SON DAKİKA
Hava Durumu

#Millet İradesine Sahip Çıkıyor

Porsuk Haber Ajansı - Millet İradesine Sahip Çıkıyor haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Millet İradesine Sahip Çıkıyor haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Ülkeye Türkiye İttifakı Sahip Çıkacak! Haber

Ülkeye Türkiye İttifakı Sahip Çıkacak!

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, CHP Edirne İl Başkanlığını ziyaret ederek parti örgütü ile bir araya geldi. CHP lideri Özel, daha sonra Edirne Belediye Başkanı Filiz Gencan’ı makamında ziyaret etti. Ziyaretlerin ardından Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, Edirne’de gerçekleştirilen ‘Millet İradesine Sahip Çıkıyor Mitingi’ne katıldı. Burada konuşan Cumhuriyet Halk Partisi Lideri Özel, “Edirne, güzel Edirne. Canım Edirne. Meriç’le özgürlüğü, Tunca’yla kardeşliği, Arda’yla bereketi taşıyan Edirne. Hoş geldiniz hemşerilerim. Hoş geldiniz akrabalarım benim. Edirne’yi çok seviyoruz. Edirne’yi çok seviyoruz, Edirnelileri, akrabalarımızı çok seviyoruz. Bugün burada tam 76’ncı kez haksızlığa, adaletsizliğe, itiraz etmeye; seçtiklerimizin arkasında durmaya; Cumhuriyet’ten, Gazi Mustafa Kemal’in emaneti Cumhuriyet’le kazandığımız sandığa, seçme ve seçilme hakkına sahip çıkmaya geldik. 76’ncı mitingimize, 76’ncı eylemimize hoş geldin Edirne” dedi. Özel, şöyle devam etti: “BENİ SEVEN, EKREM BAŞKAN’I SEVEN ARKAMIZDAN GELSİN” “Bugün bir serhat şehrindeyiz. Mimar Sinan’ın ustalık eseri Selimiye’nin gölgesindeyiz. Osmanlı’ya başkentlik yapan, Fatih’in doğduğu kentteyiz. Babasının vefatını duyunca üç kulhuvallah bir elham okuyan, beyaz atına atlayan, Edirne’ye doğru payitahta giderken Manisam’dan ‘Beni seven arkamdan gelsin’ diyen Fatih’in şehrindeyiz. Haksızlığa direnecek miyiz? Seçtiklerimize sahip çıkacak mıyız? Cumhurbaşkanı adayımıza sahip çıkacak mıyız? O zaman beni seven arkamdan gelsin. Ekrem Başkan’ı seven arkamızdan gelsin. Size inanıyoruz, size güveniyoruz. Bugün burada bu güzel meydanda ki Filiz Başkan, artık Edirne’de bu meydan birilerine yeter ama bize yetmiyor, daha büyüğü lazım. Sığmıyoruz buraya. Bugün burada sizin karşınızda seçimlerde size emanet ettiğimiz, sizin de Edirne’yi ona emanet ettiğiniz, her iki Edirneliden birinin oyuyla gelen, şimdi bütün anketlerde memnuniyeti çok daha yukarılara getiren Filiz Gencan Belediye Başkanımızın misafiriyiz. Onu, size bu meydanda emanet etmiştim. O günkü il başkanımıza, bugünkü il başkanımıza, milletvekilimize, tüm ilçe başkanlarımıza ve örgütümüze, Atatürk’ün iki büyük eserinden biri Cumhuriyet Halk Partisi’nin canım örgütüne teşekkür ediyorum.” “FİLİZ BAŞKAN KISA ZAMANDA ÇOK İŞ YAPTI” “Filiz Başkan, 20 aydır görevde. Tabii her belediye başkanını izliyorum, her belediye başkanını takip ediyorum ama birkaçı var ki seçimden hemen önce gelip, kefalet koyup, emanet edip, seçimleri kazanan başkanlarımıza bilhassa bakıyorum. Edirne’ye gelirken baktım, ‘20 ayda bu Edirne’nin evladı, belediye meclis grubumuzla birlikte Edirne’ye neler yaptı?’ diye. Önümdeki liste hayli uzun. Ama Edirne, altyapı bekleyen Edirne, zorlukları ve güçlükleri olan Edirne, iktidarın yüzünü değil de sırtını döndüğü Edirne’de Filiz Başkan kısa zamanda 115 kilometre yol açmış. 71 bin metrekare parke taşı, 22 bin ton asfalt sermiş Edirne’ye. Kentin genelindeki içme suyu hatlarının tamamını yenilemeye başlamış, büyük kısmı bitmiş. Hızla sona geliniyor. Yılların sorunu bir 50 yıllığına çözülüyor. Yeni su kuyularıyla bizim sorumlusu olmadığımız, devletin yapması gereken ama yapmayınca, şehirler susuz kalınca dönüp de belediyelere suç atan bu anlayışa karşı yeni su kuyularıyla çalışıyor. Ve şehrin su sorununu belediye imkanlarıyla çözmeye uğraşıyor. Kent Lokantası var, Edirne’de açıldı, büyük ilgi görüyor. Halk Kafe var, büyük ilgi görüyor. Konak Edirne’de yepyeni bir yaşam alanı oluşturmuş. Doğal yaşam alanıyla, mama fabrikasıyla can dostları unutmamış. Belediye arazilerinde üretilen buğdayla, arpayla besicilere katkı sağlıyor, sahip çıkıyor. ‘Sıfır Atık Market’le geri dönüşüm atıklarını sosyal desteğe dönüştürüyor. Ve bir yandan da birileri bu işleri yapmasın diye, Bakanlara diyor ya ‘Silkeleyin bunları’ diye canlı yayında. Ne demek? ‘Belediyenin vergi borçlarını bir seferde alın. Faiziyle alın. Hepsini alın.’ O vergi borçlarının bu kadar iş yapılırken tamamı ödendi. O SGK borçlarının tamamı için karar alındı, imzalar atıldı, oylar verildi. Yani 20 ayda bu kadar altyapı, bu kadar sosyal belediyecilik, bunun yanında bütün borçlardan kurtulan Filiz Başkan’a bir yürekten alkış. Helal olsun ona, helal olsun ekibine. Tabii o bunları yaparken haksız saldırılara karşı Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde onun arkasında Baran Yazgan kardeşim duruyor. Aslan gibi milletvekilimize bir yürekten alkış. Milletvekilinin, belediye başkanının yetiştiği yerde yaptığını anlatan, yetişemediği yerde gidip onun yerine orada olan, mücadele eden İl Başkanımız, örgütümüz var. Hepsine bir yürekten alkış alalım.” “KEPÇEYLE ALIP ÇAY KAŞIĞIYLA VERMEYE İMTİNA EDİYORLAR” “Tabii biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak imkanlar dahilinde samimiyetle, var gücümüzle mücadele ediyoruz. Bir yandan biz bu şehrin evlatları olarak, bu şehre elden gelen katkıyı yapıyoruz. Ama bir yandan da seçim yaklaşınca bu şehirden oy isteyenler, seçimlerde buraya yüzünü dönenler, seçimden sonra yetki alıp, Ankara’ya gidince arkasını dönüyorlar. Bu öyle yandaş basına yalan manşet yaptırmakla, yerel basına onu, bunu yazmakla olmuyor. Öyle söylediğin sözün arkası dolu olsa, eleştirinin yeri olsa, burada başarı değil de bir eksiklik olsa bu meydan dolar mı böyle tıka basa? Ama öbür taraftan Edirne’nin Türkiye sanayisinden aldığı pay yüzde değil, binde 3. Türkiye ihracatından aldığı pay yüzde değil, binde 2. Şehirlere gidiyorsun, yüzde üçler, yüzde yediler, yüzde 11’ler konuşuluyor. Binde 2. 100 milyon doların üzerinde ihracat yapan bir tane firma yok. İlk bin ihracatçı firma içinde bir tane Edirne firması yok. Böyle olunca bu şehrin gençleri bu şehirde kalıyor mu? Hayır. Maalesef gençler zihinlerinde de valizleri toplamış, yüreklerinde de valizleri toplamış, geçinmek için bu şehirden ayrılıyorlar. Şehir küçülüyor, şehir yaşlanıyor. Maalesef buradan Türkiye Cumhuriyeti devleti 26 milyar lira vergi alıyor yılda, 10 milyar lira hizmet yapıyor. Alırken kepçeyle alanlar, verirken çay kaşığıyla vermeye imtina ediyorlar Edirne’ye. Bakın Halkalı - Kapıkule hızlı treni her seferinde ileri aldılar, en son 2024’te yani geçen sene bitecekti, şimdi 2028 diyorlar. Edirne - Lalapaşa uluslararası yol. Bunlar ‘Türkiye’de bütün ilçelerin arası duble oldu’ diyorlar. Uluslararası yolumuz var, duble yol değil. Keşan - Erez yolu 2,5 yılda 1,5 kilometre ilerledi. İki günde çöktü, perişan oldu gitti. Edirne, Osmanlı’ya başkentlik yapmış eşsiz bir kent. Yılda 5 milyon turist geliyor bu kente. Ama Selimiye Camii, Edirne’mizin gözbebeği koca Sinan’ın emaneti Selimiye Camii’ni perişan ediyorlardı. Başvurular yapıldı. Durduruldu. Yenisi yapıldı. Bir dizi beceriksizlik, bir dizi kötü niyet. Güya bunlar muhafazakar olacak. Sen koca Sinan’ın eserini muhafaza edemiyorsun. Bir de muhafazakar siyasetçiyim diye milletin duygularıyla oynuyorsun. Yazıklar olsun.” “MUHAFAZA ETMEK KOCA YÜREKLİ DEMOKRATLARIN İŞİDİR” “Bunlar ne Osmanlı’nın, ne Cumhuriyet’in biriktirdiği hiçbir güzelliği gerçek anlamda benimsemiş, içselleştirmiş insanlar değil. Cumhuriyet Halk Partisi geçmişiyle, tarihiyle, Selçuklu’yla, Osmanlı’yla ve Cumhuriyet’le oralarla gönül bağı kurmuş. Bugün korunacak bir şey varsa, muhafaza edilecek bir değer varsa bina da olsa, cami de olsa, köprü de olsa ya da insani değerler de olsa onları muhafaza etmek koca yürekli demokratların işidir. O yüzden biz Türkiye İttifakı olarak, Türkiye’nin elbette aslan sosyal demokratları, muhafazakar demokratları, milliyetçi demokratları, sosyalist demokratları, liberal demokratları, Kürt demokratları, Alevisi - Sünnisi, kimin kökü, mezhebi, etnisitesi ne olursa olsun değil mi ki Türkiye Cumhuriyeti’nin evladıdır. Değil mi ki bu sınırların içinde vatandaşıdır. Ay yıldızlı al bayrağın altındadır. Gazi Mustafa Kemal’in evladıdır. O demokratlar bizimdir. Biz Türkiye İttifakıyız. Biz sahip çıkacağız bu ülkeye. Bunlar, ‘Biz yaptık oldu’cu bunlar. Bunlar, ‘Yandaş müteahhide veririm, canına okusa tarihi eserin umrumda değil’ diyenlerdir. Bunlar, algı operasyonlarının peşinden giden, milleti olguyla değil algıyla kandırmaya çalışanlardır. Yapmadığını yapıldı gösteren, olmayanı olmuş gösterenlerdir. Bunlara en iyi cevap Koca Sinan’dan, Mimar Sinan’dan hem de nerede? Hem de Edirne’de. Nerede? Selimiye’de. Selimiye bitmiş. Koca Sinan karşısına geçmiş. Yanındakilerle bakarken bir küçük evlat geliyor, ‘Aa’ diyor ‘Caminin minaresi eğri.’ Soruyor çocuğa, ‘Hangisi eğri?’ Demiş ‘Bu taraftaki eğri.’ ‘Ne tarafa eğri?’ ‘Bu taraf eğri.’ Demiş ki ‘Koca bir halat getirin, 100 tane de ırgat getirin, çekin bakalım minareyi.’ Onlar çekiyor, çocuk bakıyor. Düzeldi mi? Biraz. Düzeldi mi? Biraz. Çektire çektire güya minareyi düzeltiyor. Çocuğa diyor ‘Oldu mu?’ Diyor ki ‘Oldu amca.’ Çocuk gidiyor. Diyorlar ki Sinan’a, ‘Deli misin divane misin? Bir çocuğun lafıyla minare urganla çektirilir mi bu tarafa?’ Diyor ki ‘O çocuğun aklında şüphe kalırsa, o çocuk bu minareyi eğri diye görürse, o çocuk görünce, birine söylerse, biri öbürüne söylerse bu kadar emek boşa gider.’ O bir çocuğun sözüne değer veren, o gerçeği yalanla takas etmeyen, yalana ya da yanlışa teslim olmayan koca Sinan’ın eserine bunları yapanın iki elimiz yakasında olacak ant olsun.” “TARSİM ÇİFTÇİYE DOST OLACAK, OLMAZSA DÜŞMANI BENİM” “Trakya bereketin yuvası ama sulama altyapısı tamamlanmadı. Şimdi Meriç’in suyunu organize sanayiye taşımak istiyorlar. Çiftçi zaten perişan, şimdi kuraklık tehdidi ile karşı karşıya. Ayçiçeğinde Edirne ve Trakya’daki verim kaybı yüzde 50’yi aşmış. Ben okudum, ziraat odalarının çalışmasından okudum; yüzde 50’yi aşmış. İpsala’da çeltik üretimi kuraklık yüzünden perişan oldu. Toprak Mahsulleri Ofisi almıyor. Bir ay önce 27 lira olan çeltik, 20 liraya düştü. Çünkü Ofis’i üreticinin arkasından çektiler. Buradan uyarıyoruz. Toprak Mahsulleri Ofisi böyle gün için vardır. Eskiden yazardı; ‘Ofis çiftçinin kara gün dostudur.’ Şimdi çiftçinin, çeltik üreticisinin kara günü bugündür. İpsala’nın kara günü bugündür. Ofis ortaya çıkacak, çiftçinin arkasında duracak yolu yok. Diğer yandan ‘Kuraklık sigortası yaptırın’, yaptıralım. TARSİM’e gidelim, parayı verelim. Parayı alırken böyle zevkle sayıyorlar, çekmeceye atıyorlar. Doğru değil mi? Bak bunun başına gelmiş. Sonra kuraklık oluyor, buğday düşmüş dekarında 60 - 70 kilograma. ‘Zarar ettim’ diyor, gidiyor TARSİM’e para almaya. ‘Sen 60 kilogram değil, 150 kilogram biçtin’ diyor. Bu diyor ki ‘Kardeşim benden iyi mi bileceksin, gel bak. 60 kilogram biçtim.’ ‘Ortalamaya bakarım, sen 150 kilogram biçtin.’ Parayı alırken böyle zevkle alan verirken titreyerek veriyor, değil mi? Gelince bu TARSİM sistemini hem devletin katkısını iki katına çıkarıp, hem de böyle uyanık tüccar gibi çiftçiyi yan bastıranın, kandıranın vallahi bundan sonra karşısında ben duracağım. TARSİM gelip hiçbirinizi yazarken, çizerken, öderken kandırmayacak. TARSİM çiftçiye dost olacak, olmazsa düşmanı bu kardeşiniz olacak. Söz veriyorum size. İçme suyu alarm veriyor. Kayalı Barajı’nda doluluk yüzde 6’ya düşmüş. Önlem almayan iktidar, şimdi demin dediğim gibi belediyeleri suçluyor. Gala Gölü’nde ve Ergene’deki kirlilik halen devam ediyor. Bizim vekil diyor ki ‘Eski Su İşleri Bakanı’ diyor… Veysel Bey’di değil mi? Veysel Eroğlu. ‘Ergene’de yüzecekti’ diyor. ‘Onu söylerseniz iyi olur’ diyor. Dedim ki ‘Bu espri çok yapıldı ama biz söylemeye utanıyoruz, bunlar sözünü tutmamaya utanmıyorlar.’ Ben daha ne diyeyim bu Ergene için? Eğitimde sıkıntı büyük. Yıkılan okullar, deprem için yıkılan okullar, deprem kaygısıyla güçlendirmenin kurtarmayacağı okullar yıkıldı, yerine yenilerini yapmamışlar.” “BU MEYDANLAR EN BÜYÜK KORO, EN ACIKLI ŞARKIYI SÖYLÜYOR” “Ben bu meydana ve bu hınca hınç sığmadığımız meydana Filiz Başkan’ın yaptıklarını anlattım, ta arkalardan bile koca alkış geldi. Doğru mu? Bir göreyim o ta arkayı göreyim. Seviyor musunuz onu? O da sizi seviyor. Peki Erdoğan sizi seviyor mu? Niye? ‘Çünkü’ diyor, ‘fakiriz.’ Ben bunu aylar önce belki ilk kez bir meydanda ‘Erdoğan sizi seviyor mu?’ dedim, hep birlikte bağırdılar sizin gibi ‘hayır.’ ‘Niye?’ dedim, oradan biri dedi ki ‘Fakiriz biz, o fakir sevmez.’ O gün bugün soruyorum. Şimdi artık bu bütün Türkiye’nin yaşayarak gördüğü bu ifadeyi bütün Türkiye tekrar ediyor. Erdoğan fakir sevmez. Erdoğan zengin sever. Resmi yoksulluk rakamı 97 bin lira. TÜRK-İŞ, resmi hesaplıyor, bir haneye 97 bin lira girmiyorsa bunun altı yoksul. Yani fakir. Şimdi meydanda 97 bin liradan çok geliri olanlar el kaldırsın. Üç - beş kişi. Şu meydana bak. Bu meydan Türkiye’nin en büyük korosudur ve en acıklı şarkısını söyler. Erdoğan’ın mikrofonu eline alınca söylediği ‘Nereden nereye’ şarkısı var ya ona eşlik etmesin, o Edirne’nin çok bilmiş milletvekilleri, Edirne’nin AK Partili yöneticileri, Edirne’deki bu acıklı şarkıyı görün. Bu milletin sesini duyun be kardeşim. Sesini duyun. AK Parti 23 yıldır iktidarda. 23 yıldır. Gelirken ne demişti? Gelirken dedi ki, ‘Verin bana yetkiyi, ülkeyi şirket yönetir gibi yöneteceğim’ dedi. Allah’ı var doğrusunu yaptı. Allah’ı var tam dediğini yaptı. Nasıl, biliyor musun? Bir kabine açıklıyor. Açıkladığı kabinede Milli Eğitim Bakanının özel okullar zinciri var. Sağlık Bakanının özel hastaneler zinciri var. Turizm Bakanının oteller zinciri var, turizm şirketleri var. Türkiye’yi şirket gibi yönetiyor değil mi? Şirketin adını biliyor musunuz? Bilenler var. KADAŞ. Kara Düzen Anonim Şirketi. Tayyip Erdoğan’ın, AK Parti’nin kara düzeninin anonim şirketi. Bu KADAŞ gerçekten rekortmen. Madalya üstüne madalya kazanıyor. Bakın KADAŞ vergiyi sizden alıyor, kıyağı başkalarına yapıyor. Ama bu KADAŞ’ın döneminde Türkiye yüksek enflasyonda Avrupa birincisi. Yoksullukta Avrupa birincisi. İşsizlikte Avrupa birincisi. Gelir ve vergi adaletsizliğinde Avrupa birincisi. Yüksek faizde Avrupa birincisi. Bunlar AK Parti’nin kara düzeninin kara madalyalarıdır. Bunlarda birinci oldun diye kimse sana ‘aferin’ demez. Bu milleti perişan eden, kara madalyada beşibiryerdeyi milletin boynuna takan, milletin sırtına yük eden bu iktidardan gelecek ilk seçimde hep birlikte kurtulacağız. Hep birlikte kurtulacağız.” “6 KİLO BUĞDAY SATIYORSUN DA 1 LİTRE MAZOT ALIYORSUN” “Eskiden biraz durumu olmayan çeyrek takardı, durumu olan tam altın takardı. Durumu iyi olanlar ya da düğün sahipleri beşibiryerde takardı. Hatırlıyor musunuz? Bizim göçmen düğünlerinde çok olur beşibiryerde. Bu AK Parti 23 yılın sonunda beşibiryerde vatandaşın boynuna bunu taktı. En yüksek enflasyon. En büyük yoksulluk. En büyük işsizlik. En kötü vergi sistemi ve en yüksek faiz. Ben burada bütün çiftçilere şunu hatırlatıyorum. Buğday üreten var mı burada? Kimler üretiyor? Dünya kadar. Geçmişte 1 kilo buğday satınca 1 litre mazot alınıyordu. Doğru mu? Şimdi 1 litre mazot almak için kaç kilo buğday satıyorsun? 6 kilo buğday satıyorsun 1 litre mazot alıyorsun. Eskiden AK Parti gelmeden önce 1 kilo buğday 1 litre mazot alıyordu. AK Parti gelince 6 kilo buğday 1 litre mazot alıyor. Daha bunun üstüne yapılacak bir hesap yok. Doğru mu? İlla, ‘Hesap yap’ derse en kızdığı yerden yapacağım. Annemler cevap versin, kadınlar… Erkekler sussun. Altın hesabı yapayım mı? Altın hesabı şaşar mı? Asla şaşmaz. Bu AK Parti’nin kara düzeninden önce, beğenmedikleri DSP’nin, rahmetli Ecevit’in olduğu, rahmetli Mesut Yılmaz’ın olduğu, Devlet Bahçeli’nin olduğu üçlü koalisyonda en düşük emekli maaşı 8 çeyrek altın. 8 çeyrek altın. Bugün çeyrek altın 11 bin lira. En düşük emekli aylığı 16 bin 800 lira. Bir buçuk çeyrek altın. Yarın gidin, burada Peşincioğlu Kuyumcusu var. Gidin, 2002’deki altın fiyatını sorun. En düşük emekli maaşını koyun. 8 çeyrek altın. Yarın git oraya bir buçuk çeyrek altın alıyorsun. Emekliler şunu düşünsün. AK Parti’den önce 8 çeyrek altın alan maaş, düştü bir buçuk çeyrek altına. Asgari ücretli 7 çeyrek altın alıyordu. Düştü 2 çeyrek altına. Ve birincisi buğday hesabı. AK Parti gelmiş, 6 kat zarardayız. 1 kilo buğdaya 1 litre mazot; 6 kilo buğdaya 1 litre mazot. AK Parti gelmiş, emekli de 8 çeyrekten bir buçuğa düşmüşüz. En perişan emekli. Beş kat zarardayız. Asgari ücretli, üç buçuk kat zararda. Hiçbir hesap bilmiyorlarsa ya da ‘O olmaz, bu olmaz…’” “CİĞER HESABINDA DA 37 PORSİYON KAYIP VAR” “Gittiğimiz şehirde, Malatya’da kayısıyı soruyoruz. Manisa’da üzüme bakıyoruz. Çukurova’da pamuk. Rize’de çay. Ordu’da fındık. Edirne’de ne yapalım? Buğdayı, çeltiği söyledim. Satın alma gücü için sadece bir yıllığına sordum, Edirne ciğeri. Geçen sene porsiyonu 240 liraymış. Doğru mu? Ciğerci var mı, direkt sorayım. Nerede? Ağabey, buğdaycı sensin, ciğerci sensin. Ciğer 240 liraydı, şimdi olmuş 400 bak. Kendi gösteriyor. 240 liralık ciğer geçen sene, bu sene olmuş 400. Geçen sene asgari ücrete vurdun mu, bir asgari ücret, 92 porsiyon ciğer alıyormuş. Bu sene bir asgari ücret, 55 porsiyon ciğer alıyor. Bakın bunların tutulacak yeri yok. Ciğer hesabında 92’ye 55. Bir yılda 37 porsiyon kayıp var. Bugün biraz ücretli bir porsiyon ciğer yemeye korkar, iki çocuğu, eşiyle birlikte gitse 2 bin TL’ye çıkacak oradan. Yapamaz. Ama orada bile bak bir porsiyon ciğere hasret, 37 porsiyon zararı var. Buğdayda aynı. Altında aynı, işte bu yüzden bu AK Parti gelip de bu meydanı doldurabilir mi bugün? Sizin yanınıza geliyorlar mı? Hatırınızı soruyorlar mı? İnsan içine karışıyorlar mı? Yazın serin, kışın sıcak salonlarda siyaset yapıyorlar. Milletle değil, kendi atıklarıyla toplantılar yapıyorlar. Sokaktan ve meydandan kaçıyorlar. Onun için buradan Edirne’den, Osmanlı’nın serhat şehrinden, Cumhuriyet’in gözbebeğinden, Gazi Mustafa Kemal’in hemşehrilerinin bağrından sesleniyorum: Artık AK Parti salonların partisidir. Cumhuriyet Halk Partisi meydanların, sokağın, milletin, halkın partisidir. Hiç salon partisi, sokağın partisini yenebilir mi? Salonların partisi Edirne’de milletin partisini yenebilir mi? Halkın partisini yenebilir mi? İnanın, biz haklıyız. Ahlaki üstünlük bizdedir, psikolojik üstünlük bizdedir. Meydanların enerjisi, çoğunluk enerjisi bizdedir. Biz kazanacağız, biz kazanacağız, biz kazanacağız.” “BÜTÜN HAKLILAR BİR ARADA DURMAK ZORUNDAYIZ” “Ülkede ev kirası olmuş 25 - 30 bin lira. Açlık sınırı 30 bin lira. Emekli maaşı 16, asgari ücret 22 bin lira. Ankara’da emekliler perişan otellerde gecesi 200 - 300 - 400 liraya aldığı maaşın yarısı otele, kalanıyla simit, kuru ekmek, bazen çorba, bayat ekmeğin arasına küflü peynir koyup hayata tutunmaya çalışıyor. Buradan Edirne’den size yeminle söylüyorum. Bu kara düzeni bitireceğiz. Bu ayıptan kurtulacağız. Yıllarca emek vermiş, alnının terini akıtmış, gözünün nurunu akıtmış, elleri nasır olmuş, dirsekleri çürümüş emekliye bu ihaneti yapanlara, bu sefaleti reva görenlere, bu haksızlığı yapanlara sandıkta hesap sormazsak namerdiz. Namerdiz. Kısa çöp, uzun çöpten hakkını alana kadar, bu millet uzun adamdan hakkını alana kadar, bu millet emaneti bu kara düzenden alıp halkın partisine verene kadar emeklinin yüzü gülene kadar, işçinin, çiftçinin yüzü gülene kadar, esnaf bu zilletten kurtulana kadar mücadeleye devam, mücadeleye devam. Edirne’de yoğun duygular birbirine karıştı. Biri diyor ‘İstifa’, biri diyor ‘Ya beraber ya hiçbirimiz.’ Öbürü ‘Erdoğan istifa.’ Ben şunu söyleyeyim. Bir tek duygumu söyleyeyim. O şudur. Bu meydanın hepsi haklı. Bu meydanda Ekrem Başkan’ın resmi var, en mağdurumuz o. Ekrem Başkan haklı. 16 belediye başkanımız sırf seçim kazanıyoruz diye içerideler. Hepsi haklı. Süründürdüğü emekli haklı, emekçi haklı, buğday, çeltik üreticisi, ayçiçek üreticisi haklı, esnaf haklı. Ama bütün haklılar bir arada durmak zorundayız. Evde oturan, televizyonundan bizi izleyen, pijamasını çıkarmayanlara ne diyoruz? Eğer evde oturup beklersen senin de kapına gelecekler. Senin de malına çökecekler ve senin de çocuğunun geleceğini elinden alacaklar. Bu memlekette işçi kurtulmadan çiftçi kurtulmaz. Emekli kurtulmadan esnaf kurtulmaz. Köylü kurtulmadan kimse kurtulmaz. Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz.” “ASLA VE ASLA TESLİM OLMAYACAĞIZ” “Bir tarafta Ekrem Başkan, bir tarafta Ferdi ile Gülşah… Geçtiğimiz hafta pazar günü, daha altı gün önce Ferdi’den sonra Gülşahımızı da kaybettik Manisa’da. Ferdi Başkan zamanında da bu süreçte de Edirne’den hep dua duyduk, hep iyi dilekler duyduk. Hep birlikte uğraştık. Ama iki evladımız da maalesef aramızdan ayrıldı. Ben gösterdiğiniz bütün dayanışma için, bugün burada Gülşah Başkanımızın ve Ferdi Başkanımızın resimleri için ve bugün hem onlara sahip çıktığınız, hem de onların ortak hayali olan Cumhuriyet Halk Partisi iktidarı için birbirinizin davasına sahip çıktığınız için, tek başına kurtulmak için değil de hep birlikte olmak için bu meydanı doldurduğunuz için hepinize yürekten teşekkür ediyorum. Hepiniz iyi ki varsınız. Biz ne yapacağız? Biz durmadan çalışmaya devam edeceğiz. Asla ve asla teslim olmayacağız. Bir kelime eksik konuşmayacağız. Bir adım geri atmayacağız. Bir santim eğilmeyeceğiz. Hepimiz bilmeliyiz ki biz bir kelime eksik konuşursak, bunlar bu milleti susturacak. Biz bir adım geri atarsak, bunlar bu milleti 100 yıl geriye götürecek. Biz bir santim eğilirsek, bunlar bu millete diz çöktürecek. Bunlara, sandıkla gelip de sonra sandığı kaçırmaya, sandıktan kaçmaya çalışanlara, sandıkla çıkanı Silivri’ye atanlara, iftira atanlara, haysiyet cellatlığı yapanlara ne arkadaşlarımızı, ne bu ülkenin geleceğini teslim etmeyeceğiz.” “BİZE İFTİRA ATANLARLA İŞİMİZ VAR” “Bu sene vatandaş diyor ki ‘Gelecek sene durumum aynı kalacak’ diyenler yüzde 30. Yüzde 60, ‘Daha kötüye gideceğim, fakirleşeceğim’ diyor. Sadece yüzde 0,8, ‘Ben zenginleşirim’ diyor. Yüzde 9 da ‘Durumum iyiye gidebilir’ diyen var. Bu ‘Zenginleşirim’ diyen yüzde 0,8 o bildiğiniz yüzde 0,8. Hepimizi onlara kul, köle etmeye, bizden toplayıp onlara vermeye, bizden alıp onları doyurmaya, bizden kazanıp onlara harcatmaya çalışıyorlar. Biz kutuplaşmadan taraf değiliz. Buradan AK Partili, MHP’li Edirnelilere söylüyorum: Bugüne kadar oy verdiniz. Hatta belki üye oldunuz. Belki haberiniz olmadan AK Parti’ye kaydedildiniz. Belki de iyi olacak diye düşünüp onlarla oldunuz. Bugünü düşünememiş; bu yoksulluğu, bu sefaleti, bu haksızlığı, bu eşitsizliği düşünememiş olabilirsiniz. Biz yarın geldiğimizde Sadece CHP’lilerin değil, bütün Edirne’nin, Edirne’nin AK Partilisinin de MHP’lisinin de asgari ücretini yükseltmeye geliyoruz. İkisinin de emeklisi bütün emekliler gibi en iyi maaşı alsın istiyoruz. Herkes çocuğunun geleceğinden endişe etmesin istiyoruz. Biz gelince geçmişte bize haksızlık yapan; çalan, çırpan, sonra da kendi yaptığını başkası yapmış gibi iftira atanlarla işimiz var. Ama AK Parti’ye geçmişte üye olmuş, oy vermiş kimse korkmasın. Bu parti, hiçbirimizin değil; bu gelecek, hiç birimizin değil; hepimizin birdendir. Cumhuriyet Halk Partisi, baba ocağıdır. Baba ocağı herkesin içine doğduğu evdir. Kimi sonra ırağa gider, kimi yakında oturur. Kimin daha büyüğünü umar, kimi küçüğüne razı olur. Ama herkes bilir ki ‘Başım sıkışırsa, dara düşersem orada bir baba evi var. Kapısı açıktır. Bacası tütmektedir. Çayı, çorbası kaynamaktadır. Kim sıkışırsa gelene kucak açmaktadır.’ O baba evinin tapusu Özgür Özel’de olsa güvenme. Kemal Bey’de de değildi, rahmetli Ecevit’te de İsmet Paşa’da da. Senin garantin Cumhuriyet’tir. Senin garantin bu Cumhuriyet’in kurucusudur. Baba evinin tapusu bir kişiye kayıtlıdır. O da Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü. O yüzden ‘AK Partiliyim beni almazlar. MHP’liyim bana orada yer yok’ diye düşünmeyin. Atatürk’le derdi olmayanın, Cumhuriyet’le derdi olmayanın, bu bayrakla, bu Mehmetçik’le derdi olmayanın bizimle derdi olmaz. Hep beraber olacağız. Hep beraber başaracağız.” “EZBERLERİ UNUTUN, O KONFORLU SİYASET BİTTİ” “Biz gelince ne olacak? Bir kere bu kuyumcunun, hepsinin önünde söz veriyoruz: En düşük emekli maaşı, tez elden bir asgari ücret olacak. Cumhuriyet Halk Partisi geldiğinde bugünkü parayla asgari ücret 39 bin lira olacak. En düşük emekli maaşı da 3 bin lira, asgari ücret de 39 bin lira olacak. CHP geldiğinde ÖTV ve KDV kalkacak, çiftçinin aldığı mazot 55 lira değil de 33 lira olacak. Çeltik üreticisine de ayçiçeği üreticisine de buğday üreticisine de buradan söz veriyoruz: Mazotu ÖTV’siz, KDV’siz alacaksınız. Bankalara borç çok. Çok mu? O borçların bir sefere mahsus bütün faizlerini sileceğiz. Ana parayı da üç yıla - beş yıla böleceğiz. Söz veriyoruz. Bu AK Parti geldi, vergiyi tabana yaydı, refahı tavana çıkardı. Tepedekiler refah içinde, aşağıdakiler vergiyle boğuşuyor. Cumhuriyet Halk Partisi olarak şunu özellikle dikkatinize sunuyoruz: Bu ülkede toplanan 100 liralık verginin 63 lirasını dolaylı vergilerden alıyorlar. Dolaylı vergi, dünyanın en adaletsiz, en eşitsiz, en haksız vergisidir. Şu kırtasiyeye giden, çocuğuna bir kalem alan fabrikatör de olsa fabrikanın işçisi de olsa aynı vergiyi ödüyor. Elektrik, su, telefon… Asgari ücretle de aynı vergi alıyor, multi-milyarder de aynı vergi ödüyor. Aldığın her şeye, her hizmete vergi ödüyorsun. En zengin de en fakir de aynı vergi ödüyorsun. Bu yüzde 63. Bunun üstüne bir yüzde 25 var. O da gelir vergisi. Yani hepinizin, hepimizin, bu otobüsün üstündeki basın mensuplarının, daha maaşını çekmeden maaşından kesilen vergi yüzde 25’e denk geliyor. Etti mi sana yüzde 88. Yüzde 1, ıvır zıvırdan, gayrimenkullerden alınan. Yüzde 11, kurumlar vergisi. Yani üreten, kazanan, ihracat yapan, kar edenin ödediği vergi yüzde 11. Bu meydanın ödediği vergi ise yüzde 88. İşte bizim iktidar motivasyonumuz budur. Vergiyi bu meydana, tabama değil; vergiyi tavana, refahı buraya yayacağız. Bu vergileri ters yüz etmeye, çok kazanandan çok, az kazanandan az. Kazanmayandan da vergi almamaya geliyoruz. Bütün ezberleri unutsunlar, o konforlu siyaset bitti.” “TARIMDA İLK KEZ BU KADAR BÜYÜK BİR KÜÇÜLME YAŞANDI” “Oyu garibandan alacaksın, hizmeti zengine yapacaksın. Oyu emekliden alacaksın, emekçiden alacaksın, esnaftan ve çiftçiden alacaksın. Sonra bütün zenginlere en iyi imkanları sunacaksın. 2,7 trilyon lira faiz ödüyor ama yüzde 1’ini emekliye vermeye gelince ayak sürüyor. Yüzde 1’ini destekleme vermeye gelince ayak sürüyor. Geçen bütçe görüşmesi var. Gayri safi milli hasılanın yüzde 1’inin çiftçiye destekleme diye verilmesi lazım. Kanun böyle. Yüzde 0,2’sini getirmişler. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Sayın Cevdet Yılmaz… Allah şaşırtacak, utandıracak ya. Şöyle konuşuyor, öyle metin yazmışlar: ‘Bu sene tarım sektöründe yüzde eksi 12,7 büyüyebildik.’ ‘Af buyur’ dedim. Yüzde eksi 12,7 büyümüş. Dedim ki ‘Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcısı, eksi 12,7 büyünmez. 12,7 küçültmüşsünüz bu çiftçiyi’ dedim. Cevap yok. Bu yıl ilk kez bu kadar büyük bir küçülme yaşandı. Buradan bütün çiftçilere söylüyoruz: Bu kara düzene mecbur değilsiniz. Bu iktidara mecbur değilsiniz. Eninde sonunda bu düzeni değiştirecek halkın partisinde birleşeceğiz. Bir devri kapatıp, bir devri açacağız. Edirne’den kalkan Fatih iki yıl sonra gidip de bir çağı kapatıp, bir çağı açmadı mı? Bakın Edirne’den söylüyorum: Biz de bir çağı kapatıp, bir çağı açacağız. Bakan evlatlarının devri bitecek, vatan evlatlarının devri başlayacak.” “TÜRK PARASI KARŞISINDA 50 KAT DEĞER KAZANMIŞ” “Şimdi işin en tatsız, aslında en haksız yerine geldik. Bütün Türkiye konuşuyor. ‘Efendim Yunanistan’a gidip alışveriş yapılıyor, Bulgaristan’dan gelip alışveriş yapılıyor.’ Geldim, sordum. Hepsini yerinde gördüm. Bugün Edirneliler, İstanbullulara ucuza gıda alışveriş turları düzenleniyor, Dedeağaç’a geçiliyor. Çünkü Yunanistan o kadar ucuz ki bugün Türkiye’deki gıdaya göre yol parasını da kurtarıyor, fazlasını da kazandırıyor. Yunanistan’da bir Niko var, ona kıyma 350 lira. Türkiye’de bir asgari ücretli Nihat abim var, ona da arkadaşları Niko diyor. Bizimkine gelince 900 lira. Yunanistan’da Niko’nun 350 liraya aldığı dana kıymayı burada 900 liraya satan bir düzen var. Öyle olunca bu sefer buradan insanlar oraya; Avrupa’nın en yüksek, dünyanın en yüksek üçüncü gıda enflasyonun olduğu Türkiye’den, Yunanistan’a geçip gıda alıyorlar. Bir de Bulgaristan’dan gelen var. Bulgaristan’dan Ivan geliyor, levayı veriyor ve çantaları dolduruyor. Üstüne de bir tane mont alıyor. Yunanistan’a gidiyor. O bunu yaparken bizim Türkiye’deki Okan kardeşim o bir tane montu alabilmek için bir ay çalışıyor. Peki bu işin sebebi ne? Bütün meydan şahit, bütün Edirne şahit. Bu AK Parti geldiğinde 1 leva 0,60 liraydı. Doğru mu? Yani 1 lira verdin mi sana neredeyse 2 leva veriyorlardı. Şimdi adam geliyor 1 leva veriyor. Biz ona 25 lira veriyoruz. 23 yıldır Türkiye de yönetiliyor AK Parti tarafından Bulgaristan da yönetiliyor kendi hükümetleri tarafından. 23 yıl önce 1 lira verip iki leva alırken, adam şimdi 1 leva verip 25 lira alıyor. 50 kat fark etmiş, 50 kat. Diyoruz ya asgari ücret 8 çeyrekten 1,5’a indi. Altı kat fark orada. Buğdayda altı kat fark. Asgari ücrette öyle. Bir senede yüzde 65 gelmiş sırf ciğerin porsiyonuna. 23 yıl üst üste birikmiş, birikmiş, birikmiş, leva - Türk parası karşısında 50 kat değer kazanmış. 50 kat. Bulgaristan ülkesini, ekonomisini Türkiye’den 50 kat iyi yönetmiş. Buradan Edirne’den bütün Edirne’nin şahitliğinde söylüyorum. Bu kara düzen değişecek kardeşim. Bu hesap değişecek kardeşim. Bizi Yunan’a, Bulgar’a mahcup edenler gidecek, bu memlekete Atatürk’ün partisi gelecek. Eski günlere, Gazi’nin 10 yılda 15 milyon genç yetiştirdiği, şaha kaldırdığı, Sümerbankları yaptığı, fabrikalar açtığı, bunların sata sata bitiremediği KİT’leri yaptığı günlere, Türkiye’nin iyi yönetildiği, birlikte çalıştığı, daha çok kazandığı, adaletle paylaştığı günlere gideceğiz. Var mısınız? Var mısınız? Bu düzeni değiştirecek miyiz? Bunu hep birlikte yapacak mıyız? Ben buna yürekten inanıyorum.” “O ZAMAN FERDİ’NİN, GÜLŞAH’IN HATIRASI ARKASINDA DURAMAM” “Bakın artık Adalet ve Kalkınma Partisi’nin o konforlu günleri bitti. Gözümüzün içine baka baka yalan attıkları, hiçbir sözlerini tutmadıkları ama yine de seçim kazandıkları, bir şekilde bizim seçimi kaybettiğimiz o dönemler bitti. Biz 31 Mart tarihinde 47 yıl sonra partimizi birinci parti yaptık. 23 yıl sonra AK Parti’ye ilk mağlubiyetini yaşattık. Bu partinin evlatları bugün zindandaysa suçları atılan iftiralar değil, AK Parti’yi yenmektir. Bundan sonra da yenecek olmaktır. İktidarı değiştirecek olmaktır. Avrupa’ya gidecekler, dünyaya gidecekler, işlerine geldiği gibi anlatacaklar, gelip buralarda seçim kazanacaklar. Öyle bir şey yok. Buraya Brüksel’den geldim. Orada Avrupa Sosyalist Partisi yani Avrupa Birliği’ndeki bütün sol, sosyal demokrat, sosyalist partilerin liderleri ile toplantıya katıldım. Orada Türkiye’de yapılan haksızlıkları, hukuksuzlukları teker teker anlattım. Beyler çıkmış, ki bugün değil yıllardır diyor ki bana, ‘Efendim yurtdışına gidip Türkiye’yi şikayet etme.’ Vallahi bu AK Parti bir zamanlar başörtüsü sorunu yaşanıyordu, kardeşlerimize haksızlık yapılıyordu. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne dava açtılar, Türkiye’yi mahkum ettiler, çatır çatır tazminat aldılar. O şikayet değil. Kapatma davaları açılınca, heyetler kuruyorlardı üçer kişi. Bütün dünya başkentlerinde Türkiye’yi şikayet edip, ‘Asgari vesayet var, siyasi vesayet var.’ 15 Temmuz darbe oldu, sabah bizim kapıda bunlar. Çalıyor kapıyı, ‘Buyur.’ ‘Avrupa’da dostlarınız çok. Sizi iyi dinlerle, bu darbeyi birlikte anlatalım.’ 15 Temmuz’da darbe sana yapılınca ya da geçmişte kapatma davası sana açılınca partinin başı sıkışınca, kapı kapı Avrupa’yı gezeceksin, bunun adı demokrasi arayışı, hukuk yolculuğu olacak. Ama benim kardeşlerim içeri atılınca, 31 Mart‘ta seçim kazandık diye 19 Mart’ta darbe bana yapılınca, Özgür Özel oturacak, susacak. Sen de burada keyif çatacaksın. Böyle bir şey yok. Japonya’nın trende basılan 8 milyon tirajlı gazetesine de anlattım, İngiltere’nin, Almanya’nın, Fransa’nın, Amerika’nın bütün dergilerine, gazetelerine de anlattım. Sosyalist Enternasyonel’de de anlattım. Avrupalı sosyalistlere de anlattım. Bütün dünyaya anlatacağım. Bir adım geri atarsam namerdim. Bunu, bu haksızlığı bütün dünyaya anlatacağım. Sana, Tayyip Bey sana, sana, sana helal olan hiçbir şey haram değil bana. Mücadele sonuna kadar, sonuna, sonuna. Senin üç tane televizyonuna, beş tane iftiracı gazetene teslim olursam, o zaman bizi bırakıp giden bu iki kardeşimin gözlerinle böyle bakamam. Ferdi’nin hatırasının, Gülşah‘ın hatırasının arkasında duramam. Ekrem Başkan’a sahip çıkmazsam, haysiyetime sahip çıkmış olmam. Bana diyor, ‘Gel Ankara’ya gel, Ankara merkezli siyaset yap. Partinin başında otur.’ Partimin başında 50 yıl oturacağıma, senden sonra şu iktidarın değiştiğini, CHP’nin geldiğini 5 dakika göreyim, gözüm açık gitmez. Gözüm açık gitmez. Partide oturmaya değil, Türkiye’nin başına geçmeye, bu meydandaki bütün mağdurların yüzünü güldürmeye geliyoruz. Yüzünü güldürmeye.” “SEN GEL DE BAKALIM BU MİLLETİN GÖZÜNE BAK” “Şunu da söyleyeyim. Edirneliler, Meriç’i sıkı tutun. 15 Temmuz darbesinden sonra bir yılda 2 bin FETÖ’cü yakalandı ya burada. Bu darbeciler de günü gelince Edirne’den kaçmak isterlerse Meriç’ten Dedeağaç’a, size emanet serhat şehri. Sınırı iyi tutun. Zekeriya Öz’ün kaçtığı gibi kaçmaya kalkarsa birisi emanetimdir, Edirne’nin sınırı Edirne’nin evlatlarına. Tabii diğer taraftan şunu açıkça hatırlatalım. Neredeyiz? Edirne’deyiz. Kaç gün oldu? Darbenin üstünden 276 gün geçti. Ne dedi Erdoğan ilk günler? ‘Çok değil, bir ay bekleyin. Bir aya insanın içine çıkamayacaklar. Birbirlerinin yüzüne bakamayacaklar. Kendi ailelerinin bile gözünün içine bakamayacaklar’ dedi. Kim var burada? Kim var? Dilek İmamoğlu. Kardeşiniz. 276 gün sonra biz bu meydandayız. Birbirimizin yüzüne bakmaya geldik Erdoğan. İnsan içine çıkmaya geldik Erdoğan. Ekrem Başkan Dilek Hanım’ın gözüne her gün bakıyor, o ona güveniyor, biz ona güveniyoruz. Sen gel bakalım da bu milletin gözünün içine bak. Biz el eleyiz, yürek yüreğeyiz, göz gözeyiz. İftiraya teslim olmayız, hiç kimseyi de arkamızda bırakmayız. Böyle bilin bunu.” “BÖYLE BİR KÖTÜLÜKLE KARŞI KARŞIYAYIZ…” “Ne oldu? Hani Savcı bey ‘Pabucu yarım çık sokağa oynayalım’ diyor gençler. Ne oldu? ‘560 milyarlık yolsuzluk’ diyordun, 560 lirasını ispatlamadın. Ne oldu? ‘Parkenin altından 2 milyon Euro çıktı, videosunu göreceksiniz’ diyordun. İddianameye koyamadın çünkü yalan olduğu ortaya çıktı. ‘Filanca yerde toplandılar, paraları bavullara doldurdular, kaydı çıkacak’ diyordun. İddianamede bomboş çıktı. Jammerların içi, İstanbul İl Başkanımız buradaydı demin. Nerede başkan? Özgür Başkan valizin içini açtı Kameraları gösterdi, o zaman ‘İçinden para çıkacak’ diyordun, içinden Jammerlar çıktı. Dokuz aydır atılan her türlü iftiraya rağmen ne diyorsak o çıktı. Çünkü kendimizden, arkadaşlarımızdan eminiz. İftiranın büyüklüğüne şahidiz. Bakın televizyon izliyorum. Bundan sonra da bir yalan duyarsanız önce bir soru işaretine bakın. Ben Tayyip Erdoğan ‘iki kere iki dört eder’ dese gidip kerrat cetvelini kontrol ediyorum. Bir yanlışlık olmasın. Niye? Televizyonu açmışım, Gaziosmanpaşa Belediyesi’ne baskın. Hakan gencecik, pırıl pırıl bir kardeşim. TRT yazmış kırmızı, kocaman. ‘Belediyenin gizli kasası bulundu.’ Baktım, kasayı açmışlar. Dolarları çıkarıyorlar. Çıkar çıkar bitmedi. Bir daha bir daha gösteriyor. ‘İki kere iki dört’ ya kerrat cetveline bakacağım. Dedim ki arkadaşa ‘Gaziosmanpaşa Belediyesi’nin arama tutanağını istiyorum.’ Tutanak geldi. Bir, kasa var mı? Var. Doğru mu? Doğru. Arkada mı? Arkada. Kimden kalmış? AK Parti belediyesinden. Kasanın arama tutanağı var mı? Var. Ne çıkmış içinden? Bir belediyeye ait mühür bir de tesliminde verilen bildirimlerin olduğu hard disk. Dolar? Dolar yok. Nasıl yok gözümle gördüm, TRT verdi. Dolar çıkmamış. Arayın TRT’yi, diyor ki ’Biz arama görüntülerini bulamadık Anadolu Ajansı’nda stok görüntü kullandık. O görüntü oranının görüntüsü değil.’ Bu TRT senden benden bandrol alıyor. Hani bizim traktörler var ya şimdi üstü kapalı traktörler var kabinli. O traktörün kabininde radyo varmış, o radyodan 5 bin 800 lira traktörü alırken başta para alıyor. Hepimizden para alıyor. Ve çıkmış arama tutanağı boşken, kasadan sadece mühür çıkmışken stok görüntü diye beni bile kandırıyor. Mustafa Akın, Ekrem Başkan’ın koruması. Gitmişler Mustafa Akın’ın yayladaki evine Karadeniz’de. Evin içinden dandik bir kasa çıkmış. Bana söylüyor, ‘Üç harflilerlerden aldım’ diyor. 2 bin liraya kasa almış, bu kadar bir karış kasa. Arama tutanağında 48 tane beylik tabancaya ait ruhsatsız tabancasının mermisi, başka bir şey yok. Mustafa Akın’ın yayla evindeki kasa bulundu, içinden tomar tomar euro çıkarıyorlar. Sorduk TRT’ye. ‘Yayma görüntüsünü bulamadık Anadolu Ajansı’ndan stok video kullandık.’ Arkadaşlar böyle bir yalanla, böyle bir kötülükle, böyle bir vicdansızlıkla, böyle bir ihanetle karşı karşıyayız.” “GİZLİ TANIKLARIN KİMİ DELİRDİ, KİMİ ÇEKİLDİ, KİMİ İSYAN ETTİ” “Bakın 15 gizli tanık vardı. İddianame çıktı, Ladin yok. Şahin yok, Kartal yok, Rüzgâr yok, Maun yok, Sekoya yok. Meşe yok. İlke var ama sonradan çekildi. Gizli tanık Ahmet Taşçı gitmiş, dilekçe varmış. ‘Benim bir şey bildiğim yok. Savcılar istedi, piyasadan duyduklarımı anlattım. Vicdanım hiç rahat değil. Tanıklıktan çekiliyorum. Anlattıklarımı yalan, yanlış servis etmişler. İnsanlar haksızca tutuklanmış, geceleyin uyku uyuyamıyorlar.’ Ahmet Taşçı diyor. 15 gizli tanıkla başladılar. Kimi delirdi, kimi isyan etti, kimi kendi çekildi, kimi kayboldu… Hasta mı var? Tekirdağ Büyükşehir Belediye Başkanımız doktor, geliyor oraya. Şimdi bu giden sağlıkçıları biliyor musun? Covid’te herkes evdeydi, bunlar koşturuyordu. Tayyip bey ne dedi? ‘Hakları ödenmez.’ Hakikaten ödemedi haklarını. O yüzden biz yaşayalım diye ölümü göze alan bütün sağlık emekçilerine yürekten alkış. Seçim olur, onlar çalışır. Maç olur, onlar çalışır. Sayım olur, onlar çalışır. Sokağa çıkma yasağı olur, onlar çalışır. Kahraman Türk polisine bir kocaman alkış yakışır. Onların da hiç hakkını veren yok. Cezaevleri olmuş neredeyse 500 bin kişi. Bir tutuklu ve hükümlü olanlar var. Bir de o cezaevinde ekmeğinin peşinde olan, atanmamış öğretmenden tut dünya kadar üniversite mezunu ya da lise mezunu infaz koruma memurları var. Allah hepsinden razı olsun. Geldiğimiz ilk yıl başlatıp, üç yıl içinde hepsine en uygun fiyatlı lojmanları vereceğiz. Aldıkları maaşın yarısı kiraya gitmeyecek, söz veriyoruz. Sınır şehrindeyiz. Sınırı bekleyen Mehmetçik’e, sözleşmelilerine, uzman çavuşuna, astsubayına, subayına, komutanına, hepsine bir yürekten alkış… Bütün devlet memurlarına, devlet işçilerine, devlete kendini emanet edip hakkı yenen bütün emekçilere bir yürekten alkış. Hasta nasıl? Bizim burada şöyle bir şey var; kimseyi arkada bırakmıyoruz, Saraçhane’den gelenek. Kış oldu bir - iki oluyor, yazın oldu 10 - 15. Hasta birisi bayıldı mı siyasete ara veriyoruz, emekçilerin ve çalışanların haklarını hatırlatıyoruz. Ayağa kalkmış, hastamıza da bir kocaman alkış.” “12 EYLÜL’Ü ARATMAYAN İŞLER YAPIYORLAR” “Değerli Edirneliler biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak ne dediğimizi, ne yaptığımızı biliyoruz. Bu süreçte insanların nasıl çocuklarıyla tehdit edildiğini, eşinden ayrılmış hanımefendilere… ‘Çocuğa kim bakacak?’ ‘Annem.’ ‘Kaç yaşında? ‘84.’ ‘Nasıl olacak?’ ‘Bilmiyorum.’ ‘Haydi şuraya at bir imza, Silivri’ye gitme. Çocuğun yanına git’ dendiğini, iftiralara zorlandıklarını. Kabul etmedikleri beyanlar alınmak için sürekli savcılığa çağrılıp avukatsız görüşmelere zorlandıklarını hep anlattım. Ama buna Hakimler ve Savcılar Kurulu bir soruşturma başlatmadı. Şimdi iddianame çıktı, İBB davasında. 12 Eylül’ü aratmayan işler… İBB’ye ayrı bir iştirak, başında bir kadın müdür, 13 Mart’ta kızının okulu için yurtdışına çıkmak isterken durduruluyor. ‘Çıkamazsın’ diyor. 14 Mart’ta savcıya gidiyor, ‘İfademi al.’ Almıyor. 15 Mart, ‘Yok.’ 16 Mart, ‘Yok.’ Gidiyor devamlı savcılığın kapısında, ‘Bekleyin.’ Sonra kendi ayağıyla üç kez giden kadını sabah 06.00’da uyuşturucu çetesine operasyon yapılır gibi evinin kapısına gidip vura kıra, alıp götürüyorlar. Götürdükleri yerde, depo dedikleri bir yerde insanlığa aykırı çıplak aramaya tabi tutuyorlar. 12 Eylül darbesinin taşıyamadığı bu ayıbı yaşatıyorlar dört gün boyunca. Şimdi o kişi savcılığa başvurmuş, dinlememişler. Mahkemeye başvurmuş, dinlememişler. En son Anayasa Mahkemesi’ne başvurmuş uğradığı hak ihlalini anlatmaya çalışırken. Biz suçu olana sahip çıkan bir parti değiliz. Hiç olmadık. Ancak bu kadar haksızlığın yanında susup da arkadaşlarımızı asla yalnız bırakmadık.” “ERDOĞAN’A EN BÜYÜK GÜVENSİZLİK OYUNU VERDİLER” “Ben atılan iftiraları ve yapılmaya çalışılan siyasi operasyonu görüyorum, biliyorum. Ben Ekrem Başkan’a kefilim, ben Ekrem Başkan’a inanıyorum ve diyorum ki ‘Sizde varım diyordunuz. Ne oldu televizyondan canlı yayın? Gelin yayınlayın.’ Savcısına güvenen karşıma çıksın. Canlı yayın istiyorum. Ama iddianameye kadar atıp tutuyorlardı. ‘Canlı yayınlansın’ diyorlardı. Şimdi Tayyip Bey en iyi bildiği vitese taktı. Geri vitese. R yaptı, R. Tayyip Bey savcına güveniyorsan, al savcını ve geç karşıma. Okunsun iddianame, görünsün iftiralar. Verilsin cevaplar. Hodri meydan. Geçen hafta Kayseri’ye götürdüm. ‘Buraya getireyim’ dedim. Dediler ki ‘Meydan zaten yeterince büyük değil, sığmıyor. İmza TIR’ı girmez.’ Hepinizin emeği var; 25,1 milyon imza topladık. Ne diyerek? Şu metnin altına imza attınız: ‘Ey Erdoğan adayımı bırak, sandığı getir. Adayımı yanımda, sandığı önümde istiyorum.’ 25,1 milyon insan dünyanın en büyük imza kampanyalarından birinde Türkiye siyaset tarihinin en büyük güvensizlik oyunu verdi Erdoğan’a. Buradan Erdoğan’a sesleniyorum. Erdoğan, cesaretin varsa çık karşımıza. Yoksa en güvendiğini çıkar karşımıza. İster sen, ister evlat, ister damat, ister bakan adayını belirle, ben buradayım. Adayım burada Ekrem Başkan burada, çık karşıma. Millet ne derse o olur. Milletten kaçarak kurtulamazsın. Seni millet getirdi, bu milletin elinden kurtulamazsın. Bundan sonra adayımız Silivri’de de olsa onun yerine Cumhurbaşkanı adaylığına var mısınız? Onun adına kapı kapı gezmeye, vaatlerimizi anlatmaya, kampanya yapmaya var mısınız? Onun yerine koşacak mıyız? Onun yerinden çalışacak mıyız? Bu seçime kazanacak mıyız? Birlikte miyiz? Birlikte yürüyecek miyiz? O zaman yürüyelim arkadaşlar.”

CHP Genel Başkanı Özel: "Bu Haksızlık Bitmeden Durmayacağım" Haber

CHP Genel Başkanı Özel: "Bu Haksızlık Bitmeden Durmayacağım"

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, Kayseri’de gerçekleştirilen Millet İradesine Sahip Çıkıyor Mitingine katıldı. Burada konuşan Cumhuriyet Halk Partisi Lideri Özel, “‘Başına takılı taçtır Erciyes, güzeller güzeli ilim Kayseri. Cana candır Teker’inde tek nefes, tarifine dönmez dilim Kayseri. Payı büyük eserlerde Sinan’ın, Şifada eli var İbni Sina’nın. Nakış nakış işlenmiştir her yanın, ustaca dokunmuş kilim Kayseri.’ Canım Kayseri’ye, güzel Kayseri’ye, Anadolu’nun bu vatansever, misafirperver ve en hayırsever ili güzel Kayseri’ye selam olsun. Hepiniz hoş geldiniz” dedi. Özel, şunları söyledi: “KAYSERİ, ARTIK MİLLETİN KALESİDİR” “Bugün aralık ayının ortasındayız. Kayseri’de öyle kolay kolay dolmayacak bir meydandayız. Dediler ki ‘Cumhuriyet Halk Partisi, o meydanı dolduramaz. Bu kara kışta bu iş olmaz.’ Dedim ‘Niye?’ Dediler ki ‘Kayseri, AK Parti’nin kalesidir.’ Bunu diyenler bu meydanı görsünler. Artık o kale siyaseti bitmiştir. Kayseri kimsenin kalesi değildir. Kayseri, milletin kalesidir. ‘Bayram değil, seyran değil. Seçim yok. Kışın ortası. Nasıl dolacak o meydan?’ Biz buraya bir miting yapmaya, bir siyasi parti mitingi yapmaya değil, Kayseri’nin vicdanına sığınmaya, ‘hak, hukuk, adalet’ demeye geldik. Biz bu meydana hem seçildikleri, bu milletin helal oylarıyla sandıktan çıktıkları halde bugün zindanlarda tutulan, onları seçen 27 milyon insanın iradesinin de hapsedildiği; yetmez, yıllarca çalışıp emek verip, emekli olup perişan edilenlerin, emeği sömürülenlerin, milletin efendisiyken kredi faizi altında ezilen çiftçilerin ve millet bu haldeyken perişan olan esnafın da sesini duyurmaya; miting yapmaya değil, eylem yapmaya geldik.” “MECLİS BUNDAN SONRA SOKAKTADIR, MEYDANDADIR” “Öncelikle şunu söyleyelim; bugün cumartesi ama Meclis açık. Orada bütçe görüşmeleri yapılıyor. Bütçe görüşmeleri için ilk gün ben de oradaydım. İlk günden 2,7 trilyon lira açık veren, 16 bin 800 lira sefalet maaşı veren ve emekliyi görmeyen, 22 bin lira asgari ücretle açlık sınırının altında emekçiyi ezen ve onun sesini duymayan, çiftçiyi, esnafı, gençleri görmeyen, duymayan bir bütçe getirmişler. Milletin bütçe hakkını elinden alıp, bir avuç zengine bütçe yapmaya, onların vergilerini affetmeye, onlara teşvik vermeye ama milleti görmemeye ant içmiş bir bütçe var. O gün dedim ki ‘Eğer bu bütçe böyleyse, milleti görmüyorsa, sokağı duymuyorsa ve insanların beklentilerini karşılamıyorsa, yani millet Meclis’te değilse, Meclis bundan sonra sokaktadır, meydandadır. İşte bugün bu meydan Meclis’tir. Milletin meclisi bu meydandır. Milletin sesi bu meydandan yükselecek, millet hakkını bu meydanlardan söke söke alacaktır. Bize ‘Ankara’da otur’ diyorlar, ‘Ankara merkezli siyaset yap.’ ‘Ankara’da otur, partinin başında dur ve sokağa çıkma. Anadolu’ya gitme. İtiraz etme…’ Bakın buradan açıkça söylüyorum; bugün 75’inci kez, tam 75’inci kez bu otobüsün üstündeyim. Değil 75, 750 sefer olsa bu haksızlık durmadan durmayacağım. Duydum ki sizi üzmüşler. Duydum ki bu eylemin afişlerini, bu partinin afişlerini, benim ve Ekrem Başkan’ın fotoğraflarını indirmişler. Hiç üzülmeyin, onlar afişleri toplar, biz meydanı toplarız. Hiç üzülmeyin, afişleri toplayanlar müjde veriyorlar size. Çünkü afiş toplayanın seçim kazandığını gördün mü hiç? Milleti toplayanlar kazanır seçimi. Kayseri’de bu mitingin afişini toplayanlar gidecek, milleti bu meydana toplayanlar gelecek. Dün afişimizi toplatanlara sesleniyorum: Neden korkuyorsunuz? Boşuna endişe ediyorsunuz. Siz bizim gücümüzle, afiş toplatarak baş edemezsiniz. Korkmayın, bu meydana bakın ve cesareti görün.” “BİZ VERGİYİ TAVANA, REFAHI TABANA YAYACAĞIZ” “Bu şehirde 35 yıldır maalesef seçimleri kazanamadık. Ama hiçbir zaman Kayseri’ye kızmadık, kusuru Kayseri’de aramadık. Bundan sonra da aramayız. Kayseri’nin iradesini yok sayıp, darbe yapmaya kalkmadık. Eksiği, kusuru kendimizde gördük. 2019 yılında Kayseri’nin hiçbir ilçesinde bir tek belediyemiz yokken, son seçimlerde belediye sayımızı dörde çıkardık. Akkışla’ya, Felahiye’ye, Pınarbaşı’na ve Sarız’a teşekkür ediyorum. Sağ olun, var olun. Dört belediye başkanımız için sizlere teşekkür ediyorum. Onları size emanet etmiştik, siz de ilçelerinizi onlara emanet ettiniz. Şimdi size hizmet ediyorlar. Göreceksiniz, yapılacak ilk seçimden sonra bu güzel hizmetler; Ankara’nın yüzünü güldüren, İstanbul’un yüzünü güldüren, Tükiye’de 14 büyükşehirde göğsümüzü kabartan, nüfusun yüzde 65’ine, ekonominin yüzde 85’ine güzel, eşit, hakça hizmeti götüren belediyecilik anlayışımız ilk seçimle birlikte ülkede iktidar olacak. Kardeşliği, eşitliği, zenginliği birileri gibi tavana değil, tabana yayacağız. Biz vergiyi tabana, refahı tavana değil; vergiyi tavana, refahı tabana yayacağız. Hep birlikte kazanacağız. Konya’da da böyle oldu. Meydan mitinge alışık ama eyleme alışık değil. Herkes başka başka slogan atıyor. Ben size yardımcı olayım, bu kardeşlerim için. Diyorlar ki ‘Her şey çok güzel olacak.’ İstikbali göklerde arayanların şehrindeyiz. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün talimatıyla Cumhuriyet’in ilk yıllarında uçak fabrikasını kuran, uçak üreten, uçak ihraç eden bir şehirdeyiz. Tayyip Bey geçenlerde diyor ki gençlere, ‘Bizden önce toplu iğne yoktu.’ Buradan bütün gençlere sesleniyorum: Bakın Kayseri’deyim, Tayyip Erdoğan’ın geçmişte en çok oy aldığı şehirlerden birindeyim. İşte burada söylüyorum: O 24 yıllık iktidarının üstüne size dönüp, ‘Gençler bizden önce toplu iğne bile yoktu’ diyor ya. Toplu iğne fabrikasının temeli CHP iktidarında atıldı. 1950’de kurdelesini rahmetli Adnan Menderes kesti. Bu şehirde bırakın toplu iğneyi, Gazi’nin talimatıyla, Cumhuriyet’in üçüncü yılında Tayyare Fabrikası kuruldu. Bu şehirde üretilen uçaklar, bu ülkenin gururu oldu. Kimse bedava lafa pabuç bırakmaz burada.” “ERDOĞAN, BU MEYDANDA VERDİĞİ SÖZLERİ UNUTTU” “Burası hayırseverliğin, sanayinin, ihracatın başkentidir. Anadolu’nun adeta kalbindeyiz. Ancak bu şehrin ağır sorunları var. Kayseri’den yıllarca oy alanlar, hizmete gelince maalesef Kayseri’yi unuttular. Seçim zamanı Kayseri’ye yüzünü dönenler, seçimden sonra sırtını dönüyorlar. Vergi alırken Kayseri’den kepçeyle vergi toplayanlar, hizmet edecekleri zaman çay kaşığı ile vermeye imtina ediyorlar. Kayseri’de yıllardır bekleyen otoyol bağlantısı olmadı, hızlı tren hattı yıllardır yapılmadı. Bu şehirde inanması güç ama 40 bin işsiz var. Bu güzelim şehirde 60 bin hane yardıma muhtaç yaşıyor. Çiftçilerin bankalara olan borcu 10 yılda tam 30 kat artmış. Tarım arazilerinin yüzde 16’sı ipotek altında. Bu sene borcunu ödeyemeyen çiftçinin malı, onu ipotek etmiş maalesef bankaların eline geçecek, yabancı sermayeli bankaların eline geçecek. 2025’te Kayseri gibi yerde bin 300 esnaf iflas etmiş, kepenk kapatmış durumda. Sayın Erdoğan, Mayıs 2023’te, seçimlere birkaç gün kala gelip de Kayseri’de esnaflara söz verdi. Bu meydanda, bu şehirde söz verdi. ‘9 bin günde emeklilik olmaz, bunu 7 bin 200 güne indireceğiz. Söz veriyorum Kayseri esnafına’ dedi. Halen daha bu konuda herhangi bir iyileştirme yapmadılar. Yıllardır esnafa verilen sözler tutulmuyor. Yine bir söz de astsubaylarımıza vermişti. Haziran 2018’de Kayseri’de şehit ailelerine, ‘Tüm astsubaylarımızı emsallerinin seviyesine çıkaracağız’ demişti. Ancak bu sözü halen tutmadı.” “BİR KEZ DAHA KAYSERİ’NİN, ÜLKEMİZİN BAŞI SAĞ OLSUN” “Ben bugün Ankara’dan buraya gelirken bir ziyaret yaptım hepimiz adına. 12’nci Ulaştırma Ana Üs Komutanlığı’na gittim. Biliyorsunuz, 1,5 ay önce bir uçağımız Azerbaycan dönüşünde düştü. 20 evladımızı şehit verdik. Bunlardan 10 evladımız Kayseri’de Ana Jet Üssü’nde çalışan evlatlarımızdı; askerlerimiz, subaylarımız, astsubaylarımızdı. Orayı ziyaret ettiğimizde ne büyük bir millet, ne güzel bir ordu, pırıl pırıl askerler ve komutanlar, en güzel günleri hak eden insanlar olduğunu bir kez daha gördük. Bu meydandan ‘Kayserimizin başı sağ olsun. Bu meydandan milletimizin başı sağ olsun. Hava kuvvetlerimizin başı sağ olsun. Allah bir daha bize böyle büyük acıları yaşatmasın’ temennisini iletiyorum. Ayrıca 17 Aralık 2016 günü bir durakta beklerken bir hain saldırıda verdiğimiz 15 şehidimizi bir kez daha rahmetle, minnetle anıyorum. Kayseri’den bütün Türkiye’nin bugün şehitlerimizle gösterdiği dayanışma duygularına hep birlikte iştirak ediyoruz. Türk Silahlı Kuvvetleri’ni, kahraman askerlerimizi bir kez de buradan coşkuyla alkışlıyoruz. Allah onlardan razı olsun, ayaklarına taş değmesin.” “CUMHURİYET YAPMIŞ, TAYYİP BEY TEKER TEKER SATMIŞ” “Değerli Kayserililer, 2018’den beri kronik hale gelen bir ekonomik kriz yaşıyoruz. Sizlere soruyorum: İktidar partisi bu şehirde çok oy aldı, çok güçlü. Şimdi onları sokakta görüyor musunuz? Aranıza geliyorlar mı? Pazara çıkıyorlar mı? Esnaf geziyorlar mı? Hatır soruyorlar mı? Çünkü gelemezler. Çünkü yüzünüze bakacak halleri kalmadı. Sıcak salonlarda oturup, kendi atadıklarına kendilerini alkışlatıyorlar. ‘Ekonomi kötü ama sadece bizde kötü değil, bütün dünyada kötü’ diye bir büyük yalana sarılıyorlar. Buna aynı toplu iğne gibi kimse inanmasın. Dinlesen Tayyip Bey’i, ‘25 yıl önce ülkede toplu iğne bile yok.’ Ama bakıyorsun, Cumhuriyet 100 yıl önce uçak yapmış, tren yapmış, lokomotif yapmış, her şeyi yapmış, Tayyip Bey geldiğinde teker teker bunları satmış. Şimdi efendim ‘Ekonomide kötüyüz ama dünya kötü.’ Buna kimse inanmasın. Bakın Kayseri’den, bu meydandan ilan ediyorum ki ‘Hayır’ diyen çıksın karşımıza. Meclis’te teker teker saydık, dinliyorlar. Sonra dönüp başka şeyleri konuşuyorlar. Türkiye, yüksek enflasyonda Avrupa birincisidir. Türkiye, gıda enflasyonunda Avrupa birincisi, dünya üçüncüsüdür. Dünyada gıda enflasyonunun en yüksek olduğu üçüncü ülkedir. İşsizlikte Avrupa birincisidir. Yüksek faizde Avrupa birincisi, dünya ikincisidir. Dünyanın en yüksek ikinci faizi bu ülkededir. Türkiye’nin yüzde 2,55’lik ekim ayı enflasyonu dünyadaki 70 ülkenin yıllık enflasyonundan, bakın ‘2,55’lik ekim enflasyonun dünyadaki 70 ülkenin ekim enflasyonundan’ demiyorum, bizim ekim enflasyonu dünyadaki 70 ülkenin bir yıllık enflasyonundan fazladır. Dünyada enflasyon sorununu çözmüştür. Kurtulmuştur. Türkiye’deki enflasyon dünyanın hiçbir yerinde yoktur.” “2 BİN DOLAR KAZANAN HANS, 7 DOLARA ET ALABİLİYOR” “Kırmızı etin dünya ortalaması 7 dolar. Türkiye’de kırmızı et 21 dolar. Kayseri bu hesapları en iyi bilen, en iyi yapabilen, en iyi itiraz edebilen, en iyi anlatabilen ildir. Bütün dünyada kırmızı etin ortalaması 7 dolar. Güya kendi kendine yeten bu ülkede, adamı ters eksen düz çıkan bu topraklarda, hayvancılığın en kolay yapılacağı bu topraklarda kırmızı et 21 dolardır. Ayrıca Almanya’da Hans 7 dolarlık kırmızı eti alırken, aldığı asgari ücret 2 bin 100 Euro. Türkiye’deki Hasan 21 dolarlık eti alırken, aldığı asgari ücret 440 Euro. Bir yerde 440 Euro olan Hasan’a 21 dolarlık et satanlar, bir yanda 2 bin 100 dolar alan Hans’ın 7 dolara kırmızı et alabildiği bir düzenle karşı karşıyayız. Asgari ücret AK Parti’den önce 7 çeyrek altın alıyordu. Kayseri bilir. Altın hesabı şaşar mı? Erkekler söylemesin, Kayseri’deki kadınlar bilir, ev hanımları bilir. Ablalarım, annelerim, altın hesabı şaşar mı? İşte Tayyip Bey bana kızıyor. ‘Sarraf sarraf geziyor, altın hesabı yapıyor’ diyor. Bakın asgari ücret AK Parti öncesi 7 çeyrek altın alıyordu, şimdi 2 çeyrek altın alıyor. En düşük emekli maaşı AK Parti öncesi 8 çeyrek altın alıyordu, inanmayan gitsin hesaplasın. Şu anda 1,5 çeyrek altın alıyor. 11 bin lira çeyrek altın, 16 bin 800 lira en düşük emekli maaşı. Dönün bakın, o en düşük emekli maaşı AK Parti öncesi 8 çeyrek altın alıyordu.” “ESKİ OTEL ODALARINDA KALAN EMEKLİLERLE İRKİLDİK” “Dün hepimiz gördük. Hepimiz irkildik, utandık. Aslında gördüğümüz bir gerçekle karşı karşıya kaldık. Ankara’da, Ulus‘ta dünyanın en ucuz ve yaşanması en zor otelleri. Bir göz odada eski otellerde geceliği 200 liraya - 300 liraya kalan emekliler. Bu emekliler bütün bir ay kalırsa 6 bin liraya, 8 bin liraya orada kalıp, ceplerine kalan 8 bin lirayla da sabah simit, öğlen bayat ekmek arasına bir şeyler, akşam ne olursa kendini hayatta tutmaya çalışıyor. Yıllarca elleri nasır tutan, dirsekleri çürüyen ve göz nuru akıtan, bu devlet, bu millet için çalışan emeklilerini otel köşelerinde süründürenlere, aç bırakanlara, gecenin akşamın bir vaktinde pazardan ezilmiş ve çürümüş sebzeyi - meyveyi toplattıranlara yazıklar olsun, yazıklar olsun, yazıklar olsun.” “ASGARİ ÜCRETTE ERDOĞAN RİYAKARLIK YAPIYOR” “Asgari ücrete zam yapılacak, beyefendi çıkmış diyor ki, işverenlere, ‘Elinizi korkak alıştırmayın. Kefenin cebi yok’ diyor. Bu yaptığı büyük bir riyakarlıktır, büyük bir sahtekarlıktır. Bu devirde sen asgari ücreti şu para yapacaksın da işveren tutup üstünü verecek. Bugün asgari ücret alan için çok düşük, bazı sektörlerde veren için çok yüksektir. Bunun için işverene mutlaka sosyal güvenlik prim desteği verilmeli. Örneğin tekstilde çalışan, küçük atölyelerde çalışanlar, küçük esnafın yanında çalışan için 10 bin liralık bir destek verilmeli, asgari ücret Tayyip Bey’in niyet ettiği gibi 27 - 28 bin lira değil; 39 bin lira olmalı. Veren için 29, alan için 39 olmalı. Verenin de içi rahat etmeli, alanın da yüzü gülmelidir. Bundan sonra Kayseri’nin meşhur bir sözünü söylemek gerekirse; Tayyip Bey’in yaptığı hesap şuna benziyor: ‘Dört diyor, dokuz diyor, topluyor 30 diyor.’ Böyle hesap olmaz. Biz üç diyoruz, dokuz diyoruz, yan yana koyup 39 diyoruz. 39 bin lira asgari ücret haktır, bunu bu insanlar hak etmektedir. Ancak buna mutlaka işverene prim desteği sağlanmalıdır. Aksi takdirde Erdoğan’ın söylediği gibi, ‘Kefenin cebi yok’, sanki adam kefenin cebine koyup öbür dünyaya götürecek. Ama o küçük esnaf da varlık - yokluk mücadelesi veriyor. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Erdoğan’ı takip etmiş, ‘Ağanın eli tutulmaz, biz 28 diyelim, siz 35 - 40 verin’ diyor. Böyle bir şey olmaz. Devlet asgari ücretlinin arkasından çekilip, onu patronun vicdanına, insafına bırakamaz. Asgari ücrette de en düşük emekli maaşında da memur maaşlarında da herkese bulunan kaynak, artık milletin kendisine de bulunmalıdır. Madem bulmuyorsunuz, bu zulüm dönemi son bulmalıdır. Buradan, Kayseri’den açıkça söylüyorum, ve söz veriyorum. Gelecek ilk sandıkta bakan evlatlarının dönemi bitecek, vatan evlatlarının dönemi başlayacaktır. Vatan evlatlarının.” “ESNAF KURTULMADAN KÖYLÜ, İŞÇİ KURTULMADAN MEMUR KURTULMAZ” “Televizyonu başından dinleyenlere, Kayseri Meydanı’nın tercümesini yapayım. Emeklinin durumunu anlattım, asgari ücretlinin durumunu anlattım, yoksulluğu, haksızlığı anlattım. Bunun çaresini meydan şöyle buldu. Nasıl bağırıyorsunuz? ‘Tayyip istifa.’ Yazın mitinglerde, eylemlerde çok bayılan oluyordu 8 - 10. Şimdi sağlık görevlileri yetişti. Bunlar biliyorsunuz Covid’de biz evdeyken hep çalıştılar. Bizi yaşatmak için ölümü göze aldılar. Şimdi de koştular teyzeme yetiştiler. Türkiye’deki bütün sağlık emekçilerine doktorundan, hasta bakıcısına, ambulans şoförüne bir kocaman alkış. Bir de o oraya giderken önden önden gidip yolu açan kahraman polisimize bir kocaman alkış. Hepimizin bütün hizmetlerini gören, astsubayından uzman çavuşuna, sözleşmelerinden devlet dairesindeki memuruna, işçisine, şu caminin müezzininden imamına kadar, bütün devlet memurlarına, işçilere bir yürekten alkış bu zor şartlarda. Çünkü şunu biliyoruz ki; bu ülkede milleti birbirinin karşısına getiriyorlar. ‘Efendim ona para var, buna para yok. Ya da öğrenci ile polis çatışsın. Mahkumla infaz koruma memuru çatışsın.’ Hepsi bu milletin evladı. Onun için şunu söylüyorum. Öğrenci kurtulmadan, polis kurtulmaz. Esnaf kurtulmadan, köylü kurtulmaz. İşçi kurtulmadan memur, emekçi kurtulmadan emekli kurtulmaz. Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiçbirimiz.” “GÜLŞAH DURBAY İÇİN DUALARINIZI EKSİK ETMEYİN” “Kaleye doğru bakınca karşımda çocukluk arkadaşım bundan üç yıl önceki seçimlerde il başkanımız, sonra Cumhuriyet tarihinde ilk kez Manisa’yı kazanan Ferdi Zeyrek kardeşimin resmini asmışsınız. Hepinize çok teşekkür ediyorum. Allah gani gani rahmet eylesin. Bir yandan elimizde mikrofon otobüsün üstündeyiz. Ama aklımız, kulağımız Manisa’da. Benim doğduğum ilçede. Ferdi’nin doğduğu ilçede. Belediye Başkanımız, Şehzadeler ilçesinde Gülşah Durbay. Amansız bir hastalıkla mücadele ediyor. Şu an yoğun bakımda, entübe. Biz sürekli Gülşah’a dua ediyoruz. Bütün Manisa dua ediyor. Dualarınızı eksik etmeyin. Partimizin, Manisamızın o evladını Allah bize bağışlasın inşallah. Hepinize gösterdiğiniz bu misafirperverlik için, burada bizimle birlikte olurken kardeşlerimin resmini buraya astığınız için çok teşekkür ediyorum.” “TARIM ‘EKSİ 12,7 BÜYÜDÜ’ DİYOR, ONA ‘KÜÇÜLDÜK’ DENİR” “Kayseri’nin çiftçileri de dertli. Dertli mi? Çiftçi sayısı azalıyor. Geçen bütçe konuşmasında Cumhurbaşkanı Yardımcımız şöyle bir cümle söyledi: ‘Bu sene Türkiye’de tarım sektörü yüzde eksi 12,7 büyüdü’ diyor. Dedim ‘Af buyur.’ Eksi 12,7 büyüdü. Dedim ki ‘Sayın Cevdet Yılmaz, ona 12,7 küçüldük denir.’ Bunlar yalanı bile doğru gibi anlatmaya alışmış ya, toplu iğne fabrikasında olduğu gibi. Bakın Tayyip Erdoğan ve çevresi ‘İki kere iki, dört’ desen, ben kerrat cetvelini gidip kontrol ediyorum. Bir yanlışlık olmasın. Çünkü bunlarda şöyle bir durum var. Tayyip Bey ‘İki kere iki beş’ dese vallahi ne olur? Melikgazi AK Parti İlçe Başkanı açıklama yapar: ‘Reis kerrat cetvelindeki tarihi hatayı düzeltti. İki kere iki beştir.’ Sonra Kayseri İl Başkanı açıklama yapar: ‘Reisin çizdiği istikamette bütün hesapları baştan yapacağız.’ Sonra hep beraber ‘İki kere iki beş’ derler. Kerrat cetvelinde başlayınca hemen ‘Diplomasız Erdoğan’ demeye başladı. Buyur bakayım başlat teyzeciğim. Sana bir şey yapamazlar. Yaparlarsa da koğuştaki gençlere sahip çıkacaksın artık.” “GENÇLER HER EYLEMDEN SONRA HAPİSTE” “Şimdi gerçekten bu ülkede bu kadar çok haksızlık, bu kadar çok hukuksuzluk varken; ne teyzemin yüreği dayanıyor ne genç kardeşimin. Ama sesini yükselten kim olursa olsun, sonunda bu rejimin o kötü ve soğuk yüzüyle tanışıyor. Bu ülkede gazeteciler hapiste, bu ülkede öğrenciler hapiste, belediye meclis üyeleri, belediye bürokratları, belediye başkanları hapiste. Bu ülkede akademisyenler hapiste. Hakkını arayan işçiler hapiste. MESEM’lerde ölen çocukların ölümünü protesto eden Türkiye İşçi Partisi’nden gençler hapiste. Cumhuriyet Halk Partisi’nin mitinglerine gelip itirazı yükselten üniversiteli gençler, her eylemden sonra hapiste. Ama buradan hepinize söz veriyoruz. Eninde sonunda o sandık gelecek. Yazın bir gün yatarı olmadan 90 gün hapiste tutulan gençlerimizin de hiçbir tehdit olmadığı halde kes - kopyala - yapıştır içeride tutulan Fatih Altaylı’nın da 15 belediye başkanımızın da Ekrem Başkanımızın da içeride haksız yere tutulan herkesin de hesabını bu millet soracak inşallah. Bu millet soracak.” “İKTİDAR OLSAK ÇİFTÇİYİ BEŞ KAT FAZLA DESTEKLEYECEĞİZ” “Şimdi ‘Kayseri’de çiftçinin sorunu var mı?’ dedim, ‘Var’ dediniz. Bakın eskiden 1 kilo buğday satınca 1 litre mazot satın alınıyordu. Şimdi 6 kilo buğday satıyorsun, 1 litre mazot satın alabiliyorsun. Öyle bir noktaya geldi ki; artık bu ülkede kendi arazisi dahi olsa ekip diken zararda, borca giriyor. Bu ülkede çiftçinin esas sorunu devletin arkasından çekilmiş olması. Kanun var, Gayrisafi Milli Hâsıla’nın yüzde 1’i çiftçilere destekleme olarak verilecek. Bu sene gelen bütçede dahi yüzde 0,2. Yani çiftçinin hak ettiği para 772 milyar, ‘Dağıtacağız’ dedikleri destekleme 168 milyar. Çiftçi hakkını alamıyor, ama bir başka bütçe sayfasına baktığınızda aynı para 772 milyarınızı göremiyorsun ya, 768 milyar yazmış birine bulmuş. Kime bulmuş? Vazgeçilen kurumlar vergisi. Vazgeçilecek olan. Yani üreten, satan, ihracat yapan, para kazanan, ettiği kardan vergi vermesi gerekenlerin vereceği vergiden vazgeçmeye, çiftçiden bulamadığı kaynağı bulmuş oraya koymuş bir iktidarla karşı karşıyayız. Buradan Kayseri meydanından bir kez daha haykırıyoruz ki; siyaset öncelik belirleme işidir. Siyaset taraf olma, kendi tarafının arkasında durma işidir. Tayyip Bey 40 Haramilerin, beşli çetelerin, yandaş müteahhitlerin arkasında duradursun. Cumhuriyet Halk Partisi; hem işçinin, hem emekçinin, hem Kayserili çiftçinin arkasında duracak. CHP iktidarında mazot ÖTV’siz, KDV’siz olacak. Bugün CHP iktidar olsa; çiftçinin mazotu 58 lira değil, 33 lira olacak. Bugün CHP iktidar olsa; desteklemeler bunun beş katı olacak. CHP iktidarında çiftçinin zirai kredilerinin ya da özel bankalardan çektiği, ama işi için çektiği kredilerin faizleri bir seferlik silinecek, anapara beş yıla bölünecek, söz veriyoruz.” “TÜM DEMOKRATLARLA BU KARA DÜZENİ YIKACAĞIZ” “Biliyorsunuz hep Tayyip Bey’i eleştirmekle olmaz. Hakkını teslim etmek lazım. Ne demişti? 2018 yılında bu tek adam rejimini kurarken. Dedi ki, ‘Ben devleti şirket gibi yöneteceğim.’ Hatırlıyor musunuz? Allah’ı var, şirket gibi yönetti. Bir kabine açıkladı, Sağlık Bakanının özel hastane zincirleri var. Bir kabine açıkladı, Turizm Bakanının otel zincirleri var. Bir kabine açıkladı, Milli Eğitim Bakanının özel okul zincirleri var. Bir görevlendirme yaptı, Et Balık Kurumu Müdürünün Türkiye’deki çiftçiyi, hayvancıyı destekleyecek Et Balık Kurumu Müdürünün yurt dışından et ithal eden şirketi var. Şimdi bu şirketi yıllardır başarıyla yönetiyor. Şirketin adını biliyor musunuz? Bilen var mı? KADAŞ. Nedir KADAŞ? Kara Düzen Anonim Şirketi. AK Parti’nin kara düzeni. İşte bu kara düzen anonim şirketinde bakın rakama; memleketin en zengin yüzde 20’si memleketteki servetin yüzde 90’ını cebine koyuyor. Geriye kalan herkese yüzde 10’u kalıyor. AK Parti’nin kara düzeninde servetin bölüşümü bu şekildedir. AK Parti’nin kara düzeninde birileri açken, birileri toktur. AK Parti’nin kara düzeninde öğrenciler mülakata girer, mülakatta sorarlar. ‘Reis deyince ne anlıyorsun?’ Temel Reis’ diyeni, ‘Ispanak’ diyeni elerler, öbür tarafta dombıra söyleyeni devlet memuru yaparlar. AK Parti’nin kara düzeninde Türkiye’de hayvancılıkla uğraşanlar sürünürken, dışarıdan löp et ithal edenler zenginleşirler. AK Parti’nin kara düzeninde yoksulun çocuğu devlet okullarında zor şartlarda, pislik içinde, okulun hijyeni olmadan, kapısında güvenlik olmadan, veliden zorla para toplanarak bir kara düzende eğitim giderken, zenginin evladı üç yaşından beri kreşlerde, okul öncesi eğitimde, okulların en güzelinde okur. AK Parti’nin kara düzeninde hak yoktur, hukuk yoktur, eşitlik yoktur ama buradan herkes şunu bilsin; biz Cumhuriyet Halk Partisiyiz. Yalnız değiliz. Sadece sosyal demokratlarla değil namuslu, çalışkan muhafazakar demokratlarla, vatanını, milletini seven milliyetçi demokratlarla, her zaman bu meydanlara bizimle birlikte koşan her partiden sosyalist, liberal demokratla, Kürt demokratlarla, Türk demokratlarla, yeter ki vatanın birliğine ve bütünlüğüne, şanlı bayrağa ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e husumeti olmasın, Türkiye’nin bütün demokratlarıyla biz bu işi başaracağız. Bu kara düzeni yıkacağız. AK Parti’nin kara düzenini yıkmaya var mısınız? Kısa çöpün hakkını uzun çöpten almaya var mısınız? Yoksulların hakkını söke söke almaya var mısınız? Birlikte mücadele edecek miyiz? Birlikte kazanacak mıyız? İşte biz sadece buna gönül veriyoruz.” “AKBİL DAVASI DURUYORDU, BİR İŞ KARIŞTIRMIŞLAR” Bakın Ekrem İmamoğlu neredeyse dokuz aydır hapiste. Ekrem Başkan’ın tek suçu, Recep Tayyip Erdoğan’ı yenmektir. Onu Beylikdüzü’nde yendiği için, 31 Mart 2019’da yendiği için, mazbatası iptal edilince 23 Haziran’da yendiği için, beş yıl boyunca bütün engellemelere rağmen bu sefer 1 milyon 150 bin farkla yendiği için Tayyip Erdoğan’ın hedefindedir. 19 Mart tarihi, AK Parti’nin kara düzeninin artık demokrasi treninden indiği, artık kendi seçilip geldiğinde ‘milli irade’ diye baş tacı ettiği ama şimdi küçük gördüğü milli iradeye karşı giriştiği bir darbe girişimidir. Bugün açıkça söyleyelim. Kayserililer kim istiyorsa onları o yönetiyor, o yönetmelidir. Kayserili Büyükşehir Belediye Başkanı’na da Melihgazi ve diğer metropol belediye başkanlarına da oyu Kayserili vermiştir. Bu ülkeyi, bu büyük şehri yönetmek onların hakkıdır. Yarın iktidar başka partide olsa gelse Kayseri Büyükşehir’de ispatsız, kanıtsız ve çağırsan gelir, sabah evini basarak, çoluğunu çocuğunu alarak, eşini perişan ederek operasyon yapsalar bunun karşısında ilk ben dururum. Çağırırsın ifadesini verir. Yargılarsın tutuksuz, kanıtlar koyarsın suç varsa ispatlanır, adalet yerini bulur. Ama kendisi Recep Tayyip Erdoğan, tüm bu suçlardan İBB Başkanıyken suçlanmış ve yargılanmışken, bakın açıkça hatırlatayım. Rüşvetten, irtikaptan, ihaleye fesat karıştırmaktan, terör örgütlerine maddi yardım yapmaktan Tayyip Erdoğan’ı suçladılar. Yargıladılar. Hatta yargılamalar tamamlanmadan iktidar oldular, Akbil davası daha duruyordu, iki sene önce el çabukluğu marifet bir işler karıştırmışlar. Ama Kayseri’den hem de CHP’lilere değil AK Partililere hatırlatarak soruyorum. Tayyip Bey’in bir gün sabah evine polis geldi mi? Bir gün alıp da Vatan emniyete götürüldü mü? İki kolunda iki polis fotoğraflar çekildi mi? Ailesine, evlatlarına zulmedildi mi? Cezaevine konup bir gün tutuklu yargılandı mı? Okuduğu bir şiirden ceza aldı üç ay ki keşke almasaydı. Cezaevine telefonla çağırdılar, davul zurna ile uğurladılar. Miting yaparak gitti. İçeride şiir kasetleri çekti. Dışarıya kahramanca çıktı. Parti kurdu, her şeyi yaptı. Üç ay. Onun mağduriyetini 30 yıldır dinliyoruz. Ekrem Başkanın kesinleşmiş cezasını bırak, görülmüş mahkemesi yok.” “BU ‘BEN DÜŞMAN HUKUKU UYGULUYORUM’ DEMEKTİR” “Aylardır beklediğimiz iddianame, iki hafta önce kabul edildi, dün tensip zaptı çıktı. 102 tutuklu var. Normalde her birisinin aynı Tayyip Bey gibi tutuksuz yargılanması lazımken bu 102 kişinin 102’sinin de tutuklu yargılanmasına karar verdiler. Bakın içinde iki yılla, dört yılla, altı yılla yargılananlar var. Cezalarının yatarı, yattıklarına çoktan yetiyor. Aslında getiriyorlar başsavcıya ‘Şunlar, şunlar, şunlar…’ Dünya kadar isim, hemen serbest bırakılması lazım. Elinin tersiyle itiyor, ‘Hepsi tutuklu kalacak’ diyor. Orada makam arabalarının günahsız şoförleri var. Sırf babasını konuşturmak, başkalarına iftira attırabilmek için tutulan hasta tutuklular var. Evladıyla tehdit edilen anneler, yaşlı annesiyle tehdit edilen evlatlar var. Tensiple 102 kişinin tutuklu olduğu davada, dokuz ay sonra tensiple ‘102’sinin de tutukluluğuna devam’ demek ‘Ben düşman hukuku uyguluyorum’ demek. ‘Ben bunları insan değil, düşman görüyorum’ demek. ‘Benim vicdanım yok, benim gözüm döndü, her şeyi göze aldım’ demek. Buradan sarayın yargı kolları başkanına da ona bu talimatı verenlere de söylüyorum ki sen her şeyi göze aldıysan ben de her şeyi göze aldım. Hodri meydan. Sanıyorlar ki susacağız, sanıyorlar ki pısacağız, geri çekileceğiz. Ben açıkça söylüyorum; hiçbirimiz bir adım geri atmayız. Bir kelime eksik konuşmayız. Bir santim eğilmeyiz. Çünkü biliriz ki eğer biz bir kelime eksik konuşursak bu milleti ebediyen susturacaklar. Biz bir adım geri atarsak bu milleti 100 yıl geri götürecekler. Biz bir santim eğilirsek bu millete diz çöktürecekler. Bu millete diz çöktürtmeyiz. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün 100 yıl önce yaptığı gibi kuşatmayı kıracağız, işgali püskürteceğiz, bu millet için biz kazanacağız.” “SAVCINA GÜVENİYORSAN CANLI YAYINA GELİN” “Buradan bir hatırlatma yapıp, sonra bütün televizyonların, gazetelerin ilk kez duyacağı, önce dün akşam ilk kez duyduğu bir şey söyleyip, birazdan da ilk kez Kayseri Meydanı’ndan Türkiye gündemine bomba gibi düşecek bir haberi söyleyeceğiz. Sonra da bambaşka bir kapanışı Kayseri Meydanı’ndan hep birlikte yapacağız. Ama önce şunu söyleyeyim. 269 gündür arkadaşlarımız tutuklu, ailelerine zulmediliyor. Elbette her kanalı izleyen var ama Kayseri TRT de izliyor, A Haber de izliyor, TGRT de izliyor, yandaş kanalları da izliyor. Neredeyse dokuz aydır ne gördünüz, Kayseri ne gördü televizyonlarda? ‘560 milyar lira yolsuzluk’ dediler, 560 lirasını ispatlayamadılar. ‘Bin 200 cep telefonu’ dediler, ‘Bunları İBB aldı, CHP’lilere dağıttı’ dediler. İddianameye bile koyamadılar. Yalan olduğunu itiraf ettiler. ‘Parkenin altında 2 milyon Euro çıktı’ dediler, iddianamede yok. ‘Bazen yalan atılır’ dediler. Arkadaşlarımızın adını vererek ‘Gizli toplantılar var. Video kayıtları var, çanta çanta paralar var’ dediler. Video da yalan çıktı, haber de yalan çıktı. ‘Çantalarda para taşıdı’ dediler, iddianamede o çantalardan Jammer çıktı. ‘Ekrem İmamoğlu‘nun lüks arabaları’ dediler, MHP’li başka bir milletvekilinin çıktı. Yaz boyunca bu kadar yalandan hiçbiri ispatlanmıyorsa soruyorum Kayseri’ye; bu kul hakkı değil de nedir? Bu kadar iftira, sadece Cumhurbaşkanı’nın adaylığına engel olmak içinse bu kul hakkı yemek değil de nedir? Sadece bir seçim için bu kadar haksızlık, bu kadar iftira yapılır mı? Ama buradan bir kez daha söylüyorum; Tayyip Erdoğan ne demişti bundan 270 gün önce? ‘Bir aya ihtiyaç var. Bir ay sonra insan içine çıkamayacaklar, birbirlerinin yüzüne bakamayacaklar, kendi ailelerinin bile gözüne bakamayacaklar’ demişti. İşte buradayım, Kayseri’deyim. ‘Dolmaz’ denen meydanı doldurdum. İnsan içindeyim. Kayseri’nin bağrındayım. Bakıyorum Kayserililerin yüzüne. Birbirimizin yüzüne bakıyoruz. Diyorum ki ‘Tayyip Erdoğan ben senin gözünün içine bakarak söylüyorum.’ Diyorum ki ‘Biz arkadaşlarımıza, Cumhurbaşkanı adayımıza, Ekrem Başkanımıza güveniyoruz. Eğer sen de savcına güveniyorsan canlı yayına gelin. Duruşmaları canlı verin. İftirayı da görelim, cevabını da millet duysun. Hodri meydan.’ Sayın Bahçeli’nin kabul ettiği canlı yayına ‘Münasip olur’ diyen Erdoğan’a sesleniyorum: Ne oldu? ‘Ahtapot’ dedin, kafası koptu. ‘Ahtapot’ dedin, kolları boştu. Ne oldu? Dedin ki ‘Her türlü kanıt hazır, hepsinin içi boştu. Şimdi buradan, iddianameden memnun olmayan Erdoğan’a söylüyorum: Ya o AK Toroslar çetesini dağıtacaksın. Ya da bu millet hesabını sandıkta sorunca şaşırmayacaksın.” “YARGILAMA SÜRESİ İÇİN 12,5 YIL DİYORLAR” “Dün anlattım bir televizyon kanalında buradan tekrar edeyim. 19 Mart‘ta hem Ekrem Başkan’a, hem de arkadaşlarımıza Meşe diye bir gizli tanığın… Yani adı gizli, ünvanı Meşe. Verdiği ifadelerle sorular sordular, tutukladılar. Dedik ‘Olmaz. Sadece gizli tanıkla olmaz. Onun dediğini başka yerden ispatla.’ ‘İspatlayacağız’ dedi. Asla bir ispat bulamadılar. İddianame çıktı, Meşe yok. Yerine İlke gelmiş. Yahu kardeşim tiyatro oyununda oyuncu değişir. Televizyon dizisinde oyuncu değişir. Futbol maçında biri iyi oynamaz, yerine oyuncu değişir. Adalette tanıklıkta, gizli tanık değişir mi? Meşe delirdi, tut ki Meşe öldü. Meşe öldü. E? Meşe öldüyse, gizli tanık ölmüştür. ‘Meşe öldü, yerine İlke’yi buldum. Ya gözümle gördüm dediğini, satır satır yazıp söylediğini, birisi vaz geçip gitmiş, yerine o görmedi bu gördü. Tanıklıkta oyuncu değişikliği olur mu? Şimdi dün akşam gördük ki Meşe’nin yerine koyduğu İlke açıklama yapmış. Demiş ki, ‘Ben bütün tanıklıklarımdan vazgeçiyorum. Benim hakkımdaki tedbirleri kaldırın. Ben bu işte yokum.’ Bununla ilgili açıklamayı yaptık. Meşe’den sonra İlke de satır satır aynı yalanları attırdıkları, iftira ettirdikleri İlke de bu işten vazgeçmiş. Şimdi duruşma için 9 Mart’a gün veriyorlar. Arkadaşlarımızın hepsine ‘Üç ay daha tutuklu kalacaksın’ diyorlar ve işin kötüsü, ‘Eskiden yargılamalar uzun sürüyor, yıllar sürüyordu. Bu iş aylar içinde bitecek, yargılamaya başlarken yargılayan yargılama süresini belirtecek’ demişlerdi. Dün tensip zaptı yayınlandı, yargılama süresi için ne diyor biliyor musunuz? 12,5 yıl. Bu ne demek? Bu şu demek. ‘Evet, elimde kanıtım yok, evet mahkeme bittiğinde beraat edecek. Evet, ben ispatlayamayacağım ama ben majestelerinin, ben beyefendinin savcısıyım. O yüzden ağırdan alacağım, 12,5 yıl bu işi sürdüreceğim, 12,5 yılda kim öle kim kala. Benim marifetimle bu rejimin iktidarını sürdüreceğim, ben bunların Cumhurbaşkanı adayını içeriden çıkarmayacağım.’ Bakın AK Parti’nin kadın kolları var, eyvallah yarışırız. Gençlik kolları var, AK Gençlik diyorlar. Çıksınlar bizim gençlerin karşısına, yarışırız. Ana kademesi var, yarışırız. Ama devletin savcısından, yargı kolları başkanı yapmak, yargının gücüyle elindeki polis, jandarma, istihbarat gücüyle hapse koyup infaz koruma memurunun emeğiyle bir ülkenin geleceği ile oynayamazsın. İşte o zaman karşında Kayseri’yi bulacaksın. Bu milleti bulacaksın. Buna pabuç bırakmayacağız.” “GİZLİ TANIK ‘VİCDANIM HİÇ RAHAT DEĞİL’ DİYOR” “Değerli Kayserililer, şimdi buradan bütün Türkiye’ye yeni bir bilgi, bunların nasıl döküldüğünün ispatı. Hani ilk başta üç gizli tanıkla çıktılar, Meşe patladı İlke geldi. İlke vazgeçti 10 - 12 tane daha gizli tanık dizmişler. Bakın o gizli tanıklardan Ahmet Taşçı aynen şöyle söylüyor, dilekçe verdi, yeni verdi. ‘Beyanda bulunmamı savcılık istedi. Ama ben gördüklerimi değil; piyasadan duyduklarımı anlattım. Vicdanım hiç rahat değil. İfadelerimle birilerini tutuklamışlar. Kimsenin hakkına girmek istemem. Anlattıklarımı da yalan yanlış yazmışlar. Basına servis etmişler. Pişmanım, gizli tanıklıktan çekiliyorum.’ İşte size AK Parti’nin yargısı. Meşe’nin durumu ortada, İlke’nin durumu ortada, kendi kendine ilan etmiş, gizli tanık yaptıkları Ahmet Taşçı’nın durumu ortada. Bunun için biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak alnımız açık, başımız dik, TRT‘den veya bir kanaldan sabit isteyen bütün kanallardan canlı yayın istiyoruz.” “SEÇMEN, ‘GETİR SANDIĞI, KARARI BİZ VERECEĞİZ’ DİYOR” “Ve şimdi bu işler ilk başladığında, dokuz ay önce hatırlıyor musunuz Ramazan Bayramı’nın ilk günü sabahı, Trabzon’a gitmiştim. Ekrem Başkanların köyüne varmıştım. Bayram namazından sonra kapı önüne çıkmıştım köyün en yaşlılarından başlayarak bir imza kampanyası başlatmıştım. Hatırlıyor musunuz? Orada ne diyorduk, Ey Erdoğan, adayımı bırak, sandığı getir. Adayımı yanımda, sandığı önümde istiyorum.’ Siz bu imzayı attınız mı? İmza atanlar bir alkış yapsın, duyayım. Sizin Türkiye’de 81 ilde 973 ilçede bütün sizlerin emekleri ile, gönüllülerimizin emekleri ile adayın serbest bırakılmasını, erken seçim isteyen, istediğini söyleyenlerin imzalarını dokuz ay boyunca topladık. Geçen hafta kurultaydaydı, ilk kez Kayseri Meydanı’nda. 25,1 milyon imza. Adayımı yanımda, sandığı önümde istiyorum. Türkiye’de dünya siyasi tarihinin en büyük imza kampanyasına yüreğini koyanlara bir alkış. Bu kampanyaya evladı devlet memurluğu sınavına girecek diye, gönlünü koyup imzasını koyamayanlar, torununun geleceği kararmasın diye korkusundan imzasını koyamayan, gönlünü yüreğini koyanlar var. Dünyada son seçimlerde AK Parti 19 milyon oy aldı. 6 milyon fazlası bu TIR’da var. Türkiye’deki seçmenlerin neredeyse yarısına yakınının imzası bu TIR’ın içinde var. Buradan Erdoğan’a sesleniyorum. Bu millet seni sandığa çağırıyor. Cesaretin varsa gelirsiniz, Meclis’te kararı alırız. Kış geçer, mart ayında sandığı koyarız. Millet görevi sana verirse, biz buna saygı duyacağız. Ama bu milletten aldığın ve bu yaptıklarınla milleti pişman ettiğin, bezdirdiğin, seçmene yaka silktirdiğin ortada. Geldiğin sandığı inkar ediyorsun. Erdoğan bu TIR’ın içinde 25,1 milyon kişi diyor ki; ‘Getir sandığı, kararı biz vereceğiz.’” “EKREM İMAMOĞLU BU MİLLETİN ADAYIDIR” “Kayseri’deki senin seçmenine şunu izah edebilir misin? ‘Ben sefalet ücreti veriyorum emekliye, ben açlık sınırının neredeyse üçte ikisini veriyorum asgari ücretliye. Tarımda perişan oldu çiftçi, bugün Türkiye’de kimse halinden memnun değil. Ben son seçimi kazanmıştım ama benden sonra Türkiye’de birinci parti değişti. 25 milyon kişi beni sandığa çağırıyor ama ben kaçıyorum’ dediğinde Kayseri buna ‘İyi yapıyorsun’ mu diyecek? Neden korkuyorsun? Sandığı getir, karşımıza çık. Seçilirsen beş yıl daha görev yaparsın. Ama bu millet 23 Mart günü adayını belirledi. 15,5 milyon kişi, 2 milyon üyem var benim. 15,5 milyon kişi, iki elinde iki baston 93 yaşında ninem çıktı merdivenleri Ekrem’e sahip çıkmak için. Karnında üç aylık bebesi ile hamile kadınlar sandık başına koştu. Ekrem İmamoğlu, ne Özgür Özel’in ne Cumhuriyet Halk Partisi’nin adayıdır. Bu milletin adayıdır. Millet adayını dışarıda ve sandığı önünde istemektedir. Kayseri’den sesleniyorum. ‘Ey Erdoğan, sen sen sen. Yoksan oğlun, o da ise damadın istediğin hangi bakanınsa o bakanın. Çıksınlar karşımıza. Biz buradayız, adayımız burada, sandık burada. Hodri meydan Erdoğan, hodri meydan. Kayseri’den meydan okuyoruz sana. Biz bu ülkeyi daha iyi yönetiriz. Biz bu ülkede herkesin yüzünü güldürürüz.” “HER DOĞAN ÇOCUK, BU MİLLETİN EVLADI OLACAK” “Biz bu ülkede yoksul bırakmayız, işsiz bırakmayız. Biz bu ülkede kesinlikle ve kesinlikle bu insanları kaderine, bir avuç insanın hesabına, kitabına terk etmeyiz. Kayseri’den söylüyoruz: Temel vatandaşlık geliri gelecek. Yoksulluğu yönetmeyeceğiz, yoksulluğu yok edeceğiz. Kayseri’den söylüyoruz: Çiftçi, sonuncusunun dediği gibi ‘Anasını da alıp gitmeyecek.’ Birinci Cumhurbaşkanı’nın dediği gibi bu milletin yeniden efendisi olacak. Asgari ücret ilk yıl alınan, hızla uzaklaşılan bir ücret olacak. Herkes hakça ücretler alacak, aldığı maaşla geçinecek. Türkiye’de dört gencin üçünün aklı dışarıda olmayacak. İstediği zaman gidecek ama bu güzel ülkeye dönecek. Hasreti bitireceğiz, gurbeti bitireceğiz. Memleketini bırakıp giden gençleri bitireceğiz. Gençlere söz veriyoruz; yasaksız Türkiye’yi, vizesiz Avrupa’yı, dünyayı getireceğiz. Bundan sonra kimsenin barınma sorunu kalmayacak. Bizim söyleyip, AK Parti’nin ‘Biz de yapacağız’ deyip yüzde 5’le sınırlı tuttuğu kiralık sosyal konut yüzde 40 - 50 olacak. İktidarımızda gelirine göre kira dönemi başlayacak. Az kazananın az kira verdiği, çok kazananın çok kira verdiği, kazanmayanın ev sorununun devlet tarafından çözüldüğü gerçek bir sosyal devleti getireceğiz. Kimsenin çocuğunun kursağından, zenginin kursağından geçip de geçmeyen bir şey kalmayacak. Süte muhtaç, beze muhtaç, mamaya muhtaç yoksul çocuğu olmayacak. Her doğan çocuk, fakir babasının değil; bu milletin, bu devletin evladı olacak. Böyle bir düzeni getirmeye var mıyız? Yoksulluğu bitirmeye var mıyız? Güvencesizliği bitirmeye, haksızlığı bitirmeye, eşitliği getirmeye var mıyız? Bize güveniyor musunuz? Esas biz size güveniyoruz. Birlikte yürüyecek miyiz? Birlikte başaracak mıyız? Benimle yürümeye var mısınız? Ekrem’le yürümeye var mısınız? İktidara yürümeye var mısınız? O zaman yürüyelim arkadaşlar.”

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.