SON DAKİKA
Hava Durumu

#Muhalefet

Porsuk Haber Ajansı - Muhalefet haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Muhalefet haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

YENİ Partili Arslan: "36,5 Milyon Seçmenin İradesi Hedef Alındı" Haber

YENİ Partili Arslan: "36,5 Milyon Seçmenin İradesi Hedef Alındı"

YENİ Parti PM Üyesi ve Eskişehir Milletvekili İbrahim Arslan, YSK verilerine dayanarak hazırladığı kapsamlı raporla 31 Mart 2024 yerel seçimlerinin ardından belediyelerde yaşanan değişimi sayısal olarak gözler önüne serdi. ​Hazırlanan çalışmaya göre; 12 Ekim 2026 tarihi itibarıyla parti transferleri, kayyım atamaları, tutuklamalar ve belediye meclislerindeki dengelerin değiştirilmesi gibi yöntemlerle 156 belediyede 36 milyon 564 bin seçmenin siyasi iradesi doğrudan etkilendi. ​Türkiye Genelinde Seçmenlerin Yüzde 63’ü Doğrudan Etkilendi ​31 Mart yerel seçimlerinde belediye başkanlığı için oy kullanan toplam 57,7 milyon seçmenin %63,30’una denk gelen bir alanda sandık sonuçlarının değiştiğini belirten İbrahim Arslan, tablonun münferit değil sistematik bir demokrasi sorununa işaret ettiğini vurguladı: ​"Türkiye’de belediye başkanlığı için oy kullanan her 100 seçmenden 63’ünün iradesini ilgilendiren, ülke çapında bir müdahale tablosuyla karşı karşıyayız. İktidar, sandıkta alamadığı yetkiyi seçimden sonra transfer masalarında, kayyım kararlarında ve adliye koridorlarında kurulan siyasi düzeneklerle ele geçirmeye yöneldi." ​Müdahale Kapsamındaki Belediyelerin Seçim İstatistikleri ​Toplam Etkilenen Seçmen Sayısı: 36 milyon 564 bin 21 ​Sandığa Giden Seçmen Sayısı: 28 milyon 637 bin 78 ​Geçerli Oy Sayısı: 27 milyon 517 bin 299 ​Muhalefet Partilerinin Toplam Oyu: 13 milyon 881 bin 218 (Geçerli oyların %50,45'i) ​9 Büyükşehirde 24,3 Milyon Seçmenin Tercihi Değişti ​Raporda; İstanbul, İzmir, Adana, Antalya, Aydın, Bursa, Mardin, Mersin ve Van olmak üzere toplam 9 büyükşehirde seçim sonuçlarının adli, idari veya siyasi kararlarla etkilendiği aktarıldı. Bu 9 büyükşehirdeki 24,3 milyon seçmen, Türkiye’deki tüm büyükşehir seçmenlerinin %50,69’unu oluşturuyor. ​AK Parti’ye Geçen Belediye Başkanı Sayısı 106’ya Ulaştı ​Seçimlerin ardından farklı partilerden istifa ederek iktidar partisine katılan veya katılması sağlanan belediye başkanlarının parti dağılımı şu şekilde gerçekleşti: ​Yeniden Refah Partisi (YRP): 42 belediye başkanı ​Cumhuriyet Halk Partisi (CHP): 36 belediye başkanı ​İYİ Parti: 11 belediye başkanı ​Bağımsızlar: 6 belediye başkanı ​DEM Parti: 3 belediye başkanı ​DEVA Partisi: 3 belediye başkanı ​Saadet Partisi (SP): 2 belediye başkanı ​Demokrat Parti (DP): 2 belediye başkanı ​Büyük Birlik Partisi (BBP): 1 belediye başkanı ​Belediye başkanlarının parti değiştirmesinin kişisel bir tercih olarak görülemeyeceğini belirten Arslan; baskı, soruşturma tehdidi ve merkezî iktidarın mali imkânları kullanılarak yapılan transferlerin millî iradeye açık müdahale olduğunu dile getirdi. ​İktidarın Yönetim Alanındaki Belediye Sayısı 671’e Yükseldi ​31 Mart seçimleri ve yenilenen sandıkların ardından AK Parti’nin kazandığı belediye sayısı 541 olarak tescillenmişti. Ancak seçim sonrası süreçte 106 belediye başkanı transferi, 13 kayyım ataması ve 11 belediyedeki meclis yapısı müdahalesi sonucunda 130 belediye daha iktidarın yönetim alanına eklendi. Böylece iktidarın elindeki belediye sayısı 671’e yükseldi. ​Muhalefet Partilerindeki Belediye Sayısı Düştü ​Süreç içerisinde muhalefet partilerinin yönetimindeki belediye sayılarında belirgin gerilemeler yaşandı: ​YENİ Parti & CHP: 31 Mart'ta kazandığı 411 belediyeden 50'sini kaybederek 361 belediyeye geriledi. ​Yeniden Refah Partisi: 63 belediye ile tamamladığı seçim sonrası 42 transfer ve 1 istifa ile 20 belediyeye düştü. ​DEM Parti: Seçimde kazandığı 78 belediyeden 10 kayyım ve 3 istifa/ihraç sonrası 65 belediyeye geriledi. ​İYİ Parti: Kazandığı 30 belediyeden 11 transfer sonrası 19 belediyeye düştü. ​DEVA Partisi: 4 olan belediye sayısı 1'e geriledi. ​Saadet Partisi: 4 olan belediye sayısı 2'ye geriledi. ​Demokrat Parti: 5 olan belediye sayısı 3'e geriledi. ​"Çözüm Sandıktan Uzaklaşmak Değil, İradeye Sahip Çıkmaktır" ​Açıklamasını demokratik mücadele çağrısıyla tamamlayan Eskişehir Milletvekili İbrahim Arslan, raporun amacının umutsuzluk yaratmak değil sandığa sahip çıkmak olduğunu ifade etti: ​"İktidarın amaçlarından biri, vatandaşın sandığa olan güvenini aşındırarak 'Oy versek ne değişiyor?' algısını yerleştirmektir. Sandıktan uzaklaşmak, millet iradesini yok sayanlara alan açar. Bütün muhalefet partilerini, sivil toplum kuruluşlarını ve yurttaşlarımızı oyumuza, seçme hakkımıza ve millet egemenliğine kararlılıkla sahip çıkmaya davet ediyoruz."

Yeni Partili İbrahim Arslan: "Kimse Kimsenin Örgütünü Çalmadı!" Haber

Yeni Partili İbrahim Arslan: "Kimse Kimsenin Örgütünü Çalmadı!"

Yeni Parti Parti Meclisi Üyesi ve Eskişehir Milletvekili İbrahim Arslan, CHP cephesinden yöneltilen eleştirilere ve Jale Nur Süllü'nün açıklamalarına yanıt verdi. Milletvekili Arslan sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi; "Ayrışma sürecinden bugüne kadar CHP Eskişehir Milletvekili Sayın Jale Nur Süllü’nün şahsımız, yol arkadaşlarımız ve Yeni Parti hakkında yaptığı pek çok değerlendirmeye cevap vermedim. Çünkü siyasette yollar ayrılabilir, tercihler değişebilir. Dün aynı çatı altında mücadele eden insanlar bugün farklı siyasi tercihlerde bulunabilir. Bunu kişisel bir hesaplaşmaya dönüştürmeyi doğru bulmadım. Ancak son günlerde kullanılan “maceraya atıldılar”, “örgütlerimizi çaldılar”, “tam bir siyasi hırsızlıkla gittiler”, “arınarak devam ediyoruz” ifadeleri artık siyasi eleştirinin ötesindedir. DÜN KARŞI ÇIKTIĞIMIZ DİLİ BUGÜN KULLANAMAYIZ Yıllardır iktidarın ve onunla aynı zeminde buluşan butlancı anlayışın; demokratik muhalefeti itibarsızlaştırmak, seçilmişleri kriminalize etmek ve siyasi tercihleri şaibeli göstermek için kullandığı dile hep birlikte karşı çıktık. Dün karşı çıktığımız dili bugün eski yol arkadaşlarımıza karşı kullanmak ciddi bir siyasi savrulmadır. Kimse kimsenin örgütünü “çalmadı”. İnsanlar eşya değildir; siyasi partilerin mülkü hiç değildir. Belediye başkanları, ilçe başkanları, yöneticiler, meclis üyeleri ve yurttaşlar yaşananları görmüş, değerlendirmiş ve özgür iradeleriyle siyasi tercihte bulunmuştur. Bu tercihleri eleştirebilirsiniz; ancak insanların iradesini yok sayamazsınız. HUKUK DA DEMOKRASİ DE SİYASİ POZİSYONA GÖRE DEĞİŞMEZ Genel Başkanımız Özgür Özel hakkında hazırlanan fezlekelerdeki suçlamaları öne çıkaran bir dil kullanılması da düşündürücüdür. Fezleke hüküm değildir. İddia suçun kanıtı değildir. Masumiyet karinesi siyasi konjonktüre göre değiştirilebilecek bir ilke hiç değildir. Aynı tutarlılık Cumhurbaşkanı adayımız ve İBB başkanımız Ekrem İmamoğlu konusunda da gösterilmelidir. Daha düne kadar uğradığı hukuksuzluklara karşı çıktığınız, Silivri’de ziyaret ettiğiniz ve “Cumhurbaşkanı adayımız” dediğiniz Ekrem İmamoğlu hakkında bugün iktidarın uzun süredir üretmeye çalıştığı şüphe ve itham diline yaklaşmadan önce, geçmişte söylediklerinize ve paylaşımlarınıza bakmak gerekir. Siyasi tutarlılık, dün savunduğunuz ilkeleri şartlar değiştiğinde de savunabilmektir. YENİ PARTİ BİR “MACERA” DEĞİLDİR Butlan sürecinde biz nerede durduğumuzu gösterdik. Siyasi partilerin iradesinin mahkeme kararlarıyla dizayn edilmesine, demokratik siyasetin yargı eliyle şekillendirilmesine karşı çıktık. Yol ayrımına geldiğimizde de tercihimizden tereddüt etmedik. Yeni Parti’yi birkaç kişinin tercihi ya da bir “macera” olarak göstermek ise ortaya çıkan toplumsal gerçeği görmezden gelmektir. Bu partiyi millet kurdu, adını millet koydu, bütçesini millet sağladı. Kuruluşunun hemen ardından yüz binlerce yurttaşımız üyelik için başvurdu; iki hafta gibi kısa bir sürede Türkiye’nin neredeyse bütün il ve ilçelerinde kurucu örgütlenmeler oluşturuldu. Bugünün ana muhalefet partisi, yarının iktidar iddiasını taşıyan Yeni Parti’nin gücü; “çalınmış” örgütlerden değil, kendi iradesiyle yan yana gelen milyonlarca yurttaşımızdan doğmaktadır. O nedenle bugün sorulması gereken asıl soru şudur: BUNCA İNSAN NEDEN AYNI SİYASİ TERCİHTE BULUŞTU? Bu sorunun cevabı ithamda, hakarette ya da geçmişi yeniden yazmakta değil; yaşanan siyasi süreçtedir. Biz dün hukuksuzluğa karşı nerede durduysak bugün de oradayız. Dün millet iradesini nasıl savunduysak bugün de aynı kararlılıkla savunuyoruz. Çünkü siyasette asıl mesele hangi çatının altında olduğunuz değil; yol ayrımına geldiğinizde hangi değerlerin yanında durduğunuzdur. Kimin rüzgâra göre yön değiştirdiğine, kimin şartlar değişse de sözünün ve değerlerinin arkasında durduğuna millet karar verir. Tarih de kaydını buna göre düşer."

CHP'li Arslan: ''Yeni Bir Siyasal Yürüyüş Başlatıyoruz'' Haber

CHP'li Arslan: ''Yeni Bir Siyasal Yürüyüş Başlatıyoruz''

Cumhuriyet Halk Partisi Eskişehir Milletvekili İbrahim Arslan, TBMM Meclis Grup toplantısının ardından siyasetteki yeni yapılanma ve parti süreçlerini değerlendirerek Genel Başkan Özgür Özel öncülüğünde halkın iktidarını kurma kararlılığında olduklarını vurguladı. TBMM’de gerçekleştirilen CHP Meclis Grup toplantısı sonrasında sosyal medya hesabından değerlendirmelerde bulunan Eskişehir Milletvekili İbrahim Arslan, siyasette yeni bir mücadelenin ve yürüyüşün başladığına işaret ederek mevcut düzenin değişmesi gerektiğine dikkat çekti. "Milletin İradesine Zincir Vurulamaz" Siyasetteki gelişmeleri ve yeni parti süreçlerini değerlendiren İbrahim Arslan, açıklamasında şu ifadelere yer verdi: "Milletin iradesine zincir vurmak isteyenlere karşı, yeni bir siyasal yürüyüş başlatıyoruz. Çünkü biliyoruz ki; mevcut düzen kendiliğinden değişmeyecek. Hukuk, adalet ve demokrasi kendiliğinden geri gelmeyecek. Türkiye, cesaretle sorumluluk alanların omuzlarında yeniden yükselecek. Bu yüzden geri çekilmiyoruz, bu yüzden susmuyoruz." "Koltuk İçin Değil, Cumhuriyet İçin Yürüyoruz" Muhalefet anlayışını ve siyasetteki temel hedeflerini net bir dille ortaya koyan CHP'li Arslan, başlattıkları mücadelenin amacını şu maddelerle özetledi: ''Koltuk için değil, Cumhuriyet için, Makam için değil, millet için, Muhalefette kalmak için değil, iktidar olmak için.'' "Özgür Özel Öncülüğünde İktidar Yakın" CHP Genel Başkanı Özgür Özel liderliğinde yürütülen siyasete tam destek veren Eskişehir Milletvekili İbrahim Arslan, "Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel öncülüğünde; umudu büyütmeye, halkın iktidarını kurmaya ve Türkiye’yi yeniden demokrasiyle buluşturmaya kararlıyız. Milletin iradesinden daha büyük bir güç yoktur. Yolumuz açık, iktidarımız yakın olsun. Yürüyelim arkadaşlar" diyerek sözlerini tamamladı.

Suriye’ye Hastane Yapana Kadar Kendi Hastanelerimizi Satmaktan Vazgeçin! Haber

Suriye’ye Hastane Yapana Kadar Kendi Hastanelerimizi Satmaktan Vazgeçin!

TBMM Dışişleri Komisyonu’nda Suriye’de iki hastane yapımı için verilen kanun teklifi görüşülürken, CHP Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer, Türkiye’deki sağlık tesislerinin özelleştirilmesine tepki gösterdi. AK Parti’nin Suriye’de iki hastane yapımı için Meclis’e getirdiği kanun teklifi TBMM Dışişleri Komisyonu’nda görüşülürken, muhalefet Türkiye’de 43 ilde sağlık tesislerinin alanlarının özelleştirilmesinden vazgeçilmesi çağrısı yaptı. Komisyonun CHP’li üyesi Utku Çakırözer, Suriye’nin yeniden yapılanma ve sağlık alt yapısının güçlendirilmesine katkı verilmesine karşı olmadıklarını belirtirken, “Komşu Suriye'de sağlık altyapısına katkı sunalım buna itirazımız yok. Ancak kendi vatandaşımızın sağlık hizmetlerine erişimindeki büyük zorlukları da aşmamız lazım. İnsanlar doktor için tetkik için aylarca randevu bekliyor. Dışarıda cömert olurken içeride vatandaşımızın yaşadığı sorunlara aynı duyarlılıkla yaklaşmamız gerekiyor” dedi. Çakırözer, aralarında Eskişehir’in de olduğu 43 şehirde sağlık alanlarının özelleştirilmesi ile ilgili kararlardan da vazgeçilmesi çağrısını yaptı. “İTİRAMIZIMIZ YOK AMA YA KENDİ HASTANELERİMİZ?” TBMM Dışişleri Komisyonu’nda, Suriye'deki Şam Kalp Hastanesi ile Halep Onkoloji Hastanesi'nin, 80 milyon dolar ödenerek Türkiye tarafından tamamlanarak işletilmesine ilişkin anlaşma kabul edildi. Anlaşma hakkında Sağlık Bakanlığı Kamu Hastaneleri Genel Müdürü Muhammet Emin Demirkol sunum yaparken, muhalefet sağlık alanlarına ilişkin özelleştirme kararları başta olmak üzere, yurttaşların yaşadığı sorunlara dikkat çekerek çözüm istedi. Komisyonun CHP’li üyesi Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer, Eskişehir’in de aralarında olduğu 43 ildeki 126 sağlık tesisine yönelik özelleştirme kararlarını hatırlatarak şunları söyledi: “Ben Eskişehir Milletvekiliyim. Eskişehir’de eski Hava Hastanemiz, bugün Yunus Emre Devlet Hastanesi 2 Eylül Hizmet Binası olarak hizmet vermekte. İl Sağlık Müdürlüğümüz de orada yer alıyor. Şimdi burası özelleştirme kapsamında. Bunlar atıl değil ki, şu anda hizmette olan hastanemiz. Sadece Eskişehir’de değil! Mesela Bursa'da, mesela Ankara'da, mesela İstanbul'da işleyen hastaneler özelleştirme kapsamına alındı. Yine Eskişehir’de eski devlet hastanemizin yerine hastane yapılacaktı. Orası da şimdi satılacak ama ne yapılacağı belli değil. Eskişehir ayakta, diğer şehirlerde yurttaşlarımız ayakta. Sorduğumuzda kaynak yaratmak için deniyor. Benim tabii ki Suriye'deki kardeşlerimizin sağlığına, oranın kalkınmasına katkı yapacak olan bir şeye itirazım yok. Ama kendi yurttaşımızın sağlık hizmetlerine erişimini güçleştirecek bu özelleştirme kararlarına şiddetle karşıyız. Şehirlerimizdeki AKP’li milletvekillerinden, il başkanlarından, ‘Vallahi bizim de haberimiz sabah kararnameyi görünce oldu’ şeklinde açıklamalar duyduk. Demek ki onlar da bundan aslında memnun değiller. Vatandaşa hizmet veren, vatandaşın sağlığa erişimini kolaylaştıran bu tesislerin özelleştirilmesi kararlarının iptal edilmesini istiyoruz.” VATANDAŞ AYLARCA RANDEVU BEKLİYOR Türkiye’de yurttaşların sağlık hizmetlerine erişimde yaşadığı sıkıntılara da değinen Çakırözer, “Sağlık hizmetlerine erişim konusunda da büyük sıkıntılar var. Randevu almak için bile insanlar bize ulaşıyor. Hastaneden alamıyor randevuyu. MR için alamıyor, doktor için alamıyor, bazı alanlarda inanın aylarca öteye randevu veriliyor. ‘Suriye’ye cömert yardım yapıyoruz‘ diyorsunuz. Tamam dışarıda cömert olalım ama içeride de vatandaşımızın büyük sıkıntılarına duyarlı olmamız lazım” dedi.

Zafer Partisi İl Başkanı Demir: "Hukuk, Üstünlerin Hukukuna Teslim Edildi" Haber

Zafer Partisi İl Başkanı Demir: "Hukuk, Üstünlerin Hukukuna Teslim Edildi"

Zafer Partisi Eskişehir İl Başkanı Hasan Demir, düzenlediği basın toplantısında Türkiye ve Eskişehir gündemine yönelik değerlendirmelerde bulundu. İl Başkanı Demir, mevcut iktidarı ve muhalefet içindeki gelişmeleri sert bir dille eleştirdi. ​"Demokrasi, Adalet ve Liyakat Esas Olmalı" ​Konuşmasına Türkiye’nin temel değerlerine vurgu yaparak başlayan Hasan Demir, bir ülkenin kalkınmasının demokrasi, adalet ve liyakat ilkelerine bağlı olduğunu belirtti. Türkiye’de hukukun üstünlüğü ilkesinin yerini "üstünlerin hukukuna" bıraktığını savunan Demir şu ifadelere yer verdi; "Basın açıklamamı, Türk milletinin yaşam kalitesini arttırmak için ne gibi unsurlara dört elle sarılmak gerektiğini beyan ederek başlamak istiyorum. Bir ülkenin ekonomisi, kültürü, birçok dokusu öncelikle demokrasi, daha sonra adalet ve liyakat ilkelerine bağlıdır. Evet, demokrasi, adalet ve liyakat. Başta Zafer Partisi lideri Profesör Doktor Ümit Özdağ olmak üzere muhalif partilere ve kadrolara yapılanlar bize net olarak göstermektedir ki hukukun üstünlüğü ilkesi yerini üstünlerin hukukuna bırakmış durumdadır. Evet, Türkiye Cumhuriyeti Devleti 1923 yılında kurulduğu zaman diliminde hukukun üstünlüğünü her daim şiar edinmiş bir devletken maalesef son süreçler bize net olarak göstermektedir ki üstünlerin hukuku anitibarıyla ülkemizde hızlı bir ilerleme katetmiş ve hukuk gerçekten rafa kaldırılmış durumda. Bu hadiseyi ne zaman yaşamaya başladık? Son 3 sene içerisinde, Cumhurbaşkanlığı seçimi 2. turu sonrası Sayın Bahçeli'nin "Her şey değişecek, umarız Türkiye değişmez." söylemleri sonrası görmeye başladık. Bir süreç başladı 2024 Ekim'de ve bu süreç terörü yasallaştırma, terörist başına da statü sahibi etme üzerine tayin edilmeye çalışıldı ve devam ediyor. İran Savaşı her ne kadar baskılamış olsa da belli unsurlar bu konuda çalışmalarını yapmaya devam ediyor. Beraberinde özellikle Cumhurbaşkanlığı seçimi sonrası söylediğim gibi muhalif kadrolara ve sivil inisiyatife sürekli bir operasyon, sürekli anlamsız sıkıntılarla hemhal olmak zorunda bırakılıyor. Bugün, tarihsel bir demokrasi rezilliğinin yaşandığı günlerden birisi. Cumhuriyet Halk Partisinin biliyorsunuz anitibarıyla kanunen bir ama görünen 2 tane genel başkanı var. Kanunen kabul edilmiş, YSK tarafından kabul edilmiş genel başkanı Özgür Özel ortadan kaldırılıp yerine ikame bir genel başkan arayışı ve arzusuyla Kemal Kılıçdaroğlu konuşlandırılmak isteniyor. Türk demokrasisi çok ciddi sınavlardan, geçmişte beyan ettiğimiz gibi çok ciddi sınavlardan geçiyor. Bu sınavlardan geçerken Türk milleti ne gibi sorunlar yaşıyor? Bunları da kesinlikle es geçmeden anlatmak zorundayız. Türk milleti yoğun bir ekonomik krizin altında ezilme eşiğinde. Memuruyla, emeklisiyle, çiftçisiyle, hayvancısıyla, esnafıyla herkes bu krizin altında ezilme ve hayatını idame etmede sorunlar yaşamakta. Geçen hafta belirlenen özellikle tarımsal faaliyet yapan çiftçimizin taban fiyat denkleminde yaşadığı hadiselerde gösteriyor ki çiftçimiz de unutulmuş durumda ve tarım, bir şekilde mevcut hükûmetin plansız planları üzerinden maalesef zora sokulmaya çalışılmakta. Hayvancılık aynı şekilde, et ve süt ürünleri artık ulaşılamaz hal almaya başlarken maalesef üretici, aracı ve tüketici, herkes muzdarip. İnsanlar gıdaya erişmekte gerçekten zorlanır hal almış durumda. İnsanlar yaşayamıyor. Mutluluk, doğru yaşam kalitesine entegre bir kavramdır. Maalesef mutluluğumuzu her gün mevcut süreçlerin bize yaşattıkları vasıtasıyla kaybeder bir toplum haline gelmeye başladık. Özellikle son dönemlerde üstüne basa basa Türk milletini bir, bütün, beraber olma noktasında sevk ettiğimiz her arayış, birtakım mihraklar ve odaklar tarafından bölünme noktasına sevk edilmeye çalışılıyor. Son dönemlerde yaşadığımız olayları da en son sunumumda belli örneklerle sizlerle paylaşacağım. Eskişehir'de bu esnada neler yaşanıyor? Eskişehir'de gariptir ki hafta sonu bir sendika seçiminde transfer vekil bir cümle sarf etti. Dedi ki: "Ben olduğum sürece, kendisi olduğu sürece sağlık sektöründeki kamu arazileri hiçbir şart altında özelleştirilemeyecekmiş." Neymiş efendim? Kendisi olduğu sürece. Yani kendisi olmadığı zaman bu ülkede neler yaşanacağını hiç kimse zihninde canlandıramayacak bu ülkede. Cumhuriyet bu değil, demokrasi bu değil, adalet bu değil. Sayın vekile buradan Zafer Partisi İl Başkanı olarak sesleniyorum. Senin varlığın 86 milyonu ne kadar etkileyebilir? Yokluğun ne kadar etkileyebilir? Sen ancak kendi alanında ufak oyunlarınla hemhal ol. Türk milletinin derdiyle hemhal olsaydın zaten göstermiş olduğun tavrı göstermez, muhaliflerin oylarına sahip çıkar, muhalefet partinizde milletvekilliğine devam ederdin. Amma velakin 80.000'in üzerindeki oyu hükûmete resmen peşkeş çektin ve utanmadan kalkıyorsun, "Ben olduğum sürece bu arsalar devletin olmaya devam edecek." diyorsun. Hadi canım sen de. Şatafattan, saray yaşantısından hiçbir tasarruf sağlamayan hükümet, Türk milletine hizmet odaklı kurulan, başta postaneler olmak üzere birçok alanda maalesef tasarrufu öngördü. Geçen hafta standart yaptığımız mahalle ziyaretleri esnasında Orhangazi Mahallemizde gördük ki haftanın 2 gününe açılması, 2 gününe planlanan PTT şubesi, orada yaşayan binlerce insanı mağdur ediyor. Bu uygulama Türkiye'nin, pardon Eskişehir'in her mahallesinde net olarak görünüyor. Tasarruf tedbirlerini halka hizmet üzerine şekillendiren ama kendi şatafatlı hayatlarına hiçbir tasarruf getirmeyen hükümet, zaten o yüzden mevcut süreçleri örseliyor, baltalıyor ve sandığı önümüze getirme cesaretini sergileyemiyor. Ve beraberinde başka bir konumuz var Eskişehir özelinde. Devlet Demiryollarına ait atıl bölgelerin Eskişehir halkının hizmetine sunulması arzusu. Evet, 4 Haziran'da gerçekleşmesi planlanan, AKP İl Başkanı tarafından beyan edilen, milyonlarca liranın müteşebbis tarafından yatırılacağı beyan edilen bir ihale vardı 4 Haziran'da. Bildiğimiz kadarıyla ayın 22'sine ertelendi ve bu ihale neticesinde Eskişehir halkının kazanacağı ne var sorularını da buradan Sayın Başkana net olarak sormak istiyorum. Bu alanlar, bir an önce Eskişehir halkının sosyal hayatına dahil edilmesi gereken alanlar. Eskişehir, Türkiye'deki standartların üzerinde yeşil alana sahip bir şehir olsa da merkezi sıkışmış durumda. Hoşnudiye Mahallesi'nde insanlar nefes alacak yer arıyor ve bu yerler maalesef şu an atıl vaziyette duruyor. Evet, gelelim son hadiseye. Türk milletini böldürmeyeceğiz. Bütünlüğü asla ve asla ortadan kaldırtmayacağız. Hangi odak, hangi sistem bunu arzu ederse etsin Zafer Partisi, Atatürk çizgisinde Türk milliyetçileri hiçbir şartta Türk milletini böldürmeyecek. Bir Suriye, bir Irak buradan çıkartmayacak. Bununla beraber 3 tane görselle sizin, bir paylaşım yapmak istiyorum. Şu an elimde gördüğünüz 1. görsel. Bu görselde bir yayınevinin genel yayın yönetmeni olduğunu bildiğimiz bir zatımuhterem, Türk milletinin, Türk toplumunun ayrılmaz parçası olan Çerkezlere yönelik sosyal medyasında yaptığı iğrenç paylaşımı görüyorsunuz. Türk milletinin ayrılmaz bir parçası olan Çerkezlere yaptığı iğrenç bir paylaşım. Bu paylaşımı kendisine Zafer Partisi İl Başkanı olarak iade ediyorum. İkincisi, burada gördüğünüz görsel yine Türk milletini bölmek, parçalamak adına tayin edilmiş Samsun'un Terme ilçesinde hükümetin belediye meclis üyesi Rümeysa Eker tarafından sosyal medyada yayınlanmış bir paylaşım. Türkiye Cumhuriyeti'ğinin kurucu felsefesine hakaret üstüne hakaret yağdıran bir paylaşım. Aynı şekilde Türk milletini bölüp parçalama üzerine tayin ediliyor. Ve son olarak, bununla alakalı onlarca örnek var ama son bir hafta yaşadığımız 3. örnek. Evet, bu da Rahmi Koç. Rahmi Koç ne yaptı. Kendisi meşhur Koç ailesinin onursal başkanı. Ne yaptı. Bir sağlık kuruluşu açılışında bir kelam sarf etti, iğrenç bir kelam. Yine Türk milletini bölecek, parçalayacak, değerlerini yok edecek bir kelam. Biz buna müsaade etmeyeceğiz ama şu altta gördüğünüz görselde 32 dişi görünen dönemin Başbakanı Sayın Binali Yıldırım'a da buradan sormak istiyorum. Bu iğrenç hikaye anlatılırken kahkahalar içerisinde gülecek ne gördünüz. Bu toplumu neden birbirinden ayrıştırma arzusundasınız. Neden bu ülkeyi Suriye gibi, Irak gibi parça parça hale getirmeye çalışıyorsunuz. Biz İstiklal Harbi'ni vermiş yüce Türk milletinin evlatları olarak tekrar tekrar beyan ediyoruz. Bu oyunlara, bu tuzaklara 86 milyon Türk vatandaşı düşmeyecek ve biz bunun için kanımızın son damlasına kadar net olarak mücadele edeceğiz."

Ekonomi Değil, Yoksullaştırma Programı Uygulanıyor! Haber

Ekonomi Değil, Yoksullaştırma Programı Uygulanıyor!

Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal, Eskişehir programı kapsamında partililer ve vatandaşlarla bir araya gelerek Türkiye gündemine dair sert eleştirilerde bulundu. Mevcut siyasi iklimi "karanlık" olarak nitelendiren Uysal, ekonomi yönetiminden yargı bağımsızlığına, seçim güvenliğinden terörle mücadele süreçlerine kadar pek çok konuda iktidara yüklendi. ​"Türkiye Keyfiliğin Kurumsallaştığı Bir Dönemde" ​Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ni eleştiren Uysal, sistemin "keyfiliği kurumsal hale getirdiğini" savundu. Son bakan değişikliklerinin seçime ayarlı bir strateji olduğunu belirten Uysal, şu ifadeleri kullandı: ​"Türkiye’nin tarihi geriye doğru akıtılırcasına karşı karşıya bırakıldığı bu şartları asla Demokrat Parti olarak kabul etmiyoruz. Yasama, yürütme ve yargının tek bir şahsın bünyesinde somutlaştığına şahitlik ediyoruz." ​"Ekonomi Değil, Yoksullaştırma Programı Uygulanıyor" ​Ekonomik verilere ve TÜİK’in hesaplamalarına değinen Uysal, halkın bilinçli bir yoksulluğa mahkum edildiğini iddia etti. Özellikle faiz yüküne dikkat çeken Genel Başkan: ​Faiz Yükü: "2022 yılında 19.9 milyar dolar olan faiz ödemesi, 2026 yılında 65 milyar dolarlık devasa bir yüke dönüştü." ​Tarımsal Tasfiye: "Yanlış politikalarla Türk tarımı tasfiye edildi, köylü üretimden koparılarak siyasi sadakatin satın alınacağı bir düzen inşa edildi." ​Özelleştirmeler: "Demirel ve Özal’ın mirası olan köprü ve otoyolların özelleştirme kapsamına alınması, kamu kaynaklarının yağmalanmasıdır." ​"Demokrasi PKK’nın Rehineliğinden Kurtarılmalı" ​Gültekin Uysal, son dönemde yürütülen siyasi süreçleri ve "İmralı" vurgulu tartışmaları da gündemine aldı. Yüzde 50+1 dengesinin Türk demokrasisini kırılgan hale getirdiğini belirten Uysal, "İktidar, Sayın Erdoğan’ı yeniden aday yapabilmek için PKK lideriyle müzakere yolunu açmıştır. Türk demokrasisi, bu rehinelikten kendini kurtarmak mecburiyetindedir," dedi. ​"Seçim Sandığı Tehdit Altında" ​Gelecek seçimlere dair endişelerini dile getiren Uysal, muhalefet partilerine çağrıda bulundu. Adli ve idari kolluğun siyasetin aparatı haline getirilmeye çalışıldığını savunan DP lideri, "Sadece sandıktan netice almayı değil, demokratik mücadele zeminini korumayı hedefleyen bir 'mücadele seti' oluşturmalıyız," şeklinde konuştu. ​"Uyan Ey Türk Milleti!" ​Konuşmasını Süleyman Demirel’in sözlerine atıfta bulunarak sonlandıran Uysal, vatandaşları "ev sahibi" olduklarını hatırlamaya davet etti: ​"Bugünkü rejimin müsaade ettiği kadar demokrasiye, müsaade ettiği kadar hukuka, müsaade ettiği kadar zenginliğe razı olmayacağız. Bu ülkenin nimetini de külfetini de eşit dağıtacak adil bir düzeni hep beraber inşa edeceğiz."

Bankoğlu: ''Bu Muhalefeti Susturmak İçin Kriz Mühendisliğidir'' Haber

Bankoğlu: ''Bu Muhalefeti Susturmak İçin Kriz Mühendisliğidir''

CHP Bartın Milletvekili Aysu Bankoğlu, Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi (AKPM) Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada Türkiye’deki baskı operasyonlarını ve Ekrem İmamoğlu’na yönelik “siyasi kumpasları” Avrupa gündemine taşıdı. Bankoğlu, “Bu bir kriz yönetimi değil; muhalefeti susturmak için kriz mühendisliğidir” dedi. Genel Kurul’un “Kriz Dönemlerinde Seçimler” başlıklı oturumunda söz alan Bankoğlu, CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun haksız yere hapsedildiğini ve seçilmiş belediye başkanlarının yaklaşık 10 aydır parmaklıklar ardında olduğunu hatırlattı. 30 YILLIK DİPLOMANIN İPTALİ SİYASİ BİR KUMPASTIR Bankoğlu, kürsüden yaptığı konuşmada şu ifadeleri kullandı: Salgın, terör ve savaş gibi krizlerin demokratik kurumlar ve seçim süreçleri üzerinde yarattığı baskıyı ele alan bu rapor, doğrudan Türkiye'nin bugün yaşadığı gerçekliğe hitap ediyor. Türkiye'de artık demokrasiye yönelik soyut riskleri tartışmıyoruz; biz bu riskleri bizzat yaşıyoruz. Cumhurbaşkanı adayımız Ekrem İmamoğlu haksız yere hapsedildi. Ülke genelinde seçilmiş belediye başkanları yaklaşık 10 aydır parmaklıklar ardında. Onu siyasi rekabetin dışına itmek için, 30 yılı aşkın bir süre önce aldığı üniversite diploması keyfi bir şekilde iptal edildi. Bu bir hukuk süreci değil; mahkemeler yoluyla yapılan bir sivil darbedir. Erdoğan rejimi, sandıkta kazanamadığını yargı yoluyla gasp etmeye çalışmaktadır. Demokratik haklarını barışçıl bir şekilde savunan binlerce insan; polis şiddeti, toplu gözaltılar ve yıldırma politikalarıyla karşı karşıya kaldı. Bu bir kriz yönetimi değil; muhalefeti susturmak ve demokrasiyi zayıflatmak için kriz üretmektir. KÜRESEL OTORİTERLEŞME UYARISI: TRUMP’IN SÖZLERİ NORMALLEŞTİRİLEMEZ Dünya genelinde otoriterliğin tehlikeli bir şekilde normalleşmesine tanık oluyoruz. Liderler, bizzat seçimlerin değerini açıkça sorguluyor. Daha geçen haftalarda Donald Trump alaycı bir şekilde “belki de seçimlere gerek bile yok” demişti. Bugün bu durum, daha geniş küresel bir eğilimi yansıtıyor: hesap verilebilirlik olmaksızın güç, rıza olmaksızın otorite... Bu rapor, seçimlerin demokratik meşruiyetin temeli olduğunu bize haklı olarak hatırlatıyor. Hükümetler halkın iradesini çarpıtmak veya geçersiz kılmak için krizleri manipüle ettiğinde, demokrasi yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalır. DEMOKRASİ OLAĞAN ZAMANLARDA DEĞİL, KRİZLERDE GERÇEK BİR İHTİYAÇ Türkiye bir dönüm noktasındadır. Halkımız, baskılara rağmen barışçıl bir şekilde protesto ediyor ve adalet talep ediyor. Muhalefet liderlerinin hapsedilmesi, yerel yönetimlerin susturulması ve muhalif görüşlerin suç sayılması, demokratik ilkelerin ve insan haklarının ihlalidir. Bu Meclis sadece bir gözlemci olarak kalamaz; net bir mesaj göndermeliyiz: Hiçbir kriz, demokrasinin askıya alınmasını haklı çıkaramaz. Hiçbir hükümet, halkının rızası olmadan yönetme hakkına sahip değildir Demokrasi, sadece olağan zamanlar için bir lüks değildir. Aksine, gücün onu terk etmeye en çok meyilli olduğu kriz anlarında en temel ihtiyaçtır.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.