SON DAKİKA
Hava Durumu

#Kültürel Miras

Porsuk Haber Ajansı - Kültürel Miras haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Kültürel Miras haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Eskişehir’in 100 Yıllık Lezzet Mirası: Karakedi Bozacısı’nın Hikâyesi Haber

Eskişehir’in 100 Yıllık Lezzet Mirası: Karakedi Bozacısı’nın Hikâyesi

Eskişehir denilince akla gelen ilk duraklardan biri olan Karakedi Bozacısı, bir asra yaklaşan geçmişiyle şehrin kültürel hafızasında yaşamaya devam ediyor. 1925 yılında temelleri atılan bu köklü işletme, sadece bir içecek durağı değil, Eskişehir’in sokaklarına sinmiş bir gelenek olarak öne çıkıyor. ​Helva ile Başlayan, Bozayla Devleşen Bir Serüven ​Karakedi Bozacısı’nın yolculuğu, Cumhuriyet’in ilk yıllarında Hacı Tahir Ürersoy tarafından başlatıldı. İşletmenin İbrahim Karaoğlan Şubesi Sorumlusu Ümit Bozkuş, hikâyenin yokluk yıllarında toz toprak içindeki bir şehirde tutunma çabasıyla başladığını belirtiyor. İlk yıllarında sadece helva ve şerbet üreten işletmenin kaderi, 1950’li yıllarda yapılan bir Bursa ziyaretiyle değişiyor. Bursa’da bozayı gören ve Eskişehir’e taşıyan işletme sahipleri, bugün markanın lokomotifi olan lezzeti şehre kazandırıyor. ​"Karakedi" İsmi Nereden Geliyor? ​Markanın ilginç ismi, aslında bir komşu hatırasına dayanıyor. Kuruluş döneminde dükkânın yanında bulunan Karakedi Kolonyaları kapandığında, müşteriler sürekli olarak "Karakedi nereye gitti?" diye sormaya başlıyor. Sorulardan yorulan işletme sahipleri, çözümü bu meşhur ismi sahiplenmekte buluyor ve böylece Eskişehir’in efsane markası doğuyor. ​Geleneksel Yöntem: Bakır Kazanda Sabırla Pişen Lezzet ​Teknoloji değişse de Karakedi Bozacısı’nda lezzetin sırrı değişmiyor. Geçmişte odun ateşinde pişirilen boza, bugün doğalgaz kullanılarak hazırlansa da bakır kazan kullanımı kırmızı çizgileri olmaya devam ediyor. ​Bozanın içeriği ve üretim özellikleri: ​Doğal Malzeme: Mısır, şeker ve suyun eşsiz uyumu. ​Probiyotik Güç: Mayalı yapısıyla sağlığa faydalı. ​Bakır Kazan: Isıyı eşit dağıtarak gıdanın tadını ve kalitesini koruyan geleneksel yöntem. ​Üniversite Şehri Eskişehir’in Turizm Elçisi ​Eskişehir’in bir öğrenci kenti olması, Karakedi Bozacısı’nın ününü Türkiye sınırlarına taşıdı. Şehirde eğitim gören binlerce genç, mezun olduktan sonra bu lezzeti memleketlerine bir kültürel miras gibi taşıyor. Ümit Bozkuş, "Eskişehir'de ne içilir?" sorusunun ilk cevabının boza olduğunu ve kış aylarının vazgeçilmezi olan bu içeceğin, yazın yerini dondurma ve limonataya bıraksa da her zaman bir numara olduğunu vurguluyor. ​Dijital Dünyada Bir Asırlık Marka ​Geleneksel yapısını koruyan işletme, yeni nesle ulaşmak için dijital dünyayı da etkin kullanıyor. Sosyal medya sayesinde gençlerin uğrak noktası haline gelen Karakedi, müşterilerinin paylaşımlarıyla reklam yapmadan büyüyen bir ağa dönüşmüş durumda. ​Eskişehir’in simgesi haline gelen bu asırlık hikâye, bugün dört farklı şubesiyle hem geçmişin nostaljisini yaşatıyor hem de geleceğe köprü kurmaya devam ediyor. Kaynak: AnaHaber

Bayram Sofraları: Paylaşmanın ve Birlikte Olmanın En Kadim Ritüeli Haber

Bayram Sofraları: Paylaşmanın ve Birlikte Olmanın En Kadim Ritüeli

Bayram sabahlarının kendine özgü bir sesi vardır. Henüz gün yeni ağarırken mutfaktan yükselen yemek kokuları, telaşla hazırlanan tabaklar ve bir araya gelmenin verdiği o tanıdık sevinç… Türk kültüründe bayram sofraları yalnızca bir yemek buluşması değil; paylaşmanın, bereketin ve şükrün somutlaştığı güçlü bir kültürel mirastır. Anadolu Üniversitesi Turizm Fakültesi Gastronomi ve Mutfak Sanatları Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sibel Önçel Güler, Türk kültüründe bayram sofralarının taşıdığı anlamı, yörelere göre değişen lezzetleri, tatlı ikramının sembolik değerini ve yeni neslin bayram sofralarına yaklaşımını değerlendirdi. Bayram sofraları paylaşımın ve bereketin sembolü Türk kültüründe bayram sofraları yalnızca karın doyurulan bir masa değil; aynı zamanda paylaşımın, bereketin ve birlikte olma duygusunun en görünür hâli. Bayram günleri için hazırlanan sofralar günlük yemek düzeninden farklı; daha özenli, daha zengin ve daha anlam yüklü. Prof. Dr. Önçel Güler’e göre bayram yemeği çoğu zaman haftalar öncesinden planlanır. Evlerde en iyi malzemeler saklanır, mutfaklar bayram sabahına hazırlanır. Evin en geniş masası ya da geleneksel yer sofrası kurulur. Çünkü bayram sofrasında sunulan her tabak, ev sahibinin misafirine gösterdiği hürmetin bir ifadesi olarak kabul edilir. Bayram sabahının kendine özgü ritüelleri Anadolu’nun birçok yerinde bayram sabahı sofraları belirli ritüeller eşliğinde hazırlanır. Bayram namazından sonra kurulan kahvaltı sofraları, ailenin ilk buluşma noktası. Bu sofralarda börekler, çörekler, etli yemekler, reçeller ve tatlılar yer alır. Ancak Anadolu’nun her köşesinde bayram sofralarının kendine özgü bir hikâyesi vardır. Karadeniz bölgesinde bayram sabahı sofralarında mıhlama, börek ve tatlılar öne çıkarken Güneydoğu Anadolu bölgesinde baklava ve et yemekleri sofraların baş köşesine yerleşir. Bazı bölgelerde bayram sabahı kavurma yapılması ise bereketin sembolü olarak kabul edilir. Birçok ailede hazırlıklar bayramdan bir gün önce başlar. Aile büyükleriyle birlikte mutfakta geçirilen bu zaman yalnızca yemek hazırlığı değil, aynı zamanda kültürel aktarımın da bir parçası. Bu sofralarda en dikkat çeken geleneklerden biri ise hiyerarşi. Evin en büyüğü masaya oturmadan yemeğe başlanmaz, dualar edilir ve bayramlaşma çoğu zaman bu sofranın etrafında gerçekleşir. Böylece genç kuşaklara aile içindeki saygı ve birlik duygusu doğal bir şekilde aktarılır. Tatlılar, yeni bir dönemin ağız tadıyla başlaması için verilen sessiz bir söz niteliğinde Bayram sofralarının vazgeçilmezlerinden biri de tatlılar. Baklava, şerbetli tatlılar ve şekerlemeler yalnızca damak tadı için değil, taşıdıkları sembolik anlam nedeniyle de sofralarda yer alır. Prof. Dr. Önçel Güler, tatlı ikramının Türk kültüründe önemli bir mesaj taşıdığını vurguluyor. Misafirlere sunulan tatlılar, aslında “hoş geldiniz” demenin ve iyi dilekleri paylaşmanın bir yolu. Aynı zamanda kırgınlıkların geride bırakıldığı, yeni bir dönemin ağız tadıyla başlaması için verilen sessiz bir söz niteliğinde. Tatlıların paylaşılması, bayramın sevinç atmosferini genişleterek toplumsal ilişkilerin güçlenmesine de katkı sağlıyor. Bayram sofraları toplumsal bağları güçlendiriyor Bayram sofraları yalnızca aile bireylerini değil, farklı kuşakları ve sosyal çevreleri de bir araya getiren önemli bir kültürel mekân niteliği taşıyor. Aynı masa etrafında buluşan aile üyeleri hem yemeklerini paylaşıyor hem de anılarını tazeliyor. Misafir ziyaretleri, komşulara yapılan ikramlar ve akraba buluşmaları bu sofraların sosyal boyutunu genişletiyor. Prof. Dr. Önçel Güler’e göre bayram sofraları modern dünyanın bireyselleşen yaşam tarzına karşı güçlü bir direnç noktası oluşturuyor. Paylaşılan bir tencere yemeği ya da aynı tepsiden yenilen bir tatlı, “biz” olma duygusunu pekiştiriyor. Ekonomik durum ne olursa olsun bayram günlerinde kapıların herkese açık olması, yani “Tanrı misafiri” kültürü, toplumsal dayanışmayı canlı tutan önemli bir değer olarak varlığını sürdürüyor. Modern yaşam bayram sofralarını dönüştürüyor Günümüzde şehirleşme ve hızlanan yaşam temposu bayram sofralarının hazırlık süreçlerini de değiştirmeye başlamış durumda. Eskiden günler süren imece usulü hazırlıkların yerini çoğu zaman hazır alınan tatlılar ya da dışarıda yenilen bayram yemekleri alabiliyor. Özellikle büyük şehirlerde bayramların bir tatil fırsatı olarak görülmesi, kalabalık aile sofralarının yerine daha küçük buluşmaları getirebiliyor. Ancak köklerine bağlı birçok aile için bayram sofraları hâlâ önemli bir kültürel değer olmayı sürdürüyor. Geleneksel tarifler kimi zaman modern sunumlarla birleşerek yeni neslin sofralarında yaşamaya devam ediyor. Gastronomi eğitimi kültürel mirası yaşatabilir Prof. Dr. Sibel Önçel Güler’e göre gastronomi eğitimi, geleneksel yemek kültürünün korunmasında ve gelecek kuşaklara aktarılmasında önemli bir rol üstleniyor. Eğitim programlarında yerel mutfak kültürüne ve bayram yemeklerine yer verilmesi, öğrencilerin bu mirası akademik bir bakış açısıyla tanımasını sağlıyor. Uygulamalı dersler, atölyeler ve kültürel etkinlikler sayesinde öğrenciler hem geleneksel tarifleri öğreniyor hem de bu tarifleri modern gastronomi anlayışıyla yeniden yorumlayabiliyor. Böylece bayram yemekleri yalnızca geçmişe ait bir hatıra olmaktan çıkıp yaşayan bir kültürel değer hâline geliyor. Bayram sofraları yalnızca yemeklerin değil, anıların da paylaşıldığı yerler. Aynı masanın etrafında toplanan insanlar, bir yandan geleneksel lezzetleri tadarken diğer yandan geçmişten bugüne uzanan hikâyeleri yeniden hatırlar. Bu nedenle bayram sofraları Türk kültüründe yalnızca bir yemek ritüeli değil, aynı zamanda toplumsal hafızayı canlı tutan güçlü bir kültürel miras olarak varlığını sürdürmeye devam ediyor. Kaynak: AnaHaber

Özbağ Dokumalarının Yüzyıllık Serüveni Haber

Özbağ Dokumalarının Yüzyıllık Serüveni

Kırşehir’in Özbağ yöresinden çıkan ve Türk kültürüne önemli izler bırakan Özbağ kirkitli halı, minder ve yastık dokumacılığı; her ilmeğinde bir kadının emeğini, sabrını ve iç dünyasını taşıyan, zamana direnen kadim bir anlatı olarak biliniyor. Bu dokumalar yalnızca iplik ve yünden ibaret değil; geçmişten bugüne aktarılan bir hafızanın, sessizce konuşan bir kültürün izlerini barındırıyor. Bu eşsiz miras, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yaşayan Miras ve Kültürel Etkinlikler Genel Müdürlüğü tarafından “Somut Olmayan Kültürel Miras Taşıyıcısı Özbağ Halısı Dokuma Zanaatçısı” unvanı verilen tarih öğretmeni Meral Gülçiçek’in özverili çalışmalarıyla gelecek kuşaklara aktarılmaya devam ediyor. Bozkırdan tezgâha uzanan kadim kültür Türk el sanatları geleneğinde dokumacılık, yalnızca estetik bir uğraş olarak görülmüyor; kökleri Orta Asya bozkırlarına uzanan binlerce yıllık bir yaşam biçimi olarak karşımıza çıkıyor. Hayvancılıkla şekillenen göçebe yaşamda yün ve derinin hayati bir değere sahip olması, bu zanaatın bir zorunluluktan doğarak zamanla kültürel bir kimliğe dönüşmesini sağlıyor. Koyun yününden elde edilen dokumaların Türk kimliğindeki yeri, hayvan derisinin doğal bir uzantısı olarak kadim zanaatın başlangıcı kabul ediliyor. Bu nedenle Gülçiçek için dokuma, Türk kültürüyle eş değer bir anlam taşıyor. Kırşehir’in Özbağ yöresinde dokuma sanatı, kuşaktan kuşağa aktarılan köklü bir gelenek olarak varlığını sürdürüyor. Bu sanat, yalnızca estetik bir üretim alanı değil, aynı zamanda yöre halkı için önemli bir geçim kaynağı olma özelliği taşıyor. Özbağ’da dokunan halılar, zaman içinde bölgenin kültürel belleğini şekillendiriyor ve yerel yaşamın ayrılmaz bir parçası hâline geliyor. Kırşehir halıları, geçmişten bugüne hem saray çevresinin hem de Anadolu insanının ihtiyaçlarına karşılık veriyor. İnce işçiliği ve özgün desenleriyle dikkat çeken bu halılar, bir dönem padişah saraylarında düzenlenen yarışmalarda ödüller kazanıyor; krallara hediye ediliyor ve görkemli salonları süslüyor. Zamanla saraylardan halkın yaşam alanlarına doğru yayılan Kırşehir halıları, orta tabaka ve köylülerin de evlerine giriyor. Böylece bu dokumalar, yalnızca bir zenginlik ve ihtişam göstergesi olmaktan çıkarak toplumun farklı kesimlerini bir araya getiren ortak bir kültür unsuruna dönüşüyor. Dokumalardaki renk skalası ve motifler, Orta Asya’dan itibaren dünyayı anlamlandıran değerleri taşıyor Özbağ halıları; renkleri, desenleri ve kullanım amaçlarıyla diğer yöresel dokumalardan ayrılıyor. Bu özgünlüğün temelinde, Kırşehir’in bir ahilik merkezi olması ve dünyanın ilk kadın teşkilatı Bacıyân-ı Rûm’un kurucusu Fatma Bacı’nın bıraktığı derin izler yatıyor. Anadolu dokuma kültürünün öncüsü kabul edilen Fatma Bacı, bu zanaatı kadınlara öğreterek güçlü bir toplumsal hafızanın oluşmasını sağlıyor. “Pîr Ahî Evran-ı Velî Hazretleri’nin eşi Fatma Bacı, bu zanaatı Anadolu’da başlatan ve kadınlara öğreten ilk kişi olduğu için Özbağ, Anadolu’yu etkileyen kadim bir kültür haline geliyor. Bu dokumalardaki renk skalası ve motifler, Orta Asya’dan itibaren dünyayı anlamlandıran değerleri taşıyor. Anadolu’yu simgeleyen, bolluk ve bereketi ifade eden en meşhur motiflerden biri olan “eli belinde”, Özbağ dokumacılığının da temel motiflerinden birini oluşturuyor. İlmeklerde saklı sessiz çığlıklar Dokumacılıkta motifler yalnızca birer desen değil; kadınların sessiz çığlıklarını ve iç dünyalarını yansıtan güçlü semboller olarak tezgâhtaki yerini alıyor. Anadolu kültüründe dokuma sanatının sembolik dili incelendiğinde, bolluk ve bereketin yanı sıra hüzün, ölüm ve ayrılık gibi duyguların da ipliklere büyük bir titizlikle aktarıldığı görülüyor. Kadınların yaşadığı her duygunun ilmeklere nasıl işlendiğini anlatan Meral Gülçiçek, bu derin sembolizmi şu çarpıcı örnekle dile getiriyor: “Türk kadını yaşadığı her duyguyu ilmek ilmek halısına dokur. Gülün rengi normalde siyah olmaz ama hüzünlü bir kadın, halısına siyah gül dokuyarak içindeki acıyı yansıtır. Bu duygusal aktarım yalnızca renklerle değil, dokuma eyleminin ritmiyle de somutlaşır. Dokuma sırasında kullanılan ‘kirkit’ aletinin sesi, kadının o anki ruh hâlinin bir ritmine dönüşür. Kadınlar için Anadolu’da dokuma, yalnızca bir üretim değil; kendilerini ifade etmenin ve ‘ben buradayım’ demenin bir yoludur. Kültürel bir hafıza olan dokumanın dili ustaları tarafından bilinir. Örneğin ustam olan annem, halının renginden ve motifinden dokumacı kadının neler yaşadığını, hangi ruh hâliyle dokuma yaptığını bugün bile yorumlayabilir.” Gelenekten sanayiye dönüşüm Özbağ dokumacılığı, 1940’lı yıllardan itibaren ev içi bir gelenek olmaktan çıkarak sanayileşmenin etkisiyle ticari bir boyuta evriliyor. Modernleşme süreciyle birlikte iplik ve boyama teknikleri sanayileşiyor; zanaat, zamanla kültürel bir üretim alanından ticari bir meta haline geliyor. Anadolu’nun köklü ahilik geleneğinin temel taşı olan usta-çırak ilişkisi, Özbağ dokumacılığının yaşatılmasında en kritik unsuru oluşturuyor. Bu zanaatın bir okulu olmadığını ve ancak usta eliyle öğrenilebileceğini vurgulayan Meral Gülçiçek, yeni nesli tezgâh başına davet ediyor. Özbağ dokumacılığı, yalnızca bir el sanatı değil; korunması gereken bir kültür hafızası olarak biliniyor. İlmek ilmek örülen bu miras, geçmişin sesini bugüne taşırken geleceğe de sessiz ama güçlü bir çağrı yapıyor. Tezgâh başında başlayan bu yolculuk, kadının emeğiyle, sabrıyla ve hafızasıyla varlığını sürdürüyor. Özbağ’ın dokuma mirası yaşadıkça, Anadolu’nun sesi de ipliklerin arasından yankılanmaya devam edecek. Kaynak: AnaHaber

Başkan Ataç Avrupa’dan Örneklerle Döndü Haber

Başkan Ataç Avrupa’dan Örneklerle Döndü

Tepebaşı Belediye Başkanı Dt. Ahmet Ataç, Tarihi Kentler Birliği tarafından Portekiz ve İspanya’da düzenlenen teknik inceleme programına katıldı. Tarihi Kentler Birliği Başkanı Mansur Yavaş’ın da yer aldığı teknik gezide Avrupa’daki şehircilik alanındaki iyi örnekler incelendi. Ataç, tarihi ve kültürel dokunun korunması için söz konusu bölgelerin “doğal sit” alanı olarak ilan edilmesi gerektiğine vurgu yaptı. Tepebaşı Belediye Başkanı Dt. Ahmet Ataç, Tarihi Kentler Birliği tarafından Portekiz ve İspanya’da düzenlenen teknik inceleme programına katıldı. Programa, Tarihi Kentler Birliği Başkanı ve Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş da iştirak etti. Avrupa’daki şehircilik ve kültürel miras uygulamalarının yerinde incelendiği teknik gezi, Tepebaşı’nda yürütülen koruma odaklı çalışmalar açısından da önemli bir referans oldu. Program kapsamında Portekiz’in Lizbon kenti ile İspanya’nın Sevilla, Cordoba, Granada ve Malaga şehirlerinde tarihi yapıların korunması ve kültürel mirasın çağdaş şehircilik anlayışıyla bütünleştirilmesine yönelik uygulamalar gözlemlendi. Ziyarete ilişkin değerlendirmelerde bulunan Başkan Ataç, Avrupa’daki koruma anlayışının kent kimliği açısından taşıdığı öneme dikkat çekerek Tepebaşı’nda yürütülen doğal sit ve koruma çalışmalarını hatırlattı. ŞEKER FABRİKASI DOĞAL SİT ALANINDA Ataç, görev süresi boyunca kent dokusunun korunmasını öncelikli başlık olarak ele aldıklarını belirterek, tarihi ve kültürel dokunun korunması için söz konusu bölgelerin “doğal sit” alanı olarak ilan edilmesi gerektiğine dikkat çekti. Şeker Fabrikası çevresi ve karşısında bulunan yaklaşık 350 dönümlük alanın koruma altına alınmasının bu yaklaşımın somut bir örneği olduğunu ifade eden Başkan Ataç, söz konusu alandaki ağaç envanterinin çıkarıldığını, lojmanlar, eski hastane binası ve sinemanın koruma kapsamına alındığını vurguladı. Ataç, bölgenin doğal sit alanı ilan edilmesinin kent dokusunun bozulmaması ve kültürel sürekliliğin sağlanması açısından kritik bir adım olduğunun altını çizdi. Avrupa temaslarında özellikle El Hamra ve Endülüs mirasının korunma biçiminin kendileri için ilham verici olduğunu dile getiren Ataç, edinilen deneyimlerin Tepebaşı’nın tarihi ve kültürel değerlerini geleceğe taşıyacak projelere yansıtılacağını söyledi. Başkan Ataç, teknik inceleme gezisini Tepebaşı Belediyesi’nin yalnızca yeni projeler üretmekle kalmayıp mevcut doğal ve kültürel varlıkları koruma yönündeki politikalarını da güçlendiren bir temas olarak değerlendirdi. Belediyenin doğal sit ilanı ve koruma odaklı planlama yaklaşımının, Avrupa’daki iyi uygulama örnekleriyle daha da pekiştirileceğini ifade etti.

"Şehrin Yadigârları Söyleşileri" Dizisinin İkincisi Düzenlendi Haber

"Şehrin Yadigârları Söyleşileri" Dizisinin İkincisi Düzenlendi

Eskişehir’in kültürel hafızasında önemli bir yere sahip olan Büyükşehir Belediyesi Porsuk Konuk Evi, “Şehrin Yadigârları Söyleşileri” dizisinin ikinci buluşmasına ev sahipliği yaptı. Söyleşide, kentin simge yapılarından Porsuk Otel’in geçmişten günümüze uzanan serüveni, Eskişehir’in sosyal, kültürel ve mimari dönüşümüyle birlikte ele alındı. Kent belleğini canlı tutmayı amaçlayan ve Büyükşehir Belediyesi Kent Tarihi ve Tanıtımı Dairesi Başkanlığı tarafından organize edilen “Şehrin Yadigârları Söyleşileri” dizisi, Eskişehir’in tarihine tanıklık eden yapılar üzerinden geçmiş ile bugün arasında güçlü bir bağ kurmayı hedefliyor. Kentin ortak hafızasını güçlendirerek Eskişehirlileri tarihsel miras etrafından buluşturmayı hedefleyen söyleşilerin ikincisi Porsuk Konuk Evi’nde gerçekleştirildi. “Orta Anadolu’da Asırlık Bir Kültür Durağı: Porsuk Otel ve Eskişehir” başlığıyla gerçekleştirilen etkinlikte, Porsuk Otel’in kent belleğindeki yeri çok yönlü olarak değerlendirildi. Açılış konuşmasını yapan Kent Tarihi ve Tanıtımı Dairesi Başkanı Sercan Kara, “Şehrin Yadigârları serisi aslında kentimizde kültürel miras ve kent tarihi açısından önemli olan mekân ve yapıları odaklanmak üzerine kurulmuş bir söyleşi serisiydi. Ama burada özellikle dikkat çekmek istediğimiz şey kent hafızası. Hafıza nasıl biz insanlar için çok değerli ve kıymetliyse kentler için de aynen öyle.” dedi. Açılış konuşmasının ardından kısa bir tango gösterisinin ardından söyleşiye geçildi. Arkeolog Sergen Çirkin’in moderatörlüğünde gerçekleştirilen söyleşinin konuşmacıları Prof. Dr. Kemal Yakut ve Doç. Dr. Duygu Yetgin Akgün, Porsuk Otel’in yalnızca bir konaklama yapısı olmanın ötesinde, kentin sosyal yaşamında üstlendiği rolü ve kültürel miras niteliğini arşiv belgeleri ve tarihsel veriler eşliğinde aktardı.

Anadolu Üniversitesi'nden Eskişehir’e özel 6 yeni kolonya Haber

Anadolu Üniversitesi'nden Eskişehir’e özel 6 yeni kolonya

Anadolu Üniversitesi akademik ve kültürel mirasını özgün projelerle geleceğe taşımaya devam ediyor. Eskişehir’in kimliğini yansıtan “Kampüs Ateşi”, “Eskişehir Ayazı” ve “Japon Bahçesi” adlarını taşıyan özel kolonyalarla büyük ilgi gören Anadolu Üniversitesi Eczacılık Fakültesi şimdi de ürün yelpazesini genişletti. Yeni geliştirilen seride; Mandalina, Limon, Portakal Çiçeği ve Hanımeli aromalarının yanı sıra “Eskişehir” ve “Lülelim” adında iki özel koku da yer alıyor. Eskişehir’in doğasına ve kültürel dokusuna özgü bitki aromalarıyla harmanlanan bu kolonyalar, yine Anadolu Üniversitesi Eczacılık Fakültesi’nin modern laboratuvarlarında özenle üretiliyor ve güvenilirliği titizlikle analiz ediliyor. Üretiminde Eskişehir’in simgesi Kalabak Su’nun kullanıldığı bu özel kolonyalar, doğallıkları ve antibakteriyel özellikleriyle hem günlük kullanım hem de koleksiyon amaçlı tercih ediliyor. Yoğun ilgi gören bu ürünler Anadolu Üniversitesi’nin şehre kazandırdığı özgün değerlerden biri olmayı sürdürüyor. Eskişehir’e özel olarak üretilen setin de içinde yer aldığı kolonyalar şehrin tanıtımına katkı sağlamaya ve kültürünü yeni nesillere taşımaya devam ediyor. Anadolu Üniversitesi Anadolu Store’da yeni çeşitleriyle raflarda yerini alan kolonyalara Eskişehir’de belirli satış noktalarından çok yakında ulaşılabilecek.

Eskişehirliler Kültürel Mirası İle Buluşuyor Haber

Eskişehirliler Kültürel Mirası İle Buluşuyor

Eskişehir Büyükşehir Belediyesi tarafından hayata geçirilen, “Eskişehir Kültürel Mirası ile Buluşuyor” projesi kapsamında bugüne kadar 14 mahalleden 700 vatandaş Frig Vadilerini doyasıya gezdi. Büyükşehir Belediyesi, şehrin kültürel değerlerini tanıtmak için “Eskişehir Kültürel Mirası ile Buluşuyor” projesini Ağustos ayında hayata geçirmişti. Proje kapsamında bugüne kadar 700 Eskişehirli vatandaş Frig Vadilerini gezme şansı yakaladı. Erenköy Mahallesi’yle başlayan “Eskişehir Kültürel Mirası ile Buluşuyor” gezisi ile Sütlüce, Gündoğdu, Şarhöyük, Orhangazi, Gazipaşa, Şirintepe, Emek, Çamlıca, Çankaya, Gültepe, Esen, Yeşiltepe ve Yıldıztepe Mahalle sakinleri Frig Vadilerini gezdi. Tur sayesinde mahalle sakinleri tur kapsamında Gerdekkaya Mezar Anıtı, Areyatis Anıtı, Midas Anıtı, Frig Yazılıkayası ve bölgesi, Yazılıkaya, Kümbet Vadisi’nde bulunan Aslanlı Mabet ve Himmet Baba Kümbeti, Seyyid Battal Gazi Türbesi ve Külliyesi ile Seyitgazi Seyir Terasını gezdiler. “Eskişehir’imizin her köşesi ayrı güzel.” diyen Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Ayşe Ünlüce, tur kapsamında vatandaşların Eskişehir’in en önemli tarihi yerlerini gördüklerini söyledi. Yapılan turla mahalle sakinlerinin aralarındaki dayanışma duygusunun da katlanarak arttığına dikkat çeken Başkan Ünlüce, “Eskişehirli hemşehrilerimiz gezi kapsamında Yazılıkaya, Gerdekkaya Mezar Anıtı gibi birçok önemli noktaları görüyor. Eşsiz güzelliklerle dolu şehrimizi vatandaşlarımız görsün istiyoruz. Bu turlar ile birlikte mahallelerimizde eskiden yaşadığımız o dayanışma, birlik ve beraberlik duygularımız da ortaya çıkıyor. Her hafta farklı mahalleler için düzenlenen tura katılan vatandaşlarımıza gösterdikleri ilgiden dolayı teşekkür ediyorum.” dedi. 

Eskişehirliler Kültürel Mirasla Buluşuyor Haber

Eskişehirliler Kültürel Mirasla Buluşuyor

Eskişehir Büyükşehir Belediyesi tarafından hayata geçirilen, “Eskişehir Kültürel Mirası ile Buluşuyor” projesi kapsamında Sütlüce Mahalle sakinleri Frig Vadilerini gezdiler. Büyükşehir Belediye Başkanı Ayşe Ünlüce, geziye katılan vatandaşlarla bir araya gelerek, “Şehrimizin her bir köşesi eşsiz güzellikte, bu güzellikleri tüm Eskişehir halkı görmeli.” dedi.     Eskişehir Büyükşehir Belediyesi, şehrin kültürel değerlerini tanıtmak için “Eskişehir Külltürel Mirası ile Buluşuyor” projesini hayata geçirdi. Proje kapsamında Sütlüce Mahalle sakinleri Frig Vadileri gezisine katıldı. Daha önce Erenköy Mahalle sakinleri ve emeklilerin katıldığı gezi turunun üçüncüsü düzenlendi. Büyükşehir Belediye Başkanı Ayşe Ünlüce, kültür gezisine gidecek olan mahalle sakinleriyle bir araya geldi. Sütlüce Mahalle Muhtarı İbrahim Duman, Başkan Ünlüce’ye böylesine güzel bir etkinlik gerçekleştirdiği için teşekkür ederek çiçek takdim etti.  Yola çıkan kadınlarla buluşan Başkan Ünlüce, “Eskişehir’de yaşayıp henüz Yazılıkaya’yı hiç görmeyenler var. Bizde dedik ki biz önce bir Eskişehirlilere tanıtalım. O yüzden heyecan duyuyoruz.  Önce şehrimizi, bu güzel Eskişehir’imizi tanıyalım. Gerçekten her köşesi eşsiz güzel. Umarım çok beğenirsiniz. Bu gezilerin bir amacı da birlik, beraberlik ve dayanışma duygusunu yaşatmak. Mutlaka bu gezilerden öğrendiğimiz çok şey var. Mahalleler arasındaki eskiden yaşanan o güzel dayanışma duygusu, o birliktelik duygusu da ayrıca bize güç verecek diye düşünüyorum.” dedi.  Eskişehir halkıyla her zaman iç içe olmaya devam edeceğini söyleyen Başkan Ünlüce, “Büyükşehir Belediyesi her zaman sizin yanınızda. Ne mutlu ki bana siz güzel kadınların destekleriyle, Eskişehir’in ilk kadın belediye başkanıyım. Hepinize çok sevgiler teşekkür ediyorum.” diye konuştu. Büyükşehir Belediyesi Turizm Şube Müdürü Hakan Öncü, “Eskişehir Büyükşehir Belediyesi’nin ‘Eskişehir Kültürel Mirasla Buluşuyor’ projesi kapsamında Eskişehir’deki mahallelerimizin vatandaşlarını Eskişehir’in en önemli gezi rotalarından biri olan Frig Vadilerinde bulunan Yazılıkaya Mahallemize getirdik. Arkamızda gördüğünüz anıt Türkiye’nin en önemli miraslarından bir tanesi, Frig Yazılıkaya’sı, Midas Anıtı. Misafirlerimizle bu bölgeyi gezerek tanıtımda bulunmaya çalışıyoruz. Ulusal ve uluslararası platformda da buranın önemini anlatmak için çaba sarf ediyoruz.” dedi. Geziye katılan Sütlüce Mahalle sakini Ayşe Sarıbayır, “Başkanımıza gezi için çok teşekkür ederiz gezip görmek her zaman çok güzeldir. Ayşe hanıma başarılar diliyorum.” dedi. Bir başka vatandaş Hatice Bulut, “Belediye başkanımız Ayşe Ünlüce’ye ve ekibine çok teşekkür ederim. Buraları görme fırsatı bulduk.” diye konuştu.  Gezi sayesinde Eskişehir’in kültürel miraslarını öğrendiklerini söyleyen Ayşegül Yaldız, “Böyle bir gezi düzenledikleri için çok mutluyuz.” dedi. Sakintepe Mahalle sakinleri “Eskişehir Kültürel Mirasla Buluşuyor” programı kapsamında Gerdekkaya Mezar Anıtı, Areyatis Anıtı, Midas Anıtı, Frig Yazılıkayası ve bölgesi, Yazılıkaya, Kümbet Vadisi’nde bulunan Aslanlı Mabet ve Himmet Baba Kümbeti, Seyyid Battal Gazi Türbesi ve Külliyesi ile Seyitgazi Seyir Terasını gezdiler.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.