SON DAKİKA
Hava Durumu

#Mehmet Ektaş

Porsuk Haber Ajansı - Mehmet Ektaş haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Mehmet Ektaş haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

AHPADİ Ektaş: "Atatürk’ü Yenemezsiniz!" Haber

AHPADİ Ektaş: "Atatürk’ü Yenemezsiniz!"

AHPADİ Dernek Başkanı Mehmet Ektaş, İlkokul 1 ve 2'inci sınıf öğrencilerine verilen Gelişim Raporları'nda Mustafa Kemal Atatürk'ün yer almamasına tepki gösterdi. AHPADİ Başkanı Ektaş yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi; "Değerli basın mensupları, karşılaştırmalı eğitim ve öğretim verileri, Ülkemizde ki Milli Eğitim Sisteminin öğrenme çıktılarının beklenen performansı sağlamadığını, özellikle de eğitim ve kültürlemeş yoluyla sorumlu, bilinçli yurttaş yetiştirme, Cumhuriyetin değerlerini benimseyen Atatürk’ün yolunda yeni nesillerin yetiştirilmesi hedefinden uzun yıllardır vaz geçildiğini görüyoruz. Aatürk’ten ve ilkelerinden uzaklaştıkça bilimden, teknolojiden, sanattan, kültürden uzaklaşıyoruz. Atatürk’ten ve ilkelerinden uzaklaştıkça üretemiyoruz, fakirleşiyoruz, yoksulluk ve yolsuzluklar artıyor, suç oranları zirve yapıyor. Bizler, Hükümetlerden Laik Hukuk Devriminin en önemli direği olan eğitimin sorunlarına odaklanmasını beklerken, ne yazık ki iş başına gelen hükümetler ve Milli Eğitim Bakanlığı Laik ve bilimsel eğitimi ve Atatürk’ü hedef almaya devam ediyorlar. Hatırlayalım; İlkokullarda okunan çocuklarımızın “Atatürk’e söz verdiği ve Ne Mutlu Türküm Diyerek sonlandırdıkları andımızı kaldırdılar. İmamları, gerici tarikatların yancısı dernek ve vakıfları ders vermek amacıyla okullara soktular. Müfredatlarda yapılan değişikliklerle bilimsel eğitim sürelerinin azaltılarak doğmaya dayalı derslerin sürelerini arttırdılar. Seçmeli din ve kültürü derslerinizorunlu seçmeli hale getirilerek dayattılar. Kız liselerinin sayılarını arttırdılar. Kamuoyuna yansıyan bir çok okulda, kız ve erkek öğrencilerin sınıflarda aynı sıralara oturmalarının engellediler. Kamuoyuna yansıyan bir çok okulda erkek ve kız öğrencilerinin kantin ve ortak kullanım alanlarını ayrıştırdılar. Meslek Lisesi niteliğinde olan İmam Hatip Liselerini Anadolu İmam Hatip Liselerine dönüştürdüler. Puanı nedeniyle seçme yapmak istemeyen öğrencileriİmam Hatip Liselerine zorunlu kayıt yaptırdılar. Ana dilde eğitim hakkı safsatısıyla Milletin birliğini hedef alan ve çocuklarımızı önce ayrıştırmayı ve ardından birbirine yabancılaştırmayı hedef alan çalışmalar yaptılar. Özellikle Güneydoğuda bir çok Belediye tarafından açılan ve Türkçe dışında eğitim veren kreşlere göz yumdular. Açık öğretim Liseleri yoluyla çocuklarımızı okuldan uzaklaştırdılar. 12 Yıllık zorunlu eğitim süresinin kısaltılması, 3 Yılda Üniversiteden mezuniyet gibi bir çok adımı ise tek tek atmaya gayret gösteriyorlar. Kamuoyunu alıştırmaya çalışıyorlar. AKP Eğitim Politikalarını uygulayan Milli Eğitim Bakanlığı yıllardır 2 ileri bir geri adım atarak Atatürk’e, laik, çağdaş ve bilimsel eğitime darbe vurmaya devam ediyor. Eğitimin içi boşaltılıyor. Şimdi de ilkokul 1. ve 2. sınıf karnelerinden Atatürk’ün resmini ve Gençliğe hitabesini kaldırarak yeni bir hamle daha yaptılar. Bizler, Ulu Önder Mustafa Kemal ATATÜRK’ü ilk öğretimin ilk basamağında önce karnelerimizde tanıdık, karnelerimiz üzerindeki Gençliğe Hitabeden Cumhuriyete, Türk Milletine ve İnsanlığa ödevlerimizi öğrendik. Okuduğumuz okulların adları; Atatürk,, Cumhuriyet, Adalet, Devrim, Turan, Milli İrade, Kurtuluş’tu. Bu nedenle bizim eğitimimiz egemenlik kokar, tam bağımsızlık yolu çizer, Mustafa Kemal söylerdi. Bizler böyle bilinçlendik, Çocuklarımız öyle yetişti, Torunlarımız da böyle yeşeriyor. Attığı her adımla, Atatürk’ü ve Cumhuriyetin ilkelerini hedaf alan Bakan Tekin’i şiddetle kınıyoruz. Tekin ve benzerlerinin karanlık emellerine ulaşamayacaklarını, Atatürk’ü yenemeyeceklerini, Türk Milletinin damarlarında akan kan, ruhunda fışkıran heyecan olan Atatürk’e karşı her zaman kaybedeceklerini bir kez daha ilan ediyoruz. Cumhuriyeti korumanın, Laik Hukuk Devrimini korumak olduğu bilinciyle bu adımlara karşı mücadelemizi sürdüreceğimizi ifade ediyor, kamuoyunu saygıyla selamlıyoruz."

Suç İşlenmesinin Suçlusu 11. Yargı Paketi mi? Haber

Suç İşlenmesinin Suçlusu 11. Yargı Paketi mi?

AHPADİ Derneği tarafından 11’inci Yargı Paketi ile getirilen örtülü af ve yargı sorunlarına çözüm olup olamayacağı ile ilgili olarak bir basın açıklaması yapıldı. AHPADİ Dernek Başkanı Avukat Mehmet Ertaş tarafından yapılan basın açıklamasında şu ifadelere yer verildi; "Değerli basın mensupları, 2026 Yılının ilk gününde, tatil gününde, yurttaşların haber alma hakkını temin için görevinin başında olup basın açıklamamıza katıldığınız için sizlere şükranlarımızı sunarız. Yurttaşlarımızın yeni yılını kutlarız. 2026 Yılının adalet, hukuk, demokrasi beklentilerimizin gerçekleşeceği mutlu bir geleceğin habercisi olabilecek gelişmelerin en azından ilk muştularını göreceğimiz ve bundan cesaretle umutlarımızı ileriye taşıyabileceğimiz yeni bir yıl olmasını dileriz. Yaşam hakkı diğer tüm insan haklarına kaynaklık eden temel bir insan hakkıdır. Yaşam hakkının özü bireyin hayatta kalmasıdır. Anayasamızın 17. Maddesinde düzenlenen Yaşam hakkı, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi 3. maddesi, Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi 6. maddesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi 2. maddesi, Amerikan İnsan Hakları Sözleşmesi 4. maddesi, Afrika İnsan ve Halkların Hakları Şartı 4. maddesi ve AB Temel Haklar Şartı 2. maddesi gibi pek çok uluslararası sözleşmede de yer almıştır. Bireylerin yaşam hakkını sağlamak ve korumak devletin sorumluluğundadır. Devletin sorumluluğunu gerektirebilecek şartlar altında can kaybının gerçekleşebileceği durumlarda kamu makamlarının Anayasa'nın 17. maddesi gereğince öncelikle yetkileri dâhilinde tüm imkânları kullanarak yaşama hakkına yönelen tehdit ve risklere karşı etkili yasal ve idari tedbirleri oluşturmaları gerekmektedir. Bu bağlamda, Devletin doğrudan kendi yönetimi altında olan tutuklu ve hükümlülerin yaşam haklarını koruması da pozitif yükümlülüğünün bir gereğini oluşturmaktadır. Hatırlanacağı gibi, büyük tahribatlar yaratan, milyonlarca insanın ölümüne neden olan Covid 19 salgını döneminde, yaşam hakkı çerçevesinde, hapishanelerde salgın kaynaklı kitlesel ölümlerin önüne geçebilmek alınan önlemler çerçevesinde, dünyanın neredeyse tüm ülkelerinde bazı koşulları taşıyan hükümlülerin önemli bir bölümü, bazı şartlarla ve denetimli olarak hapishanelerden tahliye edilmişti. Ülkemizde de buna benzer şekilde, 31 Temmuz 2023 tarihi itibarıyla kapalı ceza infaz kurumunda bulunan hükümlüler, yani 31 Temmuz 2023 tarihi itibarıyla yargılamaları sona ermiş, cezaları kesinleşmiş ve infaz aşamasına geçilmiş hükümlülerin bir bölümü, denetimli serbestlik süresinin 1 yıldan 3 yıla çıkarılmasıyla daha erken olarak açık ceza infaz kurumundan tahliye olma hakkı kazanmışlardı. Ancak, düzenlemenin 31 Temmuz 2023 tarihinden önce işlenmiş ancak 31 Temmuz 2023 tarihinden sonra cezası kesinleşmiş hükümlüleri kapsamaması nedeniyle, cezaları 31 Temmuz 2023 tarihinden sonra kesinleşmiş hükümlüler bu düzenlemeden yararlanamamışlar, bu durum da başka adaletsizliği beraberinde getirmişti. Ortaya çıkan bu adaletsizliğin giderilmesi, hukuk devleti olmanın bir gereği olduğu gibi özellikle hükümlülerin ve ailelerinin uzun süren bir bekleyiş ve umutları da vardı. Bu adaletsizliği ortadan kaldırmak amacıyla TBMM’de yapılan çalışmalar sona erdi. Değerli basın mensupları, sizlerin de takip ettiği gibi, 11. Yargı Paketi olarak isimlendirilen Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 631 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun 25 Aralık 2025 Tarihli ve 33118 Sayılı Resmi Gazete yayınlanarak yürürlüğe girdi. Düzenleme ile ilk etapta 55 bin hükümlü erken tahliye oldu. 31 Temmuz 2023 tarihinde işlenen suçlar yönünden halen devam eden yargılamaları deevam eden hükümlülerin cezaları kesinleştikçe de ilerleyen sürelerde yaklaşık 40 bin hükümlünün daha bu düzenlemeden yararlanabileceği ön görülüyor. Tabi ki bu düzenleme özellikle hükümlüleri ve yakınlarını mutlu etmişse de, toplumun önemli bir bölümünde öfkeye ve kaygılara neden oldu. Tahliye edilenlerin bir kısmının daha tahliyelerinden bir kaç gün geçtikten sonra yeniden suç işlemleri bu kaygıları arttırdı. Kamuoyunda başlayan bu kaygılar etrafında şu soruların doğru cevaplarını bulmamız gerekiyor. Gerçekten, suçluların yeniden suç işlemelerinin tek nedeni, infaz düzenlemelerinde zaman zaman yapılan bu örtülü aflar mı? Bu örtülü aflar, suç işlemeyi teşfik mi ediyor? İnfaz sisteminin olması gereken şartlarından “caydırıcılık” etkisini azaltıyor mu? Evet, bu tespitler bir ölçüde doğru. Her ne kadar 2023 yılı düzenlemesi ile bu son düzenleme birbirine bağlı zorunluluklardan kaynaklanmışsa da cezanın “caydırıcılık” etkisi üzerinde olumsuz baskı oluşturuyor. Ancak, tahliye olan suçluların tekrar suç işlemelerinin tek nedenini bu örtülü aflara yüklemek gerçekçi değil. Bu yaklaşım, gerçek nedenleri tespit edememize ve suç oranlarında liderliğimizi devam ettirmemize neden olacaktır. Son düzenlemeyle gündeme gelen bu tartışmalar, yine infaz sisteminin yetersizliğini de bir kez daha gözler önüne serdi. Ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazı ile ulaşılmak istenilen temel amaç, öncelikle genel ve özel önlemeyi sağlamak, bu maksatla hükümlünün yeniden suç işlemesini engelleyici etkenleri güçlendirmek, toplumu suça karşı korumak, hükümlünün; yeniden sosyalleşmesini teşvik etmek, üretken ve kanunlara, nizamlara ve toplumsal kurallara saygılı, sorumluluk taşıyan bir yaşam biçimine uyumunu kolaylaştırmaktır. Eğer ki infaz sistemi, bu amacını gerçekleştirmiyorsa, tahliye olan hükümlülerin potansiyel suçlular olması ve toplum için risk taşıması kaçınılmazdır. Son düzenlemeyle birlikte yaklaışık 650 bin mahkum, denetimli serbestlik ya da şartlı tahliye sistemi gereği, toplum içinde, bizimle birlikte yaşıyorlar. Ülkemiz, Avrupa Konseyi ülkeleri içinde 100 bin kişi başına düşen 408 kişilik mahkum ve tutuklu sayısıyla en yüksek cezaevi nüfusuna sahip. Sivil Toplum Derneği'nin 3 Kasım 2025 verilerine göre Türkiye'de hapishanelerin doluluk oranı yüzde 140,5'e yükseldi. Türkiye genelinde 402 cezaevinde kapasitenin 116 bin kişi üzerinde mahpus bulunuyor. Bu çok kötü bir oran. Islah amacının önünde büyük bir engel oluşturuyor. Mahpusların yaklaşık %15’i tutuklu mahpus. Avrupa ortalaması ise %33. Bu oran da bize haklarında kuvvetli şuç şüphesi olup soruşturma aşamasında tutuklanmayanların hüküm giyene kadar yeni suçlar işlemeye devam etmelerine istenmeden de olsa olanak sağlandığını gösteriyor. Ülkemizde, personel başına 4,5 mahkum ve tutuklu düşüyor. Bu oran, Avrupa’daki en yüksek oran. Türkiye’yi 2,7 personel ile en yakın Makedonyanın izlediği dikkate alınırsa personel yetersizliğinin de ıslah sistemi üzerindeki olumsuz etkisi görülebilir. 2025 yılı verilerine göre Türkiye, 100.000 kişi başına 2.5 cinayet sayısıyla 19. sırada. Türkiye, organize suçlar konusunda ise Dünya Lideri. Ve son olarak şunu belirtelim. Adalet Bakanlığı verilerine göre Türkiye’de cezaevinden çıkanların %45’i yeniden suç işliyor. Bu veriler; suç işlenmesini önleyemediğimiz, suç işleyenleri ise ıslah edip topluma kazandırmadığımız gerçeğini gözümüze sokuyor. Suç işleme oranlarının yüksekliği, başlıca eğitim eksikliğinden, kültür yozlaşmasından, başta siyasette olmak üzere hayatımızın her alanını çevreleyen şiddet ve nefret dilinden, önleyici kolluğun yetersizliğinden, yargılama süreçlerinin uzunluğundan kaynaklanıyor. İnfaz isteminin amaçlarını gerçekleştirememesinin başlıca nedenleri ise, nitelik ve nicelik açısından yetersiz personel istihdamı, etkisiz rehabilitasyon programları, cezaların caydırıcılık etkisinin sınırlı kalması, sık sık başvurulan örtülü aflar cezaevlerinde mahpusların kalabalık ortamlarda kalması olarak işaret edilebilir. Sıraladığımız bu olumsuz nedenleri ortadan kaldırmasını, çözümleri üretmesini beklediğimiz başta TBMM ve yürtme erki olmak üzere yetkililer ise hiç bir etkili çözüm üretmiyor, birbirini takip eden sıra sayılı paketlerle gün geçiriyor, bizleri oyalıyor. Bu artarak devam eden suç ve yeniden suç işleme oranlarına önlem alınmazsa, Türkiye’nin hiç bir yerinde yurttaşlarımızın can ve mal güvenliğinin kalmayacağı açıkça görülüyor. Türkiye, uyuşturucu kartellerinin hakim olduğu orta amerika ülkelerine dönüşme riskiyle karşı karşıya. Örtülü aflarla ortaya çıkan bir kaç yeni cinayet, hırsızlık gibi münferit olayları bir kaç gün tartışıp, tartışmayı tüketip konforlu yaşam alanlarımıza dönmeyi bırakmalıyız. Bu sorunun önemini kavrayıp, ekonomi, yoksulluk ve gelir adaletsizliği yanında Ülkenin önemli gündem maddeleri içine koymalı, sürekli ve planlı çalışmalarla doğru çözüm programlarını oluşturarak uygulanmasını sağlamalıyız. Başta Barolar Birliği ve Barolar olmak üzere, alanla ilgili yetkin sivil toplum kuruluşları ile Üniversitelerimiz de bu konuda inisiyatif almalı, gündem oluşturmalıdır. İktidar ve muhalefeti oluşturan tüm milletvekillerinin asli görevleri bunlardır. Meclis, kısır ve göstermelik kavgaların yapılacağı yer değildir. Meclis, Ülke sorunlarının tespiti ile somut çözüm önerilerinin konuşulacağı, yasama faaliyetlerinin gerçekleştirileceği, yürütmenin denetleneceği yerdir. Yetkilileri, Ülkenin gerçek gündemine dönmeye davet ediyoruz."

İdari Para Cezaları Geri Alınabilir Haber

İdari Para Cezaları Geri Alınabilir

AHPADİ Derneği tarafından hobi bahçeleri ile dükkan önlerine yapılan ek yapılara kesilen idari para cezalarının geri alınabileceği ile ilgili bir basın açıklaması yapıldı. AHPADİ Dernek Başkanı Mehmet Ektaş yaptığı açıklamada şunları söyledi; "Değerli basın mensupları, hatırladığınız gibi kovit salgınından sonra yapılmalarına uzun süre göz yumulan hobi bahçeleri üzerindeki evlerin yapı sahiplerine, 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu’nun 21. maddesi gereğince idari önemli miktarlarda idari para cezaları uygulanmış, yıkım karraları alınmış, ayrıca yapı sahipleri hakkında suç duyurusunda bulunulmuş, yapılan yargılamalarda yapı sahipleri hakkında hapis cezalarına ya da adli para cezalarına hükmedilmişti. Bunun bir benzeri, şimdi de binaların bahçe mesafelerinde bulunan yapılarda görmeye başladık. Yine, uzun yıllar, büyük bulvar ve caddelere, ticari değeri yüksek olan bölgelerde, binaların bahçeleri üzerine lokanta, kahve dükkanları, pastane gibi işletmelerin yapı yapmalarına göz yumuldu. İşletmeler, önemli maliyetlerle bir çoğu pergola, sundurma olarak nitelendirilebilecek yapılar yaptılar. Ancak, uzun yıllar bu imalatların yapılmasına göz yuman idareler, geçtiğimiz günlerde bu imalatların ruhsatsız yapı oldukları gerekçesiyle işletmelere 250 bin TL ile 3 milyon TL arasında idari para cezaları kestiler, ayrıca yapıların yıkılacağını tebliğ ettiler. -eğer idareler görevlerini ihmal etmezse- konu İmar Kanununa aykırılık olduğundan, idari para cezalarını kesen idareler ayrıca Savcılıklara İmar Kirliliğine neden olma suçundan suç duyurusunda bulanacaklar, yapı sahipleri hakkında ceza yargılaması da başlayacak. Yaşanan bu gelişmenin, yapıları ruhsat gerektirmeyen yapılar sınıfında olan bir kısım işletme sahiplerinin mağduriyeti ve zararına olacağı kuşkusuzdur. Bu nedenle, hangi yapıların ruhsat gerektirip gerektirmediği ve ödenmek zorunda kalınan idari para cezalarının geri alınmasının ya da iptal edilmesinin hukuksal şartları hakkında kamuoyunu bilgilendirmek istiyoruz. “Pergola, Sundurma Yapı Ruhsatı gerektirmez” 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 21. maddesine göre, bazı istisnalar hariç olmak üzere yapı yapmadan önce belediye veya il özel idaresinden ruhsat almak zorunludur. Ancak, kanunda yer verilen istisnalardan bir bölümü Planlı Alanlar İmar Yönetmeliğinde düzenlenmiştir. Planlı Alanlar İmar Yönetmeliğinin Tanımlar başlıklı 4'üncü maddesinde pergola ve sundurma olarak nitelendirilen yapılar açıkça tanımlanmıştır. Yönetmeliğin Yapı ruhsatı gerekmeyen inşai faaliyetler başlıklı 59'uncu maddesinde " (1) Basit tamir ve tadillerin, balkonlarda yapılan açılır kapanır katlanır cam panel uygulamalarının, korkuluk, pergola, çardak/kameriye ve benzerlerinin yapımı ile bölme duvar, bahçe duvarı, duvar kaplamaları, baca, saçak, çatı ve benzeri elemanların tamiri ve pencere değişiminin ruhsata tabi olmadığı" belirtilmiştir. Ve yine Planlı Alanlar İmar Yönetmeliğinin Bahçe Mesafeleri başlıklı 23'üncü maddesinin dördüncü bendinde; "(4) Ön, yan ve arka bahçelerde; kapalı mekân oluşturmayan ve tüm cepheleri açık, katlı olmayan, bağımsız bölüm veya bağımsız bölümün eklentisi niteliği taşımayan, tabii veya tesviye edilmiş zemin üzerine; Kameriye, Pergola, Süs havuzu, Çocuk bahçeleri, Bina giriş köprüleri, Oyun ve sportif amaçlı bahçe düzenlemeleri yapılabilir." düzenlemesine yer verilmiştir. Danıştay kararlarında da istikrarlı bir şekilde vurgulandığı üzere, kural olarak pergola ve sundurma yapımı ruhsata tabi değildir. “Genel olarak İmar Kanunu’nda düzenlenen yapı tanımı kapsamında inşa edilmemiş olması, dolayısıyla kapalı alan oluşturmayacak şekilde, etrafı açık, gölgelik amacına yönelik olarak ve bina cephesini değiştirmeyecek şekilde, hafif yapı malzemeleri ile yapılmış" pergola ve sundurmanın ruhsata tabi olmadığı" Danıştay 6. Dairesinin 12.09.2019 tarih ve E:2019/5842, K:2019/7244 sayılı kararında belirtilmiştir. İlimizde idari para cezası kesilen yapılar bu çerçevede değerlendirildiğinde, bir çoğunun pergola, çardak, sundurma niteliğinde olduğu kuşkusuzdur. İdarelerin, pergola, çardak gibi yapıları, ruhsatsız yapı olarak nitelendirip bunlara idari para cezası uygulaması İmar Kanununa ve Planlı Alanlar Uygulama Yönetmeliğine aykırıdır. “Ödenen İdari Para Cezaları Geri Alınabilir” Diğer yandan, İdareler kestikleri bu idari para cezaları nedeniyle Savcılıklara suç duyurusunda da bulunmak zorundadırlar. Bu durumda, idari para cezalarının iptalini, ödenenler varsa geri iadesini gerektiren ikinci yasal koşulun ortaya çıkmasını sağlayacaktır. Şöyle ki; Asliye Ceza Mahkemelerinde yapılacak kovuşturmalar sonucunda, Ceza Mahkemeleri tarafından ya suçun işlenmediği yani yapıların ruhsat gerektiren yapılardan olmadığı tespit edilecek ya da suçun sübuta erdiğinden bahisle yapı sahiplerine ceza verilecektir. Her iki durumda da, idarenin uyguladığı idari para cezasının iptali ya da iadesi gerekecektir. Eğer ki, ceza mahkemesince alınan bilirkişi raporunda yapının ruhsat gerektiren yapılardan olmadığı tespit edilir ve yapı sahibinin beraatine karar verilirse, idari para cezasının hukuka aykırı olarak kesildiği ortaya çıkacaktır. Eğer ki, yapı sahibi ceza yargılamasında ceza alırsa, bu sefer İmar Kanununun 42/7'inci Maddesi devreye girecektir. İmar Kanununun 42/7'inci maddesi, aynı fiil nedeniyle 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun "İmar kirliliğine neden olma" başlıklı 184 üncü maddesine göre mahkûm olanlara faizsiz olarak geri iade edilmesini düzenlemektedir. İzmir 4'üncü İdare Mahkemesi, önündeki bir dosyada İmar Kanunu 42/7 maddesinin tahsil edilen para cezalarının iadesine yönelik açıklama içermekteyse de ilgili maddenin evrensel ve ceza hukukunda benimsenen "Aynı fiil nedeniyle iki kez mahkum edilmeme" ilkesini amaçladığını, idari para cezasının ilk önce belediyeye ödenip arkasından iadesinin istenmesinin sadece gereksiz formaliteye sebep olacağı gerekçesiyle davayı kabul edip cezanın iptaline karar vermiştir. Verilen hüküm, İzmir Bölge İdare Mahkemesi 5. İdari Dava Dairesinin 11 Kasım 2025 tarihli kararıyla onanarak kesinleşmiştir. Gerçekten de, gereksiz formaliteye yer vermemek, yargı yüküne de neden olmamak için, İzmir İdare Mahkemesi kararı önemli bir çözüm üretmiştir. Çözüm hem hukuka hem de hakkaniyete uygundur. Sunduğumuz hukuki mevzuat, İdarelerin kestikleri idari para cezalarının kadük kalacağını ve hatta iade veya iptal istemli açılacak idari davalar sonucunda yüklenilmek zorunda kalınacak yargılama giderleri ve ilam vekalet ücretleri nedeniyle idarelerin gereksiz külfet yüklenmek zorunda kalacağını, kamu zararına neden olunacağını göstermektedir. Hem idarenin kamu zararının oluşmaması, hem de işletmelerin mağdur olmaması için idare, idari para cezalarını hemen iptal etmeli, pergola, sundurma gibi yapılarla ruhsat gerektiren yapı ayrımını ciddi bir çalışmayla ortaya koymalı, akabinde sadece gerçekten ruhsat gerektiren yapılar için yıkım kararı almalı ve uygulamalı, ayrıca suç duyurusunda bulunmalıdır. İdari para cezalarını ödemiş ya da henüz ödememiş ancak haklarında ceza soruşturması başlamış ya da başlayacak işyeri sahipleri de İmar Kanununun 42/7 maddesi kapsamında idari para cezalarının iptalini ya da iadesini talep etmelidir."

İmralı Tutanakları, Sansürsüz Yayınlansın! Haber

İmralı Tutanakları, Sansürsüz Yayınlansın!

AHPADİ Derneği, TBMM'de kurulan Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu tarafından Terörsüz Türkiye kapsamında yapılan İmralı ziyaretine tepki gösterdi. AHPADİ Dernek başkanı Avukat Mehmet Ektaş düzenlediği basın toplantısında şu ifadelere yer verdi; ''Terörsüz Türkiye hedefiyle başlatıldığı iddia edilen sürecin, terörü bitirmeye değil Türkiye Cumhuriyetinin kimliğini yok etmeye evrileceğini söylemiştik. Türk Milletini sürece ikna etmeye çalışanlar, süreçte hiç bir müzakere olmayacağını, biz perde arkasında Türkiye üzerine pazarlıklar yapıldığını iddia etmiştik. Türk Milletini sürece ikna etmeye çalışanlar, PKK’nın silahları bıraktığını, biz PKK’nın şov yaptığını, silahlarını bırakmadığını, nefes kazandığını belirtmiştik. Türk Milletini sürece ikna etmeye çalışanlar, sürecin PYD/SDG dahil KCK’ya dahil tüm bileşenleri kapsadığını söylemişlerdi, biz sadece PKK üzerinden oyalamaya yönelik göstermelik adımlar atıldığını işaret etmiştik. Ne yazık ki, bir yılı aşkın süredir Türkiye’nin gündeminin önüne geçen süreç bizi haklı çıkardı. Başta teröristbaşı, arkasında DEM, onlardan aldıkları onayla PKK ve diğerleri, Ülkemizle pazarlık yapmaya ve tehdit etmeye devam ettiler. Gelinen noktada, PKK’nın silah bırakmadığı da ortaya çıktı. Teröristbaşının talebiyle kurulan Korsan Komisyon büyük hataydı. Ancak, o yanlıştan dönülmesini beklerken Türk Milletini teröristbaşının ayağına götürecek kadar şuursuz yeni bir adım geldi. Hepimizin yakından takip ettiği gibi, yaptıklarının utanç verici olduğunu bilen üç kişi, gizlenerek gittikleri İmralı’da teöristbaşıyla görüşme yaptı. Görüşme öncesinde, görüşmeye ilişkin bilgilerin komisyonla ve kamuoyuyla paylaşılacağı ifade ediliyordu. Gerçekten de, heyette yer alanlar, eğer ki teöristbaşından istedikleri, bekledikleri, temenni ettikleri sözleri duymuş olsalardı, eminiz ki daha adadan ilk limana indiklerinde düğün bayram, davul zurna görüşme içeriklerini açıklarlar, gururlu fotoğraflar paylaşırlardı. Ancak, biz teröristbaşıyla görüşme acizliğine düşen AKP’li ve MHP’li şahısların suskunluğundan, korkaklığından, teröristbaşıyla yaptıkları görüşmede, Milletin huzurunda vaat ettikleri gelişmeleri destekleyecek hiç bir söz duyamadıkları, aksine sürecin Türkiye için tam bir fiyaskoya dönüşeceğine olanak verecek sözlere ve tehditlere muhatap olduklarını anlıyoruz. DEMPKK’lı Koçyiğit’in açıklamalarından teröristbaşının bir kez daha Sevr’i istediğini, PKK’nın çatı yapılanması KCK’nın elebaşı terörist Hozat’ın açıklamalarından da taleplerinin yerine getirilmemesi durumunda bir kez daha Türkiye Cumhuriyetini yıkacakları tehdidinde bulunduğunu anlıyoruz. Hozat’ın bu aşağılık tehditlerine karşı, iktidar ve muhalefet çevresinden en küçük tepki gelmemesini, görmezden, duymazdan, anlamazdan gelinmesini de ibretle izliyoruz. Heyette yer alan AKP ve MHP’li şahıslara soruyoruz: Teröristbaşına, silah bırakma çağrısının başta PYD YPG olmak üzere tüm silahlı çeteleri kapsayıp kapsamdığını sordunuz mu? Ne cevap aldınız! Teröristbaşına, Türkiye Cumhuriyeti başta olmak üzere bölge ülkelerinin toprak bütünlüklerine göz diken KCK yapılanmasının dağıtılıp dağıtılmayacağını sordunuz mu? Ne cevap aldınız! Teröristbaşına, yaklaşık 45 yıldır neden olduğu kan, gözyaşı, bebek, öğretmen, polis, asker, mühendis ölümleri nedeniyle pişman olup olmadığını sordunuz mu? Ne cevap aldınız! Teröristbaşına, neden olduğu acılar, işlediği insanlık suçlarından dolayı af dileyip dilemeyeceğini sordunuz mu? Ne cevap aldınız! Biliyoruz ki, heyette yer alan AKP ve MHP’li şahıslar bu sorulara cevap vermeyeceklerdir. Ve hatta yapılan görüşmede teröristbaşının sözlerini çarpıtıp, bebek katilinden bir barış güvercini çıkarma çabalarına devam edeceklerdir. Terör örgütü yöneticilerinin, siyasi ayağı DEMPKK’lıların bildiği hiç bir bilginin Milletten saklanması kabul edilemez. Son görüşmeye ait İmralı tutanaklarının açıklanmaması, milletten gizlenmesi, içeriğinin toplumu kaygılandıran ve eleştirileri haklı kılacak bilgilerden oluştuğunu düşündürmektedir. O nedenle bizler, egemen Milletin fertleri olarak gerçekleri görmek, duymak ve kendimiz yorumlamak istiyoruz. Bizler, teröristbaşıyla yapılan son görüşmede konuşulanların tamamının sansürsüz yayınlanmasını istiyoruz. Millet biziz, öğrenmek bizim hakkımız. Hakkımızın takipçisiyiz. İlelebet payidar olacak Türk Devleri, PKK başta olmak üzere her tür şer yapısını bitirecek kuvvet ve dirayettedir. Bu duygu ve düşüncelerimizi, siz değerli yurttaşlarımızın takdirine sunuyoruz.''

Siyasilerin İçinde Yer Aldığı Her Davanın Siyasi Yönü Vardır Haber

Siyasilerin İçinde Yer Aldığı Her Davanın Siyasi Yönü Vardır

AHPADİ Derneği Başkanı Avukat Mehmet Ektaş, CHP Cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu hakkında hazırlanan iddianameyi değerlendirdi. AHPADİ Başkanı Ektaş düzenlediği basın toplantısında şu ifadelere yer verdi; "Hatırlanacağı gibi, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun göz altına alınmasıyla başlayan süreç, Ülkemizin içinde bulunduğu derin sorunları gölgede bırakmış, gündemi gölgelemişti. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca, İstanbul Büyükşehir Belediyesinde olduğu iddia edilen yolsuzluklar nedeniyle yürütülen soruşturmaya ilişkin iddianame hazırlanarak İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesine sunuldu. İmamoğlu Çıkar Amaçlı Suç Örgütü iddianamesi olarak isimlendirilen iddianame üzerine, iddianamenin sayfa sayısından sistematiğine, suçlamalardan suçlara ilişkin dayanak delillere kadar her yönü tartışılmaya hemen başlanıldı. Gündemin önüne geçti. 3800’e yakın sayfadan oluşan İddianamede; suçlamalara neden olan 143 ayrı eylem tartışılıyor, bu eylemler nedeniyle 407 şüphelinin cezalandırılması isteniyor. Şüphelilerden Ekrem İmamoğlu ise örgüt kuran ve yöneten kişi olduğu iddia ediliyor. İddianame, İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından incelenecek ve Ceza Muhakemeleri Kanunun 170/3’üncü maddesinde sayılan şartları taşıyıp taşımadığına bakılacak. Bizim kanaatimiz, iddianamenin şekli açıdan CMK 170/3’de sayılan şartları taşıdığı yönünde. İddianamenin mimarisi, olumlu inşa edilmiş İddianamelerin kalbi, iddianameye konu suç ve olaylarla delillerin ilişkilendirilmiş olması, cezalandırılması istenen maddelerin açıkça belirtilmesidir. İddianame, bu amacı gerçekleştirmesi, olaylar, deliler ve atılı suçlamaların bağlantılarının kolaylıkla kurulabilmesi için 7 bölüme ayrılmıştır. Deliller, iddianameye ek olarak işaret edilmemiş, her bölüm ve her anlatım metni içinde yer verilmiştir. Bu mimari yapı, her ne kadar iddianamenin sayfa sayısını arttırsa da anlaşılabilirliği, savunmayı ve tartışılabilirliği kolaylaştırması açısından olumlu olmuştur. Bu mimari yapıyı olumlu buluyoruz. İddianamenin içeriği de dolu! Lehe ve aleyhe görüşlerden edindiğimiz bilgiler, soruşturmanın kamuoyu gündemine düştüğü günden bu güne yansıyan ifade tutanakları, belge ve bilgiler, iddianamenin içinin de boş olmadığı, suçlamaların ciddi delillerle desteklendiğini gösteriyor. Bu nedenle, savunmanın delillere odaklanması gerekiyor. Kopuş Savunması Yetmez, Uyum Savunması da Gerekir. Siyasilerin içinde yer aldığı her davanın siyasi yönü vardır. Bu nedenle siyasetçiler, haklarında açılan her davayı siyasi zeminde savunmayı, kopuş savunması yapmayı tercih ederler, rakipleri de onları davaları üzerinden itibarsızlaştırmaya çalışırlar. Ancak kopuş savunması çoğu zaman yetersiz kalır ve mahkumiyetle sonuçlanır. İmamoğlu savunmasında da bu hataya düşülmemeli, kopuş savunması yanında uyum savunması da yapılmalı, suçlara dayanak deliller çürütülmelidir. Mahkemenin yanında kamuoyu vicdanının oluşması da buna bağlıdır."

Terör, Yasayla Değil Mücadeleyle Bitirilir! Haber

Terör, Yasayla Değil Mücadeleyle Bitirilir!

AHPADİ Derneği tarafından, başlatılan Terörsüz Türkiye süreci ve bu süreçte yaşananlarla ilgili olarak bir basın toplantısı düzenlendi. Adaletin Hukuku ve Parlamenter Demokrasi İdeali Derneği Başkanı Mehmet Ektaş tarafından düzenlenen basın toplantısında şu ifadelere yer verildi; "Ülkemiz geçen yıl, Teröristbaşının Demokratik Konfederalizm paketiyle yutturmaya çalıştığı, Emperyalizmin güçsüz bin şehir devleti amacına, büyüterek küçültme stratejik tuzağıyla hizmet eden, Terörsüz Türkiye söylemiyle Türk Milletini ikna etmekle Devlet Bahçeli’nin görev yüklendiği bir yıkım projesiyle baş başa kalmıştır. Güya, hiç bir pazarlık olmaksızın KCK’nın tüm bileşenlerinin silah bırakmasını hedeflediği söylenilen sürecin aslında bir çok pazarlığı ve hatta Türk Devletinin Ülkesi ve Milletiyle bölünmez bütünlüğünü hedef aldığını, bir yıllık süreçte hep birlikte gördük. Süreç öyle bir noktaya geldi ki; PKK’nın siyasi kanadı olan DEM’in grup toplantısında Gazi Mecliste terörist başı lehine sloganlar atılacak kadar arsızlaştılar; teröristbaşının talimatıyla basının, karşıt görüşlü basın mensuplarının, yıkıcı sürece muhalefet edenlerin, aydınların susturulmasını Cumhurbaşkanından talep edecek kadar faşist bir tutum içine girdiler, Gazi Meclis kürsüsündan şehitlerimize “ceset” diyecek kadar kudurdular. Türk Milletine yaşatılan bu sistematik ve planlı travmaların, PKK ve uzantılarının şımarıklığının, Gazi Meclise kadar uzanan cesaretlerinin tek nedeni Bahçeli’nin başlattığı, yolda katılan bir çok aktörün de sürdürdüğü gaflet ve delalet politikalarıdır. Teröristbaşını Övmek Suçtur,Gereği Yapılmalıdır. 5237 Sayılı TCK’nın Kamu Barışına Karşı Suçlar başlığı altında 215’inci maddesinde Suçu ve Suçluyu Övme Suçu düzenlenmiştir. Düzenlemeye göre; “İşlenmiş olan bir suçu veya işlemiş olduğu suçtan dolayı bir kişiyi alenen öven kimse, bu nedenle kamu düzeni açısından açık ve yakın bir tehlikenin ortaya çıkması hâlinde, iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.” Hafta içinde Gazi Meclis çatısı altında gerçekleştirilen eylemlerde, düşünce özgürlüğünün sınırları aşılmıştır. Teröristbaşı lehine yöneltilen sloganlarla gerçekleşen övmenin neticesinde, Türk Milletinin manevi duyguları rencide edilmiş, infial yaratılmış, böylece kamu düzeni ve barışı açısından somut bir tehlike ortaya çıkmıştır ve bu alenen gerçekleşmiştir. Yargıtay’ın aynı slogan hakkında geçmişte verdiği yerleşik kararları da dikkate alındığında, temel görevleri Cumhuriyeti korumak olan Cumhuriyet Savcılarının görevlerini yapmaları, Türk Milletinin sinir uçlarıyla oynayan bu kişilerin örgütlü, organize ve planlı bir yapılanmaya gerçekleştirdikleri bu suçun cezalandırılması için soruşturma açmaları gerekmektedir. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığını göreve davet ediyoruz. Diğer yandan, bir yılı aşkın süredir devam eden “yıkım” politikaları masumlaştırmak ve topluma yutturmak için inkarcılığın ve yalancılığın yöntem olarak kullanıldığını da belirtmek istiyoruz. Sürecin başından beri, teröristbaşına, örgüt yöneticilerine, eylemlere karışmış örgüt üyelerine bir affın söz konusu olmayacağı ancak sadece hiç bir suça karışmamış örgüt üyelerinin yeniden topluma kazanılması, ağır hastalık ve benzeri durumdaki suçluların cezalarının, infazlarının ertelenmesi ya da affedilmesi için yasal düzenleme yapılmak istenildiği söylenilmekte, böylece hain proje masumlaştırılmaya çalışılmaktadır. Peki gerçekten durum anlatıldığı gibi midir? Sadece, suça karışmamış terör örgütü üyelerinin topluma kazandırılması, terör örgütünden koparılması, ağır hastalık halindekilerin cezalarının, infazlarının ertelenmesi ya da affedilmesi için yasal düzenlemelere ihtiyaç var mıdır? Terörle Mücadele İçin Yasal Düzenlemeler Yeterli. TCK’nın 221’inci maddesinde “Etkin Pişmanlık” kurumu düzenlenmiştir. Maddenin 2’inci fıkrasında “Örgüt üyesinin, örgütün faaliyeti çerçevesinde herhangi bir suçun işlenişine iştirak etmeksizin, gönüllü olarak örgütten ayrıldığını ilgili makamlara bildirmesi halinde, hakkında cezaya hükmolunmayacağı”, 3’üncü fıkrasında “Örgütün faaliyeti çerçevesinde herhangi bir suçun işlenişine iştirak etmeden yakalanan örgüt üyesinin, pişmanlık duyarak örgütün dağılmasını veya mensuplarının yakalanmasını sağlamaya elverişli bilgi vermesi halinde, hakkında cezaya hükmolunmayacağı” 4’üncü maddesinde “Suç işlemek amacıyla örgüt kuran, yöneten veya örgüte üye olan ya da üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen veya örgüte bilerek ve isteyerek yardım eden kişinin, gönüllü olarak teslim olup, örgütün yapısı ve faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili bilgi vermesi halinde, hakkında örgüt kurmak, yönetmek veya örgüte üye olmak suçundan dolayı cezaya hükmolunmaz. Kişinin bu bilgileri yakalandıktan sonra vermesi halinde, hakkında bu suçtan dolayı verilecek cezada üçte birden dörtte üçe kadar indirim yapılacağı” belirtilmiştir. TCK’nın 51’inci maddesinde hapis cezalarının ertelenmesi, Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkındaki Kanunun 16 ve 17’inci maddelerinde İnfazın Ertelenmesi, Anayasanın 104’üncü maddesinde cumhurbaşkanının “sürekli hastalık, sakatlık ve kocama sebebi ile belirli kişilerin cezalarını hafifletme ve kaldırma” yetkisi düzenlenmiştir. Bu düzenlemeler, suça karışmamış ya da suça karışmış ancak devamında pişmanlık duymuş kişilerin cezalandırılmaması, ağır hastalık ve benzeri durumda olanların cezalarının, infazlarının retelenmesi ya da affedilmesi konusunda yeterlidir. Başkaca bir düzenlemeye ihtiyaç yoktur. Bu düzenlemelerin varlığı, süreci yönetenlerin “yasal düzenleme ihtiyacı taleplerine kılıf yaptıkları sözlerle” gerçek emellerini toplumdan gizlediklerini, topluma doğru söylemediklerini göstermektedir. Süreci yönetenlerin gerçek emeli, onbinlerce vatan evladının ölümüne neden olan teröristbaşı ve avanesinin hapisten çıkarılmasına olanak sağlamaktır. Türk Milletinin bunu kabul etmesi mümkün değildir. “Kürt” sorunu yoktur. Sorunu, etnisiyetçi bir dille adlandırmak, bölücülüktür. Ülkemizin Güneydoğusunda ve komşu Ülkelerin bir bölüm topraklarında, yüzyıllardır gelen, yönetim aymazlıkları nedeniyle kırılamamış feodal bir ağalık düzeni vardır. Bu düzen etnisiyetine bakmadan tüm yurttaşları, emekçileri, yoksulları ezmekte ve sömürmektedir. KCK ve Ülkemizdeki uzantısı PKK’nın buna hizmet etmekte, bunun için yurttaşların özgürleşmesinin, tek millet ülküsü etrafında birleşmesinin önüne geçmeye çalışmakta, Milleti dil, kültür ve ortak ülkü yönlerinden birbirine yabancılaştırmak istemektedir. Bu projenin arkasındaki esas el ise ABD’nin başını çektiği emperyalizm ittifaktır. Bir çok vatansever siyasetçi tarafından Teröristbaşının adıyla anılan “tuzak” Komisyon’dan gelen bilgiler, Komisyonda yer alan partilerin temsilcilerin konuşmaları, Komisyonda dinlenen “sözde” sivil toplum örgütlerinin talepleri Komisyon araçsallaştırılarak ve meclis üzerinde komisyon baskısı kurularak, yasal ve anayasal düzenlemeler yoluyla mevcut Anayasal düzene karşı bir kalkışmaya, karşı devrime hazırlanıldığı işaret etmektedir. AHPADİ olarak bu yıkım sürecine şiddetle karşı çıktığımızı bir kez daha ifade ediyoruz. Halkımıza da, mevcut durumu yasal çerçevesi içinde gösteriyor, süreci ve olası çıktılarını olumluyan söylem ve ifadelerin doğru olmadığını, toplumun doğru bilgilendiirlmediğini bir kez daha Milletimizin dikkatine ve değerlendirmesine sunuyoruz."

Sırada Zorunlu Eğitim Süresi mi Var? Haber

Sırada Zorunlu Eğitim Süresi mi Var?

AHPADİ Derneği tarafından son günlerde tartışmaya açılan 12 yıllık zorunlu eğitimin süresinin tartışılması ile ilgili bir basın açıklaması yapıldı. AHPADİ Derneği Başkanı Avukat Mehmet Ektaş yaptığı basın açıklamasında şu ifadelere yer verdi; "2025-2025 Eğitim ve Öğretim Dönemi, eğitimin uzun yıllardır üzerine eklenerek birikmiş ve kronikleşmiş sorunlarıyla birlikte yarın başlıyor. Tüm çocuklarımıza, gençlerimize ve saygıdeğer öğretmenlerimize başarılar diliyoruz. Ancak, Liseye, Üniversiteye giriş için yapılan sıralamacı sınav sistemlerinde ortaya çıkan negatif net sayıları, PİSA gibi Uluslararası yarışmalarda elde edilen olumsuz sonuçlar, Dünyanın eğitim sistemlerinin karşılaştırıldığı endekslerdeki yerlerimiz, ve tabi ki bilim ve teknolojiye olan düşük performnaslarımız eğitim ve öğretim sistemimizdeki kötü durumu ve her geçen gün daha da artan kötüleşmeyi kör gözümüze sokuyor. Zaten, Ülkemizde ki Milli Eğitim Sisteminin çıktıları arasında eğitim ve kültürleme yoluyla sorumlu, bilinçli yurttaş yetiştirme hedefinden uzun yıllrdır vaz geçilmişti, ancak öğretimi de mumla arar hale geldik. Bizler, Hükümetlerden Laik Hukuk Devriminin en önemli direği olan eğitimin sorunlarına odaklanmasını beklerken, ne yazık ki iş başına gelen hükümetler ve Milli Eğitim Bakanlığı Laik ve bilimsel eğitimi hedef alıyorlar. İmamların, ders vermek amacıyla okullara sokulması, Müfredatlarda yapılan değişikliklerle bilimsel eğitim sürelerinin azaltılarak doğmaya dayalı derslerin sürelerinin arttırılması, Seçmeli din ve kültürü derslerinin zorunlu seçmeli hale getirilerek dayatılması, Kız liselerinin sayılarının arttırılması, Kamuoyuna yansıyan bir çok okulda, kız ve erkek öğrencilerin sınıflarda aynı sıralara oturmalarının engellenmesi, Kamuoyuna yansıyan bir çok okulda erkek ve kız öğrencilerinin kantin ve ortak kullanım alanlarının ayrıştırılması, Meslek Lisesi niteliğinde olan İmam Hatip Liselerinin Anadolu İmam Hatip Liselerine dönüştürülmesi, Puanı nedeniyle seçme yapmak istemeyen öğrencilerin İmam Hatip Liselerine zorunlu kayıtlarının yapılması, Ana dilde eğitim hakkı safsatısıyla Milletin birliğini hedef alan ve çocuklarımızı önce ayrıştırmayı ve ardından birbirine yabancılaştırmayı hedef alan çalışmalar, Özellikle Güneydoğuda bir çok Belediye tarafından açılan ve Türkçe dışında eğitim veren kreşlere göz yumulması, Açık öğretim Liseleri gibi bir çok saldırıyla karşı karşıya kalıyoruz ve mücadele ediyoruz. Şimdi bunlara bir yenisi daha eklendi. Soy ismi Tekin olan ancak davranışlarıyla eğitim alanında pek de tekin sayılmayacak söylem ve uygulamalara imza atan Milli Eğitim Bakanı, "12 yıllık zorunlu eğitimin kısalması için bir kamuoyu oluştuğunu, 12 yıllık zorunlu eğitimin tartışılması gerektiğini, 12 yıllık zorunlu eğitimin süresinin azaltılması yönünde revizyonu yapmayı planladıklarını belirtti." Milli Eğitim Bakanının söyledikleri doğru değildir. Türk Milletinin 12 yıllık zorunlu eğitimin süresinin kısaltılması yönünde hiç bir talebi yoktur. Bakanın oluştuğunu iddia ettiği kamuoyu, olsa olsa laik ve bilimsel eğitimden rahatsız olan, kendilerine cahil ve yönlendirilmeye uygun taban oluşturmaya çalışan din tacirlerinin, tarikatçıların, cemaatçilerin, medresecilerin, çocuk emeğini sömürmeyi hedefleyen kapitalist düzen savunucularının ve suç örgütlerinin kamuoyu olabilir. Ülkemiz, zaten çocuk suç oranlarının artmasının üzüntüsünü yaşamaktadır. Bunun başlıca nedeni, açık lise gibi oluşumlarla çocukların okul dışına itilmeleri, iyi bir yurttaşlık eğitimi almamaları, yoksulluk içinde yaşamalarıdır. 12 Yıllık zorunlu eğitimin kısaltılması, okul yaşamından koparılan çocuklarımızı tarikat ve cemaatlerin kucağına atacak, onların açtığı derneklerdeki kurslara ve yasadışı medreslere devamları sağlanarak o yapılara mürit kazandırmaya yönelik bir adoımdır. Bu adım aynı zamanda, çocukları kullanan başta uyuşturucu baronları olmak üzere yasadışı işler yapan çetelere adam kazandıracaktır. Bu adım, nerdeyse eleman bulamayn ve kökleri kazınmış terör örgütlerine kan verecektir. Bu adım, çocuk işçi sayısını artıracak, çocuk emeğinin daha fazla sömürülmesine çanak tutacaktır. Bu adım, çocuk istismarını yaygınlaştıracaktır. Bu adım, Milli Eğitimin Anayasa da ve Kanunda belirtilmiş, Cumhuriyete, Atatürk İlke ve Devrimlaerrine bağlı iyi yurttaş yetiştirme hedefine darbe vuracaktır. Bu konuyu gündeme taşıyan Bakan Tekin’i şiddetle kınıyoruz. Cumhuriyeti korumanın, Laik Hukuk Devrimini korumak olduğu bilinciyle bu adımlara karşı mücadelemizi sürdüreceğimizi ifade ediyor, kamuoyunu saygıyla selamlıyoruz."

Kardeşlik mi Yoksa İhanet Komisyonu mu? Haber

Kardeşlik mi Yoksa İhanet Komisyonu mu?

AHPADİ Derneği tarafından ''Terörsüz Türkiye'' kapsamında TBMM'de çalışmalarına başlayan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu ile ilgili bir basın açıklaması yapıldı. AHPADİ Dernek Başkanı Av. Mehmet Ektaş tarafından yapılan basın açıklamasında şu ifadelere yer verildi; ''Terörsüz Türkiye sloganıyla Türk Milletine pazarlanmaya çalışan yeni dönemin kilidini açacak anahtar olarak kullanılmak istenen Süreç Komisyonu 05/Ağustos/2025 tarihinden itibaren çalışmaya başladı. Başlangıcında “Terörsüz Türkiye” adıyla anılan, terror örgütü destekçisi DEM’in karşı çıkması nedeniyle ikinci toplantısında adı Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu olarak adlandırılan, sağduyulu, Cumhuriyetçi, Milliyetçi kesimlerin ise İhanet Komisyonu eleştirilerine maruz bu korsan komisyonun çalışmaya başlamasından itibaren, duyulan kaygıların, yöneltilen eleştirilen haksız olmadığı da ortaya çıktı. Komisyon’dan gelen bilgiler, Komisyonda yer alan partilerin temsilcilerinin konuşmaları, Komisyonda dinlenen “sözde” sivil toplum örgütlerinin talepleri, PKK terror örgütünün açıklamaları Komisyon araçsallaştırılarak ve meclis üzerinde komisyon baskısı kurularak mevcut Anayasal düzene karşı bir kalkışmaya, bir karşı devrime hazırlanıldığını ortaya koyuyor. Bu Komisyon, Türkiye’yi Parçalama Hedeflerini Yeniden Uygulamaya Koyan Emperyalistlerin Komisyonudur! Atatürk ve Silah Arkadaşlarının yılmaz mücadelesi karşısında, Sevr Andlaşmasını gerçekleştiremeyen Emperyal devletler, Türkiye’yi parçalama planlarını, dirayetsiz ve kifayetsiz siyasetçilerin öne çıktığı her yeni dönemde tekrar taşeron Terör örgütleri ve Ülkemizdeki yerli işbirlikçileri, etki ajanları eliyle tekrar uygulamaya soktular. Bebek katili Terörist Başı tarafından talep edilen, Devlet Bahçeli tarafından gündeme taşınan, Özgür Özel tarafından sahiplenilen, İmamoğlu tarafından güzellenen, Erdoğan’ın hamiliğinde Meclis Başkanı Kurtulmuş tarafından hayata geçirilen bu komisyon, Türk Milletinin komisyonu değildir. Görüldüğü üzere bu Komisyon Amerika Birleşik Devletlerinin Büyük Orta Doğu Projesi kapsamında Türkiye’ye dayatılan “büyüyerek çözülme”, “İmparatorluk Hayaliyle Şehir Devletine Dönüştürme” projesinin aracıdır. Bu komisyon emperyalistlerin kurdurduğu, görev biçtiği bir defacto yapıdır. Komisyon, Hukuka Aykırı Olarak Oluşturulmuş, “Korsan Komisyon”dur. Anayasamızda yasama, yürütme ve yasama yetki ve görevinin hangi kurumlarda olduğu açıkça düzenlenmiştir. Bu yetki ve görevler, devredilemez, çünkü kaynağı millet egemenliğidir. Komisyona biçilen görevler ise bir yandan yürütmenin görev ve yetkilerine diğer yandan yasamanın görev ve yetkilerine, diğer bir yandan ise yargının görev ve yetkilerine girmektedir. Böylece, Anayasanın üstünde yürütme, yargı ve yasama kuvvetlerinin birleştirildiği olağanüstü bir yapı kurulmuştur. TBMM üyelerinden oluşacak Komisyonların Kuruluşu ve işleyişine dair tüm düzenlemeler Türkiye Büyük Millet Meclisi İç Tüzüğünde düzenlenmiştir. İçtüzüğün 20. Maddesine göre 16 Komisyon vardır. Bu komisyonlar arasında Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu olarak adlandırılan bir komisyon yoktur. TBMM üyelerinin katılmıyla ve TBMM çatısı altında çalışacak bir komisyonun kurulması ancak Meclis İç Tüzüğünde Meclis Kararıyla yapılacak bir düzenlemeyle olanaklıdır. Ancak, korsan komisyon için böyle bir düzenleme yapılmamış, hiç bir yetkisi olmayan Meclis Başkanının çağrısıyla defokta korsan komisyon kurulmuştur. İçtüzüğün 20. Maddesine göre Plan ve Bütçe Komisyonu ile Kamu İktisadi Teşebbüsleri Komisyonu hariç, komisyonların her birinin üye sayısı, Danışma Kurulunun teklifi üzerine Genel Kurulca işaret oyuyla belirlenir. Komisyonlarda sadece mecliste grubu bulunan siyasi parti milletvekilleri görev yapabilir, siyasi parti grupların üye sayıları, siyasi parti gruplarının parti grupları toplam sayısı içindeki yüzde oranlarına göre Meclis Başkanınca belirlenir. Ancak, korsan komisyonda, mecliste grubu bulunmayan HÜDAPAR, TİP, EMEP, DSP ve Yeniden Refah Partisi 1’er Milletvekiliyle temsil edilmişlerdir. Bu durum da Örneğin her 14 CHP’li Milletvekili karşılığında CHP’nin 1 oyu varken DSP 1 milletvekiliyle 1 oy hakkı kazanmıştır. Komisyonlarda görev alacak milletvekillerinin seçimi, siyasi parti gruplarınca bildirilen adayların isimlerini gösterir listelerin Genel Kurulca, işaret oyu ile onaylanması suretiyle gerçekleşir. Ancak, korsan komisyonun üyeleri için meclis Genel Kurulunda oylama da yapılmamıştır. Böyle bir komisyonun kurulması, 2014 yılında kabul edilen ve Cumhurbaşkanına terörün ortadan kaldırlması için her türlü yetkiyi veren “6551 sayılı Terörün Sona Erdirilmesi ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun” a da aykırıdır. Bu Komisyonun Kanun Teklifi Hazırlaması ve Teklif Etmesi Anayasa’ya Aykırıdır. Komisyon Başkanı Numan Kurtulmuş’un, Cumhurbaşkanı Danışmanı Uçum’un, Komisyonda temsil edilen partilerin Genel Başkanlarının açıklamalarına gore bu komisyon, kanun teklifleri hazırlayacakmış. Kuruluşu ve işleyişi Anayasa’ya aykırı olan bu korsan komisyonun kanun teklifi hazırlama ve sunma yetkisi de yoktur. Anayasanın Kanunların teklif edilmesi ve görüşülmesi başlıklı 88’inci maddesine göre “Kanun teklif etmeye milletvekilleri yetkilidir.” TBMM İç Tüzüğünün 35’inci maddesine gore de komisyonlar kanun teklif edemezler, Milletvekilleri tarafından teklif edilen kanun tekliflerini görüşürler, kendilerine havale edilen kanun tekliflerini aynen veya değiştirerek kabul veya reddedebilirler, çalışmaların sonuçlarını rapor olarak TBMM Genel Kuruluna sunarlar. Görüldüğü üzere, Kanun Teklifi Sunma yetkisi sadece Milletvekillerinde olup Komisyon bu yönüyle de hukuksuz eylemlere kalkışmaktadır. Bu Komisyonun Çalışmalarının Hiç bir Bağlayıcılığı Yoktur. Ancak, Komisyon çalışmaları sonunda elde edilecek çalışmaların, Genel Başkanlar tarafından Milletvekillerine dayatılacağı, bir sonraki seçimde adaylık kaygısını Ülkenin bekası kaygısına tercih edeceği umulan Milletvekillerine Kabul ettirileceği düşünülmektedir. Bu Komisyona Biçilen Görev ve Beklenen Çıktılar Anayasa’ya Aykırıdır. Komisyonda yer alan siyasi parti temsilci,lerinin komisyonda ve televizyon programlarında yaptıkları konuşmalardan, Komisyonda dinlenen “sözde” sivil toplum örgütü temsilcilerinin konuşmalarından, Terörist başının açıklamalarından, PKK Yönetim kadrolarının beyanlarından açığa çıkıyor ki; komisyondan teöristlerin cezalarının nkaldırılması, ana dilde eğitim, etnisiyetçi Anayasa, federasyonun ilk adımı sayılacak yerel yönetim özerklik şartları gibi Türkiye Cumhuriyetinin üniter, ulus devlet moıdelini hedef alan, Türk Milleti egemenliğini ortadan kaldıran Kanun ve Anayasa düzenlemelerinin hazırlanması bekleniyor. Bu beklentilerin ve taleplerin tamamı Anayasa’ya aykırı talep olup Türk Ceza Kanunu kapsamında suç teşkil eden eylemlerdir. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, sivil, askeri ya da başka militarist yöntemlerle kendini lağv edecek hiç bir girişime onay vermez. Komisyon, PKK/DEM Çizgisinde Görüşleriyle Bilinen Siyaseetçilerin Çoğunlukta Olduğu Şekilde Oluşturulmuştur. Komisyonda, her ne kadar siyasi partiler temsilciler vermişse de, si,yasi partilerin belirlediği milletvekillerinin ana dilde eğitim, Üniter Devlet, Ulus Devlet, Türk Milleti, Vatandaşlık Tanımı, Laiklik, Atatürk, Atatürk İlke ve Devrimleri gibi konulara nasıl baktıkları tarafımızca bilinmektedir. Partilerinden bağımsız olarak, Komisyon üyelerinin bir çoğu, sıraladığımız bu konularda olumsuz düşünce ve görüşlere sahip olup sabah akşam Türkiye Cumhuriyeti temel değerlerine ateş eden kişilerdir. Bu nitelikteki kişilerin sayısı, Komisyon çoğunluğunu oluşturmaktadır. Bu bile bile lades anlamına gelmektedir. Özetle, Komisyon; Kuruluşu, Oluşumu, İşleyişi, Karar Alma Sayıları, Üyelerinin ideolojik görüş ve duruşları, Komisyona biçilen görev ve komisyondan beklentiler bağlamında her yönüyle hukuksuzdur, korsandır. Türk Milleti bu defakto duurmu Kabul etmemektedir. Mecliste, Anayasa üzerine yemin etmiş tüm milletvekillerini yeminlerine ve Türk Milletine verdikleri sözlere sadık kalmaya, ahlaklı, erdemli davranmaya, seçmenleri ise oy verdikleri partilere giderek sürece ve komisyona karşı olumsuz düşüncelerini ifade etmeye davet ediyoruz.''

İklim Kanunu, Çevre’yi mi Sermayeyi mi Koruyacak? Haber

İklim Kanunu, Çevre’yi mi Sermayeyi mi Koruyacak?

AHPADİ Derneği tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde onaylanarak yürürlüğe giren İklim Kanunu ile ilgili olarak bir basın açıklaması yapıldı. Kısa adı AHPADİ olan Adaletin Hukuku ve Parlamenter Demokrasi İdeali Derneği tarafından mecliste onaylanan ve Resmi Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe giren İklim Kanunu ile ilgili bir basın açıklaması yapıldı. AHPADİ Dernek Başkanı Avukat Mehmet Ektaş tarafından yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi; "İnsanlığın en büyük sorunu iklim değişikliği ve bunun neden olduğu çevre felaketleri. Her geçen gün, dünya ısınıyor, havamız, suyumuz, toprağımız kirleniyor. Büyük felakete doğru adım adım ilerliyoruz. Bunu önlemek en azından yıkıcı zararlarını azaltmak için yeni düzenlemelere ve kurallara gereksinim var. UNESCO’nun da insan hakkı olarak kabul ettiği çevre hakkı, üçüncü kuşak insan hakları listesine eklenmiştir. Anayasa'nın 56. maddesi: “Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşların ödevidir.” hükmünü içermektedir. Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığının korunmasına ilişkin 17. Madde, Mülkiyet hakkını düzenleyen 35. Madde, Anayasa’nın kıyılardan yararlanmada öncelikle kamu yararının gözetileceğini düzenleyen 43. maddesi, 44, 45, 57,63,169’uncu maddeleri de çevre hakkını koruyan diğer düzenlenmelerdir. Ülkemizde, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından hazırlanan 2 Temmuz 2025 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde kabul edilen 7552 sayılı “İklim Kanunu”, 9 Temmuz 2025 tarihli Resmî Gazete'de yayımlandı ve yürürlüğe girdi. Hükümet kanadından yapılan açıklamalar; kanunla birlikte iklim değişikliği kaynaklı krizlerin ve zararların en aza indirilmesinin hedeflendiğini, iklime dirençli şehirlerin oluşturulması ve afet risklerinin azaltılmasında kritik bir öneme sahip olacağını. biyoçeşitlilik ve doğal kaynakların korunmasında, su ve gıda güvenliğinin sağlanmasında, ormanların ve yeşil alanların artırılmasında, yenilenebilir enerji kapasiteleri artırılarak enerjide dışa bağımlılığın azaltılmasında yol haritası oluşturacağını iddia edilmektedir. İklim Kanunu altyapı, tarım, hayvancılık, yeşil alanları, su kaynakları ve diğer birçok alanı yakından ilgilendiriyor ve etkiliyor. Enerji ve İklim Bilim Uzmanları kanunun iklim dostu olmadığını belirtiyor. Fosil yakıtları, asfalt, beton gibi politikalardan vazgeçilmesi gerekirken 2038’e kadar bu politikaları artıracak bir düzenleme olduğunu söylüyorlar. Bu bir iklim kanunu değil, iklimi değiştirme kanunu. İklim kanununun ancak iklime fayda edecek etkilerle sağlanabilir. Kanunla birlikte daha az kömür santrali olmayacak, daha az kömür yakılmayacak. Daha az petrol yakacak mıyız? Hayır. Asfalt, petrol dökmeye devam edecek miyiz? Evet. Buna iklim kanunu demek yanlış olur. Fosil yakıtlar azaltılmadığı ve enerji veriminin ticaret odaklı değerlendirildiği için bu kanun başarılı olamayacaktır. İklim kanunu ile sadece iklim rantı oluşturma derdindeler. Karbon satarak para kazanmaya çalışan bir yöntemle hazırlanan iklim kanununun Milletimize ve insanlığa hiçbir faydası olmayacaktır. Bu kanun, mevcut iklim ve çevre düşmanlığını ve suçlarını yasallaştırmıştır. Muhalefet ise böyle bir sürecin parçası olmayacağız demek yerine oylamaya katılarak kanunun kabulünü meşrulaştırmıştır. 130 muhalefet vekilinin katılmadığı oylamada bu iklim düşmanı kanun iktidar kanadının verdiği oylarla 102 oyla kabul edildi. Muhalefet vekilleri oylamaya katılsalardı belki yasalaşmasını önleyebileceklerdi. Ülkemiz ve dünya için önemli bu kanunun hazırlanmasından mecliste oylanmasına, Resmi Gazetede yayımlanmasına kadar süreçlerin tamamında katkı veren tüm kişi ve kurumları kınıyoruz. Kamuoyunu, yeni bir düzenleme talebinin yüksek sesle duyurulması için bugünden itibaren çalışma yapmaya davet ediyoruz."

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.