SON DAKİKA
Hava Durumu

#Sendika

Porsuk Haber Ajansı - Sendika haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Sendika haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

CHP’li Çakırözer: “Seçim Zamanı İşçilere Söz Verenler Şimdi Nerede?” Haber

CHP’li Çakırözer: “Seçim Zamanı İşçilere Söz Verenler Şimdi Nerede?”

Eskişehir’in Mihalıççık ilçesinde SSS Holding’e bağlı Doruk Madencilik işçileri, ödenmeyen ücret ve tazminatları için Bağımsız Maden İş Sendikası öncülüğünde Ankara’ya yürüyüş başlattı. CHP Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer, yürüyüşün 5’inci gününde Ayaş’ta işçileri ziyaret ederek, dayanışma gösterdi. Çakırözer, “Seçim zamanı dönemin Cumhurbaşkanı Yardımcısı, Bakanı geldi işçilere sözler verdi! Yıllar geçti emekçiler aylardır maaşını alamıyor, tazminat hakları ödenmedi. Çalışan işçilere rızaları dışında ücretsiz izin dayatıldı! Sendikal mücadeleye öncülük ettikleri için işçiler işten çıkarıldı! Hakları için Eskişehir’den Ankara’ya yürüyüş başlatan maden emekçilerimize selam olsun! Madenciler haklarını alana kadar dayanışmayla yanlarındayız!” dedi. İşçiler, “İşçiyiz, haklıyız, kazanacağız!” sloganlarıyla haklarını almak için direnişi sürdüreceklerini vurguladı. ESKİŞEHİR’DEN ANKARA’YA YÜRÜYORLAR Eskişehir'in Mihalıççık ilçesinde Yıldızlar SSS Holdinge bağlı Doruk Madencilikte çalışan yaklaşık 150 işçi, sendikaları Bağımsız Maden-İş ile eylemlerine devam ediyor. CHP Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer, Doruk Madencilik işçilerinin haklarını almak için Ankara’ya başlattıkları yürüyüşe destek verdi. Direnişin beşinci gününde Ayaş’ta işçilerin yürüyüşüne destek veren CHP’li Çakırözer, “Eskişehir Mihalıççık’tan Beypazarı’na, Beypazarı’ndan Ayaş’a, oradan başkent Ankara’ya yürüyen maden işçilerimize bizden selam olsun. Bağımsız Maden-İş Sendikası başkanı, yöneticileri, üyeleri, arkadaşlarımız haklarını aramak için kilometrelerce, günlerdir yürüyorlar. Bugün dayanışma için onlarla yürüyoruz. Bu mesele, yılan hikayesine dönen bir mesele ama özünde işçinin hakkını gasp etme meselesi. Çok haklı bir şekilde bu sendika, yüzlerce işçinin yıllardır gasp edilen hakkını aramak için yollara düştü” dedi. “SÖZ VERENLER ŞİMDİ NEREDE?” 2023 yılındaki seçim döneminde dönemin Cumhurbaşkanı Yardımcısı’nın santrale gelip sözler verdiğini hatırlatan Çakırözer, şunları söyledi: “Bu şirket TMSF’deydi. Şimdiki şirkete devredilirken ‘Merak etmeyin, işçilerin hiçbir hakkı kalmayacak’ denildi. ‘Mağdur edilmeyeceksiniz’ denildi. Bunlar kayıtlarda var. Ama aradan geçen sürede işçiler mağdur olmaya devam ettiler. Ödenmeyen maaşlar, alınmayan tazminatlar, haksız işten çıkarılan işçiler! Şimdi haklarını almak için kilometrelerce yürüyorlar. Biz de yanlarındayız. Ankara’ya geldiklerinde de yanlarında olacağız. Ama asıl onlara söz veren, ‘Merak etmeyin hakkınız yenmeyecek, mağdur olmayacaksınız’ diyenler bakalım ne yapacaklar? Yani bu şirket TMSF’den devredilirken tanıdıklara, bu işçinin hakkını hukukunu yok sayanlar bakalım şimdi ne yapacak?” “İŞÇİLER HAKLARINI ALANA DEK YANLARINDAYIZ” “Biz sonuna kadar arkadaşlarımızın yanındayız. İşçimizin alın terinin karşılığı olan, gasp edilen haklarının bir an önce onlara iadesi için, sendikal haklarını da özgür bir şekilde sonuna kadar kullanabilmeleri için yanlarında olmaya devam edeceğiz. Herkesi Bağımsız Maden İş Sendikasının tarihi yürüyüşüne destek vermeye, Doruk Madencilik emekçileriyle dayanışmaya çağırıyoruz.” “BURAYI SADECE 150 İŞÇİ SANMAYIN” Bağımsız Maden İş Sendikası Genel Başkanı Gökay Çakır, “5 gündür yollardayız. Bu yürüyüş bizim ekmek kavgamız, dayanışma kavgamız. 140 işçi kanunsuzca ücretsiz izinde. 5 aydır bu işçiler maaşını alamamış. 7 arkadaşımız usulsüzce işten atıldı. Bu işçi emekli olmuş, geriye dönük özlük haklarını alamamış. Bu işçiler nereye gitsin, ne yapsın? Bu kavga büyük kavga, bu kavga Türkiye’nin geleceği için. Burayı sadece 150 işçi sanmayın. Bu kavga 150 bin madencinin, bu Türkiye’deki işçi sınıfının mücadelesi. Sözler verildi tutulmadı. Biz bu işçilerin kıdem, ihbar, geriye dönük özlük haklarını almadan geriye dönmeyeceğiz” dedi. “TMSF’Yİ, BAKANLIKLARI, TBMM’Yİ SORUMLU OLARAK GÖRÜYORUZ” “Biz TMSF, KİAŞ, Enerji Bakanlığı ve Çalışma Bakanlığı ile TBMM’yi sorumlu olarak görüyoruz” diyen Bağımsız Maden İş Sendikası örgütlenme uzmanı Başaran Aksu da “O sorumluluğun altını çizmek için adım adım yürüyerek Ankara’ya varmayı düşünüyoruz. Memleketin dört bir yanındaki işçiler, emekçiler, çiftçiler açısından durum bu aslında. Bu sürdürülebilir bir şey değil. Emekçiler hakkını alana dek mücadelemizi sürdüreceğiz” çağrısını yaptı. “AYLARDIR MAAŞ YOK, NASIL GEÇİNİYORUZ DİYE KİMSE SORMADI” Şirket TMSF’den devredilirken kendilerine sözler verildiğini söyleyen, maden işçisi Kamil Tanrıseven, “15 yıldır Doruk Madencilik’te çalışıyorum. İçeride üç aylık maaşım var. 3 aydır kimse bu insanlar nasıl geçiniyor, bu ev nasıl dönüyor diye kimse sormadık. Herkes söz verdi gitti. Söz verenleri buraya bekliyoruz” dedi. “SADAKA DEĞİL, HAKKIMIZI İSTİYORUZ” 2012’den bu yana madende çalışan Murat Keskin, “5 gündür direnişteyiz. 6 aylık maaşım içeride. Herkesin farklı farklı mağduriyeti var. Kimisi çocuğunun okul masrafını ödeyemiyor, kimisi kirasını veremiyor. Bize verilen sözlerin tutulmasını bekliyoruz. Tazminatlarımız, içerideki maaşlarımız, sendikal haklarımız… Biz sadaka istemiyoruz, biz sadece çalıştığımızın, hak ettiğimizin karşılığını istiyoruz” diye konuştu.

CHP'li Süllü Mihalıççık’ta Madencilik İşçilerinin Sorunlarını Dinledi Haber

CHP'li Süllü Mihalıççık’ta Madencilik İşçilerinin Sorunlarını Dinledi

CHP Eskişehir Milletvekili Jale Nur Süllü, Mihalıççık ilçesinde faaliyet gösteren Doruk Madencilik emekçileri ve sendika temsilcileri ile görüşerek yaşadıkları mağduriyetleri Meclis gündemine taşıdı. Tasarruf Mevduat Sigorta Fonu’ndan (TMSF) Yıldızlar SSS Holding bünyesindeki Doruk Madencilik Şirketi’ne tüm işçi alacaklarıyla devredilen Yunus Emre Termik Santrali ve kömür madeninde emekçilerin yaşadığı sorunlarının yıllardır hâlâ çözülemeyişine sert tepki gösteren Süllü, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı ile Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı tarafından yanıtlanması istemiyle TBMM’ye soru önergeleri sundu. Emekçinin Alın Teri Gasp Ediliyor! Jale Nur Süllü, 2008 yılında Naksan Holding’e bağlı Adularya Enerji tarafından işletmeye açılan linyit madeni ve termik santralin 2016 yılında FETÖ soruşturmaları kapsamında kayyım atanarak 2022’ye dek TMSF döneminde emekçilerin haklarında yaşanan sorunların rödavans sözleşmesi ile Doruk Madencilik’e devredildikten sonra artarak sürdüğünü söyledi. İşçilerin yaşadığı mağduriyetler hakkında Bağımsız Maden-İş Sendikası yetkilileri ve Mihallıççık’ta yaşayan Doruk Madencilik çalışanlarından bilgi alan Süllü, emekçilerin yaşadığı hak kayıplarına dikkat çekti. İşçiler yaşadıkları mağduriyeti özetlerken, “Emekli olanlar emeklilik ikramiyelerini, işten ayrılanlar kıdem tazminatlarını alamıyor. Maaşlar aylarca ödenmiyor. Maaşlar düşürüldü, sigorta primleri eksik yatırıldı,” diyerek tepki gösteriyor. Haklarını talep ettikleri için işten çıkarıldıklarını ve ücretsiz izne zorlandıklarını; içeride 2-3 maaşlarının tutulduğunu ifade ediyorlar. Ayrıca plakasız servislerle taşınma, hijyenik olmayan ortamlarda yemek hizmeti, eksik ekipmanla zorlu çalışma koşullardan da yakınan işçiler, borç batağı içinde çok zor durumda olduklarını anlatıyorlar. Adalete başvuranların sonuç elde edemediğini, muhatap bulamadıklarını, hak kazananların ise şirket devirleri ile alacaklarını tahsil edemediğinden şikâyet ediyorlar.” Siyasi Şov Boş Çıktı Süllü, kendisine aktarılanlar sonrasında “Anlaşılan o ki, çalışanların devir öncesi tüm haklarını alacağı yönünde verilen sözler tutulmadığı gibi, işçi eylemlerini sonlandırmak için şirket yetkililerinin vaatleri yerine gelmemiş; iktidar mensuplarının şovları da boş çıkmış. Üstelik, bu mağduriyetler sadece Yunus Emre Termik Santralinde değil, firmanın ülkemizin çeşitli yerlerinde ihaleyle devir aldıkları tüm işletmelerde yaşanıyormuş. Anlatılanlardan anlaşıldığı üzere, şirket iktidar gücünü arkasına almış; çalışanın emeğini gasp etmeyi kendinde hak görüyor” dedi. İktidara Çağrı: Bakanlık Sorumluluk, İşçiler Haklarını Almalı Emekçinin alın terinin gasp edilemeyeceğini ve çaresiz bırakılamayacağını söyleyen Süllü, yaşanan mağduriyetin sorumlusunun işverene göz yuman kamu idareleri olduğuna dikkat çekerek “İşçiye ödenmeyen maaş, ihmal edilen denetim emek sömürüsü ve hukuksuzluğun simgesidir” vurgusu yaptı. TBMM’ye sunduğu soru önergelerinde Süllü, ödenmeyen ücretler ve tazminatlarla ilgili şikâyet sayısının, yapılan denetimlerin ve sorumluların tespit edilmesini talep etti. “Kamunun sessizliği işçilerin sorunlarını büyütüyor. Bu hukuksuzluğa göz yummak mümkün değil” diyerek mağduriyetlerin giderilmesi iktidara da çağrıda bulunan Süllü, “Doruk Madencilik işçilerinin mücadelesi, yalnızca Mihalıççık’ı değil; Türkiye genelindeki on binlerce işçiyi ilgilendiriyor. Bu gasp son bulmalı, Bakanlıklar sorumluluğu; işçiler haklarını almalıdır” dedi.

Gürer: "Promosyon Bir Lütuf Değil, Emeğin Karşılığıdır" Haber

Gürer: "Promosyon Bir Lütuf Değil, Emeğin Karşılığıdır"

CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, özel sektör çalışanlarının banka promosyonlarından yararlanabilmesi amacıyla hazırladığı kanun teklifini Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na sundu. Gürer, mevcut uygulamanın çalışanlar arasında açık bir eşitsizlik yarattığını belirterek, “Aynı bankacılık sistemi içinde yer alan iki çalışandan biri kamu görevlisi olduğu için promosyon hakkına sahipken, diğeri özel sektörde çalıştığı için bu haktan mahrum bırakılıyor. Bu durum Anayasa’da güvence altına alınan eşitlik ilkesine açıkça aykırıdır” dedi. “BANKALAR NEMA ELDE EDİYOR, EMEKÇİ PAY ALAMIYOR” CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, günümüz ekonomik koşullarında maaşların bankalar aracılığıyla ödenmesinin fiilen zorunlu hale geldiğine dikkat çekerek, bu durumun bankalar açısından büyük bir nakit akışı ve önemli bir kâr alanı yarattığını vurguladı. “Çalışanların ücretleri bankaların sistemlerinde tutuluyor. Bankalar bu kaynak üzerinden ciddi bir ‘nema’ elde ediyor. Ancak bu kaynağın oluşmasını sağlayan emek sahipleri çoğu zaman bu kazançtan pay alamıyor. Bu kabul edilemez” ifadelerini kullandı. Kamu görevlilerinin banka promosyonlarından yasal güvenceyle yararlandığını anımsatan Ömer Fethi Gürer, özel sektör çalışanları açısından benzer bir düzenlemenin bulunmamasının önemli bir ayrımcılık yarattığını söyledi. “PROMOSYON BİR LÜTUF DEĞİL, EMEĞİN HAKKIDIR” Mevcut uygulamada birçok özel sektör işletmesinde banka promosyonlarının ya hiç alınmadığını ya da işveren tarafından işletme gideri olarak değerlendirilerek çalışana yansıtılmadığını belirten CHP’li Ömer Fethi Gürer, şunları kaydetti: “Bankaların, çalışanların maaşlarını sistemlerinde tutarak elde ettikleri kazançtan çalışana pay vermesi bir lütuf değil, doğrudan emeğin karşılığı olan ekonomik bir haktır. Özellikle hayat pahalılığının ve gelir kaybının arttığı bir dönemde, maaş promosyonları özel sektör çalışanları için önemli bir ekonomik destek sağlayacaktır.” CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, teklifin yalnızca ekonomik bir düzenleme olmadığını, aynı zamanda sosyal adalet ve çalışma barışı açısından da önemli bir adım olduğunu ifade etti. “ÇALIŞMA BARIŞI GÜÇLENECEK” İşyerlerinde maaş promosyonlarına ilişkin belirsizliklerin işçi ile işveren arasında güven sorunlarına ve huzursuzluklara yol açtığını belirten Ömer Fethi Gürer, “Yasal bir çerçeve oluşturulmadığı için çalışan ile işveren arasında gerilim yaşanıyor. Bu düzenleme hem çalışanlar arasındaki eşitsizliği giderecek hem de iş barışını güçlendirecektir” dedi. Hazırlanan kanun teklifinin yasalaşması halinde, maaşları bankalar aracılığıyla ödenen özel sektör çalışanlarının da kamu görevlileri gibi banka promosyonlarından doğrudan yararlanabilmesinin önü açılacak. Gürer, “Emeğin olduğu yerde hak vardır. Bankaların çalışanların maaşları üzerinden elde ettiği kazançtan pay verilmesi sosyal devlet ilkesinin bir gereğidir. Bu düzenleme, sosyal adaletin tesisi için atılmış önemli bir adımdır” değerlendirmesinde bulundu. ÖMER FETHİ GÜRER’İN KANUN TEKLİFİ CHP Milletvekili Ömer Fethi Gürer, hazırladığı kanun teklifi şöyle: MADDE 1- 22/05/2003 tarih ve 4857 sayılı İş Kanununa aşağıdaki ek madde eklenmiştir. “EK MADDE 4 – Kamu kurum ve kuruluşlarına bağlı işyerleri ile işletmeler ve bunların işverenleri hariç olmak üzere, bu Kanunun 32 nci maddesi gereğince çalıştırdığı işçilerin ücret, prim, ikramiye ve bu nitelikteki her çeşit istihkakını özel olarak açılan banka hesapları vasıtasıyla ödeme zorunluluğuna tabi tutulan işverenler veya üçüncü kişiler, işçilerinin ücret, prim, ikramiye ve bu nitelikteki her çeşit istihkaklarını özel olarak açılan banka hesapları ile ödeme yapmaları halinde işverenler ile bankalar arasında aylık ve ücret ödeme protokolleri uyarınca verilecek bankacılık hizmetlerinin yanı sıra Bankalar tarafından sunulan "promosyon" adı altında ayni ve/veya nakdi ek mali imkânların tasarrufuna ilişkin olarak Banka tarafından verilecek promosyon miktarının tamamı işçilere dağıtılır. Bu çerçevede ücretlerin hangi banka aracılığı ile ödeneceği, işyerlerinde oluşturulacak işveren vekili ve belirleyeceği bir yetkili ile yetkili sendikadan üye bulunmadığı durumlarda o işyerinde çalışmakta olan işçilerin belirleyeceği bir işçiden oluşan üç kişilik bir komisyon tarafından istekli bankalardan teklif alınmak suretiyle tespit edilir. Komisyon, işveren veya vekilinin başkanlığında söz konusu işyerinde çalışan işçilerin en az %10'unun sendikalı olması halinde yetkili sendikadan bir üye ile belirleyeceği yetkili bir temsilciden oluşur. Protokol, komisyon tarafından belirlenen banka ile işveren ve/veya işveren vekili tarafından imzalanır. Birden fazla işyeri veya işletmede ücretlerinin birlikte ödenmesi talebinde bulunmaları halinde işveren vekili ve görevlendirilecek yetkili ile yukarıda belirtildiği üzere o işletme veya işyerlerinde en fazla üyeye sahip olan sendika yetkilisi veya çalışan temsilcisinden oluşan üç kişilik bir komisyon tarafından aylık ve ücretlerin ödeneceği banka yukarıdaki esaslara göre tespit edilir. Bankalar ile yapılacak protokollerin süresi iki yıldan az beş yıldan çok olamaz. Bu çerçevede yapılacak protokol ile buna bağlı uygulamalar işçilerin rahatlıkla bilgi edinebileceği şekilde işyerlerindeki ilan panoları yoluyla ilan edilir. Bu maddenin yürürlük tarihinden önce işçilerin ücretlerinin ödenmesine yönelik olarak işverenlerin ilgili bankalarla yapmış oldukları ve halen yürürlükte bulunan protokoller, sürelerinin bitimine 6 aydan az kalmışsa geçerliliğini korur. Ancak, yürürlükteki protokollerin sona ermesine 6 aydan daha fazla süre bulunduğu takdirde, 1 ay içerisinde işverenler ile bankalar arasında bu maddeye uygun bir şekilde protokol anlaşması yapılır. Birinci fıkrada belirlenen hüküm uyarınca promosyon miktarının tamamını veya bir kısmını işçilere dağıtmayan işverenler, her bir işçi için ödenmesi gereken promosyon miktarını ödemekle yükümlüdürler ve ayrıca İş Kanunu'nun 102 nci maddesi gereğince idari para cezası verilir. Yapılan protokoller uyarınca, banka tarafından verilecek promosyon miktarının tamamının personele dağıtılması ile birinci fıkraya aykırı protokollere ilişkin denetimlerin esas ve usulleri Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından çıkarılacak bir yönetmelik ile belirlenir." MADDE 2- 4857 sayılı Kanunun 102 nci maddesinin birinci fıkrasına aşağıdaki bend eklenmiştir. "d) Bu Kanunun ek 4 üncü maddesi gereğince komisyonları oluşturmayan ve banka ile yapılan protokoller uyarınca promosyon miktarlarını işçilere ödemeyen işveren, işveren vekili ve üçüncü kişiye bu durumda olan her işçi ve her ay için elli bin Türk Lirası idari para cezası uygulanır” MADDE 3- Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer. MADDE 4- Bu Kanun hükümlerini Cumhurbaşkanı yürütür.

"Çözüm Kemalizm" Konferansı Büyük İlgi Gördü Haber

"Çözüm Kemalizm" Konferansı Büyük İlgi Gördü

AHPADİ Derneği tarafından düzenlenen “Çözüm; Neden Atatürk’te, Neden Kemalizm’de, Neden Kemalist Programda” konferansı siyasi parti ve sivil toplum kuruluşunu bir araya getirdi. AHPADİ Derneği ile ​Cumhuriyetçi Birlik Platformu iş birliğiyle düzenlenen etkinlik, Taşbaşı Kültür Merkezi Kırmızı Koltuklu Salon’da gerçekleştirildi. Yoğun katılımın gözlendiği konferansa; CHP Eskişehir Milletvekili Jale Nur Süllü, Bağımsız Türkiye Partisi, Anahtar Parti, Ata Partisi ve Türkiye Komünist Partisi il başkanları ile parti temsilcilerinin yanı sıra, Atatürkçü ve Cumhuriyetçi çizgideki çok sayıda sendika ve kitle örgütü destek verdi. ​"Kemalizm Halka Dayanır" ​Programın açılış konuşmasını yapan AHPADİ Dernek Başkanı Mehmet Ektaş, Cumhuriyetin temel taşının "Adalet" olduğunun altını çizdi. Kemalizm’in gücünü doğrudan halktan aldığını vurgulayan Ektaş, "Kemalizm’in yeniden yüksek sesle talep edildiği günleri görmenin mutluluğu içerisindeyiz" dedi. ​"Altı Ok, Güncel Sorunların Tek Çözümüdür" ​Konferansın konuk konuşmacısı, sosyolog ve araştırmacı yazar Faik Kurtulan, Türk düşünce dünyasına kazandırdığı eserler ışığında önemli açıklamalarda bulundu. 1950’lerden itibaren Kemalizm’in "geçmişte kaldığı" yönündeki söylemlerin Türkiye’yi özünden uzaklaştırdığını belirten Kurtulan, ülkenin içinde bulunduğu kronik sorunların ancak Kemalist ilkelerle aşılabileceğini ifade etti. ​Kurtulan, konuşmasında şu noktalara dikkat çekti: ​Tam Refah: Halkçı, Milliyetçi, Devletçi, Laik ve Devrimci bir programla toplumun her kesiminin refahtan pay alabileceğini savundu. ​Sosyal Güvence: Eğitimden sağlığa, barınmadan beslenmeye kadar her alanda kaygısız ve mutlu bir yaşamın ancak bu ilkelerle mümkün olduğunu belirtti.​ Kararlı Kadro Vurgusu: Türkiye’nin ödünsüz Kemalist programlara ve bu programları hayata geçirecek inançlı kadrolara ihtiyacı olduğunu vurguladı. ​Dinleyicilerin soruları ve katkılarıyla interaktif bir hal alan program, plaket takdimi ve teşekkür konuşmalarının ardından sona erdi.

Başkan Kurt’tan Sendikalara Birlik Çağrısı Haber

Başkan Kurt’tan Sendikalara Birlik Çağrısı

Odunpazarı Belediyesi ile yetkili sendika Tüm Yerel Yönetim Hizmetleri Emekçileri Sendikası (TÜM BEL-SEN) arasında Sosyal Denge Tazminatı Sözleşmesi (SDS) imzalandı. İmza töreninde konuşan Odunpazarı Belediye Başkanı Kazım Kurt, “Sözleşmemiz hayırlı olsun. Biz, emekten yana bir anlayışla bu işi desteklemeye devam edeceğiz” dedi. Odunpazarı Belediyesi Meclis Salonu’nda gerçekleştirilen imza törenine Odunpazarı Belediye Başkanı Kazım Kurt, TÜM BEL-SEN Eskişehir Şube Başkanı Gerçek Bilyaz İzgü ve iş yeri temsilcileri ile çok sayıda belediye çalışanları katıldı. Sözleşme, Odunpazarı Belediyesi’nde 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’na tabi memur ve sözleşmeli statüde görev yapan personelleri kapsıyor. Gerçekleştirilen imza töreninde Odunpazarı Belediye Başkanı Kazım Kurt ve TÜM BEL-SEN Eskişehir Şube Başkanı Gerçek Bilyaz İzgü birer konuşma yaptı. SENDİKAL MÜCADELE DAHA GÜÇLÜ VE DİRENÇLİ OLMALI Türkiye’de sosyal denge tazminatı üzerine kurulu bir toplu sözleşme düzeninin Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) tarafından kabul edilmediğini vurgulayan Başkan Kurt, gelinen noktada ne yazık ki tablonun bu yönde şekillendiğini ifade etti. CHP’nin tüm çalışanların grevli ve toplu iş sözleşmeli sendikal haklarını savunan bir parti olduğunun altını çizen Kurt, bu doğrultuda gerçek bir sendikal düzenleme için sendikalara destek çağrısında bulundu. Mevcut memur sendikalarının ne mesleki ne de sınıfsal anlamda yeterli bir mücadele ortaya koyamadığına dikkat çeken Başkan Kurt, sendikal mücadelenin artık daha güçlü ve dirençli bir yapıya kavuşması gerektiğini vurguladı. Başkan Kurt, aksi takdirde mevcut hükümet ve yönetim anlayışıyla Türkiye’nin iyi bir noktaya taşınamayacağının bir kez daha açıkça görüldüğünü dile getirdi. Tüm muhalif güçlerin ve sendikaların ortak hareket etmesinin zorunluluk haline geldiğini belirten Başkan Kurt, mevcut iktidarın bir an önce sandık yoluyla değiştirilmesi gerektiğini söyledi. Bu süreçte özellikle sendikaların katkı ve desteğinin büyük önem taşıdığını ifade eden Kurt, “Umarım bu birliktelik sağlanır. Sözleşmemiz hayırlı olsun. Biz emekten yana bir anlayışla bu süreci desteklemeye devam edeceğiz” dedi. İKİ YIL SONRA TOPLU İŞ SÖZLEŞMESİNİ YENİDEN İMZALADIK İki yıl sonra yeniden Toplu İş Sözleşmesi imzalandığını belirten Gerçek Bilyaz İzgü, Türkiye genelinde belediyelere gönderilen bazı genelgeler nedeniyle sosyal haklara ilişkin kimi düzenlemeler yapmak zorunda kaldıklarını ifade etti. Sürecin tüm zorluklara rağmen Başkanın desteğiyle yüzde 120 oranı üzerinden sürdürüldüğünü vurgulayan İzgü, “Türkiye’de ilk toplu iş sözleşmesini imzalayan sendika olarak, yasalardan önce haklar gelir diyerek verdiğimiz mücadele sonucunda bugün bu toplu iş sözleşmelerini imzalar duruma geldik. Türkiye genelinde de yasallaşmasını sağladık. Bu sendikamız adına çok kıymetlidir. Türkiye’de alanımızda kurulan ilk sendika Tüm Bel- Sen olarak Odunpazarı’nda da yetkiyi bize verdiğiniz ve bizi desteklediği için bütün memur arkadaşlarımıza da teşekkür ediyorum” dedi.

KESK 14 Ocak’ta İş Bırakıyor Haber

KESK 14 Ocak’ta İş Bırakıyor

Kamu Emekçileri Sendikaları Federasyonu, TÜİK tarafından açıklanan enflasyon rakamları ile yapılan maaş zamlarına tepki amacıyla 14 Ocak tarihinde iş bırakacak. KESK Eskişehir Şubeler Platformu adına, KESK Dönem Sözcüsü, SES Şube Eş Başkanı Umut Özge Yılmaz konuyla ilgili yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi; "Mevcut iktidar sık sık “eski Türkiye devri bitti. Yeni Türkiye dönemine geçtik” diyor. Oysa bu ülkenin emeği ile geçinen tüm kesimleri gibi bizler de eski günlerimizi arar hale geldik. 5 Ocak’ta açıklanan TÜİK verilerine göre enflasyon farkı ve taban aylığına 1000 TL zam dâhil maaşlarımız ortalama %20 artacak. Ama hepimiz biliyoruz ki enflasyon farkı geçtiğimiz altı ayda yaşadığımız hayat pahalılığını “SÖZDE” telafi etmek için verilen bir fark. Üstelik TÜİK’in sanal verilerine göre, ki gerçek enflasyonun yarısı bile değil. Kamu emekçileri ve emeklileri olarak 2026’ya ortalama %12,5 maaş zammı ile başlıyoruz. Buna karşın 1 Ocak’tan itibaren toplu taşımadan, sağlıkta katılım paylarına, muayene ücretlerinden köprü ve otoyol geçiş ücretlerine bizim maaşlarımıza yapılan artışın en az iki katı kadar zam yapıldı. Ocaktan itibaren kiralar %35 artacak. Üstelik maaşlarımızdan kaynakta kesilen Gelir Vergisi, bir kez daha Yeniden Değerleme Oranının altında tutuldu. Yani maaş artışımız yine cebimize girmeden vergiye gidecek, buharlaşacak. Sevgili kamu emekçileri ve Eskişehir halkı; Söz konusu biz olunca kaynak yok diyorlar. Oysa bu ülkenin işçisine, asgari ücretlisine, emeklisine, kamu emekçisine insanca yaşam koşulları sunmak için yeterince kaynağı vardır. Ama bu kaynaklar çalışanlara, yoksullaştırılan halka değil bir avuç asalağa faiz, teşvik, hazine garantisi olarak aktarılıyor. Bizlerin gelirleri küçülürken; büyüyen sermaye, patronlar, yandaşlar oldu. Bir avuç azınlığın lehine olan bu gelir adaletsizliğini, biz “seçmedik”. Yıllardır yaşadığımız kayıpların telafisi için Maaşlarımıza Ocak ayından itibaren ek %20 artış yapılması, 2024 Temmuzdan itibaren hayata geçirilen “İlave seyyanen ödeneğin” taban maaşlarımıza yansıtılması, Tüm kamu emekçilerine 3600 ek gösterge verilmesi, ilave seyyanen ödenek tutarının mevcut emekli aylıklarına eklenmesi, mülakatın kaldırılması, Haziran ayına kadar 4688 sayılı yasa başta olmak üzere mevcut mevzuatın Grevli Toplu Pazarlık hakkımızın önündeki engellerin kaldırılması başta olmak üzere evrensel sendikal normlarla uyumlu hale getirilmesi, En geç Haziran ayı sonunda gerçek bir toplu pazarlık masası kurulması, En düşük kamu emekçisi maaşının yoksulluk sınırı üzerine çıkarılması, kira, kreş ve yol desteği verilmesi, Talepleriyle 14 Ocak 2026 Çarşamba günü tüm yurtta üretimden gelen gücümüzü kullanacak, iş bırakacağız! Tüm kamu emekçilerini bizlere yoksulluk ve güvencesizlikten başka bir şey vaat etmeyenlere karşı omuz omuza vermeye, 14 Ocak Çarşamba günü hizmet üretiminden gelen gücümüzü kullanmaya, g(ö)reve çağırıyoruz."

Üniversitelerimizi Kuşatan Karanlığa Teslim Olmayacağız! Haber

Üniversitelerimizi Kuşatan Karanlığa Teslim Olmayacağız!

Eğitim - İş Sendikası Eskişehir Şubesi ''Özerk, Demokratik, Bilimsel Üniversiteler '' çin Eskişehir Osmangazi Üniversitesi önünde bir basın açıklaması gerçekleştirdi. Eğitim - İş Eskişehir Şube Başkanı Fadime Arslan burada yaptığı konuşmada şu ifadelere yer verdi; ''Bugün üniversitelerimiz, Cumhuriyet tarihinin en ağır kuşatması altındadır. AKP iktidarı; yükseköğretimi, akademik özgürlüğü, bilimsel liyakati, düşünce özgürlüğünü ve gençliğin geleceğini gasp etmektedir. Üniversitelerimizi rant yuvalarına, apartman dairelerine sıkıştırılmış ticarethanelere dönüştüren bu düzen, gençliği geleceksiz bırakmaktadır. Ve biz Eğitim-İş olarak diyoruz ki: Bu karanlığa teslim olmayacağız! Türkiye’de üniversiteye girmek bir umut, üniversitede okumak ise artık büyük bir lüks haline gelmiştir. Yüksek enflasyon, ekonomik kriz ve iktidarın yanlış politikaları yüzünden milyonlarca gencimiz üniversite eğitimine ya hiç başlayamamakta ya da eğitimini yarıda bırakmak zorunda kalmaktadır. -TÜİK verilerine göre 2024 yılında 383 bin öğrenci ekonomik imkansızlıklar nedeniyle üniversiteyi terk etmiştir. -EUROSTAT (Avrupa İstatistik Ofisi) verilerine göre Türkiye, Avrupa’da eğitimi yarıda bırakan gençlerin oranının en yüksek olduğu ülkedir (%18,7). Üniversiteye girmeyi başaran milyonlarca gencimiz ise barınma, beslenme ve ulaşım masrafları altında ezilmektedir. KYK yurtları yetersizdir: 4 milyondan fazla öğrencinin sadece 1 milyona yakını KYK yurtlarında kalabilmektedir. Yani her 4 öğrenciden yalnızca 1’i barınma hakkına erişebilmektedir.İstanbul’da durum daha vahimdir: 917 bin öğrenciden yalnızca %6,3’ü KYK yurtlarında kalabilmektedir. Geri kalan öğrenciler ya fahiş kira fiyatlarına mahkûm edilmekte ya da özel yurtlara yönelmek zorunda bırakılmaktadır. Üstelik barınma sorununu çözmek yerine, KYK yurtlarında odalara ekstra yataklar koyularak öğrencilerin insanca yaşam hakkı gasp edilmektedir. Zaten kalabalık olan 4-6 kişilik odalar, bu uygulama ile adeta koğuşlara dönüştürülmüştür. Bu durum öğrencilerin sağlığını, güvenliğini, ders çalışma ortamını ve özel yaşam hakkını doğrudan ihlal etmektedir. Üniversite öğrencisi olmak artık ailelerin boyunu aşan maliyetler demektir. Ankara, İstanbul ve İzmir’de: Özel yurtta kalan bir öğrencinin açılış maliyeti 90 – 92 bin TL, aylık sabit gideri en az 48 – 58 bin TL’dir.Ev kiralayan bir öğrencinin açılış maliyeti 105 bin TL’nin üzerinde, aylık sabit gideri ise 47 bin TL civarındadır. Bu rakamlar, asgari ücretin iki katından fazla aylık masraf demektir. Bir öğrencinin ayakta kalabilmesi için sadece yemek masrafı 12 bin TL’yi bulurken, basit sosyal ihtiyaçlar bile (bir kahve içmek, sinemaya gitmek) öğrenciler için ulaşılamaz hale gelmiştir. OECD raporuna göre Türkiye, üniversite okumanın net getirisi bakımından sondan ikinci sıradadır. Yani üniversite bitirilse bile karşılığı düşük ücretli işsizliktir. EUROSTAT verilerine göre Türkiye, Avrupa’da üniversite mezunlarının en düşük gelire sahip olduğu ülkedir. Üniversite mezunları işsiz kalmakta, iş bulanlar ise açlık sınırında maaşlarla yaşamaya mahkum edilmektedir. Gençlerimiz “üniversite okusam da işsiz kalacağım” düşüncesine sürüklenmiştir. İşte bu tablo, AKP’nin üniversite politikalarının iflas ettiğinin kanıtıdır. YÖK 12 EYLÜL’ÜN MİRASI, AKP’NİN SOPASI 12 Eylül darbesinin ürünü olan YÖK, bugün AKP eliyle üniversitelerin boğazına geçirilmiş bir pranga haline gelmiştir. Avrupa Üniversiteler Birliği’nin raporuna göre Türkiye, akademik özerklik açısından 35 ülke arasında sonuncudur! Rektör atamaları Cumhurbaşkanı’nın iki dudağı arasına bırakılmış, Anayasa Mahkemesi kararları hiçe sayılmış, 56 üniversiteye anayasaya aykırı biçimde rektör atanmıştır. Bu, sadece bir anayasa ihlali değil, üniversitelerimizin özerkliğine doğrudan saldırıdır. Bilimsel liyakat çöpe atılmış, akademik kadrolar siyasi sadakat üzerinden şekillendirilmiştir. 2016’da URAP sıralamasında ilk 1000’de 18 üniversitemiz varken, 2025’te bu sayı 10’a düşmüştür. BÜTÇE VAR, ANCAK ÜNİVERSİTELERE YOK! 2025 bütçesinde devlet üniversitelerine 487 milyar TL ayrılmışken, Diyanet İşleri Başkanlığı’na 130 milyar TL ayrılmıştır. Üniversitelerimiz laboratuvar, kütüphane, yurt ve derslik açısından yetersiz bırakılırken; ülke bilime değil, itaate yatırım yapmaktadır. ÜNİVERSİTELERDE İDARİ PERSONELİN SORUNLARI ARTIYOR! Üniversitelerdeki idari ve teknik personel görmezden gelinmekte, ağır biçimde ayrımcı uygulamalara maruz kalmaktadır. Görevde Yükselme ve Unvan değişikliği sınavının merkezi olarak her yıl açılmaması ve mülakat uygulamaları haksızlıklara yol açmaktadır. Bu sınavlar her yıl en az iki kez yapılmalı ve atamalar bu sınav sonuçlarına göre gerçekleştirilmelidir. Ayrıca bu sınavlar, sadece şef ve şube müdürlüğü gibi kadroları değil, fakülte/enstitü/yüksekokul sekreteri ve daire başkanı gibi kadroları da kapsamalıdır. İdari personelin çalışma ortamları fiziki olarak yetersizdir. Döner sermaye payları adil bir şekilde dağıtılmamaktadır. Eğitim-İş olarak uyarıyoruz: Üniversitelerimizi karanlığa teslim etmeyeceğiz.12 Eylül’ün mirası YÖK kaldırılmalı, üniversiteler demokratik ve özerk bir yapıya kavuşturulmalıdır.Akademisyenler üzerindeki baskılar son bulmalı, öğrencilerin demokratik hakları güvence altına alınmalıdır.Üniversiteye ayrılan bütçe artırılmalı, öğrencilerin barınma ve beslenme sorunu çözülmelidir.Akademik ve idari personelin maaş, hak ve çalışma koşulları insanca yaşama uygun hale getirilmelidir. AKP’nin politikaları üniversitelerimizi çürütse de biz biliyoruz: Bilim susmaz, gençlik teslim alınamaz! Eğitim-İş olarak, üniversitelerimizi rantın, gericiliğin ve siyasi baskının elinden kurtarmak için mücadeleyi sürdüreceğiz. Üniversitelerimizi kurtarmak için hep birlikte mücadeleye devam edeceğiz!''

Biz Bu Filmi Daha Önce Defalarca Seyrettik Haber

Biz Bu Filmi Daha Önce Defalarca Seyrettik

İYİ Parti Odunpazarı İlçe Başkanlığı tarafından devam eden Kamu Toplu Sözleşme Görüşmeleri ve sendikaların durumu ile ilgili bir basın toplantısı düzenlendi. İYİ Parti Odunpazarı İlçe Başkanı Gürol Yer yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi; "Değerli Katılımcılar haftalık değerlendirmemiz de güncelde takip ettiğimiz beraberinde sosyal medya üzerinden veya bizlere ulaşarak. “Yeter biz artık satılmaktan usandık” diyen 657 sayılı yasaya bağlı çalışan Kamu çalışanları ve emeklileri ile ilgili son süreçte görüşülen 2026-27 Tarihini kapsayan 8’inci Dönem Toplu sözleşme görüşmeleriyle ilgili yaşananların değerlendirmesini hep beraber yapacağız. Başından bugüne izlediğimiz tıpkısının aynısı Kamu İşçi kesiminde yaşananların birebirinin tekrarı bir süreci gözlemliyoruz. Masada yine Kamu işvereni olan Çalışma, Sosyal Güvenlik ve Maliye Bakanlığı Muhataplığında temsil edilen Hükümet karşılarında dizayn edilmiş çalışan temsilcisi yandaş yetkili konfederasyon yanında gözlemci biri yandaş diğeri muhalif iki konfederasyon bulunuyor. Sunulan teklifler sonucunda İşverenin getirdiği, enflasyon oranlarına yaklaşmayan zam oranı ve cambaza bak rakamlarda mevcut durum ile yaşanacakların öngörüldüğü değil, uygun görülenin bağıtlanacağı bir sonucu yaşıyor, görüyoruz. Hal böyle olunca taban baskısı ve duruşlarını anlatamayan sendikamsı sendikalar başladılar asıp kesmeye. İnandırıcılar mı yada ciddiler mi derseniz. Kesinlikle hayır. İddia ediyoruz. Yaşanacak senaryo evreleri şu şekilde gelişti, gelişiyor ve sonuçlanacak. Yetkili Sendika tarafından ilk görüşme olan 1 Ağustos 2025 Tarihinde 11 Hizmet kolunun taleplerinin ve istenen zam oranları ile düzenlemelerin iletilmesinden sonra yaşanan uzun bir süre sessizlikte. Tabandan gelen baskı üzerine ses verme zorunluluğu durumunda kalınıldı. İlerleyen zamanda Kamu İşveren tarafından süreç bitmeye yakın teklif istendi 15 Ağustos Tarihinde açıklanan ve hedeflenen enflasyon oranlarının baz alındığı reel olmayan ve sıkıntılı rakamlar açıklanınca. Yasal sürecin bitimine 1 gün kala yani bugün göstermelik iş bırakma kararı alındı. Yarın 19 Ağustos 2025 tarihinde teklif ve beklentinin karşılanmaması sonucu yasa gereği uyuşmazlık metni imzalanacak. Ve sonunda yine yasa emriyle kurulan Kamu hakem heyeti 31 Ağustos 2O25 Tarihine kadar iktidarın istediği uygun gördüğü kararı verecek. Ve bizim kahraman yandaş çift sarı konfederasyonlar, final söyleminde; İmzalamıyoruz, kabul etmiyoruz, yok hükmündedir, mücadele ettik, davul çaldık, çadır kurduk, önlük giydik ama ne yapalım elimizden geleni yaptık diyecekler… Yani biz bu filimi daha önce defalarca seyrettik Öncekilerde esas aktör bir taneydi şimdi iki tane oldu… Yandaş konfederasyonlar ne hikmet ise üyelerinin hakları ve yetki aldıkları iş kollarındaki tüm kamu çalışanlarının hakkını almaya direnmekten ziyade ortaya konulan senaryonun konu mankeni durumunda bulunmaktadırlar. Eylem gibi gözüken eylemcikler ve kelimelerin itinayla seçildiği sözüm ona rest çekmeler yaptılar. Sözde ciddiyetlerini göstermek için çadır kurup, davul çalıp eylem yaptılar. Ambalajlarından yeni çıkardıkları ütüsü bozulmadık eylem önlükleriyle arzı endam ettiler. Ama boşuna bir çaba bu tüm yaptıkları. Mağdur ve muhatap kitleye diyecek söz bulamadıklarından kendilerine gerekçe üretmek için eylemsi eylemler yaptılar. Ancak geçmiş olsun tren kaçtı, bunu onlar da biliyorlar. Çünkü bugün teklifin son günü konu her dönem olduğu gibi yarın uyuşmazlığa gidecek ve bizim konu mankenleri kabul etmiyoruz sindiremiyoruz, görmüyoruz diyecekler. Bu söylediklerine kimse inanmayacak. Davul değil senfoni orkestrasını getirseniz, Çadır değil gökdelen kursanız, kamu çalışanları masada yada kapalı kapılar arkasında satıldığını biliyor, görüyor ve yalandan söylem rol icabı eylemlerinize kanmıyor, inanmıyor. Ey yandaş çift sarılar. Siyasi baskı, vaat, tehdit, gelecek umudu, belirsizliği kullanarak yaptığınız hormonlu üye sayıları sizin gerçeğiniz değil. Bunu da buradan biz söyleyelim. Olan yine devlet hizmetini ulaştıran, emek sahibi kamu çalışanlarına olmuş ve kamu işçisi gibi onlarda yine her zaman olduğu gibi kısa süreli bir tiyatro sonu layık görülen sadaka oranlara mecbur kalarak, enflasyona, hayat zorluğuna, geçim sıkıntısına, gelecek endişesine gark olmuş olarak hayat devam ettirecekler. Ev alma hayalleri bitti, araba alma rüyasından çoktan uyandılar, birikim yapmak artık mümkün değil. Yarını boş verin anlık sofrasında, hanesinde ihtiyaçlarını bile karşılayamayan öğünleri azaltan, kıyafet alamayan, ayakkabısına pençe yaptıran, yüreklerin umudu kaybettiği bir kesimi görüyoruz, biliyoruz. Yaşananların Sorumlusu siyasi iktidar ve dizayn ettiği son süreçte çift sarı olan sözde çalışan temsilcisi yetkili konfederasyonlardır. Hak arama dışında siyasetin emir eri olmuş sendikacılar. Bırakın üyelerin, çalışanların hakkını korumayı, kovalamayı. Nerdeyse verilene razı olun ve sesinizi çıkarmayın deme durumuna gelmişlerdir. Siyasetin ve siyasetçinin oyuncağı sendika baronları için hayat güzel ve tatlı ama vebalini aldıkları insanların bedduaları yakıcıdır hatırlatalım. Konfederasyon Başkanlarının geçtiğimiz zaman dilimi içinde Çalışma Bakanıyla oynadıkları halı saha maçı ve Sayın Bakanın bu başkanlara attığı goller meğerse Kamu çalışanlarına atılan gollermiş… Buradan sesleniyoruz. Bu sistemi dizayn eden Yeni Türkiye Senaryosu yazanları bu işin esas sorumlusudur… Bizim bahsettiklerimiz kendilerine verilen rolü oynayanlardır. Sebeple söz sahibine gitsin. Kamu çalışanları, kamu işçileri ve emeklileri darda zorda ve buhranda. Siz bunu biliyorsunuz. Yandaşa kaynak aktarmaktan, çok maaşlı prenslere para yetiştirmekten, uçulmayan havaalanlarına, geçilmeyen yollara hazineden ödeme yapmaktan, büyük yüzölçümlü hastanelere onlarca hastane yapacak parayı aktarmaktan, kur korumayla kaynak yarattığınız zenginlere, dünya rekoru olan küresel faiz baronlarına milli kaynaklardan ödeme yapmaktan. Tabi ki fakiri fukarayı, garibi gurebayı, memuru, emekliyi, işçiyi, köylüyü gözünüzün görmesini zaten beklemiyoruz. Yaptıklarınızı vicdana, izana ve takdire bırakıyoruz. Türk Milleti unutur derseniz unutmaz, günü geldi mi karnenizi verir diyoruz. Katılımınız ve katkınız için Sesimize duyulma fırsatı verdiğiniz için teşekkür ediyor Milletimizi selamlıyor Size İYİ çalışmalar diliyoruz."

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.