SON DAKİKA
Hava Durumu

#Özelleştirme

Porsuk Haber Ajansı - Özelleştirme haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Özelleştirme haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

İYİ Parti İl Başkanı Serdar Ulucan: "Eskişehir Sahipsiz Değildir!" Haber

İYİ Parti İl Başkanı Serdar Ulucan: "Eskişehir Sahipsiz Değildir!"

İYİ Parti Eskişehir İl Başkanı Serdar Ulucan, düzenlediği basın toplantısında kentin gündemine dair kritik açıklamalarda bulundu. Sağlık alanlarının özelleştirme iddialarından PTT Başmüdürlüğü’nün kapatılmasına kadar pek çok konuya değinen Ulucan, "Eskişehir sistematik bir şekilde zayıflatılıyor" dedi. ​İYİ Parti Eskişehir İl Başkanı Serdar Ulucan, düzenlediği geniş katılımlı basın toplantısında Türkiye'nin ve Eskişehir'in içinde bulunduğu durumu değerlendirdi. Ekonomik krizden adalet sorununa, liyakatsizlikten yerel yönetim zafiyetlerine kadar pek çok başlıkta iktidarı eleştiren Ulucan, Eskişehir’in kurumsal gücünün elinden alınmaya çalışıldığını savundu. ​"Ülke Sadece Ekonomik Değil, Yönetim Krizi Yaşıyor" ​Konuşmasına Türkiye’nin genel tablosunu çizerek başlayan Ulucan, halkın geçim derdiyle boğuştuğunu belirtti. Ulucan, "Bugün Türkiye yalnızca ekonomik bir darboğaz yaşamamaktadır. Geçim, adalet, üretim, aile ve yönetim krizinin aynı anda yaşandığı ağır bir sürecin içindeyiz. Gençlerimiz işsiz, emekçimiz vergi yükü altında, esnafımız ise borçla ayakta kalmaya çalışıyor" ifadelerini kullandı. ​Eskişehir’deki Sağlık Alanları ve Özelleştirme İddiaları ​Eskişehir’deki kamu varlıklarının hedef alındığını belirten Ulucan, özellikle Hava Hastanesi ve eski Devlet Hastanesi arazileriyle ilgili sürece dikkat çekti: ​"Hava Hastanesi, eski Devlet Hastanesi ile Sivrihisar ve Mihalıççık’taki sağlık alanlarının özelleştirme kapsamına alınması girişimleri, şehrimizin kurumsal gücüne darbe vurmaktadır. Tepkiler üzerine geri adım atılmış gibi yapılsa da ortada resmî ve bağlayıcı bir açıklama yok. Eskişehir halkının hafızasında yeri olan bu alanların satış tehdidiyle karşı karşıya kalması bile başlı başına bir yönetim zafiyetidir." ​PTT Başmüdürlüğü Tartışması: "Eskişehir'in Yetkileri Azaltılıyor" ​Ulucan, 2026 yılının başında hayata geçirilen yeni bölge yapılanmasıyla Eskişehir PTT Başmüdürlüğü’nün kapatılarak Ankara’ya bağlanmasını sert bir dille eleştirdi. Afyonkarahisar, Kütahya ve Bilecik gibi illeri de kapsayan bir merkezin tasfiye edilmesinin kabul edilemez olduğunu vurgulayan Ulucan, şu soruları yöneltti: ​Neden sürekli Eskişehir’in kurumları ve değerleri hedef alınmaktadır? ​Neden yatırım yapılması gereken şehrin yetkileri azaltılmaktadır? ​Mahmudiye PTT şubesinin haftada 3, Han şubesinin 2 gün açık kalacağı konuşulurken, halkın hizmete erişimi nasıl etkilenmeyecek? ​"Siyaset Değil, Oyalama Taktiği" ​AK Parti Eskişehir İl Başkanı’nın konuyla ilgili "Bakan Bey ile görüşeceğim" şeklindeki açıklamalarını da takip ettiklerini belirten Serdar Ulucan, "Bu görüşme yapıldı mı? Yoksa Eskişehir kamuoyu bir kez daha oyalama siyasetiyle mi karşı karşıyadır? Dört ili kapsayan bir müdürlüğün kendi dönemlerinde kapatılmasından rahatsızlık duymayanların inandırıcılığı kalmamıştır" dedi. ​"Sandıkta Gereken Cevap Verilecek" ​İYİ Parti olarak şehrin haklarını savunmaya devam edeceklerini belirten Ulucan, açıklamasını şu sözlerle noktaladı: "Eskişehir sahipsiz değildir. Şehrimizi masa başında küçültmeye çalışan anlayışa karşı susmayacağız. Sağlık alanlarımızı, kamu kurumlarımızı ve Cumhuriyet birikimimizi sonuna kadar savunacağız. Milletimiz çaresiz değildir, günü geldiğinde sandıkta gereken cevabı verecektir." Basın toplantısının ardından ise partiye yeni üye olan vatandaşlara rozet takım töreni gerçekleştirildi.

Sağlık-Sen Eskişehir Şube Başkanı Köksal: "Sağlık Çalışanı Artık Nefes Alamıyor!" Haber

Sağlık-Sen Eskişehir Şube Başkanı Köksal: "Sağlık Çalışanı Artık Nefes Alamıyor!"

Sağlık-Sen Eskişehir Şube Başkanı Hasan Hüseyin Köksal, düzenlediği basın toplantısında Eskişehir’deki sağlık sisteminin ve sağlık çalışanlarının kronikleşen sorunlarını masaya yatırdı. Köksal, personel yetersizliğinden hukuksuz çalışma şartlarına, ekonomik sıkıntılardan bürokratik hatalara kadar pek çok konuda çarpıcı iddialarda bulundu. ​"10 Çalışandan 2’si Sağlık Sorunları Nedeniyle Nöbet Tutamıyor" ​Eskişehir’de görev yapan 10 bin 14 sağlık çalışanının iş yükü altında ezildiğini belirten Köksal, personel dağılımındaki adaletsizliğe dikkat çekti. Sağlık Bakanlığı’nın stratejik personel atamalarını ihtiyaca göre değil, talebe göre yaptığını vurgulayan Köksal: ​"2026 yılı Mayıs ayı gelmesine rağmen şehre sıfır atama yapıldı. Mevcut 10 bin personelin sadece 6 bini aktif sağlık hizmeti veriyor. Ağır iş yükü nedeniyle her 10 çalışandan ikisi engelli hale gelmiş durumda ve nöbet tutamıyor. Bu %20’lik bir güç kaybı demektir," dedi. ​Osmangazi Üniversitesi Hastanesi’nde Hukuksuz Çalışma İddiası ​Özellikle Osmangazi Üniversitesi (ESOGÜ) Tıp Fakültesi’ndeki yoğun bakım şartlarını eleştiren Köksal, 3. basamak yoğun bakımlarda iki yatağa bir hemşire bakması gerekirken, ESOGÜ’de bir hemşirenin 4-5 hastaya bakmak zorunda kaldığını ifade etti. Köksal, "Bu durum açıkça hukuksuzdur; hastane enfeksiyonlarını ve bakım hatalarını tetiklemektedir. Burayı yönetemeyenler ya görevlerini bıraksın ya da sistemin düzelmesi için adım atsın," ifadelerini kullandı. ​"2026 Aile Yılı’nda Sağlıkçı Aileleri Dağılıyor" ​Hükümetin 2026 yılını "Aile Yılı" ilan etmesine rağmen sağlık çalışanlarının aile bütünlüğünün bozulduğunu söyleyen Başkan Köksal, ekonomik ve sosyal baskıya değindi: ​Geçim Derdi: "Sağlık çalışanları artık büyükşehirlerde geçinemiyor. Genç memurlar 70 bin liralık maaşla hayatını idame ettiremeyeceğini düşünerek başka yollar arıyor." ​Nöbet Yükü: "Ayda 15-16 gece evinden ayrı kalan bir hemşireden mutlu bir aile yapısı bekleyemezsiniz. En çok boşanma sağlık çalışanları arasında görülüyor." ​"Eskişehir Siyasi Lobisini Kaybediyor" ​Eskişehir’in çevre illere kıyasla yatırımlarda geri kaldığını savunan Köksal, kentin siyasi lobisinin zayıflığına dikkat çekti: ​"Afyon ve Kütahya’da yollar ve hastaneler modernize edilirken, biz hala Seyitgazi yolunu bitiremedik. Sivrihisar’da %80’i tamamlanmış sağlık tesisi bile özelleştirme kapsamına alınıyor. Ankara’daki bürokratlar sahadan o kadar kopuk ki, şehrimizin ihtiyaçlarını görmezden geliyorlar." ​Randevu Krizi ve Ücretsiz Sağlık Sistemi Eleştirisi ​Sağlık sistemindeki randevu sorununa da değinen Köksal, "Vatandaş 6 ay sonraya randevu alırken, bürokratlar araya girip 7 günde muayene olabiliyor. Bu adaletsizliktir. Ayrıca sağlığı tamamen ücretsiz ve sınırsız sunmaya çalışırsanız kalitesini koruyamazsınız. Bir kişi ayda dört farklı uzmana gidiyorsa bu sistem sürdürülebilir değildir," dedi. ​6 Haziran’da Büyük Kongre ​Açıklamalarını 6 Haziran’da yapılacak olan 7. Olağan Genel Kurul davetiyle sonlandıran Köksal, "Türkiye’nin en şeffaf seçim sürecini yönettik. Yeni, genç ve güçlü bir kadroyla sağlık çalışanlarının sesi olmaya, yanlışları söylemeye devam edeceğiz," diyerek kararlılık mesajı verdi.

Hayali Rakamlar Üretip, Her Şey Yolundaymış Algısıyla Yönetmeye Çalışıyorsunuz Haber

Hayali Rakamlar Üretip, Her Şey Yolundaymış Algısıyla Yönetmeye Çalışıyorsunuz

Odunpazarı Belediyesi Meclis Toplantısı’nda 2025 yılı bütçe kesin hesabı ve taşınır kesin hesabı görüşüldü. CHP Grubu adına söz alan Meclis Üyesi Uğur Yıldız, belediyenin ekonomik kriz ve yüksek enflasyona rağmen mali disiplini koruyarak 2025 yılını 294 milyon 812 bin TL bütçe fazlası ile kapattığını duyurdu. ​Mali Sürdürülebilirlik ve Güçlü Disiplin ​Uğur Yıldız, belediyenin bütçe yönetimindeki başarısını rakamlarla özetledi. 4 milyar 250 milyon TL olarak tahmin edilen gider bütçesinin 2 milyar 836 milyon TL olarak gerçekleştiğini belirten Yıldız, harcama yetkisinin verimli kullanıldığına dikkat çekti. Yıldız yaptığı konuşmada şu ifadelere yer verdi; "Belediyemizin 2025 mali yılı bütçe kesin hesabı ve taşınır kesin hesabı üzerine söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle sizleri, toplantımızı takip eden basın mensuplarını ve hemşerilerimizi saygıyla selamlıyorum. Belediyemizin 2025 mali yılı bütçe kesin hesabı; geçen ay meclisimizde görüştüğümüz faaliyet raporunun rakamsal karşılığını, bütçeyle tahmin edilen gelirlerin tahakkukunu, tahsilini ve giderlerin ne olduğunu gösteren kesinleşmiş sonuçlarıdır. 2025 mali yılında gelir-gider farkının 294 milyon 812 bin lira bütçe fazlası vererek sonuçlandığını ve bütçe gelirlerinde toplam tahakkukun net tahsilata oranının ise %90 olduğunu görmekteyiz. Bütçe giderleri; 4 milyar 250 milyon tahmin edilmiş, gerçekleşme 2 milyar 836 milyon olmuş ve 2024 yılına göre %43 oranında artmıştır. Belediyelerin bütçesi, tahmin yöntemiyle hazırlanmaktadır. Meclis tarafından onaylanan bütçe, belediyenin harcama limitini ifade etmektedir. Başka bir ifadeyle; meclis tarafından verilen 4 milyar 250 milyonluk harcama yetkisinin 2 milyar 836 milyonu kullanılmış, geriye kalan 1 milyar 400 milyon tutarındaki ödenek mevzuat gereği iptal edilmiştir. Yani önceki mecliste ifade edildiği gibi, sanki var olan 1 milyar 400 milyonluk bir tutarın harcamalarda kullanılmaması söz konusu değildir. Belediyemiz 550 milyon borçlanma yetkisine rağmen bunun yalnızca 100 milyonunu kullanmıştır. Yine burada da gider bütçesiyle aynı esas üzerinden hareketle; 550 milyonluk finansman öngörüsünde bulunulmuş ancak 100 milyonluk borçlanmaya gidilmiştir. Belediyemizin borçlanmadan, gelirine göre harcama yaptığını ve tasarruf ederek kamu hizmetlerini yerine getirdiğini görüyoruz. Gider bütçesinin gelir bütçesinden az ve borçlanmanın düşük olması, mali disiplinin güçlü olduğunu ve mali sürdürülebilirlik açısından belediyemizin başarılı bir yönetim sergilediğini göstermektedir. Bütçe giderlerini oluşturan kalemlere baktığımızda; Mal ve hizmet alım giderlerinde 2 milyar 156 milyon harcama tahmin edilmiş, 1 milyar 797 milyon harcama yapılmış ve gerçekleşme oranı %83 olmuştur. Bu gider kalemini artıran en önemli faktör, ülkemizin içinde bulunduğu bitirilmeyen ekonomik kriz ve düşürülmeyen enflasyondur. Halkımızın tamamı krizin ve enflasyonun farkındadır; ancak farkında olmayan sadece AKP’li siyasilerdir. AKP’nin uyguladığı ekonomi modeli ülkenin her sathını yoksulluğa ve pahalılığa sürüklemiştir. Aslında sadece ekonomik değil; siyasal, sosyal ve hukuki krizler de yaratmıştır. Çünkü dert, bu krizleri çözmek değil; çözümsüz kılacak politikaları sürdürmek ve siyasi iktidarını ne olursa olsun devam ettirmektir. Hükümet olarak 2026 yılı enflasyon hedefini %16 olarak açıkladınız. Daha senenin ilk üç ayında bu rakama ulaştınız ve şubat ayının sonunda hedef puanı yukarı yönlü revize ettiniz. Şu anda emekliye verilmeyen bayram ikramiyesi zammının sebebi olarak gösterilen savaşın tarafı olan ülkelerde bile enflasyon bizden daha düşüktür. Ukrayna’ya, Rusya’ya, İsrail’e, Lübnan’a ve dünyaya baktığımızda; bütün ülkelerden daha yüksek gıda enflasyonuna sahip olmamız açıklanabilir bir durum değildir. Her şeyi pahalıya alıyor, pahalıya yiyor, pahalıya giyiniyoruz. Aslında bunu çok fazla anlatmaya gerek yok; çünkü herkes çarşıya pazara çıkıyor. Herkes et, domates, biber, benzin alıyor. Çocuğunun okul masrafını ödüyor. Herkes bu pahalılığı hayatının her alanında hissediyor. Bu hâle gelmemize kim ya da ne sebep oldu? Bu yoksulluk düzeninin müsebbibi 23 yıldır ülkeyi yöneten iktidar değil midir? Muhakkak ki bütün bu sorunların kaynağı; her sene bakanlarını ve politikalarını değiştiren, Merkez Bankası’nın bağımsızlığını elinden alıp faizi siyasallaştıran, ekonomi bilimine tamamen ters politika tercihleri sonucunda ülkeyi deneme-yanılma tahtasına çeviren ve 23 yıldır her şeyi elinde tutan AKP iktidarıdır. Faaliyet raporu görüşmelerinde ödenen 90 milyon faizle ilgili eleştiriler yapıldı. “Şimdi bu kadar faiz mi olur?” dediniz. Politika faizi %37 deniyor ama bankalarda %50’den aşağı kredi bulunamıyor. 23 yıldır iktidarsınız; ekonomi 23 yıldır sizin elinizde. İstediğiniz zaman istediğiniz bakanı, Merkez Bankası başkanını kendi politikanıza göre değiştirdiniz. Bir bakan getirdiniz, “nas” var dediniz, faizi indirdiniz; başka bir bakan getirdiniz, “pas” dediniz, faizi yükselttiniz. Daha geçen sene esnafın kullandığı ve ödemesine devam ettiği kredinin faizini bir gecede yükseltmediniz mi? Eleştiriyi yapan meclis üyemize sormak istiyorum: Düşünün Fahri Bey; bir esnaf kredi kullanırken kendisine yüzde 9 faiz denilmiş. Bu esnaf malını almış, maliyet hesabını yapmış, ticaretini yürütüyor. Gece uyuyor, sabah uyanıyor; faiz oranı çıkmış yüzde 30’a. Mali müşaviri de dönüp “Faiz ödemen çok yüksek” diyor. Böyle bir çelişki içerisinde savruluyoruz. Kaç aydır insanlar faizler düşecek diye kredi kullanmıyor. Şimdi geldiğimiz noktada ise faizin düşeceğine dair bir umutta kalmadı. Belediyemizin ödediği faiz, gider bütçesinin %3’üne denk gelmektedir. Ama ülkece ödediğimiz faize baktığımızda, Hazine ve Maliye Bakanlığı bütçesinin üçte biri, yani 2 trilyon 700 milyar faize gitmektedir. Tüm dünya faiz artırırken siz inadına indirdiniz; herkes rasyonel politikaları izleyip günün sonunda faizi düşürürken siz düşüremediniz ve bu krizi kendi ellerinizle yaratıp milletin kucağına bıraktınız. Belediyenin kadrolu memur ve işçi çalışanlarının iş gücü maliyeti 417 milyon olarak gerçekleşmiştir. Bu çalışan maliyetleri de eleştiri konusu oldu; ancak ülkemizde istihdam giderlerinin yüksek olmadığı hiçbir sektör kalmamıştır. Düşük maliyetli iş gücü nedeniyle tekstilciler Mısır’a, sanayiciler Balkanlar’a ve diğer ülkelere üretim faaliyetlerini taşımaktadır. Yabancı yatırımcının ülkemize gelmemesindeki temel etkenlerden biri de maliyet avantajlı iş gücünün olmamasıdır. Biz de Odunpazarı Belediyesi olarak başka bir yerde yaşamıyoruz ki; biz de bu ülkede yaşıyoruz. Çalışanlarımızın çocukları aynı okula gidiyor, aynı marketlerden alışveriş yapıyor. Herkes gibi geçimini sağlamaya çalışıyor. Alım gücü artmadıkça, ihracat ve üretim yükselmedikçe yapılan zamların ve ödenen yüksek ücretlerin hiçbir anlamı kalmamaktadır. Bütün olumsuzlukların yan yana gelmesiyle görüyoruz ki; ülkemizde borçluluk sarmalı toplumun her kesimini kuşatmış, bireysel ya da kurumsal olmaktan çıkmış, yapısal bir sorun hâline gelmiştir. Temel ihtiyaçlarımız için bile krediye ihtiyaç duyuyoruz. 2026 yılının ilk üç aylık döneminde bireysel kredi kartı borcu 3 trilyon 32 milyar, kredili mevduat hesapları 833 milyar, ihtiyaç kredileri ise 1 trilyon 550 milyar oldu. Takipteki, yani batık bireysel krediler ise son bir yılda %88 artarak 277 milyara yükseldi. Anlaşılacağı üzere yüce Türk milleti refahı, mutluluğu unutmuş ve umudunu tüketmiş haldedir. Yatırım bütçesi harcama tutarı ise 280 milyon gerçekleşmiştir. Kısaca bütçe gelirlerine de bakacak olursak; bütçe geliri 3 milyar 700 milyon tahmin edilmiş, 3 milyar 131 milyon gelir elde edilmiş ve belediyemizin gelirleri bir önceki yıla göre %79 artmıştır. Vergi gelirlerinde 372 milyon net tahsilat yapılmış; 2024 yılında %60 olan gerçekleşme oranı, 2025 yılında %71 olmuştur. Teşebbüs ve mülkiyet gelirlerinde 387 milyon, bağış ve yardımlardan ise 464 bin lira gelir elde edilmiştir. Merkezi idare vergi gelirlerinden alınan pay 1 milyar 660 milyondur ve gelir bütçesinin %53’üne tekabül etmektedir. Sermaye gelirleri kalemine baktığımızda 316 milyon gelir elde edildiğini görmekteyiz. Son günlerde gündemde tutulmaya çalışılan ve sanki burada gizli saklı satışlar yapılıyormuş gibi bir algıyla eleştirilen bu gelirlerde en yüksek pay, aylık 34 bin lira kira getirisi ve 2039 yılına kadar sözleşmesi bulunan otelden elde edilen gelirdir. Bu satışı geçen sene, yine kesin hesabı görüştüğümüz toplantıda oylamış ve karara bağlamıştık. O oturumda ilgili komisyon üyeleri, satışın neden yapılması gerektiğini net veriler ve gerekçelerle açıklamıştı. Bu satışların yapılmasındaki en temel unsur SGK borçları ve sermaye artırımıdır. Belediyeler her gün SGK borçları nedeniyle köşeye sıkıştırılırken, belediyemiz elindeki imkânları ve varlıkları kullanarak bu baskıdan kurtulmuştur. Bu borçlar üzerinden silkelenmeye meydan vermemiş, bu yükü başının üzerinde kılıç gibi sallandırmamış; önlemini erken alarak borcunu ödemiş ve sermayesini artırmıştır. Örneğin maaş ödemesi yapılacağı sırada İller Bankası’ndan gelen payın kesintiye uğraması sonucu “maaş bile ödeyemediler” denmesine fırsat vermemiştir. Bu anlamda yapılan satışları doğru bulduğumuzu belirtmek istiyorum. Sayın Başkanım, değerli meclis üyeleri; Özelleştirmeler; borçlanmaya gitmemek ve bütçe imkânlarının yeterli gelmeyeceği durumlarda, sağlayacağı fayda ve kaynağın nerede kullanılacağı açıkça belirtilerek yapılır. Belediyemiz de amaçlarını ve sağlayacağı faydayı baştan belirleyerek bu işleri yapmaktadır. Satışlarını da yatırımlarını da alımlarını da net, ölçülebilir ve şeffaf şekilde gerçekleştirmektedir. Örneğin araç alımlarını yapıp kiralama işini bitirdikten sonra bakımları kendi bünyesinde gerçekleştirmiş; ne kadar tasarruf ettiğini, bunun sonucunda hangi yatırımları yaptığını ve hangi yeni araçları aldığını net bir biçimde ortaya koymuştur. Satışlarını da AKP modeline uydurup “ticari sır” adı altında gizlememekte, şeffaf biçimde kamuoyuyla paylaşmaktadır. 23 yıldır iktidarda olan, trilyonlarca dolar vergi toplamış, 60 milyar dolar özelleştirme yapmış, sadece 2025 yılında 20 milyar taşınmaz satışı gerçekleştirmiş, Merkez Bankası’nı 3 yılda 3 trilyon zarara uğratmış, bu kadar satış ve özelleştirmeye rağmen üstüne bir de 500 milyar dolar borç yapmış AKP iktidarı, elde ettiği bu kadar özelleştirme gelirine rağmen en azından bizi örnek alıp borçlanma yapmasaydı. AKP döneminde “babalar gibi satılarak” yapılan özelleştirmelerin tamamından elde edilen 60 milyar dolar, güncel kurla yaklaşık 2 trilyon 700 milyar liradır; bu da sadece 2026 yılının faiz ödemesine denk gelmektedir. Bütçe, faaliyet raporu ve kesin hesap görüşülürken yapılan eleştiriler muhakkak ki çok önemlidir. Eksik ya da gözden kaçan bir taraf varsa düzeltilir; bilinmeyen bir husus varsa öğrenilir. Ama bizi eleştirdiğiniz noktalara baktığımızda, aslında bunların sizin çözmeniz gereken meseleler olduğunu görüyoruz. Esasında cevaplar, eleştirilerinizin ve sorduğunuz soruların içinde gizlidir. “Faiz ödemen niye yüksek?” Çünkü devletin politika faizi, bankaların kredi faizi yüksek. Bu nedenle bizim faiz ödememiz de yüksek. “Mal alımlarınızın bedeli çok yüksek.” Çünkü enflasyon yüksek. Enflasyonu düşürün, siz hiçbir şeye zam yapmayın, biz de pahalıya almayalım. “Mali tablolar şöyle olmalı.” O zaman Mali İdareler Detaylı Hesap Planı’nı değiştirin. Bunun yetkisi de sizde. “Ulaşım pahalı.” Mazot fiyatı arşa çıkmış, akaryakıtta vergi yükü %60’lara dayanmış. Siz bunu düşürün ki ulaşıma zam yapılmasın. Bu noktada ise şunu yapıyorsunuz: Hayali rakamlar üretip, her şey yolundaymış algısıyla yönetmeye çalışıyorsunuz. Sizin hayaliniz de düşük enflasyon, düşük faiz, değerli Türk lirası ve yüksek alım gücüydü. Ama yapamadınız, yapamıyorsunuz. Bu yüzden herkes bir beklenti içinde. Piyasa ve sanayici seçimi bekliyor, vatandaş kurtuluş reçetesini, esnaf ise işler artar umuduyla bayramı bekliyor. Hep bir beklenti üzerine kurulu bir ekonomi düzeni oluşmuş durumda. Bugün olmazsa yarın, yarın olmazsa öbür gün düzelecek diye vatandaşın avunmasını bekliyorsunuz. Hatırlayınız; eski damat bakan Berat Albayrak ne diyordu? “Mart, Şubat’tan; Nisan, Mart’tan; Mayıs, Nisan’dan daha iyi olacak. Haziran zaten Mayıs’tan iyi olacak, Temmuz’da uçacağız.” Ama olmadı. Çözüm bulunamadı. Düzelmediği gibi her şey daha da kötüye gitti ve gidiyor. Ve geldiğimiz noktada ise iki kez ikna edemeyip üçüncüde göreve getirdiğiniz Mehmet Şimşek’in politikaları da artık sorgulanıyor. Çünkü kriz bitmiyor, enflasyon düşmüyor, millet nefes alamıyor. Kadrolar değişse de sorunlar çözülmüyor. Kim gelirse gelsin, zihniyet değişmeden; 23 yıldır değişmeyen kim varsa o değişmeden bu işlerin düzelmeyeceği de ortadadır. Bu yüzden sandık gelsin istiyoruz. Ne olacaksa olsun ama bir an önce olsun, herkes yoluna baksın istiyoruz. Biz erken seçimi millet adına, millet için istiyoruz. Getirin sandığı, millet versin kararı ve bu çıkmazdan kurtulalım istiyoruz. Son olarak; kesin hesabı, faaliyet raporunu oluşturan hizmetlerle birlikte değerlendirdiğimizde görüyoruz ki Bu kesin hesabın içerisinde; Gelir ve gider arasında dengeyi sağlayıp bütçesini makul kullanan; hizmetten geri kalmayan ama bunu tasarruf ederek yapan, ekonomik tedbirlerini alan, kamunun malını doğru yöneten, denetimlerden başarıyla çıkan ve örnek olan bir yönetim modeli vardır. Bu kesin hesabın içerisinde; Çalışanın emeğinin karşılığı, dezavantajlı grupların önceliği vardır. İnsanı merkeze alan bir yönetim anlayışı, kimsesiz bırakılmayan hemşerilerimize insan onuruna yakışır biçimde ulaştırılan sosyal yardımlar vardır. Bu düşüncelerle sözlerimi bitirirken; kesin hesabın hazırlanmasında emeği geçen tüm birim çalışanlarına ve değerli başkanım sizlere teşekkür ediyor, yüce meclise de beni dinledikleri için saygılarımı sunuyor, teşekkür ediyorum."

Milletvekili Arslan: "Satış Yok Demek Gerçeği Değiştirmez!" Haber

Milletvekili Arslan: "Satış Yok Demek Gerçeği Değiştirmez!"

Cumhuriyet Halk Partisi Eskişehir Milletvekili İbrahim Arslan özelleştirme kapsamına alınan ve kamuoyunda tartışmalara yol açan kamu binaları ile ilgili olarak bir açıklama yaptı. Milletvekili Arslan sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi; "Eskişehir’de eski Devlet Hastanesi alanı, Yunusemre 2 Eylül Hizmet Binası yani Hava Hastanesi, Mihalıççık Devlet Hastanesi ve Sivrihisar Aile Sağlığı Merkezi Cumhurbaşkanı kararıyla özelleştirme kapsamına alınmıştır. Bu karar yürürlüktedir ve geri alınmış değildir. Bu alanların kapsam dışına çıkarılması için yeni bir Cumhurbaşkanı kararı alınması ve bunun Resmî Gazete’de yayımlanması gerekir. Böyle bir karar ortada yoktur. Bu durumda kamuoyuna yapılan “kapsamdan çıkarıldı” açıklamalarının hangi hukuki dayanağa sahip olduğu açıklanmak zorundadır. “SATIŞ YOK” DEMEK GERÇEĞİ DEĞİŞTİRMEZ “Satılmayacak” deniyor. Oysa Resmî Gazete’de yayımlanan karar yalnızca satıştan ibaret değildir. Satışın yanı sıra kiralama, gelir ortaklığı, işletme hakkı devri gibi tüm yöntemler mümkündür. Bu nedenle “satış yok” demek, özelleştirme sürecinin ortadan kalktığı anlamına gelmez. Kamuoyuna hangi yöntem üzerinde çalışıldığı ve nasıl bir model planlandığı açıkça anlatılmalıdır. MUHATAP ARTIK DEĞİŞMİŞTİR Bugün açıklamaları Sağlık Bakanlığı yapmaktadır. Ancak bu alanlar özelleştirme kapsamına alındığı anda yetki Sağlık Bakanlığı’nın dışına çıkmış, Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’na geçmiştir. Bu kurum Hazine ve Maliye Bakanlığı’na bağlıdır. Kararı alan Cumhurbaşkanıdır ve bu kararı ortadan kaldırabilecek tek irade de yine Cumhurbaşkanıdır. Bu nedenle sözlü açıklamalar değil, hukuki işlemler gösterilmelidir. HAVA HASTANESİ ÜZERİNDEN GERÇEK GİZLENEMEZ Bugün tartışma bilinçli şekilde Hava Hastanesi üzerinden yürütülmektedir. Hava Hastanesi elbette çok önemlidir; aktif sağlık hizmeti veren, Türkiye’nin havacılık tıbbı birikimini taşıyan ve aynı zamanda tescilli bir kültür varlığıdır. Ancak mesele sadece Hava Hastanesi değildir. Eski Devlet Hastanesi alanı, Sivrihisar ve Mihalıççık’taki sağlık alanları da aynı karar kapsamında özelleştirme listesine alınmıştır. Bu alanların konuşulmaması, sürecin daraltılarak anlatıldığını ve gerçek tablonun gizlendiğini göstermektedir. “ATIL ALAN” İDDİASI GERÇEĞİ YANSITMIYOR “Atıl alanlar değerlendirilecek” deniyor. Oysa Hava Hastanesi bugün aktif sağlık hizmeti vermektedir. İçindeki birimler çalışmakta ve güçlü bir sağlık altyapısına sahiptir. Üstelik bu alan tescilli bir kültür varlığıdır. Bu durumda aktif ve korunması gereken bir yapının “atıl” olarak gösterilmesi kabul edilemez. BU SADECE MÜLKİYET DEĞİL, PLAN MESELESİDİR Bu süreç yalnızca mülkiyet meselesi değildir. Özelleştirme İdaresi’nin plan yapma ve plan değiştirme yetkisi bulunmaktadır. Bu da şu anlama gelir: sağlık alanları ileride ticaret, konut ya da farklı kullanımlara açılabilir.Bu ihtimal ortadayken yapılan açıklamalar kamuoyunu rahatlatmaya yönelik, eksik ve yetersizdir. İL SAĞLIK MÜDÜRLÜĞÜ NEDEN SUSUYOR? Eskişehir’de herkes konuşurken, asıl sorumlu olan İl Sağlık neden Müdürlüğü sessizdir? Bu tesislerin mevcut durumu, aktif hizmetleri ve Bakanlığa verilen bilgiler konusunda kamuoyuna açık ve net bir açıklama yapılmak zorundadır. SON SÖZ Resmî Gazete yürürlükte olduğu sürece bu alanlar özelleştirme kapsamındadır. Bu gerçeği hiçbir açıklama değiştiremez. Sözle değil, belgeyle konuşulmalıdır. Yeni Cumhurbaşkanı kararı gösterilmeden ve bu karar Resmi Gazetede yayınlanmadan, yapılan açıklamalar kamuoyunu yanıltmaktır." dedi.

Alan Değişiyor, Yöntem Aynı: Özelleştirme Dalgası Büyüyor Haber

Alan Değişiyor, Yöntem Aynı: Özelleştirme Dalgası Büyüyor

CHP Eskişehir Milletvekili İbrahim Arslan, 2026 yılının ilk dört ayında yayımlanan Cumhurbaşkanı kararlarıyla kamuya ait taşınmazların farklı alanlarda özelleştirme kapsamına alındığını belirterek, sürecin kapsamının giderek genişlediğini söyledi. Arslan, söz konusu kararların tekil işlemler olarak değerlendirilemeyeceğini vurgulayarak, “Dün sağlık alanları, bugün askeri taşınmazlar… Alan değişiyor ama yöntem değişmiyor. Aynı araçlarla, aynı anlayışla kamu varlıkları özelleştirme kapsamına alınıyor” dedi. İKİ AYRI KARAR, TEK POLİTİK TERCİH Arslan, sürecin boyutunu ortaya koyan verileri şu şekilde açıkladı: Özelleştirme kapsamına alınan Sağlık alanları (17 Mart ve 24 Nisan 2026 tarihli Resmi Gazeteler): 44 ilde, 126 taşınmaz, 2.319.904 m² Özelleştirme kapsamına alınan Askeri taşınmazlar (24 Ocak ve 26 Mart 2026 tarihli Resmi Gazeteler): 17 ilde, 60 taşınmaz, 8.665.594 m² Yani özelleştirme kapsamına alınan Sağlık ve askeri alanlar toplamı: 61 ilde, 186 taşınmaz, yaklaşık 11 milyon m² kamu alanı ve taşınmazı Bu taşınmazların; satış, kiralama, gelir ortaklığı ve işletme hakkı devri gibi yöntemlerle özelleştirme kapsamına alındığını belirten Arslan, “Bu tablo, parçalı değil, adım adım genişleyen bir programı işaret ediyor” ifadelerini kullandı. DİKKAT ÇEKEN ALANLAR Arslan, listede öne çıkan örnekleri şöyle sıraladı: İstanbul Başakşehir’de askeri kışla niteliğinde milyonlarca metrekarelik alanlar, Aydın Didim’de tek parça halinde geniş araziler, Kocaeli’de çok sayıda konutu içeren lojman yerleşkeleri, Malatya’da askeri alanlar, askeri cezaevi ve tesisler, Kayseri’de bina, lojman ve arsalar Bu örneklerin, sürecin büyüklüğünü ve niteliğini açıkça ortaya koyduğunu belirtti. “MESELE SADECE DEVİR DEĞİL” Arslan, sürecin yalnızca mülkiyet devri olarak ele alınamayacağını belirterek şu değerlendirmede bulundu: “Resmî Gazete’de yalnızca satış değil; kiralama, gelir ortaklığı ve işletme hakkı devri gibi farklı yöntemler yer alıyor. Ancak daha önemlisi; bu alanların tasarruf ve planlama yetkisi Özelleştirme İdaresi’ne devrediliyor. Bu da demektir ki; bu alanların kullanım kararları değiştirilebilir, farklı amaçlarla değerlendirilebilir. Yani mesele sadece mülkiyet değil; kamuya ait alanların geleceğine ilişkin karar yetkisinin el değiştirmesidir.” “KRİZİN FATURASI YURTTAŞA, ÇÖZÜM YİNE ÖZELLEŞTİRME” Arslan, özelleştirme politikalarını ekonomik tabloyla birlikte değerlendirerek şu ifadeleri kullandı: “İktidarın yanlış ekonomi politikalarıyla kendi yarattığı krizin bedeli, milyonlarca yurttaşımıza hayat pahalılığı, geçim sıkıntısı ve ağır vergi yükü olarak ödetiliyor. Ancak aynı iktidar, çözümü üretimde, planlamada ve kamusal yatırımlarda değil; kamuya ait varlıkları özelleştirme kapsamına almakta arıyor. Bir yanda yurttaşın sofrası küçülürken, diğer yanda Cumhuriyetin yarattığı birikimler birer birer elden çıkarılıyor. “BU ÜLKE ARTIK YÖNETİLEMİYOR” Arslan, açıklamasının sonunda sürece ilişkin sert bir değerlendirmede bulundu: “24 yılın sonunda gelinen nokta ortadadır. Bu iktidarın ülkemize ve yurttaşlarımıza; hayat pahalılığı, geçim sıkıntısı, adaletsizlik ve derinleşen kriz dışında verebileceği hiçbir şey kalmamıştır. Türkiye yönetilemiyor, savruluyor. Kamu varlıklarını özelleştirme kapsamına almak bir çözüm değil, çaresizliğin ilanıdır. Bu nedenle, halkın güvenini kaybetmiş bir iktidarın ülkeyi daha fazla yönetme meşruiyeti kalmamıştır. Çözüm bellidir: Türkiye bir an önce sandığa gitmeli, söz yeniden milletin olmalıdır.” LİSTE KAMUOYUYLA PAYLAŞILDI Arslan, özelleştirme kapsamına alınan askeri taşınmazlara ilişkin il, ilçe, ada-parsel, yüzölçümü ve nitelik bilgilerini içeren detaylı listeyi de kamuoyuyla paylaştı.

Bu Ülkede Haklı Olmak Değersizleşiyor, Haksız Olanlar Korunuyor Haber

Bu Ülkede Haklı Olmak Değersizleşiyor, Haksız Olanlar Korunuyor

İYİ Parti Odunpazarı İlçe Başkanlığı tarafından düzenlenen basın toplantısında Ankara’da günlerdir haklarını arayan Doruk Madencilik işçilerine destek verildi. Hamamyolu Yediler Parkı’nda bir araya gelen İYİ Parti Odunpazarı İlçe Yöneticileri baretlerle ve oturma eylemi ile maden işçilerine destek verdi. İYİ Parti Odunpazarı İlçe Başkanı Gürol Yer yaptığı konuşmada şu ifadeleri kullandı; "Ülke gündeminde olan, sekiz gündür Eskişehir Mihalıççık ilçemizden başlayarak başkent Ankara’da hak arama, ses duyurma ve sahip çıkılma beklentisinde olan Doruk madencilerinin haklı eylemleri bugün konumuzdur. Sorgusuz, sualsiz, amasız ve fakatsız; alnının teriyle, canını Allah’a emanet edip yerin yüzlerce metre altında ailesinin ve çocuklarının rızkı için, ekmek peşinde koşan; çoğunluğu Mihalıççık ilçemiz köylerinden, Beypazarı ve Nallıhanlı maden emekçisi kardeşlerimizin haklı mücadelelerinde yanlarında olduğumuzu bugün buradan, İYİ Parti teşkilatları olarak yüksek sesle haykırıyoruz. Buradan bu seslenişin yanında, bazı soru ve dikkat çekilmesi gereken noktaları kamuoyuyla paylaşmak istiyoruz. Mücadelesinin sekizinci gününde; Ankara Kurtuluş Parkı’ndan konunun asli muhataplarından olan ama bugüne kadar, nedendir bilinmez, hiç ses vermeyen Bakanlığa yürümeye çalışan emekçi kardeşlerimize buradan, Eskişehir’den, Hamamyolu’ndan en kalbi selam ve desteklerimizi gönderiyoruz. Duyarlı her kimseyi, her yüreği ve her kurumu; emekçilerin feryadına, çığlığına ve haklılığına destek vermeye çağırıyoruz. "Dicle kenarında bir kurt kaptı mı bir kuzuyu, adli ilahi Ömer’den sorar." dizelerindeki Ömer’i arıyor Doruk emekçileri. İnancımız, "Çalışana ücretini alın teri kurumadan önce veriniz." demiyor mu? İşte onu bekliyor Doruk emekçileri. Şöyle düşünelim: Bu meydanda olan emekli, gazeteci, memur ya da çalışanlar; yedi ay maaş alamıyorsunuz. Ne olur? Ne duruma düşer, ne hisseder, ne yaparsınız? Bir aklınıza getirin diye soruyoruz. Çalışanların hakkını korumakla yükümlü Bakanlık nerede? İşveren durumundaki Bakanlık nerede? Meşhur MAPEG nerede? SGK nerede? Ailelerin feryadını duymayan Bakanlık nerede? Niye sesleri çıkmıyor? Bu soruların cevapları verilmeli. Bu kadar sabıkalı ve olumsuz bir yapı nasıl oluyor da özellikle özelleştirmelerden ve maden sahası ihalelerinden 2364 maden ruhsatı alabiliyor? Bu kadar ihale alıp eksikleri ve hak ödememelerine rağmen nasıl ikaz edilmiyor, niye denetlenmiyor? Daha ilginci; karşı açıklama yapan şirket, utanmadan devleti suçluyor. Ama bakın belgesi var: 2024 yılında 44.7 milyon TL, 2025 yılında 86.5 milyon TL "Enerji Kapasite Mekanizması" (üretime her an hazır durumda olma) bedeli olarak karşılıksız TEİAŞ tarafından ödeme almışlar; ancak çalışanlara, son süreçte sobelenmeleri sebebiyle ödedikleri komik rakamlar dışında hiçbir ödeme yapmamışlardır. Bakın değerli yurttaşlar, artık tuz koktu! Bu ülkede haklı olmak değersizleşiyor, haksız olanlar korunuyor. Yedi aydır maaşını alamayan darp ediliyor, biber gazı yiyor, yerlerde sürünüyor; buna sebep olan, keyfini süren, koluna milyon dolarlık saat takan patrona kimse "gık" diyemiyor! Şimdi muhataplara soruyoruz: Doruk maden emekçilerinin bugün ve bugüne kadar yaşadıkları göz önünde olunca; 1 Mayıs Cuma günü İşçi, Emek ve Dayanışma Bayramı resmî tatil olarak kutlanacak. Bugün sebebiyle muhatapların kuracakları hangi süslü veya asılsız cümlelere millet olarak inanacağız, bilemiyoruz. Deprem olunca koşan, başka maden ocaklarında göçüklere ve patlamalara ilk koşan; yerin yüzlerce metre altından, ağır sosyal ve fiziki şartlarda kömür çıkaran, emek veren insanların bu gördüğü davranışlar reva mıdır? Biri bunun cevabını versin! Bu patron o kadar hak hukuk biliyor ki; gidiyor Ankara Söğütözü’nde kendi adına cami yaptırıyor. Maalesef patronu denetleyecek zihniyet, bu camiyi açmaya koşarak gidiyor. Ne sonuç beklenir diye düşünüyoruz. Bu "hayırsever" patronun aylarca maaşlarını ödemeyip insanların icralık olmasına sebep olmasını, annelerin ve çocukların gözyaşlarını kimse ne duyuyor, ne bakıyor, ne de görüyor. Nasıl bir sistem, nasıl bir vicdan? Anlayan lütfen beri gelsin ve anlatsın diyoruz. Söz konusu sabıkalı şirket; daha önce Eskişehir merkezli elektrik özelleştirme ihalesini alan, geçen sürede devlete borcunu ödemeyip aldığı elektriğin bile parasını ödemediği için elektrik dağıtım şirketi elinden alınan gruba aittir. TMSF’den aldığı Yunusemre Termik Santrali’nde maaş alamayan çalışanlar iki kez üretimi durdurmuştur. Trabzon Yomra-Sürmene maden işletmesinde maaşları ödenmeyen işçiler tazminatsız işten atılmış, kimse seslerini duymamıştır. Giresun Şebinkarahisar maden işletmesi çevreyi zehirlediği tespit edildiği için ceza yemiştir. Çanakkale Yenice maden işletmesinde ücretlerini alamayan işçiler ocağı işgal etmiş ve çoğu yine tazminatsız işten atılmıştır. Komşumuz Kütahya’da gruba ait Eti Gümüş, hem maaş alamayan çalışanlar hem de kapasite fazlası doldurulan açık havuzdaki zehirli ağır metal çevre kirliliği nedeniyle defalarca haber olmuştur. Yıldız Bakır şirketi, düzenli ödenmeyen çalışan ücretleri sebebiyle defalarca gündeme gelmiştir. KMK Madencilik çalışanlarının 2026 maaşlarının ödenmediği ve ücretsiz izne gönderildikleri bir gerçektir. Çankırı Kurşunlu tesislerinde ücretlerini alamayan çalışanların yolları kapattığı ve çok sayıda çalışanın işten çıkarıldığı biliniyor. Bilecik Söğüt’te yer ve duvar karosu tesislerinde çalışanların maaş ve kıdem tazminatı alacağı sorunları yıllardır devam ediyor; çalışanlar geniş oranda ücretsiz izin ya da sözleşme feshine sevk ediliyor. Değerli katılımcılar; bunlar bizim kısa bir araştırmada derlediklerimizdir. Çok uzun bir zaman sürecinde alışkanlık kazanmış; işletmelerde usul yapılmış kanunsuzluklar, hak yemeler ve hakkaniyet dışı davranışlar maalesef muhataplarınca görülmemekte, duyulmamakta; aksine yol verilerek ve sessiz kalınarak onay görmektedir. "Mazlumun ahı acıdır." diyoruz… 23 Nisan’da bayram alanı yerine babalarına desteğe giden çocukların gözyaşları, "mutfakta bir şey kalmadı" diyen annelerin yakarışları, sorumluların boynunda vebaldir. Bu ağır vebal, iki cihanda da insanın yakasını bırakmaz. Doruk maden emekçilerinin hak mücadelelerini bir kez daha selamlıyor, canı gönülden destekliyoruz. Tüm Eskişehir’i ve tüm Türkiye’yi bu hak ve emek mücadelesinde mağdur olan emekçilerin yanında olmaya, ses vermeye, ses olmaya davet ediyoruz."

Eskişehir’in Sağlık Gündemi Ankara’ya Taşındı Haber

Eskişehir’in Sağlık Gündemi Ankara’ya Taşındı

TBMM Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Başkanı Prof. Dr. Ayşen Gürcan, Eskişehir Valisi Erdinç Yılmaz ile birlikte Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu’nu ziyaret etti. Görüşmenin odak noktasında Eskişehir’deki sağlık projeleri ve özelleştirme süreçleri vardı. ​Eskişehir’in Sağlık Gündemi Ankara’ya Taşındı ​AK Parti Eskişehir Milletvekili Prof. Dr. Ayşen Gürcan ve Eskişehir Valisi Erdinç Yılmaz, Ankara’da gerçekleştirdikleri üst düzey temaslar kapsamında Sağlık Bakanı Prof. Dr. Kemal Memişoğlu ile bir araya geldi. Makamda gerçekleşen görüşmede, Eskişehir genelinde yürütülen sağlık hizmetlerinin mevcut durumu ve planlanan yatırımlar detaylıca ele alındı. ​Özelleştirme Planları İçin "Yeniden Değerlendirme" Talebi ​Son günlerde Eskişehir kamuoyunu yakından ilgilendiren bazı sağlık alanlarının özelleştirilmesi konusuna değinen Prof. Dr. Ayşen Gürcan, halkın taleplerini doğrudan Bakan Memişoğlu’na iletti. Gürcan, sosyal medya üzerinden yaptığı paylaşımda görüşmenin en önemli maddesini şu sözlerle duyurdu: ​"Özelleştirilmesi planlanan yerlerin yeniden değerlendirilmesi talebimizi Sayın Bakanımıza ilettik." ​Bu hamle, şehirdeki hastane ve sağlık tesislerinin kamu niteliğinin korunması yönündeki beklentiler açısından stratejik bir adım olarak yorumlandı. ​"Projeleri Yakından Takip Ediyoruz" ​Ziyaret kapsamında Eskişehir’de devam eden ve planlanan sağlık projelerinin hızlandırılması konusunda fikir birliğine varıldı. Ayşen Gürcan, nazik ev sahipliği için Bakan Memişoğlu’na teşekkür ederken, Eskişehir’in sağlık altyapısını güçlendirecek her projenin yakın takipçisi olacaklarını vurguladı.

Eskişehir Hava Hastanesi ve Sağlık Alanları TBMM Gündeminde Haber

Eskişehir Hava Hastanesi ve Sağlık Alanları TBMM Gündeminde

CHP Eskişehir Milletvekili İbrahim Arslan, daha önce Eskişehir eski Devlet Hastanesi alanının özelleştirme kapsamına alınmasını TBMM gündemine taşıdığını hatırlatarak, 24 Nisan 2026 tarihli yeni kararın ardından sürecin genişlemesi üzerine konuyu bir kez daha Meclis’e taşıdı. Arslan, başta Yunusemre Devlet Hastanesi 2 Eylül Hizmet Binası (Hava Hastanesi) olmak üzere Eskişehir’deki sağlık alanlarının özelleştirme kapsamına alınmasına ilişkin Sağlık Bakanı ve Hazine ve Maliye Bakanı’na ayrı ayrı soru önergeleri verdiğini açıkladı. ESKİŞEHİR’İN HAFIZASI: HAVA HASTANESİ Eskişehir’de uzun yıllar askeri ve sivil sağlık hizmeti veren, özellikle uçucu personelin sağlık kontrolleri ve havacılık tıbbı uygulamalarıyla öne çıkan Hava Hastanesi, bugün Yunusemre Devlet Hastanesi bünyesinde aktif sağlık hizmeti sunmayı sürdürüyor. Arslan, bu alanın önemine dikkat çekerek: “Bu alan sıradan bir arsa değil; Eskişehir’in hafızası, Türkiye’nin havacılık tıbbı birikimidir.” dedi. “SÜREÇ GENİŞLETİLDİ” Arslan, 24 Nisan tarihli kararla birlikte yalnızca eski Devlet Hastanesi alanının değil; * Yunusemre Devlet Hastanesi 2 Eylül Hizmet Binası (Hava Hastanesi) * Mihalıççık Gün Sazak Devlet Hastanesi * Sivrihisar Aile Sağlığı Merkezi bulunan alanların da özelleştirme kapsamına alındığını belirtti. “Bu karar, artık tek bir alanla sınırlı değildir. İl merkezi ve ilçelerde aktif sağlık hizmeti sunulan alanları da kapsayan bir sürece dönüşmüştür.” KONU YARGIYA DA TAŞINDI Arslan, sürecin yalnızca Meclis’te değil, yargı nezdinde de takip edildiğini vurguladı: “CHP Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi Sağlık Politikaları Kurulu Başkanlığı tarafından, 17 Mart tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan kararın yürütmesinin durdurulması ve iptali için Danıştay’a dava açılmıştır. Ayrıca 24 Nisan 2026 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan kararın iptali için de hazırlıklar sürmekte olup, önümüzdeki günlerde Danıştay’a başvuru yapılacaktır.” MECLİS’E TAŞINAN KRİTİK SORULAR Arslan, TBMM’ye sunduğu soru önergelerinde şu başlıkların yanıtlanmasını talep etti: * Hava Hastanesi başta olmak üzere bu tesislerde sağlık hizmetinin devam edip etmeyeceği * Bu alanların neden özelleştirme kapsamına alındığı * Özel sektörle herhangi bir görüşme yapılıp yapılmadığı * 2026 bütçesindeki özelleştirme hedefi ile bu kararların ilişkisi * Sağlık alanlarının imar planlarının değiştirilip değiştirilmeyeceği “SAĞLIK ALANLARI ELDEN ÇIKARILIYOR” Türkiye genelinde 126 taşınmaz ve yaklaşık 2 milyon 330 bin metrekarelik alanın özelleştirme kapsamına alındığını hatırlatan Arslan, şu değerlendirmeyi yaptı: “Sağlık hizmeti sunulan alanları özelleştirip, elde edilen gelirle sağlık yatırımı yapılacağını söylemek; planlama değil, açık bir çelişkidir.” “HEM MECLİS’TE HEM YARGIDA TAKİPTEYİZ” Arslan açıklamasını şu sözlerle tamamladı: “Bu artık tekil bir karar değil. Sağlık alanlarının sistematik biçimde özelleştirme kapsamına alınmasıdır. Biz bu sürecin hem Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde hem de yargı nezdinde sonuna kadar takipçisi olacağız." dedi

AHPADİ Ektaş: "Çözüm; Özelleştirme Değil Devletleştirme" Haber

AHPADİ Ektaş: "Çözüm; Özelleştirme Değil Devletleştirme"

AHPADİ - Adaletin Hukuku ve Parlementer Demokrasi İdeali Derneği Başkanı Mehmet Ektaş son günlerde kamuoyunda tartışılan sağlık kurumlarının özelleştirme iddiaları ile ilgili bir açıklama yaptı. AHPADİ Başkanı Mehmet Ektaş yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi; "Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Kuruluşundaki temel ilkelerden biri de Halkçılık ilkesinin zorunlu kıldığı Devletçilik İlkesi olup, kısa zamanda gerçekleştirilen büyük tarım, sanayi kalkınmaları, yakalanan büyüme rakamları Devletçi Ekonomi yönetiminin başarıyla hayata geçirilmesi ve uygulanmasıyla gerçekleştirilmişti. Ancak, Türk Milletinin önemli bir kısmından hayır duası ve helallik alamayan Turgut ÖZAL’ın Başbakanlığında Anavatan İktidarında 1999 Yılı Anayasa değişikliği ile koşmaya başlayan, AK Parti İktidarıyla zirveye çıkan Liberal politikalar, Ülkemizi büyük ülkeler sıralamasında lig düşürdü, gelir başta olmak üzere her alanda adaletsizlik arttı, üreten toplumdan tüketen topluma, ihraç eden Ülkeden ithal eden Ülkeye dönüştük. Liberal politikaların bütçe açığı kapatmadaki en önemli aracı olan Özelleştirme de bu süreçte acımasızca kullanıldı. Önce fabrikalar satıldı, ardından petrol rafineleri. Yetmedi, yollar paralı hale getirildi, köprüler satıldı. Maden işletmelerine, ormanlar kiralandı, madenlerimiz yok pahasına satıldı, satılmaya devam ediyor. İmara açık bölgelerde, ne Merkezi İdareye ne de Belediyelere ait arsa kalmadı, olan son üç beşi de satışta. Miras yedi gibi elinde avucunda ne varsa satan, kazandığını da büyük bir savurganlıkla beyhude eden iktidar şimdi de Şehirlerimizin merkezi yerlerinde kalan ve bu yönüyle çok büyük değerlere sahip sağlık alanlarını özelleştirme kapsamına almış satışa çıkarmıştır. Önce 27 ilde 55 taşınmaz, şimdi 32 ilde 71 taşınmaz satılıyor. Bundan Eskişehir’de nasibini alıyor. Sağlık hakkı, en temel Anayasal haklarımızdan biri. Sağlık hakkına erişim hem ücretsiz hem de kolay olmalı. Ancak, AK Parti İktidarı önce aile hekimliği sistemiyle yurttaşlarımızın hastanelere erişimini engelledi. Ardından şehir içlerinde mantar gibi özel hastane açılmasına izin verirken devlet hastanelerini kapattı, şehir dışına kurulan şehir hastaneleriyle yurttaşların devlet hastanelerine erişimini zorlaştırdı, özel hastanelere müşteri potansiyeli oluşturdu. Şimdi, bu projesini genişletmek istiyor. Kapattığı, yıktığı hastanelerin yerine hastane yapılmasını beklerken, bu alanların da satışa çıkarıldığını öğreniyoruz. Bu alanların ne için kullanılacağı ise meşhul. Sağlık hizmeti için kullanılsa bile paralı olacağından bu uygulamadan halkımızın hiç bir çıkarı olmayacak. AK Parti İktidarı Okulları da Satar! Eğer ki sağlık alanlarının satışını gerçekleştirir, bu satışları engelleyemezsek, , AK Parti İktidarının savurganlığına, hesap bilmezliğine kaynak yaratmak için Okullarımızı, okul arazilerimizi satmayacağından da kuşkumuz yok. Özelleştirmelerin yasal dayanağı Anayasa’nın 47’inci maddesi olsa da bu maddenin başlığı Devleştirme ve Özelleştirme olup önce 1. fıkrasında Devleştirmenin düzenlenmiş olması da anlamlıdır. Ancak AK Parti İktidarı Anayasa’nın 47’inci kapsamında bu güne kadar hiç bir Devletleştirme yapmamış sadece Özelleştirmiştir. Bu durum AK Parti İktidarının amacını ortaya koymaktadır. Anayasanın başlangıç bölümünde “hiç bir düşünce ve mülahazanın .....Türk Milli menfaatleri karşısında himaye göremeyeceği” belirtilmiş, 5’inci maddesinde ise Devletin temel amaç ve görevleri arasında “Türk Milletinin bağımsızlığını” ve “kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak” olduğu belirtilmiştir. Anayasa’nın 56’ıncı maddesinde ise Sağlık Hakkı düzenlenmiştir. Bu düzenlemelere göre Özelleştirme yapılabilmesinin en temel şartı, kamu yararıdır. Bu yararın sözle ifadesi değil, somut, ölçülebilir, denetlenebilir dayanaklarla ispatlanması gerekir. Bugün özelleştirme kapsamına alınan sağlık alanları için böyle bir savunma mümkün değildir. Bu özelleştirmelerde, kamu menfaati, Türk Milli Menfaatine uyarlık yoktur. Bu özelleştirmelerin Türk Milletinin bağımsızlığına, Milletimizin refah, huzur ve mutluluğuna sağlayacağı en küçük fayda yoktur. Tam tersine bu özelleştirmeler, insanımızın sağlık hizmetlerine erişimini daha da zorlaştıracak, ek maliyetlere neden olacaktır. Bu Millet için yapılması gereken, hiç zaman geçirilmeden tüm özel hastanelerin, vakıf Üniversitelerin, özel Okulların Devletleştirilmesi ve eşit yurttaşlık hakkı kapsamında tüm yurttaşlarımızın eşit olarak yararlanabileceği temel hakları olarak yeniden düzenlenmesidir. Anayasaya, Milletin menfaatlerine uygun düşmeyen bu hatadan dönülmesi gerekmektedir. Eskişehir’in AK Parti Milletvekilleri ve Teşkilat Yöneticileri başta olmak üzere tüm siyasetçileri göreve davet ediyoruz. Bu duygu ve düşüncelerimizi, siz değerli yurttaşlarımızla da paylaşıyor, sürecin sonuna kadar takipçisi olacağımızı ifade ediyor, saygılarımızı sunuyoruz."

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.