SON DAKİKA
Hava Durumu

#Milli Eğitim Bakanlığı

Porsuk Haber Ajansı - Milli Eğitim Bakanlığı haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Milli Eğitim Bakanlığı haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Milli Eğitim Bakanlığı’nın Bu Çığlığı Duyması İçin Ne Yapmalıydı? Haber

Milli Eğitim Bakanlığı’nın Bu Çığlığı Duyması İçin Ne Yapmalıydı?

İstanbul Çekmeköy’de bir lisede uzaklaştırılması istenen öğrenci tarafından katledilen öğretmen Fatma Nur Çelik’in ardından CHP Kadın Kolları Genel Başkanı Asu Kaya zehir zemberek açıklamalarda bulundu. Kaya, "Öğretmenimiz 'sıradaki biz olabiliriz' diyerek katilinin adını bir yıl önce bildirmiş. Fatma Nur öğretmen Milli Eğitim Bakanlığı’nın bu çığlığı duyması için daha ne yapmalıydı" dedi. Asu Kaya’nın açıklaması şöyle: ‘’İstanbul Çekmeköy’de bir lisede yaşanan vahşi saldırı sonucu öğretmenimiz Fatma Nur Çelik hayatını kaybetti. Bir öğretmen daha görev yaptığı okulda, korunması gereken bir mekânda yaşamdan koparıldı. Daha acısı ne biliyor musunuz? Bu cinayet geliyorum demiştir. Fatma Nur Çelik geçen yıl yaşanan bıçaklama olayının ardından “Can güvenliğimiz yok, sıradaki biz olabiliriz” demiştir. Riskli görülen öğrencilerin isimleri disiplin kuruluna bildirilmiştir. Yani tehlike bilinmektedir. Uyarı yapılmıştır. Alarm verilmiştir. Peki ne yapılmıştır? Bir öğretmen daha ne kadar açık konuşmalıydı? Bir kadın daha ne kadar görünür bir tehlikeyi anlatmalıydı? Bir insanın yaşam hakkı neden ciddiye alınmadı? Okullar şiddetin değil bilimin yuvasıdır. Öğretmenler derse girerken ölüm korkusu yaşamamalıdır. Eğer bir eğitimci, görev yaptığı kurumda “Can güvenliğimiz yok” diyorsa ve buna rağmen önlem alınmıyorsa, burada ağır bir ihmal vardır. Öğretmenlerimizin canı, mülki amirlerin ve bakanlığın insafına terk edilemez. Okullarımız Bilim yuvası olmaktan çıkmış, savunmasız öğretmenlerin hedef alındığı birer 'güvenliksiz alana' dönüşmüştür. 17 yaşındaki bir çocuk elinde bıçakla okula nasıl girebiliyor? Disiplin yönetmelikleri neden sadece kağıt üzerinde kalıyor?’’ Kaya, açıklamasını şu sözlerle tamamladı: "Fatma Nur öğretmenin çığlığını sümen altı edenler, o risk raporlarını ciddiye almayanlar en az saldırgan kadar suçludur. CHP Kadın Kolları olarak bu davanın takipçisi olacağız. Ne bir öğretmenimizi ne de bir çocuğumuzu bu karanlık düzene kurban vermeyeceğiz. Fatma Nur Çelik’in ailesine ve eğitim camiasına başsağlığı diliyor, sorumluları derhal hesap vermeye çağırıyorum."

Okullarda Şiddet Artık Yeter! Haber

Okullarda Şiddet Artık Yeter!

Eğitim Sen Eskişehir Şubesi ve Hürriyetçi Eğitim Sen Eskişehir Şubesi tarafından İstanbul'da bir öğretmenin okulda öğrencisi tarafından öldürülmesi ile ilgili olarak bir basın açıklaması yapıldı. Bir günlük iş bırakma eylemi yapan öğretmenler Uğur Mumcu Parkı’nda toplanarak Milli Eğitim Müdürlüğü binası önüne yürüyerek bir basın açıklaması yaptı. Eğitim Sen Eskişehir Şubesi ve Hürriyetçi Eğitim Sen Eskişehir Şubesi adına açıklamayı yapan Emre Sarıkaş şu ifadelere yer verdi; "2 Mart Pazartesi günü İstanbul Çekmeköy Taşdelen Borsa İstanbul Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde gerçekleştirilen bıçaklı saldırıda iki meslektaşımız ve bir öğrenci yaralanmış, yaralanan arkadaşlarımızdan Fatma Nur Çelik tüm müdahalelere rağmen yaşamını yitirmiştir. Eğitim Emekçileri olarak burada yalnızca aramızdan koparılan arkadaşımız için değil, yıllardır göz ardı edilen itibarımız ve can güvenliğimiz için toplandık. Yaşamını kaybeden meslektaşımızın ailesine, yakınlarına, öğrencilerine ve tüm eğitim emekçilerine başsağlığı diliyoruz. Yaralanan öğretmen arkadaşımıza ve öğrencimize acil şifalar diliyoruz. Ancak açıkça ifade ediyoruz: Bu saldırı münferit değildir. Okullarda artan şiddet vakaları uzun süredir ciddi bir tehdit oluşturmaktadır. Yaptığımız uyarıları dikkate almayarak, kalıcı ve önleyici politikalar hayata geçirmeyen Milli Eğitim Bakanlığı bu olayın birinci derecede sorumlusudur. Somut ve kalıcı adımlar atılmadığı için şiddet ortamı giderek derinleşmiştir. Bir okulda kesici aletle saldırı gerçekleştirilebilmesi, güvenlik mekanizmalarının yetersizliğini açıkça ortaya koymaktadır. Okullarda şiddeti önleyici destek mekanizmaları ciddi biçimde gözden geçirilmelidir. Şiddetin zemini yalnızca bireysel bir öfke değildir. Medyada, siyasette ve bürokraside giderek meşrulaştırılan sert ve kutuplaştırıcı dil; eğitim emekçilerini hedef gösteren, itibarsızlaştıran ve yalnızlaştıran söylemler bu iklimi beslemektedir. Öğretmenlik mesleğinin sistemli biçimde değersizleştirilmesi, eğitim emekçilerinin kamuoyu önünde haksız biçimde suçlanması ve sorumluluğun sürekli öğretmene yüklenmesi öğretmenleri hedef haline getirmektedir. Ayrıca pedagojik temelden yoksun, eğitimin bilimsel niteliğini gözetmeyen etkinlik ve uygulamaların yaygınlaşması okulu çocuklar ve gençler için güvenli bir öğrenme ortamı olmaktan uzaklaştırmaktadır. Okullar ideolojik yönlendirmelerin, denetimsiz faaliyetlerin ya da pedagojik karşılığı olmayan uygulamaların alanı değildir. Öte yandan derinleşen yoksulluk ve gençlerin geleceksizlik duygusu da şiddet riskini büyüten önemli toplumsal faktörlerdir. Ailesi ekonomik krizle mücadele eden, temel ihtiyaçlara erişimde zorlanan, sosyal destek mekanizmalarından mahrum bırakılan çocuk ve gençlerin yaşadığı psikolojik baskı görmezden gelinemez. Sosyal politikaların zayıflığı, rehberlik ve psikolojik danışmanlık hizmetlerinin yetersizliği bu tabloyu ağırlaştırmaktadır. Buradan başta Millî Eğitim Bakanlığı olmak üzere tüm yetkililere çağrıda bulunuyoruz: Okul güvenliği konusunda bütünlüklü, bilimsel ve katılımcı bir politika derhal hayata geçirilmelidir. o Rehberlik ve psikolojik danışmanlık hizmetleri güçlendirilmelidir. o Her okulda yeterli sayıda uzman personel görevlendirilmelidir. o Risk altındaki öğrenciler için erken müdahale ve destek programları uygulanmalıdır. o Okullarda şiddeti önlemeye dönük bağlayıcı bir eylem planı hazırlanmalıdır. o Eğitim emekçilerinin mesleki itibarını koruyacak, hedef gösterilmelerini engelleyecek açık ve net bir tutum alınmalıdır. o Bu saldırının tüm yönleriyle aydınlatılması gerekmektedir. İhmali bulunanlar tespit edilmeli ve sorumlular hesap vermelidir. Gelecekte benzer olayların yaşanmaması için bu acının üzeri örtülmemelidir. Eğitim emekçileri olarak güvenli bir çalışma ortamı talep ediyoruz. Bu talep bir ayrıcalık değil, en temel haktır. Güvenli olmayan bir okulda sağlıklı bir eğitim süreci yürütülemez. Okullarımızı şiddete teslim etmeyeceğiz. Öğretmenlerin ve öğrencilerin güvenli, huzurlu ve sağlıklı bir eğitim ortamında bulunma hakkını savunmaya devam edeceğiz. Yitirdiğimiz meslektaşımızın anısı önünde saygıyla eğiliyor; benzer acıların bir daha yaşanmaması için mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğimizin bilinmesini istiyoruz."

Eğitim, Siyasi ve Dini İdeolojilerin Uygulama Alanı Olmaktan Çıkarılsın! Haber

Eğitim, Siyasi ve Dini İdeolojilerin Uygulama Alanı Olmaktan Çıkarılsın!

Eskişehir Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı tarafından, Milli Eğitim Bakanlığı’nın yayınladığı "Ramazan Ayı Etkinlikleri" genelgesi hakkında bir basın açıklaması yapıldı. HABEV Başkanı Ufuk Uysal tarafından yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi; "Milli Eğitim Bakanlığı tarafından 12 Şubat 2026 tarihinde yayımlanan "Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli Kapsamında Ramazan Ayı Etkinlikleri" konulu genelge, anayasal güvence altındaki laiklik ilkesine, eğitimin bilimselliğine ve çocuk psikolojisinin temel prensiplerine açıkça aykırılık teşkil etmektedir. Eskişehir Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı olarak, bu uygulamaya dair endişelerimizi ve itirazlarımızı kamuoyuyla paylaşmayı bir borç biliriz. 1. Anayasal ve Hukuki Aykırılık Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 2. maddesinde belirtilen "Laiklik" ilkesi ve 24. maddesinde düzenlenen "Din ve Vicdan Hürriyeti", devletin tüm inanç gruplarına eşit mesafede durmasını emreder. Okullarımız, her türlü inanç veya inançsızlık grubundan gelen çocukların ortak alanıdır. Belirli bir dini pratiğin eğitim kurumları eliyle teşvik edilmesi, devletin tarafsızlık ilkesini zedelemekte ve hukuk devletinin temellerini sarsmaktadır. 2. Pedagojik Riskler ve Çocuk Gelişimi Eğitim, çocukların bilişsel ve duygusal gelişim düzeyine uygun, bilimsel veriler ışığında yürütülmelidir. • Soyut Kavram Karmaşası: Küçük yaştaki çocukların henüz soyut düşünme yetisi gelişmeden dini ritüellere okul ortamında maruz bırakılması, pedagojik açıdan telafisi güç kaygılara yol açabilir. • Ayrıştırma Riski: Bu tür etkinlikler, farklı inançlara sahip veya oruç tutmayan ailelerin çocukları üzerinde "ötekileştirme" ve "mahalle baskısı" hissi yaratma potansiyeline sahiptir. Okullar, çocukları birleştiren mekanlar olmalıdır, inanç pratikleri üzerinden ayrıştıran yerler değil. 3. Çoğulcu Toplum Yapısı ve İnanç Özgürlüğü Hacı Bektaş Veli felsefesi; "72 millete bir nazarla bakmayı" öğütler. Maarif Modeli adı altında tek tipleştirici bir eğitim anlayışının dayatılması, Anadolu’nun kadim kültürel zenginliğine ve inanç çeşitliliğine aykırıdır. İnanç, kişinin vicdanı ile Yaradan arasındadır; okul sıraları ise bilimin, sanatın ve evrensel değerlerin mekanıdır. Sonuç Olarak; Bizler, çocuklarımızın düşünen, sorgulayan ve tüm inançlara saygı duyan özgür bireyler olarak yetişmesini savunuyoruz. Milli Eğitim Bakanlığı’nı, anayasaya ve evrensel çocuk haklarına aykırı olan bu genelgeyi geri çekmeye; eğitimi, siyasi ve dini ideolojilerin uygulama alanı olmaktan çıkarmaya davet ediyoruz. "İlimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır." düsturuyla, laik ve bilimsel eğitim mücadelemizi sürdüreceğimizi tüm kamuoyuna saygıyla duyururuz.

Milli Eğitim Bakanlığı Kamusal Sorumluluğunu Devredemez! Haber

Milli Eğitim Bakanlığı Kamusal Sorumluluğunu Devredemez!

CHP Kadın Kolları Genel Başkanı ve Osmaniye Milletvekili Asu Kaya’nın Milli Eğitim Bakanlığı’nın vakıf ve derneklerle yaptığı iş birliklerine ilişkin soru önergesine Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin yanıt verdi. Bakan Tekin, Bakanlık merkez teşkilatı tarafından 676 ayrı protokolün yürütüldüğünü açıkladı. Yanıtta; çok sayıda vakıf, dernek ve çeşitli kuruluşlarla iş birliği yapıldığı belirtilirken, bu protokollerin mevzuata uygun olduğu savunuldu. Protokol yapılan kurumlar arasında Türkiye Gençlik Vakfı (TÜGVA), İHH, çeşitli vakıflar ve dernekler ile spor federasyonlarının da bulunduğu ifade edildi. “Milli Eğitim Bakanlığı, kamusal sorumluluğunu devredemez” Konuya ilişkin değerlendirmede bulunan Asu Kaya, 676 protokol sayısının kamuoyunun endişelerini büyüttüğünü belirterek şu ifadeleri kullandı: “Milli Eğitim Bakanlığı’nın asli görevi, eğitimi doğrudan ve kamusal sorumlulukla yürütmektir. 676 protokol, eğitim alanının sistematik biçimde vakıf ve dernekler eliyle şekillendirildiğini göstermektedir. Eğitim politikası, şeffaf olmayan iş birlikleri üzerinden yürütülemez.” Kaya, çocukların eğitim ortamlarının ideolojik ya da dış etkilere açık hale getirilmemesi gerektiğini vurgulayarak, protokollerin kapsamı, içeriği ve denetim süreçlerinin kamuoyuna ayrıntılı şekilde açıklanması çağrısında bulundu. Nurettin Yıldız detayı dikkat çekti Bakanlığın yanıtında ayrıca, çocuk yaşta evliliği meşrulaştıran açıklamalarıyla bilinen Nurettin Yıldız’ın Bursa’da okullarda ders anlatmasına ilişkin herhangi bir izin talebinde bulunmadığı belirtilirken; İnegöl Anadolu İmam Hatip Lisesi’nde düzenlenmek istenen bir programın İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından onaylanmadığı ifade edildi. Kaya, “Sorularımıza verilen yanıtlar yeni soruları beraberinde getirmiştir. Eğitim alanında yapılan her uygulamanın hesabı kamuoyuna verilmelidir. Çocuklarımızın geleceği, siyasi ve ideolojik tercihlere teslim edilemez” dedi. CHP’li Kaya, sürecin Meclis gündeminde tutulacağını belirtti.

Gerici ve Piyasacı Eğitim Anlayışınızı Kabul Etmiyoruz Haber

Gerici ve Piyasacı Eğitim Anlayışınızı Kabul Etmiyoruz

Eğitim - İş Eskişehir Şube Başkanı Fadime Arslan, 2025 - 2026 Eğitim Öğretim yılının ilk yarısını değerlendirdi. Eğitim İş Eskişehir Şubesi Başkanı Fadime Arslan yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı; “Eğitimin kamusal niteliğinin yok edildiği, eşitsizliğin derinleştiği ve aydınlık yarınlarımızın teminatı olan çocuklarımızın çok yönlü bir kuşatma altında olduğu bir eğitim dönemini daha geride bıraktık. Milli Eğitim Bakanlığı, eğitimi kamusal bir hizmet olarak değil; ideolojik, gerici ve piyasa odaklı bir alan olarak yönetmeye devam ettikçe bu sorunlar her dönem üstüne koyarak devam edecektir. Daha kayıt döneminde bağış adı altında toplanan paralarla okul maliyetleri artmış, servis ücreti, kırtasiye parası, kantin harcamaları velileri zor duruma düşürmüştür. Zorunlu eğitime rağmen %100 okullaşma sağlanamaması, okulda olmayan çocuk sayısının artması, taşımalı eğitim mağduriyetleri, okul servisi sorunları, ikili eğitim sorunu bu dönem de devam etmiştir. MESEM’lerde onlarca çocuk işçi mağduriyet yaşamış, çocuklar hayatını kaybetmiştir. Okullardaki temizlik ve hijyen , beslenme ve temiz içilebilir su sorunu, denetimsiz okul yemekleri, güvenlik personeli sorunu, okullarda artan şiddet olayları, deprem bölgesindeki eğitim sorunları devam etmektedir. ÇEDES projesi, Maarif müfredatı, Atatürk ve ulusal günlerin görünmez kılınması, imam hatip okulları dayatması devam etmektedir. MEB yatırım bütçesi sistematik olarak azaltılmış, eğitim piyasalaştırılmıştır. Ücretli öğretmenlik güvencesiz istihdama neden olmuş, öğretmenlerin ve eğitim emekçilerinin alım gücü azalmış, öğretmenlere yüklenen angarya görevler artmış, norm fazlası öğretmen atamaları mağduriyetlere sebep olmuş, okullarda baskı mekanizmasına dönüşen CİMER İhbar Hattı ile öğretmenler haksız ve hukuksuz yere suçlanmış, öğretmen yetiştirme, akademi ve eğitim politikaları öğretmen üzerinde baskıcı ve öğretmeni değersizleştiren bir anlayışa dönüşmüştür. Ülkenin eğitim sorunlarını çözmekle yükümlü olan Milli Eğitim Bakanlığı bu sorunların çözümü için çalışmadığı gibi öğretmenlerin iş yükünü artırmış, piyasacı anlayışı sonucu velileri de ekonomik yönden zora sokmuştur. Eğitim İş olarak uyarıyoruz! Gerici ve piyasacı eğitim anlayışınızı da Atatürksüz müfredatınızı da öğretmenlerin itibarını zedeleyici, iş yükünü artırıcı, onları mağdur edici keyfi uygulamalarınızı da kabul etmiyoruz! Milli Eğitim Bakanlığı olarak yaptığınız her türlü hukuksuz ve haksız uygulamaların takipçisi olacağız. Eğitim İş olarak öğrencilerimizin, velilerimizin ve eğitim emekçilerimizin hakkını savunup mücadeleyi devam ettireceğimizi tüm kamuoyuna duyuruyoruz.”

Bu Ülkenin Çocukları Atatürk’süz Bırakılmayacaktır Haber

Bu Ülkenin Çocukları Atatürk’süz Bırakılmayacaktır

Atatürkçü Düşünce Derneği Eskişehir Şubesi tarafından, 2025 - 2026 eğitim öğretim birinci yarı yılının bugün tamamlanması ile okullarda öğrencilere verilen karnelere yönelik bir açıklama yapıldı. ADD Eskişehir Şube Başkanı Mehmet Avci basın toplantısında yaptığı konuşmada şu ifadelere yer verdi; "Bugün karne günü. Bugün cumhuriyet tarihi boyunca öğrenciler için özel ve onurlu bir gündür. Bu güne kimse gölge düşüremez. Karnesini alan bütün öğrencilerimize başarılar dileriz. Lakin; Milli Eğitim Bakanı ve Milli Eğitim Bakanlığı’nın aldığı son kararlar, artık pedagojik tartışmaların çok ötesine geçmiş; Cumhuriyet’in kurucu değerleriyle açık bir hesaplaşmaya dönüşmüştür. Karne uygulamasının kaldırılarak yerine getirilen sözde “değerlendirme raporu”ndan Mustafa Kemal Atatürk’ün, İstiklal Marşı’nın, Türk Bayrağı’nın ve Gençliğe Hitabe’nin çıkarılması; tesadüf değil, bilinçli ve ideolojik bir tercihtir. Bu tercih;,Cumhuriyet’i eğitimden silme, Ulusal kimliği çocuklarımızın hafızasından koparma, Laik ve bilimsel eğitimi tasfiye etme girişimidir. Milli Eğitim Bakanı’na soruyoruz: Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet’in bakanı mısınız, yoksa Cumhuriyet’le kavga eden bir anlayışın temsilcisi mi? Şunu açıkça ifade ediyoruz: Atatürk’süz bir eğitim sistemi gayrimeşrudur. Bayraksız, marşsız, Gençliğe Hitabe’siz bir okul; milli değildir, bilimsel değildir, kabul edilemez. Gençliğe Hitabe, bu ülkenin gençlerine bırakılmış bir vasiyetname, bir direniş çağrısıdır. Onu eğitimden çıkarmak, doğrudan Türk gençliğinin bilincine müdahaledir. Milli Eğitim Bakanlığı’nın görevi; iktidarların ideolojik ajandasını çocuklara dayatmak değil, Türkiye Cumhuriyeti’ne ve onun kurucu değerlerine sadakatle hizmet etmektir. Buradan açıkça uyarıyoruz: Cumhuriyet’in simgelerini eğitimden söküp atan bu anlayışı reddediyoruz. Bu kararlar derhal geri çekilmelidir. Bizler; Atatürk’ün izinde, Cumhuriyet’in tarafında, Laik, bilimsel ve ulusal eğitimin savunucusuyuz. Milli Eğitim Bakanlığı’nı, Cumhuriyet’e karşı değil, Cumhuriyet’in emrinde olmaya davet ediyoruz. Bu ülkenin çocukları Atatürk’süz bırakılmayacaktır. Diğer taraftan Türkiye Büyük Millet Meclisinde yapılan tartışmalar artık bu milletin sinir uçları ile oynamaktan öteye geçmiştir. Terörsüz Türkiye diye anlatılan masaldan cesaret bulan bazı isimler kantarın topuzunu kaçırdılar. Geçen günlerde dem partili milletvekili sırrı sakık ın konuşmasını öfkeyle izledik. Kimse Türkiye Cumhuriyetine Türkiye Büyük Millet Meclisinde bu denli açıkça meydan okuyamaz. Türkiye Cumhuriyeti, etnik, mezhepsel ya da bölgesel temeller üzerine değil; ortak tarih, ortak kader ve ortak yurttaşlık bilinci üzerine kurulmuş üniter bir ulus devlettir. Bu gerçek, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde verilen Kurtuluş Savaşı’nın ve Cumhuriyet devrimlerinin tartışmasız sonucudur. Türkiye Büyük Millet Meclisi, bu devletin kurucu iradesinin temsil edildiği yüce organdır. Bu çatı altında yapılacak her siyasi faaliyet, Anayasa’ya, üniter yapıya ve ulusal egemenlik ilkesine bağlı olmak zorundadır. Üniter devlet yapısını zayıflatmaya, ulusal kimliği parçalamaya ya da Türkiye’yi federatif veya etnik temelli bir yapıya sürüklemeye yönelik her söylem ve girişim, doğrudan Cumhuriyet’in temelini hedef almaktadır. Atatürk’ün “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir” sözü, dışlayıcı değil; birleştirici ve kapsayıcı bir yurttaşlık tanımıdır. Bu anlayış, kimlikler üzerinden ayrıştırmayı değil, yurttaşların eşitliği temelinde birlikteliği esas alır. Meclis’te görev yapan herkesin sorumluluğu; toplumu germek, ayrıştırmak ya da dış etkilere açık hale getirmek değil, Cumhuriyet’in kazanımlarını korumak ve geleceğe taşımaktır. Türkiye’nin birliği, bütünlüğü ve bağımsızlığı pazarlık konusu yapılamaz. Bizler, Atatürkçü düşünceye bağlı yurttaşlar olarak; Üniter ulus devletten, Laik ve demokratik Cumhuriyet’ten, Ulusal egemenlik ilkesinden asla taviz verilmeyeceğini bir kez daha açıkça ifade ediyoruz. Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır. Parolamız Tektir ve Değişmez, Ya İstiklal, Ya Ölüm…"

Öğretmenlerimizi Mağdur Edecek Resen Atama Uygulamalarından Vazgeçilmelidir Haber

Öğretmenlerimizi Mağdur Edecek Resen Atama Uygulamalarından Vazgeçilmelidir

Eğitim-Bir-Sen Eskişehir 1 Nolu Şube Başkanı İbrahim Akar norm fazlası öğretmen atamaları ile ilgili yayınlanan kılavuzla yer alan engelli öğretmenlerin atama durumu ile ilgili bir basın açıklaması yaptı. Şube Başkanı İbrahim Akar yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi; "Değerli Basın Mensupları, Kıymetli Katılımcılar; Millî Eğitim Bakanlığı tarafından 9 Ocak’ta norm fazlası öğretmenlerin atamalarına ilişkin yayımlanan son kılavuzda, %40 ve üzeri engelli öğretmenlerin il merkezi dışındaki uzak ilçe ve köylere atanmasının önü açılmış; gönüllü olmamaları hâlinde ise resen atama öngörülmüştür. 9 Ocak tarihinde yayımlanan yenilenmiş Öğretmen Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliği’nin daha mürekkebi kurumadan, yönetmeliğe aykırı bir kılavuz yayımlamak; hukuka, yürürlükteki mevzuata ve yerleşik yargı kararlarına açıkça aykırıdır. Öğretmen Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliği’nde bu konuda açık ve tartışmasız bir hüküm bulunmaktadır. Buna göre, %40 ve üzeri engelli öğretmenler resen atamaya tabi tutulamaz. Ancak yayımlanan bu kılavuzla yönetmelik hükümleri yok sayılmakta; alt düzenleyici bir işlemle üst hukuk normları fiilen ortadan kaldırılmaktadır. Engelli öğretmenlerimiz, korunması ve desteklenmesi gereken bir dezavantaj grubudur. Anayasa, sosyal devlet ilkesine uygun olarak engelli bireyler lehine pozitif ayrımcılığı emretmektedir. Sağlık durumları, yaşam koşulları ve ulaşım imkânları dikkate alınmadan yapılan resen atamalar, öğretmenlerimizi cezalandırmak anlamına gelmektedir. Tepebaşı ilçe emrinde görev yapan, tekerlekli sandalyeye mahkûm bir öğretmenimiz merkeze 120 km mesafedeki Mihalıççık ilçesi Yunusemre Köyü’ne nasıl gidecektir? Odunpazarı ilçe emrinde görev yapan görme engelli öğretmenimiz merkeze 140 km mesafedeki Sivrihisar ilçesinin Buhara Köyü’ne nasıl gidecektir? Engelli çalışanlarımızın, hâlihazırda merkezde görev yaptıkları okullarda dahi engelsiz yaşam ve erişilebilirlik açısından yaşadıkları zorlukları biliyoruz. Kurumların fiziki şartlarının engelli çalışanlar için sorun teşkil eden yönleriyle maalesef sıkça karşılaşıyoruz. Merkezde dahi bu sorunlar tam anlamıyla aşılmamışken, ilçe ve köylerde çok daha zor şartlar engelli öğretmenlerimizi bekliyor olacaktır. Eğitim-Bir-Sen olarak geçmişte de resen atamalarla ilgili benzer uygulamalara karşı durduk. Resen atamaya mecbur bırakılan öğretmenlerimizin sesi olduk; yapılan atamalara itiraz ettik, yargıya taşıdık ve açtığımız davaların birçoğunu kazandık. Eğitim-Bir-Sen olarak buradan Millî Eğitim Bakanlığı yetkililerine sesleniyoruz: İş işten geçmeden, su köprüyü bulandırmadan, tercihler henüz bitmeden gelin bu resen atama yanlışından dönün. Söz konusu uygulamanın hukuka aykırı olduğu açıkça ortadadır. Buradan Millî Eğitim Bakanlığı’na açık çağrımızdır: Yayımlanan kılavuz derhâl geri çekilmeli, yönetmelik hükümleri eksiksiz uygulanmalı, engelli öğretmenlerimizi mağdur edecek resen atama uygulamalarından vazgeçilmelidir. Öğretmene ihtiyaç duyulan merkeze uzak kırsal bölgelerde resen atamalar yerine; teşvik edici, özendirici ekonomik politikalar uygulanarak öğretmenlerin bu bölgeleri gönüllü olarak tercih edecekleri bir sistem hayata geçirilmelidir. Eğitim-Bir-Sen Eskişehir Şubesi olarak, engelli öğretmenlerimizin haklarını sonuna kadar savunacağımızı; hukuksuz uygulamalara karşı sendikal ve hukuki tüm mücadele yollarını kararlılıkla kullanacağımızı kamuoyuna saygıyla duyuruyoruz. Engelli öğretmenlerimizin mağdur edilmesine, kazanılmış haklarının gasp edilmesine asla sessiz kalmayacağız. Kamuoyuna saygıyla duyurulur."

Öğretmeni Borçlandırarak Eğitim Verilmez! Haber

Öğretmeni Borçlandırarak Eğitim Verilmez!

Eğitim - Sen Eskişehir Şube Başkanı Özkan Demirkol, Milli Eğitim Akademisi açılacak eğitimlerde barınma ve konaklama ücretlerinin öğretmenlere yansıtılacak olmasına tepki gösterdi. Şube binasında bir basın toplantısı düzenleyen Şube Başkanı Özkan Demirkol şu ifadelere yer verdi; "Milli Eğitim Bakanlığı’nın oluşturduğu Milli Eğitim Akademisi’nin başkanının açıklamalarına göre yalnızca 7 ilde Akademi açılması ve 5 tanesinde konaklama olacağı; öğretmen adaylarını 12 ay boyunca, görevdeki öğretmenleri ise hizmetiçi eğitimlerde zorunlu barınma ve konaklama ücreti ödeme yükümlülüğüyle karşı karşıya bırakması, hukuken ve vicdanen kabul edilemez. MEB Akademi Başkanının; "Ankara ve İstanbul'daki eğitim merkezlerinde konaklama hizmeti olmayacak. Diğer illerdeki eğitim merkezlerinde isteyen adaylara bu hizmeti vereceğiz. Konaklamak isteyenlerden ücret alacağız." sözleri, akademilerin bir öğretmen yetiştirme programından çok, öğretmenleri finansman kaynağı olarak gören bir piyasa işletmesi mantığıyla hazırlandığını göstermektedir. Bakanlık öğretmeni desteklemek yerine, hem mesleğe yeni başlayacak gençleri hem de yıllardır emek veren eğitim emekçilerini ekonomik açıdan köşeye sıkıştırmaya çalışmaktadır. Öğretmen adaylarının ve hizmetiçi eğitimdeki öğretmenlerin yalnızca belirli illerde aylarca konaklama zorunluluğuna sokulması; barınma giderlerinin adayların ve öğretmenlerin cebinden karşılanmasının istenmesi, kamusal eğitim sisteminde devletin sorumluluğunun ortadan kaldırılması anlamına gelmektedir. Buradan anlıyoruz ki; MEB’in tercihi açıktır: Kendi planlamasının mali yükünü öğretmenlere ve öğretmen adaylarına yıkmak! Öğretmen adaylarının yalnızca 7 ildeki merkezlere yönlendirilmesi, barınma masrafının kendi sırtlarına yüklenmesi büyük bir ekonomik eşitsizlik yaratmaktadır. Özellikle yoksul veya dezavantajlı öğrenci ve öğretmen adayları fiilen sistem dışına itilmektedir. Bu tablo kabul edilemez. HİZMETİÇİ EĞİTİMDEKİ ÖĞRETMENLERE KONAKLAMA DAYATMASI HUKUKA AYKIRIDIR Görevli personelin görevlendirme, eğitim veya seminer gibi durumlarda barınma, ulaşım ve iaşe giderlerinin kamu tarafından karşılanması; 6245 Sayılı Harcırah Kanunu, 657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu, İlgili genel tebliğ ve mevzuat kapsamında devletin yükümlülüğüdür. Bugüne kadar tüm kamu kurumlarında olduğu gibi MEB’de de hizmetiçi eğitimlerde eğitim emekçisine konaklama ve yol ücreti ödetilmesi hiçbir zaman kural olmamıştır. Şimdi ise eğitim emekçilerine MEB Akademilerinde verilecek eğitimlerde “konaklama bedelini sen karşıla” denilmesi açıkça mevzuata aykırı, keyfi ve hukuksuzdur. KONAKLAMA, ULAŞIM VE TEMEL GİDERLER DEVLET TARAFINDAN KARŞILANMALIDIR Eğitim Sen Eskişehir Şubesi olarak altını net biçimde çiziyoruz: Öğretmen adaylarının 12 ay boyunca kendi cebinden konaklama ücreti ödemesi kabul edilemez. Hizmetiçi eğitimlere çağrılan eğitim emekçilerine konaklama bedeli çıkarılması hukuken geçersizdir. Öğretmen adayları ve hizmetiçi eğitime çağrılan eğitim emekçilerinin tüm konaklama, ulaşım, eğitim malzemesi ve temel yaşam giderleri devlet tarafından karşılanmalıdır. Öğretmenlerin ekonomik koşullarının daha da zorlaştırılarak mesleğin itibarsızlaştırılması uygulamalarına son verilmelidir. Akademi merkezlerinin yalnızca 7 ilde toplanması, adaylara ve eğitim emekçilerine ekonomik yük getirmektedir; merkezler başta Eskişehir olmak üzere tüm illerde yaygınlaştırılmalı veya uzaktan/karma eğitim modelleri devreye sokulmalıdır. GEÇİM DERDİNDEKİ EĞİTİM EMEKÇİLERİNİN CEBİNDEN ELİNİZİ ÇEKİN Ülkenin dört bir yanında barınma krizi, yüksek kiralar ve hayat pahalılığı altında ezilen eğitim emekçilerine hizmetiçi eğitim merkezlerinde bir de konaklama faturası çıkarmak, ancak öğretmen düşmanlığıyla açıklanabilir. Bakanlığa sesleniyoruz: Öğretmeni borçlandırarak eğitim verilmez! Öğretmenlik mesleği sizin yanlış ekonomi yönetiminizin faturasını ödemeye zorlanamaz. Eğitim Sen Olarak Bu Dayatmanın Karşısındayız."

Zorunlu Eğitim Süresi Kimleri Rahatsız Ediyor? Haber

Zorunlu Eğitim Süresi Kimleri Rahatsız Ediyor?

Eğitim - Sen Eskişehir Şubesi tarafından ortaöğretimde eğitim süresinin kısaltılacağı yönünde ki tartışmalarla ilgili olarak bir açıklama yapıldı. Eğitim - Sen Eskişehir Şube Başkanı Özkan Demirkol tarafından yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi; "Son bir yıldır çeşitli çevrelerce söylenen ve milli eğitim bakanının da bazı platformlarda dile getirdiği zorunlu eğitimin kısaltılması ile ilgili kafalarda kurgulanan sistemlerin son şekillerinin deklere edilmeye başlandığını görüyoruz. En son sayın bakan belirli bir model yok dese de lise eğitimi üzerinde 2+2 şeklinde bir düzenlemenin cumhurbaşkanlığına sunulduğu ve kabinede görüşüleceği ile ilgili basında çokça haber yapılıyor. Buradan merak ediyoruz zorunlu eğitim süresi kimleri rahatsız etmiştir? Sürenin uzun olduğu ve kısaltılması gerektiği hangi bilimsel gerçekliklere dayandırılmaktadır? Yoksa STK olarak adlandırılan vakıf, dernek ve bazı dini çevreler ile patronlar kulübü olarak görülen oluşumların istek ve taleplerine göre mi şekillendirilmeye çalışılmaktadır? Unutulmamalıdır ki uluslararası sözleşmelerle de belirlenen duruma göre 0 -18 yaş aralığında bulunan tüm bireyler çocuk sayılmaktadır. Bu nedenle yapılacak düzenleme ve atılacak adımlar çocuğun üstün yararına, eğitim hakkına ve pedagojik gelişimlerine göre atılmalıdır. Çocukların erken meslek edinmeleri kılıfıyla çocuk işçiliğinin ve emek sömürücülüğünün önünün açıldığı aşikârdır. Bir başka boyut OECD ülkeleri arasında en düşük zorunlu eğitim süresi 11 yıl ve ortalama eğitim süresi 14 yıl arasındadır. Yolu bir şekilde bu ülkelerle kesişebilecek gençlerimizin denklik ve eğitim süreleri ile ilgili yaşayabilecekleri sorun ve keşmekeşe yol açabilecek düzenlemeler onların geleceğini karartmamalıdır. Eğitim Sen olarak uyarıyoruz çocukların geleceklerini ilgilendiren düzenlemeler, pedagojik gelişimleri, eğitim hakkı, bilimsel temeller gözetilerek; eğitim bilimi bileşenleri, üniversiteler, çocukların eğitim hakkını savunan eğitim sendikaların görüşleri de alınarak yapılmak zorundadır. Son yayınlanan raporlara göre eğitim dışına çıkan çocuk sayısının gün geçtikçe arttığı ve 640.000 civarındaki çocuğun eğitim hayatından koptuğu görülmektedir. Okul dışında ucuz iş gücü olarak çalıştırıldıları gerçeği ortadayken, yapılması gereken çocukların derin yoksulluklar sonucu eğitim hayatından kopmalarına neden olan durumlara karşı önlem almaktır Eğitime yön verenler unutmamalıdır ki kendi çocuklarını özel okullara gönderip, emekçi halk çocukları ile ilgili düzenlemeler düşünürken, kamusal, bilimsel, laik ve pedagojik gerçeklikleri göz önünde bulundurarak adım atmak zorundadırlar."

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.