SON DAKİKA
Hava Durumu

#Mehmet Ektaş

Porsuk Haber Ajansı - Mehmet Ektaş haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Mehmet Ektaş haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

AHPADİ'den Eskişehir Milletvekillerine "Çerçeve Yasa" Çağrısı Haber

AHPADİ'den Eskişehir Milletvekillerine "Çerçeve Yasa" Çağrısı

AHPADİ Dernek Başkanı Mehmet Ektaş, içeriği kamuoyundan ve milletvekillerinden gizlenen "çerçeve yasa" taslağına sert tepki gösterdi. Ektaş, Eskişehir milletvekillerine açık çağrıda bulunarak taslağa karşı durmaya davet etti. ​AHPADİ Dernek Başkanı Mehmet Ektaş, son günlerde tartışma yaratan ve TBMM'ye sunulacağı belirtilen içeriği belirsiz "çerçeve yasa" taslağına ilişkin Eskişehir'de bir basın toplantısı düzenledi. Toplantıda, sürecin şeffaf yürütülmediğini ve terörle müzakere edildiğini savunan Ektaş, çarpıcı açıklamalarda bulundu. Ektaş açıklamasında; "Hiç kuşku yok ki, vatanını seven herkes, kırk yılı aşkın bir süredir başımıza bela olan etnik bölücüterörün sona ermesinden büyük mutluluk duyacaktır. Bu nedenle “Terörsüz Türkiye” başlığıyla ilan edilen yeni dönem toplumumuzun bir bölümünde beklenti yaratmıştır. Sürecin ilk gününden bugüne kadar AHPADİ olarak bizim ve Atatürkçü, Cumhuriyetçi çizgideki diğer demokratik kitle örgütlerinin yaptığı tüm basın açıklamalarında terörle, teröristle pazarlık olmayacağı, mücadele edileceği vurgulandı. Türk Milletinin ortak hissiyatları doğrultusunda teröristbaşına ve teröristlerine af çıkarılmaması gerektiğini işaret edildi. Ancak, Devlet Bahçeli’nin terörsüz Türkiye söylemiyle gündeme getirdiği süreç, her yönüyle PKK ve terör örgütüyle müzakere, pazarlık görünümüyle devam etti. Süreç şeffaf olmayan, Milletten gizlenen karar ve uygulamalarla adım adım ilerletiliyor. Son olarak gündeme bir çerçeve yasa geldi. Kamuoyuna yansıyan bilgilerden ve yapılan açıklamalardan, içeriği belirsiz yasa taslağının kimler tarafından hazırlandığını bilmemekle beraber, terörist başına sunulduğunu, onunla müzakere edildiği ve uygun görüşünün alınmasından sonra meclise sunulma gayretine girildiğini öğrendik. Teröristbaşı bu yasa taslağının; “en az Cumhuriyetin kuruluşu kadar önemli bir demokratikleşme sürecinin başlangıcı olduğunu, demokratik cumhuriyete sonuna kadar kapı aralayacağını” söylemektedir. Teröristbaşının demokratik cumhuriyete yüklediği anlamın; etnisiyetçi, çok ana dilli, federatif bir Anayasaya sahip Cumhuriyet olduğu gerçeği ışığında, açıklamasından da bu çerçeve yasanın da etnisiyetçi, çok ana dilli, federatif bir Cumhuriyet yolunda ilk önemli yasal düzenleme olduğunu anlıyoruz. Yine, kamuoyuna yansıyan bilgilerden bu yasa ile 3.500 civarında PKK’lı mahkumun serbest bırakılacağını, TCK 302/1’de düzenlenen “Devletin Birliğini ve Bütünlüğünü Bozma” suçunun PKK’lı teröristler yönünden suç olmaktan çıkarılacağını öğreniyoruz. Çerçeve yasanın Milletten ve TBMM’den gizlenmesinin, mecliste grubu bulunan partilere somut düzenlemelerin gösterilmesi yerine bilgilendirme yapılarak destek istenilmesinin, AKP ve MHP Milletvekillerine içeriği okutulmadan önergeye imzalarının alınmasının nedeni bizce içerdiği şifrelerdir. AK Parti Eskişehir Milletvekillerinin, Partilerinin aldıkları karara karşı direnme gücü göstermeyeceklerini, taslağı okumadan itirazsız imzalayacaklarını, Genel Kurulda da evet oyu vereceklerini düşünüyoruz. Bu nedenle bizler, bizleri temsile eden diğer Eskişehir Milletvekillerimize, her fırsatta Cumhuriyetçi, Atatürk’ün mirasçısı olduklarını belirten Sayın Süllü, Sayın Çakırözer ve Sayın Arslan’a sesleniyoruz. Sayın Süllü, Sayın Çakırözer, Sayın Arslan; önümüzdeki hafta TBMM’ye geleceği söylenen ancak içeriği sizlerden gizli tutulan “çerçeve yasa”nın sizlerden neden gizli tutulduğunu mutlaka merak etmişsinizdir. Bu yasadan terörsitbaşının haberi varken neden bizim haberimiz yok sorusunu sormuşsunuzdur. Sayın Süllü, Sayın Çakırözer, Sayın Arslan; nerede durduğunuzu, milletin hangi tarafını temsil ettiğinizi, bizden 2023 yılında aldığınız oylardan doğan irademizi meclise yansıtıp yansıtmayacağınızı, AKP-MHP tarafından hazırlanıp teröristbaşıyla müzakere edilen çerçeve yasaya karşı vereceğiniz oyla sınayacağız. İrademize saygılı olacağımız umuyoruz. Demokratik cumhuriyet zokasıyla Türk Milletine kurulan tuzağa düşmeyin. Terörü ödüllendirmeyin, teröristleri cesaretlendirmeyin. Meclisi yok sayan bu taslağa hayır deyin."

AHPADİ Başkanı Ektaş: "Mevhibe İnönü’ye Yapılan Saldırı Kabul Edilemez!" Haber

AHPADİ Başkanı Ektaş: "Mevhibe İnönü’ye Yapılan Saldırı Kabul Edilemez!"

AHPADİ Başkanı Av. Mehmet Ektaş, Bursa Büyükşehir Belediye Meclisi'nde Türkiye Cumhuriyeti’nin 2. Cumhurbaşkanı İsmet İnönü ve eşi Mevhibe İnönü’ye yönelik sarf edilen sözlere tepki gösterdi. Av. Mehmet Ektaş, yaptığı basın açıklamasında, devlet adamlarının siyasi olarak eleştirilebileceğini ancak ailelerine ve özellikle Cumhuriyetin öncü kadınlarından Mevhibe İnönü’ye yönelik hakaretlerin kabul edilemez olduğunu vurguladı. Ektaş, açıklamasında şu ifadelere yer verdi: "Türkiye Cumhuriyeti, sadece Türk Tarihinin değil İnsanlık tarihinin parmakla gösterilen en başarılı devletlerindendir. Altı okla ifade edilen Kemalist ilkeler üzerine inşa edilmiş bu devler, emperyalizmin işgal planlarını alt etmekle kalmamış, çağdaş, modern, ve halk egemenliğine dayanan bir düzen kurarak kısa zamanda ekonomik, sosyal, siyasal, kültürel devrimlerle Türk Milletine refah ve ümran sağlamıştır. Bu nedenledir ki; Kurtuluş Savaşının kahramanları ve Türk Devlerinin Kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, İsmet İnönü, Kazım Karabekir, Fevzi Çakmak ve diğerleri, sivil dava arkadaşları Ali Yusuf Akçura, Falih Rıfkı Atay Mahmut Esat Bozkurt ve diğerleri Türk Milletinin kalbinde eşsiz bir yer edinmişler, aziz hatıraları her zaman saygıyla anılmıştır. Ama, yine bu nedenledir ki, bu müstesna şahsiyetler, her zaman emperyalistlerin ve onların yerli işbirlikçilerinin, dini siyasete alet edenlerin, bölücülerin hedef tahtasında olmuşlardır. Milli Eğitim Seyredeni Yusuf Tekin’in en son Kurtuluş Savaşının ismini Milli Mücadele olarak değiştirme girişimini tartıştığım günlerde, Bursa Büyükşehir Belediye Meclisi'nde AKP Grup Sözcüsü Ahmet Alperen Aydın'ın İsmet İnönü ve eşi Mevhibe İnönü için sarf ettiği sözler gündeme düşmüştür. İsmet İnönü, Kurtuluş Savaşında meydan muharebeleri kazanmış, Cumhuriyetin Kuurluşundan sonra Başbakanlık ve Cumhurbaşkanlığı yapmış büyük devlet adamıdır. Devlet adamlarını siyaseten eleştirmek politikadır ama ailelerine, namuslarına dil uzatmak alçaklıktır, ahlaksızlıktır, suçtur. Latife Uşaki, Reşide Bayar gibi dönemin devlet başkanları, başbakanları, bakanlarının eşleri gibi Sayın Mevhide İnönü’de modern ve çağdaş Türk Kadını kimliğini temsil ederek toplumsal öncüllerimizden olmuşlardır. AKP Grup Sözcüsü Ahmet Alperen Aydın, çirkin sözleriyle sadece kendi çirkinliğini ortaya dökmemiş Halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama" suçu ile Kişinin Hatırasına hakaret suçunu işlemiştir. Ancak, Ahmet Alperen Aydın’ın suçlarından daha üzücü olanı ise Cumhuriyet Savcılarınınve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın tutumudur. Vahdettin'in İngilizlerin korumasını kabul edip İngiliz Gemisiyle Ülkeyi terk ettiği tespitini, Şeyh Saitin İstiklal Mahkemelerinde Vatana ihanetten yargılanıp mahkum edildiği gerçeğini dile getirenler hakkında hemen soruşturma açıp iddianame düzenleyen Savcılar şu ana kadar Ahmet Alperen Aydın’ın suçları için hiçbir işlem yapmamışlardır. Tüm Millletin Cumhurbaşkanı olması sıfatıyla herkesin ar ve namusunu da korunmakla görevli olan Recep Tayyip Erdoğan’da anılan kişinin partiden ihracı için hiçbir işlem başlatmamıştır. Rahmetli Mevhide İnönü üzerinden Cumhuriyet kadınlarına, Cumhuriyetin temsil ettiği kültürümüze yapılan bu iğrenç saldırıyı kabul etmiyor, şiddetle kınıyoruz. Cumhuriyet Savcılarına ve Sayın Recep Tayyip Erdoğman’ı göreve davet ediyoruz."

AHPADİ Başkanı Mehmet Ektaş: "Teröre Destek Mitingine İzin Verilemez!" Haber

AHPADİ Başkanı Mehmet Ektaş: "Teröre Destek Mitingine İzin Verilemez!"

AHPADİ - Adaletin Hukuku ve Parlementer Demokrasi İdeali Derneği Başkanı Avukat Mehmet Ektaş, hafta sonu çeşitli illerde düzenleneceği duyurulan "Öcalan’a Özgürlük" mitinglerine çok sert tepki gösterdi. Ektaş, bu mitinglerin hukuka ve Türkiye Cumhuriyeti’ne açık bir başkaldırı olduğunu belirtti. Eskişehir’de yazılı bir basın açıklaması yayımlayan AHPADİ Başkanı Av. Mehmet Ektaş, DEM Parti ve iş birlikçileri tarafından Muş, Mersin, Diyarbakır ve İstanbul’da yapılması planlanan mitinglerin yasal olarak suç teşkil ettiğini savundu. Anayasa ve Terörle Mücadele Kanunu’nu hatırlatan Ektaş, adli ve idari makamları göreve çağırarak söz konusu organizasyonların derhal yasaklanması gerektiğini ifade etti. "Bir Cani İçin Özgürlük Değil, Ancak Af Dilenebilir" Mitingin adlandırılış biçimine sert eleştiriler getiren Av. Mehmet Ektaş, özgürlük kavramının esir alınan veya hukuka aykırı şekilde alıkonulan kişiler için kullanılacağını belirtti. Teröristbaşının statüsünün net olduğunu vurgulayan Ektaş, şu ifadeleri kullandı: "Öcalan, yakalandığı Şubat 1999 tarihine kadar devletine ve milletine karşı alçakça işlediği suçlardan hüküm giymiş bir mahkumdur. Bir mahkum için ancak ‘af’ dilenebilir ki, bu dahi Türk milletinin vicdanında asla kabul görmez. Öcalan; asker, polis, sivil, öğretmen, mühendis ve ne yazık ki bebeklerin de aralarında bulunduğu yaklaşık 50 bin insanımızın katledilmesi emrini vermiş bir canidir." Ektaş, Öcalan'ın 1999 yılında vatana ihanet ve ayrılıkçılık suçlarından oy birliğiyle idama mahkum edildiğini, cezasının 2002 yılında idamın kaldırılmasıyla ağırlaştırılmış müebbet hapse çevrildiğini hatırlatarak, cezai sorumluluğu azaltan hiçbir maddeden yararlandırılmadığının altını çizdi. "TUSAŞ Saldırısından da Doğrudan Öcalan Sorumludur" AHPADİ Başkanı Ektaş, teröristbaşının cezaevinde olduğu süreçte de avukatları, aile yakınları ve siyasi uzantılar aracılığıyla PKK terör örgütünü yönetmeye devam ettiğini ileri sürdü. Örgütün gerçekleştirdiği son kanlı eylemlere değinen Ektaş, yakın geçmişteki TUSAŞ saldırısına dikkat çekti: 23 Ekim 2024 TUSAŞ Saldırısı: Ankara Kahramankazan'daki Türk Havacılık ve Uzay Sanayii merkez yerleşkesine düzenlenen hain saldırıda 5 yurttaşımız şehit olmuş, 22 yurttaşımız yaralanmıştı. Hukuki Süreç: Ektaş, bu saldırı dahil olmak üzere PKK'nın tüm eylemlerinden Öcalan’ın birinci derecede sorumlu olduğunu ve 1999'dan bu yana geçen süreç için de ayrıca "terör örgütü yöneticiliği" suçundan yargılanması gerektiğini belirtti. "Mitingler Hak Kullanımı Değil, Ağır Bir Suçtur" Düzenlenmek istenen mitinglerin anayasal bir hak olarak değerlendirilemeyeceğini belirten Avukat Mehmet Ektaş, işin hukuki boyutunu şu sözlerle özetledi: "Bu mitingler; Türk Ceza Kanunu ve Terörle Mücadele Kanunu’na göre terör örgütü propagandası yapmak, suç ve suçluyu övmek, halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik etmek gibi net suçları oluşturmaktadır. Konusu suç teşkil eden ve kamu düzenini açıkça tehlikeye atan bu eylemler hak kullanımı olamaz; aksine yasal birer yasaklanma nedenidir. Anayasanın 14. maddesi de temel hak ve hürriyetlerin devletin bütünlüğünü bozacak şekilde kötüye kullanılamayacağını açıkça düzenler." "Siyasi İktidarı ve Devlet Bahçeli'yi Esefle İzliyoruz" Açıklamasında siyasi gündeme ve iktidar bloğuna da eleştiriler yönelten Ektaş, bu tür mitinglerin önünü açan söylemlerin toplumsal huzuru bozmayı hedeflediğini iddia etti. "Bu mitinglerin yüreklendiricisinin sözde milliyetçi Devlet Bahçeli olması esef vericidir" diyen AHPADİ Başkanı, Cumhurbaşkanının sessiz kalmasının da bu tür girişimlere toplumsal zemin hazırlanması kaygılarını haklı çıkardığını savundu. Ektaş, Türk ordusunun mücadelesiyle yok olma noktasına gelen terör örgütüne hiçbir isim altında "can suyu" verilmemesi gerektiğini söyledi. Cumhurbaşkanı ve İçişleri Bakanlığına Çağrı AHPADİ Başkanı Av. Mehmet Ektaş, anayasayı ve vatanın bütünlüğünü koruyacağına dair yemin eden devlet yetkililerini acilen adım atmaya davet ederek açıklamasını şu çağrıyla sonlandırdı: "Başta Cumhurbaşkanı ile İçişleri Bakanı olmak üzere, ilgili tüm yetkilileri, adli ve idari makamları görevlerini yapmaya davet ediyoruz. Bu teröre destek mitingleri derhal yasaklanmalı ve sokak eylemlerine kesinlikle izin verilmemelidir. Aksine davranıp terör örgütüne zemin hazırlayanlar, tarih ve bağımsız yargı önünde hesap vermekten kaçamayacaklardır."

AHPADİ Ektaş: "Çözüm; Özelleştirme Değil Devletleştirme" Haber

AHPADİ Ektaş: "Çözüm; Özelleştirme Değil Devletleştirme"

AHPADİ - Adaletin Hukuku ve Parlementer Demokrasi İdeali Derneği Başkanı Mehmet Ektaş son günlerde kamuoyunda tartışılan sağlık kurumlarının özelleştirme iddiaları ile ilgili bir açıklama yaptı. AHPADİ Başkanı Mehmet Ektaş yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi; "Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Kuruluşundaki temel ilkelerden biri de Halkçılık ilkesinin zorunlu kıldığı Devletçilik İlkesi olup, kısa zamanda gerçekleştirilen büyük tarım, sanayi kalkınmaları, yakalanan büyüme rakamları Devletçi Ekonomi yönetiminin başarıyla hayata geçirilmesi ve uygulanmasıyla gerçekleştirilmişti. Ancak, Türk Milletinin önemli bir kısmından hayır duası ve helallik alamayan Turgut ÖZAL’ın Başbakanlığında Anavatan İktidarında 1999 Yılı Anayasa değişikliği ile koşmaya başlayan, AK Parti İktidarıyla zirveye çıkan Liberal politikalar, Ülkemizi büyük ülkeler sıralamasında lig düşürdü, gelir başta olmak üzere her alanda adaletsizlik arttı, üreten toplumdan tüketen topluma, ihraç eden Ülkeden ithal eden Ülkeye dönüştük. Liberal politikaların bütçe açığı kapatmadaki en önemli aracı olan Özelleştirme de bu süreçte acımasızca kullanıldı. Önce fabrikalar satıldı, ardından petrol rafineleri. Yetmedi, yollar paralı hale getirildi, köprüler satıldı. Maden işletmelerine, ormanlar kiralandı, madenlerimiz yok pahasına satıldı, satılmaya devam ediyor. İmara açık bölgelerde, ne Merkezi İdareye ne de Belediyelere ait arsa kalmadı, olan son üç beşi de satışta. Miras yedi gibi elinde avucunda ne varsa satan, kazandığını da büyük bir savurganlıkla beyhude eden iktidar şimdi de Şehirlerimizin merkezi yerlerinde kalan ve bu yönüyle çok büyük değerlere sahip sağlık alanlarını özelleştirme kapsamına almış satışa çıkarmıştır. Önce 27 ilde 55 taşınmaz, şimdi 32 ilde 71 taşınmaz satılıyor. Bundan Eskişehir’de nasibini alıyor. Sağlık hakkı, en temel Anayasal haklarımızdan biri. Sağlık hakkına erişim hem ücretsiz hem de kolay olmalı. Ancak, AK Parti İktidarı önce aile hekimliği sistemiyle yurttaşlarımızın hastanelere erişimini engelledi. Ardından şehir içlerinde mantar gibi özel hastane açılmasına izin verirken devlet hastanelerini kapattı, şehir dışına kurulan şehir hastaneleriyle yurttaşların devlet hastanelerine erişimini zorlaştırdı, özel hastanelere müşteri potansiyeli oluşturdu. Şimdi, bu projesini genişletmek istiyor. Kapattığı, yıktığı hastanelerin yerine hastane yapılmasını beklerken, bu alanların da satışa çıkarıldığını öğreniyoruz. Bu alanların ne için kullanılacağı ise meşhul. Sağlık hizmeti için kullanılsa bile paralı olacağından bu uygulamadan halkımızın hiç bir çıkarı olmayacak. AK Parti İktidarı Okulları da Satar! Eğer ki sağlık alanlarının satışını gerçekleştirir, bu satışları engelleyemezsek, , AK Parti İktidarının savurganlığına, hesap bilmezliğine kaynak yaratmak için Okullarımızı, okul arazilerimizi satmayacağından da kuşkumuz yok. Özelleştirmelerin yasal dayanağı Anayasa’nın 47’inci maddesi olsa da bu maddenin başlığı Devleştirme ve Özelleştirme olup önce 1. fıkrasında Devleştirmenin düzenlenmiş olması da anlamlıdır. Ancak AK Parti İktidarı Anayasa’nın 47’inci kapsamında bu güne kadar hiç bir Devletleştirme yapmamış sadece Özelleştirmiştir. Bu durum AK Parti İktidarının amacını ortaya koymaktadır. Anayasanın başlangıç bölümünde “hiç bir düşünce ve mülahazanın .....Türk Milli menfaatleri karşısında himaye göremeyeceği” belirtilmiş, 5’inci maddesinde ise Devletin temel amaç ve görevleri arasında “Türk Milletinin bağımsızlığını” ve “kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak” olduğu belirtilmiştir. Anayasa’nın 56’ıncı maddesinde ise Sağlık Hakkı düzenlenmiştir. Bu düzenlemelere göre Özelleştirme yapılabilmesinin en temel şartı, kamu yararıdır. Bu yararın sözle ifadesi değil, somut, ölçülebilir, denetlenebilir dayanaklarla ispatlanması gerekir. Bugün özelleştirme kapsamına alınan sağlık alanları için böyle bir savunma mümkün değildir. Bu özelleştirmelerde, kamu menfaati, Türk Milli Menfaatine uyarlık yoktur. Bu özelleştirmelerin Türk Milletinin bağımsızlığına, Milletimizin refah, huzur ve mutluluğuna sağlayacağı en küçük fayda yoktur. Tam tersine bu özelleştirmeler, insanımızın sağlık hizmetlerine erişimini daha da zorlaştıracak, ek maliyetlere neden olacaktır. Bu Millet için yapılması gereken, hiç zaman geçirilmeden tüm özel hastanelerin, vakıf Üniversitelerin, özel Okulların Devletleştirilmesi ve eşit yurttaşlık hakkı kapsamında tüm yurttaşlarımızın eşit olarak yararlanabileceği temel hakları olarak yeniden düzenlenmesidir. Anayasaya, Milletin menfaatlerine uygun düşmeyen bu hatadan dönülmesi gerekmektedir. Eskişehir’in AK Parti Milletvekilleri ve Teşkilat Yöneticileri başta olmak üzere tüm siyasetçileri göreve davet ediyoruz. Bu duygu ve düşüncelerimizi, siz değerli yurttaşlarımızla da paylaşıyor, sürecin sonuna kadar takipçisi olacağımızı ifade ediyor, saygılarımızı sunuyoruz."

Rapor Cumhuriyetimizin Kurucu Değerlerine Yönelen Bir Saldırıdır Haber

Rapor Cumhuriyetimizin Kurucu Değerlerine Yönelen Bir Saldırıdır

AHPADİ Dernek Başkanı Mehmet Ektaş, TBMM Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu tarafından hazırlanan ve onaylanan raporla ilgili değerlendirmelerde bulundu. AHPADİ Dernek Başkanı Mehmet Ektaş konuyla ilgili olarak düzenlediği basın toplantısında şu ifadelere yer verdi; "Emperyalist ABD ve ortaklarının talimatıyla, teröristbaşı tarafından seslendirilen taleple, Bahçeli’nin çağrısıyla kurulduğu eleştirilerine maruz, Anayasa ve TBMM İçtüzüğüne aykırı, “korsan komisyon” tarafından hazırlanan rapor, komisyonda yapılan oylamada kabul edilerek kamuoyuyla paylaşıldı. Komisyonda; AKP, MHP, DEM, CHP, DEVA, GELECEK, SAADET, TİP, EMEP, HÜDAPAR vardı. Komisyonda, Liberaller, enternasyonel Sosyalistler, Bölücüler, Siyasal İslamcılar, İkinci, Üçüncü Cumhuriyetçiler vardı. Seçmenin %70’ini Atatürkçüler, Milliyetçiler, vatanseverlerin oluşturmasına rağmen, partilerin komisyona verdiği üyeler içinde bu kimlikleriyle öne çıkan milletvekilleri yoktu. Çünkü, Kemalist kimlikli milletvekillerinin olduğu bir komisyondan bu raporun çıkması mümkün değildi. Beklenen oldu. Korsan Komisyon raporu, AKP, MHP, DEM ve CHP ve diğer partilerin temsilcilerinin oylarıyla kabul edildi. Numan Kurtulmuş’un başkanlığını yaptığı, Epstein belgelerinde ABD Ajanı olduğu belirtilen Sezgin Tanrıkulu, Fethi Yıldız, Mehmet Emin Ekmen, Bülent Kaya, Mustafa Bilici, Zekeriya Yapıcıoğlu gibi şahsiyetlerin kuşattığı komisyondan başka bir sonuç da beklenmezdi. Alford Andrews’in Türkiye’yi 47 etnik gruba ayıran, “Türkiye Cumhuriyeti’nde Etnik Gruplar” adındaki eseriyle işaret ettiği ve ABD’nin ısrarla Osmanlı Devleti’de olduğu gibi Türkiye’de de federatif sistem uygulama istekleriyle üniter yapımızı bozma hedefleri, gerçekleşmeye artık çok yakın. Raporda, Siyasi kimliğimiz olan kapsayıcı ve birleştirici “Türk Milleti” ifadesinden özenle kaçındılar. İlk defa resmi bir evrakta Anayasamızdaki "Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına, din, dil, ırk, mezhep ayırt edilmeksizin Türk denir ifadesi" yok sayıldı. Korsan Komisyon raporunda bir kez bile "Türk Milleti" ifadesi yer almadı. Raporda, teröristbaşı, bebek katili, DEM, HÜDAPAR gibi düşmanları rahatsız olmasın diye Cumhuriyetimizin Kurucusu Ulu Önder Mustafa Kemal ATATÜRK’ten ösz edilmedi. Raporda, ilk okunduğunda oldukça masum duran "Türklerin, Kürtlerin, Arapların bölgede yaşayan diğer kardeş halklarla birlikte oluşturacağı doğal ittifak, bölgede emperyalistlerin kurguladığı dağılma ve parçalanma senaryolarını bozacak, plânlarını etkisiz hale getirecek bir dönemi başlatacaktır." ifadesiyle siyasi ve kültürel birliğimizin adı olan "Türk'lük etnik bir kimliğe indirgendi, Kürtlükle, Araplıkla, diğer etnisitelerle eşitlendi. Demokrasi arayanlar, ileri demokrasi diyenler, Ülkemizi, Osmanlı'nın Islahat Fermanına geri döndürdüler. Raporda, bizi haklı kılarcasına terörist bebek katilinin çağrısının sürecin öenmli bir aşaması olarak gösterildi. İlk kez resmi bir belgede teröristbaşı, bebek katili, cani tespitleri terk edilip örgüt kurucu lideri Abdullah Öcalan sıfatlamasıyla, katil APO’ya masumiyet, meşruluk ve saygınlık kazandırıldı. İsim belirtilmeden rapor, PKK ve terörist başına bebek katiline göre düzenlendi. Raporda, sürecin bir devlet politikası olduğu belirtilerek, AKP iktidarı olan yürütmenin sorumluluğu gizlenmeye çalışıldı. Raporda, sürecin bir devlet politikası olduğu belirtilerek; ilerleyen dönemde atılacak adımlara karşı yasama yani Meclis’in dolayısıyla Milletin iradesine ipotek konuldu, fiili tartışmaya kapattı, Mevclisin denetim hakkı ve yetkisi yok sayıldı. Rapor, AİHM bahanesiyle başta bebek katili olmak üzere teröristleri serbest bırakacak yasal düzenlemeler yapılması gerektiğini işaret edilerek örtülü bir affın kapısı aralandı. Raporda, kullanılan etnik dille, Anayasanın 66’ıncı maddesinin değişikliği için motivasyon sağlandı. Ülkenin genç eğitimli insanları işsizlikle boğuşurken, Milletine kurşun sıkan, sıktıran teröristlere istihdam olanağı sağlanacağı sözü verildi. Bu raporda kullanılan dil ve gerçekleştirilmek istenen hedefler, daha fazla demokrasi olarak sunulmak istense de, hedeflerin gerçekleşmesi durumunda demokrasimizin büyük yara alacağını görmemek mümkün değil. Demokrasiler, Ulusal birlik rejimleridir. Demokrasiler, kültürel, siyasi, ekonomik birlik içinde yaşayan ve ortak hedefleri olan toplumlarda kökleşir. Demokrasi adı altında, Etnik ve inanç ayrılıklarının körüklendiği, toplumun birbirinden uzaklaştırıldığı, yabancılaştırıldığı siyasal ve sosyal düzenlerde, bir süre sonra kaos, terör hakimiyeti ele alır ve demokrasi ortadan kalkar. Terörle, korkan, sinen bireyler, aydınlar konuşamaz, düşüncelerini açıklayamaz. Biz bunları Uğur Mumcu gibi aydınlarımıza yapılan saldırılardan, özellikle Güneydoğu’da halka yöneltilen teröröle yurttaşlarımızın esir edildiği gerçeğinden biliyoruz. Bu rapor, Birlik ve beraberliğimize, Demokrasimize, Cumhuriyetimizin kurucu değerlerine yönelen saldırıdır. Bu rapora imza atanlar, Anayasaya, başta Siyasi Partiler kanunu ve TCK olmak üzere laik hukuk devriminin tüm kazanımlarına karşı suç işlemişlerdir. Bunu bilen komisyon üyeleri, asıl hedeflerini raporda açıkça belirtmemişler, örtülü cümlelerle saklamaya çalışmışlarıdr. Bunu bilen komisyon üyeleri kendilerine yasal güvence de istemişlerdir. Bu noktadan sonra, bu gaflet ve delalaete karşı durması gereken TBMM’de bulunan Milletvekilleridir. Korsan Komisyon oluşumuyla, nihayetinde de düzenlenen rapordaki tehditleriyle kendileri devre dışı bırakılan Milletvekilleri Mecliste gerekli cevabı hem partilerinin genel başkan ve yöneticilerine verecektir, vermelidir. Bu duygu ve düşüncelerimizi, siz değerli yurttaşlarımızla da paylaşıyor, sürecin sonuna kadar takipçisi olacağımızı ifade ediyor, saygılarımız sunuyoruz."

AHPADİ Ektaş: "Atatürk’ü Yenemezsiniz!" Haber

AHPADİ Ektaş: "Atatürk’ü Yenemezsiniz!"

AHPADİ Dernek Başkanı Mehmet Ektaş, İlkokul 1 ve 2'inci sınıf öğrencilerine verilen Gelişim Raporları'nda Mustafa Kemal Atatürk'ün yer almamasına tepki gösterdi. AHPADİ Başkanı Ektaş yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi; "Değerli basın mensupları, karşılaştırmalı eğitim ve öğretim verileri, Ülkemizde ki Milli Eğitim Sisteminin öğrenme çıktılarının beklenen performansı sağlamadığını, özellikle de eğitim ve kültürlemeş yoluyla sorumlu, bilinçli yurttaş yetiştirme, Cumhuriyetin değerlerini benimseyen Atatürk’ün yolunda yeni nesillerin yetiştirilmesi hedefinden uzun yıllardır vaz geçildiğini görüyoruz. Aatürk’ten ve ilkelerinden uzaklaştıkça bilimden, teknolojiden, sanattan, kültürden uzaklaşıyoruz. Atatürk’ten ve ilkelerinden uzaklaştıkça üretemiyoruz, fakirleşiyoruz, yoksulluk ve yolsuzluklar artıyor, suç oranları zirve yapıyor. Bizler, Hükümetlerden Laik Hukuk Devriminin en önemli direği olan eğitimin sorunlarına odaklanmasını beklerken, ne yazık ki iş başına gelen hükümetler ve Milli Eğitim Bakanlığı Laik ve bilimsel eğitimi ve Atatürk’ü hedef almaya devam ediyorlar. Hatırlayalım; İlkokullarda okunan çocuklarımızın “Atatürk’e söz verdiği ve Ne Mutlu Türküm Diyerek sonlandırdıkları andımızı kaldırdılar. İmamları, gerici tarikatların yancısı dernek ve vakıfları ders vermek amacıyla okullara soktular. Müfredatlarda yapılan değişikliklerle bilimsel eğitim sürelerinin azaltılarak doğmaya dayalı derslerin sürelerini arttırdılar. Seçmeli din ve kültürü derslerinizorunlu seçmeli hale getirilerek dayattılar. Kız liselerinin sayılarını arttırdılar. Kamuoyuna yansıyan bir çok okulda, kız ve erkek öğrencilerin sınıflarda aynı sıralara oturmalarının engellediler. Kamuoyuna yansıyan bir çok okulda erkek ve kız öğrencilerinin kantin ve ortak kullanım alanlarını ayrıştırdılar. Meslek Lisesi niteliğinde olan İmam Hatip Liselerini Anadolu İmam Hatip Liselerine dönüştürdüler. Puanı nedeniyle seçme yapmak istemeyen öğrencileriİmam Hatip Liselerine zorunlu kayıt yaptırdılar. Ana dilde eğitim hakkı safsatısıyla Milletin birliğini hedef alan ve çocuklarımızı önce ayrıştırmayı ve ardından birbirine yabancılaştırmayı hedef alan çalışmalar yaptılar. Özellikle Güneydoğuda bir çok Belediye tarafından açılan ve Türkçe dışında eğitim veren kreşlere göz yumdular. Açık öğretim Liseleri yoluyla çocuklarımızı okuldan uzaklaştırdılar. 12 Yıllık zorunlu eğitim süresinin kısaltılması, 3 Yılda Üniversiteden mezuniyet gibi bir çok adımı ise tek tek atmaya gayret gösteriyorlar. Kamuoyunu alıştırmaya çalışıyorlar. AKP Eğitim Politikalarını uygulayan Milli Eğitim Bakanlığı yıllardır 2 ileri bir geri adım atarak Atatürk’e, laik, çağdaş ve bilimsel eğitime darbe vurmaya devam ediyor. Eğitimin içi boşaltılıyor. Şimdi de ilkokul 1. ve 2. sınıf karnelerinden Atatürk’ün resmini ve Gençliğe hitabesini kaldırarak yeni bir hamle daha yaptılar. Bizler, Ulu Önder Mustafa Kemal ATATÜRK’ü ilk öğretimin ilk basamağında önce karnelerimizde tanıdık, karnelerimiz üzerindeki Gençliğe Hitabeden Cumhuriyete, Türk Milletine ve İnsanlığa ödevlerimizi öğrendik. Okuduğumuz okulların adları; Atatürk,, Cumhuriyet, Adalet, Devrim, Turan, Milli İrade, Kurtuluş’tu. Bu nedenle bizim eğitimimiz egemenlik kokar, tam bağımsızlık yolu çizer, Mustafa Kemal söylerdi. Bizler böyle bilinçlendik, Çocuklarımız öyle yetişti, Torunlarımız da böyle yeşeriyor. Attığı her adımla, Atatürk’ü ve Cumhuriyetin ilkelerini hedaf alan Bakan Tekin’i şiddetle kınıyoruz. Tekin ve benzerlerinin karanlık emellerine ulaşamayacaklarını, Atatürk’ü yenemeyeceklerini, Türk Milletinin damarlarında akan kan, ruhunda fışkıran heyecan olan Atatürk’e karşı her zaman kaybedeceklerini bir kez daha ilan ediyoruz. Cumhuriyeti korumanın, Laik Hukuk Devrimini korumak olduğu bilinciyle bu adımlara karşı mücadelemizi sürdüreceğimizi ifade ediyor, kamuoyunu saygıyla selamlıyoruz."

Suç İşlenmesinin Suçlusu 11. Yargı Paketi mi? Haber

Suç İşlenmesinin Suçlusu 11. Yargı Paketi mi?

AHPADİ Derneği tarafından 11’inci Yargı Paketi ile getirilen örtülü af ve yargı sorunlarına çözüm olup olamayacağı ile ilgili olarak bir basın açıklaması yapıldı. AHPADİ Dernek Başkanı Avukat Mehmet Ertaş tarafından yapılan basın açıklamasında şu ifadelere yer verildi; "Değerli basın mensupları, 2026 Yılının ilk gününde, tatil gününde, yurttaşların haber alma hakkını temin için görevinin başında olup basın açıklamamıza katıldığınız için sizlere şükranlarımızı sunarız. Yurttaşlarımızın yeni yılını kutlarız. 2026 Yılının adalet, hukuk, demokrasi beklentilerimizin gerçekleşeceği mutlu bir geleceğin habercisi olabilecek gelişmelerin en azından ilk muştularını göreceğimiz ve bundan cesaretle umutlarımızı ileriye taşıyabileceğimiz yeni bir yıl olmasını dileriz. Yaşam hakkı diğer tüm insan haklarına kaynaklık eden temel bir insan hakkıdır. Yaşam hakkının özü bireyin hayatta kalmasıdır. Anayasamızın 17. Maddesinde düzenlenen Yaşam hakkı, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi 3. maddesi, Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi 6. maddesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi 2. maddesi, Amerikan İnsan Hakları Sözleşmesi 4. maddesi, Afrika İnsan ve Halkların Hakları Şartı 4. maddesi ve AB Temel Haklar Şartı 2. maddesi gibi pek çok uluslararası sözleşmede de yer almıştır. Bireylerin yaşam hakkını sağlamak ve korumak devletin sorumluluğundadır. Devletin sorumluluğunu gerektirebilecek şartlar altında can kaybının gerçekleşebileceği durumlarda kamu makamlarının Anayasa'nın 17. maddesi gereğince öncelikle yetkileri dâhilinde tüm imkânları kullanarak yaşama hakkına yönelen tehdit ve risklere karşı etkili yasal ve idari tedbirleri oluşturmaları gerekmektedir. Bu bağlamda, Devletin doğrudan kendi yönetimi altında olan tutuklu ve hükümlülerin yaşam haklarını koruması da pozitif yükümlülüğünün bir gereğini oluşturmaktadır. Hatırlanacağı gibi, büyük tahribatlar yaratan, milyonlarca insanın ölümüne neden olan Covid 19 salgını döneminde, yaşam hakkı çerçevesinde, hapishanelerde salgın kaynaklı kitlesel ölümlerin önüne geçebilmek alınan önlemler çerçevesinde, dünyanın neredeyse tüm ülkelerinde bazı koşulları taşıyan hükümlülerin önemli bir bölümü, bazı şartlarla ve denetimli olarak hapishanelerden tahliye edilmişti. Ülkemizde de buna benzer şekilde, 31 Temmuz 2023 tarihi itibarıyla kapalı ceza infaz kurumunda bulunan hükümlüler, yani 31 Temmuz 2023 tarihi itibarıyla yargılamaları sona ermiş, cezaları kesinleşmiş ve infaz aşamasına geçilmiş hükümlülerin bir bölümü, denetimli serbestlik süresinin 1 yıldan 3 yıla çıkarılmasıyla daha erken olarak açık ceza infaz kurumundan tahliye olma hakkı kazanmışlardı. Ancak, düzenlemenin 31 Temmuz 2023 tarihinden önce işlenmiş ancak 31 Temmuz 2023 tarihinden sonra cezası kesinleşmiş hükümlüleri kapsamaması nedeniyle, cezaları 31 Temmuz 2023 tarihinden sonra kesinleşmiş hükümlüler bu düzenlemeden yararlanamamışlar, bu durum da başka adaletsizliği beraberinde getirmişti. Ortaya çıkan bu adaletsizliğin giderilmesi, hukuk devleti olmanın bir gereği olduğu gibi özellikle hükümlülerin ve ailelerinin uzun süren bir bekleyiş ve umutları da vardı. Bu adaletsizliği ortadan kaldırmak amacıyla TBMM’de yapılan çalışmalar sona erdi. Değerli basın mensupları, sizlerin de takip ettiği gibi, 11. Yargı Paketi olarak isimlendirilen Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 631 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun 25 Aralık 2025 Tarihli ve 33118 Sayılı Resmi Gazete yayınlanarak yürürlüğe girdi. Düzenleme ile ilk etapta 55 bin hükümlü erken tahliye oldu. 31 Temmuz 2023 tarihinde işlenen suçlar yönünden halen devam eden yargılamaları deevam eden hükümlülerin cezaları kesinleştikçe de ilerleyen sürelerde yaklaşık 40 bin hükümlünün daha bu düzenlemeden yararlanabileceği ön görülüyor. Tabi ki bu düzenleme özellikle hükümlüleri ve yakınlarını mutlu etmişse de, toplumun önemli bir bölümünde öfkeye ve kaygılara neden oldu. Tahliye edilenlerin bir kısmının daha tahliyelerinden bir kaç gün geçtikten sonra yeniden suç işlemleri bu kaygıları arttırdı. Kamuoyunda başlayan bu kaygılar etrafında şu soruların doğru cevaplarını bulmamız gerekiyor. Gerçekten, suçluların yeniden suç işlemelerinin tek nedeni, infaz düzenlemelerinde zaman zaman yapılan bu örtülü aflar mı? Bu örtülü aflar, suç işlemeyi teşfik mi ediyor? İnfaz sisteminin olması gereken şartlarından “caydırıcılık” etkisini azaltıyor mu? Evet, bu tespitler bir ölçüde doğru. Her ne kadar 2023 yılı düzenlemesi ile bu son düzenleme birbirine bağlı zorunluluklardan kaynaklanmışsa da cezanın “caydırıcılık” etkisi üzerinde olumsuz baskı oluşturuyor. Ancak, tahliye olan suçluların tekrar suç işlemelerinin tek nedenini bu örtülü aflara yüklemek gerçekçi değil. Bu yaklaşım, gerçek nedenleri tespit edememize ve suç oranlarında liderliğimizi devam ettirmemize neden olacaktır. Son düzenlemeyle gündeme gelen bu tartışmalar, yine infaz sisteminin yetersizliğini de bir kez daha gözler önüne serdi. Ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazı ile ulaşılmak istenilen temel amaç, öncelikle genel ve özel önlemeyi sağlamak, bu maksatla hükümlünün yeniden suç işlemesini engelleyici etkenleri güçlendirmek, toplumu suça karşı korumak, hükümlünün; yeniden sosyalleşmesini teşvik etmek, üretken ve kanunlara, nizamlara ve toplumsal kurallara saygılı, sorumluluk taşıyan bir yaşam biçimine uyumunu kolaylaştırmaktır. Eğer ki infaz sistemi, bu amacını gerçekleştirmiyorsa, tahliye olan hükümlülerin potansiyel suçlular olması ve toplum için risk taşıması kaçınılmazdır. Son düzenlemeyle birlikte yaklaışık 650 bin mahkum, denetimli serbestlik ya da şartlı tahliye sistemi gereği, toplum içinde, bizimle birlikte yaşıyorlar. Ülkemiz, Avrupa Konseyi ülkeleri içinde 100 bin kişi başına düşen 408 kişilik mahkum ve tutuklu sayısıyla en yüksek cezaevi nüfusuna sahip. Sivil Toplum Derneği'nin 3 Kasım 2025 verilerine göre Türkiye'de hapishanelerin doluluk oranı yüzde 140,5'e yükseldi. Türkiye genelinde 402 cezaevinde kapasitenin 116 bin kişi üzerinde mahpus bulunuyor. Bu çok kötü bir oran. Islah amacının önünde büyük bir engel oluşturuyor. Mahpusların yaklaşık %15’i tutuklu mahpus. Avrupa ortalaması ise %33. Bu oran da bize haklarında kuvvetli şuç şüphesi olup soruşturma aşamasında tutuklanmayanların hüküm giyene kadar yeni suçlar işlemeye devam etmelerine istenmeden de olsa olanak sağlandığını gösteriyor. Ülkemizde, personel başına 4,5 mahkum ve tutuklu düşüyor. Bu oran, Avrupa’daki en yüksek oran. Türkiye’yi 2,7 personel ile en yakın Makedonyanın izlediği dikkate alınırsa personel yetersizliğinin de ıslah sistemi üzerindeki olumsuz etkisi görülebilir. 2025 yılı verilerine göre Türkiye, 100.000 kişi başına 2.5 cinayet sayısıyla 19. sırada. Türkiye, organize suçlar konusunda ise Dünya Lideri. Ve son olarak şunu belirtelim. Adalet Bakanlığı verilerine göre Türkiye’de cezaevinden çıkanların %45’i yeniden suç işliyor. Bu veriler; suç işlenmesini önleyemediğimiz, suç işleyenleri ise ıslah edip topluma kazandırmadığımız gerçeğini gözümüze sokuyor. Suç işleme oranlarının yüksekliği, başlıca eğitim eksikliğinden, kültür yozlaşmasından, başta siyasette olmak üzere hayatımızın her alanını çevreleyen şiddet ve nefret dilinden, önleyici kolluğun yetersizliğinden, yargılama süreçlerinin uzunluğundan kaynaklanıyor. İnfaz isteminin amaçlarını gerçekleştirememesinin başlıca nedenleri ise, nitelik ve nicelik açısından yetersiz personel istihdamı, etkisiz rehabilitasyon programları, cezaların caydırıcılık etkisinin sınırlı kalması, sık sık başvurulan örtülü aflar cezaevlerinde mahpusların kalabalık ortamlarda kalması olarak işaret edilebilir. Sıraladığımız bu olumsuz nedenleri ortadan kaldırmasını, çözümleri üretmesini beklediğimiz başta TBMM ve yürtme erki olmak üzere yetkililer ise hiç bir etkili çözüm üretmiyor, birbirini takip eden sıra sayılı paketlerle gün geçiriyor, bizleri oyalıyor. Bu artarak devam eden suç ve yeniden suç işleme oranlarına önlem alınmazsa, Türkiye’nin hiç bir yerinde yurttaşlarımızın can ve mal güvenliğinin kalmayacağı açıkça görülüyor. Türkiye, uyuşturucu kartellerinin hakim olduğu orta amerika ülkelerine dönüşme riskiyle karşı karşıya. Örtülü aflarla ortaya çıkan bir kaç yeni cinayet, hırsızlık gibi münferit olayları bir kaç gün tartışıp, tartışmayı tüketip konforlu yaşam alanlarımıza dönmeyi bırakmalıyız. Bu sorunun önemini kavrayıp, ekonomi, yoksulluk ve gelir adaletsizliği yanında Ülkenin önemli gündem maddeleri içine koymalı, sürekli ve planlı çalışmalarla doğru çözüm programlarını oluşturarak uygulanmasını sağlamalıyız. Başta Barolar Birliği ve Barolar olmak üzere, alanla ilgili yetkin sivil toplum kuruluşları ile Üniversitelerimiz de bu konuda inisiyatif almalı, gündem oluşturmalıdır. İktidar ve muhalefeti oluşturan tüm milletvekillerinin asli görevleri bunlardır. Meclis, kısır ve göstermelik kavgaların yapılacağı yer değildir. Meclis, Ülke sorunlarının tespiti ile somut çözüm önerilerinin konuşulacağı, yasama faaliyetlerinin gerçekleştirileceği, yürütmenin denetleneceği yerdir. Yetkilileri, Ülkenin gerçek gündemine dönmeye davet ediyoruz."

İdari Para Cezaları Geri Alınabilir Haber

İdari Para Cezaları Geri Alınabilir

AHPADİ Derneği tarafından hobi bahçeleri ile dükkan önlerine yapılan ek yapılara kesilen idari para cezalarının geri alınabileceği ile ilgili bir basın açıklaması yapıldı. AHPADİ Dernek Başkanı Mehmet Ektaş yaptığı açıklamada şunları söyledi; "Değerli basın mensupları, hatırladığınız gibi kovit salgınından sonra yapılmalarına uzun süre göz yumulan hobi bahçeleri üzerindeki evlerin yapı sahiplerine, 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu’nun 21. maddesi gereğince idari önemli miktarlarda idari para cezaları uygulanmış, yıkım karraları alınmış, ayrıca yapı sahipleri hakkında suç duyurusunda bulunulmuş, yapılan yargılamalarda yapı sahipleri hakkında hapis cezalarına ya da adli para cezalarına hükmedilmişti. Bunun bir benzeri, şimdi de binaların bahçe mesafelerinde bulunan yapılarda görmeye başladık. Yine, uzun yıllar, büyük bulvar ve caddelere, ticari değeri yüksek olan bölgelerde, binaların bahçeleri üzerine lokanta, kahve dükkanları, pastane gibi işletmelerin yapı yapmalarına göz yumuldu. İşletmeler, önemli maliyetlerle bir çoğu pergola, sundurma olarak nitelendirilebilecek yapılar yaptılar. Ancak, uzun yıllar bu imalatların yapılmasına göz yuman idareler, geçtiğimiz günlerde bu imalatların ruhsatsız yapı oldukları gerekçesiyle işletmelere 250 bin TL ile 3 milyon TL arasında idari para cezaları kestiler, ayrıca yapıların yıkılacağını tebliğ ettiler. -eğer idareler görevlerini ihmal etmezse- konu İmar Kanununa aykırılık olduğundan, idari para cezalarını kesen idareler ayrıca Savcılıklara İmar Kirliliğine neden olma suçundan suç duyurusunda bulanacaklar, yapı sahipleri hakkında ceza yargılaması da başlayacak. Yaşanan bu gelişmenin, yapıları ruhsat gerektirmeyen yapılar sınıfında olan bir kısım işletme sahiplerinin mağduriyeti ve zararına olacağı kuşkusuzdur. Bu nedenle, hangi yapıların ruhsat gerektirip gerektirmediği ve ödenmek zorunda kalınan idari para cezalarının geri alınmasının ya da iptal edilmesinin hukuksal şartları hakkında kamuoyunu bilgilendirmek istiyoruz. “Pergola, Sundurma Yapı Ruhsatı gerektirmez” 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 21. maddesine göre, bazı istisnalar hariç olmak üzere yapı yapmadan önce belediye veya il özel idaresinden ruhsat almak zorunludur. Ancak, kanunda yer verilen istisnalardan bir bölümü Planlı Alanlar İmar Yönetmeliğinde düzenlenmiştir. Planlı Alanlar İmar Yönetmeliğinin Tanımlar başlıklı 4'üncü maddesinde pergola ve sundurma olarak nitelendirilen yapılar açıkça tanımlanmıştır. Yönetmeliğin Yapı ruhsatı gerekmeyen inşai faaliyetler başlıklı 59'uncu maddesinde " (1) Basit tamir ve tadillerin, balkonlarda yapılan açılır kapanır katlanır cam panel uygulamalarının, korkuluk, pergola, çardak/kameriye ve benzerlerinin yapımı ile bölme duvar, bahçe duvarı, duvar kaplamaları, baca, saçak, çatı ve benzeri elemanların tamiri ve pencere değişiminin ruhsata tabi olmadığı" belirtilmiştir. Ve yine Planlı Alanlar İmar Yönetmeliğinin Bahçe Mesafeleri başlıklı 23'üncü maddesinin dördüncü bendinde; "(4) Ön, yan ve arka bahçelerde; kapalı mekân oluşturmayan ve tüm cepheleri açık, katlı olmayan, bağımsız bölüm veya bağımsız bölümün eklentisi niteliği taşımayan, tabii veya tesviye edilmiş zemin üzerine; Kameriye, Pergola, Süs havuzu, Çocuk bahçeleri, Bina giriş köprüleri, Oyun ve sportif amaçlı bahçe düzenlemeleri yapılabilir." düzenlemesine yer verilmiştir. Danıştay kararlarında da istikrarlı bir şekilde vurgulandığı üzere, kural olarak pergola ve sundurma yapımı ruhsata tabi değildir. “Genel olarak İmar Kanunu’nda düzenlenen yapı tanımı kapsamında inşa edilmemiş olması, dolayısıyla kapalı alan oluşturmayacak şekilde, etrafı açık, gölgelik amacına yönelik olarak ve bina cephesini değiştirmeyecek şekilde, hafif yapı malzemeleri ile yapılmış" pergola ve sundurmanın ruhsata tabi olmadığı" Danıştay 6. Dairesinin 12.09.2019 tarih ve E:2019/5842, K:2019/7244 sayılı kararında belirtilmiştir. İlimizde idari para cezası kesilen yapılar bu çerçevede değerlendirildiğinde, bir çoğunun pergola, çardak, sundurma niteliğinde olduğu kuşkusuzdur. İdarelerin, pergola, çardak gibi yapıları, ruhsatsız yapı olarak nitelendirip bunlara idari para cezası uygulaması İmar Kanununa ve Planlı Alanlar Uygulama Yönetmeliğine aykırıdır. “Ödenen İdari Para Cezaları Geri Alınabilir” Diğer yandan, İdareler kestikleri bu idari para cezaları nedeniyle Savcılıklara suç duyurusunda da bulunmak zorundadırlar. Bu durumda, idari para cezalarının iptalini, ödenenler varsa geri iadesini gerektiren ikinci yasal koşulun ortaya çıkmasını sağlayacaktır. Şöyle ki; Asliye Ceza Mahkemelerinde yapılacak kovuşturmalar sonucunda, Ceza Mahkemeleri tarafından ya suçun işlenmediği yani yapıların ruhsat gerektiren yapılardan olmadığı tespit edilecek ya da suçun sübuta erdiğinden bahisle yapı sahiplerine ceza verilecektir. Her iki durumda da, idarenin uyguladığı idari para cezasının iptali ya da iadesi gerekecektir. Eğer ki, ceza mahkemesince alınan bilirkişi raporunda yapının ruhsat gerektiren yapılardan olmadığı tespit edilir ve yapı sahibinin beraatine karar verilirse, idari para cezasının hukuka aykırı olarak kesildiği ortaya çıkacaktır. Eğer ki, yapı sahibi ceza yargılamasında ceza alırsa, bu sefer İmar Kanununun 42/7'inci Maddesi devreye girecektir. İmar Kanununun 42/7'inci maddesi, aynı fiil nedeniyle 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun "İmar kirliliğine neden olma" başlıklı 184 üncü maddesine göre mahkûm olanlara faizsiz olarak geri iade edilmesini düzenlemektedir. İzmir 4'üncü İdare Mahkemesi, önündeki bir dosyada İmar Kanunu 42/7 maddesinin tahsil edilen para cezalarının iadesine yönelik açıklama içermekteyse de ilgili maddenin evrensel ve ceza hukukunda benimsenen "Aynı fiil nedeniyle iki kez mahkum edilmeme" ilkesini amaçladığını, idari para cezasının ilk önce belediyeye ödenip arkasından iadesinin istenmesinin sadece gereksiz formaliteye sebep olacağı gerekçesiyle davayı kabul edip cezanın iptaline karar vermiştir. Verilen hüküm, İzmir Bölge İdare Mahkemesi 5. İdari Dava Dairesinin 11 Kasım 2025 tarihli kararıyla onanarak kesinleşmiştir. Gerçekten de, gereksiz formaliteye yer vermemek, yargı yüküne de neden olmamak için, İzmir İdare Mahkemesi kararı önemli bir çözüm üretmiştir. Çözüm hem hukuka hem de hakkaniyete uygundur. Sunduğumuz hukuki mevzuat, İdarelerin kestikleri idari para cezalarının kadük kalacağını ve hatta iade veya iptal istemli açılacak idari davalar sonucunda yüklenilmek zorunda kalınacak yargılama giderleri ve ilam vekalet ücretleri nedeniyle idarelerin gereksiz külfet yüklenmek zorunda kalacağını, kamu zararına neden olunacağını göstermektedir. Hem idarenin kamu zararının oluşmaması, hem de işletmelerin mağdur olmaması için idare, idari para cezalarını hemen iptal etmeli, pergola, sundurma gibi yapılarla ruhsat gerektiren yapı ayrımını ciddi bir çalışmayla ortaya koymalı, akabinde sadece gerçekten ruhsat gerektiren yapılar için yıkım kararı almalı ve uygulamalı, ayrıca suç duyurusunda bulunmalıdır. İdari para cezalarını ödemiş ya da henüz ödememiş ancak haklarında ceza soruşturması başlamış ya da başlayacak işyeri sahipleri de İmar Kanununun 42/7 maddesi kapsamında idari para cezalarının iptalini ya da iadesini talep etmelidir."

İmralı Tutanakları, Sansürsüz Yayınlansın! Haber

İmralı Tutanakları, Sansürsüz Yayınlansın!

AHPADİ Derneği, TBMM'de kurulan Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu tarafından Terörsüz Türkiye kapsamında yapılan İmralı ziyaretine tepki gösterdi. AHPADİ Dernek başkanı Avukat Mehmet Ektaş düzenlediği basın toplantısında şu ifadelere yer verdi; ''Terörsüz Türkiye hedefiyle başlatıldığı iddia edilen sürecin, terörü bitirmeye değil Türkiye Cumhuriyetinin kimliğini yok etmeye evrileceğini söylemiştik. Türk Milletini sürece ikna etmeye çalışanlar, süreçte hiç bir müzakere olmayacağını, biz perde arkasında Türkiye üzerine pazarlıklar yapıldığını iddia etmiştik. Türk Milletini sürece ikna etmeye çalışanlar, PKK’nın silahları bıraktığını, biz PKK’nın şov yaptığını, silahlarını bırakmadığını, nefes kazandığını belirtmiştik. Türk Milletini sürece ikna etmeye çalışanlar, sürecin PYD/SDG dahil KCK’ya dahil tüm bileşenleri kapsadığını söylemişlerdi, biz sadece PKK üzerinden oyalamaya yönelik göstermelik adımlar atıldığını işaret etmiştik. Ne yazık ki, bir yılı aşkın süredir Türkiye’nin gündeminin önüne geçen süreç bizi haklı çıkardı. Başta teröristbaşı, arkasında DEM, onlardan aldıkları onayla PKK ve diğerleri, Ülkemizle pazarlık yapmaya ve tehdit etmeye devam ettiler. Gelinen noktada, PKK’nın silah bırakmadığı da ortaya çıktı. Teröristbaşının talebiyle kurulan Korsan Komisyon büyük hataydı. Ancak, o yanlıştan dönülmesini beklerken Türk Milletini teröristbaşının ayağına götürecek kadar şuursuz yeni bir adım geldi. Hepimizin yakından takip ettiği gibi, yaptıklarının utanç verici olduğunu bilen üç kişi, gizlenerek gittikleri İmralı’da teöristbaşıyla görüşme yaptı. Görüşme öncesinde, görüşmeye ilişkin bilgilerin komisyonla ve kamuoyuyla paylaşılacağı ifade ediliyordu. Gerçekten de, heyette yer alanlar, eğer ki teöristbaşından istedikleri, bekledikleri, temenni ettikleri sözleri duymuş olsalardı, eminiz ki daha adadan ilk limana indiklerinde düğün bayram, davul zurna görüşme içeriklerini açıklarlar, gururlu fotoğraflar paylaşırlardı. Ancak, biz teröristbaşıyla görüşme acizliğine düşen AKP’li ve MHP’li şahısların suskunluğundan, korkaklığından, teröristbaşıyla yaptıkları görüşmede, Milletin huzurunda vaat ettikleri gelişmeleri destekleyecek hiç bir söz duyamadıkları, aksine sürecin Türkiye için tam bir fiyaskoya dönüşeceğine olanak verecek sözlere ve tehditlere muhatap olduklarını anlıyoruz. DEMPKK’lı Koçyiğit’in açıklamalarından teröristbaşının bir kez daha Sevr’i istediğini, PKK’nın çatı yapılanması KCK’nın elebaşı terörist Hozat’ın açıklamalarından da taleplerinin yerine getirilmemesi durumunda bir kez daha Türkiye Cumhuriyetini yıkacakları tehdidinde bulunduğunu anlıyoruz. Hozat’ın bu aşağılık tehditlerine karşı, iktidar ve muhalefet çevresinden en küçük tepki gelmemesini, görmezden, duymazdan, anlamazdan gelinmesini de ibretle izliyoruz. Heyette yer alan AKP ve MHP’li şahıslara soruyoruz: Teröristbaşına, silah bırakma çağrısının başta PYD YPG olmak üzere tüm silahlı çeteleri kapsayıp kapsamdığını sordunuz mu? Ne cevap aldınız! Teröristbaşına, Türkiye Cumhuriyeti başta olmak üzere bölge ülkelerinin toprak bütünlüklerine göz diken KCK yapılanmasının dağıtılıp dağıtılmayacağını sordunuz mu? Ne cevap aldınız! Teröristbaşına, yaklaşık 45 yıldır neden olduğu kan, gözyaşı, bebek, öğretmen, polis, asker, mühendis ölümleri nedeniyle pişman olup olmadığını sordunuz mu? Ne cevap aldınız! Teröristbaşına, neden olduğu acılar, işlediği insanlık suçlarından dolayı af dileyip dilemeyeceğini sordunuz mu? Ne cevap aldınız! Biliyoruz ki, heyette yer alan AKP ve MHP’li şahıslar bu sorulara cevap vermeyeceklerdir. Ve hatta yapılan görüşmede teröristbaşının sözlerini çarpıtıp, bebek katilinden bir barış güvercini çıkarma çabalarına devam edeceklerdir. Terör örgütü yöneticilerinin, siyasi ayağı DEMPKK’lıların bildiği hiç bir bilginin Milletten saklanması kabul edilemez. Son görüşmeye ait İmralı tutanaklarının açıklanmaması, milletten gizlenmesi, içeriğinin toplumu kaygılandıran ve eleştirileri haklı kılacak bilgilerden oluştuğunu düşündürmektedir. O nedenle bizler, egemen Milletin fertleri olarak gerçekleri görmek, duymak ve kendimiz yorumlamak istiyoruz. Bizler, teröristbaşıyla yapılan son görüşmede konuşulanların tamamının sansürsüz yayınlanmasını istiyoruz. Millet biziz, öğrenmek bizim hakkımız. Hakkımızın takipçisiyiz. İlelebet payidar olacak Türk Devleri, PKK başta olmak üzere her tür şer yapısını bitirecek kuvvet ve dirayettedir. Bu duygu ve düşüncelerimizi, siz değerli yurttaşlarımızın takdirine sunuyoruz.''

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.