SON DAKİKA
Hava Durumu

#Sağlık Ordusu

Porsuk Haber Ajansı - Sağlık Ordusu haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Sağlık Ordusu haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Sağlık-Sen Şube Başkanı Köksal: "Bu Şehrin Üçüncü Bir Hastaneye İhtiyacı Var" Haber

Sağlık-Sen Şube Başkanı Köksal: "Bu Şehrin Üçüncü Bir Hastaneye İhtiyacı Var"

Sağlık-Sen Eskişehir Şube Başkanı Hasan Hüseyin Köksal, düzenlediği basın toplantısında Eskişehir'deki sağlık çalışanlarının yaşadığı sorunları, hastane altyapı eksikliklerini ve kamuoyunda tartışılan iddiaları tüm detaylarıyla ele aldı. Sağlık sektöründeki tükenmişliğe, artan iş yüküne, liyakat tartışmalarına ve altyapı yetersizliklerine dikkat çeken Köksal, yetkililere acil ve radikal adımlar atılması çağrısında bulundu. ​Eskişehir genelindeki sağlık çalışanı profiline değinen Köksal, 4D'li işçilerle birlikte şehirde yaklaşık 10 bin kişilik büyük bir sağlık ordusunun görev yaptığını hatırlattı. Ancak bu büyük ordunun ne yazık ki mutsuz, umutsuz ve tükenmiş durumda olduğunu vurguladı. Mevcut personelin artık işe gelmek istemediğini, aşırı yoğun mesailer ve aile düzeninin bozulması sebebiyle boşanma oranlarının tırmanışa geçtiğini defalarca ilgili mercilere ilettiklerini belirtti. Bürokratların sürekli sayısal verilerden ve kaç hasta muayene edildiğinden bahsettiğini ancak sahadaki gerçek insan hikayelerinin ve psikolojik yıkımın görmezden gelindiğini ifade etti. ​Bu tükenmişliğin somut bir örneğini Eskişehir Osmangazi Üniversitesi (ESOGÜ) hastane alımları üzerinden veren Köksal, üniversitede yüzlerce kadro için ihaleye çıkıldığını ancak başvuru oranının yüzde 20'lerde kaldığını ve yüzlerce kadronun boş kaldığını duyduklarını söyledi. Türkiye genelinde 200 bin ila 250 bin arasında ebe ve hemşire mezunu varken, 70 bin ila 75 bin lira gibi cazip bir garanti gelirin sunulduğu bu pozisyonlara neden başvuru yapılmadığının idari olarak derinlemesine araştırılması gerektiğini vurguladı. Sağlık çalışanlarının ESOGÜ'deki çalışma şartlarını duyarak başvurmaktan vazgeçtiğini belirten Köksal, bu durumun yetkililer tarafından masaya yatırılması şarttır dedi. ​Eskişehir’in sağlık altyapısının nüfus artışını kaldıramadığını belirten Köksal, Sağlık Bakanlığı'nın Personel Çalışma Sayısı (PDC) güncellemelerinde Eskişehir'in kadrosunu artırmadığını dile getirdi. Her geçen gün emeklilikler ve kronik sağlık sorunları nedeniyle personellerin kaybedildiğini, yerine yenisi alınamadığı için de "yaşlanan bir Eskişehir sağlık ordusu" oluştuğunu kaydetti. Bu dezavantajın altını çizen Köksal, Eski Devlet Hastanesi bölgesine acilen 3. bir hastanenin yapılması gerektiğini, "3. bir hastane açmadan ara eleman alamayız" sözleriyle bir kez daha siyasilere ve seçilmişlere kanıtlarıyla birlikte sundu. ​Gündemi sarsan hastane raporu ve devamsızlık iddialarına da geniş yer ayıran Köksal, olayların gelişim sürecini aktardı. Şehir Hastanesi'nde çalışan bir sekreterin mesajıyla durumdan haberdar olduğunu belirten Köksal, mesaiye yarım saat geç kalanlara anında işlem yapılırken bazı kişilerin yurt dışından rapor alarak mesaide olmamasının adalet duygusunu zedelediğini söyledi. Konuyu öğrenir öğrenmez 1 dakika içinde Sağlık Müdürüne, Valiye ve ilgili başhekime ilettiğini, ancak 2 gün boyunca resmi bir ses çıkmadığını ifade etti. Olayın basına yansımasının ardından konunun çarpıtıldığını ve bazı çevrelerin "Sendika kendi adamını mı atayacak?" gibi asılsız iddialarla konuyu başka bir yöne çekmeye çalıştığını belirten Köksal, bu zihniyete sert tepki gösterdi. 6 bin üyeli bir sendikanın başkanı olarak personel atamak gibi bir derdinin olmadığını, asıl odaklanılması gereken noktanın haksız raporlar ve perşembe-cuma günleri nerede olunduğu sorusu olduğunu vurguladı. Valiliğe açık bir çağrıda bulunarak bu soruşturmanın akıbetinin şeffaflıkla paylaşılmasını istedi ve devlet makamlarının bu tür uygunsuzluklar karşısında daha net duruş sergilemesi gerektiğini ifade etti. ​Eskişehir Osmangazi Üniversitesi hastane binası ve üniversite trafiği tartışmalarına da değinen Köksal, Rektör Hanım'ı bu konularda desteklediklerini belirtti. Üniversite bahçesinin transit yol olarak kullanılmasının hastane güvenliğine zafiyet oluşturduğunu ve akşam saatlerinde binlerce çalışanın evine dönerken çevre yolu gibi kullanılan bu yolda mağdur olduğunu dile getirdi. Üniversitenin görevinin Eskişehir trafiğini çözmek olmadığını söyleyen Köksal, asıl görevin Büyükşehir Belediyesi'nde olduğunu, Hasan Polatkan Caddesi'ne Shell Petrol önüne yapılacak bir batçık ile 20 yıllık Eskişehir trafiğinin çözülebileceğini savundu. Ayrıca ESOGÜ binasının güçlendirilmesi adı altında 1 milyar TL harcanarak butik bir hastaneye çevrilmesine karşı çıktığını, ilk günden beri binanın tamamen yenilenerek yeni bir hastane yapılması gerektiğini savunan tek sendikacı olduğunu hatırlattı ve Rektör Hanım'ın bu yöndeki kararlı tutumunu tebrik etti. ​Ambulans hizmetleri ve sahadaki konuşlanma sorunlarına da değinen Köksal, kendisinin de geçmişte ambulansın her kademesinde çalışmış bir isim olarak hastanın ambulansta acilden daha güvenli olduğunu belirtti. Türkiye genelinde ve Eskişehir'de ambulansların olay yerine ulaşım sürelerinin ilk 10 dakika içinde gerçekleştiğini, 62 aktif ambulansla iyi bir yayılım sağlandığını ifade etti. Ancak büyüyen Eskişehir'de; Aşağı Söğütönü, Yukarı Söğütönü ve Ihlamurkent gibi 50 bini aşan nüfusa sahip yeni mahallelerde ambulansların konuşlanacağı yer bulamadıklarını söyledi. Yerel yönetimlerle merkezi idare arasındaki uzlaşı eksikliği ve bürokratik engeller nedeniyle kamu kurumlarının bu bölgelerde güçlendirilemediğini, Tepebaşı bölgesindeki Alzheimer Merkezi'nden bile yer talep ettiklerinde zorlandıklarını dile getirdi. ​Sağlık kurumlarındaki iç organizasyon sıkıntılarından ve asistan krizlerinden de bahseden Köksal, ESOGÜ'nün YÖK'e bağlı olması sebebiyle sunulan sağlık hizmetlerinin denetiminde boşluklar oluştuğunu ifade etti. Şehir Hastanesi'ne alınan 150 asistanın eğitileceği alan sıkıntıları yaşandığını, bir hocanın egosu yüzünden 20'ye yakın asistanın istifa ettiğini, devletin 25 yılda yetiştirdiği bir tıp doktorunun bu tarz bireysel kaprisler yüzünden küstürülmesinin acil servisleri ve genel sistemi çökerttiğini belirtti. Eskişehir'de ağır ameliyat geçiren hastaların koridordaki tuvaletleri kullanmak zorunda kalmasının ve vatandaşların Osmangazi yerine farklı alternatifler aramasının yöneticiler tarafından şapka öne konarak düşünülmesi gereken büyük bir sorun olduğunu vurguladı. ​Konuşmasının sonunda genel sağlık politikalarına, özel hastane sektörüne ve beyin göçüne değinen Köksal, uzun süreli iktidarların bürokratlarda yarattığı "Beğenmeyen çeksin gitsin" anlayışını eleştirdi. 20-25 bin lira asgari ücretin olduğu bir ülkede 75 bin liralık gelirin beğenilmemesinin sorgulanması gerektiğini, sağlık çalışanlarının potansiyel birer kronik hasta adayı olduğunu ve zorlu mesai şartlarının insan doğasına aykırı olduğunu yineledi. Sağlık sistemindeki rantlara, bıçak parası iddialarına ve özel hastane yoğunluğuna dikkat çeken Köksal, sıfır beklenti ve korkusuz bir duruşla doğruları savunmaya devam edeceklerini belirterek, "Bu bataklığı kurutmadan bu ülkeyi ve sağlık çalışanlarını mutlu edemezsiniz" diyerek sözlerini noktaladı.

Sağlık-Sen Eskişehir Şube Başkanı Köksal: "Sağlık Ordusu İşportacı Değildir!" Haber

Sağlık-Sen Eskişehir Şube Başkanı Köksal: "Sağlık Ordusu İşportacı Değildir!"

Sağlık-Sen Eskişehir Şube Başkanı Hasan Hüseyin Köksal birinci basamak sağlık hizmetlerindeki sayı ve hedef baskılarına tepki gösterdi. Sahada dikey hedeflerle sağlık çalışanlarının zor durumda bırakıldığını belirten Köksal, “Ebemiz, hemşiremiz sokakta, pazarda, cami çıkışında tarama peşinde koşturuluyor. Sağlık ordusu işportacı değildir” dedi. ​Eskişehir Sağlık-Sen Şube Başkanı Hasan Hüseyin Köksal yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi; "Sağlıkta izandan uzak, masa başı politikalarla günü kurtarmaya çalışmak ve aynı vesileyle mesleğimizi ayaklar altına düşürmek, sağlıkta başarıyı yakalatmaz! Sürekli muayene sayıları, performans rakamları, MR çekim sayıları, tetkik sayıları, HYP oranları… Rakamlar, sayılar ve tablolar belli ki halkın gerçek sağlık durumunu ve sağlık ordusunun yaşadığı bezmişliği yansıtmıyor. Şu bir gerçek: Sağlık politikaları nicelik üzerine değil, nitelik üzerine inşa edilmelidir. Hastaneye ulaşım, hasta-hastane ilişkisi, aile hekimi-hasta ilişkisi, birinci basamak sağlık hizmetlerinin sunumu… Bunları neden sayıyorum? Ülkemizde sağlık hizmetlerinin gelişmesine karşı mıyız? Hayır! Bakanlığın sağlık politikalarını geliştirme çabasına karşı mıyız? Hayır! Başarı ve sağlık hizmeti sunumu bir ekip işidir. Bu ekibin temel taşı ise Sağlık Ordusudur! BİRİNCİ BASAMAK HEDEFLERLE DEĞİL, GÜÇLÜ BİR SİSTEMLE GÜÇLENİR Birinci basamakta hedefler üzerinden sağlık ordusu sahaya sürülüyor. Ancak bu hizmetleri anlatırken lütfen dünya örnekleri ile ülkemizin gerçeklerini, sosyolojisini ve vatandaşın sağlık hizmetlerinden beklentilerini birbirinden ayırmadan değerlendirelim. Diyetisyen sokakta elinde mezura ve tartıyla geziyor: “Gel vatandaş, gel! Tartalım, ölçelim!” Ebe ve hemşire; kahvede, parkta, cami çıkışında, toplantıda, piknik alanında HYP hedefiyle çarşı pazar geziyor. “Gel vatandaş, gel! Kanser taraması yapılacak!” Sağlık çalışanı vatandaşa hizmet götürürken, neredeyse hizmet almak için yalvarır hâle getiriliyor. Bu durum sağlık çalışanlarının tercihi değildir. Yalvarma moduna idareciler tarafından zorlanan, zorbalanan ve mobbinge kadar uzanan sayı ve hedef baskıları, sağlık camiamızı çalışamaz hâle getirmiştir. Bunun sonucunda vatandaşın sağlık hizmetlerine ve sağlık çalışanına saygısı azalıyor; sağlık ordusunun itibarı gölgeleniyor. HEDEF KOYMAK YETMEZ, SİSTEMİ GÜÇLENDİRMEK GEREKİR Aile hekimliği sistemine hedefler koyuyoruz. Peki, bu sistemi güçlendirmek, birinci basamak ile entegrasyonu artırmak yerine neden ebe, hemşire ve diyetisyen sokakta sayılarla uğraşıyor? Nasıl gördüğünüz değil, nasıl göründüğü önemlidir! Türkiye’de ilk çözülmesi gereken meselelerden biri, sağlık hizmetlerinde vatandaşın nerede durduğudur. Vatandaşın sağlık hizmetlerine ilişkin sorumluluğu, farkındalığı ve sisteme katkısı nasıl artırılacak? Vatandaş doktoru döverse hukuki yaptırım var. Vatandaş hemşireye söverse hukuki yaptırım var. Ancak sağlık sisteminin bütün yükünü sağlık çalışanının omuzlarına bırakıp vatandaşı sistemin aktif bir paydaşı hâline getirmeden üretilen çözümler eksik kalacaktır. 86 milyon insanımızın ortak kaynağı olan kamu bütçesi, bu tür uygulamalarla çöpe gider, çarçur olur. Vatandaşın sağlık hizmetini almak için sağlık çalışanının peşinden koşması değil, kaliteli sağlık hizmetine erişmek ve koruyucu sağlık hizmetlerinden yararlanmak için “Beni de tarayın.” diyecek bir sistem kurulmalıdır. Bunun üzerine Bakanlık, genel müdürlükler ve tüm sağlık yöneticileri kafa yormalıdır. Bu kadar ucuz iş gücü ve yoğun emek üzerinden sağlık hizmeti sunmaya çalışarak ne kuyruklar biter ne de gerçek anlamda başarı gelir. SAĞLIKTA BAŞARI PAYDAŞLARLA GELİR Paydaşlarla birlikte kırılan rekorlara bakın. Recep Akdağ dönemindeki Sağlıkta Dönüşüm sürecinden ders çıkarılması gereken önemli noktalar vardır. Sağlık ordusu, sivil toplum ve hizmet alan vatandaş… İşte bu üç unsurun entegrasyonu ve ortak aklı önemlidir. AİLE HEKİMLERİ VE BİRİNCİ BASAMAKTA GERÇEKÇİ HEDEFLER GEREKİR Gelelim halk sağlığına ve aile hekimlerine… Aile hekimlerine sürekli baskı, istek ve talep yöneltiliyor. Günlük ortalama 80 muayene yapan bir hekim, Bakanlığın tüm istek ve taleplerini nasıl yerine getirecek? Aynı hekim, vatandaşın özel istek ve arzularını nasıl karşılayacak? Hastaneden muayene randevusu alamayan vatandaş 182’yi aradığında kendisine “Aile hekimine gidin.” denilen bir sistemin bu yükü nasıl taşıyacağı ise manidardır. BENİM EBEM, HEMŞİREM, SAĞLIK ORDUM İŞPORTACI DEĞİL! Sağlık ordusunun yüzlerce temel sorunu üzerine emeğini ve alın terini koyan çalışanlara teşekkür etmek yerine sürekli baskı, sürekli sayısal talep ve sürekli gerçeklikten uzak rakamlar istenirse, yöneticilere en sonunda yapay veriler gelir. Sağlık ordusunu anlayın! Değer verin! Hedeflere birlikte yürümek istiyorsanız gerçekçi olun, samimi olun ve sahayı dinleyin! Ben çalışanların temsilcisi olarak söylüyorum: Adalet, hak ve kanunları göz önüne aldığımızda; “İşine gelmiyorsa hastaneye gitsin, çalışsın.” veya hastanelerde çalışan sağlık çalışanlarımıza “Hastanedeki sağlık çalışanını beğenmiyorsan istifa et.” anlayışıyla yönetim yapılamaz. Burası fabrika değil! Burada kurallar var, kanun var, kamu hizmeti var. Kimseye özel çalışmıyoruz. Devlet hepimizin devletidir. Sağlık hizmetinde görev yapan 54 meslek grubunun her birinin emeği, sorumluluğu ve çalışma koşulları farklıdır. Bu farklılıklar zaten mesleki ve ekonomik düzenlemelere yansımaktadır. Buna bir de yönetici baskısı ve sahada karşılığı olmayan talepler eklendiğinde, 2053 ve 2071 hedefleri olan güçlü Türkiye vizyonuna yakışmayan idareciler ile yollar ayrılmalıdır. Sağlık politikaları rakam ve hedeflerle değil, nitelik, insan gücü ve vatandaş odaklı anlayışla şekillendirilmelidir. Biz, sağlık çalışanlarının emeğine, mesleki onuruna ve kamu hizmetinin niteliğine sahip çıkmaya devam edeceğiz. Benim sağlıkçım işportacı değil! Bundan sonra sorumluluğu olanlar kendi değerlendirmesini yapmalıdır. Biz ise gerçek hedefler, nitelikli sağlık hizmeti ve sağlık çalışanlarının hakları için her zaman üyelerimizle omuz omuza olmaya devam edeceğiz."

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.