SON DAKİKA
Hava Durumu

#Medya

Porsuk Haber Ajansı - Medya haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Medya haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Yapay Zeka Zirvesi Türkiye'nin Hedeflerine Somut Katkı Sağlayacak Haber

Yapay Zeka Zirvesi Türkiye'nin Hedeflerine Somut Katkı Sağlayacak

TBMM Yapay Zekâ Araştırma Komisyonu Başkanı ve AK Parti Eskişehir Milletvekili Fatih Dönmez, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda Uluslararası Eskişehir Yapay Zekâ Zirvesi’ne ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Dönmez, Eskişehir’in üç köklü yükseköğretim kurumu olan Anadolu Üniversitesi, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi ve Eskişehir Teknik Üniversitesi ev sahipliğinde, 20-21 Nisan tarihlerinde Anadolu Üniversitesi bünyesinde düzenlenecek Uluslararası Eskişehir Yapay Zekâ Zirvesi’nin hazırlık ve değerlendirme sürecinin kapsamlı şekilde ele alındığını belirtti. Eskişehir’in bilim ve teknoloji alanındaki konumuna dikkat çeken Dönmez, “Eskişehir; genç, dinamik ve üretken yapısıyla her zaman bilimin, teknolojinin ve yeniliğin merkezi olmuştur. Bu zirve, şehrimizin akademik birikimini ve vizyoner yaklaşımını uluslararası düzeyde görünür kılacak önemli bir adımdır.” ifadelerini kullandı. Yapay zekâ alanında düzenlenen organizasyonun önemine vurgu yapan Dönmez, zirvenin Eskişehir’in sadece bir öğrenci şehri değil, aynı zamanda bir teknoloji ve fikir üretim merkezi olduğunu bir kez daha ortaya koyacağını ifade etti. Organizasyonda öncü rol üstlenmekten memnuniyet duyduğunu belirten Dönmez, akademi, kamu ve özel sektörün aynı platformda buluşmasının Türkiye’nin yapay zekâ hedeflerine somut katkılar sağlayacağını kaydetti. Dönmez, Eskişehir’den yükselen bu sinerjinin geleceğin Türkiye’si için yol gösterici olacağına inandığını da sözlerine ekledi.

Nebi Hatipoğlu’ndan Yılmaz Büyükerşen’e: "Senden Artık Bıktık!" Haber

Nebi Hatipoğlu’ndan Yılmaz Büyükerşen’e: "Senden Artık Bıktık!"

AK Parti Eskişehir Milletvekili Nebi Hatipoğlu, Eskişehir Büyükşehir Belediyesi önceki dönem başkanı Prof. Dr. Yılmaz Büyükerşen’in sanayicilere yönelik eleştirilerine sosyal medya üzerinden çok sert bir yanıt verdi. Hatipoğlu, Büyükerşen’in tavrını "nobran" olarak nitelendirerek, Eskişehir’in ekonomik gücünün sanayiciler tarafından inşa edildiğini vurguladı. ​"Eskişehir'i Sanayiciler ve Tüccarlar İnşa Etti" ​Nebi Hatipoğlu, Büyükerşen’in yerel bir gazeteye verdiği röportajda iş dünyasını hedef alan açıklamalarına tepki gösterdi Hatipoğlu yaptığı açıklamasında şu ifadeleri kullandı: ​"İç Anadolu’nun bozkırında, Eskişehir gibi bir vahayı, bugün dil uzattığın o sanayiciler ve tüccarlar inşa etti. 2025 yılında o beğenmediğin müteşebbisler 4.8 milyar doları aşan ihracatla bu şehrin iktisadi yükünü omuzladılar." ​"Çeyrek Asırdan Kalan: Üç Beş Park ve Soğuk Heykeller" ​Büyükerşen’in 25 yıllık görev süresini eleştiren Hatipoğlu, mevcut belediye yönetimini de hedef aldı. Şehrin geleceğine dair kalıcı bir eser bırakılmadığını savunan Milletvekili, "Senin çeyrek asırlık hükmünden bu kente kalan; üç beş park ve sayısız soğuk heykelden ibaret. Ne temele dokundun ne de geleceği inşa ettin. Halefin ise sokakları dubalarla kuşatmak dışında bir maharet göstermiyor," dedi. ​Vakıf Kaynakları ve "200 Milyon Dolarlık" İddia ​Hatipoğlu’nun açıklamasındaki en dikkat çekici kısımlardan biri de Büyükerşen’e yönelik vakıf ve mal varlığı suçlamaları oldu. Hatipoğlu, üniversite kaynaklarıyla kurulan vakıf üzerinden sert bir soru yöneltti: ​"Üniversite kaynaklarıyla hayat bulan vakfın, 200 milyon dolarlık okullarını ve otellerini kendi hanene dahil etmenden hiç söz etmiyorsun." ​"İstanbul'daki Kalemşör Dostlarına Sığın" ​Açıklamasının sonunda Büyükerşen’in medya ilişkilerine de değinen Hatipoğlu, "Şimdi koş ve o İstanbul'daki kalemşör dostlarına yeniden sığın. Belki bir kol saatimi daha çekip, saygınlığı sıfır manşetlerine koyarlar," diyerek tepkisini noktaladı

Saadet Partisi’nden Basın Özgürlüğü Çağrısı Haber

Saadet Partisi’nden Basın Özgürlüğü Çağrısı

Saadet Partisi Eskişehir Sosyal İşler İl Sorumlusu Şevket Ünal, Türkiye’deki basın özgürlüğü sorunlarına dikkat çekerek, gazetecilerin üzerindeki hukuki ve ekonomik baskıların bir an önce son bulması gerektiğini vurguladı. ​"Özgür Basın Kuşatma Altında" ​Saadet Partisi Eskişehir İl Başkanlığı adına açıklamalarda bulunan Şevket Ünal, basın özgürlüğünün son yıllarda ciddi bir gerileme yaşadığını belirtti. Demokratik toplumların en temel yapı taşlarından birinin özgür basın olduğunu hatırlatan Ünal, medyanın bugün hem hukuki hem de ekonomik müdahalelerle "kuşatılmış" durumda olduğunu ifade etti. ​Gazetecilik Faaliyeti Cezalandırılıyor mu? ​Gazetecilerin kamuoyunu bilgilendirme görevini yaparken çeşitli engellerle karşılaştığını belirten Ünal, açıklamasında şu ifadelere yer verdi: ​"Gazeteciler, sadece görevlerini yaptıkları için soruşturmalara maruz kalmakta ve tutuklanmaktadır. Haber yapmak giderek cezalandırılan bir faaliyet haline gelirken, bu durum ifade özgürlüğünün fiilen kısıtlandığını açıkça göstermektedir. Uluslararası raporlar da Türkiye’nin bu konuda alt sıralarda yer aldığını kanıtlıyor." ​Ekonomik Baskı ve Oto-Sansür Tehlikesi ​Basın sektöründeki ekonomik zorluklara da değinen Ünal, düşük ücretler ve işten çıkarılma korkusunun mesleki bağımsızlığı zedelediğini söyledi. Medya kuruluşlarına kesilen para cezaları, ilan kesme yaptırımları ve erişim engellerinin bağımsız basının sürdürülebilirliğini tehdit ettiğini savunan Ünal, bu durumun oto-sansürü yaygınlaştırdığı uyarısında bulundu. ​Saadet Partisi’nden 4 Maddelik Talep ​Şevket Ünal, demokratik bir gelecek için şu talepleri sıraladı: "​Gazetecilere yönelik baskı ve yargı süreçlerine derhal son verilmelidir. ​Basın ve ifade özgürlüğü anayasal güvence altına alınmalıdır. Gazetecilerin ekonomik ve sosyal hakları iyileştirilmelidir. ​Bağımsız ve çoğulcu medya ortamı devlet eliyle desteklenmelidir." ​Ünal, açıklamasını "Demokratik bir toplumun geleceği, ancak özgür bir basının varlığı ile mümkündür" sözleriyle tamamladı.

CHP’den TBMM’de Tutuklu Gazeteciler İçin Özgürlük Çağrısı! Haber

CHP’den TBMM’de Tutuklu Gazeteciler İçin Özgürlük Çağrısı!

TBMM’de Alican Uludağ, İsmail Arı, Merdan Yanardağ, Pınar Gayıp ile haberi, yazısı, sosyal medya paylaşımı nedeniyle tutuklu gazetecilerin durumuna dikkat çeken CHP Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer, gazeteciler için özgürlük ve adalet çağrısı yaptı. Çakırözer, “Türkiye'de gazetecilik ağır kuşatma altında. Gazeteciler haberleri nedeniyle baskı, tehdit, gözaltı ve zindanla susturuluyor. Sansür yasası gerekçe gösterilerek hapse atılıyor. Bu mesleğin yüz akı Alican Uludağ, İsmail Arı, Merdan Yanardan ve daha nice gazeteci hukuksuzca zindanda. 3 yıl önce ‘Bu yasayla gazeteci tutuklanmaz’ diye halkı kandıranlar, şimdi suspus. Nerede vicdanınız, nerede adalet duygunuz? Ama, kimse merak etmesin, Alican da İsmail de diğerleri de dimdik çıkacak ve yine yağmalarınızı, talanlarınızı ve çürümüşlüğünüzü yazmaya devam edecek” dedi. Çakırözer, geçtiğimiz hafta törenle ilan edilen 5G’ye geçiş sürecinde dağıtılan ilanlardaki ayrımcılığa da gündeme getirerek, kamu operatörlerinin ilanlarının iktidara yakın gazete ve televizyonlara dağıtılmasını eleştirdi. Çakırözer, “ ‘81 ilde herkes için 5G’ dediler. İlanlar sadece iktidara yakın basın kuruluşlarına gitti” diye konuştu. GAZETECİLİK KUŞATMA ALTINDA Haberi, yazısı ve sosyal medya paylaşımı nedeniyle cezaevinde tutulan gazeteciler ile basın özgürlüğü alanında yaşanan ihlaller TBMM gündemine taşındı. Türkiye’de basın özgürlüğü alanında yaşanan ihlallerin giderek arttığına dikkat çeken CHP Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer, Alican Uludağ, İsmail Arı, Merdan Yanardağ, Pınar Gayıp ve haberi, paylaşımı nedeniyle tutuklu gazetecilere özgürlük çağrısı yaptı. Çakırözer şöyle konuştu: “Türkiye'de gazetecilik ağır kuşatma altında. Gazeteciler haberleri nedeniyle baskı, tehdit, gözaltı ve zindanla susturuluyor. 2025 yılında gazeteciler tam 610 kez hakim karşısına çıktı, 39 gazeteci tutuklandı. Furkan Karabay, Ercüment Akdeniz, Elif Akgül, Yıldız Tar, Fatih Altaylı, Suat Toktaş, Enver Aysever aylarca zindanda tutuldu. Kara tablo bu yıl da aynı, İktidarı eleştiren Tele1'e çökmek için casusluk sucu uydurup Merdan Yanardağ'ı tutukladınız, 162 gündür zindanda. ‘Terörsüz Türkiye olacak, Kürt sorununu çözeceğiz’ diyorsunuz da gazeteciler Pınar Gayıp, Nedim Oruç ve niceleri aylardır, yıllardır tutukluyken nasıl olacak bu iş?” “ALİCAN, İSMAİL ÇIKACAK; YİNE YAZACAK” Son dönemde tutuklanan gazeteciler Alican Uludağ ile İsmail Arı’nın durumunu gündeme getiren Çakırözer, “TCK'ye 217/A maddesiyle eklenen ‘halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma’ diye suç icat edip gazetecileri hedefe koyan da yine bu iktidar. Üç yıl önce yasa Meclis’ten geçerken o dönem grup başkanımız olan Genel Başkanımız Özgür Özel, biz milletvekilleri ve gazetecilik örgütleri ‘Yapmayın, bu maddeyle gazetecileri hapse atacaksınız’ dedik, dinletemedik! Soruşturmaların yüzde 70'i gazetecilere açıldı, şafak baskınları, itibar suikastlarıyla gözaltına alınıp tutuklandılar. Bu mesleğin yüz akı 2 gazeteci Alican Uludağ 46 gündür, İsmail Arı 16 gündür işte bu yüzden tutuklu. Yaptıkları gazetecilik, yazdıkları haber ama üç yıl önce ‘Bu yasayla gazeteci tutuklanmaz’ diye halkı kandıranlar, şimdi suspus. Nerede vicdanınız, nerede adalet duygunuz? Ama, kimse merak etmesin, Alican da İsmail de diğerleri de dimdik çıkacak ve yine yağmalarınızı, talanlarınızı ve çürümüşlüğünüzü yazmaya devam edecek” diye konuştu. “ABLUKA ALTINDAKİ GAZETECİLİK TÜRKİYE’NİN FOTOĞRAFI” İstanbul Kadıköy'de tutuklu meslektaşları için bir araya gelen gazetecilerin yürüyüşüne polis ablukasını da gündeme getiren Çakırözer, “Gazeteciler, haberi nedeniyle zindanda ama bakın bu fotoğrafa, gazetecilerin hakkını savunmak için meydanlara inen meslektaşları da yine, maalesef polis ablukasında. İşte, Türkiye fotoğrafı bu maalesef!” dedi. “Gazeteci haber yapıyor, iktidarın bakanı, vekili, müdürü aynı gün erişimi engellettiriyor.” diyen Çakırözer, haberlere ve sosyal medya hesaplarına yönelik erişim engellerinin de basın özgürlüğü alanındaki en büyük ihlallerden biri olduğunu belirterek, “Vatandaş habere tıklıyor, erişim yok; hesaba tıklıyor, yasaklı! Kanalı açıyor, karartılmış ya da kayyumda. En fazla erişim engeli kararı aldıranlar bu iktidar sahipleri ve yakınları. Haklarındaki yolsuzluk, rüşvet, torpil haberlerini engelletmede zirvedeler. İkinci sırada engellenenler ise 19 Mart darbesinin kumpaslarını açığa çıkaran haberler. Sadece o günkü protestoları haberleştiren 21 gazete, 12 gazeteci ve 3 derginin sosyal medya hesabı erişimi engellendi. Yapay zekâ tabanlı Grok'a bile bu sansürcü zihniyet soruşturma açıp erişimi engelledi” diye eleştirdi. 5G’DE KAPSAM HERKES İÇİN, İLANLAR İKTİDARA YAKIN KURULUŞLARA Çakırözer, geçtiğimiz hafta törenle ilan edilen 5G’ye geçiş sürecinde dağıtılan ilanlardaki ayrımcılığa da dikkat çekerek, kamu ilanlarının iktidara yakın gazete ve televizyonlara dağıtılmasını eleştirdi. “Basın ilan ambargoları, para cezaları, kayyum uygulamalarıyla bağımsız medya ayakta duramaz hale getiriliyor” diyen Çakırözer, şunları söyledi: “Geçen hafta Türkiye'nin 5G teknolojisine geçiş süreci törenlerle duyuruldu. Sloganı neydi: ‘81 ilde herkes için 5G.’ İyi ama bu verilen ilanlar ne herkesi ne de 81 ili kapsadı; ikisi de kamu iştiraki konumundaki Turkcell ve Türk Telekom’un verdikleri ilanlar herkesi kapsamadı. ‘Herkes için’ dediler, ilanlar sadece iktidara yakın basın kuruluşlarına gitti, Halk TV dışlandı, Sözcü TV dışlandı; Sözcü, Karar, Birgün ve daha nice gazete ve onların yüz binlerce, milyonlarca okuru, seyircisi kapsama dışında bırakıldı.” “ESKİŞEHİRLİ’NİN TELEFONUNDA 5G VAR, GAZETESİNDE İLAN YOK!” “Ayrıca, biz burada 81 ilin vekilleriyiz! Soruyorum: Anadolu'nun sesi dediğimiz yerel gazete ve televizyonlarımız bu milyarlarca liralık ilan pastasından pay alabildi mi? Hayır! 900 bin Eskişehirli, telefonunda, bilgisayarında 5G'yi kullanacak, para ödeyecek ama Eskişehir'in zaten kıt kaynaklara sahip televizyonlarına, gazetelerine 1 liralık ilan verilmeyecek. Kamu bankalarının, KİT'lerin devasa reklam harcamaları iktidarın propaganda aracı değildir. ‘AKP'yi översen ilanı kaparsın; eleştirirsen yok olmaya mahkumsun’ anlayışınız yüzünden bugün gazeteler ve televizyonlar büyük ambargolar altında! Bu bir reklam politikası değildir! Bu, özgür basını susturma ve tek sesli bir medya düzeni kurma çabasıdır. Biz bu anlayışı yıkacağız; hem ifade ve basın özgürlüğünün en geniş biçimde kullanıldığı hukuk devletini yaratacağız hem de basın kuruluşlarına ekonomik ambargoları kaldıracağız. İnanıyoruz ki basın özgürlüğü olmadan demokrasi olmaz ve bir kez daha haykırıyoruz ki gazetecilik suç değildir.”

''Toplumsal Cinsiyet ve Güçlenme'' Sempozyumu Düzenlendi Haber

''Toplumsal Cinsiyet ve Güçlenme'' Sempozyumu Düzenlendi

Tepebaşı Belediyesi ve Cinsiyet Eşitliği İzleme Derneği iş birliği ile “Toplumsal Cinsiyet ve Güçlenme” başlıklı sempozyum düzenlendi. Sempozyumda akademik sunumlar ve atölye çalışmaları gerçekleştirildi. Tepebaşı Belediyesi ve Cinsiyet Eşitliği İzleme Derneği (CEİD) iş birliği ile Vecihi Hürkuş Havacılık ve Parkı'nda “Toplumsal Cinsiyet ve Güçlenme” başlıklı bir sempozyum düzenlendi. Gerçekleştirilen sempozyum ile yerel yönetimlerin toplumsal cinsiyet eşitliği politikalarındaki rolünü güçlendirmeyi, farklı toplumsal kesimlerin deneyimlerini görünür kılmayı ve yerel düzeyde kurumsal iş birliğini artırmak amaçlandı. İki oturumdan oluşan sempozyumda akademik sunumların yanı sıra atölye çalışmaları da gerçekleştirildi. Sempozyuma Tepebaşı Belediyesi Başkan Yardımcısı Suat Yalnızoğlu, Meclis Üyesi Nazan Erşahin ve çok sayıda ilgili katıldı. Tepebaşı Belediyesi Başkan Yardımcısı Suat Yalnızoğlu, sempozyumun açılış konuşmasında emeği geçenlere ve katılımcılara teşekkür etti. Kadın hareketlerinin özgül konumu konuşuldu Sempozyumun ilk oturumunda; Derya Gezer moderatörlüğünde “Toplumsal Cinsiyet ve Kimlikler” konusu konuşuldu. Konuşmacı olarak katılan Alev Özkazanç “Çoklu Krizler Çağında Feminizm, Direniş ve Gelecek Sorunu” başlığında sunum gerçekleştirdi. Özkazanç sunumunda, kadın hareketlerinin özgül konumu, karşılaştığı zorluklar ve engeller ile duruma müdahale ederek bir gelecek vizyonu yaratmak için taşıdığı potansiyelleri aktardı. Toplumsal cinsiyet eşitliğinde erkeklerin rolü ele alındı Konuşmacılardan Atilla Barutçu ise “Eleştirel Erkeklik Çalışmaları ve Cinsiyet Eşitliği Mücadelesinde Erkekler” konusunu, cinsiyet eşitliği mücadelesinde erkek(lik)lerin rolü ve etkisi hem tarihsel olarak teorik/metodolojik tartışmalar hem de son dönem saha deneyimleri üzerinden özdüşümsel bir yaklaşımla ele aldı. Örgütlenme ve dayanışma pratikleri tartışıldı “Toplumsal Cinsiyet Çeşitliliğinde Yerelleşme: Örgütlenme ve Dayanışma Pratikleri” konusunda konuşan Buruç Parlak ise son yıllarda Türkiye’de toplumsal cinsiyet, aile politikaları ve cinsiyet kimliği/cinsel yönelim çeşitliliği etrafında yürütülen tartışmaların kamusal alanda giderek görünür hale geldiğini belirtti. Çocukluk dönemi konuşuldu Sempozyumun ikinci oturumu ise Hande Çevik moderatörlüğünde “Kesişimsel Farklılıklar ve Güçlenme” konusu ele alındı. Konuşmacılardan Ceren Suntekin, “Çocukluk ve Toplumsal Cinsiyet: Şiddetle Erken Mücadele İçin kapsayıcı Bir Hak Perspektifi” konusunda sunumunu gerçekleştirdi. Suntekin, antik çağdan bugüne olan çocukluk dönemine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Suntekin, aydınlanma çağında okuryazarlığın artmasının, çekirdek ailenin ve anne çocuk ilişkisinin önem kazandığını ancak çocukluğu cinsiyetlendirilmiş bir deneyim olmaktan bütünüyle kurtulamadığını belirtti. Suntekin, günümüzde çocukluğun hala toplumsal cinsiyet normlarıyla iç içe geçmiş bir biçimde yaşadığına değindi. Medya kamuoyu algısını şekillendiriyor Konuşmacılardan Dilek İçten ise “Toplumsal Cinsiyet, Göç ve Medya” konulu sunumunda medyanın kamuoyunun algısını şekillendirmede önemli bir rol oynadığını söyledi. Konuşmacılardan Gülçin Con Wright ise “Toplumsal Cinsiyet ve Yaşlılık Ekseninde Yoksulluk, Bakım ve Şiddet” konusuna değindi. Wright, yaşlı nüfusun büyük çoğunluğunun kadınlardan oluştuğunu belirterek kadınların yaşamları boyunca biriken dezavantajları sebebiyle yaşlılık dönemini yalnızlık, yoksulluk, hastalık ve engellilikle geçirmelerinin daha yüksek bir ihtimal olduğuna dikkat çekti. “Ataerki İle Kapitalizmin Etkileşiminde Sınıf ve Toplumsal Cinsiyet Konumları” sunumuyla katılımcıların karşısına çıkan Melda Yaman da kadınların özgürleşmesi yalnızca ilişkilerinin dönüşümünü değil; yeniden üretim rejimlerinin, aile yapısının ve toplumsal cinsiyet temelli iş bölümünün radikal biçimde yeniden örgütlenmesini gerektirdiğini kaydetti. Sunumların ardından ise Hatice Kapusuz tarafından “Feminist Ütopya” başlıklı bir atölye düzenlendi.

Anadolu Üniversitesi'nde “Yapay Zekâ ve Habercilik Eğitimi” Haber

Anadolu Üniversitesi'nde “Yapay Zekâ ve Habercilik Eğitimi”

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı Afyonkarahisar Bölge Müdürlüğü, Anadolu Üniversitesi Stratejik Araştırmalar Merkezi (ANASAM), Basın İlan Kurumu Bursa Bölge Müdürlüğü ve Google Türkiye iş birliğinde düzenlenen “Dijital Habercilik ve Yapay Zekâ Eğitimi”, Öğrenci Merkezi Yunus Emre Salonunda gerçekleştirildi. Dijital habercilik alanındaki güncel gelişmelerin ve yapay zekâ teknolojilerinin medya üretim süreçlerine etkilerinin ele alındığı eğitim, Google Türkiye Eğitim Danışmanı Özgür Mehmet Kütküt tarafından verildi. Programa Anadolu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yusuf Adıgüzel, Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Erkan Erdemir, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı Afyonkarahisar Bölge Müdürü Uğur Ülgeç, Basın İlan Kurumu Bursa Bölge Müdürü Gökhan Eren, Rektör Danışmanı ve İletişim Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Barış Kılınç, Rektör Danışmanı ve ANASAM Müdürü Prof. Dr. Mustafa Bostancı, ANASAM Müdür Yardımcıları Doç. Dr. Serhat Koca ve Doç. Dr. Eser Gemici, Bilecik, Kütahya Afyon Bursa ve Sakarya’dan da çok yoğun katılımın olduğu eğitime Eskişehir basını, öğretim üyeleri ve öğrenciler katıldı. Eğitim öncesinde Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı Afyonkarahisar Bölge Müdürü Uğur Ülgeç, Basın İlan Kurumu Bursa Bölge Müdürü Gökhan Eren ve Google Türkiye Eğitim Danışmanı Özgür Mehmet Kütküt’ün de aralarında bulunduğu heyet, Rektör Adıgüzel’i makamında ziyaret etti. Rektör Adıgüzel: “Gazetecilik hiçbir zaman ölmeyecek” Eğitimin açılış konuşmasını gerçekleştiren Anadolu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yusuf Adıgüzel, şunları söyledi: “Eğitim ve öğrenme sürecinde ihtiyaçlar sürekli dijital hâle geliyor. Gazetecilikte de artık dijital gazeteciliğe geçtik. Yapay zekânın meslekleri ortadan kaldıracağı yönündeki tartışmaları sıkça duyuyoruz. Ancak gazeteciliğin bir meslek olarak hiçbir zaman ölmeyeceğini bilmemiz gerekir. Gazeteciliğin özü, gerçeğin peşinden gidip doğruları aktarmaktır. Yapay zekâ hayatımıza girdi diye bu meslek ortadan kalkmaz. Bu aracı doğru kullanmayı öğrenirsek mesleğimizi daha iyi yapabiliriz. Buna karşı duranlar ise mesleğin dışında kalır.” Adıgüzel, konuşmasının devamında, “Her zaman bir insana, insan gözüne ve insan vicdanına ihtiyaç vardır. İnsan yoksa yapay zekâ da yoktur. Gazetecilik yapay zekâyla yok olmayacak, sadece biçim değiştirecektir. Anadolu Üniversitesi olarak bu dönüşüme uyum sağlamak için yeni medya alanında adımlar atıyoruz.” ifadelerini kullandı. Eren, eğitimin tüm paydaşlarına teşekkürlerini sundu Basın İlan Kurumu Bursa Bölge Müdürü Gökhan Eren, eğitimin açılış konuşmasında başta Anadolu Üniversitesi olmak üzere programın gerçekleştirilmesine katkı sunan tüm paydaşlara teşekkür ederek, iş birliğinin önemine vurgu yaptı. Kütküt: “Yapay zekâ içerik üretiminde bir araçtır” Google Türkiye Eğitim Danışmanı Özgür Mehmet Kütküt, üretken yapay zekânın sunduğu fırsatlara dikkat çekerek şunları söyledi: “Üretken yapay zekâ alanında Türkiye için önemli fırsatlar olduğunu düşünüyorum. Bu fırsatlar; akademik çalışmalardan basın ve kamu iletişimine kadar pek çok alanda değerlendirilebilir. Eğer katılımcılar henüz üretken yapay zekâ ile tanışmadıysa, bu eğitim onlar için önemli bir fırsattır. Biz aslında makinelere değil, insanlara yazıyoruz. Yapay zekâ, insanlara yönelik içerik üretmek için bir araçtır.” “Google eğitimleri dünya genelinde sürüyor” Kütküt ayrıca Google eğitimlerinin dünya genelinde devam ettiğini belirterek, temel amaçlarının kaliteli gazetecilik uygulamalarını güçlendirmek ve küresel bir ağ toplumu oluşturmak olduğunu ifade etti. Kütküt, “Google aramalarında hiçbir şekilde kişi ya da kurumlara özel ayrıcalık tanınmaz. Bu oturumda paylaşılan tüm bilgiler kamuya açık kaynaklardan derlenmiştir. İçeriklerin teknik olarak doğru biçimde yapılandırılması, arama sonuçlarında görünürlüğü artırmak açısından büyük önem taşır. Kullanıcı odaklı, faydalı ve güvenilir içerik üretmek temel hedefimizdir.” dedi. Eğitimde ayrıca katılımcılara dijital habercilikte kullanılan yeni nesil araçlar, yapay zekâ destekli içerik üretimi, veri odaklı gazetecilik uygulamaları ile araştırma, redaksiyon ve haber yazım süreçlerinde kullanılabilecek dijital araçlar hakkında bilgi verildi. Program, Özgür Mehmet Kütküt’e Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Erkan Erdemir tarafından teşekkür belgesi takdim edilmesiyle sona erdi. Kaynak: AnaHaber

Anadolu Üniversitesi, Down Sendromu Farkındalık Günü’nde Eğitime Dikkat Çekti Haber

Anadolu Üniversitesi, Down Sendromu Farkındalık Günü’nde Eğitime Dikkat Çekti

21 Mart Dünya Down Sendromu Farkındalık Günü, toplumda farkındalık yaratmak ve özel gereksinimli bireylerin eğitim haklarına dikkat çekmek için önemli bir gün olarak kabul ediliyor. Anadolu Üniversitesi, özel eğitim alanındaki akademik birikimi, kapsayıcı öğretmen yetiştirme politikaları ve topluma yönelik projeleri ile bu alanda öncü bir rol üstleniyor. Eğitim Fakültesi, öğretmen adaylarını kapsayıcı eğitim anlayışıyla yetiştirirken, Down sendromlu bireylerin toplumsal yaşama etkin katılımını destekleyen projeler geliştirmeye devam ediyor. Bu özel gün kapsamında Anadolu Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. İbrahim Halil Diken; özel eğitim, kapsayıcı öğretmen yetiştirme ve Down sendromlu bireylerin eğitimine yönelik yürütülen çalışmaları anlattı. “Üniversitede gerçekleştirilen çalışmalar kuramsal bilgi üretmekle kalmayıp, uygulamaya dönük çözümler geliştirmeye odaklanıyor” Anadolu Üniversitesi, özel eğitim alanında önemli akademik çalışmalara sahip bir kurum. Üniversitenin bu alandaki akademik birikimini ve yürütülen çalışmaları nasıl değerlendiriyorsunuz? Anadolu Üniversitesi, özel eğitim alanında Türkiye’de öncü kurumlardan biri olarak güçlü ve köklü bir akademik birikime sahip. Uzun yıllara dayanan araştırma geleneği, nitelikli akademik kadrosu ve ulusal–uluslararası düzeyde yürütülen projeleriyle bu alanda önemli bir referans noktası oluşturuyor. Üniversitede gerçekleştirilen çalışmalar yalnızca kuramsal bilgi üretmekle kalmayıp, aynı zamanda uygulamaya dönük çözümler geliştirmeye odaklanıyor. Bu yönüyle Anadolu Üniversitesi’nin özel eğitim alanındaki katkıları, hem bilimsel literatüre hem de eğitim uygulamalarına doğrudan yansıyor. “Öğretmen adaylarının saha deneyimi kazanmalarını sağlayan uygulama temelli eğitim süreçleri önemli bir yer tutuyor” Eğitim Fakültesi bünyesinde özel gereksinimli bireylerin eğitimine yönelik yürütülen araştırmalar, projeler veya uygulamalar hakkında bilgi verebilir misiniz? Anadolu Üniversitesi Eğitim Fakültesi bünyesinde özel gereksinimli bireylerin eğitimine yönelik çok boyutlu çalışmalar yürütülüyor. Bu çalışmalar arasında erken müdahale programları, bireyselleştirilmiş öğretim uygulamaları, aile eğitim programları ve teknoloji destekli öğretim projeleri yer alıyor. Ayrıca öğretmen adaylarının saha deneyimi kazanmalarını sağlayan uygulama temelli eğitim süreçleri de önemli bir yer tutuyor. Bu projeler, bilimsel bilgi ile uygulamayı bütünleştirerek özel gereksinimli bireylerin eğitim kalitesini artırmayı hedefliyor. “Özel gereksinimli bireylerin özelliklerini tanıma, kapsayıcı sınıf ortamları oluşturma, farklılaştırılmış öğretim stratejileri geliştirme ve eğitimde eşitlik ilkesini uygulama konularında donanım kazanıyor” Anadolu Üniversitesi’nin öğretmen adaylarını kapsayıcı eğitim anlayışıyla yetiştirme konusunda nasıl bir yaklaşımı bulunuyor? Anadolu Üniversitesi’nde öğretmen yetiştirme sürecinde kapsayıcı eğitim temel bir yaklaşım olarak benimseniyor. Öğretmen adayları, farklı gelişim özelliklerine sahip öğrencilerin ihtiyaçlarını anlayabilecek ve bu ihtiyaçlara uygun öğretim stratejileri geliştirebilecek şekilde yetiştiriliyor. Bu süreçte teorik derslerin yanı sıra uygulama ağırlıklı eğitimler, okul deneyimleri ve saha çalışmaları önemli bir yer tutuyor. Böylece öğretmen adaylarının mezun olduklarında kapsayıcı ve eşitlikçi öğrenme ortamları oluşturabilecek yeterliklere sahip olmaları hedefleniyor. Anadolu Üniversitesi’nde öğretmen yetiştirme politikalarının kapsayıcı eğitim anlayışını esas aldığının en önemli kanıtı, tüm öğretmenlik programlarında zorunlu olarak yer alan “ÖMB221 Kapsayıcı Eğitim ve Özel Gereksinimli Bireyler” dersidir. Bu ders öğretmen adaylarının bu alandaki bilgi ve farkındalıklarını geliştirmede önemli bir rol oynuyor. Ders kapsamında öğretmen adayları; özel gereksinimli bireylerin özelliklerini tanıma, kapsayıcı sınıf ortamları oluşturma, farklılaştırılmış öğretim stratejileri geliştirme ve eğitimde eşitlik ilkesini uygulama konularında donanım kazanıyor. Bunun yanı sıra teorik bilgilerin uygulama ile desteklendiği süreçler, öğretmen adaylarının gerçek sınıf ortamlarına daha hazırlıklı olmalarını sağlıyor. Bu bütüncül yaklaşım sayesinde Anadolu Üniversitesi, öğretmen adaylarını yalnızca akademik açıdan değil, aynı zamanda kapsayıcı ve duyarlı bir eğitim anlayışıyla yetiştirmeyi hedefliyor. “Üniversiteler, bilimsel bilgi üretiminin yanı sıra toplumsal dönüşümün de önemli aktörleri arasında yer alıyor” Üniversitelerin özel eğitim alanındaki bilimsel üretimi, toplumda farkındalık oluşturma ve eğitim politikalarına katkı sağlama açısından nasıl bir rol oynuyor? Üniversiteler, özel eğitim alanında ürettikleri bilimsel bilgi aracılığıyla hem toplumsal farkındalığın artmasına hem de eğitim politikalarının şekillenmesine önemli katkılar sunuyor. Araştırmalar yoluyla elde edilen bulgular, karar vericilere veri temelli öneriler sunarken, aynı zamanda toplumun özel gereksinimli bireylere yönelik bakış açısını da dönüştürüyor. Bu bağlamda üniversiteler, bilimsel bilgi üretiminin yanı sıra toplumsal dönüşümün de önemli aktörleri arasında yer alıyor. “Programın ebeveynlerin çocuklarıyla olan etkileşimlerini güçlendirmeyi ebeveynlere kendi doğal ortamlarında ortaya çıkan fırsatları anlamlı öğrenme fırsatlarına dönüştürmeye yardımcı olmayı amaçlıyor” Down sendromlu bireylerin eğitimine yönelik olarak üniversite–toplum iş birliği kapsamında yürütülen ya da planlanan çalışmalar bulunuyor mu? Üniversite–toplum iş birliği kapsamında Down sendromlu bireylerin eğitsel desteklenmesine yönelik önemli çalışmalar bulunuyor. Bu bağlamda, Sabancı Vakfı Hibe programları desteğiyle, Down Sendromu Derneği ve Anadolu Üniversitesi Özel Eğitim Bölümü Zihin Engellilerin Eğitimi Anabilim Dalı Başkanı ve öğretim görevlilerinin iş birliğiyle gerçekleştirilen “Bağımsızım Çünkü Çalışıyorum” projesi, Down sendromlu bireylerin toplumsal yaşama daha aktif katılımını, bağımsızlık becerilerinin gelişimini ve istihdam odaklı destek süreçlerini güçlendirmesi bakımından dikkat çekici bir örnek oluşturuyor. Bunun yanı sıra, ben ve Doç. Dr. Gözde Tomris tarafından hazırlanmış ve tüm içeriğinin Down Türkiye’ye hibe edildiği “DÖDEM (Doğal Öğretime Dayalı Erken Müdahale) Programı” da aile temelli erken müdahale yaklaşımı açısından oldukça değerli bir örnek. DÖDEM, çocuğu Down sendromlu olan ebeveynlere yönelik hazırlanmış, aile merkezli ya da aile uygulamalı bir erken müdahale programı sunuyor. Programın temel amacı; ebeveynlerin çocuklarıyla olan etkileşimlerini güçlendirmek, ebeveynlere kendi doğal ortamlarında ortaya çıkan fırsatları anlamlı öğrenme fırsatlarına dönüştürmeye yardımcı olacak strateji ve teknikleri öğretmek ve bu yolla çocukların gelişimlerini desteklemek. Bu tür örnekler, üniversitelerin bilimsel uzmanlığını toplumsal gereksinimlerle bir araya getirerek Down sendromlu bireylerin ve ailelerinin yaşam kalitesine doğrudan katkı sunuyor. “Bu özel gün, toplumun farklı kesimlerinde farkındalık oluşturmak ve Down sendromlu bireylerin eğitim haklarına dikkat çekmek için önemli bir fırsat sunuyor” 21 Mart Dünya Down Sendromu Farkındalık Günü’nün eğitim alanında farkındalık oluşturma açısından önemini nasıl değerlendiriyorsunuz? 21 Mart Dünya Down Sendromu Farkındalık Günü, eğitimde kapsayıcılık ve eşitlik ilkelerinin vurgulanması açısından son derece önemli bir gün. Bu özel gün, toplumun farklı kesimlerinde farkındalık oluşturmak, önyargıları azaltmak ve Down sendromlu bireylerin eğitim haklarına dikkat çekmek için önemli bir fırsat sunuyor. Aynı zamanda eğitim kurumlarının bu konudaki sorumluluklarını yeniden değerlendirmelerine de katkı sağlıyor. “Öğretmenlerin kapsayıcı eğitim konusunda bilgi ve becerilerinin güçlendirilmesi gerekiyor” Down sendromlu bireylerin eğitim süreçlerine etkin katılımı için okullarda ve öğretmen eğitiminde hangi yaklaşımlar ön plana çıkmalı? Down sendromlu bireylerin eğitim süreçlerine etkin katılımı için bireyselleştirilmiş eğitim programları, farklılaştırılmış öğretim yöntemleri ve destekleyici öğrenme ortamları büyük önem taşıyor. Bunun yanı sıra öğretmenlerin kapsayıcı eğitim konusunda bilgi ve becerilerinin güçlendirilmesi gerekiyor. Öğretmen eğitiminde uygulama temelli yaklaşımların artırılması ve sürekli mesleki gelişim olanaklarının sunulması, bu sürecin başarısı açısından kritik bir rol oynuyor. “Medya, sivil toplum kuruluşları ve yerel yönetimlerle iş birliği içinde yürütülecek projeler, farkındalığın daha geniş kitlelere ulaşmasına katkı sağlıyor” Toplumda Down sendromlu bireylere yönelik farkındalığın artırılması için üniversiteler ve eğitim kurumları sizce hangi sorumlulukları üstlenmeli? Üniversiteler ve eğitim kurumları, Down sendromlu bireylere yönelik farkındalığın artırılmasında aktif rol üstleniyor. Bu kapsamda bilimsel araştırmaların yaygınlaştırılması, topluma yönelik bilgilendirme çalışmaları yapılması ve kapsayıcı eğitim uygulamalarının desteklenmesi önem taşıyor. Ayrıca medya, sivil toplum kuruluşları ve yerel yönetimlerle iş birliği içinde yürütülecek projeler, farkındalığın daha geniş kitlelere ulaşmasına katkı sağlıyor. Kaynak: AnaHaber

Öğretmenler Canından Endişe Ederek Okula Gitmek İstemiyor Haber

Öğretmenler Canından Endişe Ederek Okula Gitmek İstemiyor

Eğitim - İş Eskişehir Şubesi, İstanbul’un Çekmeköy ilçesinde bir okulda meydana gelen ve bir öğretmenin hayatını kaybetmesi ile sonuçlanan olayla ilgili olarak bir basın açıklaması yaptı. Eğitim - İş Eskişehir Şubesi tarafından yapılan açıklamada şu ifadelere yer verdi; "Bu ülkede okulda yine bir öğretmen öldürüldü! Artık yeter! İstanbul’un Çekmeköy ilçesinde, Taşdelen Borsa İstanbul Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde öğretmenimiz Fatma Nur Çevik okulda katledildi. Okulda! Eğitim yuvasında! Çocuklarımızın ve öğretmenlerimizin en güvende olması gereken yerde! 44 yaşında bir meslektaşımızı kaybettik. Yaralılarımız var. Vicdanımız sızlıyor, aklımız kabul etmiyor. Uzun süredir okula gelmeyen bir öğrencinin, elini kolunu sallayarak bıçakla okula girebilmesi; iki öğretmeni ve bir öğrenciyi hedef alabilmesi; bir öğretmenimizin hayatını kaybetmesi… Bu tablo bir “münferit olay” değildir! Bu tablo, yıllardır görmezden gelinen uyarıların, itibarsızlaştırılan öğretmenlerin, güvenliksiz bırakılan okulların sonucudur. Öğrenciyle ilgili rehberlik görüşmeleri yapılmış, tutanaklar tutulmuş, uyarılar yapılmış, hatta çocuk psikiyatrisi tedavi süreci olduğu bilinmektedir. Buna rağmen gerekli önlemler alınmamıştır. Bu açık bir ihmal zinciridir. Bu sorumluluk öğretmenin, okul idaresinin üzerine yıkılamaz! Buradan açıkça söylüyoruz:
Bir kamu çalışanı görev yaptığı yerde devlet tarafından korunamıyorsa orada kamu otoritesinden söz edilemez! Buradan Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’e soruyoruz: Daha kaç öğretmenimizin can vermesi gerekiyor? Okullardaki güvenlik açığının bedelini canımızla mı ödeyeceğiz? Öğretmenler her gün ölüm korkusuyla mı derse girecek? Şiddetin tek bir faili yoktur. Bu cinayetin arkasındaki zihniyet; öğretmeni ötekileştiren, her fırsatta hedef gösteren, “herkes öğretmenlik yapabilir” diyerek mesleği değersizleştiren anlayıştır. Öğretmenleri çalışmamakla itham eden, emeğini küçümseyen, itibarsızlaştıran siyasi dildir. Dünyada “Başöğretmen” unvanını taşıyan tek lider olan Mustafa Kemal Atatürk’ün şu sözü bugün kulaklarımızda çınlamaktadır:
“Bir toplumun uygarlık düzeyi, öğretmene verdiği değerle ölçülür.” Bugün öğretmene değer verilmeyen bir sistemin sonucu ile karşı karşıyayız. Eğitimi kamusal bir hak olmaktan çıkarıp piyasalaştıran, okulları siyasal ve ideolojik yuvalanma alanına çeviren, liyakatsiz yöneticilerle dolduran anlayış; bugün bu kanın sorumluluğundan kaçamaz. Öğretmenleri baskı altına alan, güvencesizleştiren, susturmaya çalışan zihniyet; bugün okulları güvenliksiz bırakmıştır. Alışveriş merkezlerine kesici-delici aletle girilemezken, okullara rahatlıkla girilebiliyor! Bu bir tesadüf değil; bu bir yönetim zaafıdır! Biz diyoruz ki: Okullarda şiddetin arkasındaki nedenler bilimsel olarak ortaya konulmalıdır. Eğitimde Şiddet Yasası derhal çıkarılmalıdır. Tüm eğitim kurumlarında etkin güvenlik önlemleri alınmalıdır. Eğitimcilerin, sendikaların ve alan uzmanlarının katıldığı somut bir eylem planı hazırlanmalıdır. Failler caydırıcı şekilde cezalandırılmalıdır. Şiddeti meşrulaştıran medya içerikleri denetlenmeli, toplumsal şiddetle mücadele kamusal bir politika haline getirilmelidir. Bilim dışı, çağdışı müfredat yerine; barışı, birlikte yaşamı, eleştirel düşünceyi öğreten programlar hazırlanmalıdır. Bugün şiddet yalnızca okullarda değil; dünyanın dört bir yanında hayatı kuşatmış durumdadır. Ortadoğu bir kez daha emperyalizmin kanlı saldırganlığının, işgalci politikalarının ve güç zorbalığının hedefi haline getirilmiştir. Katil ABD’nin, haydut İsrail’in saldırıları sivilleri, yaşam alanlarını ve çocukları hedef alırken; İran yönetiminin halktan kopuk ve baskıcı anlayışı da bu yıkımın zeminini büyütmektedir. Okulların vurulduğu, çocukların öldüğü bir yerde hiçbir gerekçe meşru değildir. Bu açık bir insanlık suçudur. Büyük Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün “Yurtta barış, dünyada barış” ilkesi bugün her zamankinden daha hayati bir yol göstericidir. Vatan savunması dışında savaş politikalarının insanlığa yıkım getirdiği tarih boyunca defalarca görülmüştür. Savaşlarda kazanan silah lobileri ve güç odakları olur; kaybeden ise insanlıktır. Eğitim-İş olarak altını çiziyoruz: Çocuklar bombaların gölgesinde değil; barış içinde, güvenli okullarda eğitim görmelidir.
Öğretmenler ölüm korkusuyla değil, onurla ve güven içinde ders anlatmalıdır. Bu ülkede öğretmenler canından endişe ederek okula gitmek istemiyor!
Biz can korkusuyla çalışmak istemiyoruz!
Can güvenliğimizin olmadığı bir eğitim sistemini kabul etmiyoruz! ARTIK YETER! Eğitim yuvaları; iktidarın, gerici yapıların, sermayenin ve şiddetin değil; bilimin, laikliğin ve özgürlüğün mekanı olmalıdır. Kaybettiğimiz meslektaşımıza rahmet, ailesine ve öğrencilerine sabır diliyoruz. Yaralılarımıza acil şifalar diliyoruz. Ve buradan bir kez daha ilan ediyoruz:
Öğrencilerimizin ve eğitim emekçilerinin can güvenliği sağlanıncaya kadar susmayacağız. Mücadele edeceğiz. Çünkü insanlığın ortak geleceği savaşta değil, barıştadır.
Çünkü bir ülkenin geleceği, öğretmenine verdiği değerle ölçülür."

Türkiye’nin En Büyük Medya Patronu TMSF Oldu! Haber

Türkiye’nin En Büyük Medya Patronu TMSF Oldu!

TBMM’de medya kuruluşlarına kayyum operasyonlarına ilişkin konuşan CHP’nin gazeteci kökenli milletvekillerinden Utku Çakırözer, “Türkiye’nin en büyük medya patronu iktidar, TMSF olmuş durumda! Hukuksuz kayyumlarla amacınız Türkiye’de basın özgürlüğünü, çok sesliliği ve halkın gerçekleri öğrenme hakkını engellemek! Basın kuruluşlarına kayyum atayarak hem halkın haber alma hakkını hem kanalları yok ediyor hem de gazetecileri işsiz bırakıyorsunuz!” dedi. Çakırözer, kayyum atamalarına son verilmesi ve TELE 1 televizyonun çalışanlarına, izleyicilerine teslim edilmesi çağırısı yaptı. “HUKUKSUZCA TELEVİZYON KANALLARINA ÇÖKME OPERASYONU” CHP Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer Tele 1 TV’ye kayyum atanmasının ardından Türkiye’de basın kuruluşlarına kayyum operasyonlarını Meclis gündemine taşıdı. TBMM’de konuşan Çakırözer, TELE 1 televizyonu başta olmak kanalara kayyum atamalarının halkın haber alma hakkını, basın kuruluşlarını yok ettiğini ve gazetecileri işsiz bıraktığını söyleyerek, kayyum uygulamalarından vazgeçilmesi çağrısı yaptı. “Bugün iktidar resmen televizyon kanallarına çökmüş durumda” diyen Çakırözer, “Çökmüş diyorum çünkü tamamen hukuksuzluk var ortada. 15,5 milyon kişinin Cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanımız Ekrem İmamoğlu’nu özgür bırakmamak için yeni bir casusluk davası oluşturdunuz! Tele1 Genel yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ ve Necati Özkan'ı da bu dosyaya eklediniz! Ne İmamoğlu’na ne Özkan’a ne de meslektaşımız Merdan Yanardağ’a bu çamur yapışmaz” diye konuştu. “ELİNİZİ VİCDANINIZA KOYUN DA DÜŞÜNÜN!” Ortada mahkeme kararı dahi yokken, Merdan Yanardağ gözaltındayken kanala kayyum atandığına dikkat çeken Çakırözer, “Siz ne yaptığınızın farkında mısınız? Ortada mahkeme kararı yok, bırakın kararı Merdan Yanardağ hakim karşısına dahi çıkmamış. Daha gözaltında iken kalkıp, milyonların izlediği Tele 1’e kayyum atadınız! Merdan Yanardağ kanalın sahibi değil! İşte CNN’de ya da Sabah’ta ya da Yenişafak’ta genel yayın yönetmeni ya da başyazar hakkında bir soruşturma var diye el konmaya kalksa ne dersiniz? Elinizi vicdanınıza koyun bir düşünün yapılan hukuk dışı bir yöntemle televizyon kanalına çökmektir! Benzer biçimde Flash TV’yi Halk TV almasın diye el koydunuz. Ama sonunda hem değerinin altına sattınız hem de 150 basın emekçisini işsiz bıraktınız” dedi. “TMSF EN BÜYÜK MEDYA PATRONU OLDU!” “Türkiye’nin en büyük medya patronu bu iktidar, TMSF olmuş durumda” diyen Çakırözer şöyle konuştu: “Habertürk, Show TV, HT spor, Bloomberg HT medya kuruluşlarına kayyum atadınız. Madem yeni patronları hakkında aylardır yıllardır süren soruşturma vardı niye koskoca medya grubunu sattırdınız o zaman! Ciner Holding’den Can Holding’e satış sırasında bu devletin Masak’ı bu devletin istihbaratı yok muydu? Niye bile bile aldırdınız ve sonra da el koydunuz! Adam hakim karşısında ‘Devlet büyüklerinin yönlendirmesiyle aldım. Yönetimi onların yönlendirmesi ve onayıyla kurdum’ dediğinde niye çıkıp bir şey söyleyemiyorsunuz?” “HEM YOK EDİYORSUNUZ HEM İŞSİZ BIRAKIYORSUNUZ!” Medya kuruluşlarına yapılan operasyonların amacının Türkiye’de basın özgürlüğünü, çok sesliliği ve halkın gerçekleri öğrenme hakkını engellemek olduğunu belirten Çakırözer, medya kuruluşlarına kayyum uygulamalarının hem halkın haber alma hakkını hem de yayın kuruluşlarını yok ettiğini ve yüzlerce gazeteciyi işsiz, güvencesiz bıraktığını söyledi. “HABERİ, GERÇEKLERİ KARARTIYORSUNUZ!” Çakırözer TBMM Genel Kurulu’nda ekim ayında ifade ve basın özgürlüğü alanında yaşanan ihlalleri de sıralayarak, şöyle konuştu: “Türkiye’de gazeteciler ya öldürülerek ya da zindana konarak susturuluyor! İşte ranta, talana karşı cesurca kalemiyle belgeseliyle mücadele veren Hakan Tosun. İstanbul’un ortasında darp edilerek öldürüldü. Ailesi bizler hala soruyoruz? Kim neden öldürdü? Milyonların izlediği gazeteci Fatih Altaylı 135 gündür hukuksuzca tutuklu! Yarattığınız baskı nedeniyle derin bir sessizliğe gömülmüş durumda! Furkan Karabay, Perihan Erkılınç tutkuyla, heyecanla görevini yapan gencecik gazeteciler mesleklerini yaptıkları için aylardır zindandalar. Ekim ayında 60 gazeteci haberi için hakim karşısındaydı. Her ay böyle! T24 muhabiri Asuman Aranca, üç ödüllü haberi nedeniyle hapis cezası aldı. Haberin haberini yapan Birgün Gazetesi yöneticileri cezalandırıldı. Gazeteciler saldırı, tehdit ve engellememelere rağmen habercilik mücadelesi veriyor ! Amaç ne? Bu topluma haberin, gerçeklerin ulaşmasını engellemek! Gazeteciler, basın kuruluşları gerçekleri haber yapıp, iftiraları hakikatle çürüttükleri için 19 Mart darbecilerinin hedefindeler! Buradan bir kez daha hatırlatmak isterim ki: Herkesin bildiği Merdan Yanardağ’dan, Necati Özkan’dan ve milyonların teveccühünü kazanmış Ekrem İmamoğlu’ndan casus çıkmaz! Casus arayanlar: Önce dönüp aynaya baksınlar!”

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.