SON DAKİKA
Hava Durumu

#Kamu Varlıkları

Porsuk Haber Ajansı - Kamu Varlıkları haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Kamu Varlıkları haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

İl Başkanı Demir: ''Türk Toplumu Hiçbir Şart Altında Fakirliği ve Yoksulluğu Hak Etmiyor'' Haber

İl Başkanı Demir: ''Türk Toplumu Hiçbir Şart Altında Fakirliği ve Yoksulluğu Hak Etmiyor''

Zafer Partisi Eskişehir İl Başkanı Hasan Demir, düzenlediği basın toplantısında ekonomi politikalarına, özelleştirme kararlarına ve ekonomik verilere yönelik sert eleştirilerde bulundu. Son yayımlanan kararname ile 13 otoyol ve 2 köprünün özelleştirme kapsamına alınmasına tepki gösteren Demir, kamu varlıklarının ve milli değerlerin korunması amacıyla Türkiye genelinde imza kampanyası başlattıklarını duyurdu. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı bünyesindeki Dezenformasyonla Mücadele Merkezi’nin daha önce otoyol ve köprü özelleştirmelerine ilişkin iddiaları yalanladığını hatırlatan Hasan Demir, gelinen noktada bu kamu varlıklarının 30 yıllığına devredilmesinin önünün açıldığını vurguladı.İl Başkanı Demir yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi; "Yaklaşık 6 ay önce Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı bünyesindeki Dezenformasyonla Mücadele Merkezi'nin bir haberle ilgili müdahalesi olmuştu. O dönemde yurt dışı menşeli bir firmaya otoyollar, köprüler ve benzeri kamu varlıklarıyla ilgili bir fizibilite çalışması yaptırılmış ve bu çalışma siz basın mensupları aracılığıyla kamuoyuna yansımıştı. Ancak ilgili birim, çalışmanın kamuoyuna yansıtıldığı şekilde olmadığını belirterek söz konusu haberlerin önüne geçmeye çalışmıştı. Cuma gecesini cumartesiye bağlayan saatlerde ise gördük ki maalesef bu çalışmalar, karşımıza ciddi sıkıntılar çıkaracak şekilde somutlaşmaya başlamış durumda. Şuradaki tabloyu göstermek istiyorum. Son kararnameyle özelleştirme kapsamına alınan 13 otoyol, 2 köprü ve diğer kamu varlıklarımızın, Türk milletinin elinden 30 yıllığına alınmasının önü açılıyor. Bu varlıkların 30 yıl boyunca kamu hizmeti vermesi halinde sağlayacağı gelirin çok daha altında rakamlarla devredileceğini düşünüyoruz. Toplumun dişiyle tırnağıyla meydana getirdiği varlıklar maalesef tek tek pazarlanıyor, peşkeş çekiliyor. Biz bu tabloyu 2007'den bu yana Türk milleti olarak yaşıyoruz. Hatırlarsınız, kamu iktisadi teşekküllerinin peyderpey özelleştirilmeye başlandığı dönemde de itirazlarımızı toplumla paylaşmıştık. O zaman da şunu söylemiştik: Kamu iktisadi teşekkülleri, bu ülkenin kuruluşundan itibaren atalarımızın büyük fedakârlıklarla meydana getirdiği kuruluşlardır. Bunlar yalnızca kâr amacı taşıyan işletmeler değildir. Aynı zamanda piyasayı düzenleyen, piyasada ortaya çıkabilecek olumsuzluklara karşı denge sağlayabilecek fabrikalar ve üretim tesisleridir. Maalesef bunları çok düşük rakamlarla elden çıkardık. Bugün bunun sonuçlarını enflasyon verileriyle açık bir şekilde yaşadığımızı düşünüyoruz. Bugün "Elde avuçta ne kaldı?" diye baktığımızda birkaç kuruluşumuz, topraklarımız, kamuya ait arsalarımız, arazilerimiz, otoyollarımız ve köprülerimiz kaldığını görüyoruz. Şimdi bunların da aynı tablo içerisinde karşımıza çıktığını görüyoruz. Ülke, Züğürt Ağa filminde olduğu gibi parça parça peşkeş çekiliyor arkadaşlar. Biz bu sürecin önüne geçmek ve Türk toplumuna ait olan her unsuru yeniden Türk toplumuna kazandırmak zorundayız. Geleceğimizi doğru şekillendirmek ve Türk toplumunun yaşam kalitesini yükseltmek istiyorsak bunu yapmakla mükellefiz. Şimdi sizinle bir tablo daha paylaşacağım. Bu tabloda an itibarıyla Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek bulunuyor ancak mesele yalnızca Mehmet Şimşek meselesi değildir. Burada Mehmet Şimşek'in 2023 yılında yeniden Hazine ve Maliye Bakanlığı görevine gelmesinden bugüne kadar yaşanan bazı ekonomik gelişmeler gösteriliyor. Döviz kurlarının, akaryakıt fiyatlarının ve asgari ücretin yaklaşık üç yıllık süreçte geldiği nokta bu tabloda yer alıyor. Tabloda da görüyorsunuz. Mehmet Şimşek göreve geldiğinde dolar 20 lira 96 kuruş seviyesindeymiş. Şu anda 48 lira 49 kuruş. Yani üç yıl içerisinde döviz kurunda yüzde 131'lik bir artışla karşı karşıyayız. Akaryakıt fiyatlarına baktığımızda motorinde yüzde 358, benzinde ise yüzde 262'lik bir artış olduğunu görüyoruz. Aynı dönemde asgari ücretteki artış ise yüzde 230 seviyesinde. Peki bütün bunlar yaşanırken Türk toplumunun çalıştığından ve kazandığından ne kadar vergi çıktı? Bunu da aynı tabloda görüyoruz. Üç yıllık süre içerisinde Türk toplumunun cebinden 29,34 trilyon lira vergi toplandı. Yaklaşık 30 trilyon lira vatandaşın cebinden devletin hazinesine ve bütçesine aktarıldı. Buna karşılık yaşadığımız ekonomik değişim de biraz önce gösterdiğim tabloda açıkça görülüyor. Bugün esnaf kan ağlıyor. İşçi kan ağlıyor. Emekli kan ağlıyor. Herkes mevcut ekonomik durumdan muzdarip. Cezalar almış başını gidiyor. Üç yıldır Mehmet Şimşek yönetimindeki maliye politikaları kapsamında esnaf üzerinde ciddi bir baskı olduğunu düşünüyoruz. Kuruşun dahi kaçmaması anlayışıyla hesaplar bloke ediliyor ve esnafın çalışma imkânları sınırlandırılıyor. Zaman zaman birtakım kolaylıklar getiriliyor ve bunlar "af" olarak kamuoyuna sunuluyor. Ancak bugün geldiğimiz noktada esnafımızın, çalışanımızın, emeklimizin ve hemen hemen bütün sektörlerde faaliyet gösteren vatandaşlarımızın büyük ekonomik sıkıntılar yaşadığını görüyoruz. Biz ilk günden beri bunu söylüyoruz. 2001 ekonomik krizinin ardından, 2002 yılında yaşanan hükümet değişikliğinden bugüne geçen 24 yıllık süreçte mevcut iktidarın Türk toplumunu üretimden giderek uzaklaştırdığını düşünüyoruz. Türkiye'nin üretimden uzaklaştırılması, ülkemizi dışarıya daha bağımlı hale getiriyor. Toplumun yaşam kalitesi her geçen gün biraz daha aşağıya çekiliyor. İnsanlar artık zorunlu ihtiyaçları dışında harcama yapmamak için hayatlarını yeniden şekillendirmek zorunda kalıyor. Buradan bir kez daha hükümetimize ve devletimize sesleniyoruz: Bu toplumun yaşadığı ekonomik yaraları, insanları sosyal yardımlara bağımlı hale getirerek çözemezsiniz. Bugün ülkede 13 milyonun üzerinde insanın sosyal yardımlarla geçimini sağlamaya çalıştığını ifade ediyoruz. Ortaya çıkan tablo, giderek sosyal yardımlara bağımlı hale getirilen bir toplum yapısını beraberinde getiriyor. Biz Atatürk çizgisindeki Türk milliyetçileri olarak bu sürecin karşısında durmaya devam edeceğiz. Ülkemizi muasır medeniyetler seviyesine taşıyana kadar mücadelemizden vazgeçmeyeceğiz. Eskişehir'de de yaklaşık iki ay önce yine özelleştirme kapsamında bazı sağlık kuruluşlarına ait araziler gündeme gelmişti. Daha sonra Cumhurbaşkanlığı tarafından bu özelleştirme kararları iptal edildi. Amiyane tabirle vatandaşa önce eşeği kaybettirip ardından eşeği bulmanın sevincini yaşatıyorlar. Biz aynı sonucu biraz önce paylaştığım tabloda yer alan kamu varlıkları konusunda da görmek istiyoruz. Çünkü bu tabloda ülkenin geleceği açısından doğru bir sonuç görmüyoruz. Bizim açımızdan bu tablo, bu ülkenin ve milletin kazanımlarının birilerinin cebine aktarılması anlamına geliyor. Buna müsaade etmemek adına Zafer Partisi İl Başkanlığı olarak tüm Türk milletini sağduyuya ve harekete davet ediyoruz. Bu kapsamda Zafer Partisi olarak imza kampanyamızı başlattık. Kamu iktisadi teşekkülleri başta olmak üzere köprülerin, otoyolların ve kamuya ait bütün yapıların kamuda kalması amacıyla bir çalışma yürüteceğiz. Topladığımız imzaları başta valilerimize, ardından devletimizin ilgili makamlarına sunacağız. Türk toplumu hiçbir şart altında fakirliği ve yoksulluğu hak etmiyor. Ancak 24 yıldır yaşananların sonucunda, tabiri caizse, emdiğimiz süt burnumuzdan geliyor. Artık yeter. Toplumun da yaşananları gördüğünü düşünüyoruz. Önümüze konulacak ilk sandıkta bunun sonucunun açık bir şekilde görüleceğine inanıyoruz. Yolcudur Abbas, bağlasan durmaz. Kurulacak ilk millî hükümette Zafer Partisi, liyakat ve adalet anlayışıyla ülkenin yeniden tesis edilmesi için üzerine düşeni yapacak ve Cumhuriyetin yeniden Türk milletinin iradesiyle yönetilmesi için mücadele edecektir."

Alan Değişiyor, Yöntem Aynı: Özelleştirme Dalgası Büyüyor Haber

Alan Değişiyor, Yöntem Aynı: Özelleştirme Dalgası Büyüyor

CHP Eskişehir Milletvekili İbrahim Arslan, 2026 yılının ilk dört ayında yayımlanan Cumhurbaşkanı kararlarıyla kamuya ait taşınmazların farklı alanlarda özelleştirme kapsamına alındığını belirterek, sürecin kapsamının giderek genişlediğini söyledi. Arslan, söz konusu kararların tekil işlemler olarak değerlendirilemeyeceğini vurgulayarak, “Dün sağlık alanları, bugün askeri taşınmazlar… Alan değişiyor ama yöntem değişmiyor. Aynı araçlarla, aynı anlayışla kamu varlıkları özelleştirme kapsamına alınıyor” dedi. İKİ AYRI KARAR, TEK POLİTİK TERCİH Arslan, sürecin boyutunu ortaya koyan verileri şu şekilde açıkladı: Özelleştirme kapsamına alınan Sağlık alanları (17 Mart ve 24 Nisan 2026 tarihli Resmi Gazeteler): 44 ilde, 126 taşınmaz, 2.319.904 m² Özelleştirme kapsamına alınan Askeri taşınmazlar (24 Ocak ve 26 Mart 2026 tarihli Resmi Gazeteler): 17 ilde, 60 taşınmaz, 8.665.594 m² Yani özelleştirme kapsamına alınan Sağlık ve askeri alanlar toplamı: 61 ilde, 186 taşınmaz, yaklaşık 11 milyon m² kamu alanı ve taşınmazı Bu taşınmazların; satış, kiralama, gelir ortaklığı ve işletme hakkı devri gibi yöntemlerle özelleştirme kapsamına alındığını belirten Arslan, “Bu tablo, parçalı değil, adım adım genişleyen bir programı işaret ediyor” ifadelerini kullandı. DİKKAT ÇEKEN ALANLAR Arslan, listede öne çıkan örnekleri şöyle sıraladı: İstanbul Başakşehir’de askeri kışla niteliğinde milyonlarca metrekarelik alanlar, Aydın Didim’de tek parça halinde geniş araziler, Kocaeli’de çok sayıda konutu içeren lojman yerleşkeleri, Malatya’da askeri alanlar, askeri cezaevi ve tesisler, Kayseri’de bina, lojman ve arsalar Bu örneklerin, sürecin büyüklüğünü ve niteliğini açıkça ortaya koyduğunu belirtti. “MESELE SADECE DEVİR DEĞİL” Arslan, sürecin yalnızca mülkiyet devri olarak ele alınamayacağını belirterek şu değerlendirmede bulundu: “Resmî Gazete’de yalnızca satış değil; kiralama, gelir ortaklığı ve işletme hakkı devri gibi farklı yöntemler yer alıyor. Ancak daha önemlisi; bu alanların tasarruf ve planlama yetkisi Özelleştirme İdaresi’ne devrediliyor. Bu da demektir ki; bu alanların kullanım kararları değiştirilebilir, farklı amaçlarla değerlendirilebilir. Yani mesele sadece mülkiyet değil; kamuya ait alanların geleceğine ilişkin karar yetkisinin el değiştirmesidir.” “KRİZİN FATURASI YURTTAŞA, ÇÖZÜM YİNE ÖZELLEŞTİRME” Arslan, özelleştirme politikalarını ekonomik tabloyla birlikte değerlendirerek şu ifadeleri kullandı: “İktidarın yanlış ekonomi politikalarıyla kendi yarattığı krizin bedeli, milyonlarca yurttaşımıza hayat pahalılığı, geçim sıkıntısı ve ağır vergi yükü olarak ödetiliyor. Ancak aynı iktidar, çözümü üretimde, planlamada ve kamusal yatırımlarda değil; kamuya ait varlıkları özelleştirme kapsamına almakta arıyor. Bir yanda yurttaşın sofrası küçülürken, diğer yanda Cumhuriyetin yarattığı birikimler birer birer elden çıkarılıyor. “BU ÜLKE ARTIK YÖNETİLEMİYOR” Arslan, açıklamasının sonunda sürece ilişkin sert bir değerlendirmede bulundu: “24 yılın sonunda gelinen nokta ortadadır. Bu iktidarın ülkemize ve yurttaşlarımıza; hayat pahalılığı, geçim sıkıntısı, adaletsizlik ve derinleşen kriz dışında verebileceği hiçbir şey kalmamıştır. Türkiye yönetilemiyor, savruluyor. Kamu varlıklarını özelleştirme kapsamına almak bir çözüm değil, çaresizliğin ilanıdır. Bu nedenle, halkın güvenini kaybetmiş bir iktidarın ülkeyi daha fazla yönetme meşruiyeti kalmamıştır. Çözüm bellidir: Türkiye bir an önce sandığa gitmeli, söz yeniden milletin olmalıdır.” LİSTE KAMUOYUYLA PAYLAŞILDI Arslan, özelleştirme kapsamına alınan askeri taşınmazlara ilişkin il, ilçe, ada-parsel, yüzölçümü ve nitelik bilgilerini içeren detaylı listeyi de kamuoyuyla paylaştı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.