SON DAKİKA
Hava Durumu

#Merkez Bankası

Porsuk Haber Ajansı - Merkez Bankası haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Merkez Bankası haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Hayali Rakamlar Üretip, Her Şey Yolundaymış Algısıyla Yönetmeye Çalışıyorsunuz Haber

Hayali Rakamlar Üretip, Her Şey Yolundaymış Algısıyla Yönetmeye Çalışıyorsunuz

Odunpazarı Belediyesi Meclis Toplantısı’nda 2025 yılı bütçe kesin hesabı ve taşınır kesin hesabı görüşüldü. CHP Grubu adına söz alan Meclis Üyesi Uğur Yıldız, belediyenin ekonomik kriz ve yüksek enflasyona rağmen mali disiplini koruyarak 2025 yılını 294 milyon 812 bin TL bütçe fazlası ile kapattığını duyurdu. ​Mali Sürdürülebilirlik ve Güçlü Disiplin ​Uğur Yıldız, belediyenin bütçe yönetimindeki başarısını rakamlarla özetledi. 4 milyar 250 milyon TL olarak tahmin edilen gider bütçesinin 2 milyar 836 milyon TL olarak gerçekleştiğini belirten Yıldız, harcama yetkisinin verimli kullanıldığına dikkat çekti. Yıldız yaptığı konuşmada şu ifadelere yer verdi; "Belediyemizin 2025 mali yılı bütçe kesin hesabı ve taşınır kesin hesabı üzerine söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle sizleri, toplantımızı takip eden basın mensuplarını ve hemşerilerimizi saygıyla selamlıyorum. Belediyemizin 2025 mali yılı bütçe kesin hesabı; geçen ay meclisimizde görüştüğümüz faaliyet raporunun rakamsal karşılığını, bütçeyle tahmin edilen gelirlerin tahakkukunu, tahsilini ve giderlerin ne olduğunu gösteren kesinleşmiş sonuçlarıdır. 2025 mali yılında gelir-gider farkının 294 milyon 812 bin lira bütçe fazlası vererek sonuçlandığını ve bütçe gelirlerinde toplam tahakkukun net tahsilata oranının ise %90 olduğunu görmekteyiz. Bütçe giderleri; 4 milyar 250 milyon tahmin edilmiş, gerçekleşme 2 milyar 836 milyon olmuş ve 2024 yılına göre %43 oranında artmıştır. Belediyelerin bütçesi, tahmin yöntemiyle hazırlanmaktadır. Meclis tarafından onaylanan bütçe, belediyenin harcama limitini ifade etmektedir. Başka bir ifadeyle; meclis tarafından verilen 4 milyar 250 milyonluk harcama yetkisinin 2 milyar 836 milyonu kullanılmış, geriye kalan 1 milyar 400 milyon tutarındaki ödenek mevzuat gereği iptal edilmiştir. Yani önceki mecliste ifade edildiği gibi, sanki var olan 1 milyar 400 milyonluk bir tutarın harcamalarda kullanılmaması söz konusu değildir. Belediyemiz 550 milyon borçlanma yetkisine rağmen bunun yalnızca 100 milyonunu kullanmıştır. Yine burada da gider bütçesiyle aynı esas üzerinden hareketle; 550 milyonluk finansman öngörüsünde bulunulmuş ancak 100 milyonluk borçlanmaya gidilmiştir. Belediyemizin borçlanmadan, gelirine göre harcama yaptığını ve tasarruf ederek kamu hizmetlerini yerine getirdiğini görüyoruz. Gider bütçesinin gelir bütçesinden az ve borçlanmanın düşük olması, mali disiplinin güçlü olduğunu ve mali sürdürülebilirlik açısından belediyemizin başarılı bir yönetim sergilediğini göstermektedir. Bütçe giderlerini oluşturan kalemlere baktığımızda; Mal ve hizmet alım giderlerinde 2 milyar 156 milyon harcama tahmin edilmiş, 1 milyar 797 milyon harcama yapılmış ve gerçekleşme oranı %83 olmuştur. Bu gider kalemini artıran en önemli faktör, ülkemizin içinde bulunduğu bitirilmeyen ekonomik kriz ve düşürülmeyen enflasyondur. Halkımızın tamamı krizin ve enflasyonun farkındadır; ancak farkında olmayan sadece AKP’li siyasilerdir. AKP’nin uyguladığı ekonomi modeli ülkenin her sathını yoksulluğa ve pahalılığa sürüklemiştir. Aslında sadece ekonomik değil; siyasal, sosyal ve hukuki krizler de yaratmıştır. Çünkü dert, bu krizleri çözmek değil; çözümsüz kılacak politikaları sürdürmek ve siyasi iktidarını ne olursa olsun devam ettirmektir. Hükümet olarak 2026 yılı enflasyon hedefini %16 olarak açıkladınız. Daha senenin ilk üç ayında bu rakama ulaştınız ve şubat ayının sonunda hedef puanı yukarı yönlü revize ettiniz. Şu anda emekliye verilmeyen bayram ikramiyesi zammının sebebi olarak gösterilen savaşın tarafı olan ülkelerde bile enflasyon bizden daha düşüktür. Ukrayna’ya, Rusya’ya, İsrail’e, Lübnan’a ve dünyaya baktığımızda; bütün ülkelerden daha yüksek gıda enflasyonuna sahip olmamız açıklanabilir bir durum değildir. Her şeyi pahalıya alıyor, pahalıya yiyor, pahalıya giyiniyoruz. Aslında bunu çok fazla anlatmaya gerek yok; çünkü herkes çarşıya pazara çıkıyor. Herkes et, domates, biber, benzin alıyor. Çocuğunun okul masrafını ödüyor. Herkes bu pahalılığı hayatının her alanında hissediyor. Bu hâle gelmemize kim ya da ne sebep oldu? Bu yoksulluk düzeninin müsebbibi 23 yıldır ülkeyi yöneten iktidar değil midir? Muhakkak ki bütün bu sorunların kaynağı; her sene bakanlarını ve politikalarını değiştiren, Merkez Bankası’nın bağımsızlığını elinden alıp faizi siyasallaştıran, ekonomi bilimine tamamen ters politika tercihleri sonucunda ülkeyi deneme-yanılma tahtasına çeviren ve 23 yıldır her şeyi elinde tutan AKP iktidarıdır. Faaliyet raporu görüşmelerinde ödenen 90 milyon faizle ilgili eleştiriler yapıldı. “Şimdi bu kadar faiz mi olur?” dediniz. Politika faizi %37 deniyor ama bankalarda %50’den aşağı kredi bulunamıyor. 23 yıldır iktidarsınız; ekonomi 23 yıldır sizin elinizde. İstediğiniz zaman istediğiniz bakanı, Merkez Bankası başkanını kendi politikanıza göre değiştirdiniz. Bir bakan getirdiniz, “nas” var dediniz, faizi indirdiniz; başka bir bakan getirdiniz, “pas” dediniz, faizi yükselttiniz. Daha geçen sene esnafın kullandığı ve ödemesine devam ettiği kredinin faizini bir gecede yükseltmediniz mi? Eleştiriyi yapan meclis üyemize sormak istiyorum: Düşünün Fahri Bey; bir esnaf kredi kullanırken kendisine yüzde 9 faiz denilmiş. Bu esnaf malını almış, maliyet hesabını yapmış, ticaretini yürütüyor. Gece uyuyor, sabah uyanıyor; faiz oranı çıkmış yüzde 30’a. Mali müşaviri de dönüp “Faiz ödemen çok yüksek” diyor. Böyle bir çelişki içerisinde savruluyoruz. Kaç aydır insanlar faizler düşecek diye kredi kullanmıyor. Şimdi geldiğimiz noktada ise faizin düşeceğine dair bir umutta kalmadı. Belediyemizin ödediği faiz, gider bütçesinin %3’üne denk gelmektedir. Ama ülkece ödediğimiz faize baktığımızda, Hazine ve Maliye Bakanlığı bütçesinin üçte biri, yani 2 trilyon 700 milyar faize gitmektedir. Tüm dünya faiz artırırken siz inadına indirdiniz; herkes rasyonel politikaları izleyip günün sonunda faizi düşürürken siz düşüremediniz ve bu krizi kendi ellerinizle yaratıp milletin kucağına bıraktınız. Belediyenin kadrolu memur ve işçi çalışanlarının iş gücü maliyeti 417 milyon olarak gerçekleşmiştir. Bu çalışan maliyetleri de eleştiri konusu oldu; ancak ülkemizde istihdam giderlerinin yüksek olmadığı hiçbir sektör kalmamıştır. Düşük maliyetli iş gücü nedeniyle tekstilciler Mısır’a, sanayiciler Balkanlar’a ve diğer ülkelere üretim faaliyetlerini taşımaktadır. Yabancı yatırımcının ülkemize gelmemesindeki temel etkenlerden biri de maliyet avantajlı iş gücünün olmamasıdır. Biz de Odunpazarı Belediyesi olarak başka bir yerde yaşamıyoruz ki; biz de bu ülkede yaşıyoruz. Çalışanlarımızın çocukları aynı okula gidiyor, aynı marketlerden alışveriş yapıyor. Herkes gibi geçimini sağlamaya çalışıyor. Alım gücü artmadıkça, ihracat ve üretim yükselmedikçe yapılan zamların ve ödenen yüksek ücretlerin hiçbir anlamı kalmamaktadır. Bütün olumsuzlukların yan yana gelmesiyle görüyoruz ki; ülkemizde borçluluk sarmalı toplumun her kesimini kuşatmış, bireysel ya da kurumsal olmaktan çıkmış, yapısal bir sorun hâline gelmiştir. Temel ihtiyaçlarımız için bile krediye ihtiyaç duyuyoruz. 2026 yılının ilk üç aylık döneminde bireysel kredi kartı borcu 3 trilyon 32 milyar, kredili mevduat hesapları 833 milyar, ihtiyaç kredileri ise 1 trilyon 550 milyar oldu. Takipteki, yani batık bireysel krediler ise son bir yılda %88 artarak 277 milyara yükseldi. Anlaşılacağı üzere yüce Türk milleti refahı, mutluluğu unutmuş ve umudunu tüketmiş haldedir. Yatırım bütçesi harcama tutarı ise 280 milyon gerçekleşmiştir. Kısaca bütçe gelirlerine de bakacak olursak; bütçe geliri 3 milyar 700 milyon tahmin edilmiş, 3 milyar 131 milyon gelir elde edilmiş ve belediyemizin gelirleri bir önceki yıla göre %79 artmıştır. Vergi gelirlerinde 372 milyon net tahsilat yapılmış; 2024 yılında %60 olan gerçekleşme oranı, 2025 yılında %71 olmuştur. Teşebbüs ve mülkiyet gelirlerinde 387 milyon, bağış ve yardımlardan ise 464 bin lira gelir elde edilmiştir. Merkezi idare vergi gelirlerinden alınan pay 1 milyar 660 milyondur ve gelir bütçesinin %53’üne tekabül etmektedir. Sermaye gelirleri kalemine baktığımızda 316 milyon gelir elde edildiğini görmekteyiz. Son günlerde gündemde tutulmaya çalışılan ve sanki burada gizli saklı satışlar yapılıyormuş gibi bir algıyla eleştirilen bu gelirlerde en yüksek pay, aylık 34 bin lira kira getirisi ve 2039 yılına kadar sözleşmesi bulunan otelden elde edilen gelirdir. Bu satışı geçen sene, yine kesin hesabı görüştüğümüz toplantıda oylamış ve karara bağlamıştık. O oturumda ilgili komisyon üyeleri, satışın neden yapılması gerektiğini net veriler ve gerekçelerle açıklamıştı. Bu satışların yapılmasındaki en temel unsur SGK borçları ve sermaye artırımıdır. Belediyeler her gün SGK borçları nedeniyle köşeye sıkıştırılırken, belediyemiz elindeki imkânları ve varlıkları kullanarak bu baskıdan kurtulmuştur. Bu borçlar üzerinden silkelenmeye meydan vermemiş, bu yükü başının üzerinde kılıç gibi sallandırmamış; önlemini erken alarak borcunu ödemiş ve sermayesini artırmıştır. Örneğin maaş ödemesi yapılacağı sırada İller Bankası’ndan gelen payın kesintiye uğraması sonucu “maaş bile ödeyemediler” denmesine fırsat vermemiştir. Bu anlamda yapılan satışları doğru bulduğumuzu belirtmek istiyorum. Sayın Başkanım, değerli meclis üyeleri; Özelleştirmeler; borçlanmaya gitmemek ve bütçe imkânlarının yeterli gelmeyeceği durumlarda, sağlayacağı fayda ve kaynağın nerede kullanılacağı açıkça belirtilerek yapılır. Belediyemiz de amaçlarını ve sağlayacağı faydayı baştan belirleyerek bu işleri yapmaktadır. Satışlarını da yatırımlarını da alımlarını da net, ölçülebilir ve şeffaf şekilde gerçekleştirmektedir. Örneğin araç alımlarını yapıp kiralama işini bitirdikten sonra bakımları kendi bünyesinde gerçekleştirmiş; ne kadar tasarruf ettiğini, bunun sonucunda hangi yatırımları yaptığını ve hangi yeni araçları aldığını net bir biçimde ortaya koymuştur. Satışlarını da AKP modeline uydurup “ticari sır” adı altında gizlememekte, şeffaf biçimde kamuoyuyla paylaşmaktadır. 23 yıldır iktidarda olan, trilyonlarca dolar vergi toplamış, 60 milyar dolar özelleştirme yapmış, sadece 2025 yılında 20 milyar taşınmaz satışı gerçekleştirmiş, Merkez Bankası’nı 3 yılda 3 trilyon zarara uğratmış, bu kadar satış ve özelleştirmeye rağmen üstüne bir de 500 milyar dolar borç yapmış AKP iktidarı, elde ettiği bu kadar özelleştirme gelirine rağmen en azından bizi örnek alıp borçlanma yapmasaydı. AKP döneminde “babalar gibi satılarak” yapılan özelleştirmelerin tamamından elde edilen 60 milyar dolar, güncel kurla yaklaşık 2 trilyon 700 milyar liradır; bu da sadece 2026 yılının faiz ödemesine denk gelmektedir. Bütçe, faaliyet raporu ve kesin hesap görüşülürken yapılan eleştiriler muhakkak ki çok önemlidir. Eksik ya da gözden kaçan bir taraf varsa düzeltilir; bilinmeyen bir husus varsa öğrenilir. Ama bizi eleştirdiğiniz noktalara baktığımızda, aslında bunların sizin çözmeniz gereken meseleler olduğunu görüyoruz. Esasında cevaplar, eleştirilerinizin ve sorduğunuz soruların içinde gizlidir. “Faiz ödemen niye yüksek?” Çünkü devletin politika faizi, bankaların kredi faizi yüksek. Bu nedenle bizim faiz ödememiz de yüksek. “Mal alımlarınızın bedeli çok yüksek.” Çünkü enflasyon yüksek. Enflasyonu düşürün, siz hiçbir şeye zam yapmayın, biz de pahalıya almayalım. “Mali tablolar şöyle olmalı.” O zaman Mali İdareler Detaylı Hesap Planı’nı değiştirin. Bunun yetkisi de sizde. “Ulaşım pahalı.” Mazot fiyatı arşa çıkmış, akaryakıtta vergi yükü %60’lara dayanmış. Siz bunu düşürün ki ulaşıma zam yapılmasın. Bu noktada ise şunu yapıyorsunuz: Hayali rakamlar üretip, her şey yolundaymış algısıyla yönetmeye çalışıyorsunuz. Sizin hayaliniz de düşük enflasyon, düşük faiz, değerli Türk lirası ve yüksek alım gücüydü. Ama yapamadınız, yapamıyorsunuz. Bu yüzden herkes bir beklenti içinde. Piyasa ve sanayici seçimi bekliyor, vatandaş kurtuluş reçetesini, esnaf ise işler artar umuduyla bayramı bekliyor. Hep bir beklenti üzerine kurulu bir ekonomi düzeni oluşmuş durumda. Bugün olmazsa yarın, yarın olmazsa öbür gün düzelecek diye vatandaşın avunmasını bekliyorsunuz. Hatırlayınız; eski damat bakan Berat Albayrak ne diyordu? “Mart, Şubat’tan; Nisan, Mart’tan; Mayıs, Nisan’dan daha iyi olacak. Haziran zaten Mayıs’tan iyi olacak, Temmuz’da uçacağız.” Ama olmadı. Çözüm bulunamadı. Düzelmediği gibi her şey daha da kötüye gitti ve gidiyor. Ve geldiğimiz noktada ise iki kez ikna edemeyip üçüncüde göreve getirdiğiniz Mehmet Şimşek’in politikaları da artık sorgulanıyor. Çünkü kriz bitmiyor, enflasyon düşmüyor, millet nefes alamıyor. Kadrolar değişse de sorunlar çözülmüyor. Kim gelirse gelsin, zihniyet değişmeden; 23 yıldır değişmeyen kim varsa o değişmeden bu işlerin düzelmeyeceği de ortadadır. Bu yüzden sandık gelsin istiyoruz. Ne olacaksa olsun ama bir an önce olsun, herkes yoluna baksın istiyoruz. Biz erken seçimi millet adına, millet için istiyoruz. Getirin sandığı, millet versin kararı ve bu çıkmazdan kurtulalım istiyoruz. Son olarak; kesin hesabı, faaliyet raporunu oluşturan hizmetlerle birlikte değerlendirdiğimizde görüyoruz ki Bu kesin hesabın içerisinde; Gelir ve gider arasında dengeyi sağlayıp bütçesini makul kullanan; hizmetten geri kalmayan ama bunu tasarruf ederek yapan, ekonomik tedbirlerini alan, kamunun malını doğru yöneten, denetimlerden başarıyla çıkan ve örnek olan bir yönetim modeli vardır. Bu kesin hesabın içerisinde; Çalışanın emeğinin karşılığı, dezavantajlı grupların önceliği vardır. İnsanı merkeze alan bir yönetim anlayışı, kimsesiz bırakılmayan hemşerilerimize insan onuruna yakışır biçimde ulaştırılan sosyal yardımlar vardır. Bu düşüncelerle sözlerimi bitirirken; kesin hesabın hazırlanmasında emeği geçen tüm birim çalışanlarına ve değerli başkanım sizlere teşekkür ediyor, yüce meclise de beni dinledikleri için saygılarımı sunuyor, teşekkür ediyorum."

Toplum Enflasyonun Düşeceğine İnanmıyor Haber

Toplum Enflasyonun Düşeceğine İnanmıyor

CHP Genel Başkan Yardımcısı Ulaş Karasu, Merkez Bankası'nın "Mart 2026 Sektörel Enflasyon Beklentileri" araştırmasına ilişkin “Hane Halkı Beklenti Anketi verileri, toplumun büyük çoğunluğunun enflasyonun düşeceğine dair bir inanç taşımadığını ortaya koyuyor. ‘Başekonomist’ yaklaşımıyla öne çıkan Recep Tayyip Erdoğan ve ekonomi yönetiminin başındaki Mehmet Şimşek dışında bu yönde bir güven oluşmuyor” ifadelerini kullandı. CHP İşçi, Memur Sendikaları ve Emek Bürolarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve Sivas Milletvekili Ulaş Karasu, Merkez Bankası’nın Mart 2026 Sektörel Enflasyon Beklentileri araştırmasına ilişkin yazılı açıklama yaptı. Karasu yaptığı açıklamada şunları kaydetti: “Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın Bankası’nın (TCMB) Mart 2026 Sektörel Enflasyon Beklentileri araştırması, toplumun enflasyonun düşeceğine dair inancının hızla zayıfladığını ortaya koyarken gelecek 12 ayda enflasyonun gerileyeceğini öngören hane halkı oranı yüzde 15,14’e kadar geriledi. Türkiye’de çalışanların önemli bir bölümünü oluşturan asgari ücretle geçinen kesimlerin yıllık enflasyon beklentisinin yüzde 51,8’e kadar çıkması, gıda ve barınma maliyetleri belirleyici hale getirdi. Bu durum krizin doğrudan hanelerin yaşamına yerleştiğini ve yoksulluğun kalıcılaştığını gösteriyor. Merkez Bankası'nın Sektörel Enflasyon Beklentisi anketi sonuçlarına göre, enflasyon beklentileri üç kesim için de bir önceki aya kıyasla yükseldi. Piyasa katılımcılarının beklentisi 0,07 puanlık artışla yüzde 22,17 seviyesine ulaşırken reel sektör beklentisi 0,90 puan artarak yüzde 32,90'a, hane halkı beklentisi ise 1,08 puan artarak yüzde 49,89'a yükseldi. Anket kapsamında ‘Gelecek 12 ay sonunda enflasyon oranının mevcut seviyeye göre nasıl olacağını düşünüyorsunuz’ sorusuna katılımcıların yalnızca yüzde 15,1’i ‘altında’ yanıtını verdi. Bu sonuç, hane halkının yaklaşık yüzde 85’inin enflasyonun düşeceğine inanmadığını ortaya koydu.” Anket sonuçlarıyla ilgili değerlendirmede bulunan Karasu, verilerin Türkiye’de ekonomik gerçeklik ile AK Parti iktidarının söylemleri arasındaki kopuşu açık biçimde gösterdiğini belirtti. Karasu, “Hane Halkı Beklenti Anketi verileri, toplumun büyük çoğunluğunun enflasyonun düşeceğine dair bir inanç taşımadığını ortaya koyuyor. ‘Başekonomist’ yaklaşımıyla öne çıkan Recep Tayyip Erdoğan ve ekonomi yönetiminin başındaki Mehmet Şimşek dışında bu yönde bir güven oluşmuyor” ifadelerini kullandı. Karasu ayrıca, mevcut ekonomik tablonun üretimden uzaklaşan ve emeği baskılayan politikaların sonucu olduğunu vurgulayarak, “Toplum artık açıklamalara değil, yaşadığı hayata bakıyor. Ücretler eriyor, mutfak yanıyor, kiralar artıyor. Türkiye’nin ihtiyacı içi boş siyasi söylemler, algı yönetimleri değil, üretim odaklı, sosyal güvenceyi güçlendiren ve vatandaşlara gelecek perspektifi sunan kamucu bir ekonomik düzendir” diye konuştu.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Atabay: "Bir Üretim Seferberliği Başlatacağız” Haber

CHP Genel Başkan Yardımcısı Atabay: "Bir Üretim Seferberliği Başlatacağız”

Cumhuriyet Halk Partisi Odunpazarı İlçe Başkanlığı tarafından düzenlenen "Kara Ekonomik Düzenden Çıkış: Anadolu Kalkınma Yolu" paneli, Hasan Polatkan Kültür Merkezi’nde gerçekleştirildi. Yoğun katılımın gözlendiği panelde; yerel yönetimlerin gücü, sanayicinin beklentileri ve CHP’nin makro ekonomi vizyonu bir araya getirildi. CHP Odunpazarı İlçe Başkanlığı tarafından Hasan Polatkan Kültür Merkezi’nde düzenlenen panele ilgi yoğun oldu. Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Ayşe Ünlüce, Odunpazarı Belediye Başkanı Kazım Kurt, Tepebaşı Belediye Başkanı Ahmet Ataç, CHP İl Başkanı Talat Yalaz, Eskişehir Sanayi Odası Başkanı Celalettin Kesikbaş, sivil toplum kuruluşu temsilcileri ve çok sayıda vatandaşın katıldığı etkinlikte, Türkiye’nin ekonomik çıkmazdan kurtuluş reçetesi masaya yatırıldı. Panelin açılış konuşmasını yapan CHP Odunpazarı İlçe Başkanı Rahmi Çınar, konuşmasında krizin toplumsal maliyetine odaklanarak mevcut düzeni "ayırt edici ve ayrıcalıklı" olarak tanımladı. Çınar, Türkiye’nin bir üretim krizinden ziyade bir tercih krizinde olduğunu belirterek; çiftçinin toprağını ekememesinin, esnafın ayakta duramamasının ve gençlerin gelecek umudunu yitirmesinin "yanlış politikaların bir sonucu" olduğunu ifade etti. Bu tablonun bir kader olmadığını vurgulayan Çınar, çözümün Anadolu’nun öz gücünü harekete geçirecek adil bir paylaşımdan geçtiğini dile getirdi. ​CHP Eskişehir İl Başkanı Talat Yalaz yaptığı konuşmada, ekonomi ve hukuk arasındaki kopmaz bağa dikkat çekerek iş dünyasının en büyük ihtiyacının "öngörülebilirlik" olduğunu belirtti. Yalaz, yatırımcının önündeki en büyük engelin maliyet artışlarından ziyade hukuki belirsizlikler ve finansmana erişim zorluğu olduğunu söyledi. Eskişehir özelinde bir kalkınma modeli çizen Yalaz; sanayinin güçlendirilmesi, KOBİ’lerin desteklenmesi, üniversite-sanayi iş birliğinin kağıt üstünde kalmaması ve özellikle "yeşil dönüşüm ile dijitalleşmenin" bir tercih değil, küresel rekabet için zorunluluk olduğunu ifade etti. Devletin iş dünyasına rakip olan değil, bürokratik engelleri kaldıran bir "yol arkadaşı" olması gerektiğinin altını çizdi. Cumhuriyet Halk Partisi Ekonomi Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve MYK Üyesi Güldem Atabay, yaptığı konuşmada partinin yeni ekonomi vizyonunu ve "çatı programı"nın detaylarını paylaştı. Orta Doğu’daki savaşın ve küresel ekonomik dönüşümün Türkiye’yi kırılgan bir zeminde yakaladığını belirten Atabay, liyakat ve stratejik planlama ile 6 ayda rahatlama, 30 yılda ise tam kalkınma vadetti. ​"Kamuculuk Devletleştirme Değildir" ​Konuşmasında partinin "kamucu" kimliğine açıklık getiren Atabay, bu kavramın yanlış anlaşıldığını vurguladı: ​"Kamuculuk, her şeyi devletleştirmek değildir. Kamuculuk, bir yatırım planlanırken belirli grupların çıkarı yerine toplumun genel faydasının gözetilmesidir. Devlet, özel sektörün girmeye cesaret edemediği alanlarda 'buz kırıcı' rolü üstlenecek, yolu açacak ve stratejik hedeflere ulaşıldığında yerini özel sektöre bırakacaktır." ​100 Günlük Acil Eylem Planı Atabay, iktidara geldiklerinde ilk 100 günde atılacak adımları şöyle sıraladı: • ​Merkez Bankası ve Hazine: Kurumsal akıl ve liyakat geri getirilecek. • ​Bereket Köprüsü: Çiftçilerin birikmiş borçlarının faizleri silinecek, gıda enflasyonuyla doğrudan mücadele edilecek. • ​Türkiye Enerji Kurumu: Özelleştirme sonrası aksayan enerji süreçleri tek bir stratejik çatı altında toplanacak. • ​Barınma Hakkı Planı: Büyükşehirlerdeki konut krizi için acil çözümler devreye alınacak. ​"Anadolu Kalkınma Yolu" ve Yeni Teşvik Sistemi ​Türkiye’nin sanayi haritasını yeniden çizmeyi hedeflediklerini belirten Atabay, "Anadolu Kalkınma Yolu" projesiyle sanayiyi Marmara havzasına sıkışmaktan kurtaracaklarını ifade etti. Atabay, teşvik sisteminde devrim yapacaklarını belirterek, "Teşvikler artık sadece bölgeye göre değil, performansa, genç istihdamına ve ihracat potansiyeline göre verilecek. Şeffaf ve dijital bir portal üzerinden herkesin görebileceği bir sistem kuracağız," dedi. ​Sektörel Odak Noktaları: ​Atabay’ın sunumunda öne çıkan bölgesel stratejik hedefler ise şunlar oldu: • ​İç Anadolu: Savunma sanayi ve makine üretimi. • ​Ege ve Akdeniz: Yeşil imalat, gıda işleme ve yeşil enerji. • ​Güneydoğu Anadolu: Tekstil ve lojistik merkezi. • ​Karadeniz: Enerji veri merkezleri. ​"Rant Değil, Üretim Ekonomisi" ​Mevcut büyüme modelinin tüketime ve ithalata dayalı olduğunu, bunun da sürekli kriz doğurduğunu savunan Atabay, "Bizim modelimiz üretim seferberliğidir. Rant ekonomisinden üretim ekonomisine geçerek, Türk lirasını baskılayan değil, verimlilik ve markalaşma ile rekabet eden bir Türkiye inşa edeceğiz," diyerek sözlerini tamamladı.

İran Savaşı Devam Ederse TCMB’nin Döviz Rezervleri Yetmeyecek! Haber

İran Savaşı Devam Ederse TCMB’nin Döviz Rezervleri Yetmeyecek!

Cumhuriyet Halk Partisi Parti Meclisi Üyesi ve Ekonomi Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Güldem Atabay, Merkez Bankası rezervleri ile ilgili bir açıklama yaparak uyarılarda bulundu. CHP Genel Başkan Yardımcısı Atabay yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi; "İran Savaşı sonu ne zaman geleceği belli olmayan bir enerji şoku ile ülkemizi karşı karşıya bırakmıştır. Yaşan şokla hızla ülkemizi terk etmeye başlayan sıcak para sonucu oluşan döviz talebini, TCMB yasada tanımlanan görevi gereği kur istikrarını sağlamak için döviz rezervlerinden karşılamaktadır. Kullanılabilir döviz rezervlerindeki sert düşüş ise İran Savaşı’nın devam etmesi halinde TCMB kaynaklarının yetmeyeceğini yansıtmaktadır. Mevcut iktidar siyasi kumpas kurmak yerine Sn. Ekrem İmamoğlu ile demokratik zeminde Cumhurbaşkanlığı için rekabet etmeyi tercih edecek gücü kendinde görseydi, İran Savaşına rağmen bugün karşı karşıya olduğumuz kırılgan ekonomik yapı içinde olmazdık. Sayılar ortadadır: Savaşın çıktığı 28 Şubat 2026 tarihinden bu yana TCMB’nin döviz satışları 25,5 milyar dolar olmuştur. Devam eden jeopolitik gerginlik sonucu savaşın daha ikinci haftası sonunda bu satışın 30 milyar dolara varması beklenmektedir. Savaşın devam etmesiyle döviz talebi de artarak devam edecektir. Doğal gaz ve petrol fiyatlarında izlediğimiz sert tırmanış sonucu cari açığın da hızla genişlemesi kaçınılmazdır. Döviz talebi ve artan cari açık bir arada değerlendirildiğinde merkez bankasının kullanılabilir rezervi çok daha fazla önem kazanmaktadır. İran Savaşı başlamadan hemen önce TCMB’nin nakde çevrilemeyen IMF-SDR hesaplarındaki 7,6 milyar dolar hariç döviz talebini karşılamakta kullanılabileceği “döviz likiditesi” 33,1 milyar dolardı. Savaşın ilk iki haftasında TCMB’nin döviz rezervlerinden 25,5 milyar doları piyasaya satmasının ardından döviz likiditesinin 7,6 milyar dolar gibi kritik bir seviyeye düşeceğini gören TCMB, bugün açıklanan 6 Mart tarihli bilançosuna göre elindeki tahvil stokunun yaklaşık yarısına karşılık gelen 12 milyar dolarlık tahvil satarak döviz likiditesi miktarını acilen yükseltmeye çalışmıştır. Şubat sonunda elinde bulunan 26,7 milyar dolar tahvil stoku 6 Mart’ta 14,3 milyar dolara inmiştir. 6 Mart tarihli bilançoda görünen kullanılabilir döviz seviyesi 20 milyar dolardadır. Elinde kalan 14,3 milyar dolarlık tahvil stokunun hepsini satarak likit döviz gücünü artırsa dahi bu rakamın devam edecek döviz talebini karşılamaya yetmeyeceği açıktır. Özetle: 28 Şubat’tan 13 Mart’a savaşın ilk iki haftasında oluşan yaklaşık 30 milyar dolarlık döviz talebine karşılık TCMB’nin 6 Mart itibarıyla potansiyel kullanılabilir döviz rezervi 34,3 milyar dolardır. Savaş ortamında bu seviyenin yetersizliği nettir. Mevcut iktidar TCMB rezervlerine ve yüksek faizine yaslanarak Sn. Ekrem İmamoğlu’na siyasi kumpas kurmak yerine demokratik zeminde en güçlü rakibiyle mücadele edecek mertlikte olsaydı, TCMB’nin nakit döviz rezervleri bugün en az 70-80 milyar dolar gibi Türkiye ekonomisini koruyabilecek bir seviyede olacaktı. Bir sonraki adım olarak elindeki 134,7 milyar dolarlık yüksek altın stokunu miktarsal sınırı dahilinde swap yaparak döviz nakdine çevirmesi halindeyse ödeyeceği yüksek faiz kuşkusuz tüm Türkiye vatandaşlarının ödeyeceği bir bedel olacaktır. Ak Parti dönemi boyunca bilinçli politikalarla kamu kurumlarının kapasitesi eksiltilmiştir. Bugün en çok ihtiyacımız olduğu bir dönemde Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın döviz kasasının sağlam olmayışını likidite yönetimini doğru yapamayan üst yönetimin liyakat eksiliği ve Banka’nın siyasi araç haline dönüşmesinden bağımsız düşünemeyiz. Ancak TCMB döviz rezervlerini milletin zor günü için kasasında biriktirmek yerine, bundan neredeyse tam bir yıl önce iktidarın siyasi saiklerle Cumhurbaşkanı adayımız ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı’mız Sn. Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasına destek olmak amacıyla kullanmıştır. Siyasi amaçlara alet olan TCMB’nin kurumsal güvenilirliğini zedelemesi ayrı bir tartışma konusu da olabilir; olmalıdır da. Bugünün tartışma konusu TCMB’nin esas görevi olan finansal istikrarı güçlendirmek yerine rezervlerini siyasi kumpas kuranların yarattığı finansal şoku yumuşatmak için ölçüsüzce harcayarak İran savaşı ortamında Türkiye ekonomisini kırılgan, korumasız bıraktığı gerçeğidir."

Seçim Ekonomisi Devrede! Haber

Seçim Ekonomisi Devrede!

CHP Genel Başkan Yardımcısı Özgür Karabat, iktidarın açıkladığı enflasyon ve işsizlik verilerinin toplumun ekonomik gerçekleriyle örtüşmediğini belirterek, AKP’nin ekonomi politikanın açık biçimde bir seçim ekonomisi hazırlığı olduğunu söyledi. Karabat: “Algı var, gerçek yok. Amaç erken seçim zemini yaratmak.” dedi. “ALGIYLA EKONOMİ YÖNETİLİYOR!” Karabat, AKP’nin yıllardır yaptığı gibi ekonomik krizi rakamlarla perdelemeye çalıştığını vurgulayarak, “Sözde işsizlik tek haneye düşüyor, enflasyon geriliyor. Ama çarşıda, pazarda, mutfakta yaşanan gerçek bambaşka. Amaç net: seçim” ifadelerini kullandı. İŞSİZLİK RAKAMLARI GERÇEĞİ GİZLİYOR! Yeni yatırımın olmadığını, istihdam alanlarının genişlemediğini hatırlatan Karabat, TÜİK verilerinin dar tanımlı işsizliği düşük gösterdiğine dikkat çekti. Dar tanımlı işsizliğin yüzde 7,7’ye düşürüldüğünü belirten Karabat, “Gerçek işsizliği yansıtan atıl iş gücü oranı ise yüzde 28,6. Yani neredeyse her üç kişiden biri işsiz ya da güvencesiz” dedi. “MERKEZ BANKASI DA ALGI OPERASYONUNUN PARÇASI” Merkez Bankası yönetiminin de bu algı operasyonunun parçası olduğunu söyleyen Karabat, son aylarda açıklanan düşük aylık enflasyon oranlarının yıllardır biriken hayat pahalılığını örtmeye dönük olduğunu belirtti. “Enflasyon verileriyle oynanıyor, tablo pembeleştiriliyor.” diyen Karabat, asıl hedefin faizleri erken seçim öncesinde düşürmek olduğunu kaydetti. “GEÇİCİ BOLLUK, KALICI SEFALET PLANLANIYOR” Karabat’a göre iktidar; faiz indirimi, kredi genişlemesi ve kısa vadeli maaş artışlarıyla sahte bir rahatlama yaratmayı hedefliyor. Bu poltikanın sonucunun çok daha ağır bir ekonomik kriz olacağını vurgulayan Karabat; “Bu yol, nas döneminden bile daha sert bir çöküşe çıkar” dedi. “SAMİMİ DEĞİLLER” Emekli maaşları başta olmak üzere halkın gelirinin artırılmasının zorunlu olduğunu söyleyen Karabat, iktidarın bunu erteleyerek samimiyetsiz davrandığını belirtti. “Halk bugün geçinemiyor ama AKP ‘şartlar müsait olunca bakarız’ diyor. O şartlar hiçbir zaman gelmiyor” ifadelerini kullandı. Karabat açıklamasını sert bir uyarıyla tamamladı: “Adil bir vergi sistemi kurulmadan, rant düzeni sona ermeden, bütçe akılcı biçimde planlanmadan dağıtılacak her para, patlayan enflasyon karşısında buharlaşır. AKP, kısa süreli bolluk sunup, uzun süreli sefalet vaat etmektedir..”

Bankalar Tüccar ve Sanayiciye Destek Olmalı Haber

Bankalar Tüccar ve Sanayiciye Destek Olmalı

ETO Başkanı Metin Güler, ticari kredilerdeki faiz oranlarının politika faiziyle uyumlu olması, kamu bankaları ve özel bankaların ticari kredi faiz oranlarını düşürerek, işletmelere destek vermesi gerektiğini dile getirdi. Eskişehir Ticaret Odası Başkanı Metin Güler, tüccar ve sanayicinin yaşadığı finansman sorunu hakkında değerlendirmelerde bulundu. Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası’nın 22 Ocak Perşembe günü politika faizi kararını açıklayacağını belirten Güler, kamuoyunda faiz indirimi beklentisi olduğunu dile getirdi. Politika faizlerindeki düşüşün henüz kredi faiz oranlarına yansımadığını kaydeden ETO Başkanı Güler, ticari kredilerde faiz oranının yıllık %53’ü aştığını söyledi. Bu denli yüksek faiz oranlarıyla tüccar ve sanayicinin finansman sorununu çözmesinin mümkün olmadığını belirten ETO Başkanı Metin Güler, hem kamu bankalarının hem de özel bankaların ticari kredi faiz oranlarında indirime gitmesi gerektiğini vurguladı. Firmaların ayakta kalması için finansal destek şart! Ekonominin çarklarının dönmesi ve istihdamın sürekliliği için işletmelerin finansman sorununu aşması gerektiğine dikkat çeken ETO Başkanı Metin Güler, bankaların da sorumluluk alarak, işletmelerin ayakta kalması için destek vermesi gerektiğini ifade etti. Piyasa koşullarının zorlu olduğunu ve enflasyonun etkisinin devam ettiğini belirten ETO Başkanı Metin Güler, yüksek maliyet ve acımasız rekabet ortamında üretim yapan ve hizmet veren firmaların finansal olarak desteklenmesinin önemine dikkat çekti. Vergi borcu nedeniyle firmaların kredi kullanması engellenmemeli Faiz oranlarındaki düşüşün ticari kredilere hızla yansıtılması gerektiğini dile getiren ETO Başkanı Metin Güler, tüccar ve sanayicinin krediye ulaşmasının kolaylaştırılması gerektiğini söyledi. Son dönemde vergi ve diğer yükümlülüklerden kaynaklanan borçlar sebebiyle tüccar ve sanayicinin yüksek maliyetle bile olsa krediye ulaşamadığını belirten ETO Başkanı Güler, vergi affı noktasında da adım atılması gerektiğini dile getirdi. Ticari kredilerdeki yüksek faiz işletmelerde baskı oluşturuyor Ticari kredi faizlerinin politika faiziyle uyumlu ilerlemesi gerektiğinin altını çizen ETO Başkanı Metin Güler, KOBİ’lerin desteklenmesi, yatırımların devam etmesi ve üretimin sürdürülebilmesi için kamu bankaları ve özel bankaların tüccar ve sanayicinin yanında olması gerektiğini kaydetti. Ticari krediler üzerindeki kısıtlamaların ve engellerin işletmelerin ayakta kalmasını zorlaştırdığını belirten Güler, ticari kredilerdeki kısıtlama ve yüksek faizin kırılgan durumda olan firmalar için baskı oluşturduğunu söyledi.

CHP'li Gürer: ''Vatandaşın Dengesi Şaştı'' Haber

CHP'li Gürer: ''Vatandaşın Dengesi Şaştı''

CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, 2026 yılına da ekonomik sorunlarla başlandığını ve batık kredilerdeki artışın 2026 yılının ilk haftasında da devam ettiğini söyledi. Gürer, bankaların vadesinde tahsil edemediği için icra takibine aldığı batık kredilerin son haftada 7,7 milyar lira artarak 603 milyar liraya çıktığını belirtti. 2025 yılında yüzde 101 oranında artan batık kredilerde, daha yılın ilk dokuz gününde geçen yılın son haftasına göre yüzde 4’lük bir büyüme yaşanmasının gidişatın iyi olmadığını gösterdiğini ifade etti. “Vatandaşın dengesi şaştı. Gelir-gider hesabı aleyhte bozuldu. Geçim sıkıntısı katlandı. Emekli, işsiz ve asgari ücretli aç kalmadan yaşama mücadelesi veriyor. Giyim değil, alabildiği gıda ile yaşam mücadelesi sürdürülüyor.” dedi. VATANDAŞIN FİNANSAL BORCU 6,1 TRİLYON LİRA CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, ekonomik verilerin dar ve sabit gelirliler için zor bir yılın daha başladığını gösterdiğini ifade ederek şunları söyledi: “Açlık sınırının altında kalan emekli ve asgari ücretli gelirleri yoksullaşmayı artırdı. Vatandaş borçla yaşamaya çalışıyor; ya elden borç alıyor ya da bankalardan. Merkez Bankası’nın verilerine göre Eylül 2025 itibarıyla vatandaşların varlık yönetim şirketlerine 101 milyar lira borcu bulunuyor. Varlık yönetim şirketlerine olan borçlar dâhil edildiğinde vatandaşın toplam finansal borcu 6 trilyon 77 milyar liraya ulaşıyor.” Bankalar ve finans kuruluşlarının tüketicilerden zamanında tahsil edemediği için icra takibine aldığı bireysel kredi ve kredi kartı alacaklarının ise bir haftada 5,3 milyar lira daha artarak 9 Ocak itibarıyla 249,8 milyar liraya çıktığını belirtti. “Varlık yönetim şirketlerinin kontrolündeki borçların tamamının bankalar tarafından satılan batık krediler olduğu dikkate alındığında, sistemdeki batık bireysel kredi ve kredi kartı borçları 350 milyar lirayı aşmıştır. Sorunların aşılabilmesi için gelir-gider dengesinin sağlanması kadar piyasada tüketici fiyatlarının dengelenmesi de gereklidir. Bir ay içinde pazarda ve markette oluşan gıda fiyatları dahi tüketicinin sıkıntısını katlamıştır.” dedi. İCRA DAİRELERİNE 16 GÜNDE 424 BİN YENİ DOSYA GELDİ CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, icra işlemlerinin borcunu ödeyemeyenin kapısını çaldığını, adresinde bulunmayanlara ait evraklarla muhtarlıkların icra belgeleriyle dolduğunu belirtti. Gürer, “İcra dairelerine 1–16 Ocak 2026 tarihleri arasında UYAP üzerinden gelen yeni dosya sayısı 424 bin oldu. 2025 yılının ilk 16 gününde ise icra dairelerine 445 bin yeni dosya gelmişti. Bu dönemde 381 bin dosya ya sonuçlandırıldı ya da işlemden kaldırıldı. UYAP üzerinden açılan ve icra dairelerinde derdest bulunan toplam dosya sayısı 16 Ocak itibarıyla 24 milyon 38 bin olarak devam ediyor. Derdest dosya sayısı son bir yılda 1 milyon 752 bin adet arttı.” dedi. TARIMDA ÜRETİCİ FİYATLARI ARTTI CHP Milletvekili Ömer Fethi Gürer, tarım ürünü üretici fiyatlarının (tarla fiyatları) geçen yıl aralık ayında bir önceki aya göre yüzde 3,06 oranında arttığını, 2025 yılının tamamındaki artışın ise yüzde 36,01 olarak gerçekleştiğini belirtti. Aralık ayında aylık bazda en yüksek artışın yüzde 22,3 ile sebzeler ile kök ve yumru bitkilerde yaşandığını ifade eden Gürer, canlı hayvan fiyatlarının yüzde 7,6, çekirdekli meyve fiyatlarının yüzde 5,7, tropikal ve subtropikal meyve fiyatlarının ise yüzde 5,29 oranında arttığını söyledi. Alt gruplara göre bakıldığında 2025 yılında en yüksek artışın yüzde 125,7 ile çekirdekli meyvelerde yaşandığını belirten Gürer, sert kabuklu meyvelerin fiyatının yüzde 106, tropikal ve subtropikal meyvelerin yüzde 55,2, yağlı meyvelerin yüzde 45,3, tahılların yüzde 38,8 ve canlı hayvan fiyatlarının yüzde 39,5 oranında arttığını TÜİK’in kaydettiğini aktardı. “2026 yılının ilk döneminde ise hava koşulları ve akaryakıt fiyat artışları nedeniyle ürün fiyatlarında ciddi artışlar yaşandı. Sebze ve meyve fiyatları aralık ayına göre önemli ölçüde yükseldi. Hal fiyatlarında domates yüzde 100, salatalık yüzde 200, patlıcan yüzde 129, dolmalık biber yüzde 182, kabak ise yüzde 200’ü bulan oranlarda arttı. Gübre, tohum, mazot, su ve nakliye gibi girdi maliyetlerindeki artışlar üretim aşamasında maliyetleri olumsuz etkilemeye devam ediyor.” dedi.

2025 Yılı Enflasyon Hedefi Yüzde 21! Haber

2025 Yılı Enflasyon Hedefi Yüzde 21!

Merkez Bankası Başkanı Dr. Fatih Karahan, Para Politikası ve Makroekonomik Görünüm toplantısı için Eskişehir'e geldi. Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan ilk olarak Eskişehir Valisi Hüseyin Aksoy'u ziyaret etti. Eskişehir Ticaret Odasını ve Anadolu Üniversitesi'ni ziyaret eden Karahan'ın düzenlediği toplantıya; Eskişehir Valisi Hüseyin Aksoy, Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Ayşe Ünlüce, AK Parti Eskişehir Milletvekili Nebi Hatipoğlu, AK Parti İl Başkanı Gürhan Albayrak, Eskişehir Sanayi Odası Başkanı Celalettin Kesikbaş Eskişehir Cumhuriyet Başsavcısı Üzeyir Karaküllah, Anadolu Üniversitesi Rektörü Prof.Dr. Yusuf Adıgüzel, protokol üyeleri, iş insanları ve sanayiciler katılım sağladı. Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan toplantıda yaptığı sunumda,  Merkez Bankası rezervlerinde 115 Milyar dolar artış sağlandığını, Kur Korumalı Mevduat bakiyesinde 110 Milyar dolar düşüş sağlandığını söyledi. Karahan enflasyonla mücadele kapsamında ilk olarak alınan tedbirlerle enflasyonun daha yüksek seviyelere çıkmasının önlendiğini ve haziran ayı itibariyle de dezenflasyonun tesis edildiğini söyledi. 2025 yılı sonu itibariyle enflasyonun yüzde 21'e gerilemesini beklediklerini söyleyen Karahan risk priminde ki gerilemenin yurt dışı faiz yükünü yıllık 7 Milyar dolar azalttığını ve fiyat istikrarı ile reel sektörün yatırım kararlarında ki öngörülebilirliğin artacağını ifade etti. Fiyat istikrarının, sürdürülebilir büyüme, alım gücü ve verimlilik açısından önemli olduğunu ifade eden Karahan, fiyat istikrarının, öngürülebilirlik, kalıcı düşük faiz, uzun vadeli finansman imkanı, yatırım ve üretim ortamında iyileşme, sürdürülebilir büyüme ve toplumsal refah artışını sağlayacağını belirtti. Karahan enflasyonun nasıl düşürüleceği ile ilgili olarak, talepte ki dengelenmenin enflasyonda ki düşüşe katkı vereceğini, fiyatlama davranışlarında normalleşmenin sağlanacağını ve beklentilerde iyileşme sağlanacağını söyledi. Dezenflasyon sürecinin devam ettiğini ifade eden Karahan 2022 yılında %64,3, 2023 yılında %64,8, 2024 yılında %44,4 olarak görülen enflasyonun 2025 yıl sonu itibariyle %21'e düşmesinin hedeflendiğini ifade etti. Mal enflasyonun düşük olmasına rağmen hizmet enflasyonunda ki düşüşün daha kademeli gerçekleştiğini ifade eden Karahan, sanayi tarafında firmaların fiyatlama davranışlarının iyileştiğini ve tüketici ile firmaların enflasyon beklentilerinin de gerileme eğilimine girdiğini söyledi. Döviz kuru ile ilgili olarak bir seviye hedeflerinin olmadığını söyleyen Karahan, cari açıkta ki düşüşün dış finansman ihtiyacını azalttığını, ülkeye sermaye girişlerinin başladığını ve döviz arzının artarken döviz talebinde düşüş talebinin görüldüğünü söyledi. Merkez Bankası rezervlerin 115 milyar dolar arttığını belirten Karahan KKM'de azalışın devam ettiğini ve TL talebinin güçlü olduğunu söyledi. Rezervlerde ki iyileşmenin yurt içi kaynaklı olduğunu belirten Karahan kurla ilgili bir taahhüdün olmadığını ve risk priminde ki iyileşme ve düşüşün dış finansmana erişimi kolaylaştırdığını, yurt dışı faiz ödemelerinin ise yıllık 7 milyar düştüğünü söyledi. İhracatın belirleyicisinin dış talep olduğunu söyleyen Karahan, küresel ekonomide ki zayıf seyre karşılık ihracatın gücünü koruduğunu söyledi. Ülkenin ihracatının artarken ithalatının azaldığını ve küresel ihracatta ki payın arttığını belirten Karahan reeskont kredisi limitlerinin arttırıldığını, faiz maliyetinin düşürüldüğünü ve yp reeskont kullanım imkanı sağlandığını söyledi. Avrupa'nın mal ithalatının yavaş seyrettiğini söyleyen Karahan Türkiye'nin Avrupa'da ki pazar payını arttırdığının altını çizdi. Reel sektöre sağlanan desteklerin arrttığını belirten Karahan reeskont kredisi kullanımının başta kobiler olmak üzere genele yayıldığını söyledi. Karahan aylık enflasyonun ana eğiliminde belirgin ve kalıcı bir düşüş sağlanana ve enflasyon beklentileri öngörülen tahmin aralığına yakınsayana kadar sıkı para politikası duruşunun sürdürüleceğini söyledi. Politika faizinin seviyesinin, enflasyon gerçekleşmeleri ve beklentileri göz önünde bulundurularak öngörülen dezenflasyon sürecinin gerektirdiği sıkılığı sağlayacak şekilde belirleneceğini söyleyen Karahan, enflasyonda belirgin ve kalıcı bir bozulma öngörülmesi durumunda ise para politikası araçlarının etkili şekilde kullanılacağını ifade etti.

Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan'dan ETO'ya Ziyaret Haber

Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan'dan ETO'ya Ziyaret

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Başkanı Dr. Fatih Karahan beraberindeki heyetle birlikte ETO’yu ziyaret ederek, ekonomideki gelişmeler ve beklentiler hakkında bilgi verdi. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Başkanı Dr. Fatih Karahan beraberindeki heyetle birlikte Eskişehir Ticaret Odası’na (ETO) konuk oldu. 17 Ocak Cuma günü gerçekleşen ziyarette Merkez Bankası Başdanışmanı Dr. Mahmut Günay, Başdanışman Dr. Halil İbrahim Aydın, Genel Müdür Dr. Rıdvan Günel, Genel Müdür İsmail Özkan ve Genel Müdür Fırat Bora Taş, AK Parti İl Başkanı Gürhan Albayrak, Ticaret İl Müdürü Cemil Kürkçü ve Eskişehir’in iş insanları da yer aldı. Ziyarette konuşan ETO Başkanı Metin Güler, Türkiye ekonomisine yön veren kurumlardan biri olan Merkez Bankası’nın Başkanı Fatih Karahan’ı ve beraberindeki heyeti, ETO’da ağırlamaktan memnuniyet duyduğunu söyledi. Merkez Bankası’nın kararları ülke ekonomisine yön veriyor Merkez Bankası’nın aldığı kararların önemine dikkat çeken ETO Başkanı Metin Güler, alınan kararları iş dünyasının yakından takip ettiğini kaydetti. Pandemi ve ardından yaşanan yüksek enflasyonun ekonomide sıkıntılara yol açtığını belirten ETO Başkanı Metin Güler, işletmelerin maliyet yönetiminde sorun yaşadığını kaydetti. Enflasyonla mücadele için atılan adımların umut vermeye başladığını belirten Güler, alınan kararlarla birlikte ekonomideki dalgalanmanın azaldığını kaydetti. Güler, paradaki sıkılaşma politikasının gevşemesiyle birlikte tüccar ve sanayicinin finansman sorununa çözüm beklediklerinin altını çizdi. Atılan adımların etkisiyle ekonomideki iyileşme devam edecek Ziyarette konuşan Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Başkanı Dr. Fatih Karahan, Merkez Bankası’nın reel sektörü yakından takip ettiğini ve bunu bir adım daha ileri taşıyarak, iş camiasının sorunlarını ve taleplerini dinlemek istediklerini kaydetti. Bu kapsamda ilk adımı Eskişehir’de attıklarını belirten Karahan, Türkiye ekonomisinin mevcut durumu ve beklentiler hakkında ETO Başkanı Metin Güler ve yönetim kurulu üyelerine bilgi verdi. Ekonomide atılan adımların olumlu netice verdiğini belirten Karahan, bu adımların da etkisiyle ekonomideki iyileşmenin devam edeceğinin altını çizdi. Türkiye’de enflasyonun 75'e kadar ulaştığını ancak atılan adımlarla birlikte enflasyonun düşüş eğilimine girdiğini belirten Karahan, Ocak ayı beklentilerinin de olumlu olduğunu söyledi. Şartla uygun olduğu sürece politika faizi düşecek Enflasyonu yılsonunda %25 civarına, 2026 yılında ise 10’lu rakamlara düşürmeyi hedeflediklerini kaydeden Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan, taleplerdeki dengelenmenin fiyatlardaki baskıyı azalttığını kaydetti. MB rezervlerinin arttığını da dile getiren Karahan, politika faizinin şartlar uygun olduğu sürece düşeceğini kaydetti. Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan ayrıca Eskişehir Ticaret Odası yönetim kurulu üyelerinden gelen kredi faizleri, döviz kuru, politika faizinin enflasyona etkisi ve ekonomiye ilişkin sorularını dair sorularını yanıtladı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.