SON DAKİKA
Hava Durumu

#Siyasi Partiler

Porsuk Haber Ajansı - Siyasi Partiler haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Siyasi Partiler haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Kazım Kurt’tan Kent Konseyleri İçin Reform Çağrısı Haber

Kazım Kurt’tan Kent Konseyleri İçin Reform Çağrısı

Türkiye Belediyeler Birliği tarafından Ankara’da düzenlenen ''Kent Konseyleri ve Demokratik Belediyecilik Çalıştayı''nda konuşan Odunpazarı Belediye Başkanı Kazım Kurt, kent konseylerinin yerel demokrasinin en önemli araçlarından biri olduğunu belirterek mali yapıdan temsil sistemine, bağımsızlıktan belediye meclislerinde temsile kadar birçok konuda reform önerileri sundu. Türkiye Belediyeler Birliği (TBB) tarafından düzenlenen ''Kent Konseyleri ve Demokratik Belediyecilik Çalıştayı'', Ankara’daki TBB hizmet binasında gerçekleştirildi. Çalıştayın ilk oturumunda konuşan Odunpazarı Belediye Başkanı Kazım Kurt, “Kent konseyi deneyimleri, geride kalan yıllar, sorun alanları ve katılım modelleri” başlıklı sunumunda kent konseylerinin geçmişini, mevcut durumunu ve geleceğine ilişkin önerilerini paylaştı. Önceki yıllarda Eskişehir Kent Konseyi Başkanlığı görevini de yürüten Kurt, konuşmasının ardından gerçekleştirilen forum bölümünde katılımcıların sorularını yanıtladı ve önerileri dinledi. “KENT KONSEYLERİ BİR DEMOKRASİ MESELESİDİR” Konuşmasına kent konseylerinin yalnızca bir yönetmelik ya da kurumsal yapı olarak değerlendirilmemesi gerektiğini vurgulayarak başlayan Kurt, kentlerin gerçek sahiplerinin o kentte yaşayan insanlar olduğunu söyledi. Kent konseylerinin katılımcı demokrasi, yönetişim, ortak akıl ve birlikte karar alma anlayışının ürünü olduğunu belirten Kurt, “Kent konseyleri, vatandaşın sadece seçim dönemlerinde değil, her zaman yönetime katılabilmesinin araçlarından biridir” dedi. “YAKLAŞIK 400 KENT KONSEYİ VAR, ANCAK NİTELİK SORUNU SÜRÜYOR” Türkiye’de yaklaşık 400 kent konseyi bulunduğunu ifade eden Kurt, son yıllarda sayısal artış yaşanmasına rağmen aynı gelişimin etki ve nitelik açısından gerçekleşmediğini savundu. Bazı kent konseylerinin başarılı çalışmalar yürüttüğünü, bazılarının ise pasifleştiğini belirten Kurt, katılımcı demokrasi kültürünün gelişmediği yerlerde kent konseylerinin yalnızca tabeladan ibaret yapılara dönüşebildiğini söyledi. Kurt, nüfusu 300 bine yaklaşan Büyükçekmece’de kent konseyi bulunmadığını, Muğla Büyükşehir Belediyesi’nde kent konseyi olmadığını, Afyonkarahisar ve Kütahya’nın ilçelerinde de kent konseyi kurulmadığını belirterek, kent konseylerinin yaygınlaşmasının büyük ölçüde yerel yönetimlerin yaklaşımına bağlı olduğunu ifade etti. YEREL DEMOKRASİ VE SİVİL TOPLUM VURGUSU Kent konseylerinin tek başına değerlendirilemeyeceğini dile getiren Kurt, sivil toplum kuruluşları, meslek odaları, sendikalar ve üniversitelerin güç kaybetmesinin kent konseylerini de doğrudan etkilediğini söyledi. Son yıllarda yaşanan siyasal ve toplumsal gelişmelerin yerel demokrasi üzerinde olumsuz etkiler yarattığını belirten Kurt, kent konseylerinin güçlü bir demokratik ekosistemin parçası olduğunu ifade etti. “KENT KONSEYLERİNİN KADERİNİ BELEDİYE BAŞKANLARININ YAKLAŞIMI BELİRLİYOR” Konuşmasında belediye başkanlarının rolüne de değinen Kurt, kent konseylerinin başarısında belirleyici unsurlardan birinin belediye yönetimlerinin katılımcılık anlayışı olduğunu söyledi. Kent konseylerinin eleştiri ve önerileriyle yerel yönetimlere katkı sunduğunu belirten Kurt, katılımcı demokrasi kültürünün hem belediye başkanları hem de kent konseyi yöneticileri tarafından benimsenmesi gerektiğini ifade etti. ODUNPAZARI KENT KONSEYİ ÖRNEĞİ Odunpazarı Kent Konseyi’nin Türkiye’de öne çıkan örneklerden biri olduğunu belirten Kurt, bunun temel nedeninin katılımcılığı önceleyen kurumsal anlayış olduğunu söyledi. Mahalle meclisleri, gençlik meclisleri ve sivil toplum kuruluşlarıyla kurulan ilişkilerin konseyin etkinliğini artırdığını ifade eden Kurt, Odunpazarı Kent Konseyi’nde mahalle ve gençlik meclislerinde uygulanan eş başkanlık modelinin kent konseyi başkanlıklarında da uygulanabilmesi için yönetmelik değişikliği yapılabileceğini dile getirdi. KENT KONSEYLERİ İÇİN 10 MADDELİK REFORM ÖNERİSİ Kurt, konuşmasının önemli bölümünü kent konseylerinin karşı karşıya bulunduğu sorunlar ve çözüm önerilerine ayırdı. Bu kapsamda; kent konseylerine yasal güvenceye sahip mali destek mekanizmaları oluşturulması, üniversiteler, meslek odaları ve uzmanlık kuruluşlarının temsil gücünün artırılması, genel kurul çağrılarının kent konseyi organlarınca yapılabilmesi, kent konseylerinin siyasi ve idari makamlar karşısında bağımsızlığının güçlendirilmesi, kent konseyi başkanlarının belediye meclislerinde doğal üye olarak yer alması, stratejik plan hazırlık süreçlerinde kent konseylerine zorunlu paydaş statüsü verilmesi, kent konseylerinin görünürlüğünün artırılması, TBB bünyesinde ulusal ölçekte bir ''Kent Konseyleri Ağı'' oluşturulması, Kent konseylerinin tüm belediyelerde yaygınlaştırılması, Siyasi partiler ile kent konseyleri arasında daha sistematik ilişkiler kurulması önerilerinde bulundu. “YENİ NESİL KENT KONSEYLERİ İNŞA ETMELİYİZ” Konuşmasının son bölümünde geleneksel katılım yöntemlerinin artık tek başına yeterli olmadığını belirten Kurt, dijital araçları kullanan, veri üreten, gençlere ve kadınlara ulaşan, çevrimiçi katılım mekanizmaları geliştiren yeni nesil kent konseylerine ihtiyaç olduğunu söyledi. Kent konseylerinin günün koşullarına uygun biçimde dönüşmesi gerektiğini ifade eden Kurt, güçlü kent konseylerinin daha demokratik ve katılımcı şehirlerin inşasında önemli rol oynayacağını kaydetti. Çalıştay, oturumların ardından gerçekleştirilen forum ve değerlendirme bölümüyle devam etti. Kazım Kurt da forum sırasında katılımcıların sorularını yanıtlayarak kent konseylerinin geleceğine ilişkin görüş ve önerileri dinledi.

Rapor Cumhuriyetimizin Kurucu Değerlerine Yönelen Bir Saldırıdır Haber

Rapor Cumhuriyetimizin Kurucu Değerlerine Yönelen Bir Saldırıdır

AHPADİ Dernek Başkanı Mehmet Ektaş, TBMM Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu tarafından hazırlanan ve onaylanan raporla ilgili değerlendirmelerde bulundu. AHPADİ Dernek Başkanı Mehmet Ektaş konuyla ilgili olarak düzenlediği basın toplantısında şu ifadelere yer verdi; "Emperyalist ABD ve ortaklarının talimatıyla, teröristbaşı tarafından seslendirilen taleple, Bahçeli’nin çağrısıyla kurulduğu eleştirilerine maruz, Anayasa ve TBMM İçtüzüğüne aykırı, “korsan komisyon” tarafından hazırlanan rapor, komisyonda yapılan oylamada kabul edilerek kamuoyuyla paylaşıldı. Komisyonda; AKP, MHP, DEM, CHP, DEVA, GELECEK, SAADET, TİP, EMEP, HÜDAPAR vardı. Komisyonda, Liberaller, enternasyonel Sosyalistler, Bölücüler, Siyasal İslamcılar, İkinci, Üçüncü Cumhuriyetçiler vardı. Seçmenin %70’ini Atatürkçüler, Milliyetçiler, vatanseverlerin oluşturmasına rağmen, partilerin komisyona verdiği üyeler içinde bu kimlikleriyle öne çıkan milletvekilleri yoktu. Çünkü, Kemalist kimlikli milletvekillerinin olduğu bir komisyondan bu raporun çıkması mümkün değildi. Beklenen oldu. Korsan Komisyon raporu, AKP, MHP, DEM ve CHP ve diğer partilerin temsilcilerinin oylarıyla kabul edildi. Numan Kurtulmuş’un başkanlığını yaptığı, Epstein belgelerinde ABD Ajanı olduğu belirtilen Sezgin Tanrıkulu, Fethi Yıldız, Mehmet Emin Ekmen, Bülent Kaya, Mustafa Bilici, Zekeriya Yapıcıoğlu gibi şahsiyetlerin kuşattığı komisyondan başka bir sonuç da beklenmezdi. Alford Andrews’in Türkiye’yi 47 etnik gruba ayıran, “Türkiye Cumhuriyeti’nde Etnik Gruplar” adındaki eseriyle işaret ettiği ve ABD’nin ısrarla Osmanlı Devleti’de olduğu gibi Türkiye’de de federatif sistem uygulama istekleriyle üniter yapımızı bozma hedefleri, gerçekleşmeye artık çok yakın. Raporda, Siyasi kimliğimiz olan kapsayıcı ve birleştirici “Türk Milleti” ifadesinden özenle kaçındılar. İlk defa resmi bir evrakta Anayasamızdaki "Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına, din, dil, ırk, mezhep ayırt edilmeksizin Türk denir ifadesi" yok sayıldı. Korsan Komisyon raporunda bir kez bile "Türk Milleti" ifadesi yer almadı. Raporda, teröristbaşı, bebek katili, DEM, HÜDAPAR gibi düşmanları rahatsız olmasın diye Cumhuriyetimizin Kurucusu Ulu Önder Mustafa Kemal ATATÜRK’ten ösz edilmedi. Raporda, ilk okunduğunda oldukça masum duran "Türklerin, Kürtlerin, Arapların bölgede yaşayan diğer kardeş halklarla birlikte oluşturacağı doğal ittifak, bölgede emperyalistlerin kurguladığı dağılma ve parçalanma senaryolarını bozacak, plânlarını etkisiz hale getirecek bir dönemi başlatacaktır." ifadesiyle siyasi ve kültürel birliğimizin adı olan "Türk'lük etnik bir kimliğe indirgendi, Kürtlükle, Araplıkla, diğer etnisitelerle eşitlendi. Demokrasi arayanlar, ileri demokrasi diyenler, Ülkemizi, Osmanlı'nın Islahat Fermanına geri döndürdüler. Raporda, bizi haklı kılarcasına terörist bebek katilinin çağrısının sürecin öenmli bir aşaması olarak gösterildi. İlk kez resmi bir belgede teröristbaşı, bebek katili, cani tespitleri terk edilip örgüt kurucu lideri Abdullah Öcalan sıfatlamasıyla, katil APO’ya masumiyet, meşruluk ve saygınlık kazandırıldı. İsim belirtilmeden rapor, PKK ve terörist başına bebek katiline göre düzenlendi. Raporda, sürecin bir devlet politikası olduğu belirtilerek, AKP iktidarı olan yürütmenin sorumluluğu gizlenmeye çalışıldı. Raporda, sürecin bir devlet politikası olduğu belirtilerek; ilerleyen dönemde atılacak adımlara karşı yasama yani Meclis’in dolayısıyla Milletin iradesine ipotek konuldu, fiili tartışmaya kapattı, Mevclisin denetim hakkı ve yetkisi yok sayıldı. Rapor, AİHM bahanesiyle başta bebek katili olmak üzere teröristleri serbest bırakacak yasal düzenlemeler yapılması gerektiğini işaret edilerek örtülü bir affın kapısı aralandı. Raporda, kullanılan etnik dille, Anayasanın 66’ıncı maddesinin değişikliği için motivasyon sağlandı. Ülkenin genç eğitimli insanları işsizlikle boğuşurken, Milletine kurşun sıkan, sıktıran teröristlere istihdam olanağı sağlanacağı sözü verildi. Bu raporda kullanılan dil ve gerçekleştirilmek istenen hedefler, daha fazla demokrasi olarak sunulmak istense de, hedeflerin gerçekleşmesi durumunda demokrasimizin büyük yara alacağını görmemek mümkün değil. Demokrasiler, Ulusal birlik rejimleridir. Demokrasiler, kültürel, siyasi, ekonomik birlik içinde yaşayan ve ortak hedefleri olan toplumlarda kökleşir. Demokrasi adı altında, Etnik ve inanç ayrılıklarının körüklendiği, toplumun birbirinden uzaklaştırıldığı, yabancılaştırıldığı siyasal ve sosyal düzenlerde, bir süre sonra kaos, terör hakimiyeti ele alır ve demokrasi ortadan kalkar. Terörle, korkan, sinen bireyler, aydınlar konuşamaz, düşüncelerini açıklayamaz. Biz bunları Uğur Mumcu gibi aydınlarımıza yapılan saldırılardan, özellikle Güneydoğu’da halka yöneltilen teröröle yurttaşlarımızın esir edildiği gerçeğinden biliyoruz. Bu rapor, Birlik ve beraberliğimize, Demokrasimize, Cumhuriyetimizin kurucu değerlerine yönelen saldırıdır. Bu rapora imza atanlar, Anayasaya, başta Siyasi Partiler kanunu ve TCK olmak üzere laik hukuk devriminin tüm kazanımlarına karşı suç işlemişlerdir. Bunu bilen komisyon üyeleri, asıl hedeflerini raporda açıkça belirtmemişler, örtülü cümlelerle saklamaya çalışmışlarıdr. Bunu bilen komisyon üyeleri kendilerine yasal güvence de istemişlerdir. Bu noktadan sonra, bu gaflet ve delalaete karşı durması gereken TBMM’de bulunan Milletvekilleridir. Korsan Komisyon oluşumuyla, nihayetinde de düzenlenen rapordaki tehditleriyle kendileri devre dışı bırakılan Milletvekilleri Mecliste gerekli cevabı hem partilerinin genel başkan ve yöneticilerine verecektir, vermelidir. Bu duygu ve düşüncelerimizi, siz değerli yurttaşlarımızla da paylaşıyor, sürecin sonuna kadar takipçisi olacağımızı ifade ediyor, saygılarımız sunuyoruz."

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.