SON DAKİKA
Hava Durumu

#Tıp Fakültesi

Porsuk Haber Ajansı - Tıp Fakültesi haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Tıp Fakültesi haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

ESOGÜ'de Beyin Farkındalığı Haftası Etkinlikleri Düzenlendi Haber

ESOGÜ'de Beyin Farkındalığı Haftası Etkinlikleri Düzenlendi

Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde her yıl mart ayında dünya ile eş zamanlı olarak kutlanan Beyin Farkındalığı Haftası etkinlikleri bu yıl da başarıyla düzenlendi. Beyin Farkındalığı Haftası 2026 etkinlikleri; Tıp Fakültesi emekli öğretim üyesi ve 1999 yılında bu etkinlikleri ESOGÜ’de başlatan Prof. Dr. Ferhan Esen’in yanı sıra ESOGÜ Hastanesi Başhekim Yardımcısı Prof. Dr. Pınar Yıldız ve Tıp Fakültesi Nöroloji Ana Bilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Zehra Uysal Kocabaş koordinasyonunda gerçekleştirildi. ESOGÜ’de Beyin Farkındalığı Haftası 2026 kapsamında, toplumun farklı kesimlerine ulaşmayı hedefleyen bilimsel ve sosyal faaliyetler gerçekleştirildi. Bu kapsamda Eskişehir'in Sivrihisar ilçesine bağlı Kaymaz İlkokulu ve Ortaokulu ziyaret edilerek öğrencilerle bir araya gelindi ve çocuklara beynin temel işlevleri, beyin sağlığının korunması ve sağlıklı yaşam alışkanlıkları hakkında bilgilendirici sunumlar yapıldı. Prof. Dr. Ferhan Esen, Prof. Dr. Pınar Yıldız ve Dr. Öğr. Üyesi Zehra Uysal Kocabaş ile birlikte Tıp Fakültesi Dönem 4 öğrencilerinin katıldığı bu ziyaret ile erken yaşta farkındalık oluşturulması hedeflendi. 25 Mart 2026 Çarşamba günü ESOGÜ’de düzenlenen sempozyum ise Prof. Dr. Kubilay Uzuner ve Prof. Dr. Ferhan Esen'in oturum başkanlığında gerçekleştirildi. Sempozyumda Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Ana Bilim Dalından emekli Prof. Dr. Hilmi Uysal'ın ''Homonkulus: Beynimizde Duysal Temsilin Kökeni Üzerine Bir Çalışma'' başlıklı sunumu büyük ilgi ve heyecanla izlendi. Bilimsel içeriğiyle aydınlatıcı ve zengin bir paylaşım olan sempozyuma Tıp Fakültesi akademisyen ve öğrencileri ile lise öğrencileri ve halktan da katılım gerçekleşti. Beynin işlevleri, beyin sağlığının korunması ve nörobilim alanındaki gelişmeler hakkında toplumda farkındalık oluşturmayı amaçlayan bu uluslararası kampanya, ilk olarak 1996 yılında ABD’de başlatılmış, 1998 yılından itibaren uluslararası bir boyut kazanmıştır. Günümüzde ise Dana Foundation koordinatörlüğünde yürütülmektedir.

ESOGÜ Öğretim Üyesinden Antibiyotik Direnci Uyarısı Haber

ESOGÜ Öğretim Üyesinden Antibiyotik Direnci Uyarısı

Eskişehir Osmangazi Üniversitesi (ESOGÜ) Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Elif Doyuk Kartal ‘Dünya Antimikrobiyal Direnç Farkındalık Haftası’ dolayısıyla bilgilendirici bir açıklamada bulundu. Prof. Dr. Elif Doyuk Kartal’ın açıklaması şöyle: “Antibiyotik direnci, enfeksiyon hastalıklarının yönetimini doğrudan etkileyen ve modern tıpta ciddi klinik sonuçlara yol açan bir olgu olarak, 2025 yılında önemli bir küresel tehdit düzeyine ulaşmıştır. Raporda bu durum ‘sessiz pandemi’ olarak tanımlanıyor. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) 2050’ye kadar dirençli enfeksiyonlara bağlı ölümlerde ciddi artış olabileceğini öngörüyor. DSÖ’nün son raporları, özellikle geniş spektrumlu antibiyotiklere karşı direnç düzeylerinin dünya genelinde %15-40 oranında yükseldiğine işaret etmektedir. Bazı bölgelerde kritik patojenlerde direnç oranı %70’e kadar çıkmaktadır. Rapora göre, her 6 bakteriyel enfeksiyondan biri antibiyotiklere karşı dirençli durumdadır. Takip edilen enfeksiyonların %24’ü birinci basamak antibiyotiklere yanıt vermemektedir. Bu direnç artışı, sadece sağlık açısından değil ekonomik ve toplumsal açıdan da büyük risk taşıyor: Ameliyat, kanser kemoterapisi, yoğun bakım yatışı kaynaklı gelişen enfeksiyonlarda tedavi seçeneklerini ciddi şekilde sınırlamakta, tedavi süreçlerini uzatmakta ve ölüm oranlarını artırmaktadır. Gram-negatif bakterilerde görülen hızlı direnç artışı, yeni ilaç seçenekleri henüz yeterli düzeyde olmadığı için ciddi bir tıkanma yaratmaktadır. Yanlış ve gereksiz antibiyotik kullanımı halen direncin başlıca sebeplerinden biri olarak ön plana çıkar. Reçetesiz antibiyotik kullanımı, tedavinin erken kesilmesi, yanlış doz veya uygunsuz antibiyotik seçimi bakteriler üzerinde seçici bir baskı oluşturarak dirençli suşların hızla çoğalmasına yol açmaktadır. Antibiyotik direnci, yalnızca tıbbi bir problem değil; insan, hayvan ve çevre sağlığını kapsayan karmaşık bir küresel sorun olarak değerlendirilmelidir. 2025 verileri, önlem alınmadığı takdirde dirençli enfeksiyonların gelecek yıllarda çok daha büyük bir yük oluşturacağını göstermektedir. Dirençle mücadelede sadece ilaç geliştirmek yeterli değildir; elimizdeki antibiyotikleri uzun süre kullanmamamızı sağlayacak akılcı antibiyotik kullanım politikaları, bakteriyel enfeksiyon tanısını hızlı koyacak testlerin yaygınlaştırılması, toplumsal farkındalık, hem toplum hem de hastanelerde enfeksiyonlardan korunma yollarının geliştirilmesi, antimikrobiyal direncin küresel izlemi ve tabii günümüz koşullarında yenilikçi tanı tedavi yaklaşımlarının desteklenmesi en önemli başlıklardır.”

ESOGÜ Hastanesi’nde Organ Bağışı Standı Kuruldu Haber

ESOGÜ Hastanesi’nde Organ Bağışı Standı Kuruldu

Eskişehir Osmangazi Üniversitesi (ESOGÜ) Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesi’nde 3-9 Kasım “Organ Bağışı Haftası” dolayısıyla, ESOGÜ Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Ana Bilim Dalı Transplantasyon Ünitesi tarafından bilgilendirme standı kuruldu. Etkinliğe Hastane Başhekim Yardımcısı Prof. Dr. Pınar Yıldız, Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Ana Bilim Dalı öğretim üyeleri Prof. Dr. Murat Ulaş, Prof. Dr. Mehmet Kılıç, Doç. Dr. Akile Zengin, Dr. Öğr. Üyesi Arda Şakir Yılmaz, Dr. Öğr. Üyesi Yavuz Selim Angın, Uzm. Dr. Ahmet Ümit Cebeci, Hastane Başmüdürü Ayşe Kırcı, Hastane Halkla İlişkiler Sorumlusu Esin Gökalp ve organ nakil koordinatörleri Tarık Uca ile Elif Hiçyılmaz katılarak hastanede yapılan nakiller hakkında bilgi verdiler. Stantta broşür dağıtımının yanı sıra hastalar ve hasta yakınlarına organ bağışı hakkında bilgilendirme yapıldı. Aynı zamanda, organ bağışı yapmak isteyen vatandaşların form doldurmaları sağlandı. Yapılan açıklamada ESOGÜ Hastanesi’nde 2017 yılından bu yana karaciğer ve böbrek nakillerinin gerçekleştiğine dikkat çekilerek, hastaların şifa ile taburcu edildiği ve kontrollerinin düzenli olarak yapıldığı belirtildi. Açıklamada ayrıca organ bağışı konusunda toplumsal bilinçlenmenin önemine dikkat çekilirken, her geçen gün daha fazla bağış beklendiği ve bir organın bir hayat olduğu ifade edildi.

ESOGÜ'den Spina Bifida Farkındalık Günü Açıklaması Haber

ESOGÜ'den Spina Bifida Farkındalık Günü Açıklaması

Eskişehir Osmangazi Üniversitesi (ESOGÜ) Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Ana Bilim Dalı’ndan Öğr. Gör. Dr. Dilşad Dereli 25 Ekim “Dünya Spina Bifida Farkındalık Günü” dolayısıyla bilgilendirici bir açıklamada bulundu. Öğr. Gör. Dr. Dilşad Dereli’nin açıklaması şöyle: “Spina Bifida, anne karnındaki bebeğin omuriliğinin gelişiminin erken dönemlerinde tam olarak kapanmaması sonucu ortaya çıkan, doğuştan bir durumdur. Omurilik, beynimizden kaslarımıza emirler gönderen ve hissetmemizi sağlayan sinirleri içerir. Spina Bifida'da bu sinirler etkilendiği için, çocuklarda yürüme güçlükleri, his kaybı ve en önemlisi idrar kesesi (mesane) ve bağırsak kontrolünde sorunlar görülebilir. Spina Bifida Çocuk Ürolojisi Açısından önemlidir çünkü Spina Bifida'lı çocukların büyük bir kısmında, omurilikteki sinir hasarı nedeniyle mesane (idrar kesesi) düzgün çalışamaz. Buna ‘nörojenik mesane’ diyoruz. Bu durum şunlara yol açabilir: 1. İdrar Kaçırma. Mesane idrarı tutmakta zorlanabilir veya tam boşalamadığı için taşma şeklinde kaçaklar olabilir. 2. Sık İdrar Yolu Enfeksiyonları (İYE). Mesanede kalan idrar, bakterilerin üremesi için uygun bir ortam oluşturur. 3. Böbrek Hasarı Riski. Mesanenin yüksek basınçla çalışması veya idrarın böbreklere geri kaçması (reflü) zamanla böbreklere zarar verebilir. Bu, uzun vadede en ciddi problemdir ve böbrek yetmezliğine kadar gidebilir. Unutmayın, böbreklerimizin sağlığı yaşam kalitemiz ve ömrümüz için hayati öneme sahiptir! Ne Yapmalıyız? Spina Bifida tanısı alan her çocuğun, doğumdan itibaren bir çocuk ürolojisi uzmanı tarafından düzenli olarak takip edilmesi çok önemlidir. Erken teşhis ve doğru yönetimle, yukarıda bahsedilen sorunların çoğu önlenebilir veya kontrol altına alınabilir. Temel Yaklaşımlar: 1.Düzenli Kontroller: Çocuğunuzun mesane ve böbrek sağlığını takip etmek için düzenli ultrason, idrar testleri ve gerektiğinde özel testler (ürodinami gibi) yapılmalıdır. 2.Temiz Aralıklı Kateterizasyon (TAK): Birçok Spina Bifida'lı çocukta, mesaneyi düzenli aralıklarla (genellikle günde 4-6 kez) ince bir boru (kateter) yardımıyla tamamen boşaltmak gerekir. Bu yöntem idrar kaçırmayı azaltır, enfeksiyon riskini düşürür ve böbrekleri korur. Ailelere ve çocuklara bu işlem kolayca öğretilebilir. 3.İlaç Tedavileri: Mesanenin aşırı aktif olduğu durumlarda, mesane basıncını düşüren ve kapasitesini artıran ilaçlar kullanılabilir. 4.Bağırsak Yönetimi: Bağırsak sorunları da mesane kontrolünü etkileyebilir. Düzenli bağırsak alışkanlıkları oluşturmak için diyet, ilaçlar veya özel yöntemler uygulanabilir. 5.Cerrahi Seçenekler: Nadiren, diğer yöntemlerle kontrol altına alınamayan durumlarda, mesaneyi büyütme veya idrarı dışarı atmak için yeni bir yol oluşturma gibi cerrahi müdahaleler gerekebilir. Ailelere Çağrımız: 1.Bilgi Edinin: Spina Bifida hakkında doğru ve güncel bilgilere ulaşın. Doktorunuzdan ve güvenilir kaynaklardan bilgi almaktan çekinmeyin. 2.Takibi Aksatmayın: Çocuğunuzun ürolojik kontrollerini düzenli olarak yaptırın. 3.Eğitim ve Destek: Temiz aralıklı kateterizasyon gibi yöntemleri öğrenmekten çekinmeyin. Bu, çocuğunuzun bağımsızlığını ve yaşam kalitesini artıracaktır. 25 Ekim Dünya Spina Bifida Farkındalık Günü'nde, bu konuda bilgi sahibi olmanın ve çocuklarımıza en iyi bakımı sağlamanın önemini bir kez daha vurguluyoruz. Unutmayalım ki bilgi güçtür ve erken müdahale çocuklarımızın geleceğini şekillendirir. Sağlıklı günler dileriz.”

Emzirmeye Yatırım Yapın, Geleceğe Yatırım Yapın Haber

Emzirmeye Yatırım Yapın, Geleceğe Yatırım Yapın

Eskişehir Osmangazi Üniversitesi (ESOGÜ) Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Sosyal Pediatri Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Meltem Dinleyici, 1-7 Ağustos Dünya Emzirme Haftası dolayısıyla bilgilendirici bir açıklamada bulundu. Prof. Dr. Meltem Dinleyici yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi; “Dünya Emzirme Haftası, içinde Türkiye'nin de bulunduğu 120’den fazla ülke tarafından her yıl 1-7 Ağustos tarihleri arasında kutlanmaktadır. Bu haftanın amacı tüm dünyada anne sütüyle beslenmeyi desteklemek ve yaygınlaştırmaktır. Bu hafta yalnız bir farkındalık haftası değildir. Bu yıl emzirme haftası için Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından ‘Emzirmeye yatırım yapın, geleceğe yatırım yapın’ teması ile aynı zamanda bebeklerin sağlıklı gelişimi, annelerin güçlendirilmesi ve toplumun bilinçlendirilmesi için bir çağrı yapılmıştır. Anne sütü bebeklerin büyümesi ve gelişmesi için gereken tüm besin öğelerini içeren dinamik ve zengin yapısı ile en ideal besindir. DSÖ tüm bebeklerin yaşamın ilk 6 ayında sadece anne sütüyle beslenmelerini ve 6. aydan itibaren ek besinlerle beraber emzirmenin 2 yaş ve ötesine kadar sürdürülmesini önermektedir. Anne ile bebek arasındaki emme-emzirme davranışına sadece anne sütü ile beslenme veya karın doyurma gözüyle bakmamak gerekir. Emzirme; anne ile bebek arasında fiziksel ve psikolojik paylaşım sağlayan, anne ve bebeğe de yakın ve uzun vadede yararları kanıtlanmış, iki yönlü özgün bir süreç olarak değerlendirilmelidir. Anne sütüyle beslenme anne-bebek ve toplum sağlığı için pek çok olumlu katkı sağlamaktadır. Doğumun ilk dakikalarında ten tene temas ile başlayan emzirme, bebek ve anne arasındaki duygusal bağlanmayı desteklemenin yanında, süt salınımını artırarak daha uzun ve etkili bir emzirme süreci sağlamaktadır. Anne sütü özellikle otit, solunum yolu enfeksiyonları, ishali azaltmaktadır. Öte yandan anne sütü zengin içeriği sayesinde sağlıklı bir mikrobiyota oluşturmaktadır. Anne sütü enfeksiyonlardan korumanın yanı sıra alerjik hastalıklar ve astımdan koruyucu etki göstermektedir. Anne sütünün olumlu etkileri çocukluk yıllarında da devam etmektedir. Anne sütü ile beslenme, çocuklarda obezite, diyabet ve çocukluk çağı lösemisinde azalma ile ilişkilidir. Anne sütünün çocukların bilişsel ve davranışsal gelişimi üzerindeki olumlu etkileri giderek daha fazla anlaşılmaktadır. Ayrıca emzirme anne ve bebeğin daha sakin ve huzurlu hissetmesini sağlamakta, bebeğin uykusunu olumlu etkilemekte, solunum ve dolaşımı düzenlemektedir. Emzirilen bebeklerde ani bebek ölüm riski daha azdır. Emzirme sayesinde anne ve bebek arasında duygusal bağlanma ve güven ilişkisi sağlanır. Emzirmenin, anneler için emzirme dönemi ve sonrasında pek çok faydası olduğu bilinmektedir. Doğumdan hemen sonra emzirme rahmin eski haline dönmesini kolaylaştırır, annenin kanamasını azaltır. Kaygı düzeyleri daha düşük ve postpartum depresyon riskleri daha azdır. Emziren annelerde uzun dönemde meme kanseri, over kanseri ve osteoporoz riskinde belirgin azalma gösterilmiştir. Emzirme aynı zamanda toplum sağlığı ve dünyaya da olumlu etkileri olan evren dostu ve sürdürülebilir bir uygulamadır. Anne sütü; üretimi için enerji, su ve kaynak tüketimi gerektirmez; paketleme, depolama ve taşıma ihtiyacı olmadığı için karbon ayak izi oluşturmaz. Plastik ambalaj, kimyasal atık veya atık su üretmediğinden çevreyi kirletmez. Emzirmeyi desteklemek; gıda güvenliği, halk sağlığı, ekonomi ve çevresel sürdürülebilirlik arasında güçlü bir bağ kurmak anlamına gelir. Sağlıklı bir toplum ve dünya için, emzirme hakkını tüm anne ve bebeklerin kullanabilmesi dileğiyle.”

Düşük Proteinli Mutfak Atölyesi Gerçekleştirildi Haber

Düşük Proteinli Mutfak Atölyesi Gerçekleştirildi

Eskişehir Osmangazi Üniversitesi (ESOGÜ) Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Çocuk Beslenme ve Metabolizma Hastalıkları Bilim Dalı ile Çocuk Beslenme ve Metabolizma Derneği Eskişehir Şubesi tarafından, 2017 yılında aramızdan ayrılan ESOGÜ Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Sultan Durmuş Aydoğdu anısına düzenlenen “2. Düşük Proteinli Mutfak Atölyesi” etkinliği ESOGÜ Otel’de gerçekleştirildi. Çocuk Beslenme ve Metabolizma Hastalıkları Bilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Gonca Kılıç Yıldırım konuyla ilgili olarak yaptığı açıklamada, etkinlikte Vitaflo-Nestle firmasının katkıları ile bu konuda eğitimli bir şef eşliğinde, katılımcılara düşük proteinli ürünler ile yapılabilecek lezzetler hakkında uygulamalı eğitim verildiğini belirtti. Fenilketonürili hastalar ve ailelerinin katıldığı bu etkinlikte kurabiye, çiğ köfte, cup cake, dondurma, magnolia gibi tariflerin yapılarak tüm katılımcılara tadım yaptırıldığını belirten Doç. Dr. Gonca Kılıç Yıldırım, böylelikle tekdüze beslenmenin verdiği bıkkınlıktan kaynaklanan diyete uyumsuzluğun önüne geçmenin amaçlandığını ifade etti. Doç. Dr. Gonca Kılıç Yıldırım, düzenlenen bu etkinlik ile sosyal projenin hedefine ulaştığını ve gelecekte de benzer etkinlikleri çeşitli platformlarda daha fazla hasta ve yakınına ulaştırabilmeyi istediklerini söyledi.

ESOGÜ Hastanesi'nde Dünya Şizofreni Günü Etkinliği Düzenlendi Haber

ESOGÜ Hastanesi'nde Dünya Şizofreni Günü Etkinliği Düzenlendi

Eskişehir Osmangazi Üniversitesi (ESOGÜ) Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı tarafından 24 Mayıs “Dünya Şizofreni Günü” dolayısıyla bilgilendirme etkinliği düzenlendi. Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ferdi Köşger, Sosyal Çalışmacı Esra Urgancı ve Tıp Fakültesi öğrencilerinin katıldığı etkinlikte, hastalar ve hasta yakınlarına bilgilendirme yapılarak broşürler dağıtıldı. ESOGÜ Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ferdi Köşger konuyla ilgili olarak şu açıklamayı yaptı: “24 Mayıs, şizofreni konusunda önyargı ve damgalamayı önlemek amacıyla Şizofreni Günü olarak belirlenmiştir. Şizofreni tanılı bireyler toplum içerisinde en fazla damgalama ve ayrımcılığa maruz kalan gruplar içinde olmuştur. Bir önyargı olarak şizofreni tanılı hastaların tehlikeli ve şiddet eğilimli oldukları yönündeki hatalı değerlendirme, bu hastalara karşı ayrımcılığı da beraberinde getirmektedir. Bir taraftan hastalığın yüküyle mücadele etmeye çalışan birey, diğer yandan damgalama ile birlikte toplum içinde dışlanmışlığa ve sosyal izolasyona uğramaya başlar. Yapılan çalışmalarda ise ruhsal hastalıklardaki şiddet eğilimi toplumda görülen şiddet eğilimi ile neredeyse aynı oranlarda bulunmuştur. Şizofreni tanılı bireyler aslında tedavi altında çalışma hayatında da bulunabilecekken, ne yazık ki damgalama nedeniyle sosyal izolasyonun yanında mesleki olarak da olumsuz etkilenirler. Yine damgalama hastaların tedavi başvurularını olumsuz şekilde etkiler ve hastalar sosyal ve mesleki alanlarda önemli kayıplar yaşarlar. Şizofreni tanılı bireylere yönelik damgalama ve ayrımcılık ile mücadelede en önemli hedeflerden biri, toplumda oluşmuş olan yanlış inanç ve tutumları değiştirmek olmalıdır. Doğru bilgilendirmelerle toplumda şizofreni ile ilgili farkındalığı artırmanın damgalama ve ayrımcılığı hafifletici etkisi olacaktır.”

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.