SON DAKİKA
Hava Durumu

#Özgür Özel

Porsuk Haber Ajansı - Özgür Özel haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Özgür Özel haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Emekli Aylığı Oylaması, Cumhur İttifakı İçin Samimiyet Testi Olacak Haber

Emekli Aylığı Oylaması, Cumhur İttifakı İçin Samimiyet Testi Olacak

CHP MYK, parti genel merkezinde CHP Genel Başkanı Özgür Özel başkanlığında toplandı. Cumhuriyet Halk Partisi Sözcüsü Zeynel Emre, düzenlediği basın toplantısında Hrant Dink anmasından emekli maaşlarına, yargıdaki "çürüme" iddialarından Suriye’deki gelişmelere kadar gündemdeki kritik başlıkları değerlendirdi. Hrant Dink Anması: "Karanlık Tam Aydınlanmadı" Konuşmasına 19 yıl önce suikasta kurban giden Hrant Dink’i anarak başlayan Parti Sözcüsü Emre, "O gün Şişli’de kaldırım taşına düşen sadece bir beden değil, Türkiye’nin vicdanıydı," dedi. Rakel Dink’in "Bir bebekten bir katil yaratan karanlık" sözüne atıfta bulunarak, cinayetin arkasındaki asıl odakların hâlâ tam olarak ortaya çıkarılmadığını vurguladı. Emekli Maaşlarına Tepki: "Açlık Sınırının Altında Yaşam Dayatılıyor" Meclis’te devam eden emekli dayanışma eylemine dikkat çeken Zeynel Emre, en düşük emekli maaşının 20 bin lira seviyesine çıkarılmasının yeterli olmadığını belirtti. Günlük 667 TL ile geçinmenin imkansız olduğunu ifade ederek şunları söyledi:"2019’da 1 milyon kişi en düşük maaşı alırken bugün bu sayı 5 milyona dayandı. Emeklilerimiz yoksullukta eşitleniyor. Bu hafta Meclis'te yapılacak oylama, Cumhur İttifakı için bir samimiyet testi olacaktır." "Türkiye'nin Kaynakları Şanslı Şirketlere Akıyor" Ekonomideki kötü gidişatın bir tercih olduğunu savunan CHP Sözcüsü Emre, vergi aflarını eleştirdi. 2026 yılı bütçesinde "vergi harcaması" adı altında 3,5 trilyon TL’den vazgeçilmesinin öngörüldüğünü belirterek, "Moto kuryenin bahşişine göz dikenler, milyarderlerin borcunu bir gecede siliyor. Türkiye’nin kaynak sorunu yok, kaynakların yönetimi problemi var," dedi. Yargıda "Çürüme" İddiası ve Kadına Şiddet Adliye içerisinde bir savcının hâkimi vurması ve bazı yargı mensuplarının uyuşturucu davalarında ceza alması üzerinden sert eleştirilerde bulunan Emre, liyakat vurgusu yaptı: "Yüksek puan alan pırıl pırıl çocuklar mülakatlarda elenirken, suç işleme potansiyeli olan kişiler kimlerin referansıyla bu makamlara getiriliyor? Bu bir sistemik çürümedir." Suriye ve Dış Politika: "Diplomasi ve Ortak Akıl Şart" Suriye’deki gelişmeler hakkında "hamasetten uzak bir dil" çağrısı yapan Emre, Türkiye’nin milli güvenliği için Suriye’nin toprak bütünlüğünün hayati önem taşıdığını belirtti. Bölgedeki tüm kesimlerle diyalog kurulması gerektiğini ifade ederek, sığınmacıların onurlu bir şekilde ülkelerine dönebilmesi için kapsayıcı bir demokratik yapının oluşması gerektiğini savundu. İstanbul Seçimi Çağrısı İktidarın billboardlar üzerinden bir algı kampanyası yürüttüğünü iddia eden Zeynel Emre, İBB’ye yönelik soruşturmaları eleştirerek hükümete meydan okudu: "Madem haklılığınıza inanıyorsunuz, gelin İstanbul seçimini yenileyelim. Halkın hakemliğine gidelim."

Ülkenin Ana Gündemi Emeklidir, Asgari Ücretlidir, Yoksullardır! Haber

Ülkenin Ana Gündemi Emeklidir, Asgari Ücretlidir, Yoksullardır!

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, Ankara’da Kocatepe Kültür Merkezi’nde düzenlenen “Emeklilerin Onurlu Yaşam Hakkı Buluşması”na katıldı. Burada konuşan Cumhuriyet Halk Partisi Lideri Özel, “Hepiniz hoş geldiniz. Ömürlerini bu ülkeye, bu devlete, bu millete hizmetle geçirmiş, elleri nasırlaşmış, dirsekleri çürümüş, gözlüğünün numaraları büyümüş, rahat etmesi gerektiği, artık dinlenmesi gerektiği, torun sevmesi gerektiği günlerde en büyük zulmü görmüş, Türkiye ve dünya siyaset tarihinin en büyük haksızlığıyla, en büyük ihanetiyle karşı karşıya kalmış, en büyük kötülüğünü görmüş her bir emeklimizin ayrı ayrı ellerinden öpüyorum. Hepinizi saygı ile selamlıyorum. Hoş geldiniz, sefalar verdiniz” dedi. Genel Başkan Özgür Özel yaptığı konuşmada şunları söyledi: “BURAYI GÖKÇEK AİLESİNDEN SÖKE SÖKE ALDIK” “Ankara’da, bu güzel mekanın içindeyiz. Konuşmasını yapıp Mersin’deki toplantıya katılmak üzere yolu açık olsun, giden Mansur Başkanımız bu mekanı geri alabilmek için yedi yıl boyunca uğraştı. Kimden aldı burayı? Melih Gökçek ailesinden aldı. Burayı, bu mekanı uzun dönem anlaşmayla ailenin hakim olduğu bir vakfa devredip, burada iktidarını sürdürüyorlardı. Burayı aile kullanıyordu, kiraya veriyordu. İstanbul’da 2019 seçimlerini aldığımızda Ekrem Başkan çağırdı. O zaman Grup Başkanvekiliyim. Dedi ki ‘Grup Başkanvekilim, bunu bir görmen lazım.’ Bakırköy’ün ortasında, Florya’da yüksek duvarlar, çimler, ortada bir koca villa. Etrafında 12 villa. Dedi ki ‘Burası neymiş, biliyor musunuz? Burası Büyükşehir Belediye Başkanının, etrafı ise AK Partili Belediye Başkanlarının. Bakırköy bizde, Bakırköy Belediye Başkanının haberi yok. AK Partili belediye başkanlarının villaları, havuzları ve hayatlarını geçirdikleri, yemeklerinin ortak piştiği, eğlencelerin olduğu, lüksün olduğu bir yer.’ Ekrem Başkan orayı görünce ve ‘Çıkın’ dediğinde, önce direndiler. ‘Televizyonları getiririm buraya, görürler’ deyince apar topar gittiler. Ekrem Başkan orayı İstanbul Planlama Ajansı yapmıştı. Mansur Başkan da Gökçeklerden burayı aldı. İşte bu güzel güne ev sahipliği yapıyor. Bir ailenin değil, Türkiye’nin en şüpheli, serveti şüpheli, kendi Başbakan Yardımcısı, Meclis Başkanı, ‘Çağırsın savcı, anlatayım’ diyor Bülent Arınç. Bütün Türkiye’ye karışan, İstanbul’daki Bülent Arınç’ı duymuyor. Bülent Arınç'ı çağırsınlar. 10 yıldır niye çağırmıyorlar? ‘Her bildiğimi anlatırım’ dediğinde, ‘Ankara’yı parsel parsel sattı’ dediğinde burayı söke söke aldık. Emekliler kullanıyor. Helali hoş olsun.” “BURASI, TÜM EMEKLİLERE AÇIK” “Bu salon ve bu kampüse şimdi bambaşka ilaveler yapılacak, o kendilerine yaptıkları lüks odalar yerine. Bu kampüs ve bu salon tüm imkânlarıyla Türkiye’deki emeklilerin siz değerli temsilcilerinin, onlar kabul etmiyor ama emekli sendikası vardır, olacaktır. Engeller kaldırılacaktır. Hepinizin kullanımına açık. Örgütlü bütün yapıların kullanımına açık. Mücadele eden, ses duyuracak olan, bir araya gelip birbirine güç verecek olan herkesin kullanımına açıktır. Yıllar önce devlet, milletle bir sözleşme yaptı. Dedi ki ‘Sen çalış, ben her ay maaşından keseceğim. Ama günü gelince seni dinlendirip, seni emekli edip yerine gençleri işe alacağım. Şimdi sen çalışırken, hem emekliliğine çalışacaksın, hem şimdiki emeklilere bakacaksın. Günü gelince de bu devlet sana bakacak.’ Bu prim, her birinizin maaşlarından kesildi ya da serbest çalışanlar kendi cebinden yatırdı, yatıramadığını faiziyle günü gelince ödedi. O günün emeklisi için ve bugün kendinizin rahatı, huzuru için ödediniz. Biriktirdiniz. Bu düzende yıllarca ödediğiniz primleri, birileri iktidara geldiklerinde ağızlarından baklayı çıkarmışlardı zaten; ‘Yahu emeklilere kalkınmadan pay, refah payı, büyümeden pay verilmez. Onlar milli geliri artıran değil azaltan unsurlar’ diyerek, ne pis niyetleri olduğunu söylemişlerdi. Sonra 5510 sayılı yasayı yaparken o yasada aylık bağlama oranlarını belirlerken her bir satırında bir şeytanlıkla bugünün şartlarını bile isteye hazırladılar. Bugün gelinen nokta yani eskiden emekliler bu iktidar gelmeden önce, hani beğenmiyorlar ya önceki iktidarı, rahmetli Ecevit’in, rahmetli Mesut Yılmaz’ın ve Sayın Bahçeli’nin ortak olduğu o iktidarın son ödediği en düşük emekli maaşı, 1,5 asgari ücretti. Bugün biz bu asgari ücreti beğenmiyoruz. Size hiç ilişmeseler bugün 42 bin lira maaş alıyor olacaktınız ama işte bugünlere yani 18 bin 975 lira, şimdi harçlık verir gibi emekliye alay eder gibi bin lira daha vermeye kalkıyorlar. Dün ne büyük mücadeleler, ne büyük itirazlar yapıldı. Şimdi diyorlar ki ‘Emekli 20 bin lira ile geçinecek.’ Ev kirasının emekli maaşından yüksek olduğu bir dönemdeyiz. Yani bütün parayı kiraya verse, yetmiyor. Eğer kiraya verirse aç kalacak, karnını doyurmaya çabalasa sokakta kalacak emekli. Televizyonlar gösteriyor sokakta kalanları. Böyle 200 liralık otellerde sürünenleri, perişan olanları. Bu şartlar altında Türkiye’de biraz önce dinlediğim konuşmaların her bir tanesi bir diğerinden etkileyici. Utanmayalım mı’ diyor bir de kendisi soruyor ‘Utanmayalım mı’ diye. Vallahi siz utanmayın, sizi bu duruma getirenler, size bu maaşı reva görenler utansın.” “ÜLKENİN ANA GÜNDEMİ; EMEKLİDİR, ASGARİ ÜCRETLİDİR, YOKSULLARDIR” “Bundan 2 yıldan biraz fazla geçti üzerinden, Genel Başkan adayı olarak gittiğim her şehirde de sonra kurultayımızda da söylemiştim. ‘Cumhuriyet Halk Partisi, kimsesizlerin kimsesidir, Cumhuriyet Halk Partisi, kimsenin sesini duymayanın sesidir. Bundan sonra Cumhuriyet Halk Partisi, birilerinin istediği gibi kutuplaşmaya, birilerinin istediği gibi ‘Bizden olanlar, oradan olanlar’ diye birbirlerinden ayrılmaya, birilerinin uzaklaştırdığı, kutuplaştırıldığı, karşı tarafı şeytanlaştırıp arkasını kalabalıklaştırdığı bir dikine kesen siyaset yerine enine kesen ve herkese dokunan siyaset yapacak’ dedik. Dedik ki ‘Cumhuriyet Halk Partisi sadece CHP’li değil AK Parti’ye, MHP’ye ve diğer partilere oy vermiş emeklilere dokunacak. Asgari ücretlilere de dokunacak. Eğer emeklinin sorunu varsa sosyal demokrat bir partinin sorunu vardır. Eğer emekli geçinemiyorsa, ülkenin ana gündemi kutuplaşma değil emeklinin sesinin duyurulmasıdır. Ülkenin ana gündemi emeklidir, asgari ücretlidir, yoksullardır’ dedik.” “EMEKLİNİN CEBİNDEN HER AY 6 ÇEYREK ALTINI ÇALIYOR” “Siyaset, tarafını belirleme işidir. Siyaset, öncelik belirleme işidir. Bir ülkenin kaynakları her şeye yeter ama hepsine birden yetmez. İktidar gelir, bu kaynağı nereye kullanacağına karar verir. Bu iktidar geldi, geldiğinde en düşük emekli maaşı 1,5 asgari ücretti. Bugün 0,7 asgari ücret. Yani maaşın tamamının, yani 1,5 asgari ücretin fazlasını, 0,8’ini sizden aldı, 0,7’sini size bıraktı. Kızdıkları altın hesabıyla, inadına yapıyorum, diyor ki ‘Türkiye’yi geziyor, sarraf sarraf dolaşıyor, bana altın hesabı yapıyor. Sen o hesabı bırak’ diyor. O hesabı bırakırsam kendimi inkar etmiş olurum. Sen geldiğinde en düşük emekli maaşı, 8 çeyrek altın alıyordu, bugün 2 çeyrek altın alıyor. Sen emeklinin cebinden 6 çeyrek altını her ay çalacak bir plan yaptın. Ona göre bir kanuni düzen yaptın. O planı uyguladın. Şimdi 6 çeyrek altın her emeklinin cebinden çalındı. Gitti bir başka yere verildi.” “BİR SOSYAL KRİZ VE PATLAMA GELİYOR” “Biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak geçen yılın sonu gelirken yaklaşmakta olan bu sosyal krizi gördük. Ben bunu MYK’da arkadaşlarıma, Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisinde, Gölge Kabinedeki Bakanlarımıza, Politika Başkanlarımıza şöyle anlatıyorum. Ben 2009 yılından beri bu partinin otobüslerinin üstündeyim kardeşim. Gitmediğim şehir yok. Meydan meydan dolaşıyoruz. Ama ilk kez son iki yıldır, o yüzden yerel seçimde, ana gündemimiz yine ekonomiydi, ana gündemimiz o zaman da emeklinin durumuydu. Çünkü bugüne doğru o serbest düşme başlamıştı. İlk kez son bir yıldır gördüğüm ve son bir aydır en üst düzeye ulaşmış bir şekilde meydanlarda ki çok sayıda emekli geliyor, gözlerindeki büyük öfkeyi görüyorum. Hiçbir zaman görmediğim kadar büyük bir öfke görüyorum. Bir sosyal kriz geliyor. Bir sosyal patlama geliyor. ‘Gelin bunu düzeltelim’ dedik. Bir sosyal krizden, sosyal patlamadan medet uman bir kolaycı siyaset değil buna mani olacak yapıcı bir siyasete giriştik. Burada iki arkadaşım yan yana oturuyor. Birisi Ulaş Karasu, Genel Başkan Yardımcımız. Emek Bürolarında görevi yeni üstlendi. Yanında Cumhuriyet Halk Partisi’nin önceden bu görevi yapan, şimdi gölge kabinesinde geleceğin Çalışma Bakanlığına hazırlanan ve sizin gündeminizi pozitif gündeminizi hazırlayan, bizden istenen yasa tekliflerini hazırlayan Gamze Taşcıer arkadaşımız oturuyor. Onun da Emek Bürolarına inanılmaz katkısı var. Emek bürolarına emek veren herkese çok teşekkür ediyoruz. İktidarımızdan önce daha bugünlerde yapılsın diye asgari ücretin 39 bin lira olmasını, en düşük emekli maaşının 39 bin liraya çıkarılmasını, bunun yapılması için gerekli kaynak çalışmalarını yaptık ve anlattık. Küçük esnafa, tekstilciye, sosyal güvenlik sistemi üzerinden prim desteği vererek… Türkiye’de sorun şu, asgari ücret alan için çok düşük, veren için çok yüksek. Bunun için orada devletin araya girip, belli sektörleri ve belli sayının altında personel çalıştıran küçük esnafı, KOBİ’leri kollayacak pirim destek sistemleri yapması lazım. Hepsini önerdik, ellerinin tersiyle ittiler. 19 bin lira yaptılar. Hatta duydum, inanamadım, dedim ki ‘Ya normal enflasyon zammı 19 bin, sorun bakayım emekli için ne yapmayı düşünüyorlar? Hiç değilse kendi asgari ücretlerine çıkaracaklar mı? İşte 28, 29 bin liraya.’ Grup Başkanvekili arkadaşlar sordu. Ben de Beykoz’da mitinge çıkmama yarım saat var, otobüsün arkasındayım. Dediler ki ‘Genel Başkanım, inanamazsınız…’ ‘Ne oldu’ dedim. Grup Başkanvekilim şöyle dedi telefonda, ‘Delirmiş bunlar.’ ‘Nedir’ dedim, ‘Bin lira vereceğiz’ diyorlar dedi. ‘Bin lira, 20 bin lira yapacağız’ dediler. “Bunun üzerine ‘Bir de kapatıp gidiyorlar’ dedi. ‘Vallahi onlar gitsin’ dedim.” “‘EMEKLİNİN ÖLÜM KALIM SAVAŞINDA MECLİS’İ AÇIK TUTALIM’ DEDİM” “Gazi Mustafa Kemal Atatürk, 23 Nisan 1920’de o Meclis’i kurdu, Cumhuriyet’in ilanından üç yıl önce. Ve günü geldi, memleketi kurtardı. Dönüp dediler ki, ‘Ne yapacaksınız?’ Dedi ‘Ne yapayım?’ Dediler, ‘İngiliz tipi krallık mı?’ O zaman çok popüler. ‘Amerikan tipi başkanlık mı?’ O zamandan var. ‘Yoksa saraydan padişahlığa devam mı?’ Atatürk dedi ki; ‘Biz Ankara’da bir Meclis kurduk, millet o Meclis’te seçer. O Meclis ne görev verirse onu yaparım’ dedi. Ne daimi Cumhurbaşkanlığını kabul etti. Dedim ki arkadaşlara ‘Biz bu Meclis’te Kurtuluş Savaşı’nı kazanmışız, o Meclis’i Polatlı’dan top sesleri geldiğinde taşımamışız. Açık tutmuşuz, savaşta kapatmamışız. Şimdi emeklinin ölüm kalım savaşı başlıyor. Meclis’i açık tutalım. Orayı terk etmeyin arkadaşlar’ dedim. Sekiz gündür gece gündüz, kadın erkek orada duruyorlar. Şu anda da orada nöbet var. Burada grubumuzun çok değerli milletvekilleri, dünden nöbet tutanlar buraya sizi selamlamaya geldiler. Bugünün nöbetçileri orada. Yarının nöbetçileri belki istirahatte, uykuda. Ama o kanunu dün dedikleri gibi, büyük bir mücadeleye rağmen 20 bin lirada geçirdiler. Gelecek hafta Meclis’te çok tarihi bir oylama olacak. Cumhuriyet Halk Partisi milletvekilleri o tarihi oylamada eksiksiz, Allah’tan kendi sağlığına, birinci derece yakınına bir şey olmayan herkes, ki günü gelmiştir, CHP’li milletvekili kolunda serumla oylamaya gelmiştir o Meclis’e. Hep birlikte orada olacağız. Çünkü büyük bir fırsat var. Biraz önce cümle içinde geçti, ‘Biz az değiliz, çoğunluğuz’ dedi. Emekli sayısı eşleriyle birlikte 30 milyon sayısını ifade ettiler. Ayrıca herkes sözünün arkasında durursa Meclis’te de artık azınlık değiliz. Biz zaten nöbetteyiz, tam kadro oradayız. DEM Parti eleştiriyor, en sert şekilde eleştiriyor. Yeni Yol grubunun üç partisi, Gelecek, Saadet, DEVA bu ücreti ‘Katlanılmaz ücret, sefalet ücreti, emekliyi açlığa mahkum etmek’ dediler. İtiraz ediyorlar. Son Salı günü de Sayın Bahçeli ‘Sefalet ücreti’ dedi. Şimdi hepsini alt alta sayarsak. Milletvekilleri dün Sayın Bahçeli’nin dediği gibi davranmadılar. Ama esas oylama Meclis’te. Biz orada emek örgütlerimizle, emekli örgütlerimizle de görüşerek, diğer partilerle de görüşerek, Milliyetçi Hareket Partisi’ne de sorarak, bütün partilerin üzerinde uzlaşabileceği bir iyileştirme önergesini oraya vereceğiz. Vereceğiz. Ümit ediyorum eğer bu maaşa, ‘Sefalet maaşı’ diyen herkes oy verirse siz Meclis’te azınlık değilsiniz, çoğunluksunuz. Herkes sözünü tutarsa haftaya bir şey olacak. Ondan sonra çok güzel şeyler olacak. 30 milyon emekliye, yakınına, ailesine, iki emeklinin evladı olarak söylüyorum. Gelecek hafta oylamayı hep birlikte izleyelim. Kim emeklinin yanında, kim değil. Kim sefalet maaşına ‘hayır’ deyip hiç olmazsa bir telafi zammına, olabildiğince bir telafi zammına ‘evet’ oyu kullanacak onu görelim. Benim sizden bir tek isteğim olur. Sizin için oy vermeyene değil sandıkta oy, sokakta selam vermeyin bundan sonra.” “KUTU KOLA GİBİ EZDİLER EMEKLİYİ” “Bir yandan da şunu söyleyeyim, kaynak maynak diyorlar ya. Biz zaten kaynağı koyduk. Şimdi Gamze Başkanımız önümüzdeki günlerde Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi Hükümet Programında 5510’da ne değişiklikler yapacağımızı, emekliyi nasıl koruyacağımızı, o atılan büyük kazığı, emekliye tarihin en büyük golünü attılar aylık bağlama oranlarıyla, prim sistemiyle, çalıştıkça daha düşük maaş alan aptalca uygulamalarla ama kasten, bilerek, hile ve desiseyle. Şimdi onları nasıl düzelteceğimizi Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisinden, seçim kampanyamızda duyacaksınız. Zaten şu doğru, eskiden daha 2019’da en düşük emekli maaşı ortalama emekli maaşının yarısı kadardı. Şimdi ortalama 23 bin lira, en düşük emekli maaşı 20 bin lira. Yani en aşağıda kutu kola gibi ezdiler böyle emekliyi. En aşağıda birleştirdiler, en aşağıda. Şimdi bunu düzeltmek lazım, buna karşı bir şey yapmak lazım. Bunu bugünlerde bir 5510’u baştan, dört başı mamur düzeltmeye bunlar yanaşmaz. Ama bu sistemde hiç olmazsa en düşük emekli maaşını bir yere getirmeyi, aşağıdaki o baz maaşları kalıcı olarak düzeltmeyi ve hiç olmazsa bu sefalet maaşından uzaklaşmayı, açlık sınırın üzerine doğru çıkmayı, hiç değilse yaklaşmayı hep birlikte gelecek hafta bu kara düzenin içinde hep beraber deneyeceğiz. Buradan şunu söyleyeyim. Orada vereceğimiz teklif; kalıcı, doğru, düzgün olan değil. Bu şartlarda yapılabilecek olan. Esas doğru olan baştan aşağıya dört başı mamur bir yasal düzenleme yapmak. Onun için doğru kaynak, vergiyi adil almak.” “100-150 ŞİRKETE PARAYI BULUYOR, 30 MİLYON EMEKLİYE BULAMIYOR” “Buradan ilan ediyorum. Türkiye’de verginin yüzde 64’ü dolaylı vergi. Yani 20 bin vereyim dediği emekli ile 200 bin lira maaş alan da, 2 milyon geliri olan da bankada toplam gelirin yüzde 90’ını tutan zengin de aynı şeyi veriyor. Buradaki emekli de elektriğe, suya, doğalgaza, ete, yumurtaya, süte aynı vergiyi veriyor. Türkiye’nin en zengin insanı da aynı vergi veriyor. Yüzde 65 - 64. Üstüne bir de yüzde 24 geliyor. O da maaşlardan daha kimse maaşını çekmeden alınan gelir vergisi. Oldu sana yüzde 88. Toplam bütün üreten, ihracat yapan, inşaat yapan, köprü yapan, onu yapan, bunu yapan, kazanan hepsinin toplam verdiği kurumlar vergisi yüzde 11. Sisteme bak, bu salon verginin yüzde 80’ini verecek, Türkiye’nin en zenginleri yüzde 11’ini verecek. Bunu demin de birkaç büyüğümüz söyledi. Bu düzeninin adı AK Parti’nin kara düzenidir. İlk seçimde alaşağı edilecek. Seçim sonrası tam tersine çevrilecek. Niye kaynak bulamıyor biliyor musunuz? Bak nereye bulmuş kaynak. Emekliye kendi yaptığı zam 60 milyar diyor. E doğru. Bize ne lazım? 650 milyar. Doğru. ‘Bulamam’ diyor. Nasıl bulamıyorsun? Bak bütçeye. Bütçeye bu yıl o bahsettiğim şirketlerden alması gerektiği halde almayacağı, vazgeçilen kurumlar toplamına 768 milyar koymuş. Gelecek hafta bize ne lazım sizin her birinizin maaşını 30 bin lira yapmak için? 650 milyar. Oraya buluyor, sana bulmuyor. O bir avuç, hani Beşli Çete veya 40 Haramiler, bilemedin 100 - 150 şirkete bu parayı buluyor. 30 milyon emekli ve ailesine bulamıyor. Bu sene 2,7 trilyon lira faiz ödeyecek. Bize lazım paranın dört katını faize vermeyi biliyorsun. Geçen sene ne yapmışlar? Bugün Sözcü gazetesinde var. Emekli için sosyal güvenlik desteği. Koymuş bütçeye, hiç harcamamış. O paranın tamamını almış faize vermiş. Faizcilere vermiş. O yüzden altı ay önce 3,7 milyon emekli en düşük maaşı alırken, şu anda 4,9 milyon, 5 milyona yakın emekli en düşük maaşı alıyor. “ARTIK ONLAR DÜŞÜNSÜN” “Yani böyle kutu kola gibi ezmede ve en dipte birleştirmede operasyona devam ediyor. Yani vurdukça vuruyor. Şu ana kadar 23 bin liraya kadar geriletti en düşük emekli maaşını. 2019’da iki katıydı en düşük emekli maaşının. Bugün 20 bin liraysa 40 bin liraydı emeklilerin ortalama maaşı. Getirdi onu 23 bin liraya. Biz durursak o vurmaya devam edecek. Herkes ezilene ve yok olana kadar. Allah’ı var; ben gittiğimiz meydanlara çağırıyorum, emekliler de geliyor, örgütleri de var geliyor. Pijamasıyla gelen de var, ‘Çıkardım oğlum, bunu giyindim’ diyen var. Emeklilere şunu söylüyorum; bu mücadele belki Türkiye, dünya siyasi tarihine geçecek bir mücadeleye dönüşebilir. Haftaya Meclis’te uğraşacağız. Siz izleyeceksiniz, herkes izleyecek. Vermeden kaçtılar diyelim. Meydan, meydan; kaçtıkları yere kadar ve seçim sandığına kadar onları kovalayacağız. Duyduğum, dinlediğim bütün konuşmalardan özet şunu gördüm; artık emekli bugünün iktidarından zam, iyileştirme istemiyor. Sloganlardan da duyduğum emekli AK Parti hükümetinden zam istemiyor. Sandık istiyor, sandık. ‘Getir sandığı’ diyor. Buradan hepiniz adına AK Parti’nin kara düzenine meydan okuyorum. Bizim itirazımız var kardeşim. Bu kara düzene itirazı var emeklinin. Açlığa itirazım var. Yoksulluğa itirazım var. Sefalet ücretine itirazım var. Bu kara düzene itirazım var. AK Parti’nin kara düzenine itirazım var. Bu itirazı duyan duyuyor, duymayan kaçsın. Sandığa kadar kovalayacağız sizi, seçim sandığına kadar. ‘Kurtuluş yok tek başına. Ya hep beraber, ya hiçbirimiz.’ Haftaya 30 milyon emekli ve yakınının gözleri Meclis’te mi? Haftaya o oylamada emekliye oy vermeyene selam vermiyoruz, öyle mi? O zaman bütün emeklilere söylüyorum; artık onlar düşünsün. Hepinizi saygıyla selamlıyorum. Hepinizi çok seviyorum. Biz kazanacağız. Emekliler kazanacak. Emekçiler kazanacak. Yoksullar kazanacak. AK Parti’nin kara düzeni kaybedecek. Yıkacağız o düzeni; emekliyi aç bırakan o kara düzeni hep birlikte yıkacağız. Hepinize saygıyla selamlıyorum.”

Erken Seçimler Millet Gerçekten Karar Verdiğinde Yapılır Haber

Erken Seçimler Millet Gerçekten Karar Verdiğinde Yapılır

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi (CAO) Yürütme Kurulu Toplantısı sonrası basın toplantısında konuştu. Cumhuriyet Halk Partisi Lideri Özel, “Değerli basın mensupları, hepiniz Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisimize hoş geldiniz. İki gün önceki 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Gününüzü bir kez daha kutluyor, doğru ve tarafsız gazetecilik faaliyetlerinde her birinize başarılar diliyorum. Mesleğinizi en özgür şekilde ve en güzel yarınlarda icra edebilmenizi ümit ediyoruz hepimiz” dedi. Genel Başkan Özel, konuşmadına şöyle devam etti: “İKTİDAR SİS ETKİSİ YAPARKEN POZİTİF GÜNDEM YARATTIK” “Bugün Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisimizde 2026 yılının ilk toplantısını gerçekleştirdik. Bu aday ofisinde zaten ikinci toplantımızdı ve ilk toplantıdan sonra sizlerle bir aradaydık. O günden bugüne geçen sürede; kurullarına başkanlık eden Gölge Bakanlarımız politika kurullarını oluşturdular ve şu ana kadar 120 arkadaşımız politika kurullarında görevlendirilmiş durumda. Bu 120 arkadaşımızın içinde çok sayıda milletvekilimiz, Parti Meclisi üyemiz ve alanında uzman akademisyenler ve siyasetçiler var. Bu sayının önümüzdeki günlerde biraz daha artıp, 170 kişinin burada politika kurullarında görev yapacağı bir düzene oturmasını önümüzdeki günlerde bekliyoruz. Bugün Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisinde geçtiğimiz günlerde yapılan hazırlık çalışmalarını, görevlendirmeleri ve buradaki faaliyetlerin dinamizmini görünce; ne kadar doğru bir iş yaptığımızı ve ülkenin bu kadar mücadeleyle geçen, kutuplaşmanın en üst düzeyde olduğu ve maalesef ülkedeki yakıcı sorunların konuşulmasının üzerine sis etkisi yapan iktidar partisi tarafından ön plana çıkarılan gündemlerin vatandaşın dertlerinin konuşulmasına engel olduğu bu süreçte, bizim yaptığımız bu pozitif gündem yaratan ve ülkenin iktidarını devralmaya yönelik hazırlıklarımızı sürdürdüğümüz ve koordine ettiğimiz bu mekân, hem partimiz için hem ülkemiz için geleceğe dönük olarak en önemli güvencemiz ve umudumuzdur.” “EKONOMİK EŞGÜDÜM KONSEYİ, ORTAK ZEMİN OLACAK” “Bugün yaptığımız konsey toplantısındaki alınan ve resmileşen kararlardan bir tanesini sizinle şu şekilde paylaşmak isterim. Hem burada Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi’nde hem de MYK’da ekonomi alanında çok deneyimli isimlerle çalışıyoruz. Ve hepsi kendi alanında yaptıkları çalışmaları birlikte konuşmaya ihtiyaç duydukları, daha sonra da ülkede ve dünyadaki muhataplarımızla da kurullar halinde anlatacakları, tartışacakları ve iktidar yürüyüşümüzü hem kamuoyuna aktaracakları hem de planlayacakları bir ortak zemine ihtiyaçları var. Bu zeminin adı Ekonomi Eşgüdüm Konseyi olarak belirlendi. Konseyde Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisimizdeki Yürütme Kurulumuzdan; Hazine ve Maliye Politikaları Kurulu Başkanımız, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Politika Kurulu Başkanımız, Ticaret Politika Kurulu Başkanımız, Sanayi ve Teknoloji Politika Kurulu Başkanımız, Kültür ve Turizm Politika Kurulu Başkanımız, Tarım ve Orman Politika Kurulu Başkanımız, Enerji ve Tabii Kaynaklar Politika Kurulu Başkanımız, Ulaştırma ve Altyapı Politika Kurulu Başkanımız, Merkez Yönetim Kurulu üyelerimizden; Ekonomi Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcımız, İşveren Örgütleri, Meslek Birlikleri ve Sivil Toplum Kuruluşlarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcımız, İşçi - Memur Sendikaları ve Emek Bürolarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcımız ve partimizin Genel Sekreteri ve CAO Genel Koordinatörümüz görev aldılar. 11 üyeden ve iki koordinatörden oluşan bu Konsey sayesinde, ekonomi birimlerimiz politikaların hazırlanması ve uygulanması konusunda çok daha verimli ve aktif bir çalışma süreci geçirecekler.” “DIŞ POLİTİKAYI ŞAHSİLİK VE KEYFİYETE İNDİRDİLER” “Değerli basın mensupları, bugün Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi Yürütme Kurulumuzun gerçekleştirdiğimiz toplantısında gündemimizde çok boyutlu, bölgesel ve küresel gelişmelerin yanı sıra; memleketimizin can yakıcı ekonomik sorunlarını da ele aldık. Aday Ofisi kürsüsü sonuçta bir icraat kürsüsüdür. Dolayısıyla bu çatı altında ülkenin sorunlarını doğru tespit ederken, aynı zamanda partimizin somut çözüm önerilerini de çalışıyoruz. Memleketin en yakıcı sorunlarına en yapıcı çözümleri üretiyor ve bunları vatandaşlarımızla paylaşıyoruz. Bugün de bu anlayışla karşınızdayız. Öncelikle toplantımızda ağırlıklı olarak üzerinde durduğumuz dış politikadaki gelişmelerle başlamak isterim. Mustafa Kemal Atatürk ve kurucu kadrolarımız bize komşularıyla iyi ilişkiler kuran, ekonomik ve sosyal devrimlerle bölgesine ilham olan, dünyada saygı gören bir devlet miras bıraktı. Sonrasında ise İsmet Paşa’nın liderliği ülkemizi İkinci Dünya Savaşı’nın yakıcı ortamından uzak tutmayı başardı. Cumhuriyet’in her döneminde bölgesinde örnek alınan, saygı duyulan bir ülke olarak öne çıkarken; Kıbrıs Barış Harekâtı gibi kararlarda yedi düvelin tehditlerine, ambargolarına, yaptırımlarına pabuç bırakmayacak kararlılık ve cesaret de gösterilebildi. Bugün de dünyanın içinden geçtiği bu zorlu süreçte dış politikamızı siyaset üstü bir anlayışla, ülkemizin ve milletimizin menfaatleri doğrultusunda bir devlet ciddiyetiyle ele alma gerekliliği vardır. Ancak Adalet ve Kalkınma Partisi uzun zamandır bu ciddiyetten ve kurumsallıktan bilerek kopmuş, dış politikayı şahsiliğe, keyfiliğe ve karşılıklı ikili ve kişisel ilişkilere, pazarlıklara indirgemekten çekinmemiştir. Dış politikamız özellikle son dönemde Sayın Erdoğan’ın Sayın Trump ile kurduğu kişisel ilişkiler, menfaat ilişkileri, çıkar çatışmaları ya da birlikleri üzerine şekillendirilmeye çalışılmaktadır. Bu ilişki pratiği, Türkiye’nin menfaatlerini geri plana atmaktadır. Sayın Erdoğan’ın Trump ile Türkiye için değil; şahsi geleceği ya da kendi kadrolarının iktidarını devam ettirme ümidi üzerine kurmaya çalıştığı ilişki hepimizin malumudur ve ülkemiz için en büyük risk de budur. Bu ilişki pratiği, bu iş görüş biçimi; geçmişte Sayın Putin’le, şimdi Sayın Trump’la geliştirilen ve bir kişinin yönettiği, kurumsallığı dışlayan ve kararları hangi niyetle aldığını kendisinden başka hiç kimseye izah edemeyen bu yönetim anlayışı sonucunda, şöyle çok kısaca bakacak olursak geriye doğru, parasını ödediğimiz F-35’ler üzerlerinde Türk bayrağı olduğu halde Amerika’da bir hangarda beklemektedir. ABD’nin, göz bebeğimiz Kaan’ın motorlarını vermediğini bizzat Dışişleri Bakanımız açıklamıştır. Yine Amerika Birleşik Devletleri’nin uyguladığı ağır yaptırımlara mani olunamamış, bedelini iş insanlarımız, milletimiz, hepimiz ödedik ve ödemeye devam ediyoruz. S-400’lerin temin sürecindeki başarısızlık, önce ABD ile şimdi de Rusya ile bir kriz alanına dönüşmüştür. 15 yıldır filomuza tek bir uçak katamadığımız gibi, hava savunma sistemimize ilişkin güven verici beyanların da ileri vadeli niyet beyanları olduğu ve hava savunmasına ilişkin zafiyetimizin yarattığı endişe ortadadır. Tüm bunlara rağmen Sayın Erdoğan Trump’ın istediği tüm tavizleri vermiş, pahalı doğalgazdan Boeing uçaklarına, Amerikan mallarına vergi indiriminden, Çin mallarına vergi uygulamasına ve maalesef Nadir Toprak Elementlerinin Trump’a söz verilmesine kadar bir dizi taviz, göz kırpmadan verilmiştir. Bu çarpık ilişkinin Türkiye’ye olan en ağır zararı ise ABD Büyükelçisi’nin ve Dışişleri Bakanı’nın sözleriyle ortaya dökülmüştür. Biri ‘Trump, Erdoğan’a onda olmayan meşruiyeti veriyor’ derken, diğeri ‘Beş dakika görüşmek için bize yalvarıyorlar’ diyebilmiştir. Ancak ne yazık ki, bu hadsiz açıklamalara yanıt dahi verilememiştir. Türkiye’nin ABD ile ilişkilerinin rayına girmesi için öncelikle meşruiyetinin milletten alan, şahsi geleceğini değil Türkiye’nin geleceğini savunan bir Cumhurbaşkanına ihtiyaç olduğu açıktır.” “TÜRKİYE MÜZAKERE VE DİPLOMASİDEN YANA TUTUM ALMALIDIR” “Değerli basın mensupları, Amerika Birleşik Devletleri’nin Venezuela Devlet Başkanı Maduro’yu askeri bir saldırıyla kaçırması, ardından komşu ülkelere yönelen tehdidi ve Grönland‘ı işgal etme planları küresel gerilimin artmasına neden olmuştur. Kural temelli küresel sistem sarsılmıştır, yıkılmak istenmektedir. Aynı zamanda İran’daki toplumsal hareketler, partimiz tarafından takip edilmekte, sivilleri hedef alan aşılı müdahaleler ve olası senaryolar üzerinde durulmaktadır. Söz konusu gelişmelerin Türkiye açısından; sınır güvenliği, göç riski, sosyal ve kültürel gerilimlerin yayılması gibi sonuçları ve bölgesel istikrar üzerindeki muhtemel etkileri ele alınmaktadır. Böyle bir ortamda komşumuz Suriye’nin yeniden çatışmalı bir ortama sürüklenmesi ciddiyetle ele alınmalıdır. Cumhuriyet Halk Partisi olarak Suriye’nin toprak bütünlüğü ve istikrarını savunuyoruz. 10 Mart Mutabakatı’na uyulmasını önemsiyoruz. Tarafların çatışma olmaksızın masada anlaşmasını arzu ediyoruz. Suriye’de her inancın ve her kimliğin anayasal bir düzen içinde özgürce yaşayacağı bir demokratik sistemin kurulmasını zaruri görüyoruz. Ama geçen bir yılda maalesef bunun başarılamadığını gördük. Türkiye müzakereden ve diplomasiden yana tutum almalı, çatışmasız çözüm ve sivillerin korunması için inisiyatif almalıdır. Ayrıca bu durum, toplumsal barış sürecini sekteye uğratmamalıdır. Kürt meselesinin çözümü için hızlı adımlar atılmalıdır. Terörsüz ve demokratik Türkiye, bir an önce kurulmalıdır. Bunu başarmak Türkiye’nin kırılganlıklarını da azaltacaktır.” “MACERA DEĞİL STRATEJİ, KİŞİSEL İLİŞKİLER DEĞİL KURUMSAL AKIL, GERGİNLİK DEĞİL DİPLOMASİ” “Değerli basın mensupları, Türkiye böyle bir ortamda içe kapanan, savrulan ya da kişisel ilişkilere dayalı bir dış politika ile yol alamaz. Biz Türkiye’yi öngörülebilir, güvenilir, uluslararası hukuka bağlı, çıkarlarını rasyonel biçimde savunan ve dünyada sözü dinlenen bir ülke haline getirmek için çalışıyoruz. Bizim dış politika anlayışımız kişisel tercihlerine göre değil; devlet aklına, geçici hamlelere değil; uzun vadeli stratejiye, güç gösterilerine değil; meşruiyete dayanacaktır. Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında Türkiye; içeride güvenli, dışarıda güven veren bir ülke olacaktır. Türkiye’nin demokratikleşmesi ve kalkınması bölgenin de refahını ve huzuruna katkı sunacaktır. Dış politikayı yeniden kurumsal bir akla teslim edeceğiz. Dışişleri Bakanlığımızı dış politikanın tam merkezine yerleştirecek, kapasitesini, uzmanlığını ve hafızasını güçlendireceğiz. AB ile ilişkileri yeniden canlandıracak, yargı bağımsızlığı, hukukun üstün, ifade ve medya özgürlüğü alanlarında kapsamlı bir reform sürecini derhal başlatacağız. Ortadoğu politikalarımızın temel hedefi; bölgesel huzur, refah ve güvenlik eksenlidir. Türkiye’nin bu üç alanda hem bölgesel hem de küresel ilişkilere önderlik edeceği bir anlayışı hakim kılacağız. Suriye politikamızın merkezinde kalıcı istikrar olacaktır. Biz Suriye’nin bütün halkları için; Arap, Türkmen, Kürt, Alevi, Sünni, Hristiyan, Dürzi tüm toplulukları ile barışı ve istikrarı savunuyoruz. Rehberimiz ‘Yurtta barış, dünyada barış’ ilkesidir. Bu ülke pasiflik değildir, bu ülke meşruiyetle güç üretmektir. Pasaportumuz yeniden dünyada itibarın sembolü olmalıdır. Macera değil strateji, kişisel ilişkiler değil kurumsal akıl, gerginlik değil diplomasi, dış politikamızı üzerine oturtacağımız üç temel direktir.” “BU GÖRÜLMEMİŞ BİR GELİR ADALETSİZLİĞİDİR” “Değerli basın mensupları, yüksek enflasyon ve düşük ücretlerle sonuçlanan yanlış ekonomi politikaları, ülkemizi Avrupa’nın en yoksul ülkesi haline getirdi. Bu düzenin en büyük mağdurlarından birisi de hiç şüphe yok ki, emekliler. AK Parti’den önce en düşük emekli maaşının 1,5 asgari ücret olduğunu bir kez daha hatırlatmak, bugün hiçbirimizin memnun olmadığı 28 bin liralık asgari ücret üzerinden bile bugün AK Parti’nin önceki dönemindeki gibi maaş alabilse emekliler 42 bin lira emekli maaşı alacaklarını not etmek gerekiyor. Türkiye’nin dört bir yanındaki meydanları dolduran emekliler, AK Parti öncesi 8 çeyrek altın alan en düşük emekli maaşının, bugün 2 çeyrek altın düzeyine gerilediği ve aylık 6 çeyreklik kaybın ne demek olduğunu yaşayarak biliyorlar. İsyanları artık gözlerine yansımış durumda. Emeklilerin önce enflasyon farkıyla 18 bin 938 lira maaş alacakları ilan edildi. Buna itiraz ettik, tepki gösterdik. Meclis’te Meclis Grubumuz emekliler için kesintisiz nöbete başladı. Ardından bir kanun teklifi getireceklerini ve düzeltme yapacaklarını söylediler. Hep birlikte bu teklifin ne olacağını bekledik. Maalesef emeklilere bin 62 liralık bir düzeltme teklif ediyorlar. En düşük emekli maaşını 20 bin lira yapmayı öneriyorlar. Açlık sınırı 30 bin lirayken, 20 bin lira artık bir maaş değil, adeta emekliye verilen bir harçlık düzeyinde kalmıştır. Bugün resmi yoksulluk sınırı 98 bin liradır. Dört emekli bir araya gelse bir yoksul etmemektedir. Daha 2019 yılında, bundan sadece altı yıl önce en düşük emekli maaşının ortalama emekli maaşının yarısı olduğunu hatırlatmak isteriz. Bugün ise ortalama emekli maaşı 23 bin liradır. En düşük emekli maaşı da 20 bin liradır. Yani bundan altı yıl önce ortalama maaşların 40 bin lira olduğu bir durumda ancak asgari ücret 20 bin lira olabilirdi. Bu durum bütün emekli maaşlarının nasıl en düşük emekli maaşına yakınsadığını gösteriyor. Bugün arkadaşlarımızın paylaştığı çarpıcı bilgi, sadece son altı ayda 1,2 milyon emeklinin daha en düşük emekli maaşı alanlar arasına katıldığını, altı ay önce 3,7 milyon olan en düşük emekli maaşı alan kişi sayısının 4,9 milyona ulaştığını ifade etmişlerdir. Bu korkunç bir rakamdır. Türkiye’de 5 milyon emekli en düşük emekli maaşı almaktadır. Türkiye’de en yoksul yüzde 10’luk kesimin gelirlerinin üçte ikisi emekli maaşı ve sosyal yardımlardan oluşmaktadır. Yanlış duymadınız. Türkiye’nin en yoksul yüzde 10’unun gelirinin yüzde 65’i emekli maaşı ve aldığı sosyal yardımlardır. Bu görülmemiş bir gelir adaletsizliğidir.” “TÜM MUHALEFET EMEKLİ AYLIĞINA İTİRAZDA BİRLEŞTİ” “Meclis’teki nöbetimiz bugün beşinci gününde. Tüm muhalefet partileri de bu itirazda, yani emekli maaşına yapılan itirazda birleşmişlerdir. Tüm muhalefet partileri, sözcüleri, Genel Başkanları farklı farklı karşılaştırmalarla, farklı farklı önerilerle bu yakıcı soruna dikkat çekmektedirler. Sokağın konusu budur. Meclis’in, bütün muhalefet partilerinin konusu budur. Bu konunun bir an önce ve emeklileri rencide etmeyecek bir rakam telaffuz edilerek çözülmesi gerekmektedir. Bu konuda mücadele etmeye de üzerimize düşeni yapmaya da devam edeceğiz. Peki, Cumhuriyet Halk Partisi iktidara geldiğinde ne yapacak? İlk aşamada en düşük emekli maaşını derhal bir asgari ücret seviyesine çıkaracağız. İlerleyen dönemlerde 1,5 asgari ücretlik düzeyi yeniden yakalayacağız. Bayram ikramiyesini bir asgari ücrete çıkaracağız.” “TÜRKİYE’DE KAYNAK DEĞİL, PAYLAŞIM SORUNU VARDIR” “Emekli maaşlarının bir asgari ücret olması için gereken kaynak bugün ilgili politika kurulu başkanımız tarafından yapılan sunumda 650 milyar lira olarak belirlenmiştir. Bu geçtiğimiz hafta bin liralık zammın maliyeti söylendiğinde verilen rakamlarla da uyumludur. Bugün emeklilere bir asgari ücret, 28 bin lira versek elbette onları yoksulluktan kurtaramayacağız. Açlık sınırının üzerine çıkaramayacağız. Ama bir nefes aldıracağız, önemli bir adım atmış olacağız. Bu önemli adım 650 milyar lira istiyor. Bu para yok. 10’da birini emekliye layık gördüler. Ancak bu para var. Çünkü getirip, geçirdikleri bütçede 768 milyar lira zengin şirketlerin ödemesi gereken vergiden vazgeçecekleri tutar. Vazgeçilen kurumlar vergisi kalemine 768 milyar lirayı bulanlar, yani alacakları vergiyi ‘Tamam, tamam. Sizden vergi almayalım’ diyecekleri 768 milyarı bulanlar emekliye 650 milyar lirayı bulmamakta, vermemektedirler. Aynı AK Parti yanlış ekonomi politikalarıyla sadece bu yıl 2,7 trilyon lirayı, bu gereken paranın neredeyse beş katından fazlasını sadece faize ödeyecektir. Yani kaynak fazlasıyla mevcuttur. Türkiye’de kaynak değil, paylaşım sorunu vardır. AK Parti kaynağı vatandaşla değil, yandaşla bölüşmektedir. AK Parti katkıyı emekliye değil yanında, yakınında duran, kendi iktidarını sürdürmesi için ona her şeyi yapanlara vermektedir. İşte emekliler ‘Bundan sonra artık AK Parti’ye oy değil, selam bile vermeyeceğiz’ derken de tam olarak bunu kastetmektedir.” “AK PARTİ ÖNCESİ 100 EMEKÇİDEN 11’İ ASGARİ ÜCRETLİYDİ” “Biz Türkiye’yi asgari ücret girdabından çıkaracağız. Asgari ücret işe ilk başlandığında alınan ve kıdemle birlikte hızla uzaklaşılan bir başlangıç ücretidir, öyle olmalıdır. Bunu söylemek, yapılamayacak bir şeyi vaat etmek filan değil. Buradan hatırlatmak isterim. Bu AK Parti iktidarı gelmeden önce 2002 yılında maaşların sadece yüzde 11’i asgari ücret düzeyindeydi. Bugün asgari ücret ve yüzde 5 üzerinde maaş alanların resmi SGK verileriyle rakam yüzde 45 noktasındadır. Kayıt dışılıklar ve çeşitli hesaplama yöntemleriyle bu rakamın yüzde 55’lere vardığı hesap edilmektedir. Yani AK Parti öncesi 100 çalışandan, 100 emekçiden 11’i asgari ücret alırken, şimdi iki emekçiden biri asgari ücret almak durumunda kalmaktadır. Asgari ücreti yılda en az iki kez güncelleyeceğiz. Küçük esnafa ve işverene, çalışan sayısı ve sektörüne göre ihtiyaçları olan prim desteğini ‘ama’sız, ‘fakat’sız vereceğiz. Biz geçtiğimiz günlerde asgari ücretin 39 bin lira yapılması için kademeli SGK prim destekleri önermiş, AK Parti tarafından bur reddedildiği için asgari ücret de 28 bin lirada bırakılmıştı.” “ESNAFA PRİMDE YÜZDE 3’LÜK BİR KAZIK ATILMIŞTIR” “Buradan çarpıcı bir bilgiyi sizlerle paylaşmak isterim. Son 18 ayda, 1,5 yılda yapılan çeşitli değişikliklerin toplamında Sosyal Güvenlik Kurumu’nda çalışan prim yükü yüzde 34,75’ten 38,75’e çıkmış, işveren prim yükü de yüzde 1’lik artışa uğramış ve toplamda ki bunlar işveren tarafından ödeniyor net maaş ödenirken, yüzde 5’lik ek bir prim yükü binmiştir. Bu yüzde 5’lik ek prim yükünün yanında Sosyal Güvenlik Kurumu’na ödemesini zamanında yapanlara yapılan yüzde 5’lik indirim, yüzde 2’ye indirilmiş yani gününde SGK primini ödeyenlerin yüzde 3’lük bir kaybı daha ortaya çıkmıştır. Biz ‘Bir yandan asgari ücrete zam yapılsın ama işverenin işi kolaylaştırılsın, onlara prim desteği verelim’ derken örtülü bir biçimde yüzde 5 primlere zam gelmiştir, yüzde 3 de ilave bir ıskontonun kaldırılmasıyla gününde ödeyen bir kişi için toplamda yüzde 8’lik ek bir maliyet gelmiştir. Bunu da bütün küçük esnaflarımızın, zor durumda olan vatandaşlarımızın dikkatlerine sunuyoruz. Bu hesaplamaları muhasebecileriyle, mali müşavirleriyle kendi rakamları üzerinden gözetebilirler. Bu ay ilk kez yüzde 5 yüzde 2’ye iniyor, yüzde 3 oradan esnafa bir kazık atılmıştır. Ayrıca da son 1,5 yılda prim yükü yüzde 5 kadar artmıştır. Biz yoksulluğu yönetmek değil, yok etme azmindeyiz ve bu topraklardan söküp atacağız. İktidarımızda yoksulları, birinin yakını olduğu için değil, yalnızca bu ülkenin onurlu yurttaşları olduğu için destekleyeceğiz. Kimsenin yakını olmak, bir partinin üyesi olmak değil; bu ülkenin bir vatandaşı olmak, geri kalan her şeyin çözülmesi için haklardan yararlanmaya yeterli olacaktır. Temel vatandaşlık geliri uygulamasını hızla hayata geçireceğiz. ‘Cumhuriyet kimsesizlerin kimsesidir’ ilkesiyle herkese belli bir gelir desteği sağlayan sosyal devleti inşa edeceğiz.” “UMUTSUZLARIN UMUDU OLMAK İÇİN KARARLILIKLA YÜRÜYORUZ” “Değerli arkadaşlar son olarak şunu söylemek isterim. Türkiye zor ama bir o kadar da önemli bir dönemden geçiyor. Biz bu zorlu dönemde liyakatli kadrolarımız ve tüm organlarımızla disiplinle ve ciddiyetle çalışıyoruz. Kurultaydan sonra oluşturduğumuz mimari her geçen gün daha da yerine oturuyor. Parti Meclisimiz, MYK’mız, milletvekili grubumuz, Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisimiz ve tüm örgütümüzle her biri kendi alanında çok güçlü bir siyaseti ve vizyonu ortaya koyuyoruz. Artık bir orkestra ahenginde çalışıyor, önümüze bakıyor ve umutsuzların umudu olmaya, yarınlar için artık umutsuzluğu rafa kaldırmaya hep birlikte kararlılıkla yürüyoruz. Cumhurbaşkanı Adayımız Ekrem İmamoğlu şu an hapiste olabilir. Ama tüm azmi ve kararlılığıyla bu çalışmalarımıza katkı sağlıyor. Motivasyonumuz tam, enerjimiz tam. Hep birlikte Türkiye yönetmeye, bu ülkeyi barıştırmaya ve kalkındırmaya hazırız. Yıllarca bu ülkede kavga, gerilim, düşman siyaseti yürütüldü. Sonuçta ne oldu? Kavga büyüdükçe milletin ekmeği küçüldü. Biz barışırsak, kazanmanın yolunu 86 milyona göstereceğiz. Bu ülkede Adalet ve Kalkınma Partililer, Milliyetçi Hareket Partililer, DEM’liler, CHP’liler, İYİ Partililer düşman değildirler. Anadolu’da bu partililer birbirlerinin komşusu, arkadaşı, gelini, damadı, dünürüdür. Bu yüzden bizleri düşmanlaştırarak, ülkeyi kutuplaştırarak iktidarını sağlamlaştırmak isteyenlere kötü bir haberimiz var. Artık Anadolu’daki yaklaşım, genel olarak Cumhuriyet Halk Partisi’nin siyasi ilişkilerine bir kez daha hakim olacaktır. Cumhuriyet Halk Partisi Erdoğan’a rağmen, Erdoğan’ın yoksul bıraktığı Adalet ve Kalkınma Partililerle ve Cumhur İttifakı seçmeni ile buluşmaktadır ve birlikte bir yol yürümektedir. Yürüdüğümüz yol; Türkiye’de bir kez daha açlığın, yoksulluğun, işsizliğin, güvencesizliğin alt edileceği, bir kez daha hep birlikte başaracağımız, hep birlikte kalkınacağımız, hep birlikte zenginleşeceğimiz bir yolculuktur. Bunu daha önce başardık, bundan sonra da hep birlikte başaracağız.” “UMUTLARINIZIN YEŞERMESİ BİR SANDIK MESAFESİNDE” “Sayın Erdoğan istiyor diye kavgayla, Sayın Erdoğan istiyor diye gerilimle, o istiyor diye kutuplaşmayla meşgul olup iktidar yürüyüşümüzden vazgeçmeyeceğiz. Vatandaşın sorunlarını biliyoruz. Dünyadaki siyasi akrabalarımız nasıl yoksulluğu yok ettilerse, nasıl eşitliği sağladılarsa, 100 yıl önceki Cumhuriyet Halk Partisi iktidarı nasıl hastalıkları kuruttu, kalkınmayı sağladı, zenginleşmeyi sağladı, ülkeyi kalkındırdı ve bugünlere gelmesini sağladıysa; bugün umutsuz durumda olan emeklilere de, uğradığı büyük haksızlığa isyan eden asgari ücretlilere de emekçilere de devlet memuru olmanın geçmiş dönemlerdeki gibi bir gelecek güvencesi değil, yaşam mücadelesinin en zorlu süreçlerinden birisi olmasını deneyimleyenlere de beyaz yakalılara da mavi yakalılara da gri yakalılara da şu kadarını söylüyoruz: Bir sandık mesafesinde artık umutlarınızın yeniden yeşermesi. O sandığa doğru hep birlikte yürüyoruz. Her gün bir önceki günden biz iktidara, siz de dertlerinizden kurtulmaya daha yakınsınız. O yüzden erken seçim talebini yükseltmeyi, bunu işçi servislerinde, metrolarda, iş yerlerinde, ev gezmelerinde, her türlü alanda yüksek sesle dile getirmeyi kurtuluşun şartı olarak görüyoruz. Erken seçimler iktidarlar istediğinde değil, erken seçimler muhalefet partileri talep ettiğinde değil, millet gerçekten karar verdiğinde yapılır. Siz erken seçime karar verirseniz, kimse o sandıktan kaçamaz. O sandıktan size; huzur, refah, güvenli ve zengin yarınlar çıkacak. Hepinizi saygıyla selamlıyorum. Teşekkür ediyorum.”

Erken Seçim Yalnızca Partimizin Değil, Milletimizin de Ortak Talebidir Haber

Erken Seçim Yalnızca Partimizin Değil, Milletimizin de Ortak Talebidir

Cumhuriyet Halk Partisi Parti Meclisi, 2026 yılındaki ilk toplantısını gerçekleştirdi. Toplantıda; Türkiye’de yaşanan ağır ekonomik kriz ve CHP’nin mücadele programı ile çözüm önerileri; 19 Mart darbesine karşı milyonların CHP öncülüğünde yürüttüğü demokrasi ve adalet mücadelesi; TBMM’de Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun çalışmaları ve partimizin tutumu; dünyada ve bölgemizde yaşanan uluslararası gelişmeler ve CHP’nin iktidar yürüyüşündeki yol haritası ele alındı. Parti Meclisi Toplantısının ardından yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi; "Türkiye’de derinleşen ekonomik kriz, emeklilerden emekçilere, kadınlardan gençlere, çiftçilerden küçük esnafa, işsizlerden dar gelirli yurttaşlara kadar toplumun tüm kesimlerini doğrudan etkilemektedir. Emekçilerin olmadığı bir masada belirlenen asgari ücret Cumhuriyet tarihinde ilk kez belirlendiği tarih itibariyle açlık sınırının altında kalmıştır. Emekli aylıkları ise asgari ücretin dahi oldukça altındadır. On milyonlarca yurttaşımız iktidar tarafından açlık ve yoksulluğa terk edilmiştir. CHP; emekçilerin, emeklilerin, toplumun üreten ve çalışan tüm kesimlerinin haklarını ülkenin dört bir tarafında gerçekleşen mitinglerden TBMM’ye kadar bulunduğu her zeminde savunmaya devam edecektir. Bu kapsamda emekli aylıklarının iyileştirilmesi için TBMM’de CHP grubu 7 gün, 24 saat süreyle aralıksız nöbete başlamıştır. CHP, on milyonlarca yurttaşın sefalete terk edilmesine seyirci kalmayacaktır. Partimiz “Güçlü Yurttaş, Güvenli Gelecek, Kazanan Türkiye” programında ortaya koyduğu kapsayıcı kalkınma stratejisi ve güçlü sosyal devlet politikalarını ilk seçimden hemen sonra uygulamaya başlayacak ve ülkemizi ekonomik krizden çıkaracaktır. Seçimlere kadar ise programında ortaya koyduğu emeği ve üretimi esas alan, adil paylaşımı ve kalkınmayı önceleyen sürdürülebilir politikalarını tüm yurttaşlarla paylaşmaya devam edecek; bu politikaları halkçı belediyeleri ile uygulamayı sürdürecektir. CHP, her siyasi görüşten ve her toplumsal kesimden on milyonlarca yurttaşla birlikte 19 Mart darbesine, her türlü hukuksuzluğa ve adaletsizliğe karşı mücadelesini sürdürmektedir. Başta Cumhurbaşkanı Adayımız Ekrem İmamoğlu olmak üzere, partimize ve belediyelerimize yönelik hukuksuz saldırılar, seçilmiş belediye başkanlarımıza dönük yargı baskısı, görevden almalar ve kayyum uygulamaları karşısında partimiz geri adım atmayacaktır. Adalet, demokrasi ve hukuk devleti mücadelesi, yalnızca yol arkadaşlarımız için değil, ülkemizde yaşayan herkes için kararlılıkla sürdürülecektir. CHP, siyasal baskılara karşı umudu, mücadeleyi büyütmeye, halkımızla birlikte her zamankinden daha güçlü şekilde devam edecektir. 19 Mart darbesinin ve siyasi operasyonların temel amaçlarından biri CHP’nin yerel iktidar alanlarında yurttaşla kurduğu güçlü ilişkiyi zayıflatma çabası olduğu açıktır. Her türlü hukuksuzluğa, soruşturmalara, operasyonlara ve iş yaptırmama girişimlerine karşı CHP’li halkçı belediyeler tüm yurttaşların yaşamına dokunan yerel yönetim anlayışını hayata geçirmeye devam etmektedir. Bu yerel yönetim anlayışı, partimizi yerelden genele iktidar taşıyacaktır. Tüm saldırılara karşın partimiz toplumsal barış için katkı sunmaya, Kürt sorunu başta olmak üzere Türkiye’deki tüm sorunların demokrasi ve hukuk temelinde çözümü için çalışmaya devam etmektedir. TBMM’de kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun çalışmaları, ortak rapor yazım aşamasına gelmiştir. Partimiz hazırlanacak raporda terörün sonlandırılmasına ilişkin çalışmalarla birlikte demokratikleşme adımlarına da yer verilmesinin önemini hatırlatmaktadır. Silah bırakmaya ilişkin düzenlemelerin yanında hukuk devleti ve demokrasiye ilişkin güçlü bir siyasi iradenin ortaya konulması kuşkusuz hem sürece katkı sağlayacak hem de toplumun Meclis’e ve sürece güvenini tesis ederek kalıcı bir toplumsal barışın yolunu açacaktır. Partimiz bu çerçevede, Komisyon’un çalışmalarına yapıcı katkısını sürdürecektir. Partimiz; dış politika, uluslararası siyaset ve güvenlik ortamında yaşanan gelişmeleri dikkatle takip etmektedir. ABD’nin Venezuela’ya dönük müdahalesi, uluslararası hukukun ve Birleşmiş Milletler Şartı’nın ağır bir ihlalidir. Kural temelli küresel sistem sarsılmıştır. Belirsizliklerin arttığı, kuralsızlığın yükseldiği çağımızda; ülkemizin kişisel ilişkilerin değil kurumsal yapıların esas olduğu, öngörülebilir ve istikrarlı bir dış politika anlayışına ihtiyacı vardır. Venezuela’da yaşanan gelişmeler, otoriterliğin ve demokrasiden uzaklaşmanın bir ülke için ne ölçüde kırılganlık yaratacağını ortaya koymuştur. Partimiz, küresel siyasette kural temelli bir düzeni savunmaya devam edecek; yeni dönemin getirdiği risklere ve tehditlere karşı ulusal çıkarlarımızı korumak için hareket edecektir. Suriye’deki entegrasyon görüşmelerinin tıkanması ve son günlerde yaşanan çatışmalar karşısında Türkiye müzakereden ve diplomasiden yana tutum almalı; sorunların çatışmasız biçimde çözülmesi ve sivillerin korunması için inisiyatif ortaya koymalıdır. Suriye’de 14 yıl süren iç savaş; milyonlarca insanın ölümüne, evlerinden edilmelerine, göçe ve büyük acılara yol açmıştır. Yalnızca Suriye’nin değil bölgemizin de güvenliği ve huzuru sarsılmıştır. Milyonlarca sığınmacıya hala ev sahipliği yapmakta olan Türkiye, Suriye’deki iç savaştan en çok etkilenen ülkelerin başındadır. Suriye’de sağlanacak bir kalıcı barış en çok Türkiye’ye fayda getirecektir. Bunun için Suriye’de toprak bütünlüğü temelinde tüm kesimlerin dahil edildiği demokratik ve kapsayıcı bir yönetimin oluşturulması gerekmektedir. Bu aynı zamanda ülkemizdeki sığınmacıların geri dönüşünü de hızlandıracaktır. CHP, bugünün ana muhalefet partisi ve yarının iktidar partisi olarak bölgemizde ülkemizin güvenliğini ve refahını korumak için çabalarını sürdürecektir. İran’da ekonomik krizin derinleşmesiyle başlayan ve hız kesmeden devam eden toplumsal hareketler partimiz tarafından takip edilmekte; protestoların iç dinamikleri, iktidarın güvenlikçi refleksleri ve olası senaryolar üzerinde durulmaktadır. Söz konusu gelişmelerin, Türkiye açısından sınır güvenliği, göç riski, sosyal ve kültürel gerilimlerin yayılması gibi sonuçları ve bölgesel istikrar üzerindeki muhtemel etkileri ele alınmaktadır. CHP, Türkiye’nin birinci partisi olmaktan gelen sorumluluğuyla 2026 yılında da somut yol haritalarını ortaya koymaya devam edecektir. Türkiye’nin içinde bulunduğu krizlerden çıkarılması ve ülkemizin güvenli bir geleceğe taşınması için erken seçim, ertelenemez ve acil bir ihtiyaç haline gelmiştir. Bir an önce erken seçim sandığının kurulması yalnızca partimizin değil, milletimizin de ortak talebidir. Partimiz erken seçim sandığını getirme ve düzeni değiştirmek için mücadelesini sürdürecektir. Bu mücadeledeki yol arkadaşlarımız ülkemizin 81 ilinden, tüm siyasi görüşlerinden, tüm toplumsal kesimlerden, hangi partiye oy vermiş olursa olsun ayrımsız tüm yurttaşlarımızdır."

2026 Yılı Geçim Yılı Olmayacaksa Seçim Yılı Olur Haber

2026 Yılı Geçim Yılı Olmayacaksa Seçim Yılı Olur

Cumhuriyet Halk Partisi Lideri Özgür Özel, Manisa Saruhanlı Merkez Cami’de cuma namazı çıkışında gazetecilerin sorularını yanıtladı. Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özel, “Değerli arkadaşlar, hem Saruhanlımızın, Manisamızın yerel basını hem de Türkiye basınının Manisa’daki, Ege’deki temsilcileri hepiniz memleketimiz Manisa’ya bir kez daha hoş geldiniz” dedi. Özel şöyle devam etti: “ÜLKEMİZ 2025’TE HEM ÇOK ACI, HEM DE ÇOK ZORLUK ÇEKTİ” “2 Ocak bugün, biz 11 yıldır her sene 2 Ocak’ta Saruhanlı’da oluyoruz. Çünkü partimiz büyük acılarla, ölümle sınanıyor. Buna sabırla sınanmaya 11 yıl önce burada belediye başkan adayımızı seçimleri takip eden 2 Ocak günü kaybetmemizle başladık. Rahmetli Diş Hekimi Muharrem Ekici, bizlerin çok değerli kardeşimiz, büyüğümüzdü. Vefat ettiği gün 45 yaşındaydı. Bundan 11 yıl önce. O gün Saruhanlı’da belediye başkan adayımızdı. O zaman hepimizin Manisa’nın ilçelerinde görevlerimiz, adaylıklarımız vardı. Başarısız bir dönemi hep birlikte geçirmiştik. Bugünün onun ilçesine… O zaman hiç belediyemiz yoktu. 18 belediye başkanından 15’i Cumhuriyet Halk Partisi’nde. Dört milletvekilimizle birlikte. Muharrem Ekici aday olduğunda sadece bir milletvekilimiz vardı, 2011 seçimlerinden önce Manisa’da. Bugün dört Manisa milletvekilimizle anma törenindeydik. Ruhu şad olsun. İlçemizi ziyaret ettik. Muharrem kardeşimiz için lokma hayrımızı yaptık. Şimdi de onun adına yapılmış olan bir kültür - sanat ve toplantı merkezinin açılışını yapmak üzere buradayız. Ben 2026 yılı için tüm ülkeye, hangi siyasi görüşten olursa olsun 86 milyon vatandaşımıza başta sağlık, huzur, refah; bölgemiz ve ülkemize barış diliyorum. 2025 yılında hem çok acılar çektik kayıplarla, hem de çok zorluklar çekti ülkemiz. Hem de 2025 yılı emeklilerimiz için, asgari ücretliler için, Saruhanlı’daki çiftçiler için, esnaflar için zor bir yıl oldu. Afetler gördük, kuraklık gördük, hastalık gördük, yangın gördük. Sokakta ve mutfakta, pazarda, cüzdanda yangın var. Bunların tamamının 2026’da hızla iyileşmesini temenni ediyoruz. Saruhanlı bizim açımızdan çok kıymetli bir ilçemiz. Orada da bugün vatandaşlarımızın gösterdiği ilgiye, teveccühe bir kez daha teşekkür ediyorum. Hepiniz hoş geldiniz, hepinizin yeni yılı kutlu olsun. Cumanız mübarek olsun.” “CHP’YE KÖPRÜNÜN ÜSTÜ YASAK, OĞULA İSE İZİN VERİLİYOR” Genel Başkan Özel, Galata Köprüsü’nde daha önce Cumhuriyet Halk Partisi’ne verilmezken Bilal Erdoğan’ın 1 Ocak’taki Gazze’ye destek eylemine izin verilmesinin sorulması üzerine şunları söyledi: “Şimdi objektif bakacak olursak dün verilen izin doğru, önceki verilmeyen izinler büyük yanlışlıktı. ‘Bize vermediniz, onlara da vermeyin’ diyecek halimiz yok. Kim Gazze için, Filistin için yürüyorsa, kim bir eylem yapmak istiyorsa, kim ses çıkarmak istiyorsa ona izin versinler. Ama diğer yandan bu ikili uygulamalar doğru değil, vicdanları yaralıyor. Bu soruyu siz niye soruyorsunuz? Gazetecinin görevi bu. Yani ‘Birine öyle, birine öyle uygulama… Birine helal olan, öbürüne haram olsun. Birine serbest olan, öbürüne yasak olsun.’ Demokrasilerde bu olmaz. Yani izni isteyen CHP olursa köprünün üstü yasak, izni isteyen Sayın Cumhurbaşkanı’nın oğlu olduğunda bu sefer ‘O izin verilecek.’ Bu doğru bir yaklaşım değil. İznin verilmesi doğrudur. Her isteyene bu izinler verilmelidir. Gazze için sağdan - soldan nereden en net, en yüksek ses ve itiraz çıkarsa bunun Gazze’ye, Filistin’e ve hepimize katkısı var. İsrail’in bu saldırgan tutumunun karşısında barış savunan herkesin, hele hele Müslüman kardeşlerimizin bu kadar katledildiği bir süreçte buna ses çıkaran herkesin sesine ses vermek ve destek olmak gerekir. Çifte standarda itiraz ediyoruz. Ama dün yapılan iş önemli bir iştir, doğru bir iştir. Keşke bu meselede partizanlık yapmasalar da hiçbirimizin, milletin vicdanını boşu boşuna sızlatmasalar. Bu adaletsiz, ikircikli görüntüler ortaya çıkmasın. İnşallah 2026’da biz yine oraya bir izin istediğimizde dün verilen izin bize de verilir. Bunu böyle ifade edelim. Yoksa ‘Bize vermediler, onlara da vermesinler’ şeklinde biz öyle bir negatif siyasetin ne insanıyız, ne partisiyiz.” “TÜRKİYE’DEN ÇIKAN SESLERİN YAPICI OLMASI LAZIM” Cumhuriyet Halk Partisi Lideri Özel, Suriye’de Şam yönetimiyle YPG arasındaki 10 Mart mutabakatında sürenin dolduğunun hatırlatılması üzerine ise şunları söyledi: “Oradaki Arap Alevi kardeşlerimize, Nusayri kardeşlerimize yapılan saldırıları defalarca kınadık, bir kez daha kınıyoruz. Dürzilere saldırı oluyorsa, onu da kınıyoruz. Araplar, Kürtler, Türkler barış içinde yaşamalılar. Bunun için bir anayasal çerçeveye ihtiyaç var. Herkesin temsil edildiği bir Suriye anayasasına ihtiyaç var. 10 Mart mutabakatının uygulanabilmesi için diplomasiye ihtiyaç var. Türkiye’den çıkan seslerin bu noktada yapıcı olması lazım. Yani şeyi anlıyorum. Bir an önce bu istikrarsız ortam bitsin isteniyor, evet. Ama yapıcı, sabırlı, diplomasiye alan açan bir sürecin götürülmesi gerekli diye değerlendiriyoruz. Bu konuda Türkiye zaman zaman MİT Başkanı’nın bu konuda aktif tutum sergilediğini takip ediyoruz. Bu konuda hem Dışişleri Bakanlığı, hem istihbarat teşkilatının, hükümetin aktif tutum sergilemesi lazım. Açıkça söylüyoruz. Buradan bize de orada bir görev düşerse, sözümüzü söylediğimizde hem dünyada, Avrupa’da, hem Suriye’de bizim bu işe katkı sağlayabileceğimiz neresi varsa, biz de katkı yapmaya açığız. Yeter ki Suriye’de barış olsun.” “ESAS SORUN; SÖMÜRÜLME SORUNUDUR” “Sınırın iki tarafında Kürtler yaşıyor. Oradaki sorunun çözülmesi demek, sınırın iki tarafının, kardeşlerin bir arada yaşaması demek. Suriye’nin barış içerisinde olması ve Türkiye’nin barış içerisinde olması; Suriye’ye huzur getirir, Türkiye’ye huzur getirir. Suriye kalkınır, Türkiye kalkınır. Ayrıca Türkiye’deki sığınmacı sorunu tamamen hallolur. Şu anda yüzde 20’si halloldu, yüzde 80’i duruyor. Suriye’ye de Türkiye’ye de 2026’da barış diliyoruz ve artık savaşlarla, istikrarsızlıkla değil; barış ve kalkınma ile anılmak istiyoruz. Bu ülkenin de Suriye’nin de Kürtünün de Türkünün de yaşayan Araplarının da, Türkmenlerinin de, Alevilerinin de Sünnilerinin de esas sorunu; sömürülme sorunudur, açlık sorunudur, yokluk sorunudur. Bunların aşılması için de Suriye’ye de Türkiye’ye de barış bekliyoruz.” “DOĞU VE GÜNEYDOĞU İL BAŞKANLARIMIZ VE KANAAT ÖNDERLERİ İLE TOPLANACAĞIZ” “2027 yılında bir erken seçim olur mu?” sorusunu yanıtlayan Genel Başkan Özel, şöyle konuştu: “Şimdi yine bence erken seçim 2026’da olsun. Bıçak kemiğe dayanmışken neden 1,5 - 2 sene daha beklensin. 2026 yılı geçim yılı olmayacaksa, seçim yılı olur. Bu noktada asgari ücret, sefalet ücreti olarak açıklanmıştır. Tarihte ilk kez işçiler masada olmadan ve tarihte ilk kez açlık sınırının altında, verildiği gün, ilan edildiği günü açlık sınırının altındadır. Bugün açlık sınırı 30 bin 400 lirayken, asgari ücret bunun 4 bin lira - 3 bin lira altında ilan edilmiş durumdadır. Alındığında daha da altında kalacaktır. Bu katlanılabilir bir durum değildir. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak önümüzdeki hafta Pazartesi günü MYK toplantımızı yaparak, ardından kapalı grup toplantımızı yaparak, Salı günü açık grup toplantımızı yaparak, Çarşamba günü yine mitingimizi yaparak, Perşembe günü Parti Meclisimizi toplayarak, Cuma günü Doğu - Güneydoğu bölgesindeki il başkanlarımızı, kanaat önderlerini toplayarak, Cumartesi günü 81 ilin il başkanlarını toplayarak, gelecek hafta her gün bir toplantıyla 2026 yılına nasıl başlıyoruz, 2025’i nasıl değerlendiriyoruz, 2026’da nasıl mücadele edeceğiz, erken seçim sandığını nasıl getireceğiz ve bu milletin sorunlarına çözüm önerilerimizi hangi performansla, hangi takvimle, ne şekilde çalışarak yapacağız bunları planlayacağımız… Ardından da tabii bir yandan planlamayla, bir yandan mitingimizi, grup toplantımızı aksatmadan iktidar yürüyüşümüzün somut adımlarını atacağımız, başlayacağımız, bu toplantılarla değerlendirmeleri yapacağımız, hem istişarenin hem de ardından bir koordinasyonun, eşgüdümün sağlanacağı, partinin bütün yetkili organlarının, grubundan Parti Meclisine, il başkanlarından, Cumhurbaşkanı Aday Ofisi’ne kadar yoğun bir toplantı, planlama ve harekete geçme haftası olarak önümüzdeki haftaya başlıyoruz. Teşekkür ederiz arkadaşlar.”

Biz Yeni Yılda da Korkuyu Değil Umudu Büyütmeye Devam Edeceğiz Haber

Biz Yeni Yılda da Korkuyu Değil Umudu Büyütmeye Devam Edeceğiz

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel yeni yıl dolayısıyla bir mesaj yayınladı. Genel Başkan Özel mesajında şu ifadelere yer verdi; ''Hep birlikte ülkemiz ve milletimiz için zorlu bir yılı geride bırakıyor; büyük umutlarla, sarsılmaz bir inançla yeni bir yıla adım atıyoruz. 2025 yılı, ne yazık ki Türkiye’ye iyi gelmedi. Ekonomide, 2018’den bu yana süren kötüye gidiş daha da derinleşti. Derin yoksulluk ve önlenemeyen hayat pahalılığı ülkemizin her köşesini sardı. İşçiler ve emekliler aylarca açlık sınırının altında ücret aldı ve yeni asgari ücret tarihimizde ilk kez açıklandığında açlık sınırının altında kaldı. Çiftçilerimiz, besicilerimiz ağır üretim maliyetleri altında ezilirken, kuraklık ve don afetlerinde yalnız bırakıldı. Tarım Kanunu’nda öngörülen destekleme tutarı 2025’te verilmedi, gelecek yıl da verilmeyeceği şimdiden ilan edildi. Çiftçi desteklenmediği için gıda zamları durmadı, gıda enflasyonumuz tarihi zirvesine çıktı. Ne yazık ki Ak Parti iktidarı ülkemizi bugün; Avrupa’nın en yüksek enflasyonuna, en yüksek işsizliğine, en yüksek faizine, en adaletsiz gelir ve vergi düzeni ile en yüksek yoksulluk oranına sahip ülkesi haline getirdi. Bu düzen, milletin ekonomik güvenini sağlayamadığı gibi insanlarımızı da koruyamadı. Şiddete uğrayan kadınlarımız güvende tutulamadı. Vatandaşın devletine güvenip de MESEM’lere gönderdiği evlatlarımız başta olmak üzere 1.956 çocuk ve yetişkin işçi iş kazalarında hayattan koparıldı. Kartalkaya’da, Dilovası’nda dinmeyecek acılar yaşadık. Metan gazından, güneş altında bekletilmekten, uçak kazasından 34 kahraman askerlerimizi şehit verdik. Derin yoksulluğun neden olduğu sosyal kriz ve denetimsizlikler yüzünden; bahis, kumar, uyuşturucu girdabına sürüklendik. Ülkeyi bu duruma getiren, millete umut olamayan ve son yerel seçimleri kaybeden Ak Parti’nin genel seçimlerle artık iktidardan gideceğini herkes biliyordu. Ama, iyi işler yaparak yeniden milletin gönlüne girmeye çalışması gerekenler, tarihimizde görülmemiş bir yola tenezzül ederek, 19 Mart 2025’te siyasi rakibine darbe yaptılar. Cumhurbaşkanı Adayımız Ekrem İmamoğlu ve yol arkadaşlarımız hapse atıldı, partimize kapatma tehdidine varan ağır saldırılar yapıldı. Biz, demokrasi fikrine inananların partisiyiz. Bu yüzden teslim olmadık, ayağa kalktık. Darbeye karşı demokratik direniş başlattık. 23 Mart’ta 15,5 milyon vatandaşımız sandıklara giderek Ekrem İmamoğlu’nu Cumhurbaşkanı adayı yaptı. 9 ayda 77 eylem düzenledik. Sadece bu eylemlere sayısı 11 milyonu aşan insanımız katıldı. Ardından başlattığımız imza kampanyasında, İmamoğlu’nun özgürlüğü ve erken seçim talebiyle 25,1 milyon imza toplandı. 2025, Ak Parti için “darbe” yılı bizim için ise “mücadele” yılı oldu. 2025 yılının iki fotoğrafı vardı. Biri, bir sivil darbe ve sonrasındaki baskı düzeniyle gözaltına alınanların fotoğrafları, diğeri ise meydanlarda direnen milyonların fotoğrafı… Biz yeni yılda da korkuyu değil umudu büyütmeye devam edeceğiz. Kötülüğe, vasata teslim olmayacağız. Milletin safında duracağız. Elbette sorunları anlatacağız tepkimizi göstereceğiz. Ama bu sorunları nasıl çözeceğimize de 86 milyona anlatacağız. Çalışkan örgütümüzle, Parti Meclisimizle, Merkez Yönetim Kurulumuzla, Milletvekili Grubumuzla ve gücümüze güç katan Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisimizle milletin en yakıcı sorunlarına, en yapıcı çözümlerimizle geliyoruz. Milletimiz müsterih olsun. Bugün CHP, fikren ve zikren iktidar partisidir. Fiilen iktidar ise bir sandık mesafesi kadar yakındır. Liyakatli kadrolarımızla, disiplinle, ciddiyetle, çözüm projelerimizle biz Türkiye’yi, Ak Parti’den çok daha iyi yöneteceğiz. Ayrıştırmadan, ötekileştirmeden, rövanşizmi reddederek, milletin tüm hak ve özgürlüklerinin teminatı olarak yöneteceğiz. 2026’nın takvim yaprakları, Türkiye’deki büyük değişim için düşecek. Her yanı dağılan bu evi, yani vatanımızı tekrar toparlayacağız. Bu evin yıllarca hor görülen sakinleri, bizim dönemimizde aynı yemek masasına birlikte oturacak. Düşen çatıyı onaran, güneş girmeyen odaları aydınlatan, sönen ocağı yeniden yakan eller olacağız. Bu ülkeye barışı, kardeşliği, huzuru ve refahı getireceğiz. Milletimize söz veriyoruz. Hangi siyasi görüşten olursa olsun, tüm vatandaşımızın yeni yılını kutluyorum. Yeni yılın herkese sağlık, huzur, refah ve adalet getirmesini diliyorum. Bu yılki kayıplarımızı; kardeşim Ferdi Zeyrek’i, evladımız Gülşah Durbay’ı ve önceki Genel Başkanımız Altan Öymen ile acı olaylarda kaybettiğimiz yurttaşlarımızı ve tüm şehitlerimizi rahmet ve minnetle anıyorum.''

Temel Gündemimiz Ekonomik ve Sosyal Krizdir! Haber

Temel Gündemimiz Ekonomik ve Sosyal Krizdir!

Cumhuriyet Halk Partisi Lideri Özgür Özel, Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi Yürütme Kurulu Toplantısına başkanlık etti. Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özel, toplantının ardından yaptığı açıklamada, “Değerli basın mensupları hepiniz Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisimize hoş geldiniz. 2025’in son günlerinde yeni bir başlangıcı yapmak üzere Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisimizde oluşturulan politika kurullarına başkanlık edecek olan gölge bakanlarımızla ilgili ilk toplantımızı gerçekleştirdik ve ilk basın toplantımızla karşınızdayız” dedi. Özel, şunları söyledi: “VATANDAŞIN GÖZÜNDE GELECEK İKTİDAR UMUDUYUZ” “Yeni parti programımızı kurultayımızda oybirliği ile kabul etmiştik. Bu parti programı 81 ilde hem başta, hem sonda yapılan ikişer il danışma kuruluyla, 923 ilçede yapılan ilçe danışma kuruluyla, yereldeki örgütlü tüm meslek örgütlerinin varsa sendikaların, kanaat önderlerinin fikirleri alınarak, daha sonra bu il düzeyinde birleştirilerek, Genel Merkez düzeyinde bizim akademisyenlerle, parti dışından gençlerle, kadınlarla, dünyada başarıya ulaşmış sosyal demokrat kalkınma programlarını takip eden ekiplerimizin raporlarıyla ve en nihayetinde hepinizin de yakından takip ettiği 4-9 Eylül tarihlerindeki kuruluş haftamızda Genel Merkezimizde süren yoğun, verimli, başarılı bir çalışmayla ilerledi. En son kurultayımızda delegelerimizin tamamının oybirliğiyle, alkışlarla parti programımız 2008 yılından sonra değişti. 21’inci yüzyılın ikinci çeyreğini karşılamaya, o ikinci çeyrekte görev almaya, Türkiye’yi yönetmeye hazır; 100 yıl öncesinde olduğu gibi birikmiş, kronikleşmiş, aşılamaz sanılan ve umutsuzluk üreten bir ruh haline karşı ‘Biz buradayız. Türkiye’yi yeniden ayağa kaldıracağız’ diyen; kalkınmayı önceleyen, hep birlikte çalışan ve hep birlikte kazanan ve daha sonra da adil bölüşmeyi planlayan parti programımızı hayata geçirmiştik. Partimiz son yapılan yerel seçimlerde aldığı oyla 47 yıl sonra birinci parti olmuş, Adalet ve Kalkınma Partisi de yapılan seçimlerde ilk kez ikinci parti durumuna düşmüştü. O günden bugüne yapılan tüm kamuoyu araştırmaları ve kamuoyu araştırmalarının ortalaması Cumhuriyet Halk Partisi’nin seçim sürecinde elde ettiği desteği kalıcılaştırdığı, kendisine bir görev olarak verilen oyların Cumhuriyet Halk Partisi’nin yerel yönetimlerdeki başarısının, yerel yönetimlerin memnuniyetiyle partiye devam eden bir desteğe dönüştüğü ve ülkeyi yönetmek için de Cumhuriyet Halk Partisi’nin vatandaşın gözünde ve nazarında önemli bir alternatif, bir gelecek iktidar umudu olarak şekillendiğini gösteriyor.” “VATANDAŞLARIMIZA ÇÖZÜM ÖNERİLERİMİZİ ANLATACAKLAR” “Bugün Cumhuriyet Halk Partisi Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi’nde Yürütme Kurulu’nu topladık. Bu Yürütme Kurulu da şu anda Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine karşılık gelen tüm bakanlıklar ve ilave olarak da bakanlık olarak temsil edilmeyen ve doğrudan Cumhurbaşkanı’na bağlı olan tüm kurumların sorumluları olan ve bu konuda oluşturulacak politika kurullarına başkanlık edecek gölge bakanlarımızdan oluşuyor. Politika kurullarımız beş ila yedi kişilik heyetlerle birlikte çalışacaklar ve onlar da kendi altlarında sahadan kendi deneyimleriyle, kendi ilişkileriyle ve partinin insan kaynakları havuzuyla tam bir koordinasyon içinde adeta iktidara yürüyen bir yönetim ordusu olarak faaliyet gösterecekler. Bundan sonra Parti Meclisimizin, Merkez Yönetim Kurulumuzun ve Meclis Grubumuzun yanında Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi’ndeki Yürütme Kurulumuz, bu üç kurulumuzla eş güdümlü, uyumlu bir şekilde vatandaşlarımıza kronikleşmiş ve çok iyi bildiğimiz, onların da yaşayarak bildikleri sorunlarını söylemenin ötesinde çözüm önerilerini söyleyecekler.” “NASIL HAKSIZ VE DÜZEYSİZ BİR DİL TERCİH ETTİKLERİ GÖRÜLDÜ” “Tabii bu konuda bir muhataplık açısından şaşkınlıkla karşı karşıyayız. Geçtiğimiz günlerde Cumhuriyet Halk Partisi, yeni yıldan 75 gün önce verilmesi hukuken zorunlu olan Türkiye Cumhuriyeti’nin 2026 yılı bütçe teklifini önce komisyonda, ardından da 14 gün süren müzakerelerle Genel Kurul’da ele aldı. Komisyonda da öyleydi. Ki Plan ve Bütçe Komisyonu’nda görevli değerli üyelerimiz bugün de burada görev yapıyorlar. Plan ve Bütçe Komisyonu’nda geçtiğimiz yıllardan farklı olarak elbette sorunları ama mümkün olduğu kadar kısa, eleştirileri mümkün olduğu kadar net, çözüm önerilerini ise büyük bir özgüvenle anlattık. Sizler de bunları haberleştirdiniz. 14 gün sürecek bütçe maratonunun ilk gününde liderler konuştu. Ben Cumhuriyet Halk Partisi adına 80 dakika boyunca sorunun altını çizip, uzun uzun çözüm önerilerimizi anlattım. Tabii buradaki temel belge, artık 2 milyon üyemiz adına görev yapan delegelerimizin oybirliği ile kabul ettiği parti programımızdı. Sorunları nasıl çözeceğimizi anlattık. 80 dakika polemik yapmadan, sorunu görerek, çözümü söyledik. Dün de Adalet ve Kalkınma Partisi’nin bütçedeki son kapanış konuşmalarını, hem grup olarak, hem Cumhurbaşkanı Yardımcısı’nın kapanış konuşmalarını, hem de muhalefetteki partilerin değerli konuşmacılarını dinlemek üzere oradaydık. Ben değerlendirmeyeceğim, milletimiz değerlendiriyor. O kadar yapıcı eleştiriye, o kadar soruna değil çözüme odaklanan söylemlere karşı dün iktidar partisinin nasıl bir polemik dilini tercih ettiğini, kendilerine yöneltilen eleştiriler yerine muhalefet partilerine, bilhassa ana muhalefet partisine, partimize nasıl haksız, nasıl düzeysiz, nasıl o polemikle kendi eleştirildikleri alanları örtmek isteyen bir dil tercih ettiklerini siz gördünüz. Geçmişte bakanlık görevinde bulunan ve şimdi komisyona hapsoldu diye kendisiyle, partisiyle sorunları olan birisinin söylemeye dilim varmıyor; edepsizlik boyutunda, bu parlamentoya yakışmayan ve kendi partisinin yöneticileri tarafından da ardından eleştirilen, bize üzüntülerin iletildiği en sonunda da Meclis’i karıştırıp, milletvekillerini birbirine düşürünce huzur bulan halini gördünüz.” “İKTİDAR İLE MUHALEFET YER DEĞİŞTİRMİŞTİR” “Ben bütün arkadaşlarıma şu değerlendirmede bulundum; ben 14 yıldır parlamentoda görev yapan birisiyim. 23 Nisan 1920’den bugüne parlamentonun hangi dönemlerde neler yapıp neler yaşadığını, hangi değişim ve dönüşümlerin neye denk geldiğini bilen, bildiğini düşünen birisiyim. Dün şu tescil olmuştur ki Türkiye’de fikren ve zikren iktidar ile muhalefet yer değiştirmiştir. Türkiye’de iktidar ve muhalefet psikolojik olarak yeri değişmiştir. Fiilen yer değiştirmeleri sandığı bekleme meselesidir. O yüzden artık Cumhuriyet Halk Partisi’ne iktidarın dili, Cumhuriyet Halk Partisi’nin sözcülerine, Cumhuriyet Halk Partisi’nin milletvekillerine iktidar dili ve yaklaşımı, iktidarda olan herkes gibi her türlü sert eleştiriye sabırlı bir şekilde yanıt vermek düşüyor. Bundan sonra da arkadaşlarımız bu şekilde devam edecekler. Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi Yürütme Kurulumuzun temel gündemi, 2018 yılından bu yana kronikleşmiş olan ekonomik ve sosyal kriz olacaktır, hiç şüphe yok. Elbette adalet kriziyle, elbette Türkiye’de milli eğitimdeki, Türkiye’de iç işlerindeki, dış politikadaki krizlerde mücadele edeceğiz. Ama bu konularda çok yetkin isimler, çok önemli hazırlıklarını kamuoyuyla, sizlerle paylaşacaklar. Ama vatandaşın ‘Benim barınma sorunum ne olacak, benim geçinme sorunum ne olacak, benim ısınma sorunum ne olacak, evladımın okulu ne olacak, okula aç gidip aç gelen evladım ne olacak?’ sorularına Cumhuriyet Halk Partisi’nin bundan sonra tamamen hedefe kilitlenmiş bir şekilde getireceği çözüm önerilerini bizlerden dinleyeceksiniz. Israrla, özenle üstünde durmak isterim ki; attığımız her adamın tek bir amacı var. Güven bekleyen, sarılacak bir dost bekleyen milletimizin, bize göstermek istediği güvene layık olmak. Son yerel seçimlerde gösterdiği güveni, önümüzdeki genel seçimlerde de almak. Biz hepinizin takdir ettiği liyakatli kadrolarımızla, Türkiye’yi AK Parti’den çok daha iyi yöneteceğimizi biz biliyoruz. Milletimizin de bunu gördüğünü görüyoruz. Cumhuriyet’in kazanımları ile birlikte bu ülkenin muhafazakarlarının, dindarlarının, kadınlarının, Alevilerin, Kürtlerin, gençlerin, kendisini öteki hisseden, mutsuz hisseden herkesin onurlu bir yaşam hayalinin ve tüm kazanımlarının teminatı olacağız. Haksızlıkları dile getireceğiz, anlatacağız elbette. Ama tüm kazanımların teminatı olduğumuz gibi, yarınlar için güven veren, güvence olan bir iktidarın namzeti olduğumuzu, bu iktidarın hazırlığı içinde olduğumuzu, bu iktidara hazır olduğumuzu anlatacağız.” “CUMHURİYET HALK PARTİSİ İKTİDARINDAN SADECE ZALİMLER KORKSUN” “Asla ve asla rövanşist bir tutum içerisinde olmayacağız. Yaptığımız mitinglerde ifade ediyorum. Cumhuriyet Halk Partisi’nin iktidarından zalimler korksun. Cumhuriyet Halk Partisi’nin iktidarından zulmedenler, hırsızlık yapanlar, kendi iktidarlarının devamı için bu ülkenin yarınlarını çalmak isteyenler, o yüzden Cumhuriyet’in armağan ettiği sandıkla bile artık bir meselesi olanlar, artık demokrasiye husumet duyanlar, ‘İktidara gelene kadar lazımdı, bundan sonra demokrasi lazım değil’ diyenlerle, onların hukuk dışı, anayasaya aykırı emirlerine, talimatlarına uyup, adeta kendilerine verilen cübbeleri bir darbeci postalı gibi, darbeci kamuflajı, tankı kullanan, muhalefetin üstünden geçmeye çalışan, bu ülkenin bir sonraki Cumhurbaşkanı’nı hapse atan, bu ülkenin müstakbel iktidar partisini şimdiki ana muhalefet partisini haksız saldırılarla siyasetin dışına itmeye çalışan, parti kapatmaya, Gazi’nin kurduğu partiyi kapatmaya tenezzül edenler, aklından geçirenler korksun. Ama bu iktidara oy verenler, geçmişte vermiş olanlar, son seçimde dahi vermiş olanlar, bu iktidarın üyesi olanlar, ittifak ortağının üyesi olanlar iktidarımızdan sadece umut duysunlar, iktidarımızla ilgili en iyi duygularda olsunlar. Çünkü biz CHP olarak rövanş almaya, kavga yapmaya, bu iktidarı seçenlerden hesap falan sormaya gelmiyoruz. Bir kusur varsa bizdeydi. Biz kendimizi iyi anlatamadık, biz doğru kadrolarımızı, doğru programımızı, doğru önerilerimizi milletimize doğru arz edemedik. Bugüne kadar yetkiyi alamadık. Ama girdiğimiz değişim kurultayından sonra, girdiğimiz ilk yerel seçimde kadınlarıyla, gençleriyle, ölçme değerlendirmeyle, en doğru adaylarıyla, en doğru projeleriyle milletimizin karşısına çıkınca bu millet bizi hemen dört ay sonra birinci parti yaptı ve görev verdi. O günden beri de arı gibi gayretimizle, namusumuzla, emeğimizle çalışıyoruz.” “MİLLET GÖRÜYOR” “Millet çalışanı da silkeleyeni de görüyor. Millet hak edeni de haksızlık yapanı da görüyor. Millet mağduru da zulmedeni de görüyor. Millet dünün mağdurunun bugünün zalimi olduğunu, kendisine yapılanı yapılmayanı, misliyle fazlasını millet görüyor takdir ediyor. O açıdan umudumuz yüksek, moralimiz yerindedir. Psikolojik üstünlüğümüz ahlaki üstünlüğümüzden ve meydanlardaki çoğunluk enerjimiz iktidar yürüyüşümüzdeki kararlılığımızdan kaynaklanmaktadır. 19 Mart’tan bu yana yaşadığımız tüm haksızlıklara rağmen, barıştan yana, kardeşlikten yana, demokrasiden yana bir tutum alıyoruz. Ve gücümüzü sadece ve sadece milletimizden alıyoruz. Türkiye’nin barışı, kardeşliği, bununla beraber huzuru ve refahı için; disiplinle, ciddiyetle, ne yaptığımızı bilerek baskılar karşısında asla geri adım atmayarak yürümeye devam edeceğiz. Enerjimiz de var. Liyakatli kadrolarımız da var. Planımız, stratejimiz ve en önemlisi çok güçlü bir irademiz var. Bizi 47 yıl sonra birinci parti yapan milletimize karşı da seçim gecesi verdiğimiz bir sözümüz var. Bizim verdiğimiz söz, bu başarıyı kendine mal etmemek, şımarmamak, kimseyi rahatsız etmemek, verilen anahtarı belediyenin kapısı, kasasının anahtarı ya da şehrin altın anahtarı değil; mecbur olduğumuz bir sonraki yapılacak seçimlerde Cumhuriyet Halk Partisi iktidarının anahtarı olduğunu ve verilen kredilerin tüketilmek üzere bir tüketici kredisi değil, insanların yarınlara ilişkin umutlarına yönelik bir yatırımcı kredisi olduğunu, insanların adil, zengin, barış içinde yaşayan, mutlu insanların Türkiye’sinin geleceğine Cumhuriyet Halk Partisi ile yatırım yaptıklarını hatırlamak ve hatırlatmak durumundayız.” “BİR EKSİK VAR” “Burada bu toplantıda elbette 17 gölge bakanımızla, koordinatörlerimizle birlikte ve Genel Sekreterimizle birlikte güçlü bir kadroyla buradaydık. Ama bir eksiklik. Eksik olan, benim Cumhurbaşkanı adayım değildi. Eksik olan Cumhuriyet Halk Partisi’nin Cumhurbaşkanı adayı değildi. Eksik olan 19 Mart’ta bundan önce, birisi iptal edilen seçimde olmak üzere, üç kez üst üste İstanbul’u kazanan, Sayın Erdoğan’ın gösterdiği Meclis Başkanı’nı yenen, Başbakan’ı yenen, en güvendiği bakanını yenen, farkı 13 binlerden, 806 bine, beş yıllık icraatın sonunda 1 milyon 100 bine çıkaran, İstanbul’un neredeyse tüm ilçelerinde kendi oylarıyla birinci olan Ekrem İmamoğlu’na yapılan darbeden sonra, millet 19 Mart’ta gördü ki ‘Bu yapılan iş benim seçtiğim belediye başkanından ziyade, gelecekte ülkeyi yönetecek Cumhurbaşkanına darbedir’ deyip, 23 Mart Pazar günü sandıklara koşan ve oy veren 15,5 milyon insanın, ardından seçtikleri aday belki o ön seçim gününde 15,5 milyon insan dayanışma sandıklarına koşarken, köyden beldeden koşamayan, ıraktan yetişemeyen, gönlü orada olup sandığa varamayanların bu sefer dünyanın en büyük imza kampanyasıyla, dünya siyasi tarihinin en büyük imza kampanyasına verdikleri 25,1 milyon imzayla, ‘Adayımı bırak, sandığı getir. Adayımı yanımda, sandığı önümde görmek istiyorum’ diyen insanların adayı yok bugün burada.” “EKREM İMAMOĞLU’NUN VARLIĞI MEVCUTTUR” “Ekrem İmamoğlu 25,1 milyon kişinin sandığa aday olarak çağırdığı, 15,5 milyon kişinin bizzat sandığa gidip oy kullandığı adaydır. Ve 278 gündür tutuklu haldedir. Hiç şüphe yok ki kendisiyle çok sağlıklı bir iletişimimiz, kendisinin küçük hücresinde de olsa, o plastik masanın üstünde olsa Türkiye’nin gelecek umuduna, Cumhuriyet Halk Partisi’nin iktidarına ve Türkiye’yi kalkındırmaya yönelik ortak irademize dair söyleyeceği çok sözü, yazdığı - çizdiği, verdiği önerileri, aklıyla yüreğiyle Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi’nde kendisinin bizatihi varlığı mevcuttur. Biz, o özgürlüğüne kavuşana kadar, millet onu vereceği oylarıyla Cumhurbaşkanı yapana kadar bu görevi burada bakan arkadaşlarımızla birlikte yapmaya ve ona vekâlet etmeye, ama ben, bakanlarımız, milletvekillerimiz, PM üyelerimiz değil. En az 2 milyon Cumhuriyet Halk Partisi üyemiz. Bunların 600 bini bu zulüm başladığında, koşa koşa gelip çağırdığımızda bu partiye son bir yılda, son dokuz ayda yeni üye olmuş ve Türkiye’nin değişim umudunu Cumhuriyet Halk Partisi’nde ve Ekrem İmamoğlu’nda gören kimselerdir. 2 milyon üyemizin, o her biri Cumhuriyet Halk Partisi’nin adayına, Ekrem İmamoğlu’na vekalet etmek için görev beklemektedir. Buradaki politika kurullarında oluşacak zaten çalışılmış ve bundan sonra da bir hükümet programına hızla dönüşecek, somut vaatler, en az 2 milyon kişilik ama gönüllülerle 10 milyonları geçecek, dünyanın en büyük siyasi kampanyasının ordusuyla milletimize arz edilecektir. Çalınmadık kapı, gidilmedik köy bırakmadan, işçileri sabahleyin servise uğurlayıp, akşamleyin karşılayarak, fabrikaları örgütleyerek, meydanlardan uzak kalmadan cesareti hep yukarıda ama yönetime ilişkin, yönetmeye ilişkin iradeyi de hep masada ve gündemde tutarak hep birlikte çalışmaya devam edeceğiz.” “ANAYASAYI TANIMAYANI TANIMAYAN BİR DÜZEN KURACAĞIZ” “Cumhuriyet Halk Partisi programını yenilerken hep birlikte izlediniz. Aslında programlar anayasalar gibi geleceğe doğru yazıldığı için aşkın zamanlı metinlerdir. Aslında pek de somut bir şey ondan beklemezsiniz. Ama milletimiz o kadar yılmış, Cumhuriyet Halk Partisi iktidarına, Cumhuriyet Halk Partisi’nin iktidar umuduna o kadar inanmış ama bir yandan da ‘Bu sorunlarım nasıl çözülecek?’ diye o kadar çok somut şey duymak istedi ki Cumhuriyet Halk Partisi programını bir programa göre çok somut vaatlere dönüştürdü ve bugün ilk toplantının gündeminde de bu iddialı, bu enerjik, bu liyakatli ve bu cesaretli binanın duvarlarında hep yankılanan, bugün toplantının ana gündemi olan hususlara kısa kısa değinmek isterim. Öncelikle Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi sadece kendisine iktidar yolunu değil, bu milletin iktidarı en kolay şekilde değiştirebilme hakkına olan saygısından seçim barajını yüzde 3’e düşürmeyi taahhüt ederek yani sadece bize değil, temsilde adalet meselesini ülkenin anayasasında öğütlendiği gibi temsilde istikrara kurban etmeden, yüzde 3 oy alan her partinin parlamentoda temsil edilmesini; bu yüzde 3 oy alan partilerin de değil, yüzde 1’i geçen her partinin hem örgütlenmek, hem de seçimlere girebilmek için hazine yardımı almasını taahhüt ederek yola çıkıyor. Seçilmişlere inandığımız için atanmışlara yönetim alanında belediyelerde verilen kayyım yetkilerinin tamamının son bulmasını ve yarından tezi yok istiyor ve savunuyor. Demokrasinin bir tepki ve protesto hakkı rejimi olduğunu görerek, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin önünde ve mülkiyeti de belediyelerimize ait olan alanın Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne devredilerek, Meclis Parkı’nın bir demokrasi parkı, oraya kurulacak bir kürsünün de demokrasi kürsüsü olmasını ve içerideki kürsü kadar çok dinlenilmesi gereken bir kürsünün Meclis’in hemen girişindeki Demokrasi Parkı’na kurmayı taahhüt ediyor. Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında Anayasa Mahkemesi’nin kararlarını tartışanın, anayasal düzeni tartışmak ve anayasal suç işlemek olduğunu altını çiziyor. Bunun adı; birinci kademe mahkemesi de olsa, istinaf mahkemesi de olsa, ülkenin başındaki Cumhurbaşkanı da olsa anayasayı tanımayanı, tanımayacak bir düzen inşa edeceğimizi ve bunların bütün müeyyidelerini hayata geçireceğimizi; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına harfiyen uyacağımızı; Hakimler ve Savcılar Kurulu’nun yapısını değiştireceğimizi, ilk iş oradan bakanı çekeceğimizi ve liyakate, mesleki başarıya göre terfi ve tayin sistemini getireceğimizi taahhüt ederek başlıyoruz. Yargıdaki vesayete de çeteleşmeye de son vermek en önemli görevimiz. Her vatandaşın yolu mahkemeye düştüğünde bir endişe değil, adalete ulaşacağına olan bir inancı yüreğinde hissetmesini taahhüt ediyoruz.” “BİRİLERİNİN DAHA AZ EŞİT OLDUĞU DÜZEN SON BULACAK” “Eşit yurttaşlığı, ‘vazgeçilmezimiz’ olarak tarif ediyor; Cem Evlerinin ibadethane olmasını; bu ülkede birilerinin eşit, birilerinin daha az eşit sayıldığı düzenin son bulmasını; son Kürt ‘Sorunum kalmadı’ diyene kadar Kürt sorununu tanımayı, son Alevi ‘Eşit hissetmiyorum’ demeyene kadar Alevilerin eşit yurttaşlık taleplerini görmeyi ve yerine getirmeyi taahhüt ediyoruz. Kadınların arkasından devletin güvencesini çeken bir gece yarısı haksız operasyonuna karşı İstanbul Sözleşmesi’ni tekrar hayata geçirmeyi taahhüt ediyoruz. Demokrasi, adalet ve barış bize refahı getirecek. TÜİK veri setleri tüm detaylarıyla açıklanacak. Enflasyon sepetini herkes bilecek. TÜİK, Tayyip Bey’i Üzmeyen İstatistik Kurumu değil; Türkiye’nin gerçek istatistik kurumuna dönüşecek. Vergi adaletsizliğinin son bulduğu; ev aletlerinden, tırnak makasından değil elmastan, pırlantadan ÖTV alındığı; zengin - fakir ayırt etmeyen herkesten alınan yüzde 63’lük dolaylı vergilerin, OECD ortalaması olan yüzde 30’a çekilmesinin ilk hedef olduğu; Türkiye’de dolaylı verginin yüzde 63-65-68, Kurumlar Vergisi’nin yüzde 11 olduğu bu düzeni tersyüz edeceğimizin taahhüdünü veriyoruz. Kazanmayanın vergi vermeyeceği, az kazananın az, çok kazananın da çok; vermesi gerektiği kadar çok vergi vermesini taahhüt ediyoruz. Gelir Vergisi’yle çalışanların 12 aylık maaşının üçünün devlet tarafından vergi diye alındığı bu adaletsiz düzen son bulacak. Dün Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcısı sordu; ‘Kendi Genel Merkezinizde yapıyor musunuz?’ Ayıptır söylemesi yapıyoruz. Kendi Genel Merkezimizde TİS, toplu iş sözleşmesi imzalanacaktı. Müzakereci heyet gitmeden, sendika ile oturmadan önce aşağıda, geldiler ve bana sordular; ‘Bir talebiniz, bir sınırınız?’ Dedim ki ‘Örgütlenmiş arkadaşlar, haklarını arayacak. Bütün müzakereler bitsin. Sakın bunu müzakere konusu yapmayın. Bittikten sonra bu ‘brüt maaş verme, her ay bir üst vergi dilimine geçerek, ilk ay aldığından iki, son ay 12-20-25 bin lira eksik maaş alma’ gibi bu işlerin son bulması için TİS bağıtlandıktan sonra altına Genel Başkan’dan yazın: ‘Artan vergi dilimleri Cumhuriyet Halk Partisi tarafından karşılanacak.’ Vatandaşa da taahhüdümüz budur. Açlık sınırının altındaki bir vergi dilimi olmayacak. Yani açlık sınırı 98 bin liraysa, 12 ile çarpılacak ve ilk vergi dilimi oradan sonra başlayacak.” “İLK ELDEN 100 BİN ÖĞRETMEN ATANACAK” “Sendika ve grev hakkının önündeki tüm engellerin kaldırılması, memurların toplu sözleşmeyle ve grev haklarıyla birlikte güçlendikleri, polisin de sendikasının olabildiği, kamuda mülakatın kaldırıldığı, ilk elden 100 bin öğretmenin atamasıyla sözleşmeli öğretmenlik sisteminin bitirildiği bir milli eğitim politikasını taahhüt ediyoruz. Asgari ücretin istisna olduğu, komisyonun yapısının işçi lehine değiştirildiği, asgari ücretin açlık sınırının altında asla kalmadığı, ilk bir yıl alınan ve kıdemle hızla uzaklaşılan bir ücret olduğu, asla temel ücrete evrilmediği bir düzeni öneriyor ve emekli maaşlarının da asgari ücret seviyesine çıkarılmasını taahhüt ediyoruz. Bu sene için asgari ücret önerimiz 39 bin lira, en düşük emekli maaşı önerimiz de 39 bin liradır. Çiftçi ÖTV ve KDV’siz mazotla 55 liraya değil, 33 liraya tarımda mazot kullanacak. Ayrıca milli gelirin yüzde 1’i olarak tarif edilmiş olan tarım desteklerinin beşte bir noktasında, binde iki noktasında yapıldığını hatırlatıp, bunu ilk bütçemizde düzeltmeyi taahhüt ediyoruz. Gençleri okutup işsiz bırakan sisteme son vermeyi, Avrupa’nın hatta dünyanın okuyanların, bir üniversiteden mezun olanların olmayanlara göre daha zor iş bulduğu bir kabus ülke olmaktan ülkeyi çıkaracağız. Gençler sınav peşinde koşmaktan yorulmayacaklar. YÖK kalkacak, üniversiteler bağımsız olacak. “SORUNLARI NASIL ÇÖZECEĞİMİZİ DUYACAKSINIZ” “TOKİ, bir yılda Cumhuriyet Yurtları’nı tamamlayacak. Avrupa’nın en pahalı, en yavaş internetini değil; 10 yıl sonunda Avrupa’nın en hızlı ve en ucuz internetini ama ilk iki yılın sonunda Avrupa’nın hızlı ve ucuz bir internetini gençlerimize vadediyoruz. Cumhuriyet Halk Partisi iktidarı, yasaksız bir Türkiye, vizesiz bir Avrupa vadediyor. Konut sorununun çözüldüğü, gelire göre ev ve kira uygulamasının başladığı, TOKİ’nin zenginlere değil; yoksullara konut ürettiği, göstermelik olarak sosyal konutların yüzde 5’inin kiralık değil; ihtiyaca göre yüzde 40’ının - 45’inin kiralık olduğu bir öneriyi olgunlaştırdık. AK Parti tarafından da kötü bir taklidi ile karşı karşıyayız. Bunların hepsini ve daha fazlasını hayata geçirmek için Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi kuruldu, Gölge Kabine oluştu, Politika Kurulu Başkanlıkları oluştu, kendi altlarındaki heyetler hızla oluşturuluyor. Bu binayı Cumhuriyet Halk Partisi’nin Genel Merkezi gibi tüm basın mensuplarının ziyaretlerini bekliyoruz. Genel Merkez’de parti içi kulis arayanlara, buraya geldiklerinde Türkiye’nin geleceğinin kulis haberlerini değil, umut haberlerini anlatmayı, her bir Gölge Kabinedeki bakanımızın sizleri ağırlarken tüm sorularınıza, Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında gelecekte bu sorunlar nasıl çözülecek, bunu da duyacağınızın, ele geçirilecek bir adalet sisteminin, bir yargı sisteminin peşinde değil; bir daha kim gelirse gelsin ele geçiriremeyeceği bir yargı sisteminin, yandaşlaştıracağımız bir basının, bizden yana yazacak basının değil; bundan sonra kim gelirse kalsın ele geçiremeyeceği bağımsız, özgür basının teşkil edileceğini bu binada arkadaşlarımızla birlikte sizler müzakere edeceksiniz.” “MUHALEFET DÖNEMİ KAPANDI” “Uzun lafın kısası, bizim için muhalefet dönemi ruhen de fikren de kapanmıştır. Fiilen kapanması, gelecek sandığın gününe bağlıdır. O güne kadar milletimiz müsterih olsun, pusulamız doğrudur, rotamız nettir. Hem hazırız hem kendimizden eminiz. Biz bu ülkeyi çok daha iyi yöneteceğimizi biliyoruz. Artık AK Parti krizlerin ve kaosların partisidir. Cumhuriyet Halk Partisi ise huzurun ve refahın müjdecisidir. Artık AK Parti yazın serin, kışın sıcak salonların partisidir. Cumhuriyet Halk Partisi meydan meydan büyüyen, sokakta yürüyen, vatandaşı görünce iki tarafın da yüzü gülen partidir. Türkiye’nin bu kadar derdi varken AK Parti’nin tek derdi maalesef taht kavgalarıdır. Bir mahdum, bir damat, bir bakan birbirini yemektedir. ‘Partinin başına sen geçeceksin, ben geçeceğim’ kavgasında trol orduları, sosyal medya çalışmaları, TikTok numaraları, milleti ‘Benim derdim ne, bunların derdi ne?’ sorusunu AK Parti’ye yönelttiği bir noktaya gelmiştir. O yüzden bundan önce Cumhuriyet Halk Partisi’nin kendi ümit ettikleri, yargı eliyle uğraştıkları, bir takım şekilde ümit ettikleri parti içi karışıklık haberlerinin gündeme gelmesiyle iktidarda kalacağını sananlara, biz o işleri çoktan aştık. Sizdeki kavgadan, kargaşadan medet ummuyoruz. Ama millet tahammül etmiyor. O yüzden de ya bu ülkeyi dünkü bütçedeki gibi muhalefete saldırarak, muhalefet yönelik kötü dille, en sonunda yani bütçeden bir iktidar en son neyi ümit eder? Bütçe oylamasından önce yumruklaşmayı ümit eder. Bunu yapacak kadar küçülen, bunu yapacak kadar tenezzül eden bir anlayıştansa, -önümüzdeki bahara herhalde artık, kış şartlarında olmaz- gelecek sandık bizim hazır olduğumuz, talep ettiğimiz, vatandaşın da ümit ettiği bir sandıktır. Kendine güvenen varsa, zaman zaman duyuyoruz. ‘Bir şirket bizi önde gösterdi’ diyorlar. O şirkete inanıyorsanız ne ala. Hadi ben de o şirkete inanayım. Kuralım mart-nisan ayında sandığı, beş yıl daha görev alın. Biz sandığı kurmaktan niye kaçtığınızı biliyoruz. Millet de niye kaçtığınızı biliyor. O yüzden büyük bir cesaretle, büyük bir umutla milletimizle birlikte o erken seçim sandığını talep etmeye ve o erken seçim sandığı gelene kadar, her an görevlendirileceğimiz iktidarı talep etmeye ve hazır olmaya bu Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi’nde fiziken bina olarak ama 81 ilde Türkiye’nin her yerinde, hem ilgili gölge bakanlarımızla hem de yardımcılarıyla birlikte çalıştıklarıyla hem de dünyanın en büyük propaganda örgütünü oluşturabileceğimiz 2 milyon Cumhuriyet Halk Partili ve talep eden tüm vatandaşlarımızla birlikte çalışmaya başlıyoruz.” “BUGÜNDEN İTİBAREN BAŞLIYORUZ” “Bugün önemli bir başlangıcın günüdür. Ümit ediyoruz dün geçen bütçe Adalet ve Kalkınma Partisi’nin iktidarda yaptığı son bütçedir. Gelecek bütçeyi biraz önce anlattığım esaslara ve çok daha fazlasına uygun olarak, bunlara uygun kalemlerle yapmaya talibiz. Eğer gelecek yıl bir kez daha bütçe yapacak olurlarsa 25’nci bütçeyi yapacaklar. O da bugünkü gibi yoksulluğu ortadan kaldırmayan, işsizliğe çare üretmeyen, Türkiye’ye iyi bir gelecek vadetmeyen bütçe olacak. Ama emin olun ki son bütçe olacak. Güçlü kadrolarımızla, liyakatli kadrolarımızla Türkiye’nin ilk 100 yılında yaptığımız her bütçeyle Türkiye’yi nasıl ayağa kaldırdıysak, salgın hastalıkları nasıl bitirdiysek, nasıl Anadolu’ya refahı yaydıysak, nasıl 10 yılda 15 milyon genç yaratırken Türkiye’yi demir ağlarla sardıysak, 100 yıl sonra görev yine bizdedir. 100 yıl sonra Türkiye’nin bir kez daha Cumhuriyet Halk Partisi’ne, ülkeyi kurtaran ve kuran iradenin bir kez daha görev almasına ihtiyacı vardır. Sorumluluğun farkındayız. Yeni başlıyoruz. Bugünden itibaren başlıyoruz. Yolumuz açık olsun. Türkiye’de herkes şunu bilsin: Yarınlar asla bugünler gibi olmayacak. Çünkü yarınlarda bir zümrenin değil; milletin, halkın partisi olacak. Hepinize teşekkür ediyorum arkadaşlar.”

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.