SON DAKİKA
Hava Durumu

#Prof. Dr. Ümit Özdağ

Porsuk Haber Ajansı - Prof. Dr. Ümit Özdağ haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Prof. Dr. Ümit Özdağ haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Zafer Partisi Eskişehir İl Başkanı Hasan Demir Güven Tazeledi Haber

Zafer Partisi Eskişehir İl Başkanı Hasan Demir Güven Tazeledi

Zafer Partisi Eskişehir 2'inci Olağan İl Kongresi Genel Başkan Prof. Dr. Ümit Özdağ'ın katılımıyla Yunus Emre Kültür Merkezi’nde gerçekleştirildi. Kongreye Genel Başkan Prof. Dr. Ümit Özdağ, Genel Merkez Yöneticileri, Siyasi Parti ve Sivil Toplum Kuruluşları temsilcileri ve partililer katılım sağladı. Kongrede açılış konuşmasını yapan İl Başkanı Hasan Demir şu ifadelere yer verdi; "Zafer Partisi, Türk'ün Ergenekon'dan çıkışının temsili, 21. yüzyıla yansımasıdır. Zafer Partisi, Göktürk Kağanlığı'nın kurulduğu sürece kadar zaman zaman maalesef daraltılan ve tekrar dirilişi yaşayan Türk milletinin yeniden bir araya geldiği siyasi, hem kültürel, hem ekonomik, her şeyin içerisinde bulunduğu yapıdır. Bu anlamda Zafer Partisi'nin mevcudiyeti ve büyümesi, Türk milletinin geleceği açısından çok önem arz etmektedir. Biz görüyoruz ki 4 sene süre zarfında çok ciddi ivme kazandık, çok güzel işler başardık. Bu başarıları kendi adıma değil, tüm teşkilatım ve inananlar adına başardığımızı bilerek, özellikle onlara, omuz omuza mücadele aşklarından dolayı hepinizin önünde şükranlarımı, saygılarımı, hürmetlerimi borç biliyorum. İyi ki varlar, iyi ki Zafer Partisi var." dedi. Genel Başkan Prof. Dr. Ümit Özdağ yaptığı konuşmada şu ifadelere yer verdi; "Çok değerli Eskişehirliler, çok değerli Zafer Partililer. Hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum. Birinci kongrede de buradaydım. Şimdi ikinci olağan kongrede aranızda olmaktan büyük mutluluk duyuyorum. Ancak bu mutluluğumuz, 20 genç kardeşimizin elim bir kazada şehit vermemizden dolayı gölgelendi. Dün yurdumuzun değişik şehirlerinde ve bu arada Eskişehir'de 20 vatan evladını dualarla toprağa verdik. Çünkü bu vatan evlatları, hayatlarının baharında bu ülkeye daha uzun yıllar Türk Silahlı Kuvvetlerinin bünyesinde kahramanca hizmet etmeye hazırlanırken, kardeş Azerbaycan'dan Türkiye'ye dönüşleri sırasında 1969 model bir kargo uçağının düşmesi neticesinde şehit oldular. Bu uçağın neden düştüğü araştırmalarla ortaya çıkacak. Ancak bu aşamada söyleyeceğimiz şey şudur: Türk Hava Kuvvetlerinin çok hızlı hem savaş uçaklarının hem de kargo uçaklarının modernize edilmesi, bakımlarının daha iyi yapılması ve bu kadar yaşlı olan uçakların da artık servis dışına çıkması gerektiği anlaşılmalı, görülmelidir. Eğer bu ülkeyi yönetenler 1969 model uçaklara kendileri binmiyorsa, evlatlarımızı da bindirmemeliyiz. Değerli Zafer Partililer, bugün 15 Kasım 2025. 17 Kasım, yani iki gün sonra Silivri Cezaevinde 5 ay rehin tutulduktan sonra serbest bırakılmamın üzerinden de 5 ay geçmiş olacak. Bu 5 ay Silivri'de geçirdiğim 5 ay, onun önüne de bir 4 ay koyun, yani aşağı yukarı 14 aydan beri devam eden PKK ile müzakere sürecinden ülkemizin geçtiğini görüyoruz. Zafer Partisi, Türkiye Cumhuriyeti'nin, Öcalan ve PKK ile müzakereler, pazarlıklar yapılarak bir kırılma noktasına doğru sürüklenmesini engellemenin mücadelesini veriyor. Zafer Partisi, Cumhuriyetimizin bir kaza kırıma uğramaması için son kale, son siper ve son mevzidir. Zafer Partisi'nin ardı Cumhuriyettir, Zafer Partisi'nin ardı vatandır. Siz Zafer Partililer, her biriniz Çanakkale'de, Sakarya'da ve Büyük Taarruz'da savaşan dedelerimizin sahip olduğu vatan sevgisi, bilinci ve kararlılığıyla mücadele etmek zorundasınız, zorundayız ve bu bilinç ve bu kararlılıkla mücadeleye devam edeceğiz. Türkiye Cumhuriyeti'ne yönelik içeriden ve dışarıdan çok ağır saldırıların gerçekleştirildiğini görüyoruz. İstiklal Harbimiz sırasında içeride ve dışarıda Türk milletinin İstiklal hareketini sabote etmeye, imha etmeye çalışanların torunlarının yine aradan 100 sene geçtikten sonra işbirliği yaparak milli, üniter, laik Türkiye Cumhuriyeti devletini bir felakete sürüklemek istedikleri çok net görülüyor. PKK'sı, IŞİD'i işbirliği yapmışlar ve sözde dincisi, bölücüsü hep birlikte Türkiye Cumhuriyeti topraklarını parçalamak ve bu toprakların bir bölümü üzerinde Müslüman bir İsrail kurmak için el birliğiyle çalışıyor ve Türk milletine, Türk devletine saldırıyorlar. Bakın, İmralı'da terör örgütüyle konuşmasına izin verilen terörist başı karşısına görüntülü olarak çıkartılan terör örgütü elebaşlarıyla yapmış olduğu konuşmada şöyle söylüyor: "Suriye devletinin dağılmasıyla beraber yeni bir durum var. Gerek İran gerek Irak'ın da içinde bulunduğu durum kars çizgisini aşmıştır. Suriye ve Irak dağıldı neredeyse. 100 yıl önce yapılmış Musul anlaşması var, gizli maddeler var denilir, bilemeyiz. Ayrıca Sykes-Picot Anlaşması'nın da şartı bu sözünü ettiğim rejimlerin ayakta kalması şartına bağlıydı denilir. Şimdi o devletler ne haldedir görüyoruz." Bunları söyledikten sonra Abdullah Öcalan, 'Bir de Lozan için geçerliliği 100 yıldır. Onu da geçenlerde kutladık zaten' diyor. Bu yüzden yeni bir durum var. Gerek İran, Suriye ve Irak'taki durum ile mevcut Sykes-Picot durumu değişmiştir. Yeni bir durum var. Türkiye’nin de ciddi bir anayasa sorunu var. İfade edilen çok açıktır. Terörist başı Öcalan: “Irak parçalandı, Suriye parçalandı, İran parçalanacak. Kars Antlaşması aşılmıştır.” ve “Ortadoğu’yu I. Dünya Savaşı’ndan sonra kuran antlaşmalar aşılmıştır. Buradaki devletler yıkılıyor. Türkiye Cumhuriyeti Devleti de millî üniter, laik devlet kimliğini terk edecektir. Lozan bitmiştir.” diyor. 20. yüzyılın başında, İstiklal Harbimizin hemen sonrasında Lozan’da Musul vilayeti meselesi halledilmedi. Genç Cumhuriyet, İngilizlerin ve Lozan’da İngiliz’in müttefiki olan güçlerin baskılarına karşı çıktı. Musul vilayetinden vazgeçmedi. Lozan’da o mesele açık bırakılarak antlaşma imzalandı. Cumhuriyet, evindeki kısıtlı kaynakları Musul vilayetini zor kullanarak geri almak üzere hazırlık yaparken, Şeyh Sait isyanı İngilizler tarafından çıkartıldı. “Bir Türk öldürmek 70 kâfir öldürmekten daha hayırlıdır.” diyerek isyana kalkan Şeyh Sait denilen vatan haini sonunda, isyancılar bozularak, dağıtılarak, yok edilerek, tutuklanarak isyan bastırılırken yakalanıp Diyarbakır’a getirildi. Diyarbakır’da İstiklal Mahkemesi’nin önünde hesap verdi ve vatan haini olarak asıldı. Şimdi Şeyh Sait’e sövenlere Cumhuriyet savcıları şikâyet üzerine manevi şahsiyete hakaret davası açıyorlar. Biz de şaşkınlıkla izliyoruz. Bu vatana ihanet edenlerin, elini Türk askerinin, memurunun, kadınının, çocuğunun kanıyla yıkayanların manevi şahsiyeti mi olur? Tüküreyim onların şahsiyetine, diyorlar. Yarın, Abdullah Öcalan denilen bebek katiline "bebek katili" demek, "terörist" demek yasak hâle gelecek. Böyle bir zulüm olabilir mi? Vatana ihanet, vatana ihanettir. Şeyh Said, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne, Türk milletine İngiliz emperyalizmi adına ihanet etmiştir ve belasını bulmuştur. Ancak, bu alçakça isyandan, bu haince isyanın türü, Cumhuriyet, Musul vilayetini ilhak politikasını durdurmak zorunda kalmıştır. Böylece genç Cumhuriyet, ihtiyaç duyduğu ve ülkemizin çok daha hızlı gelişmesini sağlayacak zengin petrol kaynaklarından mahrum kalmıştır. Musul vilayeti ilhak edilseydi hem ülkenin hızlı ekonomik kalkınması gerçekleşecekti hem de Kürt meselesi diye sunulan meselenin Cumhuriyet sınırları içerisinde toptan halli çok daha kolay olacaktı. Amacın Türkiye'nin demokratikleştirilmesi olmadığını gayet iyi biliyoruz. ABD'nin Ankara Büyükelçisi Tom Barak geçtiğimiz günlerde "İsrail bölgede ulus devlet istemiyor" dedi. Ulus devlet olan Irak parçalandı, Suriye parçalandı. Şimdi ise İran'a yönelik büyük bir saldırı hazırlığından bahsediliyor ve bu saldırı gerçekleşecek. İran da parçalanacak, bunun propagandası yapılıyor. Recep Tayyip Erdoğan'ın 17 Temmuz'da Ankara'da "bundan sonra AK Parti, MHP, DEM birlikte yürüyeceğiz" diye açıkladığı DAM ittifakı da Türkiye Cumhuriyeti Devleti ulus devletini yıkarak Türkiye'yi çok uluslu bir federasyona doğru kendiliğinden götürmek için gereken adımları atmaya başlamış görünüyor. Numan Kurtulmuş 19 Mayıs 2025'te gençlere yapmış olduğu konuşmada bunu açıkladı. "Amerikalılar Ortadoğu'ya geldiler, Ortadoğu'yu dağıttılar. Irak'ı, Sudan'ı, Suriye'yi, Lübnan'ı parçaladılar. Eğer biz şimdi Kürtlerle barışmazsak aynı şey bizim de başımıza gelir" dedi. Numan Kurtulmuş, siz ne dediğinizin farkında mısınız? PKK'ya nasıl Kürtler diyebilirsiniz? Milyonlarca vatansever, "Ne mutlu Türk'üm diyene" diyen, Türk bayrağı için mücadele eden, hayatını veren, kanını veren, terini veren Güneydoğu ve Doğu Anadolu'da yaşayan yurttaşımızın temsilcisi olarak PKK'yı ve terör örgütünü nasıl gösterirsiniz? Ama görüyoruz ki Türk milli, üniter ve laik devleti Öcalan'la yapılan pazarlıklarla ve Anayasa'nın Öcalan'ın talepleri doğrultusunda değiştirilmesi ile demonte ediliyor, sökülüyor. Böylece İsrail'in bölgede ulus devlet istemediği şeklindeki talebi yerine getirilmiş oluyor. Çok ilginç, değil mi? Türk, Kürt, Arap diye milleti ayrıştırıyorsunuz. Cumhurbaşkanı yardımcısının birisi Kürt olsun, birisi Alevi olsun diye Türkiye'yi Lübnanlaştırıyorsunuz. Anayasanın 66. maddesi, Anayasanın 42. maddesi değişsin diyerek milletvekillerinizi konuşturuyorsunuz. Ve Türkiye'yi adeta Irak'ın, Suriye'nin ağır saldırılar sonunda iç savaş yaşayarak geldiği duruma, hiç mücadele etmeden kendi elinizle sokmak istiyorsunuz. Bu nasıl bir strateji? Türkiye'yi Suriye'yle, Irak'la nasıl karşılaştırırsınız? Siz, yönettiğiniz devletin büyüklüğünün ve gücünün farkında değil misiniz? Türk milletinin ve Türk devletinin dünya tarihindeki en kadim, en köklü millet ve devletlerden birisi olduğunu hala anlamadınız mı? Türkiye Cumhuriyeti Devleti, emperyalizmin işgali sonunda kurulmuş Irak ve Suriye gibi 2 devlet değil. Biz manda döneminden gelmedik. Biz, İstiklal Harbi sonucunda Batı emperyalizmine Türk süngüsü ve Türk kanıyla Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin bağımsızlığını dayattık. En azından bunun farkında olmanız gerekir. Ve şimdi siz, Türkiye'yi çok uluslu bir federasyona doğru sürükleyeceksiniz. Ve diyorsunuz ki: "Biz PKK ile hiç pazarlık yapmadık, yapmayacağız, taviz vermeyeceğiz." Pazarlık yapmamış haliniz, taviz vermemiş haliniz buysa, bir de pazarlık yapıp taviz verseydiniz ne olacaktı acaba? Değerli Eskişehirliler. PKK'nın Kuzey Irak'ta yaptığı mangal partisi kıvamındaki sözde silah bırakmasından sonra PKK'nın hapishanelerdeki çok ağır cezalar almış, işledikleri ağır suçlardan ötürü mensupları serbest bırakılmaya başlandı. Ve Türkiye Büyük Millet Meclisinde bir Öcalan Komisyonu kuruldu. Milli Birlik ve Kardeşlik değil, bu bir Öcalan Komisyonudur. Bu Öcalan Komisyonundaki amaç, Türk milletini Abdullah Öcalan ve PKK'nın talepleri doğrultusunda Anayasa ve yasalarda yapılacak değişikliklere hazırlamaktır. Ve bu komisyonun çalışmalarını yakından izliyoruz. Şimdi bu komisyonun gelip tıkandığı nokta sizler de görüyorsunuz: Öcalan'la İmralı'ya gidip görüşecek heyet kimlerden oluşacak, nasıl gidilecek? Ancak görünen o ki İmralı'ya bir heyet yollamak yerine şimdi düşünülen şey, heyetle Türkiye Büyük Millet Meclisindeki heyetle terörist başı Öcalan'ı görüntülü olarak bir araya getirmektir. Böylece Türkiye Büyük Millet Meclisi, ister ayağına gitsin ister görüntülü görüşsün, PKK terör örgütünün kurucusu, terörist başı, KCK'nın kurucusu, 1999'da cezaya çarptırıldıktan sonra içeride suç işlemeye devam eden ve bugün de suç işleyen Abdullah Öcalan'la görüşecek. Bu nasıl bir iş? Bunu Türk milletine nasıl anlatacaklar? Ama biz biliyoruz ki Türk milleti bu süreci ibretle, kızgınlıkla ve öfkeyle izliyor ve hesabını da sandıkta sormaya hazırlanıyor. Yine önümüzdeki günlerde Selahattin Demirtaş’ın serbest bırakılacağı anlaşılıyor. Selahattin Demirtaş, bir barış güvercini, bir halk ozanı gibi sunuluyor. Selahattin Demirtaş neden içeri girdi? Kobani olayları denilen, 35 ilimizde, 121 ilçemizde meydana gelen; 54 kişinin öldüğü, 326’sı güvenlik gücü olmak üzere 761 kişinin yaralandığı ayaklanmayı bilfiil kışkırttığı, kitleleri sokağa çağırdığı ve ayaklanmaya çağırdığı için 42 yıl hapis cezasına mahkûm oldu. Bu çağrı sonrasında 201 okul tahrip edildi. Yüzlerce araç yakıldı. Abdullah Öcalan'a heykel dikeceğini söyleyen bu adam mı, suçsuz ve barışın, demokrasinin önünü açacak? Yine son günlerde, hani YPG silah bırakacaktı, kendisini feshedecekti... Bunun da olmayacağını gördüler. YPG’den bahsetmek yerine, hükümet yetkilileri, Suriye’deki PKK'lılardan bahsederken SDG lafını kullanıyorlar. Böylece YPG’yi hafızalardan sileceklerini zannediyorlar. Ama Türk milleti, en son Ankara’da TUSAŞ’ı basan YPG’li teröristleri daha unutmadı ve unutmayacak. Bize YPG’yi SDG diye yutturup, PKKistan’ın kurulmakta olduğu gerçeğini Türk milletinden gizleyemeyeceksiniz. PKK terör örgütü aynı zamanda bir narkotik çetesidir. On yıllar boyunca Türkiye'ye karşı sürdürdüğü terör eylemlerini Batılı servislerin de önünü açmasıyla, uyuşturucu kaçakçılığıyla ve haraç, sistematik haraç politikalarıyla finanse etmiştir. Ve uyuşturucudan kazanmış olduğu, haraçtan kazanmış olduğu paraları Batı sistemi aklamasına ve bankalarına yatırılmasına izin vermiştir. Şimdi duyuyoruz ki Abdullah Öcalan bu paraları Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne aktarabileceğini söylüyormuş. Bu Cumhuriyetin uyuşturucu gelirine ihtiyacı yok. Çok utanmazca bir teklif bu. Siz Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni satın alabileceğinizi mi düşünüyorsunuz, teröristler? Ve Öcalan daha ilk gün, bu sürecin ilk adımı olan konuşmada ifade edildiği gibi, umut hakkıyla serbest kalmaya hazırlanıyor. Kim söylüyorsa ki Öcalan serbest kalmayacak, doğruyu söylemiyor. Değerli Zafer Partililer, değerli Eskişehirliler, eğer bu süreç böyle devam ederse Abdullah Öcalan serbest kalacaktır. Serbest kalmakla kalmayacak, Türkiye'de siyaset de yapacaktır. Ve biz de Zafer Partisi olarak, kuruluş felsefesinin yılmaz ve kararlı temsilcileri olarak Türkiye'yi adım adım gezerek bu gerçekleri Türk milletine anlatmaya devam edeceğiz. Karaman'da mitingde anlattık, Antalya'da mitingde anlattık. Ertesi gün beni gözaltına alıp tutukladılar. Çıktık, Bursa'da panelde anlattık. Adana'da panelde anlattık. Gaziantep'te, Denizli'de, Manisa'da, Aydın'da panelde anlattık. Bugün Eskişehir'de burada size anlatıyorum. 22'sinde Zonguldak'ta Zonguldaklılara anlatacağım. 28'inde Mersin'e gideceğim, Mersinlilere anlatacağım. Özetle Türkiye'yi dolaşacağız. Sizin komisyonunuz varsa, bizim de millet meclislerimiz halkın içinde buradalar. Biz de burada konuşmaya, anlatmaya devam edeceğiz. Hiç kimse bizden, vatanımızı savunmamamızı, Türkiye Cumhuriyeti'nin İstiklal Harbi ile atılmış temellerinden vazgeçmemizi beklemesin. Vatanımızı, milletimizi ve devletimizi kararlılıkla savunacağız. Bu Cumhuriyetimizin kırılma anı bize dayatılmak istenirken, ülkemiz ağır bir ekonomik buhrandan, yedi yıldan bu yana devam eden bir ekonomik buhrandan geçiyor. 2025 son aylarına geldiğimiz 2025, çok ama çok zor geçti. Dar gelirliler için çok zor geçti. 16 milyon emekli, dul ve yetim için çok zor geçti. 6 milyon asgari ücretli için çok zor geçti. Milyonlarca işsiz için çok zor geçti. Yüzde 50 faizle yatırım yapmanın mücadelesini veren ve pahalılaştırılmış TL'den dolayı ihracatla dünyayla rekabette zorluk çeken sanayici için zor geçti. Ekonominin omurgasını oluşturan, istihdam yaratan, vergi veren, parayı ve malı çeviren esnaflarımız için çok zor geçti. Her geçen gün artan girdi maliyetlerinden ötürü artık her gün zarar eden çiftçi için çok zor geçti. Ama bu 2025 yılı da 2024, 2023, 2022, 2021, 2020 ve ondan öncesi gibi, bazıları için de çok kolay ve çok verimli geçti. Kimdir o çok kolay ve verimli geçenler? Kur korumalı mevduatla milyarlarca dolar rant geliri elde edip 0 lira vergi ödeyenler için çok iyi geçti. İktidara yakın oldukları için bütün ihaleleri alan şirketler için çok iyi geçti. Vergi muafiyetleriyle kendilerinden bu sene 3 trilyon Türk lirasına yakın vergi alınmayanlar için çok kolay geçti. Bir ailede her birisinin bir işte olup ayrıca dört beş işten maaş, hakkı huzur alan o küçük azınlık için çok iyi geçti. Ama bunların hepsini toplasanız oranları yüzde 10 bile değil. Yüzde 90, fakirlik ve sefalet içerisinde. Bunun bir bölümü sosyal yardımlarla ayakta durmaya çalışırken, bu umutsuzluk ortamında gençlerimiz yurt dışında istikbal arayışı içerisine girdiler. 8 yıldan bu yana dar gelirlilerin, sabit gelirlilerin millî gelirden almış olduğu pay azalıyor. Ve 2026 yılı ne yazık ki 2025 yılından çok daha zor geçecek. Sanayi bir çöküş süreci içerisinde. 30 yılda oluşturduğumuz tekstil sanayinin şimdi elimizin içinden kayıp gittiğini görüyoruz. 5 milyar dolar tutarında bir sermaye sadece tekstilde Mısır'a gitti. 364 bin tekstil işçisi işsiz kaldı. Her bir işçinin yanına eşini ve iki çocuğunu koyun, 1 milyon 200 bin kişiden bahsediyoruz. Büyük bir rakam bu. Almanya'da bir iş adamı kredi aldığı zaman yüzde 3 faiz öderken, Türk iş dünyasından yüzde 50 faizle yatırım yapması bekleniyor. Nasıl istihdam yaratacaklar? Nasıl işsizlere yeni iş açılacak? Mümkün mü? Hayır, değil. Ya esnaf? Esnafın kapısında maliyeci elinde ceza faturasıyla geziyor. Ve çiftçi? Çiftçi, gülü çevirmekte zorlanırken, Amerikan çiftçilerine Türkiye'ye gümrüksüz ürünlerini satması imkanı veriliyor. Buradan çıkış ancak Zafer Partisinin Zafer Ekonomisi programıyla mümkündür. Buradan çıkış ancak neoliberal ekonomik politikaları ait olduğu yer olan tarihin çöplüğüne atarak, 21. yüzyıla uygun, devletin de ekonomide itici bir rol oynadığı, sürdürülebilir planlı kalkınmayla, ülkenin bütün millî kaynaklarının bir seferberlik havasında yatırıma dönüştüğü ve iş insanlarımızın önündeki engellerin kaldırıldığı, talanın, soygunun durdurulduğu bir ortamın sağlanmasıyla bu ekonomik kriz aşılabilir. Bu ekonomik krizin aşılması, ancak bu ülkede düşman ceza hukuku uygulamalarına son verilerek, adaletin tesis edilmesi ve ekonomiyi ayakta tutacak sağlıklı bir eğitim sisteminin gerçekleşmesiyle mümkün olabilir. Türk milletine söz veriyoruz. Temiz kadrolarla ve güçlü bir programla bunları yapmaya talibiz." dedi. Mevcut İl Başkanı Hasan Demir'in tek aday olarak girdiği kongrede Yönetim Kurulu şu isimlerden oluştu; "Hasan Demir, Ahmet Yalçın, A. Muammer Harmancı, Arben Sürdemir, Bekir Şan, Berna Subaşı, Burak Gündüz, Çetin Ercan, Dilek Bayraç, Elif Derman, Erdem Sütçü, Fatma Demir, Hakan Döken, İbrahim Bal, İbrahim Tokkan, İbrahim Yıldıran, İlayda Güngör, Oğuzhan Aydoğdu, Özer İnal, Özlem Bozkaya, Ramis Tunca, Selim Arslangiray, Senih İlik, Suat Arabacı, Tülay Atay" İl Disiplin Kurulu Asil Üyeler Kamilcan Amasyalı, Beyti Alkan, Mustafa Duran, Murat Koçak, Yasin Gök, Murit Önder, Gökhan Dilli Üst Kurul Delegeleri Asil Üyeler Hasan Demir, Selim Arslangiray, Ahmet Yalçın, Burak Gündüz, Dilek Bayraç, Ramis Tunca, Kemal Güner Poyraz, Murat Serin, Selim Doruk, Resul Soysal, Muhammed Demir, Hakan Döken, Sibel Gelen, Uğur Bahar, Engin Ürüven, Senih İlik, İbrahim Yıldıran, İbrahim Tokkan, Çetin Ercan"

Siz Bu Milletin Aklıyla Alay mı Ediyorsunuz? Haber

Siz Bu Milletin Aklıyla Alay mı Ediyorsunuz?

Zafer Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ bir dizi ziyaret ve partisinin 2. Olağan İl Kongresine katılmak üzere geldiği Eskişehir’de basın mensupları ile bir araya geldi. Basın mensupları ile kahvaltıda bir araya gelen Zafer Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ yaptığı açıklamalarda şu ifadeleri kullandı; "2025 yılı, ülkemiz açısından çok ağır zorluklarla geçiyor. Bir yandan, 8 seneden bu yana dar gelirli ve sabit gelirli yurttaşlarımızın milli gelirden aldığı payı azaltan, sanayi üretimini durduran, tarımda üretimi tasfiye eden ekonomik buhranın ağırlığı bir kabus gibi Türkiye'nin üzerine çökerken, öte yandan bu ağır ekonomik krizi aşmak için Türkiye'nin önüne hiçbir perspektif koymayan iktidar, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin kuruluş esaslarını PKK terör örgütü ve onun katil elebaşısı Abdullah Öcalan'la yapmış olduğu pazarlıklar çerçevesinde tasfiyeye başladığı bir sürecin içerisine girdi. 2025 yılı çok çok zor geçti ve Türkiye Cumhuriyeti ne yazık ki 2026 yılında tarihsel bir kırılmaya doğru sürüklenmek isteniyor. Önümüzdeki yıl yaşanacaklar, Cumhuriyet tarihinin her anlamda en ağır ve sonuçları açısından en korkutucu gelişmeleri olabilir. PKK terör örgütüyle yapılan pazarlıklar konusunda şimdiye kadar duymuş olduklarımız, İstiklal Savaşı vererek kurmuş olduğumuz Cumhuriyete bir terör örgütünün adeta ortak olarak getirilmek istendiğini gösteriyor. Esasen bu tespitimizi, DEM Eş Başkanı Tunçer Bakırhan da "Cumhuriyete ortak oluyoruz" açıklamasıyla doğruluyor. Cumhuriyetin kırılma süreci devam ederken, 8 seneden beri devam eden ekonomik buhranın 2026 senesi içerisinde daha da ağırlaşacağı gözüküyor. Ne yazık ki Türkiye, yanlış ekonomik politikalar neticesinde ağır bir sanayisizleşme süreci içerisine girmiştir. Türk sanayicisi, hükümetin yanlış politikalarının bedelini ya bu ülkeden kaçıp sermayesini başka ülkelere götürerek ya da malını mülkünü yabancı fonlara satarak kurtarmaya çalışmaktadır. Hükümetin politik duruşundan hoşlanmadığı sermayedarları, sanayicileri önce Maliye Bakanlığının cezalandırma sistemiyle baskı altına aldığını, bu da yetmezse düşman ceza hukuku uygulamalarıyla malına mülküne her türlü anayasal güvenceden uzaklaştırılmış bir şekilde el koyabildiğini görüyoruz. Bir ülkede ekonomik istikrarın olması, sağlam bir adalet sistemine ve kaliteli bir eğitime bağlıdır. Bugün ülkemizde ne yazık ki adil bir adalet sistemi ve kaliteli bir eğitim yoktur. Adaletin olmadığı yerde ekonomik gelişmeden ve ekonomik istikrardan bahsetmek mümkün değildir. 30 yıldan beri Türkiye'nin büyük yatırımlar yaparak geliştirmiş olduğu tekstil sanayinin durumu ortadadır. Geçen sene 364.000 tekstil işçisi işlerini kaybettiler. Tekstilde 4,5 ile 5 milyar dolarlık bir sermaye Türkiye'den sadece Mısır'a gitti. Balkan ülkelerine gidenlerden bahsetmiyoruz bile. Ama sadece tekstil değil, mobilya, ayakkabıcılık gibi sektörler de Mısır gibi ülkelere kendilerini kaymak zorunda hissediyorlar. Türk hazır giyim ve tekstil sanayinin önde gelen isimlerinden biri olan Abdullah Kiğılı, geçtiğimiz günlerde yapmış olduğu bir açıklamayla kamuoyuyla paylaştı. Gelecek 6 ay içerisinde tekstilde yaşanacak büyük çöküşü haber verdi. Bakın, bu kişi bir siyasi kimliğe sahip değil. Hatta yakın zamana kadar yapmış olduğu açıklamalarda Recep Tayyip Erdoğan'ı ve AK Parti'yi birçok noktada desteklediğini de biliyoruz. Ancak gelinen aşama şunu gösteriyor: Artık sanayici, yok olma tehlikesiyle karşı karşıya. Geçtiğimiz günlerde İzmir'de düzenlenen bir fuara, tekstil fuarına gittik. Değerli arkadaşlar, kumaşların %80'i ithaldi. Bu sadece o fuarda gördüğümüz manzara değil, bu, Türkiye'de üretimin ne noktaya geldiğinin genel manzarası olmak durumunda. İktidarın üreticinin önünü açmak gibi en ufak bir kaygısı yok. Aksine daha fazla vergi, daha fazla ceza ile üreticinin önü, etkili bir şekilde, kısa vadeli ve parti çıkarına dayanan hesaplarla kesilmeye devam ediliyor. Ve bu, 2025'ten 2026'ya ağırlaşarak devam eden ekonomik buhran, toplumun üzerine bir kâbus gibi çökerken görüyoruz ki, Öcalan'la ve PKK terör örgütüyle sürdürülen görüşmelerde de terör örgütüne ve Öcalan'a tavizler verilmeye devam ediliyor. Öcalan'ın İmralı'dan notları sızdı. Bu notlarda büyük ve önemli iddialar var. Birisi de çıkıp "Bunlar yalan." demiyor. Öcalan, "Lozan bitti." diyormuş. Var mı böyle bir şey, kardeş? Abdullah Öcalan'a siz İmralı'da "Lozan bitti." dedirtiyor musunuz? Lozan'ı kim bitirmiş? Ordumuz hangi mağlubiyete uğramış ki Lozan bitmiş? Bu ne hadsizliktir? Ve bu terörist başıyla şimdi Türkiye Büyük Millet Meclisi'ndeki Öcalan Komisyonu, nasıl görüşeceğini tartışıyor. En son buldukları formül: "Adaya gidenin başına bir şey gelir daha sonra. Adaya gitmeyelim." "Eee, ne yapalım? Öcalan'la uzaktan görüşme yapalım." Türkiye Büyük Millet Meclisi mensupları, Millet Meclisi milli mabettir ve Türk milletinin egemenliğini temsil eder. Bunun mensupları bir terör örgütünün elebaşısıyla ne görüşecek? Bu, Türk milletine yapılmış bir hakaret değil midir? Bu PKK terör örgütü tarafından öldürülen asker, sivil, polis, jandarma, milli istihbaratçı, 15.000 yurttaşımız var. Evet15.000 yurttaşımız. Bunlara yapılmış büyük bir haksızlık değil midir? Abdullah Öcalan'la uzaktan görüşme yapılırken, Selahattin Demirtaş da önümüzdeki günlerde serbest bırakılacak ve siyasette aktif rol alacak. Ana muhalefet partisi'nin bütün belediye başkanları hapishanede, Silivri'de yatıp ellerinden Twitter hesapları bile alınırken, Selahattin Demirtaş dışarıya çıkacak ve Türkiye Cumhuriyeti devletiyle Anayasa'nın nasıl yapılacağının pazarlığını yapacak. Böyle bir Türkiye'yi Türk milletine nasıl kabul ettireceğinizi düşünüyorsunuz? Başından beri Türk milletine söylenen büyük bir yalan vardı: 'Biz hiçbir taviz vermiyoruz, hiçbir pazarlık yapmayacağız, PKK bütün unsurlarıyla silah bırakacak'. PKK hiçbir unsuruyla silah bırakmadı. YPG de silah bırakacak denildi, YPG de silah bırakmadı. Ama şimdi görüyoruz ki YPG'yi buharlaştırmak için yeni bir formül bulmuşlar. Artık YPG demeyeceklermiş, SDG diyeceklermiş. SDG deyince de YPG kendiliğinden yok olacakmış. Siz bu milletin aklıyla alay mı ediyorsunuz? Siz bu milletin aklıyla alay mı ediyorsunuz? Suriye'nin kuzeyinde bir PKKistan kurulduğunu bu millet görmüyor mu zannediyorsunuz? Evet, Suriye'nin kuzeyinde bu süreçte bir PKKistan kuruluyor. Yine bu müzakerelerin bir parçası olarak 1990'ların başında Türkiye'den Irak'a gidip Kuzey Irak'ta Mahmur Kampı'nı oluşturup burada PKK terör örgütüne lojistik destek veren kamp sakinleri -sakin dediğime bakmayın, hiçbir zaman sakin değillerdi, terörün parçasıydılar- şimdi Türkiye'ye dönüyorlarmış. Türk milleti bunları kabullenmeyecek. Bu millet ekonomik krizle yaşamayı kabul eder. Bu millet adaletsizliklere isyan eder ama sabreder. Ancak, bu milletin devletine bir terör örgütünü ortak olarak getiremezsiniz. Türkiye'de Kürt sorunu diye bir sorun yoktur. Türkiye'de etnik bir sorun yoktur. Türkiye'de olan sorun bir politik, ideolojik, bölücülük sorunudur. Hiç kimse bize, bir yurttaşımızın ana dili Kürtçe olduğu için mağdur olduğu yalanını söyleyemez. Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde ana dili Kürtçe olan milletvekilleri, bakanlar, genel müdürler mi mağdur? Ya da Ege'de, Akdeniz'de kıyılarındaki 5 yıldızlı otellerin sahipleri mi mağdur? Yoksa Kastamonu'nun, Van'ın köyündeki köylü çiftçi mi mağdur? Türkiye'de mağduriyet etnik merkezli değil, sosyal sınıf merkezlidir. Ve şimdi, devletinin Öcalan'a ve PKK'ya teslim edilmesine hayır demeye, güçlü, çok güçlü bir hayır demeye hazırlanıyor. Ve duyduğumuz hususlardan bir tanesi; PKK bir narko-terör örgütüdür. Bu narko-terör örgütü, Batılı istihbarat servislerinin de desteğiyle ve oluruyla, on yıllardan bu yana Afganistan ve Ortadoğu'dan Avrupa pazarlarına taşımış olduğu narko-tik ürünlerden elde etmiş olduğu gelirle, Türkiye'ye karşı bir terör sürecini finanse etmiştir. Keza, Avrupa'da PKK'nın geniş bir baskı ve haraç ağı vardır. Yine Batı'nın onayıyla bu narko-terörden gelen paranın önemli bir bölümü aklanmıştır. Batı tarafından. Şimdi Öcalan'ın, "Türkiye'ye bu parayı da sizin kontrolünüze verelim," dediğini duyuyoruz. Olacak şey değil. Olacak şey değil. Bir terör örgütünü muhatap olarak aldığınız zaman, karşınıza bu tür ahlaksız tekliflerin dahi gelmesinin nasıl mümkün olduğunu görüyoruz. Biz Zafer Partisi olarak bu sürece daha ilk günden itibaren itirazımızı dile getirdik ve bu sürecin Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni bir kırılmaya sürükleyeceğini Türk milletine ifade ettik. Bunu bu şekilde kararlı bir üslupla ve muhalefetimizi bütün Türkiye'yi parlamento yaparak sokağa taşıdığımız için de ceza olarak 5 ay Silivri'de düşman ceza hukukuyla tutuklu bir şekilde bulunduruldum. Ama ne bu tutukluluk ne diğer baskılar, benim de Zafer Partisi'nin de Türkiye'nin milli, üniter, laik devlet yapısını savunma konusundaki irademizi 1 santim geriletememiştir. Zafer Partisi olarak Türk halkına verdiğimiz sözün arkasındayız. Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin bir terör örgütüyle pazarlıklar yaparak yeniden kurulmasına ve Abdullah Öcalan denilen teröristin Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin sözde kurucu önderi olmasına müsaade etmeyeceğiz."

Ümit Özdağ Vicdanlarda Beraat Etmiştir! Haber

Ümit Özdağ Vicdanlarda Beraat Etmiştir!

Zafer Partisi Eskişehir İl Başkanı Hasan Demir, 150 gündür tutuklu bulunan Zafer Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ'ın tahliye kararının ardından bir açıklama yaptı. Zafer Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ’ın Silivri'de görülen davasını yerinde takip eden ve tahliye kararının ardından bir açıklama yapan İl Başkanı Hasan Demir şu ifadelere yer verdi; "Yaklaşık 150 gündür süren haksız, hukuksuz tutuklama süreci 2 yıl 4 ay 3 gün hapis cezası ve herhangi bir denetime gerek duyulmayarak Genel Başkanımız Prof. Dr. Ümit Özdağ’ın tahliyesiyle mahkeme tarafından karara bağlanmıştır. Sunulan onlarca delil, gösterilen onlarca emsal karara rağmen cezalandırmanın olması göstermiştir ki bütün muhalefet, vesayet altında bir hukuk düzeniyle muhattaptır. Sevindirici tek kısım Genel Başkanımızın tahliyesidir. Verilen hükmün hiçbir kanuni dayanağının olmamasını bir yere koyarak belirtmek gerekir ki verilen ceza istinaf ya da temyiz incelemesi neticesinde bozularak yok hükmünde sayılmaya mecburdur. Zira Ümit Özdağ vicdanlarda beraat etmiştir. Hukuk bunun gereğini elbette yerine getirecektir. Tek derdi Türk Milleti olan Ümit Özdağ'ı, Allah'ın izniyle bundan sonra eskisinden de fazla göreceksiniz. Geçen zorlu süreçte yanımızda olan Türk Milleti’ne şükranlarımızı sunuyor, adil ve müreffeh Türkiye’nin tesisi için daha fazla çalışacağımızın sözünü veriyoruz. Zafer, büyük Türk milletinin olacak!"

Genel Başkanımızın Tahliyesini ve Beraatini Bekliyoruz! Haber

Genel Başkanımızın Tahliyesini ve Beraatini Bekliyoruz!

Zafer Partisi Eskişehir İl Başkanlığı, Zafer Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ'ın 11 Haziran tarihinde görülecek duruşması öncesinde Eskişehir Adalet Sarayı önünde basın açıklaması yaptı. İl Başkanı Hasan Demir ve parti üyesi avukatların katıldığı Adliye Sarayı önünde yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi; "Türkiye'de olan biten gelişmeleri kaygı ve endişe dolu duygu ve düşüncelerle izliyoruz. Türk Milletinin aleyhine olan ve uluslararası konjonktür ile ilgisi olduğuna inandığımız bu gelişmeler endişe verici boyuttadır. Bu nedenle Zafer Partisi'nin bütün Türkiye'de il ve ilçe başkanlıklarının katılımı ile biz avukatlar/ hukukçular Adliye binalarının önünde bu açıklamaya yapmak zorunda kalmış bulunuyoruz. Türkiye bir hukuk devletidir. Hukukun tüm kurallarının vatandaşlarına eşit ve adaletli bir şekilde uygulanması hukuk devleti olmanın gereğidir. Ancak Genel Başkanımız Ümit Özdağ 141 gündür haksız ve hukuksuz bir şekilde tutuklu olup, insan haklarına aykırı bir şekilde özgürlüğünden mahrum edilmiştir. Türkiye'de bir adalet ve yargı sorunu olduğu izahtan varestedir. Adaletin mülkün yani devletin temeli olduğu kabul edilirse bu çok can yakıcı bir sorundur. Bunun ülkeyi yöneten karar vericiler tarafından vakit geçirilmeksizin halli gerekmektedir. Unutulmasın ki; hukuk ve adil yargılama hepimiz için gerekli yaşamsal unsurlardır. Bu çerçevede Genel Başkanımız Ümit Özdağ'ın yarın yapılacak olan duruşmasında hukukun ve yasalara ilişkin kuralların objektif bir şekilde uygulanarak, Genel Başkanımızın tahliyesini ve akabinde beraatini bekliyoruz. Buradan iktidarın bütün mensuplarını, Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, savcı ve hakimlerimizi, tüm siyasi partilerimizi hukuku korumaya ve adaleti tesis etmeye katkı sağlamaya çağırıyoruz. Türk Milleti yarın Silivri'de yapılacak olan duruşmada Ümit Özdağ'ın yanında olmalıdır. Çünkü onun şahsında yargılanan Türk Milletidir ve Ümit Özdağ Türk Milleti için rehin tutulmaktadır. Bizlerde başta avukatlar/hukukçular olmak üzere tüm Zafer Partililer orada olacağız. Bu durumun ortadan kalkması için tüm vatandaşlarımızı Silivri'de yapılacak olan duruşmada birlikte olmaya davet ediyoruz. Biz Zafer Partililer, Ümit Özdağ'ın Genel Başkanlığında mücadelemizi son nefese kadar sürdürme kararlılığındayız. Bunu da yorulmadan yılmadan gerçekleştireceğiz. Gün birlik olma günüdür! Türk Milletinin saygı değer bütün fertlerine ve henüz kontrol altına alınmamış medyamız eliyle kamuoyuna saygı ile duyurulur."

Genel Başkan Ümit Özdağ Eskişehir OSB'yi Ziyaret Etti Haber

Genel Başkan Ümit Özdağ Eskişehir OSB'yi Ziyaret Etti

Zafer Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ, beraberinde teşkilat üyeleri ve İl Başkanı Hasan Demir, Eskişehir Organize Sanayi Bölgesi’ni (EOSB) ziyaret etti. Heyet, EOSB Yönetim Kurulu Başkanı Nadir Küpeli ile bir araya gelerek bölgedeki sanayi faaliyetleri ve yürütülen projeler hakkında bilgi aldı. Başkan Küpeli, Eskişehir OSB’nin 55 yılda kaydettiği gelişmelerden bahsederek bölgenin, ana ve yan sanayisiyle birlikte yüksek teknolojide önemli bir sanayi merkezi haline geldiğini vurguladı. Eskişehir OSB’nin yapısından söz eden Başkan Küpeli, “Bölgemiz 34 milyon metrekare büyüklüğü ile Türkiye’nin en büyük 2. OSB’sidir. OSB’deki sanayi kuruluşu sayımız 902’ye ulaşmış olup, üretimdeki tesis sayımız 664, inşaat halindeki tesis sayımız 215 ve proje halindeki tesis sayımız ise 23’tür. Çalışan sayımız ise 49 bini aşmış durumda. OSB’deki kuruluşların ihracatı ise 2,2 milyar dolar düzeyinde” diye konuştu. Küpeli ayrıca, bölgenin istihdam ve yatırım odaklı projeleriyle Türkiye sanayisine önemli katkılarda bulunduğunu vurguladı.  Zafer Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ ise sanayicilerin karşılaştığı sorunları yakından takip ettiklerini belirtti. Özdağ, sanayi sektörünün Türkiye ekonomisi için hayati öneme sahip olduğunu vurgulayarak, “Sanayicilerimizin ve iş dünyamızın sorunlarını yakından takip ediyoruz. Bu sorunların çözümü için hem yerel hem de ulusal düzeyde gerekli adımları atmaya hazırız. Üretim ve ihracatın artırılması, Türkiye’nin ekonomik gücünü pekiştirecek en önemli unsurlardan biri. Ekonomideki çözüm önerilerimizi içeren raporlarımızı Sayın Başkan ve ekibiyle paylaştık” dedi. Ayrıca, Türkiye’nin yüksek teknoloji yatırımlarını artırmasının ve katma değerli üretime odaklanmasının sanayi sektörünü daha rekabetçi hale getireceğini ifade etti. Özdağ, OSB yönetimine ve Eskişehir’in sanayicilerine bu alandaki katkılarından dolayı teşekkür etti. Ziyarette Ekonomi ve Kalkınma Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Bartu Soral, Gençlik Politikaları Başkanı Ülkü Özkaya, Genel Muhasip Oğuz Beki, Eskişehir OSB Başkan Vekili Metin Saraç, Yönetim Kurulu Üyeleri Yavuz Ayva, Hikmet Çetin, Denetim Kurulu Üyeleri Erol Öz ve Hasan Hakan Bayar yer aldı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.