SON DAKİKA
Hava Durumu

#Liyakat

Porsuk Haber Ajansı - Liyakat haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Liyakat haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

İl Başkanı Demir: ''Türk Toplumu Hiçbir Şart Altında Fakirliği ve Yoksulluğu Hak Etmiyor'' Haber

İl Başkanı Demir: ''Türk Toplumu Hiçbir Şart Altında Fakirliği ve Yoksulluğu Hak Etmiyor''

Zafer Partisi Eskişehir İl Başkanı Hasan Demir, düzenlediği basın toplantısında ekonomi politikalarına, özelleştirme kararlarına ve ekonomik verilere yönelik sert eleştirilerde bulundu. Son yayımlanan kararname ile 13 otoyol ve 2 köprünün özelleştirme kapsamına alınmasına tepki gösteren Demir, kamu varlıklarının ve milli değerlerin korunması amacıyla Türkiye genelinde imza kampanyası başlattıklarını duyurdu. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı bünyesindeki Dezenformasyonla Mücadele Merkezi’nin daha önce otoyol ve köprü özelleştirmelerine ilişkin iddiaları yalanladığını hatırlatan Hasan Demir, gelinen noktada bu kamu varlıklarının 30 yıllığına devredilmesinin önünün açıldığını vurguladı.İl Başkanı Demir yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi; "Yaklaşık 6 ay önce Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı bünyesindeki Dezenformasyonla Mücadele Merkezi'nin bir haberle ilgili müdahalesi olmuştu. O dönemde yurt dışı menşeli bir firmaya otoyollar, köprüler ve benzeri kamu varlıklarıyla ilgili bir fizibilite çalışması yaptırılmış ve bu çalışma siz basın mensupları aracılığıyla kamuoyuna yansımıştı. Ancak ilgili birim, çalışmanın kamuoyuna yansıtıldığı şekilde olmadığını belirterek söz konusu haberlerin önüne geçmeye çalışmıştı. Cuma gecesini cumartesiye bağlayan saatlerde ise gördük ki maalesef bu çalışmalar, karşımıza ciddi sıkıntılar çıkaracak şekilde somutlaşmaya başlamış durumda. Şuradaki tabloyu göstermek istiyorum. Son kararnameyle özelleştirme kapsamına alınan 13 otoyol, 2 köprü ve diğer kamu varlıklarımızın, Türk milletinin elinden 30 yıllığına alınmasının önü açılıyor. Bu varlıkların 30 yıl boyunca kamu hizmeti vermesi halinde sağlayacağı gelirin çok daha altında rakamlarla devredileceğini düşünüyoruz. Toplumun dişiyle tırnağıyla meydana getirdiği varlıklar maalesef tek tek pazarlanıyor, peşkeş çekiliyor. Biz bu tabloyu 2007'den bu yana Türk milleti olarak yaşıyoruz. Hatırlarsınız, kamu iktisadi teşekküllerinin peyderpey özelleştirilmeye başlandığı dönemde de itirazlarımızı toplumla paylaşmıştık. O zaman da şunu söylemiştik: Kamu iktisadi teşekkülleri, bu ülkenin kuruluşundan itibaren atalarımızın büyük fedakârlıklarla meydana getirdiği kuruluşlardır. Bunlar yalnızca kâr amacı taşıyan işletmeler değildir. Aynı zamanda piyasayı düzenleyen, piyasada ortaya çıkabilecek olumsuzluklara karşı denge sağlayabilecek fabrikalar ve üretim tesisleridir. Maalesef bunları çok düşük rakamlarla elden çıkardık. Bugün bunun sonuçlarını enflasyon verileriyle açık bir şekilde yaşadığımızı düşünüyoruz. Bugün "Elde avuçta ne kaldı?" diye baktığımızda birkaç kuruluşumuz, topraklarımız, kamuya ait arsalarımız, arazilerimiz, otoyollarımız ve köprülerimiz kaldığını görüyoruz. Şimdi bunların da aynı tablo içerisinde karşımıza çıktığını görüyoruz. Ülke, Züğürt Ağa filminde olduğu gibi parça parça peşkeş çekiliyor arkadaşlar. Biz bu sürecin önüne geçmek ve Türk toplumuna ait olan her unsuru yeniden Türk toplumuna kazandırmak zorundayız. Geleceğimizi doğru şekillendirmek ve Türk toplumunun yaşam kalitesini yükseltmek istiyorsak bunu yapmakla mükellefiz. Şimdi sizinle bir tablo daha paylaşacağım. Bu tabloda an itibarıyla Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek bulunuyor ancak mesele yalnızca Mehmet Şimşek meselesi değildir. Burada Mehmet Şimşek'in 2023 yılında yeniden Hazine ve Maliye Bakanlığı görevine gelmesinden bugüne kadar yaşanan bazı ekonomik gelişmeler gösteriliyor. Döviz kurlarının, akaryakıt fiyatlarının ve asgari ücretin yaklaşık üç yıllık süreçte geldiği nokta bu tabloda yer alıyor. Tabloda da görüyorsunuz. Mehmet Şimşek göreve geldiğinde dolar 20 lira 96 kuruş seviyesindeymiş. Şu anda 48 lira 49 kuruş. Yani üç yıl içerisinde döviz kurunda yüzde 131'lik bir artışla karşı karşıyayız. Akaryakıt fiyatlarına baktığımızda motorinde yüzde 358, benzinde ise yüzde 262'lik bir artış olduğunu görüyoruz. Aynı dönemde asgari ücretteki artış ise yüzde 230 seviyesinde. Peki bütün bunlar yaşanırken Türk toplumunun çalıştığından ve kazandığından ne kadar vergi çıktı? Bunu da aynı tabloda görüyoruz. Üç yıllık süre içerisinde Türk toplumunun cebinden 29,34 trilyon lira vergi toplandı. Yaklaşık 30 trilyon lira vatandaşın cebinden devletin hazinesine ve bütçesine aktarıldı. Buna karşılık yaşadığımız ekonomik değişim de biraz önce gösterdiğim tabloda açıkça görülüyor. Bugün esnaf kan ağlıyor. İşçi kan ağlıyor. Emekli kan ağlıyor. Herkes mevcut ekonomik durumdan muzdarip. Cezalar almış başını gidiyor. Üç yıldır Mehmet Şimşek yönetimindeki maliye politikaları kapsamında esnaf üzerinde ciddi bir baskı olduğunu düşünüyoruz. Kuruşun dahi kaçmaması anlayışıyla hesaplar bloke ediliyor ve esnafın çalışma imkânları sınırlandırılıyor. Zaman zaman birtakım kolaylıklar getiriliyor ve bunlar "af" olarak kamuoyuna sunuluyor. Ancak bugün geldiğimiz noktada esnafımızın, çalışanımızın, emeklimizin ve hemen hemen bütün sektörlerde faaliyet gösteren vatandaşlarımızın büyük ekonomik sıkıntılar yaşadığını görüyoruz. Biz ilk günden beri bunu söylüyoruz. 2001 ekonomik krizinin ardından, 2002 yılında yaşanan hükümet değişikliğinden bugüne geçen 24 yıllık süreçte mevcut iktidarın Türk toplumunu üretimden giderek uzaklaştırdığını düşünüyoruz. Türkiye'nin üretimden uzaklaştırılması, ülkemizi dışarıya daha bağımlı hale getiriyor. Toplumun yaşam kalitesi her geçen gün biraz daha aşağıya çekiliyor. İnsanlar artık zorunlu ihtiyaçları dışında harcama yapmamak için hayatlarını yeniden şekillendirmek zorunda kalıyor. Buradan bir kez daha hükümetimize ve devletimize sesleniyoruz: Bu toplumun yaşadığı ekonomik yaraları, insanları sosyal yardımlara bağımlı hale getirerek çözemezsiniz. Bugün ülkede 13 milyonun üzerinde insanın sosyal yardımlarla geçimini sağlamaya çalıştığını ifade ediyoruz. Ortaya çıkan tablo, giderek sosyal yardımlara bağımlı hale getirilen bir toplum yapısını beraberinde getiriyor. Biz Atatürk çizgisindeki Türk milliyetçileri olarak bu sürecin karşısında durmaya devam edeceğiz. Ülkemizi muasır medeniyetler seviyesine taşıyana kadar mücadelemizden vazgeçmeyeceğiz. Eskişehir'de de yaklaşık iki ay önce yine özelleştirme kapsamında bazı sağlık kuruluşlarına ait araziler gündeme gelmişti. Daha sonra Cumhurbaşkanlığı tarafından bu özelleştirme kararları iptal edildi. Amiyane tabirle vatandaşa önce eşeği kaybettirip ardından eşeği bulmanın sevincini yaşatıyorlar. Biz aynı sonucu biraz önce paylaştığım tabloda yer alan kamu varlıkları konusunda da görmek istiyoruz. Çünkü bu tabloda ülkenin geleceği açısından doğru bir sonuç görmüyoruz. Bizim açımızdan bu tablo, bu ülkenin ve milletin kazanımlarının birilerinin cebine aktarılması anlamına geliyor. Buna müsaade etmemek adına Zafer Partisi İl Başkanlığı olarak tüm Türk milletini sağduyuya ve harekete davet ediyoruz. Bu kapsamda Zafer Partisi olarak imza kampanyamızı başlattık. Kamu iktisadi teşekkülleri başta olmak üzere köprülerin, otoyolların ve kamuya ait bütün yapıların kamuda kalması amacıyla bir çalışma yürüteceğiz. Topladığımız imzaları başta valilerimize, ardından devletimizin ilgili makamlarına sunacağız. Türk toplumu hiçbir şart altında fakirliği ve yoksulluğu hak etmiyor. Ancak 24 yıldır yaşananların sonucunda, tabiri caizse, emdiğimiz süt burnumuzdan geliyor. Artık yeter. Toplumun da yaşananları gördüğünü düşünüyoruz. Önümüze konulacak ilk sandıkta bunun sonucunun açık bir şekilde görüleceğine inanıyoruz. Yolcudur Abbas, bağlasan durmaz. Kurulacak ilk millî hükümette Zafer Partisi, liyakat ve adalet anlayışıyla ülkenin yeniden tesis edilmesi için üzerine düşeni yapacak ve Cumhuriyetin yeniden Türk milletinin iradesiyle yönetilmesi için mücadele edecektir."

Sorun Acilde Değil, Yönetim Katında Başlıyor! Haber

Sorun Acilde Değil, Yönetim Katında Başlıyor!

Genç Sağlık Sen Eskişehir Şube Başkanı Tolga Çınar, sağlık sistemindeki sorunların faturasının çalışanlara kesilemeyeceğini belirterek liyakat ve tarafsızlık vurgusu yaptı. Çınar, "Sistemi ayakta tutan makam odaları değil, sağlık emekçileridir" dedi. ​Genç Sağlık Sen Eskişehir Şube Başkanı Tolga Çınar, sağlık sektöründe yaşanan güncel sorunlara ve yönetim anlayışına ilişkin yazılı bir basın açıklaması yayımladı. Çınar açıklamasında şu ifadelere yer verdi; "Bugün sağlık sisteminde yaşanan sorunların faturasını sağlık çalışanlarına kesmeye çalışan anlayışı kabul etmiyoruz. Acil servislerde, yoğun bakımlarda, servislerde ve 112 Acil Sağlık Hizmetlerinde görev yapan sağlık çalışanları, eksik personelle, ağır iş yükü altında ve büyük fedakârlıkla görevlerini yerine getirmektedir. Sistemi ayakta tutan makam odaları değil, gecesini gündüzüne katan sağlık emekçileridir. Eskişehir 112 Acil Sağlık Hizmetleri’nin Türkiye’nin örnek gösterilen teşkilatlarından biri olması tesadüf değildir. Bu başarı; sahadaki çalışanların disiplini, bilgi birikimi ve fedakârlığının eseridir. Peki aynı başarı neden birçok hastanede görülememektedir? Bu sorunun cevabı sağlık çalışanlarında değil, yönetim anlayışında aranmalıdır. Kamu kurumları, sadakate göre değil liyakate göre yönetilmelidir. Yönetici makamları ödül makamı değil, sorumluluk makamıdır. Liyakatten uzak her yönetim anlayışı, sağlık çalışanının yükünü artırmakta, vatandaşın aldığı hizmetin kalitesini de olumsuz etkilemektedir. Bir başka önemli sorun ise yöneticilik ile sendikacılık arasındaki çizginin belirsizleşmesidir. Sendikalar çalışanı temsil eder, yöneticiler devleti temsil eder. Aynı anda hem yönetici hem de sendikal mücadelede aktif rol alınmasının tarafsızlık algısını zedelediği yönündeki eleştiriler ciddiyetle değerlendirilmelidir. Kamu yönetiminde güvenin temel şartı, tarafsızlıktır. Bugün sağlık çalışanlarının beklentisi; makamını korumaya çalışan yöneticiler değil, çalışanını koruyan yöneticilerdir. Koltuklarını korumayı önceleyen anlayışlar, sağlık sisteminin gerçek sorunlarını görmezden gelmektedir. Sorunları çözmek yerine üzerini örten, eleştiriyi susturmaya çalışan ve sahadaki emeği görmezden gelen yönetim anlayışı sürdürülebilir değildir. Hiç kimse, fedakâr sağlık çalışanlarının emeği üzerinden makamını güçlendirmeye çalışmamalıdır. Çünkü bu sistem, yöneticilerin değil; gece nöbet tutan, ambulansa koşan, acilde hastaya yetişen, yoğun bakımda yaşam mücadelesi veren sağlık çalışanlarının omuzlarında yükselmektedir. Buradan açık bir çağrıda bulunuyoruz: Sağlık çalışanlarını suçlamaktan vazgeçin. Sorunun kaynağını sahada değil, yönetim anlayışında arayın. Liyakati esas alın. Tarafsızlığı koruyun. Sağlık çalışanlarının emeğini görmezden gelmeyin. Çünkü sağlık sistemini ayakta tutan koltuklar değil, o koltukların yanlış kararlarına rağmen görevini eksiksiz yapmaya çalışan sağlık emekçileridir."

Saadet Partisi Eskişehir Gençlik Kollarından Hükümete Asayiş ve Ekonomi Çağrısı Haber

Saadet Partisi Eskişehir Gençlik Kollarından Hükümete Asayiş ve Ekonomi Çağrısı

Saadet Partisi Eskişehir İl Gençlik Kolları Başkanı Mücahit Ateş, haftalık basın açıklamasında Türkiye’nin ve Eskişehir’in içinde bulunduğu asayiş, güvenlik ve ekonomik krizleri masaya yatırdı. Genel Başkan Mahmut Arıkan’ın "Türkiye yönetilemiyor" sözlerine atıfta bulunan Ateş, ahlaki ve toplumsal yozlaşmaya dikkat çekti. Saadet Partisi Eskişehir İl Başkanlığı, haftalık olağan basın açıklamasını gerçekleştirdi. İl Gençlik Kolları Başkanı Mücahit Ateş tarafından yapılan açıklamada, ülke genelinde ve Eskişehir yerelinde yaşanan son gelişmeler sert bir dille eleştirildi. Sözlerine Mihalıççık ilçesinde şehit düşen Uzman Çavuş Mehmet Demirbaş’a rahmet dileyerek başlayan Ateş, güvenlik güçlerinin dahi can emniyetinin tehlikede olduğunu vurguladı. Eskişehir Haberleri ve Sokaktaki Güvenlik Krizinin Boyutu Güvenlik güçlerine yönelik saldırıların ve sokaklardaki asayiş problemlerinin bir kriz boyutuna ulaştığını belirten Mücahit Ateş, “Güvenlik güçlerimizin dahi can emniyetinin sağlanamadığı, sokakların adeta suç mahalline döndüğü bu acı tablo, ülkemizin sürüklendiği asayiş ve güvenlik krizini en net şekilde göstermektedir” dedi. Toplumda tırmanan şiddet sarmalına değinen Ateş, komşu kavgalarından çocuk parklarındaki vandalizme kadar birçok konuya dikkat çekti. Eskişehir genelinde yaşanan ahlaki çöküşün somut örneklerini paylaşan Saadet Partisi Eskişehir İl Gençlik Kolları Başkanı, bir cami şadırvanında uyuşturucu etkisinde baygın bulunan genç bir vatandaşın durumunun toplumsal yarayı gözler önüne serdiğini ifade etti. Gençlerin umutsuzluğa ve zehir tacirlerinin kucağına itildiğini söyleyen Ateş, mevcut sistemin derhal değişmesi gerektiğini savundu. Mahmut Arıkan: “Her Bir Mesele Ayrı Bir Krize Teslim” Konuşmasında Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan’ın bu haftaki açıklamalarına da yer veren Mücahit Ateş, yönetim krizinin ülkeyi derin bir buhrana sürüklediğini belirtti. Genel Başkan Arıkan’ın tespitlerini aktaran Ateş, şu ifadeleri paylaştı: “Adaletten ekonomiye, eğitimden dış politikaya nereye bakarsak bakalım maalesef Türkiye yönetilemiyor. Her bir mesele, ayrı bir krize teslim edilmiş vaziyette. Güçlü devlet, vatandaşına yük olan değildir; güçlü devlet, vatandaşına yol açandır.” Deprem bağışlarının "ahbap çavuş" ilişkileriyle istismar edilmesini ve devlet kurumlarına olan güvenin zedelenmesini de eleştiren Ateş, liyakat ve şeffaflığın devlet yönetiminde en elzem unsurlar olduğunu ifade etti. Saadet Partisi ve Milli Görüş kadrolarının kriz üreten değil, krizleri kökten çözen bir sistem kurmaya talip olduğunu sözlerine ekledi. “86 Milyon İnsanımızla Derinden Bir 'Oh Bee!' Diyeceğiz” Açıklamasının son bölümünde vatandaşlara umutsuzluğa kapılmama çağrısında bulunan Mücahit Ateş, Milli Görüş hareketinin yarım asırlık “Önce Ahlak ve Maneviyat” düsturuyla hareket ettiğini hatırlattı. Gençleri uyuşturucu batağından kurtaracak, mahallelerde huzur ve suhuleti yeniden tesis edecek iradeye sahip olduklarını belirten Ateş, açıklamayı şu sözlerle tamamladı: “Genel Başkanımız Sayın Mahmut Arıkan’ın da müjdelediği gibi; 86 milyon insanımızın huzurla, derinden ‘Oh bee!’ diyeceği bir Türkiye’yi hep birlikte inşa edeceğiz. Basın toplantımıza göstermiş olduğunuz ilgi ve alakadan dolayı hepinize teşekkür ediyor, hayırlı günler diliyorum.”

Eğitim Sendikalarından Milli Eğitim Bakanlığına "Karne" Haber

Eğitim Sendikalarından Milli Eğitim Bakanlığına "Karne"

Eskişehir’de 2025-2026 eğitim-öğretim yılının sona ermesiyle birlikte, eğitim sendikaları Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’e "karne" verdi. Sendika binalarından Köprübaşı’na yürüyen öğretmenler, laik, bilimsel ve kamusal eğitim vurgusuyla geniş katılımlı bir basın açıklaması gerçekleştirdi. ​Eğitim Sen: "Eğitim Sistemi Derin Bir Yapısal Krizde" ​Eğitim Sen Eskişehir Şube Başkanı Özkan Demirkol, 2025-2026 eğitim-öğretim yılının sona ermesiyle birlikte eğitim sisteminin kronik sorunlar, piyasacı dönüşüm ve laiklik karşıtı uygulamaların gölgesinde tarihinin en derin yapısal krizlerinden birini yaşadığını belirtti. Bakan Yusuf Tekin’in dönemsel icraatlarını "sınıfta kalmış" olarak nitelendiren Demirkol, sendikaları tarafından hazırlanan "Yıl Sonu Eğitimin Durumu Raporu" ile Bakanlığın eğitimi kamusal bir hak olmaktan çıkarıp nasıl bir ticari pazar alanına dönüştürdüğünü somut verilerle ortaya koyduklarını vurguladı. Eğitim Sen Eskişehir Şube Başkanı, özel okulların payının %8’e ulaşmasını ve Türkiye’nin öğrenci başına harcamada OECD ortalamasının çok altında kalmasını eğitimin ticarileşmesine dair temel kanıtlar olarak gösterirken, öğretmenlik mesleğinin kadrolu, sözleşmeli ve ücretli olarak bölünmesini, "Milli Eğitim Akademisi" dayatmasını ve ataması yapılmayan 800 bini aşkın öğretmenin güvencesizliğe itilmesini liyakat sisteminin çöküşü olarak değerlendirdi. Eğitimde laiklik ve bilimsellikten uzaklaşıldığını savunan Demirkol, MEB’in dini yapılarla imzaladığı 672 protokolü, ÇEDES projesini ve Din Öğretimi bütçesinin 4 yılda 9,2 kat artırılarak 109,8 milyar TL’ye ulaştırılmasını laik eğitime karşı açık bir kuşatma olarak tanımladı. Çocuk yoksulluğunun %20’nin üzerine çıktığına, okullarda "bir öğün ücretsiz yemek ve temiz su" talebinin reddedilmesi nedeniyle hijyen krizleri yaşandığına ve şiddet sarmalının arttığına dikkat çeken Özkan Demirkol, özellikle MESEM uygulaması ile çocuk emeğinin devlet eliyle sömürülmesini ve bu süreçte en az 20 öğrencinin iş cinayetlerinde hayatını kaybetmesini kabul edilemez bir yaşam hakkı ihlali olarak nitelendirdi. Eğitim Sen olarak çocukların ve gençlerin siyasi iktidarın ideolojik hedeflerine araç edilmesini reddettiklerini ifade eden Demirkol, bu karanlık tablodan çıkışın yolunun yeniden kamusal eğitime dönüş olduğunu vurgulayarak; esnek ve ücretli çalışmaya son verilerek mülakatsız kadrolu istihdamın sağlanmasını, her okula ücretsiz yemek ve temiz su bütçesi ayrılmasını, çocuk işçiliğini yasallaştıran MESEM’lerin durdurulmasını ve ÇEDES ile tüm tarikat protokollerinin iptal edilerek laik, bilimsel ve demokratik bir müfredatın inşa edilmesini talep etti. Demirkol, eğitim emekçilerinin onuru ve çocukların eşit, özgür bir geleceği için sokağın, meydanın ve okulun bağını kurarak örgütlü mücadelelerini kararlılıkla sürdüreceklerini belirtti. ​Eğitim-İş: "Siz Kürsülerde Masal Anlatırken Okullardan Cenaze Kaldırıyoruz" ​Eğitim-İş Eskişehir Şube Başkanı Fadime Arslan, yaşananların bir yönetim hatası değil, planlı bir "kurumsal çöküş" olduğunu savundu. Eğitim-İş Eskişehir Şube Başkanı Fadime Arslan, yaptığı açıklamada Türkiye’deki eğitim sisteminin basit bir yönetim hatası veya bütçe yetersizliğiyle değil, bizzat siyasi iktidar ve Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin eliyle kurulan sistematik bir "şiddet rejimi" ve planlı bir "tasfiye operasyonu" ile yönetildiğini vurguladı. Okulların ideolojik dayatma, sömürü ve şiddet laboratuvarlarına dönüştürüldüğünü belirten Arslan, Bakan Tekin’in "başarı hikayeleri" anlattığı kürsülerden uzak olarak okullarda aç kalan çocukların, coplanan öğretmenlerin ve tarikatlara terk edilen bir neslin gerçeğinin yaşandığını ifade etti. Ekonomik şiddetle parasız eğitimin tamamen bitirildiğini, devlet okullarının velilerden alınan fahiş "bağış" ve "aidat"larla ayakta kalmaya çalıştığını, kırtasiye maliyetlerinin asgari ücretli ailelerin belini büktüğünü ve her dört çocuktan birinin okula aç gittiğini dile getiren Arslan, öğrencilerin sınıfsal ayrışmaya maruz bırakıldığını belirtti. İdeolojik şiddet kapsamında "Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli"nin bilimsel içerikten arındırılmış bir dogma çuvalı olduğunu, ÇEDES projesi ve tarikat protokolleriyle okulların medreselere dönüştürüldüğünü, Cumhuriyet değerlerinin ve Atatürk fotoğraflarının müfredattan silinerek biat eden bir nesil hedeflendiğini savundu. Kurumsal şiddet başlığı altında ise 1,5 milyona yakın çocuğun eğitim sistemi dışında kalmasına, MESEM adı altında çocuk emeğinin sömürülmesine ve iş cinayetlerinde yaşamını yitiren öğrencilere dikkat çeken Arslan, öğretmenlik mesleğinin ise Mülakat ve Milli Eğitim Akademisi gibi uygulamalarla onursuzlaştırıldığını, özel sektör öğretmenlerinin ise kölelik düzeninde asgari ücrete mahkûm edildiğini söyledi. Arslan, tüm bu tablodan çıkış için eğitimde şiddeti önleme yasasının çıkarılmasını, okullara kadrolu personel atanmasını, ücretsiz okul yemeği sağlanmasını, MESEM uygulamalarının iptal edilmesini, bilimsel müfredata dönülmesini ve mülakat dayatmasının sonlandırılmasını içeren "asgari varoluş koşulları"nın derhal uygulanmasını talep ederek, laik ve kamusal eğitim mücadelesinden asla vazgeçmeyeceklerini vurguladı. ​Özel Sektör Öğretmenleri: "Sermaye Değil, Emekçi İçin Bütçe" ​Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası, eğitim sisteminin bir şirket gibi yönetildiğini ve Cumhurbaşkanlığı Eğitim ve Öğretim Politikaları Kurulu'nun öğretmenler yerine tamamen özel okul patronları ve holding temsilcilerinden oluştuğunu belirterek, bu durumun iktidarın sermaye yanlısı tutumunu açıkça ortaya koyduğunu ifade etmiştir. Özel sektör öğretmenlerinin 2014 yılında ellerinden alınan taban maaş hakkı nedeniyle asgari ücret düzeyinde maaşlara mahkûm edildiğine ve yıllık milyonlarca lira ücret alan özel okullarda öğretmenlerin on aylık sözleşmelerle güvencesiz çalıştırıldığına dikkat çeken sendika, bu sömürü düzenine karşı haklarını arayan öğretmenlerin darp, ters kelepçe ve gözaltılarla baskı altına alındığını savunmuştur. İktidarın sermayeye vergi kıyakları ve teşvikler sunarken, emekçilere yoksulluğu ve güvencesizliği reva gördüğünü vurgulayan sendika; taban maaş hakkının iadesi, süresiz iş sözleşmeleri, kamudaki meslektaşlarıyla eşit özlük hakları ve mülakat mağduriyetlerinin giderilmesi taleplerini yineleyerek, köklü bir mücadele geleneğinden aldıkları güçle insanca bir yaşam için direnişlerini kararlılıkla sürdüreceklerini beyan etti.

Nebi Hatipoğlu’ndan Büyükşehir Belediyesi’ne: "810 Gündür Verilen Sözler Tutulmadı" Haber

Nebi Hatipoğlu’ndan Büyükşehir Belediyesi’ne: "810 Gündür Verilen Sözler Tutulmadı"

AK Parti MKYK Üyesi ve Eskişehir Milletvekili Nebi Hatipoğlu, 31 Mart 2024 yerel seçimlerinin üzerinden geçen 810 günü değerlendirdi. Hatipoğlu, Eskişehir Büyükşehir Belediyesi yönetiminin seçim vaatlerini yerine getirmediğini belirterek, “Eskişehir, mazeret üreten değil, sorun çözen bir belediyeciliği hak ediyor." dedi. AK Parti MKYK Üyesi ve Eskişehir Milletvekili Nebi Hatipoğlu, 31 Mart 2024 yerel seçimlerinden bu yana geçen yaklaşık 2 yıl 2 aylık (810 gün) süreci mercek altına aldı. Mevcut belediye yönetiminin seçim döneminde açıkladığı projelerin büyük kısmının hayata geçirilmediğini savunan Hatipoğlu, projelerin vaat aşamasında kaldığını vurguladı. ​​Hatipoğlu, belediye yönetiminin ulaşım, kentsel dönüşüm, kırsal kalkınma ve sosyal projeler başlıkları altında verdiği sözlerin gerçekleşmediğini ifade ederek şu ifadelere yer verdi; "Kıymetli hemşerilerim; Bilindiği üzere 31 Mart 2024 yerel seçimleri öncesinde mevcut Büyükşehir Belediye Başkanı, Eskişehir için 8 ana başlık altında çok sayıda proje ve vaat açıkladı. Bugün seçimlerin üzerinden tam 810 gün geçti. Yani yaklaşık 2 yıl 2 aylık bir süre geride kaldı. Bilindiği üzere biz projelerimizi ve hedeflerimizi Eskişehirli hemşehrilerimizle paylaştıktan yaklaşık bir hafta sonra mevcut Büyükşehir Belediye Başkanı da bir lansman programı düzenlemiş, o gün açıkladığı vaatlerin önemli bir kısmı ise daha önce bizim kamuoyuna duyurduğumuz projelerle neredeyse bire bir örtüşmüştü. Bugün, aradan geçen 810 günün sonunda, o gün verilen sözlerin ne kadarının hayata geçirildiğine birlikte bakalım. Seçim döneminde; “Ulaşımı ve Daha Çevreci Şehir”, “Geleceği Planlı ve Dirençli Şehir”, “Kırsalı Çok Yönlü Kalkınan Şehir”, “Sosyal ve Adil Şehir”, “Çevre ve İklim Değişikliğine Uyumlu Şehir”, “Sporda Aktif ve Sağlıklı Bir Eskişehir”, “Kültür, Turizm, Sanat" ve “Genç Dostu Eskişehir” başlıkları altında Eskişehirlilere birçok söz verildi. Peki bugün, 810 günün sonunda ortaya çıkan tablo nedir? Bugün bu vaatlere baktığımızda; Vaat edilen tramvay hatlarının hayata geçirilmediğini görüyoruz... Kuzey-Güney Kuşak Çevre Yolu'nun yapılmadığını görüyoruz... Cumhuriyet Meydanı Yer Altı Otoparkının, Hoşnudiye Katlı Otoparkının ve birçok ulaşım projesinin hâlâ tamamlanmadığını görüyoruz... Fevzi Çakmak, Huzur ve Yeşiltepe Kentsel Dönüşüm Projesi'nin hayata geçirilmediğini görüyoruz... Gündoğdu'da 1.500 konut hedefinin gerçekleşmediğini görüyoruz... 75. Yıl Mahallesi Sosyal Konut Projesi'nin tamamlanmadığını görüyoruz... Porsuk Kentsel Dönüşüm Projesi'nin vatandaşlarımızın beklediği noktaya ulaşamadığını görüyoruz... Kırsal kalkınma başlığında vaat edilen Bitkisel ve Hayvansal Üretim Merkezi'nin, Yem Fabrikası'nın, Organik Sıvı Gübre Tesisi'nin ve birçok önemli yatırımın hayata geçirilmediğini görüyoruz... Çevre ve enerji alanında vaat edilen Atıktan Türetilmiş Yakıt Tesisi'nin, Yeni Atık Su Arıtma Merkezi'nin ve Sakarbaşı Projesi'nin tamamlanmadığını görüyoruz... Spor alanında vaat edilen 17 branşı kapsayacak spor salonunun, yeni yüzme havuzlarının, motokros pistinin, aqua parkın ve e-spor merkezinin hizmete açılmadığını görüyoruz... Üstelik bunların önemli bir kısmının bugün hâlâ somut bir proje aşamasına dahi gelemediğini görüyoruz. Oysa AK Parti hükümetleri döneminde spor altyapısına yönelik yatırımlar sözde kalmamış, birer birer hayata geçirilmiştir. Bu kapsamda şehrimize kazandırdığımız, yaklaşık 10.000 metrekare kapalı alana sahip, 3.000 seyirci kapasiteli ve 8 ayrı branşa hizmet verebilen Yenikent Kapalı Spor Salonu bugün gençlerimize ve sporcularımıza hizmet vermeye devam etmektedir. Bununla da yetinmedik. Yine şehrimize kazandıracağımız 3.400 metrekare büyüklüğünde, 850 seyirci kapasiteli ve 4 ayrı branşa hizmet verecek yeni kapalı spor salonunun temelini attık. İnşaat çalışmaları hızla devam ediyor ve kısa süre içerisinde tamamlanarak hemşerilerimizin hizmetine sunulacak. Bizim anlayışımızda spor yatırımları seçim dönemlerinde verilen vaatlerden ibaret değildir. Biz eser üretir, temeller atar ve projeleri tamamlayarak milletimizin hizmetine sunarız. Kültür ve turizm alanında vaat edilen Uluslararası Yunus Emre Kültür Festivali'nin, ilçelere kazandırılacağı açıklanan gençlik merkezlerinin ve karavan kamp alanlarının hayata geçirilmediğini görüyoruz... Gençlerimiz için vaat edilen projelere baktığımızda ise Eskişehir Veri Merkezi'nin, şehir genelinde Wi-Fi hizmetinin ve birçok gençlik yatırımının hâlâ beklediğini görüyoruz... Elbette yapılan bazı çalışmalar, atılan bazı adımlar vardır. Ancak ortada değişmeyen bir gerçek bulunmaktadır. 810 gün geçti... Ve Eskişehirlilere seçim döneminde anlatılan projelerin önemli bir bölümü hâlâ tamamlanmış değildir. Kıymetli hemşerilerim; Bugün ortaya çıkan tabloyu değerlendirirken bir noktayı da sizlerin takdirine sunmak istiyorum. Bildiğiniz gibi 31 Mart seçimlerinde biz de sizlerden destek istemiş, Eskişehir için projelerimizi ve yol haritamızı açıklamıştık. Şimdi kendimize şu soruyu soralım: Eğer bugün görevde biz olsaydık, geçen 810 günlük süre içerisinde Eskişehir nerede olurdu? Biz göreve geldiğimiz ilk günden itibaren şehrin kronikleşmiş trafik sorununu çözmek için harekete geçeceğimizi söylemiştik. Şehir genelinde planladığımız 15 adet katlı kavşağın her biri ortalama 90 ila 110 gün arasında tamamlanabilecek projelerdi. Bugün geldiğimiz noktada, çevre yolundan şehir merkezine girişte Alpu Kavşağı'ndan başlayıp Osmangazi Üniversitesi Kavşağı'na kadar uzanan hatta yer alan beş katlı kavşak tamamlanmış ve vatandaşlarımızın hizmetine sunulmuş olacaktı. Eskişehir her gün trafik çilesini değil, ulaşımda elde edilen rahatlamayı konuşuyor olacaktı. Yine seçim döneminde söz verdiğimiz içilebilir çeşme suyu projesini hayata geçirmiş; vatandaşlarımızın yüksek maliyetlerle damacana suya mahkûm olmadığı, daha kaliteli, daha sağlıklı ve çok daha uygun maliyetli içme suyuna erişimini sağlamış olacaktık. Konu ESKİ olunca, seçim döneminde defalarca dile getirdiğimiz bir gerçeği de hatırlatmak isterim. Kurumlarda liyakatten uzak yönetim anlayışının beraberinde ciddi sorunlar doğuracağını, yapılan atamaların kurumsal verimliliği ve hizmet kalitesini olumsuz etkileyeceğini açıkça ifade etmiştik. Bugün gelinen noktada yaşanan yönetim krizleri, hizmet aksaklıkları ve peş peşe gelen görevden ayrılıklar, ne yazık ki bu konudaki uyarılarımızda ne kadar haklı olduğumuzu bir kez daha ortaya koymuştur. Çünkü belediyecilikte başarı; kişilere göre değil, liyakate göre kurulan kadrolarla mümkündür. Şehir yönetiminde ehliyet ve liyakat göz ardı edildiğinde bunun bedelini maalesef kurumlar da vatandaşlarımız da ödemektedir. Kentsel dönüşüm konusunda da bugün çok farklı bir noktada olurduk. Gündoğdu'da... Fevzi Çakmak'ta... Yeşiltepe'de... Huzur Mahallesi'nde... Erenköy'de... Kamulaştırmalar, proje hazırlıkları ve teknik süreçler tamamlanmış, sahada dönüşüm çalışmaları başlamış ve büyük bir hızla devam ediyor olacaktı. Çünkü biz kentsel dönüşümü seçim vaadi olarak değil, Eskişehir'in geleceği için bir zorunluluk olarak görüyoruz. Üstelik bu projeler sadece dönüşen mahallelerimiz için değil, Eskişehir ekonomisi için de önemli bir kalkınma hamlesi olacaktı. Kentsel dönüşüm çalışmalarının başlamasıyla birlikte inşaat sektörü yeniden hareketlenecek, doğrudan ve dolaylı olarak sektöre bağlı faaliyet gösteren 72 farklı iş kolu bundan olumlu etkilenecekti. Müteahhidinden mühendis ve mimarına, demircisinden mobilyacısına, nakliyecisinden esnafına kadar binlerce vatandaşımız için yeni bir ekonomik canlılık oluşacaktı. Çünkü kentsel dönüşüm yalnızca binaları yenilemek değil; aynı zamanda istihdamı artırmak, ekonomiyi canlandırmak ve şehrin geleceğine yatırım yapmaktır. Değerli hemşerilerim; Bugün hâlâ vatandaşlarımızın en çok şikâyet ettiği konulardan biri su yükleme sistemidir. Düşünün... 2026 yılındayız. Aradan 810 gün geçmiş. Ve Eskişehir'de insanlar hâlâ su yüklemek için belirli noktalara gitmek zorunda kalıyor. Mevcut yönetim seçim döneminde online su yükleme sistemi sözü vermişti. Ancak bugün geldiğimiz noktada bu sistem hâlâ tam anlamıyla hayata geçirilmiş değil. Son dönemde bazı noktalarda kredi kartıyla yükleme imkânı sağlanmış olsa da vatandaşlarımızdan sistemin işleyişiyle ilgili çok sayıda şikâyet gelmeye devam ediyor. Oysa biz göreve gelmiş olsaydık, ilk 100 günlük eylem planımız içerisinde yer alan dijital belediyecilik uygulamalarını çoktan hayata geçirmiş olacaktık. Vatandaşlarımız cep telefonlarından birkaç dakika içerisinde su yükleyebiliyor olacaktı. Yükleme noktalarında ise sadece nakit değil; Kredi kartı, Temassız ödeme, QR kod ve diğer modern ödeme sistemleri kullanılabiliyor olacaktı. Çünkü belediyecilik vatandaşın hayatını kolaylaştırma işidir. Yine Eskişehir'in yıllardır konuştuğu Kuzey-Güney Kuşak Çevre Yolu Projesi'nde tüm teknik çalışmalar ve kamulaştırma süreçleri tamamlanmış, yapım aşamasına geçilmiş olacaktı. Eskişehirspor konusunda da çok daha farklı bir tabloyu konuşuyor olurduk. Seçim döneminde mevcut yönetim tarafından Eskişehirspor'un deplasman giderlerine destek sözü verilmişti. Bu konuda bazı adımların atıldığını ve kısmi desteklerin sağlandığını duyuyoruz. Ancak Eskişehirspor gibi bu şehrin en büyük marka değerlerinden birine yaklaşımın yalnızca deplasman giderleriyle sınırlı kalmaması gerektiğine inanıyoruz. Eskişehirspor'un günü kurtaran desteklere değil; sürdürülebilir gelirlere, güçlü bir mali yapıya ve geleceği planlanmış bir vizyona ihtiyacı vardır. Bugün samimiyetle ifade ediyorum ki; geçen 810 günlük süre içerisinde Eskişehirspor'un gelir kaynaklarını artıracak projeleri hayata geçirmiş, kulübümüzün mali yapısını güçlendirmiş ve borç yükünden kurtulması için kalıcı adımlar atmış olurduk. Çünkü bizim hedefimiz, sürekli destek bekleyen bir Eskişehirspor değil; kendi gelirini üretebilen, mali açıdan güçlü, geleceğe güvenle bakan ve başarılarıyla anılan bir Eskişehirspor inşa etmekti. Kısacası... Biz bugün 810 günün sonunda neden yapılmadığını konuşan değil; tamamlanan projeleri konuşan bir Eskişehir'i hedefliyorduk. Çünkü bizim anlayışımızda belediyecilik; mazeret üretmek değil, sorun çözmektir. Vaat açıklamak değil, projeyi hayata geçirmektir. Söz vermek değil, verilen sözü tutmaktır. 810 gün geçti. Takdir de, değerlendirme de her zaman olduğu gibi kıymetli Eskişehirli hemşerilerimizindir.

Saadet Partili Ünal’dan Kamu Alımlarında "Şeffaflık" Çağrısı Haber

Saadet Partili Ünal’dan Kamu Alımlarında "Şeffaflık" Çağrısı

Saadet Partisi Eskişehir Sosyal İşler İl Sorumlusu Şevket Ünal, Türkiye’deki kamu alımları sistemini eleştirerek, şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkelerinin yeniden tesis edilmesi gerektiğini vurguladı. ​Kamu alımlarında rekabetin azalması ve denetim mekanizmalarının zayıflamasının kamu kaynaklarını riske attığını belirten Şevket Ünal, yaptığı yazılı açıklamada çarpıcı ifadeler kullandı. Kamu malını “milletin emaneti” olarak tanımlayan Ünal, devlet bütçesinin korunması adına acil reform çağrısında bulundu. ​"Kamu Kaynakları 86 Milyonun Ortak Hakkıdır" ​Kamu alımlarında son yıllarda artan "pazarlık usulü" uygulamalarına ve istisnalara dikkat çeken Ünal, şunları kaydetti: ​"Bugün kamu alımlarında rekabetin azalması ve istisnai yöntemlerin olağan uygulamalar haline gelmesi, kamu kaynaklarının etkin kullanılmasını zorlaştırmaktadır. Kamu kaynakları belirli çevrelerin değil, 86 milyon vatandaşımızın ortak hakkıdır. Devletin harcadığı her kuruşun hesabını millete vermek ahlaki bir sorumluluktur." ​"Açık İhale Usulü Esas Olmalı" ​Güçlü bir kamu yönetiminin ancak şeffaflık, hesap verebilirlik ve liyakat ilkeleriyle mümkün olabileceğini ifade eden Saadet Partili Ünal, çözüm önerilerini şu şekilde sıraladı: "Kamu alımlarında açık ihale usulü esas alınmalı, istisnalar gerçekten istisna olarak kalmalıdır. Tüm süreçler şeffaf bir şekilde denetlenmeli; yolsuzluk riskleri minimize edilmelidir. İsraf eden değil, tasarrufu esas alan ve adaleti gözeten bir yönetim anlayışına geçilmelidir." ​"Emanete Sahip Çıkan Bir Anlayış Şart" ​Açıklamasının sonunda Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik tabloya da değinen Şevket Ünal, "Milletimizin alın teriyle oluşan kaynakların korunması, yalnızca ekonomik bir zorunluluk değil, aynı zamanda ahlaki bir sorumluluktur. Kamu malına emanet gözüyle bakan bir yönetim anlayışıyla, daha adil, daha şeffaf ve daha güçlü bir Türkiye mümkündür," dedi.

Saadet Partisi’nden Gençlere Çağrı: "Siyasetin Kıyısında Değil, Merkezinde Olun" Haber

Saadet Partisi’nden Gençlere Çağrı: "Siyasetin Kıyısında Değil, Merkezinde Olun"

Saadet Partisi Eskişehir Sosyal İşler İl Başkanı Şevket Ünal, Türkiye’nin geleceğinde söz sahibi olmak isteyen gençleri siyasete aktif katılım sağlamaya davet etti. Gençlerin karar alma süreçlerinde daha fazla temsil edilmesi gerektiğini vurgulayan Ünal, "Türkiye’nin yarınlarını birlikte inşa edelim" dedi. ​Türkiye’nin geleceğinin gençlerin omuzlarında yükseleceğini ifade eden Saadet Partisi Eskişehir Sosyal İşler İl Başkanı Şevket Ünal, gençlerin sadece eğitim veya sosyal yaşamda değil, siyasetin merkezinde yer alması gerektiğini belirtti. ​"Gençler Karar Alma Süreçlerinden Uzaklaştırılmamalı" ​Gençlerin ülke gündemini yakından takip ettiğini ve geleceğe dair somut beklentileri olduğunu dile getiren Ünal, birçok gencin kendisini karar alma süreçlerinden dışlanmış hissettiğine dikkat çekti. Ünal, konuya ilişkin şu ifadeleri kullandı: ​"Bugünün gençleri, yarının yöneticileri, akademisyenleri, girişimcileri ve karar vericileridir. Gençlerin önemli bir bölümü kendilerini siyasi süreçlerden uzak hissetmekte ve yeterince temsil edilmediklerini düşünmektedir. Oysa güçlü bir demokrasi, gençlerin fikirlerini özgürce ifade edebildiği ve geleceğe yön verebildiği bir ortamla mümkündür." ​"Sorunların Çözümünde Gençlerin Enerjisine İhtiyaç Var" ​Türkiye’nin ekonomik, sosyal ve kültürel sorunlarının ancak gençlerin enerjisi ve yenilikçi fikirleriyle aşılabileceğini belirten Şevket Ünal, gençleri siyasetin dışına itmenin bir kayıp olduğunu savundu. Saadet Partisi’nin gençlere yönelik yaklaşımının diğer partilerden ayrıştığını vurgulayan İl Başkanı, "Milli Görüş hareketinin temelinde yer alan adalet, ahlak ve liyakat anlayışı, gençlerin geleceğe dair beklentileriyle tam olarak örtüşmektedir" diye konuştu. ​Saadet Partisi'nden Gençlere Davet: "Birlikte İnşa Edelim" ​Saadet Partisi'nin gençleri yalnızca seçim dönemlerinde hatırlayan bir anlayışla hareket etmediğini belirten Ünal, gençleri karar alma süreçlerinin doğal bir parçası olarak gördüklerini ifade etti. ​Şevket Ünal, çağrısını şu sözlerle tamamladı: "Ülkesinin geleceğine sahip çıkmak isteyen tüm genç kardeşlerimizi düşünmeye, sorgulamaya, üretmeye ve siyasete katılmaya davet ediyoruz. Türkiye’nin daha adil ve daha yaşanabilir bir ülke olması için gençlerin fikirlerine ihtiyacımız var. Kapımız, yarınları birlikte inşa etmek isteyen tüm gençlere açıktır."

Zafer Partisi İl Başkanı Demir: "Hukuk, Üstünlerin Hukukuna Teslim Edildi" Haber

Zafer Partisi İl Başkanı Demir: "Hukuk, Üstünlerin Hukukuna Teslim Edildi"

Zafer Partisi Eskişehir İl Başkanı Hasan Demir, düzenlediği basın toplantısında Türkiye ve Eskişehir gündemine yönelik değerlendirmelerde bulundu. İl Başkanı Demir, mevcut iktidarı ve muhalefet içindeki gelişmeleri sert bir dille eleştirdi. ​"Demokrasi, Adalet ve Liyakat Esas Olmalı" ​Konuşmasına Türkiye’nin temel değerlerine vurgu yaparak başlayan Hasan Demir, bir ülkenin kalkınmasının demokrasi, adalet ve liyakat ilkelerine bağlı olduğunu belirtti. Türkiye’de hukukun üstünlüğü ilkesinin yerini "üstünlerin hukukuna" bıraktığını savunan Demir şu ifadelere yer verdi; "Basın açıklamamı, Türk milletinin yaşam kalitesini arttırmak için ne gibi unsurlara dört elle sarılmak gerektiğini beyan ederek başlamak istiyorum. Bir ülkenin ekonomisi, kültürü, birçok dokusu öncelikle demokrasi, daha sonra adalet ve liyakat ilkelerine bağlıdır. Evet, demokrasi, adalet ve liyakat. Başta Zafer Partisi lideri Profesör Doktor Ümit Özdağ olmak üzere muhalif partilere ve kadrolara yapılanlar bize net olarak göstermektedir ki hukukun üstünlüğü ilkesi yerini üstünlerin hukukuna bırakmış durumdadır. Evet, Türkiye Cumhuriyeti Devleti 1923 yılında kurulduğu zaman diliminde hukukun üstünlüğünü her daim şiar edinmiş bir devletken maalesef son süreçler bize net olarak göstermektedir ki üstünlerin hukuku anitibarıyla ülkemizde hızlı bir ilerleme katetmiş ve hukuk gerçekten rafa kaldırılmış durumda. Bu hadiseyi ne zaman yaşamaya başladık? Son 3 sene içerisinde, Cumhurbaşkanlığı seçimi 2. turu sonrası Sayın Bahçeli'nin "Her şey değişecek, umarız Türkiye değişmez." söylemleri sonrası görmeye başladık. Bir süreç başladı 2024 Ekim'de ve bu süreç terörü yasallaştırma, terörist başına da statü sahibi etme üzerine tayin edilmeye çalışıldı ve devam ediyor. İran Savaşı her ne kadar baskılamış olsa da belli unsurlar bu konuda çalışmalarını yapmaya devam ediyor. Beraberinde özellikle Cumhurbaşkanlığı seçimi sonrası söylediğim gibi muhalif kadrolara ve sivil inisiyatife sürekli bir operasyon, sürekli anlamsız sıkıntılarla hemhal olmak zorunda bırakılıyor. Bugün, tarihsel bir demokrasi rezilliğinin yaşandığı günlerden birisi. Cumhuriyet Halk Partisinin biliyorsunuz anitibarıyla kanunen bir ama görünen 2 tane genel başkanı var. Kanunen kabul edilmiş, YSK tarafından kabul edilmiş genel başkanı Özgür Özel ortadan kaldırılıp yerine ikame bir genel başkan arayışı ve arzusuyla Kemal Kılıçdaroğlu konuşlandırılmak isteniyor. Türk demokrasisi çok ciddi sınavlardan, geçmişte beyan ettiğimiz gibi çok ciddi sınavlardan geçiyor. Bu sınavlardan geçerken Türk milleti ne gibi sorunlar yaşıyor? Bunları da kesinlikle es geçmeden anlatmak zorundayız. Türk milleti yoğun bir ekonomik krizin altında ezilme eşiğinde. Memuruyla, emeklisiyle, çiftçisiyle, hayvancısıyla, esnafıyla herkes bu krizin altında ezilme ve hayatını idame etmede sorunlar yaşamakta. Geçen hafta belirlenen özellikle tarımsal faaliyet yapan çiftçimizin taban fiyat denkleminde yaşadığı hadiselerde gösteriyor ki çiftçimiz de unutulmuş durumda ve tarım, bir şekilde mevcut hükûmetin plansız planları üzerinden maalesef zora sokulmaya çalışılmakta. Hayvancılık aynı şekilde, et ve süt ürünleri artık ulaşılamaz hal almaya başlarken maalesef üretici, aracı ve tüketici, herkes muzdarip. İnsanlar gıdaya erişmekte gerçekten zorlanır hal almış durumda. İnsanlar yaşayamıyor. Mutluluk, doğru yaşam kalitesine entegre bir kavramdır. Maalesef mutluluğumuzu her gün mevcut süreçlerin bize yaşattıkları vasıtasıyla kaybeder bir toplum haline gelmeye başladık. Özellikle son dönemlerde üstüne basa basa Türk milletini bir, bütün, beraber olma noktasında sevk ettiğimiz her arayış, birtakım mihraklar ve odaklar tarafından bölünme noktasına sevk edilmeye çalışılıyor. Son dönemlerde yaşadığımız olayları da en son sunumumda belli örneklerle sizlerle paylaşacağım. Eskişehir'de bu esnada neler yaşanıyor? Eskişehir'de gariptir ki hafta sonu bir sendika seçiminde transfer vekil bir cümle sarf etti. Dedi ki: "Ben olduğum sürece, kendisi olduğu sürece sağlık sektöründeki kamu arazileri hiçbir şart altında özelleştirilemeyecekmiş." Neymiş efendim? Kendisi olduğu sürece. Yani kendisi olmadığı zaman bu ülkede neler yaşanacağını hiç kimse zihninde canlandıramayacak bu ülkede. Cumhuriyet bu değil, demokrasi bu değil, adalet bu değil. Sayın vekile buradan Zafer Partisi İl Başkanı olarak sesleniyorum. Senin varlığın 86 milyonu ne kadar etkileyebilir? Yokluğun ne kadar etkileyebilir? Sen ancak kendi alanında ufak oyunlarınla hemhal ol. Türk milletinin derdiyle hemhal olsaydın zaten göstermiş olduğun tavrı göstermez, muhaliflerin oylarına sahip çıkar, muhalefet partinizde milletvekilliğine devam ederdin. Amma velakin 80.000'in üzerindeki oyu hükûmete resmen peşkeş çektin ve utanmadan kalkıyorsun, "Ben olduğum sürece bu arsalar devletin olmaya devam edecek." diyorsun. Hadi canım sen de. Şatafattan, saray yaşantısından hiçbir tasarruf sağlamayan hükümet, Türk milletine hizmet odaklı kurulan, başta postaneler olmak üzere birçok alanda maalesef tasarrufu öngördü. Geçen hafta standart yaptığımız mahalle ziyaretleri esnasında Orhangazi Mahallemizde gördük ki haftanın 2 gününe açılması, 2 gününe planlanan PTT şubesi, orada yaşayan binlerce insanı mağdur ediyor. Bu uygulama Türkiye'nin, pardon Eskişehir'in her mahallesinde net olarak görünüyor. Tasarruf tedbirlerini halka hizmet üzerine şekillendiren ama kendi şatafatlı hayatlarına hiçbir tasarruf getirmeyen hükümet, zaten o yüzden mevcut süreçleri örseliyor, baltalıyor ve sandığı önümüze getirme cesaretini sergileyemiyor. Ve beraberinde başka bir konumuz var Eskişehir özelinde. Devlet Demiryollarına ait atıl bölgelerin Eskişehir halkının hizmetine sunulması arzusu. Evet, 4 Haziran'da gerçekleşmesi planlanan, AKP İl Başkanı tarafından beyan edilen, milyonlarca liranın müteşebbis tarafından yatırılacağı beyan edilen bir ihale vardı 4 Haziran'da. Bildiğimiz kadarıyla ayın 22'sine ertelendi ve bu ihale neticesinde Eskişehir halkının kazanacağı ne var sorularını da buradan Sayın Başkana net olarak sormak istiyorum. Bu alanlar, bir an önce Eskişehir halkının sosyal hayatına dahil edilmesi gereken alanlar. Eskişehir, Türkiye'deki standartların üzerinde yeşil alana sahip bir şehir olsa da merkezi sıkışmış durumda. Hoşnudiye Mahallesi'nde insanlar nefes alacak yer arıyor ve bu yerler maalesef şu an atıl vaziyette duruyor. Evet, gelelim son hadiseye. Türk milletini böldürmeyeceğiz. Bütünlüğü asla ve asla ortadan kaldırtmayacağız. Hangi odak, hangi sistem bunu arzu ederse etsin Zafer Partisi, Atatürk çizgisinde Türk milliyetçileri hiçbir şartta Türk milletini böldürmeyecek. Bir Suriye, bir Irak buradan çıkartmayacak. Bununla beraber 3 tane görselle sizin, bir paylaşım yapmak istiyorum. Şu an elimde gördüğünüz 1. görsel. Bu görselde bir yayınevinin genel yayın yönetmeni olduğunu bildiğimiz bir zatımuhterem, Türk milletinin, Türk toplumunun ayrılmaz parçası olan Çerkezlere yönelik sosyal medyasında yaptığı iğrenç paylaşımı görüyorsunuz. Türk milletinin ayrılmaz bir parçası olan Çerkezlere yaptığı iğrenç bir paylaşım. Bu paylaşımı kendisine Zafer Partisi İl Başkanı olarak iade ediyorum. İkincisi, burada gördüğünüz görsel yine Türk milletini bölmek, parçalamak adına tayin edilmiş Samsun'un Terme ilçesinde hükümetin belediye meclis üyesi Rümeysa Eker tarafından sosyal medyada yayınlanmış bir paylaşım. Türkiye Cumhuriyeti'ğinin kurucu felsefesine hakaret üstüne hakaret yağdıran bir paylaşım. Aynı şekilde Türk milletini bölüp parçalama üzerine tayin ediliyor. Ve son olarak, bununla alakalı onlarca örnek var ama son bir hafta yaşadığımız 3. örnek. Evet, bu da Rahmi Koç. Rahmi Koç ne yaptı. Kendisi meşhur Koç ailesinin onursal başkanı. Ne yaptı. Bir sağlık kuruluşu açılışında bir kelam sarf etti, iğrenç bir kelam. Yine Türk milletini bölecek, parçalayacak, değerlerini yok edecek bir kelam. Biz buna müsaade etmeyeceğiz ama şu altta gördüğünüz görselde 32 dişi görünen dönemin Başbakanı Sayın Binali Yıldırım'a da buradan sormak istiyorum. Bu iğrenç hikaye anlatılırken kahkahalar içerisinde gülecek ne gördünüz. Bu toplumu neden birbirinden ayrıştırma arzusundasınız. Neden bu ülkeyi Suriye gibi, Irak gibi parça parça hale getirmeye çalışıyorsunuz. Biz İstiklal Harbi'ni vermiş yüce Türk milletinin evlatları olarak tekrar tekrar beyan ediyoruz. Bu oyunlara, bu tuzaklara 86 milyon Türk vatandaşı düşmeyecek ve biz bunun için kanımızın son damlasına kadar net olarak mücadele edeceğiz."

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.