SON DAKİKA
Hava Durumu

#Sanayileşme

Porsuk Haber Ajansı - Sanayileşme haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Sanayileşme haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Anadolu Üniversitesi'nden "Eskişehir Belleği" Projeleri İçin Davet Haber

Anadolu Üniversitesi'nden "Eskişehir Belleği" Projeleri İçin Davet

Anadolu Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri (BAP) Koordinasyon Birimi tarafından, Eskişehir’in tarihsel, kültürel, toplumsal ve ekonomik mirasının bilimsel yöntemlerle kayıt altına alınmasını hedefleyen “Eskişehir Belleği” Çağrılı Araştırma Projesi başvuruları başladı. Üniversitenin bilimsel birikimini kentin hafızasıyla buluşturmayı amaçlayan çağrı kapsamında, Eskişehir’e ilişkin özgün araştırmaların desteklenmesi ve elde edilen bilimsel verilerin gelecek kuşaklara aktarılması hedefleniyor. Bilimin ışığında bir kent hafızası Anadolu Üniversitesi kurulduğu günden bu yana sadece öğrencilerini değil içinde büyüdüğü şehri de geleceğe taşıma gayesini sürdürüyor. Eskişehir plakasından ötürü anlam taşıyan 2026 yılı boyunca 222 bilimsel çalışmanın çağrılı projeye başvuru yapması ve desteklenmesi öngörülüyor. Bu bağlamda makaleler, sempozyumlar, sözlü tarih çalışmaları, dijital arşiv projeleri ve kitaplar aracılığıyla Eskişehir’in hak ettiği bilimsel envanterin çıkarılması hedefleniyor. Proje kapsamında, çok geniş bir yelpazede araştırmalar yürütecek olan Anadolu Üniversitesi’nin güçlü akademik kadrosu ve genç araştırmacıları, adeta bir hafıza işçisi gibi çalışarak Eskişehir’in DNA’sını kâğıda dökmeyi ve dijital dünyaya aktarmayı hedefliyor. Eskişehir, sahip olduğu köklü tarihi, kültürel çeşitliliği, sanayi geçmişi, spor kültürü, sanat ortamı ve toplumsal yapısıyla Türkiye'nin en özgün kentlerinden biri olarak öne çıkıyor. Anadolu Üniversitesi tarafından başlatılan bu çağrı Eskişehir’in hafızasını bilimsel araştırmalar yoluyla sistematik biçimde belgeleyerek kalıcı bir bilgi birikimine dönüştürmeyi amaçlıyor. Çağrı kapsamında desteklenecek araştırmaların yalnızca akademik yayınlarla sınırlı kalmaması aynı zamanda Eskişehir'in kültürel mirasına katkı sağlayacak dijital içerikler üretmesi de hedefleniyor. Böylece araştırmalar sonucunda ortaya çıkacak bilgi, belge, görsel materyal ve sözlü tarih kayıtlarının “Eskişehir Şehir Belleği Dijital Platformu” aracılığıyla erişilebilir hale getirilmesi ve “Eskişehir Kent Belleği Müzesi” koleksiyonlarının geliştirilmesine katkı sunması planlanıyor. Eskişehir'in çok katmanlı belleği bilimsel çalışmalarla kayıt altına alınacak "Eskişehir Belleği" çağrısı, kentin farklı yönlerini ele alan disiplinlerarası araştırmaları desteklemeyi amaçlıyor. Bu kapsamda araştırmacılar; Eskişehir'in iktisat tarihi, spor tarihi, sanat tarihi, etnik grupların göç tarihi ve kültürü ile turizmin toplumsal ve kültürel belleğine ilişkin proje önerileri hazırlayabilecek. Projelerde yalnızca yazılı kaynaklardan yararlanılması değil arşiv belgeleri, yerel gazete koleksiyonları, fotoğraf ve görsel materyaller, kurum kayıtları, saha araştırmaları ve sözlü tarih görüşmelerinin bir arada değerlendirilmesi bekleniyor. Böylece Eskişehir'in geçmişine ilişkin bilgi birikiminin bilimsel yöntemlerle belgelenmesi ve dijital ortamda korunması hedefleniyor. Kent ekonomisinden emek tarihine uzanan araştırmalar desteklenecek Çağrının ilk araştırma alanını oluşturan iktisat tarihi başlığında, Eskişehir'in sanayileşme süreci, demiryolu kültürü, işçi hareketleri, zanaat gelenekleri, madencilik faaliyetleri, tarımsal üretim ve ticaret hayatına ilişkin çalışmalar desteklenecek. Anadolu–Bağdat Demiryolu'nun kent üzerindeki etkisinden TÜRASAŞ'a uzanan demiryolu sanayi geleneğine, Şeker Fabrikası'nın Cumhuriyet dönemi sanayileşmesindeki rolünden lületaşı üretimine kadar pek çok konu bilimsel araştırmalarla yeniden ele alınabilecek. Bunun yanı sıra Organize Sanayi Bölgesi'nin gelişimi, girişimcilik ekosistemi, yerel markaların oluşumu, esnaf kültürü ve kaybolmaya yüz tutmuş mesleklerin ekonomik geçmişi gibi başlıklar da araştırmaların önemli çalışma alanları arasında yer alıyor. Sanat, spor ve kültürel yaşamın izleri gelecek kuşaklara aktarılacak Çağrı kapsamında Eskişehir'in sanat tarihi de geniş bir perspektifle ele alınacak. Frig uygarlığından günümüze uzanan mimari miras, Odunpazarı evleri, lületaşı ve cam sanatı, müzeler, tiyatro, müzik, sinema ve üniversitenin sanat yaşamına katkıları bilimsel araştırmaların konusu olacak. Spor tarihi başlığında ise Eskişehirspor'un kent kimliğindeki yeri, taraftar kültürü, fabrika spor kulüpleri, amatör spor hareketleri, üniversite sporları, havacılık sporları ve Eskişehir'den yetişen milli sporcuların başarı öykülerinin belgelenmesi amaçlanıyor. Kentin spor kültürünü oluşturan mekânlar, kulüpler ve toplumsal hafıza unsurlarının kayıt altına alınmasıyla spor tarihine önemli katkılar sunulması hedefleniyor. Göçlerle şekillenen toplumsal hafıza araştırılacak Eskişehir'in tarih boyunca farklı coğrafyalardan aldığı göçlerle oluşan zengin toplumsal yapısı da çağrının önemli araştırma alanlarından birini oluşturuyor. Kırım Tatarları başta olmak üzere Çerkes, Abhaz, Gürcü, Boşnak, Arnavut, Pomak ve diğer toplulukların göç süreçleri, kültürel mirasları, gündelik yaşam pratikleri ve kent yaşamına katkıları bilimsel yöntemlerle incelenecek. Sözlü tarih çalışmalarıyla ilk kuşak göç tanıklarının anlatılarının kayıt altına alınması, aile arşivleri ve kültürel miras unsurlarının belgelenmesi sayesinde Eskişehir'in çok kültürlü yapısının gelecek kuşaklara aktarılması amaçlanıyor. Turizm ve kent belleği dijital içeriklerle zenginleşecek Çağrının bir diğer önemli başlığını ise Eskişehir'in turizm ve gastronomi belleği oluşturuyor. Frig Vadisi'nden Odunpazarı'na, Sivrihisar'dan Seyitgazi'ne uzanan kültürel mirasın yanı sıra kentin mutfak kültürü, yöresel ürünleri, turizm rotaları, ziyaretçi deneyimleri ve kültürel anlatılar bilimsel araştırmalarla kayıt altına alınacak. Bu kapsamda hazırlanacak projelerin yalnızca akademik bilgi üretmesi değil aynı zamanda dijital veri tabanları, envanterler, kültür rotaları ve uygulamaya dönük içeriklerle Eskişehir Şehir Belleği Dijital Platformu'nun zenginleşmesine katkı sağlaması bekleniyor. Böylece bilimsel araştırmaların toplumla buluşması ve kent belleğinin dijital ortamda sürdürülebilir biçimde korunması hedefleniyor. Disiplinlerarası araştırmalar teşvik edilecek Çağrı, tarih, sosyoloji, sanat tarihi, arkeoloji, mimarlık, iktisat, işletme, spor bilimleri, turizm, gastronomi, halkbilim, iletişim ve ilgili diğer alanlardan araştırmacıların disiplinlerarası ekipler oluşturarak ortak çalışmalar yürütmesini teşvik ediyor. Farklı disiplinlerin bilgi ve yöntemlerini bir araya getirecek projeler sayesinde Eskişehir'in tarihsel ve kültürel mirasının çok yönlü biçimde incelenmesi ve bilimsel literatüre özgün katkılar sunulması amaçlanıyor. Son başvuru 31 Aralık 2026 Anadolu Üniversitesi tarafından yürütülen bu çağrıyla birlikte, kentin geçmişini belgeleyen çalışmaların yalnızca akademik yayınlara dönüşmesi değil; aynı zamanda Eskişehir'in kültürel mirasının korunmasına, dijital kent belleğinin güçlendirilmesine ve geleceğe aktarılmasına katkı sağlayacak kalıcı bilimsel kaynaklara dönüşmesi hedefleniyor. 21 Temmuz Salı günü başlayan "Eskişehir Belleği" çağrısı kapsamında proje başvuruları 31 Aralık 2026 tarihine kadar devam edecek. Desteklenecek projeler ek süreler dâhil en fazla 18 ayda tamamlanacak, proje bütçesi ise ek bütçe talepleri dâhil en fazla 750 bin TL olacak. Projelerden elde edilen bilimsel çıktıların, proje bitiminden itibaren iki yıl içinde uluslararası indekslerde taranan nitelikli akademik yayınlara dönüştürülmesi bekleniyor. Proje başvurusu ile ilgili ayrıntılı bilgiye bapkoordinasyon.anadolu.edu.tr adresinden ulaşılabilir. Kaynak: Anadolu Üniversitesi Haber Ajansı(AnaHaber)

ESO Başkanı Kesikbaş: "Sanayiye Sahip Çıkmak, Türkiye'ye Sahip Çıkmaktır" Haber

ESO Başkanı Kesikbaş: "Sanayiye Sahip Çıkmak, Türkiye'ye Sahip Çıkmaktır"

Eskişehir Sanayi Odası (ESO) Yönetim Kurulu Başkanı Celalettin Kesikbaş, Türkiye’nin sanayileşme sürecini tamamlamadan üretimden uzaklaşmasının ekonomik ve toplumsal açıdan ciddi sonuçlar doğurabileceğini belirterek erken sanayisizleşme riskine karşı kapsamlı bir sanayi politikası çağrısında bulundu. Fabrikaların Işığı Sönerse Şehirlerin Umudu da Azalır Sanayinin ekonomi içindeki payının gerilemesinin basit bir rakamsal değişim olmadığını vurgulayan Kesikbaş, “Üretimin azalması; ihracatın, nitelikli istihdamın, teknolojik gelişmenin ve toplumsal refahın zayıflaması demektir. Sanayileşmesini tamamlamadan hizmet sektörüne yönelen bir ekonomi; düşük verimlilik, dışa bağımlılık ve kırılgan büyüme riskiyle karşılaşır. Hizmet sektörü elbette değerlidir ancak üretimden kopuk bir hizmet ekonomisi sürdürülebilir değildir. Eskişehir’in havacılık, savunma, raylı sistemler, makine, otomotiv, beyaz eşya, madencilik, seramik ve gıda üretimindeki birikimini korumalıyız” dedi. Gençlerimizi Fabrikalardan ve Üretimden Uzaklaştırmayalım Sanayinin gençler tarafından yorucu, riskli ve geleceği belirsiz bir alan olarak görülmesinin önemli bir sorun olduğunu belirten Kesikbaş, “Gençlerimize sanayinin makinelerden ibaret olmadığını anlatmalıyız. Bugünün fabrikalarında yapay zekâ, robotik, yazılım, tasarım ve ileri malzeme teknolojileri konuşuluyor. Gençlerimizi sanayiyle buluşturamazsak, kuşaklar boyunca oluşan üretim kültürümüzü de kaybederiz. Üretim kültürünün zayıflaması; çalışma hayatından toplumsal dayanışmaya kadar uzanan derin sosyolojik sonuçlar doğurur. Mesleki eğitimi güçlendirmeli, gençlerimize güvenli çalışma ortamı, kariyer imkânı ve güçlü bir gelecek sunmalıyız” ifadelerini kullandı. Sanayici Üretiyor Ama Emeğinin Karşılığını Alamıyor Zayıf talep, artan enerji ve işçilik maliyetleri ile yüksek finansman giderlerinin sanayide kârlılığı ciddi biçimde aşındırdığını kaydeden Kesikbaş, “Sanayicimiz bir yandan siparişlerdeki daralmayla mücadele ederken diğer yandan üretimi ve istihdamı korumaya çalışıyor. İşletme sermayesi ihtiyacı büyüyor, finansman giderleri faaliyet kârını tüketiyor. Kârlılık zayıfladığında yatırım, teknoloji yenileme ve istihdam kapasitesi de azalıyor. Dezenflasyonun yükü yalnızca üreticinin omuzlarına bırakılmamalıdır” dedi. Üreten Eskişehir için Cesur Bir Yol Haritası Eskişehir’in yüksek katma değerli üretimde öncü olabilecek güçlü bir potansiyele sahip olduğunu vurgulayan Kesikbaş, “İhracat, dijitalleşme, yeşil dönüşüm ve enerji verimliliği yatırımlarına uzun vadeli, uygun maliyetli finansman sağlamalıyız. Üniversite-sanayi iş birliğini ticarileşme ve patent odaklı geliştirmeli, kritik ara mallarında yerlileşmeyi artırmalıyız. Biz Eskişehir’in fabrikalarına, mühendislerine, emekçilerine ve gençlerine inanıyoruz. Çünkü biliyoruz ki üretimin olduğu yerde umut, kalkınma ve güçlü bir gelecek vardır” diye konuştu.

Vali Erdinç Yılmaz'ın 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü Mesajı Haber

Vali Erdinç Yılmaz'ın 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü Mesajı

Eskişehir Valisi Dr. Erdinç Yılmaz 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü dolayısıyla bir mesaj yayımladı. Vali Yılmaz mesajında şu ifadelere yer verdi; "Kıymetli Hemşehrilerim, Değerli İşçi Kardeşlerim; Bugün, alın terinin, emeğin ve helal kazancın en yüce değer olduğunu bir kez daha idrak ettiğimiz 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’nü hep birlikte kutlamanın mutluluğunu yaşıyoruz. Eskişehir, Cumhuriyetimizin sanayileşme hamlesinin öncü şehirlerinden biri olarak bugün Türkiye’nin üretim üssü konumundadır. Bu büyük başarının arkasındaki asıl kahramanlar; fabrikalarda, atölyelerde ve üretim bantlarında gece gündüz demeden çalışan, ellerinin nasırıyla memleketin geleceğini inşa eden işçi kardeşlerimizdir. Eskişehir sanayisinin her çarkında, her bir parçanın montajında ve her bir inovasyonun temelinde işçilerimizin dökülen alın teri bulunmaktadır. Göklerdeki gücümüzden evlerdeki konforumuza kadar sizin emeğiniz bulunuyor. Sizlerin emeği, Eskişehir’in huzurunun, kalkınmasının ve toplumsal refahının da en güçlü teminatıdır. Valilik olarak işçilerimizin çalışma şartlarının iyileştirilmesi, iş sağlığı ve güvenliği standartlarının en üst seviyeye taşınması ve emekçilerimizin haklarının korunması noktasındaki kararlılığımızı sürdürüyoruz. Bu anlamlı gün vesilesiyle; Eskişehir’imizi üreten, büyüten ve dünyayla rekabet eder hale getiren tüm işçi ve emekçi kardeşlerimin 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’nü en içten dileklerimle kutluyorum. Emeğin, birliğin ve dayanışmanın bereketiyle dolu, kazasız ve huzurlu bir çalışma hayatı diliyorum." dedi.

“Köy Enstitülerinden Günümüze Kooperatifçilik” Paneline Büyük İlgi Haber

“Köy Enstitülerinden Günümüze Kooperatifçilik” Paneline Büyük İlgi

Odunpazarı Belediyesi ile Eğitimciler Derneği (EĞİT-DER) iş birliğinde düzenlenen “Köy Enstitülerinden Günümüze Kooperatifçilik” paneli, Yunus Emre Kültür ve Sanat Merkezi’nde geniş katılımla gerçekleşti. Panelde Cumhuriyet’in kuruluş yıllarındaki kalkınma politikaları, tarım-sanayi dengesi ve kooperatifçilik anlayışı çok yönlü biçimde ele alındı. Panelde konuşan Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Grup Başkanvekili ve İstanbul Milletvekili aynı zamanda da Ziraat Mühendisi olan Doç. Dr. Gökhan Günaydın, Eskişehir Şeker Fabrikası’nın nasıl kurulduğunu anlattı. Programa Odunpazarı Belediye Başkanı Kazım Kurt, Tepebaşı Belediye Başkanı Ahmet Ataç, Bilecik Belediye Başkanı Melek Mızrak Subaşı, CHP Eskişehir Milletvekilleri Utku Çakırözer ve İbrahim Arslan, Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Nihat Çuhadar, CHP Eskişehir İl Başkanı Talat Yalaz, CHP Odunpazarı İlçe Başkanı Rahmi Çınar, CHP Tepebaşı İlçe Başkanı Tevfik Yıldırım ile çok sayıda partili ve Eskişehirli katıldı. Panelde konuşmacı olarak Grup Başkanvekili ve İstanbul Milletvekili aynı zamanda da Ziraat Mühendisi olan Doç. Dr. Gökhan Günaydın, Eski Köy-Koop Genel Başkan Yardımcısı Erdoğan Yıldız ve eğitimci Emin Dağlı yer aldı. KÖY ENSTİTÜLERİNDE ÜRETİMLE İÇ İÇE EĞİTİM MODELİ Panelin ilk konuşmacısı Eğitimci Emin Dağlı oldu. “Köy Enstitülerinde Eğitim Anlayışı ve Kooratif Anlayışı” ile ilgili konuşan Dağlı, Cumhuriyet devrimlerinin en önemlisinin Köy Enstitülerinin kurulması olduğunu belirtti. Türkiye’de yapılan devrimin dünyada eşi, benzeri az olan devrim olduğunu söyleyen Dağlı, köy enstitülerinin eğitiminin bugün ile kıyaslandığı arada çok fark olduğunu kaydetti. Köy Enstitülerinde iş içinde eğitimde yapıldığını vurgulayan Dağlı, “Her enstitünün bir arazisi vardı. İnsanlar, tarımın içindeydi. Çocuklar da o tarımın içinde okudular, öğrendiler; aynı zamanda da çalıştılar. Örneğin hala bizim programlarımıza olmayan Karadeniz’de balıkçılık dersi vardı. Akdeniz’de narenciye ürünleri yetiştirme dersi vardı. Kars’ta hayvancılık dersi vardı. Derslerin hepsi de uygulamalı yapılıyordu” dedi. ÜRETİMDEN TÜKETİME KOOPERATİF ZİNCİRİ ÖNERİSİ Panelin ikinci konuşmacısı olan Erdoğan Yıldız ise “Günümüz Kooperatifçiliği ve Yerel Yönetimler” konusunu masaya yatırdı. Ömrünün 25 yılını kooperatifçilik hareketine verdiğini belirten Yıldız, kırsal kalkınmanın ve gıda güvenliğinin, gıda fiyatlarının enflasyona etkisinin mutlaka kooperatifçilik eliyle mümkün olduğunu düşünüyorum” şeklinde konuştu. Kooperatifçiliğin Türkiye’deki tarihini anlatan Yıldız, 80 ihtilalinden sonra Türkiye’de çok fazla kooperatif kurulduğunu kaydetti. Yıldız, o dönemde Avrupa’daki en yüksek kooperatif sayısının Türkiye’de olduğunu vurguladı. Kooperatiflerin nicelik olarak çok olduğunu ancak nitelik olarak hiç olmadığına dikkat çeken Yıldız, “Türkiye’de başarılı kooperatifçiliği saysak bir elin 5 parmağını geçmez” dedi. Yıldız, konuşmasında neden böyle sorusuna da cevap aradı. Tüketim kooperatiflerinin geliştirilmesi gerektiğinin altını çizen Yıldız, “Köy kalkındırma kooperatifleri köyde üretim yapacak, tarım kredi kooperatifleri bu kooperatiflere finansman sağlayacak, tüketim kooperatifleri de köylerde kooperatiflerin ürettiği ürünleri pazarlayacak. Üretimden tüketime giden yolun kestirmesi, bu. Ne finansman, ne üretim ne de tüketim sorunu kalıyor” dedi. “CUMHURİYET, YOKLUK İÇİNDE RASYONEL BİR KALKINMA AKLI KURDU” Panelin en dikkat çeken ismi Gökhan Günaydın oldu. Konuşmasında “Kooperatifçilik Adına Ne Yapılmalı” sorusunun cevabını arayan Günaydın, konuşmasına Cumhuriyet’in kuruluş koşullarını hatırlatarak başladı. Türkiye’nin 1923’te son derece sınırlı bir sanayi altyapısıyla yola çıktığını vurgulayan Günaydın, “Cumhuriyet ilan edildiğinde nüfus yaklaşık 13 milyondu ve bunun yüzde 85’i köylerde yaşıyordu. Sanayi altyapısı neredeyse yoktu. Üstelik Osmanlı borcunun üçte ikisi genç Cumhuriyet’in omuzlarına yüklenmişti. 1929’a kadar gümrük politikalarında bile bağımsız değildiniz. Buna rağmen kurucu kadro rasyonel bir akılla hareket etti” diye konuştu. Lozan Antlaşması’nın önemine değinen Günaydın, bu sürecin yalnızca diplomatik değil, aynı zamanda ekonomik bağımsızlık mücadelesi olduğunu ifade etti. “TEK YOL VARDI: TARIMI AYAĞA KALDIRMAK” Cumhuriyet’in ilk politikalarının merkezine köylüyü ve üretimi koyduğunu belirten Günaydın, Mustafa Kemal Atatürk’ün sözlerini hatırlattı: “Atatürk ‘Köylü milletin efendisidir’ derken, köyünde oturanı değil, üreteni işaret ediyordu. Anadolu köylüsü yıllarca savaşlarda yıpranmıştı. O nedenle üretimin yeniden canlandırılması gerekiyordu. Köy Kanunu çıkarıldı, toprakların satışı sınırlandı, muhtarlık kurumsallaştırıldı.” “ÜÇ BEYAZLA BAŞLAYAN SANAYİLEŞME HAMLESİ” Cumhuriyet’in erken dönem sanayileşme modelini “üç beyaz” üzerinden anlatan Günaydın, konuşmasını şu sözlere sürdürdü: “Buğday, şeker ve pamuk… Türkiye’nin dört bir yanında un fabrikaları kuruldu. Şeker fabrikalarıyla pancar üretimi organize edildi. Dokuma tesisleriyle pamuk işlenmeye başlandı. ‘Her fabrika bir kaledir’ anlayışıyla hareket edildi.” ATATÜRK VE ESKİŞEHİR ŞEKER FABRİKASI ANEKDOTU Günaydın, konuşmasının en çarpıcı bölümünü Mustafa Kemal Atatürk ile Eskişehir Şeker Fabrikası’nın kuruluşuna ilişkin bir anıyı paylaşması oldu. Günaydın: bu anekdotu şu sözlerle anlattı: “Atatürk’e soruyorlar: ‘Eskişehir’de şeker fabrikasını nereye yapalım?’ Treni durduruyor, Eskişehir’de iniyor ve fabrikanın yerini bizzat gösteriyor. ‘Kente yakın olsun ki insanlar her gün Cumhuriyet’in kurduğu bu fabrikayı görsün ve gurur duysun’ diyor.” Bu anlatım, salonda uzun süre alkış aldı. “1929 KRİZİYLE BİRLİKTE YÖN AĞIR SANAYİYE DÖNDÜ” Dünya ekonomisindeki kırılma noktalarına da değinen Günaydın, 1929 Büyük Buhranı sonrası Türkiye’nin strateji değiştirdiğini belirtti: “Tarım ürünleri satıp sanayi ürünü ithal eden bir model sürdürülemez hale geldi. Cumhuriyet aklı krizi fırsata çevirdi. Ağır sanayi yatırımları başladı. Maden Tetkik Arama ve Etibank gibi kurumlar bu dönemin ürünüdür.” “SAVAŞ YILLARINDA ÜLKE KORUNDU” İkinci Dünya Savaşı dönemine de değinen Günaydın, Türkiye’nin zorlu ama stratejik bir süreçten geçtiğini ifade etti. “Evet, 1 milyona yakın insan silahaltına alındı, depolar dolduruldu. Ama Avrupa’da yaşanan yıkımın hiçbiri bu topraklarda yaşanmadı. Bu, o dönemin yönetim aklının sonucudur” diyen Günaydın, konuşmasının bu noktasında İsmet İnönü’yü de andı. Cumhuriyet kadrolarının birlikte yürüttüğü mücadeleye vurgu yapan Günaydın, güncel ekonomik politikalara eleştiriler yöneltti. Özellikle TEKEL’in özelleştirilmesi üzerinden örnek veren Günaydın, “Bir zamanlar Tokat’ta, Samsun’da, Adana’da fabrikalar vardı. Yerli tütün üretiliyordu. Bugün o üretimden eser yok. İşçi işini kaybetti, köylü üretimden koptu” dedi. Madencilik politikalarına ilişkin de çarpıcı bir iddia ortaya koyan Günaydın, Türkiye’de çıkarılan altının büyük kısmının yabancı şirketler tarafından alındığına dikkat çekti.

CHP'li Karabat Ekonomi Yönetimini Uyardı Haber

CHP'li Karabat Ekonomi Yönetimini Uyardı

CHP Genel Başkan Yardımcısı Özgür Karabat, sosyal medya hesabından yaptığı kapsamlı açıklamada hükümetin ekonomi politikalarını sert sözlerle eleştirdi. Döviz kurunun baskılandığını belirten Karabat, bunun ekonomide ciddi bir kırılma riski yarattığını belirtti. “HÜKÜMET KRİZİ ERTELEMEYE ÇALIŞIYOR” Karabat, iktidarın halkın refahını artıracak bir kalkınma programı yerine döviz krizini geciktirmeye çalıştığını belirterek şu değerlendirmeyi yaptı: “AKP, halk için bir kalkınma programı uygulamak yerine döviz krizini engelleyecek ve hükümete kesintisiz finansman sağlayacak politikalar yürütüyor. İşsizlik, derin yoksulluk ve gelir adaletsizliği gibi temel sorunlar ise görmezden geliniyor.” “ZENGİN OLMADAN ZENGİN GİBİ TÜKETİYORUZ!” Türkiye ekonomisinde üretim temelli büyümenin zayıfladığını vurgulayan Karabat, sanayileşme yerine hizmet sektörü ağırlıklı bir anlayışa geçildiğini ifade etti. İthalata ve kısa vadeli sermaye girişlerine bağımlılığın arttığını da söyleyen Karabat: “Zengin olmadan zengin gibi tüketiyoruz. Bunun bedeli ağır olacak” dedi. PARA ARZI ARTIYOR, KUR BASKILANIYOR Karabat’ın dikkat çektiği en önemli başlıklardan biri para arzı ile döviz kuru arasındaki ilişki oldu. Ekonomideki para miktarını gösteren TRM2 verilerinin hızla arttığını belirten Karabat, buna rağmen döviz kurunun aynı hızla yükselmemesinin kur üzerindeki baskının sonucu olduğunu söyledi. “Para arzı genişlemeye devam ederken enflasyonla mücadelede neredeyse tek araç olarak kurun tutulması tercih ediliyor. Bu iki politika aynı anda yürütüldüğünde ekonomide ciddi çelişkiler ortaya çıkıyor.” “CARRY TRADE KAZANIYOR, HALK KAYBEDİYOR” Düşük kur politikasının yabancı yatırımcılar için cazip bir ortam yarattığını belirten Karabat, yüksek faiz ortamında gelen kısa vadeli sermayenin kazanç sağlayarak ülkeden çıktığını söyledi: “Kur düşük tutulacak sözü verilen yabancılar carry trade ile yüksek faizlerini alıp gidiyor. Soruyorum; bu işten kim kazançlı çıkıyor?” DEVALÜASYON RİSKİNE DİKKAT ÇEKTİ Karabat, geçmişte para arzı ile döviz kuru arasındaki makas belirli bir seviyeye ulaştığında devalüasyonların yaşandığını hatırlattı. Mevcut durumda bu farkın yüzde 40 civarında olduğunu belirten Karabat, farkın yüzde 50 seviyesine ulaşması halinde riskin ciddi biçimde artacağını söyledi. Bu hızla devam edilmesi halinde sonbahar aylarında kur şokunun en yüksek noktaya ulaşabileceğini belirten Karabat, ekonomi yönetimini uyardı. “YAPISAL REFORMLAR ŞART” Karabat’a göre enflasyonla kalıcı mücadele için sadece para politikası yeterli değil. Mali disiplin ve üretim odaklı yapısal reformların da devreye girmesi gerekiyor: “Para arzı kontrol altına alınmadan, bütçe disiplinini güçlendirmeden ve üretim verimliliğini artırmadan yalnızca kur üzerinden enflasyonla mücadele etmek sürdürülebilir bir çözüm değildir.” “ÖNCE HUKUK VE İÇ BARIŞ” Karabat, olası ekonomik şokların önüne geçebilmek için yalnızca ekonomik değil siyasi ve kurumsal alanlarda da güven ortamının sağlanması gerektiğini vurgulayarak açıklamasını şöyle noktaladı: “Önce hukukun üstünlüğü ve iç barış sağlanmalı. Ardından ekonomide yapısal reformlarla Türkiye gelecek şoklara karşı hazırlanabilir.”

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.