SON DAKİKA
Hava Durumu

#Kooperatifçilik

Porsuk Haber Ajansı - Kooperatifçilik haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Kooperatifçilik haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Tarımsal Kooperatiflerde Pazarlama Eğitimi Düzenlendi Haber

Tarımsal Kooperatiflerde Pazarlama Eğitimi Düzenlendi

Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Tarımsal Hizmetler Dairesi Başkanlığı ile TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası Eskişehir Şubesi arasında gerçekleştirilen protokol kapsamında, tarımsal üretimde örgütlenme, ortak karar alma ve birlikte değer yaratma konularında üreticilerin bilgi ve farkındalık düzeylerinin artırılması amacıyla “Tarımsal Kooperatiflerde Pazarlama” eğitimi düzenlendi. Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Tarımsal Hizmetler Dairesi Başkanlığı ile Ziraat Mühendisleri Odası Eskişehir Şubesi arasındaki iş birliği ve protokol kapsamında gerçekleştirilen eğitim ile üreticilerin kooperatifçilik ve pazarlama konularındaki bilgi birikimlerinin geliştirilmesine katkı sağlanması amaçlandı. ESMEK Sarıcakaya Eğitim Merkezi’nde gerçekleştirilen eğitimin eğitmenliğini, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Ziraat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fatma Handan Giray üstlendi. Eğitime; TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası Eskişehir Şube Başkanı Selma Güder, Sarıcakaya Ziraat Odası Başkanı Nevzat Aldemir, bölgede faaliyet gösteren tarımsal kooperatiflerin başkanları ve üyeleri ile bölgedeki üreticiler katılım sağladı. Eğitimde; tarımsal kooperatiflerin pazarlama süreçlerindeki rolü, üreticilerin birlikte hareket ederek pazarlama gücünü artırması, ortak karar alma mekanizmaları, tarımsal ürünlerde katma değer oluşturma ve üreticilerin pazardaki konumlarının güçlendirilmesine yönelik yaklaşımlar ele alındı. Tarımsal üretimde sürdürülebilirliğin ve üretici gelirlerinin artırılmasında kooperatifleşmenin önemi üzerinde durulurken, üreticilerin örgütlü bir yapı içerisinde hareket ederek ürünlerini daha etkin şekilde pazarlayabilmelerine yönelik bilgi ve deneyimler paylaşıldı. Eğitimin sonunda gerçekleştirilen soru-cevap bölümünde, katılımcıların kooperatifçilik ve tarımsal ürünlerin pazarlanmasına ilişkin soruları yanıtlandı. Karşılıklı görüş ve deneyimlerin paylaşıldığı soru-cevap bölümü, eğitimin interaktif ve verimli bir şekilde tamamlanmasına katkı sağladı.

Gürer: “Tarımda Çalışan Nüfus Yüzde 10,7’den Yüzde 5,23’e Geriledi” Haber

Gürer: “Tarımda Çalışan Nüfus Yüzde 10,7’den Yüzde 5,23’e Geriledi”

CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, Türkiye’de tarım sektöründe çalışan nüfusun ve sigortalı çiftçi sayısının hızla düştüğünü vurgulayarak girdi maliyetleri, düşük alım fiyatları ve ithalata dayalı politikaların üreticiyi tarladan uzaklaştırdığını belirtti. CHP Niğde Milletvekili ve TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Üyesi Ömer Fethi Gürer, TBMM Genel Kurulunda yaptığı değerlendirmelerle Türkiye tarımındaki çöküşü ve gıda krizinin arka planını gözler önüne serdi. Türkiye nüfusu artarken tarımda üretim yapan ve çalışan sayısının belirgin biçimde azaldığına dikkat çeken Gürer, “Veriler gösteriyor ki tarımda hem çalışanda hem de üretende ciddi bir gerileme var” dedi. Sigortalı Çiftçi Sayısı 17 Yılda Yarı Yarıya Düştü Tarımda sigortalı çalışan çiftçilerin sayısındaki düşüşe de dikkat çeken Gürer, özellikle son 17 yıldaki değişimin dikkat çekici olduğunu belirtti. Gürer, “Sigortalı işçi ve çiftçi sayısı da on yedi yılda önemli ölçüde gerilemiş. 2009 yılında 1 milyon 14 bin olan sigortalı çiftçi sayımız şu anda 562 bin 120’ye düşmüş durumda” dedi. Bu rakamların tarım sektöründeki sorunların boyutunu açık biçimde gösterdiğini ifade eden Gürer, “Bu durumda veriler gösteriyor ki tarımda önemli ölçüde çalışanda, üretende bir gerileme var” diye konuştu. “ÇİFTÇİ KAZANIRSA İŞİNİ SÜRDÜRÜYOR” Çiftçiliğin sürdürülebilmesi için üreticinin emeğinin karşılığını alması gerektiğini vurgulayan Gürer, çiftçinin para kazanamadığında üretimden koparak büyük kentlere yöneldiğini söyledi. Gürer, bu durumu şöyle anlattı: “Bunlar neden oluyor? Çiftçilik kişi başı yapılan bir iş. Üretici, çiftçi kazanırsa işini sürdürüyor, kazanamazsa büyük kentlere gelip orada daha zor koşullarda maaşla çalışmak için iş arıyor.” Çiftçinin karşı karşıya kaldığı temel sorunların başında yüksek girdi maliyetlerinin geldiğini belirten Gürer, üreticinin ürününü pazarlamakta da ciddi sorunlar yaşadığını dile getirdi. Gürer, “Girdi maliyetleri yüksek, ürettiği ürünü pazarlamada sorunu var, kendisine sağlanan destekler yetersiz” dedi. “BEN ÜRETİYORUM, BENDEN ALIP GİDEN PARA KAZANIYOR” Üreticinin kendi ürettiği üründen yeterli geliri elde edememesinin tarımdan kopuşu hızlandırdığını belirten Gürer, çiftçinin yaşadığı kırgınlığı şu sözlerle ifade etti: “Ürettiği üründen kendisi para kazanamazken aracının, ithalatçının para kazandığını görünce doğal olarak kırgınlıklar da yaşıyor.” Çiftçinin yaşadığı sorunu kendi sözleriyle dile getiren Gürer, “Diyor ki: ‘Ben bir yılda ürünü üretiyorum, benden alıp giden para kazanıyor, ben kazanamıyorum.’” ifadelerini kullandı. Gürer, üreticinin emeğinin karşılığını alamamasının yalnızca çiftçinin ekonomik durumunu değil, Türkiye’nin tarımsal üretim geleceğini de tehdit ettiğini vurguladı. “DÜŞÜK ALIM FİYATI ÜRETİCİYİ ÜRETİMDEN UZAKLAŞTIRIYOR” Tarım ürünlerinde açıklanan alım fiyatlarının üreticinin beklentilerini karşılamadığını ifade eden Gürer, fındık, çay ve buğday üzerinden örnek verdi. Gürer, “Bugün fındığın fiyatı açıklandı, alım fiyatı düşük, çayda fiyat düşük, buğdayda fiyat düşük” dedi. Düşük alım fiyatı politikasının üreticiyi üretimden uzaklaştırdığını belirten Gürer, “Düşük alım fiyat politikasıyla oluşturulan sonuç da o üretimi yapanların o işten uzaklaşmasını getiriyor” ifadelerini kullandı. “TÜRKİYE İTHALATÇI BİR ANLAYIŞLA YÖNETİLİYOR” Türkiye’nin tarım politikasında ithalata dayalı yaklaşımın hâkim olduğunu savunan Gürer, üreticinin desteklenmesi yerine çözümün dışarıdan ürün getirmekte arandığını söyledi. Gürer, “Türkiye bir de ithalatçı bir anlayışla yönetiliyor. Tarım politikalarıyla üreticiyi, çiftçiyi, besiciyi desteklemek yerine çözüm ithalatta aranıyor” diye konuştu. İthalatın kısa vadede raflardaki ürün miktarını artırıyor gibi görünse de vatandaşın alım gücündeki düşüş nedeniyle toplum açısından farklı bir tablo ortaya çıktığını belirten Gürer, “Görünürde rafta ürün var; gerçi vatandaşın alım gücü düşük olduğu için de istediği her ürünü alamıyor” dedi. Gürer, “Cepteki para raftaki ürünü almaya yetmediği için dolaylı bir kıtlık da gerçekleşiyor” ifadelerini kullandı. “VATANDAŞIN ALIM GÜCÜ ETİ, SÜTÜ, MEYVEYİ ALMAYA YETMİYOR” Vatandaşın temel gıda ürünlerine erişiminde yaşanan sorunlara da dikkat çeken Gürer, etten süte, meyveden sebzeye kadar geniş bir alanda alım gücünün gerilediğini söyledi. Gürer, “Ette, sütte, meyvede, sebzede vatandaşın alım gücü bunu almaya yetmiyor” dedi. Üreticinin de ürününü satamadığında gelecek yıl üretim tercihlerini değiştirdiğini belirten Gürer, bunun tarımsal üretimde yeni sorunları beraberinde getirdiğini ifade etti. Gürer, “Üreten de ürettiği ürün tarlada kaldığı için ikinci yıl desen değiştiriyor. Ürün deseni değiştirince ürün az oluyor. Bu kere de raftaki ürünün fiyatı farklılaşıyor” diye konuştu. “DOĞRU TARIM POLİTİKASININ TEMELİ ÜRETİM PLANLAMASIDIR” Türkiye’nin tarımda yaşadığı sorunların çözümü için üretimden vazgeçmek yerine üreticiyi merkeze alan politikaların uygulanması gerektiğini vurgulayan Gürer, doğru tarım politikasının temel unsurlarını da sıraladı. Gürer, “Doğru bir tarım politikasının temeli; üretim planlaması, üreticinin girdi maliyetlerinin düşürülmesi, sübvanse desteklerinin verilmesi, mazotta ÖTV’nin, KDV’nin kaldırılması, kooperatifçiliğin geliştirilmesi” dedi. Tarımın sürdürülebilirliği için çiftçinin üretimde kalmasının zorunlu olduğunu belirten Gürer, üreticinin desteklenmediği, girdi maliyetlerinin düşürülmediği ve emeğinin karşılığını alamadığı bir sistemin uzun vadede hem çiftçiyi hem de tüketiciyi daha büyük sorunlarla karşı karşıya bırakacağını ifade etti. Gürer’in TBMM Genel Kurulu’nda yaptığı değerlendirmeler, Türkiye’de tarımda çalışan nüfusun azalması, sigortalı çiftçi sayısındaki gerileme, yüksek girdi maliyetleri, düşük ürün fiyatları, ithalata dayalı politikalar ve vatandaşın düşen alım gücünün birbirini tetikleyen sorunlar haline geldiğine dikkat çekti.

Tepebaşılı Kadınların Deneyimi 8 Ülkeye Ulaşacak Haber

Tepebaşılı Kadınların Deneyimi 8 Ülkeye Ulaşacak

Tepebaşı Belediyesi Kadın Üretici Satış Noktaları, 8 ülkeden 13 proje ortağı ile 17 yerel pazarı bir araya getiren uluslararası BLUMI-Med Projesi’nin araştırma alanlarından biri oldu. Proje kapsamında düzenlenen ilk çalıştaya Tepebaşılı 16 kadın katılarak deneyimlerini, ihtiyaçlarını ve beklentilerini paylaştı. Tepebaşı Belediyesi tarafından kadınların üretimde güçlenmesi, emeklerinin ekonomik değere dönüşmesi ve yerel ürünlerin aracısız biçimde tüketiciye ulaşması amacıyla hayata geçirilen Kadın Üretici Satış Noktaları, uluslararası bilimsel bir araştırmaya konu oldu. Tepebaşı’nın kadın üreticileri destekleyen modeli; Akdeniz Bölgesinde Kentsel Yerel Pazarların Güçlendirilmesi anlamına gelen BLUMI-Med Projesi kapsamında, sekiz ülkede incelenen yerel pazar uygulamaları arasına girdi. PRIMA Programı’nın Tarım-Gıda Değer Zinciri çağrısı ve TÜBİTAK Uluslararası İşbirliği Daire Başkanlığı kapsamında desteklenen proje, 8 ülkeden 13 proje ortağı ile 17 yerel pazarı bir araya getiriyor. Üç yıl sürecek araştırmayla yerel pazarların ekonomik, sosyal, kurumsal ve çevresel sürdürülebilirliğinin değerlendirilmesi ve bu pazarların geliştirilmesine yönelik bilimsel yöntemler oluşturulması hedefleniyor. BLUMI-Med’in Türkiye ortağı olan Eskişehir Osmangazi Üniversitesi (ESOGÜ) Ziraat Fakültesi Tarım Ekonomisi Bölümü tarafından araştırılan üç yerel pazar modelinden biri de Tepebaşı Belediyesi Kadın Üretici Satış Noktaları oldu. Başkan Ataç: “Tepebaşılı Kadınların Deneyimi Uluslararası Politikalara Katkı Sunacak” Tepebaşı Belediye Başkanı Dt. Ahmet Ataç, projenin uluslararası bir bilimsel araştırmaya konu olmasının, yıllardır kadın emeğine ve kırsal kalkınmaya verilen desteğin önemini ortaya koyduğunu belirtti. Başkan Ataç, şöyle konuştu: “2019 yılında yola çıkarken amacımız kadınların ürettiği ürünleri yalnızca bir satış tezgâhına taşımak değildi. Kadınların emeğini görünür kılan, kazanca dönüştüren, onları bilgiyle güçlendiren ve kent ile kırsal arasında doğrudan bağ kuran kalıcı bir model oluşturmak istedik. Bugün bu modelin 8 ülkeden bilim insanlarının ve kurumların yer aldığı uluslararası bir araştırmada incelenmesi bizim için büyük bir gurur kaynağıdır. Ancak asıl değerli olan, Tepebaşılı kadınların üretimden gelen deneyimlerinin dinlenmesi ve bu deneyimlerin Akdeniz bölgesindeki yerel pazarların geleceğine yönelik politikalara katkı sağlayacak olmasıdır. Kadınların üretimde güçlendiği, yerel üreticinin emeğinin karşılığını aldığı ve halkımızın sağlıklı gıdaya aracısız ulaşabildiği bir kent için çalışmaya devam edeceğiz.” Çalıştayda Türkiye’yi ESOGÜ Temsil Ediyor Projenin ilk çalıştayı, ESOGÜ Ziraat Fakültesi Prof. Dr. Ali Koç Toplantı Salonu’nda gerçekleştirildi. Çalıştaya katılan Tepebaşılı 16 kadın; üretim süreçlerini, geçim kaynaklarını, satış noktalarına ilişkin deneyimlerini, karşılaştıkları sorunları ve gelecekten beklentilerini anlattı. Çalıştayda Türkiye’yi temsilen projenin yürütücülüğünü yapan ESOGÜ Tarım Ekonomisi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Handan Giray, BLUMI-Med Projesini katılımcılara tanıttı. Giray, çalıştayın çok aktörlü yapısına dikkat çekerken; üreticiler, tüketiciler, yerel yönetimler, kamu kurumları ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcileriyle bir araya gelerek sorunlara ve çözüm yollarına yönelik farklı bakış açılarını içeren, daha bütüncül ve etkili sonuçların hedeflendiğinden bahsetti. Üç yıl sürecek projenin ilk çalıştayı aynı zamanda ortak öğrenme ve birlikte tasarlama sürecinin ilk adımını oluşturdu. ESOGÜ Ziraat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Onur Koyuncu da projeye ev sahipliği yapmaktan mutluluk duyduklarını belirterek Tepebaşı Belediyesini örnek projesinden dolayı tebrik etti. Araştırma kapsamında elde edilen sonuçlar doğrultusunda politika önerileri hazırlanacak. Böylece Tepebaşılı kadınların deneyimleri, Akdeniz bölgesindeki yerel pazarların geleceğine yönelik uluslararası bilimsel çalışmalara katkı sunacak. 108 Kadın Üreticiye Ulaşıldı Tepebaşı Belediyesi Kadın Üretici Satış Noktaları, kırsal mahallelerde yaşayan kadınların talepleri doğrultusunda Temmuz 2019’da hizmete başladı. Projeden bugüne kadar yaklaşık 20 farklı mahalleden 108 kadın üretici yararlandı. Kadın üreticiler, Tepebaşı Belediyesinin sağladığı çadır ve tezgâhlarda kendi yetiştirdikleri doğal ve yerel ürünleri doğrudan tüketiciyle buluşturuyor. Satış noktaları; perşembe günleri Hoşnudiye Mahallesi Özdilek Sanat Merkezi’nde, cumartesi günleri Batıkent Mahallesi Hasan Âli Yücel Belde Evi’nde, salı günleri ise Uluönder Mahallesi Fevzi Çakmak Caddesi’nde hizmet veriyor. Tepebaşı Belediyesi Kadın Üretici Satış Noktaları Projesi kapsamında kadınlara sürdürülebilir tarım, gıda hijyeni, sağlıklı gıda hazırlama ve muhafaza yöntemleri, organik tarım, iyi tarım uygulamaları, doğru pestisit kullanımı, pazarlama, girişimcilik ve kooperatifçilik gibi alanlarda eğitimler de veriliyor.

“Köy Enstitülerinden Günümüze Kooperatifçilik” Paneline Büyük İlgi Haber

“Köy Enstitülerinden Günümüze Kooperatifçilik” Paneline Büyük İlgi

Odunpazarı Belediyesi ile Eğitimciler Derneği (EĞİT-DER) iş birliğinde düzenlenen “Köy Enstitülerinden Günümüze Kooperatifçilik” paneli, Yunus Emre Kültür ve Sanat Merkezi’nde geniş katılımla gerçekleşti. Panelde Cumhuriyet’in kuruluş yıllarındaki kalkınma politikaları, tarım-sanayi dengesi ve kooperatifçilik anlayışı çok yönlü biçimde ele alındı. Panelde konuşan Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Grup Başkanvekili ve İstanbul Milletvekili aynı zamanda da Ziraat Mühendisi olan Doç. Dr. Gökhan Günaydın, Eskişehir Şeker Fabrikası’nın nasıl kurulduğunu anlattı. Programa Odunpazarı Belediye Başkanı Kazım Kurt, Tepebaşı Belediye Başkanı Ahmet Ataç, Bilecik Belediye Başkanı Melek Mızrak Subaşı, CHP Eskişehir Milletvekilleri Utku Çakırözer ve İbrahim Arslan, Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Nihat Çuhadar, CHP Eskişehir İl Başkanı Talat Yalaz, CHP Odunpazarı İlçe Başkanı Rahmi Çınar, CHP Tepebaşı İlçe Başkanı Tevfik Yıldırım ile çok sayıda partili ve Eskişehirli katıldı. Panelde konuşmacı olarak Grup Başkanvekili ve İstanbul Milletvekili aynı zamanda da Ziraat Mühendisi olan Doç. Dr. Gökhan Günaydın, Eski Köy-Koop Genel Başkan Yardımcısı Erdoğan Yıldız ve eğitimci Emin Dağlı yer aldı. KÖY ENSTİTÜLERİNDE ÜRETİMLE İÇ İÇE EĞİTİM MODELİ Panelin ilk konuşmacısı Eğitimci Emin Dağlı oldu. “Köy Enstitülerinde Eğitim Anlayışı ve Kooratif Anlayışı” ile ilgili konuşan Dağlı, Cumhuriyet devrimlerinin en önemlisinin Köy Enstitülerinin kurulması olduğunu belirtti. Türkiye’de yapılan devrimin dünyada eşi, benzeri az olan devrim olduğunu söyleyen Dağlı, köy enstitülerinin eğitiminin bugün ile kıyaslandığı arada çok fark olduğunu kaydetti. Köy Enstitülerinde iş içinde eğitimde yapıldığını vurgulayan Dağlı, “Her enstitünün bir arazisi vardı. İnsanlar, tarımın içindeydi. Çocuklar da o tarımın içinde okudular, öğrendiler; aynı zamanda da çalıştılar. Örneğin hala bizim programlarımıza olmayan Karadeniz’de balıkçılık dersi vardı. Akdeniz’de narenciye ürünleri yetiştirme dersi vardı. Kars’ta hayvancılık dersi vardı. Derslerin hepsi de uygulamalı yapılıyordu” dedi. ÜRETİMDEN TÜKETİME KOOPERATİF ZİNCİRİ ÖNERİSİ Panelin ikinci konuşmacısı olan Erdoğan Yıldız ise “Günümüz Kooperatifçiliği ve Yerel Yönetimler” konusunu masaya yatırdı. Ömrünün 25 yılını kooperatifçilik hareketine verdiğini belirten Yıldız, kırsal kalkınmanın ve gıda güvenliğinin, gıda fiyatlarının enflasyona etkisinin mutlaka kooperatifçilik eliyle mümkün olduğunu düşünüyorum” şeklinde konuştu. Kooperatifçiliğin Türkiye’deki tarihini anlatan Yıldız, 80 ihtilalinden sonra Türkiye’de çok fazla kooperatif kurulduğunu kaydetti. Yıldız, o dönemde Avrupa’daki en yüksek kooperatif sayısının Türkiye’de olduğunu vurguladı. Kooperatiflerin nicelik olarak çok olduğunu ancak nitelik olarak hiç olmadığına dikkat çeken Yıldız, “Türkiye’de başarılı kooperatifçiliği saysak bir elin 5 parmağını geçmez” dedi. Yıldız, konuşmasında neden böyle sorusuna da cevap aradı. Tüketim kooperatiflerinin geliştirilmesi gerektiğinin altını çizen Yıldız, “Köy kalkındırma kooperatifleri köyde üretim yapacak, tarım kredi kooperatifleri bu kooperatiflere finansman sağlayacak, tüketim kooperatifleri de köylerde kooperatiflerin ürettiği ürünleri pazarlayacak. Üretimden tüketime giden yolun kestirmesi, bu. Ne finansman, ne üretim ne de tüketim sorunu kalıyor” dedi. “CUMHURİYET, YOKLUK İÇİNDE RASYONEL BİR KALKINMA AKLI KURDU” Panelin en dikkat çeken ismi Gökhan Günaydın oldu. Konuşmasında “Kooperatifçilik Adına Ne Yapılmalı” sorusunun cevabını arayan Günaydın, konuşmasına Cumhuriyet’in kuruluş koşullarını hatırlatarak başladı. Türkiye’nin 1923’te son derece sınırlı bir sanayi altyapısıyla yola çıktığını vurgulayan Günaydın, “Cumhuriyet ilan edildiğinde nüfus yaklaşık 13 milyondu ve bunun yüzde 85’i köylerde yaşıyordu. Sanayi altyapısı neredeyse yoktu. Üstelik Osmanlı borcunun üçte ikisi genç Cumhuriyet’in omuzlarına yüklenmişti. 1929’a kadar gümrük politikalarında bile bağımsız değildiniz. Buna rağmen kurucu kadro rasyonel bir akılla hareket etti” diye konuştu. Lozan Antlaşması’nın önemine değinen Günaydın, bu sürecin yalnızca diplomatik değil, aynı zamanda ekonomik bağımsızlık mücadelesi olduğunu ifade etti. “TEK YOL VARDI: TARIMI AYAĞA KALDIRMAK” Cumhuriyet’in ilk politikalarının merkezine köylüyü ve üretimi koyduğunu belirten Günaydın, Mustafa Kemal Atatürk’ün sözlerini hatırlattı: “Atatürk ‘Köylü milletin efendisidir’ derken, köyünde oturanı değil, üreteni işaret ediyordu. Anadolu köylüsü yıllarca savaşlarda yıpranmıştı. O nedenle üretimin yeniden canlandırılması gerekiyordu. Köy Kanunu çıkarıldı, toprakların satışı sınırlandı, muhtarlık kurumsallaştırıldı.” “ÜÇ BEYAZLA BAŞLAYAN SANAYİLEŞME HAMLESİ” Cumhuriyet’in erken dönem sanayileşme modelini “üç beyaz” üzerinden anlatan Günaydın, konuşmasını şu sözlere sürdürdü: “Buğday, şeker ve pamuk… Türkiye’nin dört bir yanında un fabrikaları kuruldu. Şeker fabrikalarıyla pancar üretimi organize edildi. Dokuma tesisleriyle pamuk işlenmeye başlandı. ‘Her fabrika bir kaledir’ anlayışıyla hareket edildi.” ATATÜRK VE ESKİŞEHİR ŞEKER FABRİKASI ANEKDOTU Günaydın, konuşmasının en çarpıcı bölümünü Mustafa Kemal Atatürk ile Eskişehir Şeker Fabrikası’nın kuruluşuna ilişkin bir anıyı paylaşması oldu. Günaydın: bu anekdotu şu sözlerle anlattı: “Atatürk’e soruyorlar: ‘Eskişehir’de şeker fabrikasını nereye yapalım?’ Treni durduruyor, Eskişehir’de iniyor ve fabrikanın yerini bizzat gösteriyor. ‘Kente yakın olsun ki insanlar her gün Cumhuriyet’in kurduğu bu fabrikayı görsün ve gurur duysun’ diyor.” Bu anlatım, salonda uzun süre alkış aldı. “1929 KRİZİYLE BİRLİKTE YÖN AĞIR SANAYİYE DÖNDÜ” Dünya ekonomisindeki kırılma noktalarına da değinen Günaydın, 1929 Büyük Buhranı sonrası Türkiye’nin strateji değiştirdiğini belirtti: “Tarım ürünleri satıp sanayi ürünü ithal eden bir model sürdürülemez hale geldi. Cumhuriyet aklı krizi fırsata çevirdi. Ağır sanayi yatırımları başladı. Maden Tetkik Arama ve Etibank gibi kurumlar bu dönemin ürünüdür.” “SAVAŞ YILLARINDA ÜLKE KORUNDU” İkinci Dünya Savaşı dönemine de değinen Günaydın, Türkiye’nin zorlu ama stratejik bir süreçten geçtiğini ifade etti. “Evet, 1 milyona yakın insan silahaltına alındı, depolar dolduruldu. Ama Avrupa’da yaşanan yıkımın hiçbiri bu topraklarda yaşanmadı. Bu, o dönemin yönetim aklının sonucudur” diyen Günaydın, konuşmasının bu noktasında İsmet İnönü’yü de andı. Cumhuriyet kadrolarının birlikte yürüttüğü mücadeleye vurgu yapan Günaydın, güncel ekonomik politikalara eleştiriler yöneltti. Özellikle TEKEL’in özelleştirilmesi üzerinden örnek veren Günaydın, “Bir zamanlar Tokat’ta, Samsun’da, Adana’da fabrikalar vardı. Yerli tütün üretiliyordu. Bugün o üretimden eser yok. İşçi işini kaybetti, köylü üretimden koptu” dedi. Madencilik politikalarına ilişkin de çarpıcı bir iddia ortaya koyan Günaydın, Türkiye’de çıkarılan altının büyük kısmının yabancı şirketler tarafından alındığına dikkat çekti.

CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın Eskişehir’e Geliyor Haber

CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın Eskişehir’e Geliyor

Odunpazarı Belediyesi ile Eğitimciler Derneği (EĞİT-DER) iş birliğinde düzenlenen “Köy Enstitülerinden Günümüze Kooperatifçilik” paneli, önemli bir ismi Eskişehirlilerle buluşturacak. CHP Grup Başkanvekili ve İstanbul Milletvekili aynı zamanda da Ziraat Mühendisi olan Doç. Dr. Gökhan Günaydın, 19 Nisan Pazar günü gerçekleşecek etkinlik kapsamında kente gelerek programa konuşmacı olarak katılacak. Yunus Emre Kültür ve Sanat Merkezi’nde saat 14.00’te başlayacak söyleşide, kooperatifçilik anlayışının tarihsel gelişimi ile günümüzdeki yeri ele alınacak. Programda Günaydın’ın yanı sıra, eski Köy-Koop Genel Başkan Yardımcısı Erdoğan Yıldız ve eğitimci Emin Dağlı da konuşmacı olarak yer alacak. Köy Enstitülerinin üretim odaklı eğitim modeli ile kooperatifçilik arasındaki bağın değerlendirileceği etkinlikte, özellikle kırsal kalkınma, dayanışma ekonomisi ve yerel üretim konularının öne çıkması bekleniyor. Katılımcılar, geçmişten günümüze uzanan bu modelin günümüz Türkiye’sine nasıl uyarlanabileceğine dair görüşlerini paylaşacak. Panelde Emin Dağlı, “Köy Enstitülerinde Eğitim Anlayışı ve Kooratif Anlayışı”, Erdoğan Yıldız ise Günümüz Kooperatifçiliği ve Yerel Yönetimler hakkında konuşacak. Ziraat Mühendisi olan Doç. Dr. Gökhan Günaydın da “Kooperatifçilik Adına Ne Yapılmalı” konusunu masaya yatıracak. Etkinliğin, hem akademik hem de toplumsal açıdan önemli bir tartışma zemini oluşturması hedeflenirken, Eskişehirlilerin programa yoğun ilgi göstermesi bekleniyor.

Güçlü Türkiye İçin Tarımı Yeniden Ayağa Kaldırmak Zorundayız! Haber

Güçlü Türkiye İçin Tarımı Yeniden Ayağa Kaldırmak Zorundayız!

Saadet Partisi Eskişehir İl Başkanlığı tarafından düzenlenen haftalık basın toplantısında tarım ve hayvancılıkta ülkenin durumu gündeme getirildi. Basın toplantısında konuşan Saadet Partisi Eskişehir İl Başkanı Fesih Bingöl şu ifadeleri kullandı; "Öncelikle gençlerimizin gerçekten sıkıntıda olduğunu, iş bulmada zorluk çektiğini; taşrada yaşayan insanların ilçelerde tarım ve hayvancılıktan elde edemedikleri gelirleri kazanamadıkları için şehir merkezine gelmek istediklerini görüyoruz. Dolayısıyla bu durum orada nüfus azalışına neden oluyor. Şehre geldikleri zaman da iş bulabilme imkanları çok zordur. Kaldı ki iş bulabilenler asgari ücretle ancak çalışabiliyorlar. Oysa asgari ücret insan haysiyet ve onuruna yakışmıyor. Bu asgari ücretle geçinebilmek hiç mümkün değil. Ülkenin kaynakları maalesef israf, faiz ve yolsuzluğa aktarılıyor. Bu sebeple hem asgari ücretle çalışan kardeşlerimize hem de emeklilere arzu ettikleri rakamlar verilemiyor. Tabii Saadet Partisi bu konuda Türkiye genelinde bir çalışma yaptı. Özellikle Türkiye'de tarımın geleceği ve gençlerin tarıma kazandırılmasıyla ilgili bir çalışması var. Bugün bu konuda açıklama yapmak istiyorum. Tarım bir milletin bağımsızlığının ve geleceğinin teminatıdır. Soframıza gelen ekmekten ülkemizin gıda güvenliğine kadar her alan doğrudan tarıma bağlıdır. Ancak bugün Türkiye'de tarımda çalışan sayısı hızla azalıyor, gençlerimiz ise tarımdan uzaklaşıyor. Saadet Partisi olarak bizler tarımı stratejik bir alan olarak görüyoruz. Üreten bir Türkiye olmadan güçlü ve bağımsız bir Türkiye asla mümkün değildir. Bugün çiftçimiz artan maliyetler, düşük alım fiyatları ve güvencesiz çalışma koşulları altında üretim yapmaya çalışıyor. Mazot, gübre, yem ve tohum fiyatları yükselirken çiftçinin kazancı aynı oranda artmıyor. Eğer bu gidişat durdurulamazsa tarım yapacak insan bulmak zorlaşacak, verimli topraklar boş kalacak ve Türkiye gıdada dışa bağımlı hale gelecektir. Zaten daha önce de ifade etmiştik; Dünya Tarım Örgütü'nün bir raporu var. Özellikle 2025 yılından bahsetmişti, şu an 2026 yılındayız. 2025 ve devamında tarımın stratejik bir ürün olduğunu, tarıma yönelik çalışmaların önemli olduğunu ifade etmişlerdi. O dönemde topu, tankı, tüfeği olan ülkelerin ayakta kalamayacağı; ancak tarım ve hayvancılığa yatırım yapan ülkelerin ayakta kalabileceği ifade edilmişti. Bu çerçevede Amerika yılda tarıma 100 milyar dolar destek veriyor. Bu rakam Avrupa'da 60 milyar dolar, ülkemizde ise sadece 3 milyar dolar civarındadır. Dolayısıyla bu da tarımın bilinçli bir şekilde ülkede yapılamaz hale geldiğini gösteriyor. Biz Saadet Partisi olarak Türkiye'nin bu konuda zaten dışa bağımlı hale geldiğini görüyoruz; bütün veriler o yöndedir. Ancak çözüm olarak önerileri ortaya koymak lazım. Biz sadece sorunu ifade etmiyoruz, sorunla birlikte neler yapılabileceğini de bu topluma anlatmaya çalışıyoruz. Öncelikle çözüm önerilerimiz şunlardır: Üreten çiftçi kazanmalıdır. Tarım destekleri göstermelik değil, üreticinin gerçek gelirini artıracak şekilde düzenlenmelidir. Çiftçi zarar eden değil, kazanan olmalıdır. Bu hükümet 2006 yılında bir yasa çıkartmıştı. Tarıma destekle ilgili gayrisafi milli hasılanın %1'inden az olamaz denmişti. 2026 bütçesindeki gayrisafi milli hasıla ile kıyasladığınızda bu rakamın 772 milyar olması gerekirken, maalesef 2026 bütçesinde tarıma bu anlamda ayrılan para 168 milyar liradır. Bununla tarım yapabilmenin çok mümkün olmadığını görebiliyoruz. Mutlaka genç çiftçiye güvence sağlanmalıdır. Tarımda sigortalı ve güvenceli çalışma yaygınlaştırılmalı, genç üreticilerin sosyal güvenlik primleri mutlaka desteklenmelidir. Tarım modern ve stratejik bir meslek olarak konumlandırılmalıdır. Tarım; teknoloji, bilgi ve planlama ile yapılan yüksek katma değerli bir üretim alanıdır. Gençlere bu vizyon anlatılmalı, tarım eğitim ve teknolojiyle güçlendirilmelidir. Özellikle bunu ifade ediyoruz; daha önce de belirttiğim gibi Tarım Bakanlığı'nda hem merkez hem taşra teşkilatlarında çalışan 240.000 tane personel var. Bu çok büyük bir rakamdır. Türkiye'de bir tarım planlaması yapılamadığı için maalesef bu kadrodan da arzu edilen şekilde istifade edilemiyor. Gençlerin de bu konuda mutlaka tarımla ilgili gelirleri hem güvenceli hem de geleceğe yönelik bir planlama yapıldığı zaman, gençler bu tarımı yapmaya meyil edebilir ve bunu bir kazanç kaynağı olarak görebilir. Gençlere bu vizyon anlatılmalı, tarım eğitim ve teknolojiyle güçlendirilmelidir. Kırsal kalkınma seferberliği başlatılmalıdır. Köylerde yaşam şartları iyileştirilmeli; tarıma dayalı sanayi, işletme ve kooperatifçilik desteklenerek kırsalda yeni istihdam alanları oluşturulmalıdır. Adil ve milli bir tarım politikası mutlaka inşa edilmelidir. Üretimi önceleyen, ithalata bağımlılığı azaltan, çiftçiyi koruyan ve milletin gıda güvenliğini esas alan bir tarım düzeni mutlaka kurulmalıdır. Bu topraklar bereketlidir. Bu millet üretkendir. Doğru politikalarla Türkiye kendi kendine yeten, hatta fazlasını üreten bir ülke olabilir. Tarımı ayağa kaldırmak, gençleri üretime kazandırmak ve gıda güvenliğimizi sağlamak milli bir sorumluluktur. Adil, üretken ve güçlü bir Türkiye için tarımı yeniden ayağa kaldırmak zorundayız. Saadet Partisi'nin öncelikleri arasında bu da vardır diyorum."

CHP'li Gürer: ''Üreten Kazanamıyor, Tüketen Alamıyor!'' Haber

CHP'li Gürer: ''Üreten Kazanamıyor, Tüketen Alamıyor!''

CHP Niğde Milletvekili ve TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Üyesi Ömer Fethi Gürer, Ankara Haymana ilçesinde Haymana CHP İlçe Başkanı Kasım Koç ile köylerde çiftçilerle gerçekleştirdiği buluşmada Türkiye tarımının karşı karşıya olduğu yapısal sorunları çarpıcı verilerle ortaya koydu. Çiftçilerle görüşmesi sonrası açıklamalarda bulunan Ömer Fethi Gürer üretici ürettiğinden kazanamıyor. Girdi maliyetleri üretici ve çiftçiyi zorluyor. Tarım arazilerinin hızla yok olduğunu gibi üretici sayısının azalıyor. 2025 yılında ciddi ürün kayıpları yaşandı” dedi. Gürer, mevcut tarım politikalarının hem üreticiyi hem de tüketiciyi mağdur ettiğini belirterek üretici ne ekersek zarar eder duruma düştük diyorlar. Soğandan zarar eden çiftçi biz soğan yetiştiriyoruz satamıyoruz. İktidar ithalat yapıyor” diye tepkisi ifade etti “dedi. Köy muhtarı İsmet Gökdemir’de köyümüz tarım ile geçim sağlıyor ancak gelir gider dengesi bozulunca sıkıntılarımız arttı” dedi. “5 MİLYON HEKTAR TARIM ARAZİMİZ YOK OLDU” CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, ülke genelinde çiftçimizi üreticimizi köyünde dinliyoruz. Tarımda sorun var. 2025 yılı itibarıyla Türkiye’nin tarımda alarm veren bir tablo oluştu.1980 yılına göre neredeyse 5 milyon hektardan fazla tarım arazimiz ortadan kalktı. Çiftçi sayımız her geçen yıl azalıyor. ÇKS’ye kayıtlı yaklaşık 2 milyon 300 bin çiftçimiz var” dedi. Üretimdeki daralmanın yalnızca rakamsal bir gerileme olmadığını ifade etti TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri komisyon üyesi Ömer Fethi Gürer, 2025 yılında tahıl, bitkisel üretim ve bahçe ürünleri başta olmak üzere toplamda bir önceki yıllara kıyasla yaklaşık 18 milyon tonluk ürün kaybı yaşandığını dile getirdi. Tarımda yaşanan sorunların ithalatı artırdığını ve Türkiye’yi giderek daha fazla dışa bağımlı hale getirdiğini söyleyen Gürer, “Tarım sorunlu yürüdükçe ithalat artıyor, dışa bağımlılık derinleşiyor. Yerli üretici üretimden vazgeçiyor. Sıkıntılar katlanıyor ve bu durum doğrudan raftaki ürüne yansıyor” diye konuştu. “ÜRETEN KAZANAMIYOR, TÜKETEN ALAMIYOR” Üreticinin artan girdi maliyetleri karşısında ayakta kalamadığını vurgulayan CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, çiftçilerin bu nedenle tarımdan çekildiğini belirtti. Gürer, “Üreten, girdi maliyetlerinden para kazanamıyorum diye dert yanıyor ve bu işi bırakıyor. Raftaki ürünün fiyatı artınca da vatandaşın cebindeki para o ürünü almaya yetmiyor” ifadelerini kullandı. Bu süreçte asıl kazananın üretici ya da tüketici olmadığını söyleyen CHP Milletvekili Ömer Fethi Gürer, mevcut sistemin aracılar ve ithalatçılar lehine işlediğine dikkat çekti. “Üretenle tüketen mağdurken, aracılar ve ithalatçılar büyük paralar kazanıyor. Ette, sütte üreten de kazanamıyor; tüketen de pahalı ürün alıyor. Ama aracılık yapanın cebi doluyor” diyen Gürer, bu tablonun tarımda köklü bir sistem değişikliğini zorunlu kıldığını vurguladı. “SİSTEM DEĞİŞMELİ, KOOPERATİFÇİLİK GÜÇLENDİRİLMELİ” CHP’li Ömer Fethi Gürer, çözümün kamucu bir anlayışla, kooperatifçiliğin güçlendirildiği yeni bir tarım modelinden geçtiğini ifade ederek, “Üreticinin girdi maliyetlerini makul bir kârla karşılayabileceği, yaşamını sürdürebileceği ve çiftçi refahının sağlanacağı bir sistem oluşturulmalıdır” dedi. Ziraat Bankası’nın çiftçilere yönelik kredi politikalarını da eleştiren Gürer, bankanın çiftçilerin bankası olması gerekirken BAĞ-KUR prim borcu gerekçesiyle kredi vermediğini söyledi. Gürer, “Ziraat Bankası, çiftçide BAĞ-KUR prim borcum var diye kredi vermiyor. Oysa bu banka çiftçilerin bankası konumuna getirilmelidir” şeklinde konuştu. “İCRALAR DURDURULMALI, BORÇLAR ÖTELENMELİ” Çiftçilerin borçlarını ödeyemez hale geldiğini ve icralarla karşı karşıya olduğunu vurgulayan Gürer, acil önlemler alınması gerektiğini belirtti. Gürer, “Çiftçiler borçlarını ödeyemiyor, kapıda icra var. Bunun için çiftçi borçları ötelenmeli, yeni kredi desteği sağlanmalı ve icralar durdurulmalıdır” dedi. Bu konular özelinde TBMM Başkanlığına ayrı ayrı Kanun Teklifleri de verdiğini belirten Gürer, “Kanun tekliflerimiz TBMM’de bir an önce görüşülerek yasalaşmalı ve çiftçi bir nebze olsun nefes almalıdır” dedi. Tarım sigortalarına da değinen Gürer, TARSİM’in mevcut yapısının üreticiyi yeterince korumadığını ifade ederek, “TARSİM sigortası yeniden yapılandırılmalı, çiftçinin ve üreticinin olumsuz koşullarda uğradığı zararları gerçekten sahiplenecek bir sigorta anlayışı geliştirilmelidir” çağrısında bulundu. CHP Milletvekili Ömer Fethi Gürer, konuşmasının sonunda tarımın stratejik bir sektör olduğunun altını çizerek, üretimin sürdürülebilirliği için üreticiyi merkeze alan, kamucu ve planlı bir tarım politikasının hayata geçirilmesinin artık ertelenemez bir zorunluluk olduğunu vurguladı.

Öğrenciler Kooperatifçilik Kültürünü Tanıdı Haber

Öğrenciler Kooperatifçilik Kültürünü Tanıdı

Eskişehir İl Tarım ve Orman Müdürlüğü, Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından yürütülen “Lider Çocuk Tarım Kampı Programı’nı “Kooperatifçilik” temasıyla uygulayarak Mahmudiye Atatürk İlkokulu 4. sınıf öğrencileri için anlamlı bir etkinlik gerçekleştirdi. Etkinlik kapsamında öğrenciler, Mahmudiye S.S. Kaymazyayla ve Kaymaz Mahalleleri Doğal Yaşam Tarımsal Kalkınma Kooperatifini ziyaret ederek kooperatifçiliğin temel ilkeleri, üretimde dayanışma kültürü ve paylaşım bilinci hakkında bilgi edindi. Eskişehir İl Tarım ve Orman Müdürlüğü teknik personelleri tarafından öğrencilere kooperatifçiliğin temel ilkeleri, dayanışma kültürü ve üretimde iş birliğinin önemi hakkında bilgilendirici bir sunum yapıldı. Öğrenciler, kooperatif üyeleriyle birlikte gerçekleştirilen uygulamalara katılarak üretim aşamalarını yerinde tecrübe etme fırsatı buldu ve böylece sorumluluk alma, iş bölümü yapma, birlikte üretme ve paylaşma gibi kooperatifçilik değerlerini uygulamalı olarak öğrendi. Etkinliğe katılan Eskişehir İl Tarım ve Orman Müdürü Yüksel Çil, çocukların üretim süreçlerini yerinde gözlemlemesinin önemli bir kazanım olduğunu belirterek, tarım ve kooperatifçilik bilincinin erken yaşta verilmesinin geleceğin bilinçli nesilleri için büyük değer taşıdığını ifade etti. Etkinlik, öğrencilere programa katıldıklarını gösteren katılım sertifikalarının İl Müdürü Yüksel Çil tarafından verilmesiyle son buldu.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.