SON DAKİKA
Hava Durumu

#Sübvansiyon

Porsuk Haber Ajansı - Sübvansiyon haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Sübvansiyon haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

CHP'li Gürer: "Bombalar Et, Süt ve Gıdayı da Vuruyor" Haber

CHP'li Gürer: "Bombalar Et, Süt ve Gıdayı da Vuruyor"

CHP Niğde Milletvekili ve TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Üyesi Ömer Fethi Gürer, hayvancılık sektöründe artan ithalat ve yem maliyetlerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Gürer, hayvancılıkta dışa bağımlılığın giderek arttığını belirterek, özellikle yem hammaddelerinde yaşanan ithalatın hem üreticiyi hem de tüketiciyi zor durumda bıraktığını söyledi. Hayvancılıkta sorunların her geçen gün büyüdüğünü vurgulayan Gürer, “Bölgemizde yaşanan savaş gübre ve yem fiyatlarını etkileyecektir. Bakanlık hayvan varlığımız arttı derken daha ilk ayda ithalata sarıldı. Savaşla birlikte gübre, yem ve hayvan varlığında yeterliliğin önemi bir kez daha görüldü. Bu süreç doğru yönetilmezse et ve süt ürünlerinde fiyatlar katlanacağı gibi, tüm gıda ürünlerinin maliyeti de artacağı için raf fiyatları da artacaktır.” dedi. Ömer Fethi Gürer, özelleştirmelerle kamunun yem ve gübre fabrikalarının satıldığını, bunun da ithalata kapı açtığını belirtti. İran’dan önemli miktarda gübre ithalatı yapıldığını ifade eden Gürer, Toprak Mahsulleri Ofisi’nin yem hammaddesi tedariki için ihaleye çıkmasının da ithalatın devam edeceğinin göstergesi olduğunu söyledi. 739 BİN SIĞIR İTHAL ETTİK AKP iktidarlarının yanlış hayvancılık politikalarının ithalata dayalı olduğunu belirten CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, son yıllardaki ithalat rakamlarına dikkat çekti. Gürer, “Hayvancılıkta sorunlar bitmiyor. 2025 yılında 739 bin 652 adet sığır ithal ettik. Bunun için de 1 milyar 19 milyon doları yurt dışına ödedik. 2026 yılının sadece ilk ayında ise 85 bin 160 adet sığır için 131 milyon doları yurt dışına gönderdik. Bu yıl 500 bin baş ithal hayvan hedefinin de ilk ay ithalatına bakıldığında aşılacağı görülüyor.” dedi. İthalatın sektörde kalıcı çözüm üretmediğini belirten Gürer, besicinin desteklenmesi yerine dış alımın tercih edilmesinin sorunu büyüttüğünü dile getirdi. YEM İTHALATI 5,7 MİLYAR DOLARI AŞTI Hayvancılıkta en önemli maliyet kalemlerinden biri olan yem konusunda da Türkiye’nin büyük ölçüde dışa bağımlı hale geldiğini ifade eden CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, “Hayvancılıkta yem ithalatı da önemli rakamlara ulaştı. Yemi dışarıdan aldığımız sürece fiyat artışları da devam edecek. 2025 yılında 5 milyar 712 milyon dolarlık yem ithal ettik. En çok dövizi ise soya fasulyesi, dane mısır ve kepeğe harcadık.” diye konuştu. SOYADA YÜZDE 95 DIŞA BAĞIMLIYIZ Yem hammaddelerinde dışa bağımlılığın çok yüksek seviyelere ulaştığını belirten CHP’li Ömer Fethi Gürer, “2025 yılında en çok ithal edilen yemlerden biri soya fasulyesi oldu. 4 milyon 71 bin ton soya fasulyesi için 1 milyar 773 milyon dolar ödedik. Soyada yüzde 95 oranında yurt dışına bağımlıyız. Dane mısırda ise 4 milyon 730 bin ton karşılığında 1 milyar 139 milyon dolar ödedik. Kepekte ise 1 milyon 997 bin ton karşılığında 416 milyon dolar ödeme yapıldı.” diye konuştu. 2026’NIN İLK AYINDA 475 MİLYON DOLARLIK YEM İTHALATI CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, “2026 yılının sadece ilk ayında yem ithalatına 475 milyon dolar gitti. İlk üç sırada yine dane mısır, soya fasulyesi ve soya küspesi yer alıyor.” ifadelerini kullandı. ARPA ÜRETİMİ DÜŞTÜ, AÇIK BÜYÜDÜ Yem üretiminde yerli üretimin yeterince değerlendirilmediğini belirten Ömer Fethi Gürer, üretimdeki düşüşe de dikkat çekerek, “Tüketimde üst sıralarda yer alan bu ürünlerden arpa üretimi 2024 yılında 8 milyon 200 bin ton iken 2025 yılında 6 milyon tona düştü ve böylece açık daha da arttı.” dedi. 800 BİN TONA YAKIN YEM HAMMADDESİ İTHALATI PLANLANIYOR Toprak Mahsulleri Ofisi’nin açtığı ihalelerin de yem ithalatının boyutunu ortaya koyduğunu belirten TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Üyesi Ömer Fethi Gürer, “Toprak Mahsulleri Ofisi toplam 455 bin ton yem hammaddesi tedariki için mart ayında ihale açıyor. 28 Şubat’ta ise 350 bin ton yemlik mısır ithalatı için ihale açılmıştı. Bu son ihalelerle birlikte kısa süre içinde planlanan toplam yem hammaddesi ithalatı 800 bin tonu aşıyor.” dedi. KABA YEMİN SADECE YÜZDE 31’İ ÜRETİLEBİLİYOR Gürer, Türkiye’de hayvansal üretim için gerekli kaba yem üretiminin de yetersiz olduğunu belirterek, “Ülkemizde hayvansal üretim için gerekli olan minimum kaba yem miktarının yalnızca yüzde 31’i üretilebiliyor. Bu da yaklaşık yüzde 70 oranında bir açığa işaret ediyor.” dedi. MERA ISLAHI VE YEM BİTKİSİ ÜRETİMİ ARTIRILMALI Hayvancılığın sürdürülebilirliği için üretim odaklı politikalara ihtiyaç olduğunu belirten Gürer, “Yem bitkileri talebinin karşılanması açısından mera ıslah çalışmaları büyük önem taşıyor. Meraların kalitesinin artırılması ve verimliliğin sağlanması, yem ihtiyacı olan ürünlerde üretimin artırılması gerekiyor.” diye konuştu. YEM FİYATLARI ET VE SÜT FİYATLARINI DA ARTIRIYOR Gürer, yem maliyetlerindeki artışın doğrudan gıda fiyatlarına yansıdığını belirterek, “Eğer yemdeki bu süreç devam ederse özellikle ithal yemlerdeki fiyat artışı et ve süt ürünlerinin yanında beyaz ette de fiyatların artmasına yol açacak. Çünkü gerek kırmızı et gerekse beyaz et üretiminde kullanılan yemlerin önemli bölümü yurt dışından ithal ediliyor. İthal yem oranının yüzde 70’e ulaşması nedeniyle ülkemizde yem fiyatları sürekli dövize bağlı olarak artıyor ve her artış hayvancılıkta yeni maliyetler oluşturuyor.” şeklinde konuştu. SÜT YEMİ 900 LİRAYA ÇIKTI Yem fiyatlarındaki artışın üreticiye doğrudan yansıdığını söyleyen Ömer Fethi Gürer, “Ülkemizde süt yemi de 50 kiloluk torbalarda 900 liraya kadar çıktı. Süt yeminin de önemli bir bölümü ithal girdilere dayanıyor. Ayrıca yonca, saman ve küspe fiyatları da sürekli artıyor. Bu artışlar hayvancılıktaki maliyetleri katlayarak üretimi daha da zorlaştırıyor.” dedi. YEMDE DIŞA BAĞIMLILIK AZALTILMALI CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, “Bu koşullar altında hayvancılığın sürdürülebilirliği ciddi risk altında. Özellikle hayvancılık yapan üretici aynı zamanda tarım yapmıyorsa bu faaliyetin sürdürülebilirliği giderek daha da zor hale geliyor. İthal yemlerdeki fiyat artışı hayvancılığın sürdürülebilirliğinin önünde önemli bir tehdit oluşturuyor. Bu nedenle yem üretimini artırıcı politikalar geliştirilmelidir. Yemde dışa bağımlılığın en aza indirilmesinin yolları aranmalı, meralar ıslah edilmeli ve hayvanların tükettiği yemlerde yüzde 50 sübvansiyon sağlanarak hayvancılık yapan üreticilere destek verilmelidir.” dedi. GÜBREDE DE FİYAT ARTIŞI SÜRÜYOR CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, gübrede de savaşın olumsuz etkisi olduğunu söyledi. Gürer, çiftçilerin en çok kullandığı gübre türlerindeki artışa dikkat çekerek şunları kaydetti: “Üre gübresinin tonu yılbaşında 26.000 TL idi, bugün bayi fiyatı 30.500 TL’yi geçti. DAP gübresinin tonu yılbaşında 32.000 TL iken savaş başladığında 35.000 TL’ye çıktı, bugün ise bayi fiyatı 37.500 TL’yi aştı. %21 Amonyum Sülfat gübresi mart ayına 14.500 TL/ton fiyatıyla başladı, 16.500 TL’ye çıktı. %26 CAN gübresi ise ay başında 15.600 TL/ton iken 10 gün içinde tonu 16.500 TL oldu. Savaş sürerse fiyat artışlarının devam etmesi bekleniyor. Çiftçi bu koşullarda nasıl üretim yapacak? Bu fiyatlar raflara yansıyacak, vatandaş gıda ürünlerini nasıl alacak? Emekli ve asgari ücretli, geçen yıla göre daha düşük alım gücüyle nasıl yaşamını sürdürecek? Kendi kendine yeterli olmanın önemi bir kez daha görülmüştür.” dedi.

Gürer: ''2025 Yılı Üretim Kaybı Rafa Zam Olarak Yansıdı'' Haber

Gürer: ''2025 Yılı Üretim Kaybı Rafa Zam Olarak Yansıdı''

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Niğde Milletvekili ve TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Üyesi Ömer Fethi Gürer, ekonomik sorunların artığı süreçte hem üreticinin hem de tüketicinin korunması için siyasi iktidarın yapması gerekenleri yapmayarak seyrettiği ve sorunların her geçen gün artığını, akaryakıt zamlarınızda süreci olumsuz etkilediğini söyledi. “BİZ TARIMIN GELİŞMESİNİ İSTİYORUZ” CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, tarımda artan sorunların çözülmemesinin arz açığı oluşturması ile daha da sıkıntılı bir döneme verilebileceğini belirtti. Gürer, eleştirilerinin amacının ülkeye zarar vermek değil, aksine geleceğe katkı sunmak olduğunu belirtti. CHP Milletvekili Ömer Fethi Gürer, “Biz bu ülkede tarımın gelişmesini, çiftçinin, üreticinin, besicinin daha iyi kazanca erip çiftçi refahının sağlanmasını; bunun yanı sıra raftaki ürünün de fiyatının uygun koşullara düşmesini istiyoruz. Girdi maliyetleri düşürülerek tarladan sofraya, ahırdan sofraya her ürünün fiyatının daha uygun koşullarda emeklimize, asgari ücretlimize erişmesini ve bu yolda yapılacakları anlatıyoruz,” dedi. Tarım politikalarındaki aksaklıkları dile getirmenin bir sorumluluk olduğunu ifade eden Ömer Fethi Gürer, “tarım politikalarının olumsuzluklarını söyleyerek özünde bu ülkenin bugününe ve geleceğine iyilik yapıyoruz” diye konuştu. “2025, 2002’NİN DE GERİSİNE DÜŞÜLEN BİR YIL OLDU” CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, 2025 yılının ülke tarımı açısından en sorunlu dönemlerden biri olduğunu belirtti. “2025 yılı Türk tarımı için en sorunlu dönem oldu. 2002 yılının üretiminin altında fasulye, mercimek, nohut üretimleri gerçekleşti.” Nüfusun 2002’ye göre 30 milyonun üzerinde arttığını hatırlatan Gürer, buna rağmen üretimde gerileme yaşandığını söyledi. 2024 ve 2025 verilerini karşılaştırarak şu bilgileri paylaştı: 2024 yılında meyve, içecek ve baharat bitkileri üretimi 28 milyon tondu. 2025 yılında bu üretim 19 milyon 600 bin tona geriledi. 2024 yılında tahıl ve diğer bitkisel üretim 75 milyon 500 bin tondu. 2025 yılında 68 milyon 100 bin tona düştü. 2024 yılında sebze üretimi 30 milyon 600 bin tondu. 2025 yılında 30 milyon 300 bin tona geriledi. “Özellikle bakliyat ve hububatta çok ciddi anlamda üretim kaybı gerçekleşti. 2025 yılı üretim kaybı rafa zam olarak yansıdı”” diyen Gürer, bu tablo karşısında “Tarımda üretimde sorunumuz yok” açıklamalarını anlamanın mümkün olmadığını ifade etti. “BU KADAR ÜRETİM KAYBI VARSA ÇİFTÇİ NASIL SORUN YAŞAMAZ?” Ömer Fethi Gürer, resmi veriler üzerinden değerlendirme yapılması gerektiğini belirterek, “TÜİK’in bitkisel üretimle ilgili 2024 Aralık ve 2025 Aralık verilerine bakılsın, aradaki kayıp üretim fark görülecektir” dedi. Üretim kaybının sahada doğrudan hissedildiğini belirten Gürer, “Bu kadar üretim kaybının olduğu yerde o çiftçinin, o besicinin, o üreticinin sorun yaşamaması mümkün mü? Hayvan varlığınız azalacak, üretiminiz azalacak. Düşük alım fiyatı uygulandığı için çiftçi gelirleri daralacak. Çiftçilik bir yerde sürdürülebilmesi sorunlu noktaya erecek. Tarım arazileri daralacak. Sonra da tarımda her şey çok iyi denilecek bu nasıl mümkün olacak ” şeklinde konuştu. Sahada karşılaştıkları tabloyu da aktaran TBMM Tarım,Orman ve Köyişleri Komisyon Üyesi Ömer Fethi Gürer, “Biz alanlara gidiyoruz, o çok iyileri bulamıyoruz. Ahırlar kapanmış, sorunlar artmış, sıkıntılar katlanmış. Her gittiğimiz yerde köylerde bize dert yanıyorlar. Bu insanlar keyfi için mi dert yanıyor?” ifadelerini kullandı. ŞAP HASTALIĞI VE KURAKLIK TEPKİSİ Hayvancılıktaki kayıplara da dikkat çeken CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, şap hastalığına ilişkin verilerin açıklanmadığını söyledi: “100 hayvanım vardı, 30 tanesini şapta kaybettim diyor üretici. Soruyoruz bakana; 2025 yılında yaşanan şap hastalığında kaç hayvan yitirdik? Açıklama yok. Açıklayın, 2025 yılında kaç hayvan kesime gitti? Kaç hayvan şartlı kesime gitti? Kaç hayvan telef oldu? Kaç hayvan kurban bayramında kesildi? Bu veriler ışığında kaç büyükbaş ve küçükbaş hayvan varlığımız var Açıklayın?” dedi. Enflasyon açıklamalarında zirai don ve kuraklığın etkisine dikkat çekildiğini hatırlatan Öner Fethi Gürer, bu afetlerden zarar gören üreticilere yeterli destek verilmediğini belirterek, “Zirai don ve kuraklıktan Türkiye’nin olumsuz etkilendiği söyleniyor. Peki, bunları üretenler ne oldu? TARSİM ve ÇKS’ye kayıtlı olanların dışında çiftçilik yapanlara herhangi bir destek verildi mi? Verilmedi. Kuraklıktan etkilenen çiftçiye destek verildi mi? Verilmedi. Bu çiftçi hali nedir diyen bir iktidar ne yazık ki yok ” dedi. ARTAN MALİYETLER, DARALAN GELİR Gürer, özellikle gübre, yem, akaryakıt zamlarının çiftçiyi doğrudan etkilediğini belirtti. Yılbaşından bu yana akaryakıta yüzde 10,8 oranında zam geldiğini ifade ederek, “100 dönümlük bir araziyi ekmek için yola çıkan çiftçi, daha tarlaya gitmeden 32 litresini yılbaşından bu yana kaybetmiş durumda” diye konuştu. Gürer, gübre, ilaç, tohum, elektrik, su ve mazot fiyatlarının arttığını; buna karşılık alım fiyatlarının düşük tutulduğunu ifade etti. “Girdi maliyetleri katlayacak, alım fiyatları düşük tutulacak, sonra da çiftçiye ‘üretim yapmaya devam et’ denecek. Bu nasıl olacak?” sözleriyle mevcut politikaları eleştirdi. “KOYUN PROJESİ DARALDI, YENİDEN MÜJDE DİYE SUNULUYOR” 2016-2018 yıllarında açıklanan koyun projesine de değinen CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, projenin büyük ölçüde daraldığını belirterek, “2016-2018 yıllarında açıklanan koyun projesi bu kez neredeyse yüzde 90 daralarak tekrar müjde diye sunuluyor,” diye konuştu. Gürer, “Önce gerçekçi olmalı, verileri doğru görmeli, doğru okumalı ve bunlar üzerinde çözüm üretmelidir” dedi. GÜBRE VE YEMDE %50 SÜBVANSİYON ŞART Ömer Fethi Gürer, “Kısa vadede öncelikle ilk yapılacak iş; gübrede, yemde en az yüzde 50 sübvansiyon sağlanmalı. Mazotta ÖTV ve KDV kaldırılmalı. Genç çiftçi ve kadın çiftçilerin Sosyal Güvenlik Kurumu primi devlet tarafından ödenmeli. Ayrıca tüm borçlar faizsiz olarak en az 3 yıl ötelenmeli. İcralar durdurulmalı. Traktöre, ahıra, hayvana gelen icralar bir an önce sonlandırılmalıdır.” dedi.

Yeni Küçükbaş Projesinden Yalnızca Bin 500 Besici Yararlanabilecek Haber

Yeni Küçükbaş Projesinden Yalnızca Bin 500 Besici Yararlanabilecek

CHP Niğde Milletvekili ve TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Üyesi Ömer Fethi Gürer, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın açıkladığı “Kırsalda Bereket, Küçükbaşa Destek” projesini değerlendirdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, projenin ilk etabında 150 bin küçükbaş hayvanın üreticilere uygun şartlarda verileceğini belirterek, projeden yararlanacak her üreticiye 95 dişi ve 5 erkek küçükbaş temin edileceğini açıkladı. Erdoğan ayrıca, hayvanlar için aylık 15 bin lira, yıllık 180 bin lira bakım ve besleme desteğinin devlet tarafından karşılanacağını, finansman için üreticilerin Ziraat Bankası aracılığıyla faizsiz kredi kullanabileceğini ifade etti. Kredilerde 2 yıla kadar geri ödemesiz dönem ve 7 yıla kadar vade imkânı sunulacağı, küçükbaş hayvanların bir yıllık sigorta bedelinin de devlet tarafından karşılanacağı duyuruldu. Projeye ilişkin değerlendirmede bulunan Gürer, hayvancılık sektöründe yapısal sorunların giderek derinleştiğini belirtti. Et fiyatlarındaki artışın temelinde yüksek ahır giderleri, artan yem maliyetleri ve ithalata dayalı politikaların bulunduğunu ifade eden Gürer, “Ahır giderleri düşürülmeden, yem sübvanse edilmeden ve ithalatçı anlayıştan vazgeçilmeden et sorunu çözülemez” dedi. Her türlü destek ve projenin önemli olduğunu vurgulayan Gürer, ancak açıklanan programın sektördeki sorunlara ne ölçüde kalıcı çözüm getireceğinin sorgulanması gerektiğini kaydetti. 2018 yılında da benzer bir projenin açıklandığını hatırlatan Gürer, o dönemde 500 bin anaç koyun hedefi ortaya konulduğunu, bugün ise üç yılda yalnızca 150 bin koyun dağıtımının öngörüldüğünü belirtti. Gürer, “Hedeflerde yaklaşık yüzde 90’a varan bir daralma söz konusu. Bu tablo, hayvancılıkta yaşanan gerilemeyi açıkça gösteriyor” ifadelerini kullandı. “500 BİN HEDEFTEN 150 BİN KOYUNA GERİLEDİK” CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, 2018 yılında kamuoyuna “300 Koyun Projesi” olarak yansıyan Üretici Şartlarında Sözleşmeli Küçükbaş Hayvancılık Projesi’ni hatırlatarak, “O gün bu proje ‘ithalatı bitirecek’ denilerek açıklandı. 8 yılda 5 milyon damızlık üretileceği, kırmızı et ihtiyacının yüzde 25’inin küçükbaştan karşılanacağı söylendi. 2023’te ithalatın tamamen biteceği ifade edildi. Sonuç alınamadı” diye konuştu. Dönemin Tarım Bakanı tarafından açıklanan projede üreticiye asgari ücret tutarında maaş, sigorta ve veterinerlik hizmeti gibi güvenceler vaat edildiğini anımsatan Gürer, “Gelinen noktada yeni dönemde hedeflerin ciddi biçimde küçüldüğü de görülüyor” dedi. Gürer, “2018’de 500 bin anaç koyun dağıtımı hedefleniyordu. Şimdi 2026–2028 döneminde üç yılda toplam 150 bin koyun dağıtılması öngörülüyor. Bu yaklaşık yüzde 90’lık bir daralma demektir” ifadelerini kullandı. “1 MİLYON 37 BİN İŞLETMEYE KARŞILIK 1.500 DESTEK” Türkiye’de 1 milyon 37 bin küçükbaş işletmesi bulunduğunu belirten CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, “Yeni projeden sadece 1.500 işletme yararlanabilecek. Bu her 691 işletmeden sadece birinin destekleneceği anlamına geliyor. Son üç yılda 112 bin işletme kapanmışken, 1.500 işletmeye destek vermek sektördeki kan kaybına pansuman bile olamaz” diye konuştu. “BAŞVURULARIN YÜZDE 90’I ELENDİ” CHP Milletvekili Ömer Fethi Gürer, 2018’de projeye 121 bin 28 kişinin başvurduğunu, ancak Bakanlık ve TİGEM ön değerlendirmesini geçenlerin sadece 11 bin 169 kişi olduğunu hatırlattı. “Başvuruların yalnızca yüzde 9’u sisteme dahil edilebildi” diyen Gürer, dönemin Bakanı tarafından verdiği soru önergesine iletilen yanıta göre elenmenin temel nedeninin Ziraat Bankası’nın kredibilite değerlendirmesi olduğunu söyledi. Gürer, “Sistem kredi notuna bağlandı. Hayvan yetiştirme tecrübesi olan, meraya dayalı üretim yapabilecek gerçek üreticiler kredi notu yetersizliği nedeniyle sistem dışına itildi. 500 bin baş hedeflenirken Ekim 2018 itibarıyla dağıtılan hayvan sayısı sadece 1.243 başta kaldı” dedi. “KÜÇÜKBAŞ VARLIĞI AZALDI, ÜRETİM GERİLEDİ” CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, 2023’ün “ithalatı bitirme yılı” olarak ilan edildiğini, verilerin bunun gerçekleşmediğini gösterdiğini ifade ederek, “2022’de 56 milyon 265 bin 750 olan küçükbaş hayvan sayısı 2023’te 52 milyon 363 bin 410’a geriledi. Yaklaşık yüzde 7’lik bir düşüş var” dedi. Koyun eti üretiminin 2023’te 569 bin tondan 2024’te 509 bin tona düştüğünü, keçi eti üretiminin ise 128 bin tondan 99 bin tona gerilediğini belirten Gürer, “Üretim düşüyor, hedefler küçülüyor” diye konuştu. 2024’te 3 milyon 84 bin olan küçükbaş kurban kesiminin 2025’te 2,5 milyona düştüğünü ifade eden Gürer, “Bu yaklaşık yüzde 19’luk bir azalma demektir. Bu sadece üretimdeki daralmayı değil, yurttaşın alım gücündeki erimeyi de gösteriyor” dedi. “İTHALAT BİTMEDİ, 28,7 MİLYON DOLAR HARCANDI” Gürer, 2021–2025 döneminde küçükbaş ithalatı için 28,7 milyon dolar harcandığını ve toplam 174 bin 637 baş hayvanın yurtdışından getirildiğini belirterek, “İthalatın bitmesi gereken yılda dahi dış alım sürmüştür” ifadelerini kullandı. “HİBE DEĞİL, BORÇLANDIRMA MODELİ” Projede hayvanların hibe edilmediğini vurgulayan CHP Milletvekili Ömer Fethi Gürer, “Üretici ya öz kaynağıyla ya da Ziraat Bankası kredisiyle hayvan alıyor. Sıfır faizli kredi cazip gibi görünebilir ama gelir istikrarı olmayan üretici için geri ödeme riski yüksektir” dedi. Hayvan başına aylık 150 TL bakım desteği öngörüldüğünü belirten Gürer, “Yem fiyatları dövize bağlı. Enflasyonist baskı sürerse bu 150 TL’nin alım gücü hızla erir. Günlük yem maliyeti dikkate alındığında bu destek sadece birkaç günlük ihtiyacı karşılıyor. Bu yapısal değil, sembolik bir destektir” diye konuştu. “YAPISAL SORUNLAR ÇÖZÜLMEDEN BAŞARI GELMEZ” Yüksek yem maliyetleri, çoban bulma sorunu, sosyal güvence eksikliği ve mera alanlarının daralması gibi sorunlara dikkat çeken Gürer, “Hayvan sayısını artırmadan önce bu yapısal sorunları çözmeliyiz” dedi. Pazarlama sorununa da değinen Gürer, “Bugün çok sayıda küçükbaş kesim için bekliyor ama üretici satışta zorlanıyor. Et ve Süt Kurumu piyasa fiyatlarının altında alım yaptığında üretici zarar ediyor. Güçlü bir alım garantisi ve fiyat istikrar mekanizması olmadan bu model sürdürülebilir değildir” ifadelerini kullandı. TÜİK VERİLERİ SORUNLU CHP Niğde Milletvekili ve TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Üyesi Ömer Fethi Gürer, TÜİK’in 2025 yılı verilerinin de sorgulanması gerektiğine dikkat çekti. Gürer, büyükbaş hayvan varlığının 2024 yılı için (Cumhurbaşkanlığı program hedefler kitabına göre) 16 milyon 824 bin baş olduğunu, 2025 yılında ise 739 bin baş ithal hayvan geldiğini belirtti. Büyükbaş hayvan varlığının, ithalat ve 2024 yılı toplamıyla birlikte 17 milyon 563 bin baş ettiğini ifade etti. TÜİK’in ise 2025 yılında yüzde 4 artışla büyükbaş hayvan varlığını 17 milyon 709 bin baş olarak açıkladığını kaydetti. 2025 yılının hayvancılıkta en sorunlu yıllardan biri olduğunu vurgulayan Gürer, 81 ilde hayvan pazarlarının şap hastalığı nedeniyle kapatıldığını belirtti. Şap hastalığının et ve süt üretiminin yanı sıra buzağı ölümlerine de neden olduğunu ifade etti. Bakanın, 830 bin büyükbaş ve 2,5 milyon küçükbaş olmak üzere toplam 3 milyon 330 bin hayvanın kesildiğini açıkladığını aktaran Gürer, şap nedeniyle telef olan, kurban kesilen ve şartlı kesime rağmen “mucizevi bir artış” yaşandığını söyledi. ABD Tarım Bakanlığının 2026 yılı Türkiye büyükbaş hayvan varlığı açıklamasının 14 milyon 300 bin baş olduğunu, Damızlık Birliğine göre ise büyükbaş hayvan varlığının 13 milyon 874 bin baş olarak ifade edildiğini belirtti. Ayrıca Avrupa ülkelerinin hayvan varlığıyla karşılaştırma yapılmasının da yanlış olduğunu dile getiren Gürer, “Avrupa’da tüketilen farklı bir hayvan var. O nedenle elma ile armut toplamak gibi bir karşılaştırma yapılıyor. Ayrıca nüfus ve kişi başı et tüketimi üzerinden bakarsanız veriler farklılaşır.” diye konuştu. ÜRETİM DÜŞÜYOR, GİRDİ MALİYETLERİ ARTIYOR; TARIMDA SORUN YOK DEMEK GERÇEKLERLE ÖRTÜŞMÜYOR CHP Niğde Milletvekili ve TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Üyesi Ömer Fethi Gürer, Cumhurbaşkanı’nın tarımda işlerin iyi gittiğine yönelik açıklamalarına tepki göstererek, sahadaki verilerin ve üretici gerçeklerinin bunun tam tersini ortaya koyduğunu söyledi. Gürer, muhalefetin eleştirilerinin dikkate alınmak yerine olumsuz ifadelerle karşılık bulduğunu belirterek, “Biz bu ülkede tarımın gelişmesini, çiftçinin, üreticinin, besicinin daha iyi kazanca ermesini istiyoruz. Aynı zamanda raftaki ürünün fiyatının da girdi maliyetleri düşürülerek uygun seviyelere inmesini savunuyoruz” dedi. Tarım politikalarındaki aksaklıkları dile getirmenin ülkenin bugününe ve geleceğine iyilik yapmak anlamına geldiğini ifade eden Gürer, 2025 yılının Türk tarımı açısından en sorunlu dönemlerden biri olduğunu kaydetti. 2002 yılının dahi gerisine düşen üretim kalemleri bulunduğunu vurgulayan Gürer, özellikle fasulye, mercimek ve nohut üretiminde ciddi gerileme yaşandığını belirtti. Resmî veriler üzerinden değerlendirme yapan Gürer, 2024 yılında 28 milyon ton olan meyve, içecek ve baharat bitkileri üretiminin 2025’te 19,6 milyon tona gerilediğini; tahıl ve diğer bitkisel üretimin 75,5 milyon tondan 68,1 milyon tona düştüğünü; sebze üretiminin ise 30,6 milyon tondan 30,3 milyon tona gerilediğini söyledi. Özellikle bakliyat ve hububatta ciddi kayıplar yaşandığını dile getiren Gürer, “2002 yılına göre nüfusumuz 30 milyonun üzerinde artmışken üretimin gerilemesi raftaki fiyatlara da yansımıştır. Bu tablo ortadayken ‘tarımda üretim sorunu yok’ demek mümkün değildir” ifadelerini kullandı. Cumhurbaşkanı’nın değerlendirmelerini bir önceki yılın verileriyle yaptığını ya da Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerindeki son değişimleri dikkate almadığını savunan Gürer, Aralık 2024 ile Aralık 2025 bitkisel üretim verileri arasındaki farkın açıkça görülmesi gerektiğini söyledi. Sahada üreticinin ciddi sıkıntı içinde olduğunu belirten Gürer, hayvan varlığındaki azalmaya ve düşük alım fiyatlarının çiftçi gelirlerini daraltmasına dikkat çekti. Köy ziyaretlerinde üreticilerin büyük kayıplar yaşadığını aktardığını ifade eden Gürer, “100 hayvanım vardı, 30’unu şap hastalığında kaybettim diyen üretici var. 2025 yılında şap hastalığında kaç hayvan kaybedildi? Bu konuda kamuoyuna net bir açıklama yapılmadı” dedi. Öte yandan enflasyon açıklamalarında zirai don ve kuraklığa atıf yapıldığını hatırlatan Gürer, “Madem zirai don ve kuraklık enflasyonu etkiledi deniliyor, o zaman bu afetlerden zarar gören çiftçiye hangi destek verildi? TARSİM ve ÇKS’ye kayıtlı olmayan üreticilere bir destek sağlandı mı? Kuraklıktan etkilenen çiftçiye özel bir destek verildi mi? Hayır” diye konuştu. Artan girdi maliyetlerinin üretimi sürdürülemez hale getirdiğini vurgulayan Gürer, yılbaşından bu yana akaryakıta gelen yüzde 10’u aşan zamların çiftçiyi daha tarlaya çıkmadan zarara uğrattığını söyledi. “100 dönümlük araziyi ekmeye çıkan çiftçinin mazotu daha yola çıktığı anda buharlaşıyor. Gübre, ilaç, tohum, elektrik, su ve mazot fiyatları artıyor; alım fiyatları ise düşük tutuluyor. Bu şartlarda çiftçiye ‘üretmeye devam et’ demek gerçekçi değildir” dedi. 2016–2018 yıllarında açıklanan koyun projesinin büyük ölçüde daraltılarak yeniden müjde gibi sunulmasını da eleştiren Gürer, mevcut politikalarla Türkiye tarımının sorunlardan arınmasının mümkün olmadığını ifade etti. Çözüm önerilerini de sıralayan Gürer, gübre ve yemde en az yüzde 50 sübvansiyon sağlanması, mazotta ÖTV ve KDV’nin kaldırılması, genç ve kadın çiftçilerin SGK primlerinin devlet tarafından karşılanması gerektiğini belirtti. Ayrıca çiftçilerin tüm borçlarının faizsiz olarak en az üç yıl ertelenmesini, icraların durdurulmasını isteyen Gürer, “Traktöre, ahıra, hayvana gelen icralar bir an önce sonlandırılmalıdır” çağrısında bulundu.

Yüz Yaşlıdan Sadece İkisi Kamusal Bakım Hizmetine ulaşabiliyor Haber

Yüz Yaşlıdan Sadece İkisi Kamusal Bakım Hizmetine ulaşabiliyor

Odunpazarı Belediyesi Eskişehir Strateji Geliştirme Ofisi’nin (ESGO) hazırladığı ‘En Düşük Emekli Maaşı Bağlamında Yaşlı Bakım Hizmetlerine Erişilebilirlik’ raporu, 2026 yılı itibarıyla en düşük emekli maaşıyla geçinen yaşlıların kurumsal bakım hizmetlerine erişimde ciddi bir çıkmazla karşı karşıya olduğunu ortaya koydu. Rapora göre Eskişehir’de yaklaşık 36–37 bin düşük gelirli yaşlıya karşılık, kamusal bakım kapasitesi en fazla 935 kişiyle sınırlı. YAŞLANAN NÜFUS, DARALAN BAKIM İMKÂNLARI Türkiye’de demografik yapı hızla değişirken, yaşlı nüfusun toplam nüfus içindeki payı her geçen yıl artıyor. Doğurganlık oranlarının düşmesi ve yaşam süresinin uzaması, yaşlılık dönemine ilişkin bakım ihtiyacını da büyütüyor. Emeklilik gelirlerinin reel olarak gerilediği bir dönemde, yaşlı bireylerin bakım hizmetlerine erişimi giderek daha derin bir sosyal sorun haline geliyor. Eskişehir Strateji Geliştirme Ofisi (ESGO) tarafından hazırlanan çalışma, bu sorunu Eskişehir özelinde ele alarak, özellikle en düşük emekli maaşı alan yaşlı bireylerin kurumsal bakım hizmetlerine fiilen ulaşıp ulaşamadığını mercek altına alıyor. 36–37 BİN YAŞLI, 20 BİN TL MAAŞLA HAYATTA KALMA MÜCADELESİ VERİYOR Raporda, 2026 yılı için en düşük emekli maaşının 20.000 TL olduğu vurgulanarak, “TÜİK verilerine göre Eskişehir’de 65 yaş ve üzeri nüfus 121.047 kişi. Türkiye genelinde emeklilerin yaklaşık üçte birinin en düşük maaşı aldığı bilgisi esas alındığında, Eskişehir’de yaklaşık 36–37 bin yaşlının bu gelir grubunda yer aldığı tahmin ediliyor. Bu grup, yaşlı bakım hizmetlerine erişim açısından en kırılgan kesimi oluşturuyor” denildi. ÖZEL HUZUREVLERİ DÜŞÜK GELİRLİ YAŞLILAR İÇİN ERİŞİLEMEZ 2026 yılı fiyatları dikkate alındığında, özel huzurevleri düşük gelirli emekliler için neredeyse tamamen erişilemez durumda. Resmî taban ücret 20.250 TL ile en düşük emekli maaşının üzerine çıkarken, tavan ücret 106.616 TL’ye kadar ulaşıyor. Raporda, pek çok özel huzurevinin fiilen taban fiyat üzerinden hizmet vermediğine dikkat çekilerek, özel sektörün düşük gelirli yaşlılar için gerçekçi bir seçenek sunmadığı vurgulanıyor. DEVLET MERKEZLERİNİN SAYISI OLDUKÇA YETERSİZ Eskişehir’de devlete bağlı Fethi Yılmaz Sezer Yaşlı Bakım ve Rehabilitasyon Merkezi, kamusal sübvansiyon sayesinde en düşük emekli maaşı alan yaşlılar için en erişilebilir modeli sunuyor. Aylık ücretler 8.274 TL ile 15.196 TL arasında değişiyor. Ancak bu merkezlerin en büyük sorunu kapasite yetersizliği. Devlete bağlı tüm merkezlerde barındırılabilen yaşlı sayısı 600–800 kişi ile sınırlı. BELEDİYE MODELİ DENGE UNSURU Odunpazarı Belediyesi’ne ait Lütfü Yüksel Yaşlı Bakım Merkezi, devlet ve özel sektör arasında denge unsuru olması bağlamında önem taşıyor. Aylık ücretler 18.000 TL’den başlarken, bakım ihtiyacı arttıkça ve özel oda tercih edildiğinde maliyet artıyor. Belediye, kamusal sübvansiyon ile aylık ücretleri asgari düzeyde tutmaya çalışıyor. KAMUSAL KAPASİTE EN FAZLA 935 KİŞİ Rapora göre Eskişehir’de devlet ve belediye eliyle sunulan toplam kamusal yaşlı bakım kapasitesi yaklaşık 735–935 kişi arasında değişiyor. Bu sayı, en düşük emekli maaşı aldığı tahmin edilen 36–37 bin yaşlıyla karşılaştırıldığında çarpıcı bir tablo ortaya koyuyor. Düşük gelirli yaşlıların yalnızca %2–3’ü, toplam yaşlı nüfusun ise %1’inden azı kamusal nitelikli kurumsal bakım hizmetlerinden yararlanabiliyor. SOMUT YAŞLI BAKIM KRİZİ Raporda, yaşlı bakımının bireysel tercihlere ya da piyasa mekanizmalarına bırakılamayacak kadar temel bir sosyal politika alanı olduğu vurgulanıyor. Mevcut durumda düşük gelirli yaşlılar ya aile desteğine bağımlı kalıyor ya da yetersiz bakım koşullarına razı olmak zorunda bırakılıyor. Eskişehir örneği, yaşlı bakım krizinin soyut değil; sayılarla ölçülebilen, somut bir sorun olduğunu ortaya koyuyor. POLİTİKA ÖNERİLERİ Rapor, yaşlı bakım hizmetlerine ilişkin şu politika önerilerini öne çıkarıyor: En düşük emekli maaşı alan yaşlılar için kademeli bakım destek ödeneği oluşturulması. Devlet ve belediyelere ait bakım merkezlerinin sayısının artırılması. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın, yaşlı bakım hizmeti veren belediyelere ödenek sağlaması. Özel huzurevlerinde taban fiyat uygulamasının etkin biçimde denetlenmesi. Düşük gelirli yaşlılar için kontenjan ayıran özel işletmelere teşvik verilmesi. Evde ve gündüzlü bakım modellerinin yaygınlaştırılması. ESGO’nun çalışması, 2026 itibarıyla yaşlı bakım hizmetlerinin en düşük emekli maaşı alan yurttaşlar için ciddi bir erişim krizi barındırdığını ortaya koyuyor. Özel huzurevleri büyük ölçüde erişilemezken, kamusal bakım merkezleri hayati bir denge unsuru olsa da mevcut kapasite ihtiyacın çok gerisinde kalıyor.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.