gürer, Türkiye genelinde yaşanan zirai don ve ardından gelen kuraklığın farklı ürünleri etkilediğini, ÇKS ve TARSİM olmanın dışında üreticinin desteksiz kaldığını belirtti. Niğde’de 8 yaş sınırı ile ceviz üreticisi destek alamazken greyfurt, cennet hurması da destek dışı bırakıldığını söyledi. Gürer, “ÇKS’ye kayıtlı olmayan çiftçilere don zararı ödemesi yapılmadı. Kayıtlı olanlarda bile cevizde ‘8 yaş sınırı’ gibi keyfi uygulamalar nedeniyle destek reddedildi. Oysa Cumhurbaşkanı Kararnamesi’nde böyle bir sınırlama yoktu.” diye konuştu. STRATEJİK ÜRÜN ZEYTİNDE GERİLEME Zeytinin Türkiye için hem ekonomik hem kültürel değer taşıyan stratejik bir ürün olduğunu belirten CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, üretimdeki düşüşe dikkat çekerek, “Türkiye’de yaklaşık 118 milyon zeytin ağacı bulunuyor. Ancak son yıllarda iklimsel etkiler, hastalıklar ve bakım maliyetleri üretimi düşürdü. 2025 yılında TÜİK verilerine göre zeytinde %34,7 oranında kayıp yaşandı. Bu kayıp gelecekte daha ağır sorunları tetikleyecek. Sorunlar görmezden gelindikçe üretici üretimden kopuyor.” ifadelerini kullandı. “İHRACAT YASAĞI PAZARLARIMIZI KAYBETTİRDİ” Zeytinyağı ihracatına 2021’de getirilen yasakların Türkiye’nin dış pazarlardaki konumunu zayıflattığını söyleyen Gürer, zeytinyağı satışında dökme ürün ağırlığının da ülkeye yeterli gelir getirmediğini belirtti. Ömer Fethi Gürer, “Dökme yağ ihraç edeceğimize katma değerli ürün olarak ihracat sağlamalıyız. İhracat yasağı gibi kararlarda da pazarı kaybetmeyecek önlemleri önemsemeliyiz.” dedi. MAKİNELEŞME YOK, MALİYET YÜKSEK, ÜRETİCİ NEFES ALAMIYOR Zeytin üretiminin büyük kısmının hâlâ insan gücüne dayandığını, engebeli arazi nedeniyle makineli hasadın yapılamadığını belirten Ömer Fethi Gürer, maliyet kalemlerini tek tek sıraladı: “Budama, hasat, ilaçlama, gübreleme, nakliye, işçilik maliyetleri, artan girdi fiyatları… İşçilik ve girdi fiyatlarındaki artış üreticinin belini büküyor. Zeytinde gelir üretici için soruna dönüştüğü dönemin yaşanıyor.” diye konuştu. “KAYIT DIŞI ÜRETİM VE HİLELİ ZEYTİNYAĞI TÜKETİCİYİ ÜRKÜTÜYOR” Taklit ve tağşişin zeytinyağı sektörünün en büyük sorunlarından biri olduğunu belirten CHP Milletvekili Ömer Fethi Gürer, Bakanlığı göreve çağırdı. Gürer, “Hileli ürünler hem üreticiyi hem tüketiciyi mağdur ediyor. İşini doğru yapan imalatçıyı da zora sokuyor. Denetim yetersizliği sektörü sorunlu kılıyor. Bu tabloyu düzeltecek olan iktidardır.” diye konuştu. “ZEYTİNLİKLERİN MADEN SAHASI YAPILMASINA İZİN VERİRSENİZ SOFRADA ZEYTİN BULAMAYIZ” CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, zeytin ağaçlarının maden sahası gibi uygulamalarla yok edilmesine tepki göstererek, “Zeytini sadece bir arazi parçası olarak görürseniz gelecekte sofralarımızdaki zeytinin hem fiyatına hem varlığına ağır darbe vurursunuz.” dedi. “ÜRETİCİYİ DİNLEYİN, DESTEKLERİ ARTIRIN, POLİTİKALAR ÖNGÖRÜLEBİLİR OLSUN” Ömer Fethi Gürer çözüm önerilerini de sıraladı: • Üretim maliyetlerini düşürecek destekleme modelleri, • Kooperatifleşmenin güçlendirilmesi, • Zeytin ve zeytinyağına yönelik planlı ve öngörülebilir politika, • İhracat düzenlemelerinde üretici lehine adımlar, • Denetimlerin artırılması, • Sektöre yönelik güncel ve şeffaf veri paylaşımı sağlanmalıdır.” dedi. Gürer, “Kamucu bir anlayışla, öngörülebilir politikalarla zeytin üretiminin geleceği sorunsuz kılınabilir. Bu ürün hem ülke ekonomisi için stratejiktir hem de soframızın temelidir.” dedi. “SAHAYA İNİN, ÜRETİCİYİ DİNLEYİN” TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Üyesi Gürer, Tarım ve Orman Bakanlığı’na seslendi: “Zeytin üreticisinin sorunları büyüyor. Bu sorunları önemseyin. Gelir-gider dengesi üretici aleyhine gelişiyor. Zararlılar, maden alanlarına kurban edilmesi gibi sıkıntılar da üreticiyi zorluyor. Üretici desteklenmezse zeytinlikler geleceksiz, sofralarımız zeytinsiz kalacak.”

TÜİK’in Hesap Yaptığı Hafta Hamsi 70 TL, Sonraki Hafta 140 TL! Haber

TÜİK’in Hesap Yaptığı Hafta Hamsi 70 TL, Sonraki Hafta 140 TL!

CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, gıda enflasyonu verilerindeki ani düşüşü “mucize” olarak niteleyerek eleştirdi. Gürer, üretimin düştüğü, arz açığının büyüdüğü bir dönemde fiyatların gerilemesinin “ekonomik gerçeklikle bağdaşmadığını” belirtti. “2002’NİN ALTINDA ÜRETİM VAR, 10 MİLYON TONLUK KAYIP VAR… FİYAT NASIL DÜŞÜYOR?” Gürer, bakliyat ve tahılda 2002’nin dahi altına gerileyen üretime, 2023’e göre 10 milyon tonluk bitkisel üretim kaybına dikkat çekti. Bu tabloya rağmen TÜİK’in Kasım ayında gıda enflasyonunu %27,44’e çekmesini “dünyada örneği görülmemiş bir tutarsızlık” olarak değerlendirdi: “Olmayan ürünün fiyatı düşmez; artar. Bu kadar açık. Rafta ürün yoksa, fiyatın düşmesi ancak hesaplamadan çıkarılmasıyla olur.” “HAMSİ BİR HAFTADA FİYAT DEĞİŞTİRİYOR,” Gürer, temel ürünlerdeki fiyat hareketlerinin TÜİK hesaplamalarına yansımadığını belirterek, “Hamsi bir hafta 70, ertesi hafta 140 TL. Tesadüf bu ya, TÜİK’in hesap yaptığı hafta hamsinin fiyatı düşük. Ertesi hafta tekrar artıyor.” Peynir, et ürünleri gibi birçok temel gıda maddesinin enflasyon sepetinde yeterince temsil edilmediğini belirterek, açıklanan verilerin dar gelirlinin gerçeğini yansıtmadığını söyledi. “EMEKLİ VE ASGARİ ÜCRETLİ İÇİN GERÇEK HAYAT BAŞKA” Türk-İş’in dört kişilik bir aile için yoksulluk sınırını 97 bin TL, açlık sınırını da 28 bin TL olarak duyurduğunu hatırlatan Gürer, mevcut maaşlarla geçinmenin imkânsız olduğunu ifade etti: “Emeklinin aldığı maaşla geçinmek olası değil. Asgari ücret özel sektörde taban ücret haline geldi. Yoksulluk derinleşiyor, çocuklar yatağa aç giriyor.” CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in açıkladığı asgari ücret önerisini de hatırlatan Gürer, en az 39 bin TL olması gerektiğini vurguladı; emekli maaşlarının da bu seviyeye yükseltilmesini, bayram ikramiyelerinin asgari ücretle eşitlenmesini istedi. “ÜRÜN YOK, İTHALAT ARTIYOR, BİRİLERİ KAZANIYOR HALK KAYBEDİYOR” Gürer, ithalat politikalarının yerli üreticiyi yok ettiğini, arz açığının ithalatçılara kazandıran bir sisteme dönüştüğünü belirtti: “Bir mutlu azınlık gıdadan büyük para kazanıyor. Üretici kaybediyor, besici kaybediyor, vatandaş kaybediyor.” Zirai don ve kuraklık nedeniyle milyonlarca tonluk ürün kaybının yaşandığını ancak üreticiye destek verilmediğini söyleyen Gürer, özellikle tahıl üreticisinin görmezden gelindiğini ifade etti. “SIKI PARA POLİTİKASI HALKI EZİYOR” Toplantıda sıkı para politikalarının ücretleri baskıladığını, yüksek faiz ve ağır vergi yüklerinin geniş halk kesimlerini yoksullaştırdığını dile getiren Gürer, “Üretim maliyetleri düşürülmeli, desteklemeler artırılmalı, aracılık sistemi daraltılmalı, ithalata bağımlılık azaltılmalı, gerçekçi, bağımsız veri açıklanmalı,” dedi. “GERÇEK HAYAT ENFLASYONU DÜŞMEDİ; MUTFAKTA YANGIN DEVAM EDİYOR” Gürer, iktidarın enflasyon verileri üzerinde kurduğu baskıyı eleştirerek, “Enflasyon düşmüyor. Sokakta, pazarda, mutfakta herkes gerçek fiyatı görüyor. Üretim düşmüşken fiyat nasıl düşüyor? Bu bir mucize değil; düpedüz ayarlama,” diye konuştu.

Enflasyon Verisi Vatandaşın Cebindeki Gerçekle Uyuşmuyor! Haber

Enflasyon Verisi Vatandaşın Cebindeki Gerçekle Uyuşmuyor!

CHP Parti Meclisi Üyesi Mehmet Necati Yağcı, Kasım ayında %0.87 olarak açıklanan enflasyonun beklentilerin altında kaldığını, ancak vatandaşın bu düşüşü hissetmediğini belirterek, “Enflasyon verisi vatandaşın cebindeki gerçekle uyuşmuyor, vatandaşın cebi yalan söylemez” dedi. CHP Parti Meclisi Üyesi Mehmet Necati Yağcı, Kasım ayı enflasyonuna ilişkin yaptığı değerlendirmede enflasyon rakamlarının çarşı-pazarda hissedilen enflasyonla uyuşmadığına işaret etti. Yağcı, Kasım ayı enflasyonunun aylık %0,87 olarak açıklandığını hatırlatarak şunları kaydetti: “Anlaşılıyor ki Kasım ayında nasıl olmuşsa olmuş, ne zirai don ne de kuraklık kalmış; tam tersine gıda fiyatları ucuzlamış.” GIDA DIŞI ENFLASYON 1.39 Aynı dönemde İTO’nun ölçümünün %1,19, ENAG’ın ise %2,13 seviyesinde verildiğine işaret eden Yağcı, şu ifadeleri kullandı: “Verilerin ayrıntısına baktığımızda, bu düşük enflasyonun en temel nedeninin gıda kalemi olduğu görülüyor. TÜİK’e göre gıda ürünlerinde ciddi fiyat düşüşleri var. Bugüne kadar dezenflasyon sürecindeki yavaşlamayı sürekli olarak ‘yüksek gıda enflasyonuna’, onu da ‘zirai don ve kuraklığa’ bağlayan Sayın Mehmet Şimşek, bu kez meseleyi ‘Kasım ayında uzun dönem ortalamasının oldukça üzerinde seyreden gıda enflasyonunun normalleşmesi’ diyerek tevil etmiş! Kasım’da ne oldu da fiyatlar düştü?” TÜİK’e göre gıda fiyatlarının %0,69 düştüğüne işaret eden CHP PM Üyesi Yağcı, gıda dışı enflasyonun %1,39 olduğunu da vurguladı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.