SON DAKİKA
Hava Durumu

#Özgür Karabat

Porsuk Haber Ajansı - Özgür Karabat haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Özgür Karabat haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Konkordato Düzeninin Ağır Bilançosu, Şirketler Çöküyor! Haber

Konkordato Düzeninin Ağır Bilançosu, Şirketler Çöküyor!

CHP Genel Başkan Yardımcısı Özgür Karabat, Türkiye ekonomisinde yaşanan derin krizin şirketler cephesinde konkordato patlamasıyla görünür hale geldiğini belirterek, mevcut ekonomi yönetimini sert sözlerle eleştirdi. EKONOMİ VATANDAŞTA İFLAS ETTİ, ŞİMDİ ŞİRKETLERDE Karabat, enflasyondan emekli maaşlarına, asgari ücretten temel yaşam giderlerine kadar her alanda ekonomi politikasının çöktüğünü vurgulayarak, bu iflasın artık şirket bilançolarına da yansıdığını ifade etti. Konkordato verilerinin ekonomik tablonun ciddiyetini açıkça ortaya koyduğunu söyledi. KONKORDATO SAYILARI KATLANDI Paylaşılan verilere göre; 2023 yılında konkordatoda geçici mühlet sayısı 519, kesin mühlet 353 iken, 2024’te geçici mühlet 1.723’e, kesin mühlet 827’ye çıktı. 2025’te ise tablo daha da ağırlaştı: Geçici mühlet 2.817, kesin mühlet 1.708 oldu. Karabat, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in göreve başladığı 2023’ten bu yana konkordato sayılarında yüzde 442’nin üzerinde artış olduğunu belirterek, “Bu tablo başarısız ekonomi yönetiminin sonucudur” dedi. “ŞİRKETLER MİLLİ SERVETTİR, YOK OLMALARINA GÖZ YUMULUYOR” Türkiye’de faaliyet gösteren her şirketin milli servet olduğunu vurgulayan Karabat, şirketlerin sadece konkordato ilan etmekle kalmadığını, aynı zamanda yurt dışına taşındığını söyledi. İstihdam sağlayan ve vergi ödeyen bu yapıların korunması gerekirken yok oluşlarının izlenmesini sert biçimde eleştirdi. ATATÜRK’ÜN SANAYİLEŞME VİZYONU TASFİYE EDİLİYOR Karabat açıklamasında, Atatürk’ün “Her fabrika bir kaledir” sözüyle simgeleşen sanayileşme hamlelerinin; özelleştirme, sıcak para, dış borç ve tüketime dayalı neoliberal politikalarla tasfiye edildiğini ifade etti. Savunma sanayii dışında pek çok sektörde geri dönülmez kayıplar yaşandığını belirtti. ALGILARLA YÖNETİLEN EKONOMİ, SEFALET VADEDİYOR Hizmet, ithalat ve ticarete dayalı yeni ekonomik düzenin sürdürülebilir olmadığını vurgulayan Karabat, “Algılarla yönetilen bu ekonominin ülkeye vaadi sefaletten başka bir şey değildir” sözleriyle uyarıda bulundu. Açıklama, konkordato verilerinin ekonomi yönetimi açısından ciddi bir alarm niteliği taşıdığını bir kez daha gözler önüne serdi.

CHP'li Karabat: "Emeklilik Sistemi Çöküyor!" Haber

CHP'li Karabat: "Emeklilik Sistemi Çöküyor!"

CHP Genel Başkan Yardımcısı Özgür Karabat, emeklilik sistemindeki derin bozulmaya dikkat çekerek, mevcut düzenin kayıt dışılığı ve sömürüyü büyüttüğünü söyledi. Karabat, “Türkiye’de emeklilik artık dinlenme hakkı değil, hayatta kalma mücadelesidir” dedi. Türkiye’de emeklilik sistemi derin bir krize sürüklendi. CHP Genel Başkan Yardımcısı Özgür Karabat, sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı kapsamlı açıklamada, AKP iktidarı döneminde emeklilik sisteminin adım adım çökertildiğini, bunun da çalışma hayatını kökten bozduğunu ifade etti. Karabat’a göre yaşananlar yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda vicdani ve toplumsal bir kriz niteliği taşıyor. “EMEKLİLİK SİSTEMİ BOZULURSA, ÇALIŞMA HAYATI ÇÖKER” Karabat, emeklilik sisteminin bir ülkenin en temel sosyal güvenlik mekanizmalarından biri olduğunu vurgulayarak, “Buradaki bozulma, kayıt dışılığı ve sömürüyü yaygınlaştırır. Sonuçta ortaya kalitesiz, güvencesiz ve adaletsiz bir ekonomi çıkar” değerlendirmesinde bulundu. Ödenen primlerin karşılığının alınamadığını belirten Karabat, emekliler arasında fiilen tek tip maaş dayatıldığını söyledi. Buna göre, yalnızca 5-6 yıl önce yaklaşık 1 milyon olan taban emekli maaşı alan kişi sayısı bugün 4,9 milyona ulaştı. Neredeyse her üç emekliden biri en düşük maaşa mahkum edilmiş durumda. “PRİM ÖDEMENİN ANLAMI KALMADI” Karabat, eğitim düzeyinin ve yıllarca ödenen primlerin emekli maaşına yansımadığını belirterek, “Bu tabloyu gören yurttaş ‘Ben niye prim ödeyeyim?’ diye soruyor” dedi. Yap-işlet-devret projelerine, garanti ödemelere ve faize trilyonlarca lira kaynak ayrılırken, emeklilere “kaynak yok” denilmesini sert sözlerle eleştirdi. Verdiği rakamlarla durumun vahametini ortaya koyan Karabat, 2003 yılında ortalama emekli aylığının asgari ücretin yüzde 36 üzerinde olduğunu, bugün ise yüzde 40 artırılsa bile asgari ücrete ancak yaklaşabildiğini hatırlattı. “AVRUPALI EMEKLİ TATİLDE, TÜRKİYE’DEKİ KUYRUKTA” Çalışmak zorunda kalan emeklilerin oranındaki artış da Karabat’ın dikkat çektiği başlıklardan biri oldu. 2002 yılında çalışan veya iş arayan emeklilerin oranı yüzde 36,6 iken, Aralık 2024 itibarıyla bu oran yüzde 65,7’ye yükseldi. Avrupa Birliği ülkelerinde ise çalışan emekli oranının ortalama yüzde 10 seviyesinde olduğunu belirten Karabat, “Avrupalı emekliler dünya turunda, bizim emekliler kent lokantası kuyruğunda” ifadelerini kullandı. Ayrıca ortalama emekli aylığının kişi başına GSYH’ye oranının 2002’de yüzde 46,4 iken 2025’te yüzde 29’a gerilediğini aktaran Karabat, emekli aylıkları ve hak sahiplerine yapılan ödemelerin GSYH’ye oranının AB-27 ülkelerinde ortalama yüzde 9,8, Türkiye’de ise yalnızca yüzde 3,7 olduğunu vurguladı. “BU SOSYAL DEVLET DEĞİL, SOSYAL ÇÖKÜŞ” Karabat açıklamasında, emeklilerin günlük hayatta yaşadığı yoksulluğu da somut örneklerle anlattı. “Emekli pazarda etikete bakıyor, eczanede ilacından vazgeçiyor, torununa harçlık veremiyor” diyen Karabat, bunun sosyal devlet anlayışıyla bağdaşmadığını söyledi. “Avrupa’da emeklilik refahın bir parçasıyken, Türkiye’de emeklilik yoksulluğun adı oldu” diyen Karabat, sorunun kaynak yetersizliği değil, siyasi tercih meselesi olduğunun altını çizdi. “Emekliye değil, betona ve faize öncelik veren bir anlayışın faturası milyonlara kesiliyor” ifadelerini kullandı. “BU DÜZEN DEĞİŞMEDEN ADALET GELMEZ” Açıklamasını güçlü bir çağrıyla tamamlayan Karabat, yaşananların artık bir vicdan meselesi haline geldiğini belirterek şunları söyledi: “Kaynak var ama emekliye yok. Çünkü tercih betondan, faizden, garantilerden yana. Türkiye’de emeklilik artık bir hak değil, yoksulluk sınavı haline getirildi. Bu düzen değişmeden adalet gelmez.”

CHP'li Karabat: "AKP Ekonomisi Çöküyor" Haber

CHP'li Karabat: "AKP Ekonomisi Çöküyor"

CHP Genel Başkan Yardımcısı Özgür Karabat, AKP’nin ekonomi politikalarını sert sözlerle eleştirdi. Karabat, sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı kapsamlı açıklamada, Türkiye’nin üretimle değil borçla ayakta tutulduğu bir ekonomik modele mahkum edildiği belirterek; “AKP dış borcu bir kalkınma aracı olarak değil, iktidarı sürdürmenin finansmanı olarak kullandı. Ancak artık yolun sonuna geliyoruz” ifadelerini kullandı. “HIZLI BORÇ, GEÇİCİ REFAH, SEÇİM KAZANDIRAN BİR HİKÂYE” Borçlanmanın bilinçli bir tercih olduğuna dikkat çeken Karabat, “Üretmek, verimliliği artırmak zor ve zaman alıcıdır. Borç almak ise hızlı büyüme, geçici refah ve seçim kazandıran bir ‘başarı hikâyesi’ sunar. AKP’nin seçtiği yol tam olarak budur” dedi. DÖVİZ GARANTİLERİYLE KURULAN DÜZEN Karabat, borçla büyümenin özellikle inşaat sektörü, kamu-özel iş birliği projeleri ve döviz garantili sözleşmeler üzerinden yürütüldüğünü vurgulayarak, “Borçla; inşaat, KÖİ ve döviz garantili projeler büyütüldü. Risk kamunun, kazanç belirli şirketlerin oldu” ifadelerini kullandı. Bu süreçte kurun baskılandığını ve toplumun borçla finanse edilen bir refah illüzyonuna alıştırıldığını söyledi. DIŞ BORÇ 22 YILDA 5 KAT ARTTI Paylaşılan verilere göre Türkiye’nin dış borç stoku 2009 sonunda 276 milyar dolarken bugün 565 milyar dolara yükseldi. Karabat bu durumu, “Bu bir normalleşme değil, kronikleşmiş bir borçlanma rejimidir” sözleriyle değerlendirdi. 2014’e kadar yaşanan sıçramanın arkasında enerji özelleştirmeleri, KÖİ projeleri ve döviz garantili sözleşmeler olduğunu belirtti. Karabat, Haziran 2023’te “rasyonel politikalara dönüyoruz” açıklamalarını hatırlatarak, “2022 sonunda dış borç 459 milyar dolardı. Eylül 2025 itibarıyla 565 milyar dolara çıktı. Rasyonellik buysa, irrasyonel neydi?” diye sordu. BOZUK TERMOMETRE HESABI Borç/milli gelir oranına ilişkin değerlendirmelerde kullanılan kur varsayımlarını da eleştiren Karabat, “Reel dış borç oranını, yapay olarak düşük tutulan kurla hesaplıyorlar. Bu da yüksek ateşi bozuk termometreyle ölçmeye benzer. Rakamlar düşer, hastalık iyileşmez” dedi. 70 MİLYAR DOLAR FAİZ ÖDEDİK Faiz yükünün altını çizen Karabat, “Türkiye 2010’da dış borç için 8,6 milyar dolar faiz ödüyordu. 2023’te bu rakam 18 milyar dolara çıktı. Sadece son 3 yılda yaklaşık 70 milyar dolar dış borç faizi ödendi” ifadelerini kullandı. Bu paranın üretime gitmediğini vurgulayarak, “On milyarlarca dolarlık faiz ödemesi ne fabrika, ne tarla, ne teknoloji demek” dedi. “EKONOMİ RAKAMLARLA DEĞİL, HAYATLA ÖLÇÜLÜR” Açıklamasını sert bir soruyla bitiren Karabat, “Bu modelin adı belli: Borçla büyüme, garantiyle zenginleşme, faizle fakirleşme. O zaman soralım, bu kadar borçla kimin refahı arttı? İşçinin mi, emeklinin mi, çiftçinin mi?” dedi. Karabat, “Ekonomi rakamlarla değil, hayatla ölçülür. Ve bu hayat, her geçen yıl biraz daha pahalı, biraz daha borçlu, biraz daha güvencesiz hale geliyor” sözleriyle iktidarın ekonomi anlayışını eleştirdi. Karabat’ın Sosyal Medya Açıklaması Şöyle: Borçla şişirilen ekonomi, 70 milyar dolarlık faiz yükü ve yolun sonu; 1) AKP dış borcu bir kalkınma aracı olarak değil, iktidarı sürdürmenin finansmanı olarak kullandı. Ancak artık yolun sonuna geliyoruz. Ağır bedelin tablosunu hep birlikte ortaya koyalım. 2) Üretmek, verimliliği artırmak zor ve zaman alıcıdır. Borç almak ise hızlı büyüme, geçici refah ve seçim kazandıran bir “başarı hikâyesi” sunar. AKP’nin seçtiği yol tam olarak budur. 3) Borçla; inşaat, kamu özel iş birliği (KÖİ) ve döviz garantili projeler büyütüldü. Risk kamunun, kazanç belirli şirketlerin oldu. Kur baskılandı, ithalat ucuzladı, toplum borçla finanse edilen bir refah illüzyonuna alıştırıldı. Yapısal reformlar sürekli ertelendi. 4) Sonuçta borç arttı, faiz ödemeleri patladı, ücretler eridi, yatırım düştü. AKP sürekli büyüyen bir ekonomi değil, sürekli yönetilebilir bir toplum hedefledi. Bedeli ise gelecek kuşaklara bırakılan devasa bir borç oldu. 5) Son 22 yılda dış borç stoku neredeyse 5 kat arttı. 2009 sonunda Türkiye’nin dış borç stoku 276 milyar dolardı. Bugün geldiğimiz nokta ise 565 milyar dolar oldu. Bu bir normalleşme değil, kronikleşmiş bir borçlanma rejimidir. 6) 2014’e kadar dış borç 413 milyar dolara çıktı. Bu sıçramanın arkasında ne vardı? Enerji özelleştirmeleri, KÖİ projeleri ve döviz garantili sözleşmeler. Yani üretmeden borçlanma. 7) Bu tarihlere dikkat: 2022 sonunda dış borç 459 milyar dolardı. Haziran 2023’te “rasyonel politikalara dönüyoruz” denildi. Sonuç? Eylül 2025 itibarıyla 565 milyar dolar. Rasyonellik buysa, irrasyonel neydi? 8) Savunma ise hep aynı: “Borç arttı ama milli gelir de arttı, sorun yok.” Peki soru şu: Hangi kurdan hesaplanan milli gelirle? Baskılanmış döviz kuru üzerinden yapılan oranlar gerçeği gizliyor. 9) Reel dış borç oranını, yani “Dış borç / milli gelir” oranını, yapay olarak düşük tutulan kurla hesaplıyorlar. Bu da yüksek ateşi bozuk termometreyle ölçmeye benzer. Rakamlar düşer, hastalık iyileşmez. 10) Borç varsa elbette bir de faizi vardır. Türkiye 2010’da dış borç için 8,6 milyar dolar faiz ödüyordu. 2016’da bu rakam 10 milyar doları geçti. 2023’te dış borç faizi 18 milyar dolar, 2024’te 23 milyar dolara yaklaştı. Geçen yılın ilk 10 ayında 24,6 milyar dolar ödendi. Bu hızla 2025’teki faiz ödemesi 26 milyar doları geçer. 11) Orta büyüklükte bir ekonomi için tablo hiç de iyi değil. Sadece 3 yılda yaklaşık 70 milyar dolar dış borç faizi ödendi. Önümüzdeki yıllarda bu daha da artacak. On milyarlarca dolarlık faiz ödemesi ne fabrika, ne tarla, ne teknoloji demek. 12) Dövizle borçlanıp aynı anda neler yaşıyoruz? İşsizlik, düşük asgari ücret, eriyen emekli maaşları, bozulan gelir dağılımı, yetersiz yatırım, çöken tarım. Ama kaynak dışarıya, ranta, yandaşa akıyor. 13) Üstelik mesele sadece dış borç değil. Hazine ve özel şirketler yurt içinde de dövizle borçlanıyor. Bu rakamlar çoğu zaman resmi dış borç istatistiklerinde bile görünmüyor. Şirketlerin toplam iç ve dış döviz cinsi borcu 300 milyar dolara yaklaştı. Kur arttıkça bilançolar bozuluyor, yatırım iştahı değil borç stresi büyüyor. 14) Bu modelin adı belli: Borçla büyüme, garantiyle zenginleşme, faizle fakirleşme. Kazanan az, ödeyen çok. O zaman soralım, “Bu kadar borçla kimin refahı arttı?” İşçi mi, emekli mi, çiftçi mi? Yoksa sadece borç-faiz-ekonomi üçgeninde dönen bir düzen mi büyüdü? 15) Ekonomi rakamlarla değil, hayatla ölçülür. Ve bu hayat, her geçen yıl biraz daha pahalı, biraz daha borçlu, biraz daha güvencesiz hale geliyor. AKP ve yandaşları ise borca dayalı balon ekonomi ile düzenini sürdürme derdinde."

Özel Hayatlar Değil, Açlık ve Yoksulluk Konuşulmalıdır! Haber

Özel Hayatlar Değil, Açlık ve Yoksulluk Konuşulmalıdır!

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkan Yardımcısı Özgür Karabat, işçi ve emeklilerin derinleşen yoksulluğunun yeni yıl öncesinde bilinçli biçimde unutturulmaya çalışıldığını belirterek, Türkiye’nin gerçek gündeminin örtbas edildiğini vurguladı. Karabat, sosyal medya hesabı X üzerinden yaptığı açıklamada, ekonomik krizin toplumun en kırılgan kesimlerini ağır biçimde etkilediğini ifade etti. ASGARİ ÜCRET AÇLIK SINIRININ ALTINDA, EMEKLİ DAHA DA ZORDA Karabat, 28 bin 75 TL olarak belirlenen asgari ücretin açlık sınırının altında kaldığını hatırlatarak, emekliler açısından tablonun daha da ağırlaştığını söyledi. En düşük emekli maaşının 19 bin TL civarında kalmasının beklendiğini belirten Karabat, seyyanen zam yapılsa dahi emekli maaşlarının insani yaşam koşullarından çok uzak olduğunu dile getirdi. 2017 REFERANDUMU VAATLERİ, DERİN YOKSULLUK GERÇEĞİNE DÖNÜŞTÜ AKP’nin 2017 başkanlık referandumunu “istikrar ve zenginlik” vaadiyle halka sunduğunu hatırlatan Karabat, bugün gelinen noktada okulda açlıktan bayılan çocukların, kötü koşullarda yaşam mücadelesi veren emeklilerin, umutsuz gençlerin ve artan suç oranlarının bu politikanın sonucu olduğunu söyledi. “EMEKLİ TEMBEL” ALGISI GERÇEKLERİ GİZLEYEMİYOR! Emeklilerin hak arayışının medya propagandasıyla tembellik ve bedavacılıkla yaftalandığını eleştiren Karabat, araştırma verilerinin bunun tam tersini gösterdiğini vurguladı. Ortalama emekli aylığının 2003 yılında asgari ücretin yüzde 36 üzerinde olduğunu, bugün ise en az yüzde 20 altına düştüğünü ifade etti. EMEKLİNİN EKONOMİDEKİ PAYI ERİYOR Karabat, 2002 yılında, ortalama emekli aylığının kişi başına düşen GSYH’ye oranının yüzde 46,4 olduğunu, bu oranın 2025 itibarıyla yüzde 29’a gerilediğini belirtti. Düşük maaşlar nedeniyle milyonlarca emeklinin yeniden çalışmak zorunda kaldığını söyleyen Karabat, çalışan veya iş arayan emeklilerin oranının 2002’de yüzde 36,6 iken 2024 sonunda yüzde 65,7’ye yükseldiğine dikkat çekti. “EMEKLİ EKONOMİYE YÜK” SÖYLEMİ GERÇEĞİ YANSITMIYOR Emekli maaşlarının ekonomiye yük olduğu iddiasının da gerçeği yansıtmadığını ifade eden Karabat, emekli ve hak sahiplerine yapılan ödemelerin GSYH’ye oranının AB ülkelerinde ortalama yüzde 9,8 iken Türkiye’de yalnızca yüzde 3,7 olduğunu kaydetti. Aktif-pasif oranına ilişkin iddiaların da çarpıtıldığını belirten Karabat, bu oranın Türkiye’de 1,75 ile Avrupa ortalamasının üzerinde olduğunu söyledi. Emeklilerin nüfus içindeki payı artmasına rağmen ekonomiden ve bütçeden aldıkları payın azaldığını vurgulayan Karabat, asıl sorunun artan bütçenin adil dağıtılmaması olduğunu ifade etti. Bu durumun açık bir servet transferi anlamına geldiğini belirten Karabat, emeklilerin hakkının gasp edildiğini söyledi. “GERÇEK GÜNDEM YOKSULLUKTUR” İşçi ve emeklinin geçim sıkıntısı derinleştikçe toplumsal huzursuzluğun arttığını, ailelerin dağıldığını ve suç oranlarının yükseldiğini belirten Karabat, iktidarın bu sorunları çözmeye yönelik ne bir vizyonu ne de iradesi olduğunu ifade etti. Ülke ekonomisinin adeta yangın yerine döndüğünü söyleyen Karabat, yargı operasyonlarıyla gerçek gündemin örtülmeye çalışıldığını belirterek şu çağrıyı yaptı: “Suçlularla mücadele edilsin; ancak hukuk da işlesin. Özel hayatlar değil; yoksulluk, açlık ve geçim derdi konuşulmak zorundadır.”

Sanayi Çöküyor, Ekonomik Düzen Çin'e Teslim! Haber

Sanayi Çöküyor, Ekonomik Düzen Çin'e Teslim!

CHP Genel Başkan Yardımcısı Özgür Karabat, Türkiye’de hızla büyüyen e-ticaret sektörünün Çinli şirketlerin kontrolüne geçtiğini belirterek hükümetin bu alandaki düzenlemeleri yabancı devlerin lehine değiştirdiğini söyledi. Karabat, “Sanayimiz çöküyor, ekonomi Çin’e teslim ediliyor” diyerek sert uyarılarda bulundu. E-TİCARETTE ÇİN HAKİMİYETİ Karabat’ın paylaştığı verilere göre Türkiye’de e-ticaret hacmi 2024’te %61,7 artışla 3 trilyon TL’nin üzerine çıktı; 2025’te bu rakamın 5 trilyon TL’ye ulaşması bekleniyor. E-ticaretin genel ticaret içindeki payı %20’ye yaklaşırken, bu alanda Çinli şirketlerin etkisi belirgin biçimde büyüyor. Alibaba’nın sahibi olduğu Trendyol’un sektördeki işlemlerin yaklaşık dörtte birini tek başına gerçekleştirdiğini hatırlatan Karabat, “Türkiye’de artık meydanlarda değil, elektronik pazaryerlerinde rekabet yaşanıyor. O pazaryerlerinin de hâkimiyeti Çinli şirketlerde” dedi. LİSANS ÜCRETLERİ ŞEFFAF DEĞİL, DENETİM ZAYIF E-ticaret sektöründe tekelleşmenin önüne geçmek amacıyla çıkarılan yasaya rağmen, yapılan düzenlemelerin Trendyol lehine sürekli değiştirildiğini belirten Karabat, ihracat ve yatırım tutarlarının işlem hacminden düşürülerek lisans ücretlerinin azaltıldığını ifade etti. Mart ayında ödenen ilk lisans bedellerinin kamuoyuyla paylaşılmadığını söyleyen Karabat, “Hesaplamalar şirket beyanlarına göre yapılıyor. Kamu denetimi yok, şeffaflık yok. Kamu çıkarı korunuyor mu bilinmiyor” ifadelerini kullandı. REKLAM VE İNDİRİM OYUNLARI REKABETİ BOZUYOR Karabat, büyük ölçekli şirketlerin aşırı reklam ve zararına indirimlerle küçük satıcıları ezmelerini önlemek için getirilen sınırlamaların sponsorlu reklamlar üzerinden delindiğini ve indirim limitlerinin yeterince denetlenmediğini söyledi. “Rekabeti korumak için çıkarılan düzenlemeler kâğıt üzerinde kaldı. Hakim oyuncular limitleri dolanıyor, küçük işletmeler ise piyasadan siliniyor” dedi. TEMU UYARISI: ‘YÜZ MİLYONLARCA DOLAR DIŞARI AKIYOR’ Çinli TEMU platformunun piyasaya verdiği zarara da dikkat çeken Karabat, bu platform üzerinden satılan ucuz, kalitesiz ve sağlıksız ürünlerin Türkiye’deki yoksullaşmayı derinleştirdiğini söyledi. “Halkı yoksulluğa mahkûm eden iktidar, TEMU ürünlerinin ülkeye girişine göz yumuyor. Yüz milyonlarca dolar bu platforma gidiyor” ifadeleriyle sert eleştiriler yöneltti. ‘ÇİN, TÜRK EKONOMİSİNİ ELE GEÇİRİYOR’ Karabat, Türkiye’nin geçtiğimiz yıl Çin’e 42 milyar dolar dış ticaret açığı verdiğini hatırlatarak özellikle tekstil ve hazır giyim gibi kritik sanayi kollarının hızla küçüldüğüne dikkat çekti. “Üretmiyoruz, hazırını Çin’den alıyoruz. Çin, Türkiye’de tedarik zincirlerini, e-ticaret piyasasını ele geçiriyor. Ne fabrika açıyorlar ne de teknolojik bilgi getiriyorlar. Böyle devam ederse Türkiye’nin GSYH’sinin en az %20’si Çin kontrolü altına girecek” dedi. ‘ERDOĞAN VE ŞİMŞEK İTHALAT ARTIŞINDAN RAHATSIZ DEĞİL’ Hükümetin Çin’den yapılan ithalatın ekonomiye verdiği zararla ilgilenmediğini belirten Karabat, “Erdoğan’ın veya Mehmet Şimşek’in Çin’den ithalat konusunda bir kez bile rahatsızlık duyduğunu gördünüz mü? Yapılan düzenlemeler Çinli firmalara çıkar sağlıyor, yerli firmalarımız oyundan düşüyor” dedi. ‘ASIL BEKA MESELESİ EKONOMİK BAĞIMSIZLIĞIN YOK OLUŞUDUR’ Türkiye’nin iktisadi ve diplomatik bağımsızlığının tehlikede olduğunu vurgulayan Karabat, açıklamasını şöyle tamamladı: “AKP, kendi ikbali için Türkiye’nin ekonomik potansiyelini ABD’ye, Çin’e, Rusya’ya pazarlık konusu yapıyor. Asıl beka meselesi budur. Devletin görevi, hem müşterileri hem de satıcıları Çinli pazaryerlerinin insafına terk etmemektir. Şeffaf denetim, güçlü kurallar ve dengeli bir rekabet ortamı sağlanmazsa Türk sanayisi geri dönülemez bir yok oluş sürecine girecek.”

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.