SON DAKİKA
Hava Durumu

#Kamusal Eğitim

Porsuk Haber Ajansı - Kamusal Eğitim haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Kamusal Eğitim haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Eğitim Sendikalarından Milli Eğitim Bakanlığına "Karne" Haber

Eğitim Sendikalarından Milli Eğitim Bakanlığına "Karne"

Eskişehir’de 2025-2026 eğitim-öğretim yılının sona ermesiyle birlikte, eğitim sendikaları Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’e "karne" verdi. Sendika binalarından Köprübaşı’na yürüyen öğretmenler, laik, bilimsel ve kamusal eğitim vurgusuyla geniş katılımlı bir basın açıklaması gerçekleştirdi. ​Eğitim Sen: "Eğitim Sistemi Derin Bir Yapısal Krizde" ​Eğitim Sen Eskişehir Şube Başkanı Özkan Demirkol, 2025-2026 eğitim-öğretim yılının sona ermesiyle birlikte eğitim sisteminin kronik sorunlar, piyasacı dönüşüm ve laiklik karşıtı uygulamaların gölgesinde tarihinin en derin yapısal krizlerinden birini yaşadığını belirtti. Bakan Yusuf Tekin’in dönemsel icraatlarını "sınıfta kalmış" olarak nitelendiren Demirkol, sendikaları tarafından hazırlanan "Yıl Sonu Eğitimin Durumu Raporu" ile Bakanlığın eğitimi kamusal bir hak olmaktan çıkarıp nasıl bir ticari pazar alanına dönüştürdüğünü somut verilerle ortaya koyduklarını vurguladı. Eğitim Sen Eskişehir Şube Başkanı, özel okulların payının %8’e ulaşmasını ve Türkiye’nin öğrenci başına harcamada OECD ortalamasının çok altında kalmasını eğitimin ticarileşmesine dair temel kanıtlar olarak gösterirken, öğretmenlik mesleğinin kadrolu, sözleşmeli ve ücretli olarak bölünmesini, "Milli Eğitim Akademisi" dayatmasını ve ataması yapılmayan 800 bini aşkın öğretmenin güvencesizliğe itilmesini liyakat sisteminin çöküşü olarak değerlendirdi. Eğitimde laiklik ve bilimsellikten uzaklaşıldığını savunan Demirkol, MEB’in dini yapılarla imzaladığı 672 protokolü, ÇEDES projesini ve Din Öğretimi bütçesinin 4 yılda 9,2 kat artırılarak 109,8 milyar TL’ye ulaştırılmasını laik eğitime karşı açık bir kuşatma olarak tanımladı. Çocuk yoksulluğunun %20’nin üzerine çıktığına, okullarda "bir öğün ücretsiz yemek ve temiz su" talebinin reddedilmesi nedeniyle hijyen krizleri yaşandığına ve şiddet sarmalının arttığına dikkat çeken Özkan Demirkol, özellikle MESEM uygulaması ile çocuk emeğinin devlet eliyle sömürülmesini ve bu süreçte en az 20 öğrencinin iş cinayetlerinde hayatını kaybetmesini kabul edilemez bir yaşam hakkı ihlali olarak nitelendirdi. Eğitim Sen olarak çocukların ve gençlerin siyasi iktidarın ideolojik hedeflerine araç edilmesini reddettiklerini ifade eden Demirkol, bu karanlık tablodan çıkışın yolunun yeniden kamusal eğitime dönüş olduğunu vurgulayarak; esnek ve ücretli çalışmaya son verilerek mülakatsız kadrolu istihdamın sağlanmasını, her okula ücretsiz yemek ve temiz su bütçesi ayrılmasını, çocuk işçiliğini yasallaştıran MESEM’lerin durdurulmasını ve ÇEDES ile tüm tarikat protokollerinin iptal edilerek laik, bilimsel ve demokratik bir müfredatın inşa edilmesini talep etti. Demirkol, eğitim emekçilerinin onuru ve çocukların eşit, özgür bir geleceği için sokağın, meydanın ve okulun bağını kurarak örgütlü mücadelelerini kararlılıkla sürdüreceklerini belirtti. ​Eğitim-İş: "Siz Kürsülerde Masal Anlatırken Okullardan Cenaze Kaldırıyoruz" ​Eğitim-İş Eskişehir Şube Başkanı Fadime Arslan, yaşananların bir yönetim hatası değil, planlı bir "kurumsal çöküş" olduğunu savundu. Eğitim-İş Eskişehir Şube Başkanı Fadime Arslan, yaptığı açıklamada Türkiye’deki eğitim sisteminin basit bir yönetim hatası veya bütçe yetersizliğiyle değil, bizzat siyasi iktidar ve Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin eliyle kurulan sistematik bir "şiddet rejimi" ve planlı bir "tasfiye operasyonu" ile yönetildiğini vurguladı. Okulların ideolojik dayatma, sömürü ve şiddet laboratuvarlarına dönüştürüldüğünü belirten Arslan, Bakan Tekin’in "başarı hikayeleri" anlattığı kürsülerden uzak olarak okullarda aç kalan çocukların, coplanan öğretmenlerin ve tarikatlara terk edilen bir neslin gerçeğinin yaşandığını ifade etti. Ekonomik şiddetle parasız eğitimin tamamen bitirildiğini, devlet okullarının velilerden alınan fahiş "bağış" ve "aidat"larla ayakta kalmaya çalıştığını, kırtasiye maliyetlerinin asgari ücretli ailelerin belini büktüğünü ve her dört çocuktan birinin okula aç gittiğini dile getiren Arslan, öğrencilerin sınıfsal ayrışmaya maruz bırakıldığını belirtti. İdeolojik şiddet kapsamında "Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli"nin bilimsel içerikten arındırılmış bir dogma çuvalı olduğunu, ÇEDES projesi ve tarikat protokolleriyle okulların medreselere dönüştürüldüğünü, Cumhuriyet değerlerinin ve Atatürk fotoğraflarının müfredattan silinerek biat eden bir nesil hedeflendiğini savundu. Kurumsal şiddet başlığı altında ise 1,5 milyona yakın çocuğun eğitim sistemi dışında kalmasına, MESEM adı altında çocuk emeğinin sömürülmesine ve iş cinayetlerinde yaşamını yitiren öğrencilere dikkat çeken Arslan, öğretmenlik mesleğinin ise Mülakat ve Milli Eğitim Akademisi gibi uygulamalarla onursuzlaştırıldığını, özel sektör öğretmenlerinin ise kölelik düzeninde asgari ücrete mahkûm edildiğini söyledi. Arslan, tüm bu tablodan çıkış için eğitimde şiddeti önleme yasasının çıkarılmasını, okullara kadrolu personel atanmasını, ücretsiz okul yemeği sağlanmasını, MESEM uygulamalarının iptal edilmesini, bilimsel müfredata dönülmesini ve mülakat dayatmasının sonlandırılmasını içeren "asgari varoluş koşulları"nın derhal uygulanmasını talep ederek, laik ve kamusal eğitim mücadelesinden asla vazgeçmeyeceklerini vurguladı. ​Özel Sektör Öğretmenleri: "Sermaye Değil, Emekçi İçin Bütçe" ​Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası, eğitim sisteminin bir şirket gibi yönetildiğini ve Cumhurbaşkanlığı Eğitim ve Öğretim Politikaları Kurulu'nun öğretmenler yerine tamamen özel okul patronları ve holding temsilcilerinden oluştuğunu belirterek, bu durumun iktidarın sermaye yanlısı tutumunu açıkça ortaya koyduğunu ifade etmiştir. Özel sektör öğretmenlerinin 2014 yılında ellerinden alınan taban maaş hakkı nedeniyle asgari ücret düzeyinde maaşlara mahkûm edildiğine ve yıllık milyonlarca lira ücret alan özel okullarda öğretmenlerin on aylık sözleşmelerle güvencesiz çalıştırıldığına dikkat çeken sendika, bu sömürü düzenine karşı haklarını arayan öğretmenlerin darp, ters kelepçe ve gözaltılarla baskı altına alındığını savunmuştur. İktidarın sermayeye vergi kıyakları ve teşvikler sunarken, emekçilere yoksulluğu ve güvencesizliği reva gördüğünü vurgulayan sendika; taban maaş hakkının iadesi, süresiz iş sözleşmeleri, kamudaki meslektaşlarıyla eşit özlük hakları ve mülakat mağduriyetlerinin giderilmesi taleplerini yineleyerek, köklü bir mücadele geleneğinden aldıkları güçle insanca bir yaşam için direnişlerini kararlılıkla sürdüreceklerini beyan etti.

Eskişehir’den Özel Sektör Öğretmenlerine Destek: “Eğitimciye Kelepçe Vurulmaz” Haber

Eskişehir’den Özel Sektör Öğretmenlerine Destek: “Eğitimciye Kelepçe Vurulmaz”

Özel sektör öğretmenlerinin Ankara’daki hak arama mücadelesine ve maruz kaldıkları müdahalelere Eskişehir’den sert tepki geldi. Eğitim-İş Eskişehir Şubesi’nin öncülüğünde Hamamyolu Yediler Parkı’nda bir araya gelen sendika temsilcileri ve siyasiler, öğretmenlerin taleplerinin karşılanması için çağrıda bulundu. ​Özel sektör öğretmenlerinin insanca yaşanabilir bir ücret ve iş güvencesi talebiyle Ankara’da başlattığı eylemler sürerken, yaşanan gözaltılar ve ters kelepçe uygulaması Eskişehir'de de protesto edildi. Hamamyolu Yediler Parkı’nda düzenlenen basın açıklamasında, eğitim emekçilerine yönelik baskılar kınandı. ​CHP İl Başkanı Yalaz: "Bardağı Taşıran Son Damla" ​Basın açıklamasına katılarak destek veren CHP Eskişehir İl Başkanı Talat Yalaz, bir eğitimciye ters kelepçe takılmasının kabul edilemez olduğunu belirterek şunları söyledi: "Bir eğitimcinin ters kelepçeyle gözaltına alınması bardağı taşıran son damladır. Nesil eğiten, geleceğimizin teminatı olan öğretmenlerimize yapılan bu muameleyi şiddetle kınıyorum. İktidarın eğitimciye verdiği değerin bir göstergesi olan bu tavır, vicdanları yaralamıştır. Mücadele eden tüm öğretmenlerimizin yanındayız." ​Mahmut Yalınkılıç: "Somut Adım Atılana Dek Eylemlerimiz Sürecek" ​Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası Eskişehir Temsilciliği adına konuşan Mahmut Yalınkılıç, taleplerinin net olduğunu vurguladı. Yalınkılıç, Hamamyolu’ndan yaptığı çağrıda, "Öğretmenler geçinemiyor, kirasını ödeyemiyor. Söz verilen ortak toplantı derhal gerçekleştirilmeli, mülakat mağduru öğretmenlerin hakları teslim edilmelidir. Taleplerimiz karşılanana kadar açlık grevi ve direnişimiz sürecektir" ifadelerini kullandı. Ayrıca TBMM Milli Eğitim Komisyonu Başkanı Ayşen Gürcan’a verdiği sözleri tutma çağrısında bulundu. ​Eğitim-İş Şube Başkanı Arslan: "Bu Mücadele Kamusal Eğitim Hakkı Mücadelesidir" ​Hamamyolu Yediler Parkı’ndaki açıklamayı yöneten Eğitim-İş Eskişehir Şube Başkanı Fadime Arslan ise eğitimin ticarileştirilmesine dikkat çekti. Arslan yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi; "Türkiye'de eğitim uzun süredir kamusal bir hak olmaktan uzaklaştırılmakta, piyasanın ihtiyaçlarına göre şekillendirilmektedir. Müteahhitlerin özel okul, holdinglerin üniversite açtığı; eğitimin ticari bir faaliyet alanına dönüştürüldüğü bu düzende öğretmenler emeğinin karşılığını alamaz hale getirilmiştir. Ankara'da yaşananlar, bu tablonun sonucudur. Özel sektör öğretmenleri insanca yaşayabilecekleri bir ücret, iş güvencesi ve mesleklerine yakışır çalışma koşulları talep etmektedir. Bu talepler ne ayrıcalık ne de imtiyazdır; en temel çalışma hakkıdır. Ancak talepleri duymak yerine baskı tercih edilmiştir. Hak arayan genç öğretmenler gözaltına alınmış, dayanışma göstermek için yanlarında bulunan sendika yöneticileri ters kelepçeyle gözaltı araçlarına bindirilmiş, gazeteciler ve yurttaşlar biber gazına maruz bırakılmıştır. Ortaya çıkan görüntüler, yalnızca eğitim emekçilerine değil, demokratik hak ve özgürlüklere yönelik bir müdahaledir. Daha da vahimi, yaşananlara rağmen öğretmenlerin sesini duyacak bir iradenin ortaya çıkmamasıdır. Bu nedenle özel sektör öğretmenleri açlık grevini sürdürmektedir. Bir ülkenin öğretmenleri geçinemediğini söylüyor, güvencesizlikten yakınıyor ve seslerini duyurabilmek için açlık grevine başvuruyorsa, sorgulanması gereken onların talepleri değil, onları bu noktaya sürükleyen eğitim politikalarıdır. Özel sektör öğretmenlerinin mücadelesi yalnızca ekonomik haklar mücadelesi değildir. Bu mücadele, eğitimin ticarileştirilmesine, öğretmenliğin güvencesizleştirilmesine ve emeğin değersizleştirilmesine karşı verilen bir mücadeledir. Eğitim-İş olarak laik, bilimsel, kamusal ve nitelikli eğitim mücadelesi ile öğretmenlerin insanca çalışma talebini aynı bütünün parçaları olarak görüyoruz. Çünkü öğretmenin güvenceden yoksun bırakıldığı bir yerde eğitim hakkı da zarar görür. Bu nedenle Ankara'da hak aradığı için gözaltına alınan, ters kelepçeye maruz bırakılan ve açlık grevinde direnen özel sektör öğretmenlerinin yanında olduğumuzu kamuoyuna ilan ediyoruz. Eğitim emekçilerinin talepleri bastırılarak değil, karşılanarak çözülebilir. Öğretmenlerin haklı mücadelesi yalnız değildir. Yaşasın öğretmen dayanışması! Yaşasın örgütlü mücadelemiz!"

ADD, ÇYDD ve Eğitim-İş El Ele: 23 Nisan Ruhuyla Geleceği Savunuyoruz Haber

ADD, ÇYDD ve Eğitim-İş El Ele: 23 Nisan Ruhuyla Geleceği Savunuyoruz

ADD Eskişehir Şubesi, ÇYDD Eskişehir Şubesi ve Eğitim-İş Eskişehir Şubesi, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nda Valilik Meydanı’ndan ortak ses yükseltti. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin (TBMM) açılışının 106’ncı yılı ve 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, Eskişehir’de anlamlı bir törenle kutlandı. Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD), Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD) ve Eğitim ve Bilim İşgörenleri Sendikası (Eğitim-İş) tarafından düzenlenen çelenk sunma töreninde, çocuk hakları ve laik eğitim vurgusu yapıldı. ​Eskişehir Valilik Meydanı’nda Milli Egemenlik Vurgusu ​Saygı duruşu ve İstiklal Marşı ile başlayan törende, kurumlar adına ortak açıklamayı Eğitim-İş Eskişehir Şube Başkanı Fadime Arslan gerçekleştirdi. Arslan, 23 Nisan’ın sadece bir kutlama değil, egemenliğin saraydan alınıp millete devredildiği bir halk devrimi olduğunu hatırlattı. ​"Çocuklarımız Sistematik Hak İhlalleriyle Karşı Karşıya" Eğitim-İş Eskişehir Şube Başkanı ​Fadime Arslan tarafından okunan açıklamada şu ifadelere yer verildi; "23 Nisan 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılmasıyla egemenlik saraydan alınarak koşulsuz şartsız millete devredilmiştir. Büyük Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün, cumhuriyetimizin temelini oluşturan bu anlamlı günü çocuklara armağan etmesi asla bir tesadüf değildir. Başöğretmenimiz, “Ey yükselen nesil! İstikbal sizsiniz. Cumhuriyeti biz kurduk, onu yükseltecek ve yaşatacak sizsiniz.” sözleriyle bu ülkenin ve cumhuriyetimizin asıl sahiplerinin çocuklar olduğunu tüm dünyaya ilan etmiştir. Ancak bugün, ulusal egemenliğimizi ve çocuk bayramımızı kutlarken cumhuriyetin asıl sahipleri olan çocuklarımızın yaşam, sağlık, eğitim, barınma ve beslenme gibi en temel hakları dahi sistematik şekilde ihlal ediliyor. Biliyoruz ki gerçek bir egemenlikten söz edebilmenin en temel koşulu, her çocuğumuzun özgür doğduğu, kamusal haklara erişebildiği ve güvenle büyüyebildiği bir ülkeyi inşa etmektir. Ülkesinin kurucusu tarafından kendilerine armağan edilen bir günde milyonlarca çocuğumuz derinleşen ekonomik kriz, yoksulluk, laik ve bilimsel niteliği aşındırılan eğitim sistemiyle karşı karşıyadır. Ailelerin beslenme çantası maliyeti altında ezildiği, okullarında açlıktan bayılan çocukların olduğu bir ülkede, “en az bir öğün ücretsiz yemek” talebinin görmezden gelinmesi asla kabul edilemez. Çocuklarımızın en temel ihtiyaçlarını dahi ‘maliyet kalemi’ olarak gören bu zihniyet aydınlanma yuvası olan okulları sermayenin arka bahçesine dönüştürme gayretindedir. Eğitim sistemi kamusal bir hak olmaktan çıkarılmış, MESEM gibi uygulamalar eliyle sermayeye ucuz ve güvencesiz iş gücü sağlayan bir yapıya dönüştürülmüştür. Yüz binlerce çocuğumuz örgün eğitimden koparılmakta, “mesleki eğitim ve staj” kılıfı altında çocuk işçiliği devlet eliyle meşrulaştırılmaktadır. 2025 yılında sadece MESEM’e kayıtlı en az 85 çocuk, iş cinayetlerinde yaşamını yitirmiştir. Gencecik bedenler iş cinayetlerine kurban giderken çocuk yoksulluğu sistematik olarak kuşaktan kuşağa aktarılmaktadır. Bedenleri sömürülen çocuklarımızın zihinleri de dogmalarla kuşatılmak istenmektedir. Eleştirel düşünceden uzak, biat eden nesiller yetiştirme hedefi doğrultusunda, ideolojik tahakküm aracı olarak kullanılan tarikat ve cemaat uzantılı yapılar türlü protokollerle okullara sokuluyor. Eğitimin laik ve bilimsel niteliği gerici ve piyasacı kuşatmalarla aşındırılırken çocuklarımız aydınlanmadan ve pedagojik ilkelerden uzak müfredatlarla geleceksizliğe mahkûm ediliyor. Tüm bu tablonun çıktısı ise yapısal bir şiddet sarmalıdır. Güvencesizlik, geleceksizlik, yoksulluk ve öğretmenin değersizleştirilmesinin birleşimiyle çocuklarımız; fiziksel, psikolojik ve sosyal olarak bu yapısal şiddetin en savunmasız hedefi ve doğrudan mağduru haline gelmektedir. Verdiğimiz laik, bilimsel ve kamusal eğitim mücadelesi, yalnızca bugünü değil; 23 Nisan’ın gerçek ruhuna sahip çıkarak çocuklarımızın geleceğini aydınlatma kavgasıdır. Başta aydınlık yarınlarımızın teminatı olan çocuklarımız olmak üzere tüm halkımızın 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı kutluyor, bugünü çocuklarımız için gerçek anlamıyla bir bayram haline getirene dek laik, bilimsel ve kamusal eğitim mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğimizi ilan ediyoruz."

Eğitim İş Eskişehir’den Milli Eğitim Önünde Oturma Eylemi Haber

Eğitim İş Eskişehir’den Milli Eğitim Önünde Oturma Eylemi

Eğitim İş Eskişehir Şubesi, Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta okullarda yaşanan kanlı saldırılara tepki göstermek amacıyla İl Milli Eğitim Müdürlüğü önünde basın açıklaması ve oturma eylemi başlattı. Şube Başkanı Fadime Arslan, "Okullar güvensiz hale geldi, yaşam hakkımız tehdit altında" diyerek sendikalara ortak mücadele çağrısı yaptı. ​Eskişehir’de Eğitim Emekçilerinden Sessiz Protesto ​Şanlıurfa Siverek ve Kahramanmaraş’ta eğitimcilerin ve öğrencilerin hayatını kaybetmesiyle sonuçlanan saldırılar, Eskişehir’de büyük bir tepkiyle karşılandı. Eğitim İş Eskişehir Şubesi, Ankara’da Milli Eğitim Bakanlığı önünde yapılmak istenen yürüyüşün engellenmesini ve okullardaki şiddet sarmalını protesto etmek için Eskişehir İl Milli Eğitim Müdürlüğü önünde bir araya geldi. ​"Hak Arama Özgürlüğü Engellenemez" ​Basın açıklamasında konuşan Eğitim İş Eskişehir Şube Başkanı Fadime Arslan, Ankara’da yaşanan barikat engeline değinerek, "Eğitimde şiddeti protesto etmek isteyen eğitim emekçileri 9 saat boyunca alanda bekletilmiştir. Bu durum hak arama özgürlüğünün engellenmesidir" dedi. Arslan, saldırılarda hayatını kaybeden meslektaşları ve öğrenciler için taziye dileklerini iletti. ​Çözüm Önerisi: "Köy Enstitüleri Modeli" ​Eğitimdeki güvenlik sorununun sadece polisiye önlemlerle çözülemeyeceğini savunan Arslan, tarihi bir referans vererek Köy Enstitüleri modelini işaret etti: ​"Köy Enstitüleri, güvenliğin dışsal önlemlerle değil; aidiyet, üretim ve eşitlik temelinde nasıl kurulabileceğini göstermiştir. O kurumlarda okul toplumdan kopuk değildi, öğrenciler okulunu sahipleniyordu. Güvenlik, dışarıdan dayatılan bir önlem değil, içeriden kurulan bir düzendi." ​Sendikalara Ortak Mücadele Çağrısı ​Fadime Arslan, eğitimde şiddet konusunun siyaset üstü bir mesele olduğunu vurgulayarak tüm eğitim sendikalarına şu çağrıda bulundu: ​Birlik Mesajı: "Eğitimde şiddet karşısında ayrı gayrı olmaz. Bu mesele hepimizin meselesidir." ​Ortak Ses: "Tüm sendikaları birlikte mücadele etmeye, ortak ses çıkarmaya davet ediyoruz." ​Sessiz Eylem: "İl Milli Eğitim Müdürlüğü önünde saat 17.00’ye kadar sürecek olan sessiz oturma eylemimiz, bu ortak mücadelenin çağrısıdır." ​"Bilimsel ve Kamusal Eğitim Şart" ​Eğitim sisteminin piyasacı ve güvencesiz yapısının değişmesi gerektiğini belirten Eğitim İş, çözümün hakçı, bilimsel ve kamusal eğitim anlayışında olduğunu vurguladı. Açıklama, "Eğitim emekçileri susmayacak, çocuklarımızın ve öğretmenlerimizin yaşam hakkı için mücadeleye devam edeceğiz" sözleriyle noktalandı.

ADD Eskişehir Şube Başkanı Avci: "Köy Enstitüleri Geleceğin Pusulasıdır" Haber

ADD Eskişehir Şube Başkanı Avci: "Köy Enstitüleri Geleceğin Pusulasıdır"

Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) Eskişehir Şube Başkanı Mehmet Avci, Köy Enstitülerinin 86. kuruluş yıl dönümü dolayısıyla yayımladığı mesajda, bilimsel ve laik eğitim vurgusu yaptı. ​Atatürkçü Düşünce Derneği Eskişehir Şube Başkanı Mehmet Avci, Cumhuriyet tarihinin en önemli eğitim projelerinden biri olan Köy Enstitülerinin kuruluşunun 86. yılı nedeniyle bir basın açıklaması yayımladı. Avci, Köy Enstitüleri ruhunun günümüz eğitim sistemindeki sorunlara çözüm olabileceğini belirtti. ​"Cehalete Karşı Bilim, Karanlığa Karşı Aydınlık" ​Köy Enstitülerinin yalnızca bir okul değil, aynı zamanda bir kalkınma modeli olduğunu ifade eden Avci, "Köy Enstitüleri; cehalete karşı bilimi, karanlığa karşı aydınlığı, teslimiyete karşı üretimi ve özgür düşünceyi esas alan bir eğitim modeliydi. Bu kurumlar; düşünen, sorgulayan ve ülkesine karşı sorumluluk duyan kuşaklar yetiştirdi" dedi. ​Eğitim Sistemindeki İdeolojik Dönüşüme Eleştiri ​Güncel eğitim politikalarını eleştiren Avci, Milli Eğitim sisteminin aydınlanmacı mirastan uzaklaştırıldığını savundu. Açıklamasında liyakat ve bilimsel eğitim vurgusu yapan Avci, şu ifadeleri kullandı: ​"Bilimsel, laik ve kamusal eğitim anlayışının yerini; ideolojik yönlendirmeler, liyakatsiz kadrolaşmalar ve çağın gerisinde kalan uygulamalar almaktadır. Bugün eğitim sistemi, ezberci ve sorgulamayan bireyler yetiştirme tehlikesiyle karşı karşıyadır." ​"Cumhuriyet Değerleri Rehber Edinilmeli" ​Mehmet Avci, Türkiye'nin kalkınması için Köy Enstitülerinin temsil ettiği değerlere dönülmesi gerektiğini belirterek, eğitim politikalarının ideolojik dayatmalardan arındırılması çağrısında bulundu. Avci, "Köy Enstitülerinin mirası, yalnızca geçmişin bir hatırası değil; geleceğin inşasında yol gösterici bir pusuladır" diyerek sözlerini noktaladı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.