SON DAKİKA
Hava Durumu

#Muhalefet

Porsuk Haber Ajansı - Muhalefet haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Muhalefet haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Zafer Partisi İl Başkanı Demir: "Hukuk, Üstünlerin Hukukuna Teslim Edildi" Haber

Zafer Partisi İl Başkanı Demir: "Hukuk, Üstünlerin Hukukuna Teslim Edildi"

Zafer Partisi Eskişehir İl Başkanı Hasan Demir, düzenlediği basın toplantısında Türkiye ve Eskişehir gündemine yönelik değerlendirmelerde bulundu. İl Başkanı Demir, mevcut iktidarı ve muhalefet içindeki gelişmeleri sert bir dille eleştirdi. ​"Demokrasi, Adalet ve Liyakat Esas Olmalı" ​Konuşmasına Türkiye’nin temel değerlerine vurgu yaparak başlayan Hasan Demir, bir ülkenin kalkınmasının demokrasi, adalet ve liyakat ilkelerine bağlı olduğunu belirtti. Türkiye’de hukukun üstünlüğü ilkesinin yerini "üstünlerin hukukuna" bıraktığını savunan Demir şu ifadelere yer verdi; "Basın açıklamamı, Türk milletinin yaşam kalitesini arttırmak için ne gibi unsurlara dört elle sarılmak gerektiğini beyan ederek başlamak istiyorum. Bir ülkenin ekonomisi, kültürü, birçok dokusu öncelikle demokrasi, daha sonra adalet ve liyakat ilkelerine bağlıdır. Evet, demokrasi, adalet ve liyakat. Başta Zafer Partisi lideri Profesör Doktor Ümit Özdağ olmak üzere muhalif partilere ve kadrolara yapılanlar bize net olarak göstermektedir ki hukukun üstünlüğü ilkesi yerini üstünlerin hukukuna bırakmış durumdadır. Evet, Türkiye Cumhuriyeti Devleti 1923 yılında kurulduğu zaman diliminde hukukun üstünlüğünü her daim şiar edinmiş bir devletken maalesef son süreçler bize net olarak göstermektedir ki üstünlerin hukuku anitibarıyla ülkemizde hızlı bir ilerleme katetmiş ve hukuk gerçekten rafa kaldırılmış durumda. Bu hadiseyi ne zaman yaşamaya başladık? Son 3 sene içerisinde, Cumhurbaşkanlığı seçimi 2. turu sonrası Sayın Bahçeli'nin "Her şey değişecek, umarız Türkiye değişmez." söylemleri sonrası görmeye başladık. Bir süreç başladı 2024 Ekim'de ve bu süreç terörü yasallaştırma, terörist başına da statü sahibi etme üzerine tayin edilmeye çalışıldı ve devam ediyor. İran Savaşı her ne kadar baskılamış olsa da belli unsurlar bu konuda çalışmalarını yapmaya devam ediyor. Beraberinde özellikle Cumhurbaşkanlığı seçimi sonrası söylediğim gibi muhalif kadrolara ve sivil inisiyatife sürekli bir operasyon, sürekli anlamsız sıkıntılarla hemhal olmak zorunda bırakılıyor. Bugün, tarihsel bir demokrasi rezilliğinin yaşandığı günlerden birisi. Cumhuriyet Halk Partisinin biliyorsunuz anitibarıyla kanunen bir ama görünen 2 tane genel başkanı var. Kanunen kabul edilmiş, YSK tarafından kabul edilmiş genel başkanı Özgür Özel ortadan kaldırılıp yerine ikame bir genel başkan arayışı ve arzusuyla Kemal Kılıçdaroğlu konuşlandırılmak isteniyor. Türk demokrasisi çok ciddi sınavlardan, geçmişte beyan ettiğimiz gibi çok ciddi sınavlardan geçiyor. Bu sınavlardan geçerken Türk milleti ne gibi sorunlar yaşıyor? Bunları da kesinlikle es geçmeden anlatmak zorundayız. Türk milleti yoğun bir ekonomik krizin altında ezilme eşiğinde. Memuruyla, emeklisiyle, çiftçisiyle, hayvancısıyla, esnafıyla herkes bu krizin altında ezilme ve hayatını idame etmede sorunlar yaşamakta. Geçen hafta belirlenen özellikle tarımsal faaliyet yapan çiftçimizin taban fiyat denkleminde yaşadığı hadiselerde gösteriyor ki çiftçimiz de unutulmuş durumda ve tarım, bir şekilde mevcut hükûmetin plansız planları üzerinden maalesef zora sokulmaya çalışılmakta. Hayvancılık aynı şekilde, et ve süt ürünleri artık ulaşılamaz hal almaya başlarken maalesef üretici, aracı ve tüketici, herkes muzdarip. İnsanlar gıdaya erişmekte gerçekten zorlanır hal almış durumda. İnsanlar yaşayamıyor. Mutluluk, doğru yaşam kalitesine entegre bir kavramdır. Maalesef mutluluğumuzu her gün mevcut süreçlerin bize yaşattıkları vasıtasıyla kaybeder bir toplum haline gelmeye başladık. Özellikle son dönemlerde üstüne basa basa Türk milletini bir, bütün, beraber olma noktasında sevk ettiğimiz her arayış, birtakım mihraklar ve odaklar tarafından bölünme noktasına sevk edilmeye çalışılıyor. Son dönemlerde yaşadığımız olayları da en son sunumumda belli örneklerle sizlerle paylaşacağım. Eskişehir'de bu esnada neler yaşanıyor? Eskişehir'de gariptir ki hafta sonu bir sendika seçiminde transfer vekil bir cümle sarf etti. Dedi ki: "Ben olduğum sürece, kendisi olduğu sürece sağlık sektöründeki kamu arazileri hiçbir şart altında özelleştirilemeyecekmiş." Neymiş efendim? Kendisi olduğu sürece. Yani kendisi olmadığı zaman bu ülkede neler yaşanacağını hiç kimse zihninde canlandıramayacak bu ülkede. Cumhuriyet bu değil, demokrasi bu değil, adalet bu değil. Sayın vekile buradan Zafer Partisi İl Başkanı olarak sesleniyorum. Senin varlığın 86 milyonu ne kadar etkileyebilir? Yokluğun ne kadar etkileyebilir? Sen ancak kendi alanında ufak oyunlarınla hemhal ol. Türk milletinin derdiyle hemhal olsaydın zaten göstermiş olduğun tavrı göstermez, muhaliflerin oylarına sahip çıkar, muhalefet partinizde milletvekilliğine devam ederdin. Amma velakin 80.000'in üzerindeki oyu hükûmete resmen peşkeş çektin ve utanmadan kalkıyorsun, "Ben olduğum sürece bu arsalar devletin olmaya devam edecek." diyorsun. Hadi canım sen de. Şatafattan, saray yaşantısından hiçbir tasarruf sağlamayan hükümet, Türk milletine hizmet odaklı kurulan, başta postaneler olmak üzere birçok alanda maalesef tasarrufu öngördü. Geçen hafta standart yaptığımız mahalle ziyaretleri esnasında Orhangazi Mahallemizde gördük ki haftanın 2 gününe açılması, 2 gününe planlanan PTT şubesi, orada yaşayan binlerce insanı mağdur ediyor. Bu uygulama Türkiye'nin, pardon Eskişehir'in her mahallesinde net olarak görünüyor. Tasarruf tedbirlerini halka hizmet üzerine şekillendiren ama kendi şatafatlı hayatlarına hiçbir tasarruf getirmeyen hükümet, zaten o yüzden mevcut süreçleri örseliyor, baltalıyor ve sandığı önümüze getirme cesaretini sergileyemiyor. Ve beraberinde başka bir konumuz var Eskişehir özelinde. Devlet Demiryollarına ait atıl bölgelerin Eskişehir halkının hizmetine sunulması arzusu. Evet, 4 Haziran'da gerçekleşmesi planlanan, AKP İl Başkanı tarafından beyan edilen, milyonlarca liranın müteşebbis tarafından yatırılacağı beyan edilen bir ihale vardı 4 Haziran'da. Bildiğimiz kadarıyla ayın 22'sine ertelendi ve bu ihale neticesinde Eskişehir halkının kazanacağı ne var sorularını da buradan Sayın Başkana net olarak sormak istiyorum. Bu alanlar, bir an önce Eskişehir halkının sosyal hayatına dahil edilmesi gereken alanlar. Eskişehir, Türkiye'deki standartların üzerinde yeşil alana sahip bir şehir olsa da merkezi sıkışmış durumda. Hoşnudiye Mahallesi'nde insanlar nefes alacak yer arıyor ve bu yerler maalesef şu an atıl vaziyette duruyor. Evet, gelelim son hadiseye. Türk milletini böldürmeyeceğiz. Bütünlüğü asla ve asla ortadan kaldırtmayacağız. Hangi odak, hangi sistem bunu arzu ederse etsin Zafer Partisi, Atatürk çizgisinde Türk milliyetçileri hiçbir şartta Türk milletini böldürmeyecek. Bir Suriye, bir Irak buradan çıkartmayacak. Bununla beraber 3 tane görselle sizin, bir paylaşım yapmak istiyorum. Şu an elimde gördüğünüz 1. görsel. Bu görselde bir yayınevinin genel yayın yönetmeni olduğunu bildiğimiz bir zatımuhterem, Türk milletinin, Türk toplumunun ayrılmaz parçası olan Çerkezlere yönelik sosyal medyasında yaptığı iğrenç paylaşımı görüyorsunuz. Türk milletinin ayrılmaz bir parçası olan Çerkezlere yaptığı iğrenç bir paylaşım. Bu paylaşımı kendisine Zafer Partisi İl Başkanı olarak iade ediyorum. İkincisi, burada gördüğünüz görsel yine Türk milletini bölmek, parçalamak adına tayin edilmiş Samsun'un Terme ilçesinde hükümetin belediye meclis üyesi Rümeysa Eker tarafından sosyal medyada yayınlanmış bir paylaşım. Türkiye Cumhuriyeti'ğinin kurucu felsefesine hakaret üstüne hakaret yağdıran bir paylaşım. Aynı şekilde Türk milletini bölüp parçalama üzerine tayin ediliyor. Ve son olarak, bununla alakalı onlarca örnek var ama son bir hafta yaşadığımız 3. örnek. Evet, bu da Rahmi Koç. Rahmi Koç ne yaptı. Kendisi meşhur Koç ailesinin onursal başkanı. Ne yaptı. Bir sağlık kuruluşu açılışında bir kelam sarf etti, iğrenç bir kelam. Yine Türk milletini bölecek, parçalayacak, değerlerini yok edecek bir kelam. Biz buna müsaade etmeyeceğiz ama şu altta gördüğünüz görselde 32 dişi görünen dönemin Başbakanı Sayın Binali Yıldırım'a da buradan sormak istiyorum. Bu iğrenç hikaye anlatılırken kahkahalar içerisinde gülecek ne gördünüz. Bu toplumu neden birbirinden ayrıştırma arzusundasınız. Neden bu ülkeyi Suriye gibi, Irak gibi parça parça hale getirmeye çalışıyorsunuz. Biz İstiklal Harbi'ni vermiş yüce Türk milletinin evlatları olarak tekrar tekrar beyan ediyoruz. Bu oyunlara, bu tuzaklara 86 milyon Türk vatandaşı düşmeyecek ve biz bunun için kanımızın son damlasına kadar net olarak mücadele edeceğiz."

Ekonomi Değil, Yoksullaştırma Programı Uygulanıyor! Haber

Ekonomi Değil, Yoksullaştırma Programı Uygulanıyor!

Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal, Eskişehir programı kapsamında partililer ve vatandaşlarla bir araya gelerek Türkiye gündemine dair sert eleştirilerde bulundu. Mevcut siyasi iklimi "karanlık" olarak nitelendiren Uysal, ekonomi yönetiminden yargı bağımsızlığına, seçim güvenliğinden terörle mücadele süreçlerine kadar pek çok konuda iktidara yüklendi. ​"Türkiye Keyfiliğin Kurumsallaştığı Bir Dönemde" ​Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ni eleştiren Uysal, sistemin "keyfiliği kurumsal hale getirdiğini" savundu. Son bakan değişikliklerinin seçime ayarlı bir strateji olduğunu belirten Uysal, şu ifadeleri kullandı: ​"Türkiye’nin tarihi geriye doğru akıtılırcasına karşı karşıya bırakıldığı bu şartları asla Demokrat Parti olarak kabul etmiyoruz. Yasama, yürütme ve yargının tek bir şahsın bünyesinde somutlaştığına şahitlik ediyoruz." ​"Ekonomi Değil, Yoksullaştırma Programı Uygulanıyor" ​Ekonomik verilere ve TÜİK’in hesaplamalarına değinen Uysal, halkın bilinçli bir yoksulluğa mahkum edildiğini iddia etti. Özellikle faiz yüküne dikkat çeken Genel Başkan: ​Faiz Yükü: "2022 yılında 19.9 milyar dolar olan faiz ödemesi, 2026 yılında 65 milyar dolarlık devasa bir yüke dönüştü." ​Tarımsal Tasfiye: "Yanlış politikalarla Türk tarımı tasfiye edildi, köylü üretimden koparılarak siyasi sadakatin satın alınacağı bir düzen inşa edildi." ​Özelleştirmeler: "Demirel ve Özal’ın mirası olan köprü ve otoyolların özelleştirme kapsamına alınması, kamu kaynaklarının yağmalanmasıdır." ​"Demokrasi PKK’nın Rehineliğinden Kurtarılmalı" ​Gültekin Uysal, son dönemde yürütülen siyasi süreçleri ve "İmralı" vurgulu tartışmaları da gündemine aldı. Yüzde 50+1 dengesinin Türk demokrasisini kırılgan hale getirdiğini belirten Uysal, "İktidar, Sayın Erdoğan’ı yeniden aday yapabilmek için PKK lideriyle müzakere yolunu açmıştır. Türk demokrasisi, bu rehinelikten kendini kurtarmak mecburiyetindedir," dedi. ​"Seçim Sandığı Tehdit Altında" ​Gelecek seçimlere dair endişelerini dile getiren Uysal, muhalefet partilerine çağrıda bulundu. Adli ve idari kolluğun siyasetin aparatı haline getirilmeye çalışıldığını savunan DP lideri, "Sadece sandıktan netice almayı değil, demokratik mücadele zeminini korumayı hedefleyen bir 'mücadele seti' oluşturmalıyız," şeklinde konuştu. ​"Uyan Ey Türk Milleti!" ​Konuşmasını Süleyman Demirel’in sözlerine atıfta bulunarak sonlandıran Uysal, vatandaşları "ev sahibi" olduklarını hatırlamaya davet etti: ​"Bugünkü rejimin müsaade ettiği kadar demokrasiye, müsaade ettiği kadar hukuka, müsaade ettiği kadar zenginliğe razı olmayacağız. Bu ülkenin nimetini de külfetini de eşit dağıtacak adil bir düzeni hep beraber inşa edeceğiz."

Bankoğlu: ''Bu Muhalefeti Susturmak İçin Kriz Mühendisliğidir'' Haber

Bankoğlu: ''Bu Muhalefeti Susturmak İçin Kriz Mühendisliğidir''

CHP Bartın Milletvekili Aysu Bankoğlu, Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi (AKPM) Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada Türkiye’deki baskı operasyonlarını ve Ekrem İmamoğlu’na yönelik “siyasi kumpasları” Avrupa gündemine taşıdı. Bankoğlu, “Bu bir kriz yönetimi değil; muhalefeti susturmak için kriz mühendisliğidir” dedi. Genel Kurul’un “Kriz Dönemlerinde Seçimler” başlıklı oturumunda söz alan Bankoğlu, CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun haksız yere hapsedildiğini ve seçilmiş belediye başkanlarının yaklaşık 10 aydır parmaklıklar ardında olduğunu hatırlattı. 30 YILLIK DİPLOMANIN İPTALİ SİYASİ BİR KUMPASTIR Bankoğlu, kürsüden yaptığı konuşmada şu ifadeleri kullandı: Salgın, terör ve savaş gibi krizlerin demokratik kurumlar ve seçim süreçleri üzerinde yarattığı baskıyı ele alan bu rapor, doğrudan Türkiye'nin bugün yaşadığı gerçekliğe hitap ediyor. Türkiye'de artık demokrasiye yönelik soyut riskleri tartışmıyoruz; biz bu riskleri bizzat yaşıyoruz. Cumhurbaşkanı adayımız Ekrem İmamoğlu haksız yere hapsedildi. Ülke genelinde seçilmiş belediye başkanları yaklaşık 10 aydır parmaklıklar ardında. Onu siyasi rekabetin dışına itmek için, 30 yılı aşkın bir süre önce aldığı üniversite diploması keyfi bir şekilde iptal edildi. Bu bir hukuk süreci değil; mahkemeler yoluyla yapılan bir sivil darbedir. Erdoğan rejimi, sandıkta kazanamadığını yargı yoluyla gasp etmeye çalışmaktadır. Demokratik haklarını barışçıl bir şekilde savunan binlerce insan; polis şiddeti, toplu gözaltılar ve yıldırma politikalarıyla karşı karşıya kaldı. Bu bir kriz yönetimi değil; muhalefeti susturmak ve demokrasiyi zayıflatmak için kriz üretmektir. KÜRESEL OTORİTERLEŞME UYARISI: TRUMP’IN SÖZLERİ NORMALLEŞTİRİLEMEZ Dünya genelinde otoriterliğin tehlikeli bir şekilde normalleşmesine tanık oluyoruz. Liderler, bizzat seçimlerin değerini açıkça sorguluyor. Daha geçen haftalarda Donald Trump alaycı bir şekilde “belki de seçimlere gerek bile yok” demişti. Bugün bu durum, daha geniş küresel bir eğilimi yansıtıyor: hesap verilebilirlik olmaksızın güç, rıza olmaksızın otorite... Bu rapor, seçimlerin demokratik meşruiyetin temeli olduğunu bize haklı olarak hatırlatıyor. Hükümetler halkın iradesini çarpıtmak veya geçersiz kılmak için krizleri manipüle ettiğinde, demokrasi yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalır. DEMOKRASİ OLAĞAN ZAMANLARDA DEĞİL, KRİZLERDE GERÇEK BİR İHTİYAÇ Türkiye bir dönüm noktasındadır. Halkımız, baskılara rağmen barışçıl bir şekilde protesto ediyor ve adalet talep ediyor. Muhalefet liderlerinin hapsedilmesi, yerel yönetimlerin susturulması ve muhalif görüşlerin suç sayılması, demokratik ilkelerin ve insan haklarının ihlalidir. Bu Meclis sadece bir gözlemci olarak kalamaz; net bir mesaj göndermeliyiz: Hiçbir kriz, demokrasinin askıya alınmasını haklı çıkaramaz. Hiçbir hükümet, halkının rızası olmadan yönetme hakkına sahip değildir Demokrasi, sadece olağan zamanlar için bir lüks değildir. Aksine, gücün onu terk etmeye en çok meyilli olduğu kriz anlarında en temel ihtiyaçtır.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.