SON DAKİKA
Hava Durumu

#Özlük Hakları

Porsuk Haber Ajansı - Özlük Hakları haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Özlük Hakları haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Kılık Kıyafet Suni Gündem, Gerçek Sorunlar Maskeleniyor! Haber

Kılık Kıyafet Suni Gündem, Gerçek Sorunlar Maskeleniyor!

Türk Eğitim-Sen Eskişehir 1 No’lu Şube Başkanı Kamuran Arıkan, eğitim camiasının gündemine ilişkin dikkat çeken açıklamalarda bulundu. Son günlerde yeniden tartışmaya açılan öğretmenlerin kılık kıyafet konusunu değerlendiren Arıkan, bu durumun Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) tarafından suni bir gündem oluşturma çabası olduğunu savundu. Öğretmenler arasında kıyafet konusunda ciddi bir problem yaşanmadığını vurgulayan Arıkan, asıl odaklanılması gereken konuların eğitim sistemindeki yapısal krizler, ekonomik sıkıntılar ve liyakat eksikliği olduğunu dile getirdi. "Kılık Kıyafet Suni Gündemdir, Gerçek Sorunlar Maskeleniyor" Saha gözlemlerine dayanarak öğretmenlerin mesleki sorumluluk bilinciyle giyindiğini belirten Kamuran Arıkan, münferit vakaların tüm eğitim camiasına mal edilerek sistemin temel sorunu gibi sunulmasını eleştirdi. Arıkan, "Öğretmenlerin kılık kıyafeti tartışmaya açılarak kamuoyunun dikkati eğitimdeki gerçek ve derin krizlerden uzaklaştırılıyor" ifadelerini kullandı. Türk Eğitim-Sen'e Göre Eğitimin Çözüm Bekleyen Temel Sorunları Başkan Arıkan, eğitim sisteminde ivedilikle çözülmesi gereken başlıca başlıkları şu şekilde sıraladı. Öğretmenlik mesleğinin itibar kaybına uğradığını belirten Arıkan, Eğitim Fakültesi tercihlerindeki ve üniversite sınavındaki başarı sıralamalarındaki düşüşe dikkat çekti. Eş durumu tayini bekleyen öğretmenlerin aile bütünlüğünün korunamadığını ifade eden Arıkan, asker ve polislere tanınan il emri hakkının diğer kamu görevlilerine de verilmesi gerektiğini vurguladı. Okullara yeterli ödenek ayrılmadığını, İŞKUR personeliyle yürütülen geçici çözümlerin yetersiz kaldığını ve okulların hijyenik açıdan göreve hazır olmadığını belirtti. Atamalardaki mülakat sistemini eleştiren Arıkan, geçmişte mağdur olan 1611 öğretmenin haklarının sendikal mücadeleyle iade edilmesine rağmen 3 yıldır atanamadıklarına ve proje okullarındaki seçilim adaletsizliğine değindi. Sözleşmeli ve ücretli öğretmenlik uygulamalarının devam ettiğini hatırlatan Arıkan, haftada 30 saat derse giren ücretli öğretmenlerin asgari ücretin dahi altında gelir elde ettiğini söyledi. Fiziki şartları yetersiz, yıkım kararı bulunan veya ikili eğitim yapan okulların durumuna işaret ederek, 12 yıllık zorunlu eğitim sisteminin ve sınav modelinin sil baştan ele alınması gerektiğini beyan etti. Öğretmenlerin hem veli hem öğrenci karşısında otoritesini kaybettiğini, öğrenciye kılık kıyafet uyarısında bulunan bir öğretmenin dahi haksız disiplin cezalarıyla karşılaşabildiğini aktardı. Yüksek kayıt ücretleri, okul kantinlerindeki fahiş fiyatlar nedeniyle öğrencilerin bir tosta erişmekte zorlandığını, çalışan ailelerin ise kreş ve bakım desteğinden yoksun olduğunu vurguladı. Emeklilik Sistemi Kilitlendi: Eskişehir Örneği Öğretmenlerin özlük hakları ve emeklilik koşullarına ilişkin somut rakamlar paylaşan Arıkan, Eskişehir'deki çarpıcı değişimi şu verilerle aktardı: "Eskişehir’de geçmiş yıllarda yılda ortalama 400 ile 650 arasında öğretmen emekli oluyordu. Bu durum, genç öğretmenlerin sisteme dahil olmasını sağlıyordu. Ancak bugün bu sayı yıllık 60-70 civarına kadar düştü." Emekli maaşlarındaki sert düşüşün bu durumu tetiklediğini belirten Arıkan, seyyanen zamların ve başöğretmenlik/uzman öğretmenlik tazminatlarının emekliliğe yansıtılmaması nedeniyle öğretmenlerin çalışırken aldıkları maaşın yarısından bile azına mahkûm edildiklerini, bu yüzden 65 yaşına kadar çalışmak zorunda kaldıklarını ifade etti. Bu kilitlenmenin sonucunda ise okullarda norm kadro fazlası öğretmen sorununun baş gösterdiğini kaydetti.

SES Şube Sekreteri Ateş: "Asıl Başarı Mezuniyette Başlıyor" Haber

SES Şube Sekreteri Ateş: "Asıl Başarı Mezuniyette Başlıyor"

SES Eskişehir Şube Sekreteri Gönül Ateş, ESOGÜ Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölümünün YKS yerleştirme sonuçlarına göre Türkiye’deki ilk 10 program arasına girmesini değerlendirdi. SES Eskişehir Şube Yönetim Kurulu adına açıklamalarda bulunan Şube Sekreteri Gönül Ateş yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi; "YKS yerleştirme sonuçlarına göre Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölümünün, öğrenci başarı sıralaması açısından Türkiye’deki ilk 10 hemşirelik programı arasında yer alması bizim için son derece kıymetli. Hacettepe, Koç, İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa, Ankara ve Gazi gibi güçlü üniversitelerin bulunduğu bu grupta ESOGÜ’nün de yer alması, bölümün tercih edilirliğini ve öğrencilerin üniversitemize duyduğu güveni göstermesi açısından önemli. Ancak biz bu sonucu yalnızca bir sıralama başarısı olarak görmüyoruz. Başarılı öğrencilerin bölümümüzü tercih etmesi elbette bizi mutlu ediyor ama aynı zamanda bize önemli bir sorumluluk da yüklüyor. Çünkü asıl başarı, öğrencinin üniversiteye hangi başarı sıralamasıyla geldiğinden çok, dört yılın sonunda nasıl bir sağlık profesyoneli olarak mezun olduğuyla ölçülmeli. İlk 10’a girmek önemli bir başarıdır. Ancak bu başarıya yakışan eğitimi sürdürmek ve bunu kalıcı hale getirmek çok daha büyük bir sorumluluktur. Bugün hemşirelik, geçmişteki geleneksel görev tanımlarının çok ötesine geçmiş durumda. Hemşire artık yalnızca kendisine verilen görevleri yerine getiren kişi değil; hastayı değerlendiren, riskleri erken fark eden, klinik karar süreçlerine katılan, hasta güvenliğini sağlayan, bilimsel kanıtları bakım uygulamalarına aktarabilen ve sağlık ekibi içerisinde önemli sorumluluklar üstlenen bir sağlık profesyonelidir. Yaşlanan nüfus, kronik hastalıkların artması ve bakım ihtiyaçlarının çeşitlenmesi de hemşireliğin sağlık sistemi içerisindeki önemini her geçen gün artırıyor. Buna karşılık Türkiye’de hemşirelik eğitiminin hâlâ çözüm bekleyen önemli sorunları var. Bunların başında öğrenci kontenjanları ile akademik kadro, laboratuvar olanakları ve klinik uygulama kapasitesi arasındaki dengenin korunması geliyor. Çünkü hemşirelik yalnızca sınıfta öğrenilebilecek bir meslek değil. Öğrencinin teorik olarak öğrendiği bilgiyi gerçek yaşam koşullarında kullanabilmesi, hastayla iletişim kurabilmesi, klinik karar verebilmesi ve mesleki becerilerini yeterince uygulayabilmesi gerekiyor. Öğrenci sayısı eğitim ve uygulama kapasitesinin üzerine çıktığında ise birebir eğitim alma ve yeterli klinik deneyim kazanma imkânı azalıyor. Bu nedenle kontenjanlar belirlenirken yalnızca ‘Kaç öğrenci alabiliriz?’ sorusunu sormak yeterli değil. Asıl sormamız gereken, ‘Kaç öğrenciye gerçekten nitelikli hemşirelik eğitimi verebiliriz?’ sorusudur. Türkiye’nin daha fazla hemşireye ihtiyaç duyduğu açık. Ancak bunun çözümü yalnızca üniversitelerin kontenjanlarını artırmak değil. Öğretim elemanı sayısı, laboratuvar olanakları ve klinik uygulama altyapısı aynı ölçüde geliştirilmezse sayı artarken eğitimde nitelik zarar görebilir. Hemşire açığını kapatmaya çalışırken nitelikli hemşirelik eğitimi açığı oluşturmamalıyız. Bir diğer önemli mesele de mesleğin çalışma koşulları. Bugünün gençleri meslek seçerken yalnızca hangi işi yapacaklarını düşünmüyor. O mesleğin kendilerine nasıl bir gelecek sunacağına da bakıyorlar. Yoğun çalışma temposu, nöbetler, artan iş yükü, sağlıkta şiddet, tükenmişlik, ücretler ve özlük hakları hem öğrencilerin hem de çalışan hemşirelerin mesleğe ve geleceklerine bakışını doğrudan etkiliyor. Başarılı gençlerin hemşireliği tercih etmesini istiyorsak, onları mezuniyet sonrasında mesleğin içerisinde tutabilecek çalışma koşullarını da oluşturmak zorundayız. Nitelikli sağlık çalışanlarının yurt dışına yönelmesini de yalnızca bireysel bir tercih olarak değerlendirmemek gerekiyor. Bu durum aynı zamanda üzerinde ciddi biçimde düşünülmesi gereken bir insan gücü meselesidir. Hemşirelik eğitiminin önündeki bir başka önemli başlık ise teknolojik dönüşüm. Yapay zekâ, dijital sağlık uygulamaları, uzaktan hasta takibi ve karar destek sistemleri önümüzdeki yıllarda sağlık hizmetlerinin çok daha önemli bir parçası olacak. Bu nedenle geleceğin hemşiresinin dijital okuryazarlığı yüksek, veriyi değerlendirebilen ve yapay zekânın sunduğu bilgiyi sorgulayabilen bir sağlık profesyoneli olması gerekiyor. Ancak teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin hemşireliğin merkezinde insan olmaya devam edecek. Bir algoritma hastanın risk skorunu hesaplayabilir, bir cihaz yaşamsal bulguları saniye saniye takip edebilir. Fakat hastanın korkusunu anlamak, ona güven vermek ve bakımın insani boyutunu sürdürebilmek hâlâ insanın sorumluluğunda. Geleceğin hemşiresi teknolojiyle yarışan değil, teknolojiyi insan için kullanan hemşire olacaktır. Bizim üzerinde önemle durduğumuz konulardan biri de öğrencilerimizin araştıran ve sorgulayan bireyler olarak yetişmesi. Hemşirelikte ‘Biz yıllardır böyle yapıyoruz’ anlayışı yerine, ‘Bunun bilimsel kanıtı nedir?’ sorusunu sorabilen sağlık profesyonellerine ihtiyacımız var. Çünkü çağdaş hemşireliğin temelinde kanıta dayalı bakım anlayışı bulunuyor. ESOGÜ Hemşirelik Bölümünün Türkiye’de ilk 10 içerisinde yer almasını da bu nedenle yalnızca bugünün başarısı olarak değil, geleceğe yönelik önemli bir sorumluluk olarak değerlendiriyoruz. Hedefimiz sadece başarı sıralaması yüksek öğrencilerin tercih ettiği bir bölüm olmak değil. Mezunlarımızın da klinik yeterlilikleri, bilimsel bakış açıları, etik duyarlılıkları ve mesleki duruşlarıyla tercih edilen hemşireler olması gerekiyor. Sonuç olarak üniversitelerin başarısını yalnızca giriş puanlarıyla ya da başarı sıralamalarıyla ölçmek yeterli değil. Üniversitenin gerçek başarısı, öğrencinin o kapıdan hangi puanla girdiğinden çok, dört yılın sonunda o kapıdan nasıl bir meslek insanı olarak çıktığıyla ölçülür. Bu nedenle ESOGÜ’nün ilk 10 başarısından mutluluk duyarken önümüzde duran asıl soruyu da unutmuyoruz: Bize güvenerek gelen bu başarılı gençleri, geleceğin ihtiyaç duyduğu nitelikli hemşirelere nasıl dönüştüreceğiz? Bizim için asıl başarı, bu soruya vereceğimiz cevap olacaktır.”

Eğitim Sendikalarından Milli Eğitim Bakanlığına "Karne" Haber

Eğitim Sendikalarından Milli Eğitim Bakanlığına "Karne"

Eskişehir’de 2025-2026 eğitim-öğretim yılının sona ermesiyle birlikte, eğitim sendikaları Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’e "karne" verdi. Sendika binalarından Köprübaşı’na yürüyen öğretmenler, laik, bilimsel ve kamusal eğitim vurgusuyla geniş katılımlı bir basın açıklaması gerçekleştirdi. ​Eğitim Sen: "Eğitim Sistemi Derin Bir Yapısal Krizde" ​Eğitim Sen Eskişehir Şube Başkanı Özkan Demirkol, 2025-2026 eğitim-öğretim yılının sona ermesiyle birlikte eğitim sisteminin kronik sorunlar, piyasacı dönüşüm ve laiklik karşıtı uygulamaların gölgesinde tarihinin en derin yapısal krizlerinden birini yaşadığını belirtti. Bakan Yusuf Tekin’in dönemsel icraatlarını "sınıfta kalmış" olarak nitelendiren Demirkol, sendikaları tarafından hazırlanan "Yıl Sonu Eğitimin Durumu Raporu" ile Bakanlığın eğitimi kamusal bir hak olmaktan çıkarıp nasıl bir ticari pazar alanına dönüştürdüğünü somut verilerle ortaya koyduklarını vurguladı. Eğitim Sen Eskişehir Şube Başkanı, özel okulların payının %8’e ulaşmasını ve Türkiye’nin öğrenci başına harcamada OECD ortalamasının çok altında kalmasını eğitimin ticarileşmesine dair temel kanıtlar olarak gösterirken, öğretmenlik mesleğinin kadrolu, sözleşmeli ve ücretli olarak bölünmesini, "Milli Eğitim Akademisi" dayatmasını ve ataması yapılmayan 800 bini aşkın öğretmenin güvencesizliğe itilmesini liyakat sisteminin çöküşü olarak değerlendirdi. Eğitimde laiklik ve bilimsellikten uzaklaşıldığını savunan Demirkol, MEB’in dini yapılarla imzaladığı 672 protokolü, ÇEDES projesini ve Din Öğretimi bütçesinin 4 yılda 9,2 kat artırılarak 109,8 milyar TL’ye ulaştırılmasını laik eğitime karşı açık bir kuşatma olarak tanımladı. Çocuk yoksulluğunun %20’nin üzerine çıktığına, okullarda "bir öğün ücretsiz yemek ve temiz su" talebinin reddedilmesi nedeniyle hijyen krizleri yaşandığına ve şiddet sarmalının arttığına dikkat çeken Özkan Demirkol, özellikle MESEM uygulaması ile çocuk emeğinin devlet eliyle sömürülmesini ve bu süreçte en az 20 öğrencinin iş cinayetlerinde hayatını kaybetmesini kabul edilemez bir yaşam hakkı ihlali olarak nitelendirdi. Eğitim Sen olarak çocukların ve gençlerin siyasi iktidarın ideolojik hedeflerine araç edilmesini reddettiklerini ifade eden Demirkol, bu karanlık tablodan çıkışın yolunun yeniden kamusal eğitime dönüş olduğunu vurgulayarak; esnek ve ücretli çalışmaya son verilerek mülakatsız kadrolu istihdamın sağlanmasını, her okula ücretsiz yemek ve temiz su bütçesi ayrılmasını, çocuk işçiliğini yasallaştıran MESEM’lerin durdurulmasını ve ÇEDES ile tüm tarikat protokollerinin iptal edilerek laik, bilimsel ve demokratik bir müfredatın inşa edilmesini talep etti. Demirkol, eğitim emekçilerinin onuru ve çocukların eşit, özgür bir geleceği için sokağın, meydanın ve okulun bağını kurarak örgütlü mücadelelerini kararlılıkla sürdüreceklerini belirtti. ​Eğitim-İş: "Siz Kürsülerde Masal Anlatırken Okullardan Cenaze Kaldırıyoruz" ​Eğitim-İş Eskişehir Şube Başkanı Fadime Arslan, yaşananların bir yönetim hatası değil, planlı bir "kurumsal çöküş" olduğunu savundu. Eğitim-İş Eskişehir Şube Başkanı Fadime Arslan, yaptığı açıklamada Türkiye’deki eğitim sisteminin basit bir yönetim hatası veya bütçe yetersizliğiyle değil, bizzat siyasi iktidar ve Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin eliyle kurulan sistematik bir "şiddet rejimi" ve planlı bir "tasfiye operasyonu" ile yönetildiğini vurguladı. Okulların ideolojik dayatma, sömürü ve şiddet laboratuvarlarına dönüştürüldüğünü belirten Arslan, Bakan Tekin’in "başarı hikayeleri" anlattığı kürsülerden uzak olarak okullarda aç kalan çocukların, coplanan öğretmenlerin ve tarikatlara terk edilen bir neslin gerçeğinin yaşandığını ifade etti. Ekonomik şiddetle parasız eğitimin tamamen bitirildiğini, devlet okullarının velilerden alınan fahiş "bağış" ve "aidat"larla ayakta kalmaya çalıştığını, kırtasiye maliyetlerinin asgari ücretli ailelerin belini büktüğünü ve her dört çocuktan birinin okula aç gittiğini dile getiren Arslan, öğrencilerin sınıfsal ayrışmaya maruz bırakıldığını belirtti. İdeolojik şiddet kapsamında "Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli"nin bilimsel içerikten arındırılmış bir dogma çuvalı olduğunu, ÇEDES projesi ve tarikat protokolleriyle okulların medreselere dönüştürüldüğünü, Cumhuriyet değerlerinin ve Atatürk fotoğraflarının müfredattan silinerek biat eden bir nesil hedeflendiğini savundu. Kurumsal şiddet başlığı altında ise 1,5 milyona yakın çocuğun eğitim sistemi dışında kalmasına, MESEM adı altında çocuk emeğinin sömürülmesine ve iş cinayetlerinde yaşamını yitiren öğrencilere dikkat çeken Arslan, öğretmenlik mesleğinin ise Mülakat ve Milli Eğitim Akademisi gibi uygulamalarla onursuzlaştırıldığını, özel sektör öğretmenlerinin ise kölelik düzeninde asgari ücrete mahkûm edildiğini söyledi. Arslan, tüm bu tablodan çıkış için eğitimde şiddeti önleme yasasının çıkarılmasını, okullara kadrolu personel atanmasını, ücretsiz okul yemeği sağlanmasını, MESEM uygulamalarının iptal edilmesini, bilimsel müfredata dönülmesini ve mülakat dayatmasının sonlandırılmasını içeren "asgari varoluş koşulları"nın derhal uygulanmasını talep ederek, laik ve kamusal eğitim mücadelesinden asla vazgeçmeyeceklerini vurguladı. ​Özel Sektör Öğretmenleri: "Sermaye Değil, Emekçi İçin Bütçe" ​Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası, eğitim sisteminin bir şirket gibi yönetildiğini ve Cumhurbaşkanlığı Eğitim ve Öğretim Politikaları Kurulu'nun öğretmenler yerine tamamen özel okul patronları ve holding temsilcilerinden oluştuğunu belirterek, bu durumun iktidarın sermaye yanlısı tutumunu açıkça ortaya koyduğunu ifade etmiştir. Özel sektör öğretmenlerinin 2014 yılında ellerinden alınan taban maaş hakkı nedeniyle asgari ücret düzeyinde maaşlara mahkûm edildiğine ve yıllık milyonlarca lira ücret alan özel okullarda öğretmenlerin on aylık sözleşmelerle güvencesiz çalıştırıldığına dikkat çeken sendika, bu sömürü düzenine karşı haklarını arayan öğretmenlerin darp, ters kelepçe ve gözaltılarla baskı altına alındığını savunmuştur. İktidarın sermayeye vergi kıyakları ve teşvikler sunarken, emekçilere yoksulluğu ve güvencesizliği reva gördüğünü vurgulayan sendika; taban maaş hakkının iadesi, süresiz iş sözleşmeleri, kamudaki meslektaşlarıyla eşit özlük hakları ve mülakat mağduriyetlerinin giderilmesi taleplerini yineleyerek, köklü bir mücadele geleneğinden aldıkları güçle insanca bir yaşam için direnişlerini kararlılıkla sürdüreceklerini beyan etti.

Eğitim Sen ve Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası'ndan Ankara'daki Gözaltılara Tepki Haber

Eğitim Sen ve Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası'ndan Ankara'daki Gözaltılara Tepki

Eğitim Sen Eskişehir Şubesi ve Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası Eskişehir Temsilciliği, Ankara'da özel sektör öğretmenlerine ve mülakat mağduru eğitimcilere yönelik gerçekleştirilen polis müdahaleleri, gözaltılar ve baskı politikalarına karşı ortak bir basın açıklaması düzenledi. Eskişehir'de gerçekleştirilen açıklamada, öğretmenlerin taleplerinin görmezden gelinmesi ve demokratik haklarını kullanırken karşılaştıkları şiddet sert bir dille eleştirildi. ​"Öğretmenlerin Hak Arama Mücadelesi Gözaltılarla Engellenemez" ​Eğitim Sen Eskişehir Şube Başkanı Özkan Demirkol tarafından yapılan açıklamada, Ankara’daki eylemlerin meşruiyetine vurgu yapıldı. Demirkol, özel sektörde güvenceli çalışma ve taban maaş hakkı talep eden öğretmenler ile atama sürecinde mülakat mağduriyeti yaşayan eğitimcilerin yanında olduklarını belirtti. ​Demirkol, açıklamasında şu ifadelere yer verdi: "Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası ve mülakat mağduru öğretmenler günlerdir Ankara’da haklı ve meşru taleplerini dile getirmek için bir araya gelmektedir. Özel sektörde çalışan öğretmenler güvenceli çalışma, insanca yaşayacak ücret, taban maaş ve özlük hakları için; mülakat mağduru öğretmenler ise yıllardır emek vererek kazandıkları haklarının teslim edilmesi için seslerini duyurmaya çalışmaktadır. Ancak öğretmenlerin taleplerine yanıt vermesi gerekenler, bir kez daha çözüm yerine polis barikatını, müzakere yerine gözaltını, hak arama özgürlüğü yerine baskıyı tercih etmiştir. Ankara’da gerçekleştirilen eylemlere yönelik polis müdahalesinde çok sayıda öğretmen gözaltına alınmış; öğretmenler darp, ters kelepçe, biber gazı ve abluka ile karşı karşıya bırakılmıştır. Eğitim Sen Genel Başkanımız Kemal Irmak ve Genel TİS-Hukuk Sekreterimiz Özlem Tolu da dayanışma için bulundukları alanda gözaltına alınmış, daha sonra serbest bırakılmıştır. Buradan açıkça ifade ediyoruz: Öğretmenlik mesleğinin itibarsızlaştırılmasına, eğitim emekçilerinin güvencesizliğe ve düşük ücretlere mahkûm edilmesine, mülakat adı altında yaratılan adaletsizliğe karşı mücadele etmek suç değildir. Suç olan, öğretmenlerin haklı taleplerine kulak tıkamak; anayasal ve demokratik haklarını kullanmak isteyen eğitim emekçilerinin karşısına polis gücüyle çıkmaktır. Bugün Türkiye’de eğitim alanında yaşanan sorunlar münferit değildir. Kamusal eğitimin tasfiyesi, özel okullarda kuralsız ve güvencesiz çalışma düzeninin yaygınlaştırılması, atama bekleyen öğretmenlerin mülakatla elenmesi, ücretli öğretmenlik uygulamaları ve eğitim emekçilerinin yoksulluk sınırının altında yaşamaya zorlanması aynı politik hattın sonucudur. Öğretmenler susturuldukça eğitim sistemi düzelmez; öğretmenlerin emeği değersizleştirildikçe çocuklarımızın nitelikli eğitim hakkı güvence altına alınamaz. Eğitim Sen olarak Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası’nın ve mülakat mağduru öğretmenlerin haklı mücadelesinin yanındayız. Tüm gözaltı ve baskı uygulamalarını kınıyoruz. Öğretmenlerin, sendikaların ve emek örgütlerinin demokratik haklarını kullanmasının engellenmesine derhal son verilmelidir. Taleplerimiz açıktır: Mülakat mağduru öğretmenlerin hakları derhal teslim edilmelidir. Özel sektörde çalışan öğretmenler için taban maaş hakkı güvence altına alınmalıdır. Eğitim emekçilerinin güvenceli çalışma ve insanca yaşam talepleri karşılanmalıdır. Hak arama mücadelesine yönelik polis müdahaleleri ve gözaltılar son bulmalıdır. Sendikal faaliyetlerin engellenmesine yönelik tüm uygulamalardan vazgeçilmelidir. Öğretmenlerin karşısına barikat değil çözüm iradesi konulmalıdır. Eğitim emekçilerinin emeği, mesleği ve geleceği polis müdahalesiyle bastırılamaz. Hak arayan öğretmenler yalnız değildir. Mülakat mağduru meslektaşlarımızın yanındayız. Sendikal mücadele suç değildir." ​"Mücadele Dersini Öğretmenler Veriyor" ​Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası Eskişehir İl Temsilcisi Özgür Cihan Tıknazoğlu ise, özel sektörde çalışan öğretmenlerin yaşadığı ağır çalışma koşullarına ve verilen sözlerin tutulmamasına dikkat çekti. ​Tıknazoğlu yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi; "Mücadele dersini öğretmenler veriyor! Bizler özel sektörde çalışan öğretmenleriz. Sendikamız kurulduğu günden bu yana özel sektörde çalışan öğretmenlerin özlük haklarını iyileştirmek için mücadele ediyor. 2014 yılında elimizden alınan bir taban maaş hakkımız var. Öncelikli olarak bu hakkı tekrar kazanmak için çalışıyoruz. Arkadaşlarımız güvencesiz koşullarda çalışıyorlar, çok zor koşullarda çalışıyorlar. Primleri eksik yatıyor, çoğu işsizlik tehdidi ile karşı karşıya. Buna karşı mücadele ediyoruz. Arkadaşlarımıza verilen bir sürü söz var sendikanın kurulduğu günden bu yana. Özellikle Milli Eğitim Komisyonu Üyesi Ayşen Gürcan'ın, komisyon üyeliğine seçildiği günden sonra bize verdiği ciddi sözler var. Bu işi çözeceğiz, bu işin muhatapları olan patronları, sizleri ve yasa koyucuları bir araya getirip aynı masada toplayacağız, taleplerinizde haklısınız, bunu çözeceğiz diye sözünü vermişti bize. Bu sözü vermesinin üzerinden aylar geçti ama defalarca randevu talep etmemize rağmen Ayşen Gürcan'dan hiçbir haber alamadık. Buradan tekrar, sizin huzurunuzda tekrar seslenmek istiyorum kendisine, acilen görevini yerine getirmeli. Bugün Türkiye'nin her yerinde, Ankara'da yaşanan olaylara karşı, özel sektör öğretmenlerine yapılan müdahaleye karşı toplandık. Bize destek veren, Eğitim-Sen başta olmak üzere, tüm dost kurumlara teşekkür ederiz.”

Sağlık-Sen Genel Kurulu’nda "Birlik ve Hizmet" Vurgusu Haber

Sağlık-Sen Genel Kurulu’nda "Birlik ve Hizmet" Vurgusu

Sağlık-Sen Eskişehir Şubesi 7. Olağan Genel Kurulu, geniş bir katılımla gerçekleştirildi. Tek aday olarak seçime giren mevcut Başkan Hasan Hüseyin Köksal, güven tazeleyerek yeniden başkanlığa seçildi. ​Eskişehir’in sağlık camiasını bir araya getiren genel kurulda; iktidar ve muhalefet temsilcileri, sağlık çalışanlarının özverisine dikkat çekerken, şehrin sağlık altyapısı ve çalışanların çözüm bekleyen sorunları masaya yatırıldı Genel Kurulda konuşan CHP Eskişehir İl Başkanı Talat Yalaz; Sağlık sisteminin binalar veya cihazlarla değil, bizzat emekçilerin özverisiyle ayakta durduğuna dikkat çekti. Sağlık emekçilerinin yaşadığı tükenmişliğin sadece kendi sorunları değil, tüm toplumun sağlığını doğrudan etkileyen bir mesele olduğunu savundu.​Sendikal mücadelenin toplum sağlığı için taşıdığı hayati öneme vurgu yaparak, sağlıkta şiddetin son bulduğu ve özlük haklarının iyileştirildiği bir çalışma ortamı temennisinde bulundu." AK Parti Eskişehir İl Başkanı Gürhan Albayrak yaptığı konuşmada; Türkiye Yüzyılı" Vizyonuna dikkat çekti ve Türkiye’nin son 20 yılda sağlık alanında çağ atladığını, şehir hastaneleri ile küresel bir şifa merkezine dönüştüğünü ifade etti. Eskişehir’in sağlık altyapısında devrim yaşandığını, Şehir Hastanesi, Yunus Emre Devlet Hastanesi ve ilçe merkezli yatırımlarla şehrin bir "sağlık üssü" haline geldiğini belirtti. Sağlık-Sen’i kutlu bir yürüyüşteki en önemli paydaş olarak gördüklerini ve AK Parti kadroları olarak sağlık çalışanlarının yanında olmaya devam edeceklerini vurguladı. Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Ayşe Ünlüce; Sağlık-Sen Sendikası gibi büyük bir yapının genel kurulunu tek adayla, birlik ve beraberlik içinde gerçekleştirmesini takdirle karşıladığını belirtti. Sendikaların demokratik çözüm odaklı platformlar olduğunu hatırlatarak; personel yetersizliği, ağır çalışma saatleri, nöbet düzenlemeleri ve özlük hakları konusundaki kronik sorunların çözümüne yönelik beklentilerini dile getirdi. CHP Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer yaptığı konuşmada; Sağlık çalışanlarının her kesime ayrım yapmadan hizmet verdiğini belirterek, onların dertlerinin siyasetin ortak gündemi olması gerektiğini vurguladı. Sağlıkta yaşanan ​personel Eksikliği konusunda mezun olan sağlıkçıların istihdam edilmesinin hem çalışan üzerindeki baskıyı azaltacağını hem de hizmet kalitesini artıracağını belirtti. ​ESOGÜ Tıp Fakültesi mevcut binanın güçlendirilmesinin yeterli olmayacağını, mutlaka yeniden yapılması gerektiğini savundu. Çakırözer, sağlık alanı olarak kullanılan arazilerin özelleştirme kapsamından çıkarılmasını, bu konuda sadece söylemin yeterli olmadığını, resmi iptal kararlarını görmek istediklerini ifade etti. Sendikanın, iktidar ve muhalefet için bir "deniz feneri" gibi uyarıcı ve yol gösterici olması gerektiğini vurguladı. AK Parti Eskişehir Milletvekili Nebi Hatipoğlu ise yaptığı konuşmada; Fransa’da yaşadığı bir sağlık deneyimini anlatarak, Türkiye’deki sağlık sisteminin Avrupa’ya göre çok daha hızlı ve erişilebilir olduğunu savundu. Türkiye’de doktor başına düşen hasta başvuru sayısının (yılda 10-12), OECD ortalamasının (6,5) çok üzerinde olduğunu, sağlık çalışanlarının "insanüstü" bir yük taşıdığını kabul etti. ​Eski devlet hastanesi ve hava hastanesi alanlarının özelleştirme kapsamına alınmasının bir "bürokratik hata" olduğunu belirtti. Bu alanların kesinlikle satılmayacağını, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile de görüştüğünü ve yakın zamanda resmi kararname ile özelleştirme kapsamından çıkarılacaklarını açıkladı.​Devlet hastanesinin bulunduğu alana yeni bir hastane yapılacağını sözlerine ekledi.

Sağlık-Sen Eskişehir Şubesinde Hasan Hüseyin Köksal Güven Tazeledi Haber

Sağlık-Sen Eskişehir Şubesinde Hasan Hüseyin Köksal Güven Tazeledi

Sağlık-Sen Eskişehir Şubesi, 6 Haziran 2026 tarihinde Anemon Grand Eskişehir Otel’de gerçekleştirilen 7. Olağan Genel Kurulu ile yeni dönem yönetimine güven tazeleyerek "Ben değil, biz olacağız" mesajıyla yola devam etti. Sendikanın kuruluş yıl dönümüne denk gelen kongrede, sağlık çalışanlarının özlük hakları, ekonomik iyileştirmeler ve sağlık sistemindeki güncel sorunlar masaya yatırıldı. ​Eskişehir sağlık camiasının yoğun ilgi gösterdiği genel kurulda, Sağlık-Sen Eskişehir Şube Başkanı Hasan Hüseyin Köksal, sendikal mücadelenin temelinde "adalet ve alın teri" olduğunu vurguladı. Siyasi parti temsilcilerinin, yerel yöneticilerin ve sivil toplum kuruluşu liderlerinin katıldığı toplantıda birlik ve beraberlik mesajları öne çıktı. Genel Kurula, AK Parti Eskişehir Milletvekili Nebi Hatipoğlu, CHP Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer, Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Ayşe Ünlüce, CHP İl Başkanı Talat Yalaz, AK Parti İl Başkanı Gürhan Albayrak, siyaset, sendika ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri ile delegeler katıldı. ​"8.000 Çalışanın Sesi Olmaya Devam Edeceğiz" Sağlık-Sen Eskişehir Şube Başkanı Hasan Hüseyin Köksal açılış konuşmasında şu ifadeleri kullandı; "Sağlık-Sen'imizin 7. Olağan Genel Kurulunu 6 Haziran 2026 yılına denk getirmemizin en büyük sebebi bugün bizim kuruluş yıl dönümümüz. Kuruluş yıl dönümümüzü Eskişehir'den kutlayarak coşkuyla Eskişehir gibi bir yerde sendikacılığa örnek, insanları "Ben değil, biz olacağız." Yunus'un şehrinden hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. Değerli hazirun, kıymetli katılımcılar, Eskişehir Sağlık Teşkilatı, Türkiye'nin özellikle hizmet alanında hizmet veren ilk 5 şehrinden bir tanesidir. Biz her zaman sahada sağlık personeliyle beraber güçlü bir mücadeleyle, temsilcilerimizle 8267 sağlık çalışanın 6000'ine hizmet veren bir sağlık ordusuyuz. Sağlık-Sen ailesi olarak her ne kadar bizi rakiplerimiz eleştirse de idarecilerin desteğiyle, siyasetin desteğiyle bu kadar üye yapıyor deseler de her 10 çalışanın 8 tanesinin üye olduğu bir Eskişehir'den bahsediyoruz. Eskişehir'i başarılı kılan en büyük özellik; benlik değil, biz olmamız. Eskişehir'deki sağlık camiasının bir arada olmasının en büyük özelliği, Türkiye'nin her yerinden, Diyarbakır'dan Trabzon'a, Eskişehir'den Mardin'e, Ege'nin incisinden Güneydoğu'nun en güzel yerine kadar 81 ilden gelen kıymetli sağlık çalışanlarının; Alevi, Kürt, Çerkez, Sünni, Arap, Türk hiç fark etmeden aynı masada oturabileceği en çok çalışan masa Sağlık-Sen masasıdır. Bunun için buradaki başarı, 8000 sağlık çalışanının 6000 tanesinin aynı yöne bakması, aynı ortak derdi yaşıyor olmasındaki arkasındaki başarı salonda gördüğünüz temsilci ve delegasyon kardeşlerimdir. Ailesinden, eşinden ödün veren, gece gündüz demeden sahada Günyüzü'nden Sarıcakaya'ya, Mihalgazi'den Seyitgazi'ye, Han'dan Çifteler'e adım adım bütün sağlık çalışanlarının derdiyle dertlenen bu başarının büyük mimarı bütün temsilci kardeşlerime canıgönülden teşekkür ediyorum. Temsilci ve delege kardeşlerimizin desteğiyle sağlık çalışanlarının Türkiye'de sesi olmaya gece gündüz devam ediyoruz. Bütün hastaneleri adım adım geziyoruz, Türkiye'nin gerçekleriyle beraber. Sağlıkta dönüşümün başladığı 2002 yılında tek odalı nöbet tuttuğumuz yerlerden devasa hastane evlerine ve sağlıktaki artan konforu bir tarafa bırakarak 2018 yılına kadar Türkiye'deki en çok memnuniyet oranını aldığımız alan sağlık alanıdır. Buradaki konforlu lüks binaların içindeki o binadaki cihazlar hizmet verse de o cihazı kullanan bir sağlık çalışanı var. Dünyada herkese gösterdik ki pandemi döneminde bütün meslek grupları, bütün odalar, bütün iş yerleri bir bir kapanırken sahada tek çalışan, gece gündüz, sağlık çalışanıydı. Burada sağlık çalışanı önemini, ülkedeki sağlık tesislerinin ne kadar güçlü olmasının önemini bir kez daha pandemide gördük ve bütün dünyaya örnek veren bir çalışma gösterdik. Biz sadece sağlık çalışanlarının şu eksiklerini dile getirmeye çalışıyoruz; ülkedeki ekonomik sıkıntılar bir şekilde giderilebilir ama şu andaki sağlık çalışanı, bizim özellikle il bazımızda bir ebemiz, bir hemşiremiz, bir sağlık çalışanımız, bir doktorumuz kendi yerine 2 kişilik çalışarak bu açığı kapatıyor. Her yerde, her platformda ilimizin kozmopolit yapısından dolayı, bulduğu coğrafi yapısından dolayı Afyon, Kütahya, Bilecik ve gurbetten gelen vatandaşların da vermiş olduğu katkıyla beraber 1 Milyonlluk nüfusa hizmet eden bir sağlık ordusu var. Biz 2016 yılındaki 6500 sağlık çalışanıyla 600 yüz bin nüfusa hizmet ederken 2026 yılında 1 milyonluk bir nüfusa ve dışarıdan gelen tercihli hasta bakımıyla beraber 1milyon 200 binlik nüfusa bütün sağlık ordusu hizmet vermeye çalışıyoruz. Bu emek hepimizin, bu emek bütün sağlık çalışanlarının. Hastaneye girdiğinizde sizi kapıda karşılayan güvenlik görevlisinden başlayıp hizmetlisinden, laboratuvarından, röntgeninden bütün sağlık ordusunun bir ekip olarak bir arada durmasıyla beraber bir başarı var. Ben sadece bütün sağlık çalışanlarının, özellikle pandemide de dikkat çekilen "Ya bu sağlık çalışanları neden çok para, para, para, zam, zam istiyor, bak ülkedeki ekonomik şey belli." denmesine size küçük bir videoyla dikkat çekmek istiyorum. Biz 2023 yılında kendi genel başkanımın da karşı listede olduğu bir listeye muhalif bir aday olarak 8 dakikada 2023’te Memur-Sen Genel Konfederasyonuna aday oldum. Aday olmamda tek bir sebep vardı. Türkiye’deki işçi memur kavgasını çıkartmadan asansör sistemiyle herkesin hak ettiği geliri alın teri karşılığında almasını istediğimizi beyan ettik. Bugün geldiğimiz 2026 yılında gördüğünüz gibi bir sabah programında kimse inanmıyor bir 4B’li işçinin 86.000 lira para aldığına ama benim 15 yıllık ebem, hemşirem, öğretmenim, polisim, vergi dairesindeki memurum şu anda 75.000 TL alıyor. Şimdi bu dengesizliği, bu alın terindeki adaletsizliği, bu gelirdeki hakkaniyetsizliğin önüne geçmezseniz mesleki olarak çöküşe uğrarız. Değerli dava arkadaşlarım, kıymetli temsilcilerimiz, kıymetli uç beylerimiz, biz her yerde şu platformda sesiniz olmak için ciddi bir şekilde 2009 yılında başladığımız sendikal hayata bugün inşallah 4. dönemimize başlayacağız. Türkiye'nin en genç başkanı olarak seçildiğimiz sendika il başkanlığında 16 yıldır ilmek ilmek, sokak sokak bütün dokunmadık bir yürek bırakmadan çalışma yapıyoruz. Türkiye'nin en büyük Eskişehir'deki sivil toplum kuruluşuyuz. Bunun mimarı sizlerle beraber başarının ve birlikteliğinin sırrı olarak emek ve alın teri karşılığında en büyük sorunumuz, başta kıymetli vekillerimize iletmek istediğimiz her bir sağlık çalışanı, her ay kazancı olan 10 TL'nin 3 TL'sini peşin vergi olarak ödüyor. İşi geldiğinde kazancımız 10 liranın 3 lirasını peşin olarak ödüyoruz ve kazancımız 7 liraya düşüyor. Sadece vergi yükümlülükleriyle birlikte Türkiye'deki birçok esnaftan, Türkiye'deki birçok gelir getirici kuyumcudan da tutun bütün meslek gruplarını bir kenara yazdığınızda en çok sabit vergi ödeyen meslek grubuyuz. Hekimlerimiz biliyorsunuz dünyada tartışma konusu haline geliyor. Bugün Eskişehir'deki bir aile hekimimiz günlük ortalama 82 ile 105 hasta aralığında hasta bakıyor. Hastanelerdeki uzman hekimlerimiz ciddi bir efor sarf ederek her gün 55 ile 85 hasta aralığında hasta muayenesine katkı ödüyor. Bugün özel sektörle beraber aramızda giderek artan hekimler arası gelirleri bugün şehir hastanemizdeki ortalama kazanan bir uzman hekim 300.000 TL kazanırken, özel hastaneye geçiş yaptığındaki kazancı 2.000.000 TL'ye yükseliyor. Şimdi bu aradaki uçurumlarla beraber devletin, pandemi döneminde göstermiş olduğu en büyük şey sağlık sistemindeki özelleştirmenin son verilmesi ve bu şehirde yaşayan bütün Eskişehirlilerin bilmesi gereken bir gerçek bu şehrin yükünü sadece Eskişehir sağlığı çekiyor. Özel sektörün bize vermiş olduğu çok fazla bir katkı yok. Bizim sağlık çalışanlarımızın parasal ve ihtiyaç ve isteklerine karşı sağlıkta dönüşümle beraber yapılan bütün yeniliklerle başarının mimarı sağlık çalışanlarının en büyük sorunu sabah artık kimsenin işe gitmek istememesidir. Artık işe gittiğindeki tükenmişlik sendromudur. Sağlık çalışanı tükenmiş, gelirindeki adaletsizlikle beraber çok büyük sıkıntıya düşmüştür. İlimizdeki yetki sayılarını paylaştım. Birçok kişiye başarı sahada olmayanın harmanda yüzü olmaz diye bizde bir şey var biliyorsunuz. Biz her gün sahadayız harmanda da en çok sayıyı yetkiyle beraber biz çıkartıyoruz. Bugün 8.000 kişinin 6.000 tanesine sağlık alanında hizmet veren 71 tane sendika olduğunu tekrar hatırlatıyorum. Sağlık çalışanlarının 71 tane sendikası var. Burada ekranda gördüğünüz gibi biz tek başımıza 6.000 kişiyi temsil ediyoruz, diğer 70 sendika 2.300 üyeyi temsil ediyor. Şu anda hangi bürokrat, hangi siyasetçi, hangi referans sistemi kime referans olursa olsun gözlerinizi kapatıp rastgele birini idareci yapmaya kalksanız her 10 çalışandan 8 tanesi zaten otomatikman Sağlık-Senli. Ama bu 6.000 çalışan hiçbir masabaşında çalışmıyor. Hepsi sahada emek vererek, alın teri dökerek çalışıyor. Biz ilimizdeki en büyük şey mimarları sağlık çalışanları olarak başta İl Sağlık Müdürümüzle organizasyonda gece gündüz ne zaman ararsak sağ olsun Sağlık Müdürümüzün telefonu açık bütün sağlık çalışanlarının problemlerini dile getiriyoruz. Şimdi belki de Türkiye'de en çok eleştiren gibi bir kardeşiniz gibi gözüküyorum ama biz Türkiye'nin, burada bilinmesini istiyorum, sağlık alanındaki en iyi 5 hizmetini veren sağlık çalışanlarını oluşturuyoruz. Eskişehir vermiş olduğu sağlık hizmetleriyle Türkiye'de ilk 5 arasındadır. Gerek 112'siyle, 112'de yaptığı çalışmalarıyla gerek şehir hastanesindeki çalışmalarıyla şu andaki sağlıktaki dönüşümü bölgesel manadaki tercih sebebi, şu anda işlerimize yetişemiyor olmamızın sebeplerinden bir tanesi de çevre illerinde ilk tercihin Eskişehir olmasıdır. Ben bu bilgilerle beraber hepinizin huzurunda yeni dönemde, yeni bir hedefle, yeni bir birliktelikle, yeni bir azimle sanki ilk günkü başlıyormuş gibi 6.000 üyeyi, ulaşamadığımız 2.300 kişiye gerek siyasi, gerek ideolojik, gerek düşünce yapısı olarak tek ortak noktamız sağlık çalışanı ve Eskişehir faydası olduğu bir şehirde hizmet verecek, sizlerin huzurunda yönetim kurulu üyelerimi de tanıtmak istiyorum. Bunun için de öncelikle yeni dönemde yine beraber yol alacağımız Şube Başkanvekilimiz İsa Köse kardeşimi buraya davet ediyorum. Kurmuş olduğumuz gençlik kollarıyla, ilk gençlik kolları başkanlığımızı yaparak bize katkı veren bu bugünden sonra da güçlü bir şekilde yönetimimize devam edecek olan, gençlerin her zaman abiliğini yapmış Hasan Gökçe kardeşimi buraya davet ediyorum. Uzun yıllardır yönetim kurulumuza bir bayan arkadaş almıyorduk. Bayanlar her zaman eleştiriyordu. Türkiye'nin en çok bayan üyesine sahip sendikasıyız diyor biliyorsunuz. Neden sağlık çalışanlarından bayan temsilciniz yok diye şikayet aldınız. Yunusemre Devlet Hastanesinden Nazan Yılmaz kardeşimi buraya davet ediyorum. Birinci basamakta yapmış olduğu başarılı çalışmalarla, yaptığımız anketlerle yönetim kuruluna girmeyi tek başına hak eden ancak 6.000 sayısı bize fazla başkanım, sen saydırmamıza bile gerek yok derken beni bile saydırmayı unutan kıymetli Özgür Boyraz kardeşimi buraya davet ediyorum. Sizler sayın başkanım. Bu dönem yapacağımız saha çalışmalarında bir tane kontenjanımızı da gençlik kollarımıza ayırdık. Gençlik Kolları Başkanımız Batuhan Candaş kardeşimizi yönetime davet ediyorum. En çok sahaya sahip, Sağlık Müdürlüğünün en zorlu, en çok bedel ödeyen kısmında görev yapacak, gücümüze güç katacak Muzaffer Pınar kardeşimi davet ediyorum. Sayın Genel Başkan Yardımcım, kıymetli misafirler, biz buradan şunun sözünü vermek istiyoruz. Eskişehir Sağlık-Sen ailesinin düsturu, Eskişehir Sağlık-Sen ailesinin çalışma faktörü şu. Biz eğer ki bir sağlık çalışanı Eskişehir'e geldiğinde Sağlık-Sen ailesini tercih etmiyorsa biz suçu ve kabahati kendimizde görüyoruz. O insanların doğasına, o insanların yönüne, o insanların istek ve taleplerine, o insanların istemine karşı biz kendimizde hata ve kusur görüyoruz. Ona rağmen bu dönem, bu gördüğünüz yönetim kurulu kardeşlerimle beraber sizlere hizmet verip, gönlünü alamadığımız o 2.300 kardeşimizin de gönlünü almak için gece gündüz çalışacağımıza söz veriyoruz."

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.