SON DAKİKA
Hava Durumu

#Kadın Cinayetleri

Porsuk Haber Ajansı - Kadın Cinayetleri haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Kadın Cinayetleri haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Zafer Partisi Lideri Özdağ "Atatürk'ün Kızları Buluşuyor" Etkinliğine Katıldı Haber

Zafer Partisi Lideri Özdağ "Atatürk'ün Kızları Buluşuyor" Etkinliğine Katıldı

Zafer Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ, Eskişehir İl Başkanlığı tarafından hayata geçirilen "Atatürk’ün Kızları Buluşuyor" programının dördüncüsüne katılmak üzere Eskişehir’e geldi. Yoğun bir katılımla gerçekleşen etkinlikte; kadın hakları, bağımlılıkla mücadele, sığınmacı sorunu ve ekonomik kriz başlıklarında önemli mesajlar veren Genel Başkan Özdağ, Türk kadınlarının güven ve huzur içinde yaşayacağı bir Türkiye hayal ettiklerini vurguladı. ​Eskişehir'de Yoğun İlgi ve Geniş Katılım ​Eskişehir programı kapsamında ilk olarak şehir merkezinde esnaf ziyareti gerçekleştiren Prof. Dr. Ümit Özdağ, vatandaşlarla bir araya gelerek sohbet etti ve hatıra fotoğrafları çektirdi. ​Eskişehir İl Başkanlığı ev sahipliğinde düzenlenen etkinliğe; Zafer Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ, ​İl Başkanı Hasan Demir, Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Ayşe Ünlüce, Kent Konseyi Başkanı İnci Ülüğ, Belediye meclis üyeleri ile sivil toplum kuruluşları ve odaların kadın temsilcileri katıldı. ​Saygı duruşu ve İstiklal Marşı ile başlayan program, yapılan açılış konuşmaları, Atatürk'ün sevdiği türkülerin seslendirilmesi ve tiyatro gösterisinin ardından sona erdi. ​Eskişehir'deki katılımcılara hitap eden Ümit Özdağ, kadınların yaşadığı sorunların en yakın tanıklarının yine kadınlar olduğunu belirterek, Zafer Partisi'nin çözüm önerilerini şu ana başlıklar altında paylaştı: Bağımlılıkla Mücadele ve "Tertemiz Türkiye" Projesi ​Türkiye'nin en temel sosyal sorunlarından birinin milyonlarca uyuşturucu ve sanal kumar bağımlısı olduğunu ifade eden Özdağ, bu yükün en çok anneler tarafından omuzlandığını belirtti. Zafer Partisi iktidarında bağımlılık tedavisinin zorunlu hale getirileceğini vurgulayarak, "Bağımlı olan bütün yurttaşları tam anlamıyla arınana kadar zorunlu bir tedavi protokolü süreci içerisine alacağız. Sokaklarda çeteler değil, Türk devleti hâkim olacak" dedi. ​Kadına Yönelik Şiddet ve Yasal Düzenlemeler ​Kadın cinayetleri ve şiddet olaylarının katliam boyutuna ulaştığına dikkat çeken Özdağ, cezaların artırılmasının tek başına yetmeyeceğini, eğitimin ortaokul kademesinden itibaren yeniden yapılandırılması gerektiğini söyledi. Özdağ, yasal alanda atacakları adımları şu şekilde sıraladı: ​İyi hal indirimi kaldırılacak: Kadın katillerine uygulanan kravat ve iyi hal indirimleri yasadan çıkarılacak. ​Cezalar sertleştirilecek: Uzaklaştırma ve elektronik kelepçe kararlarını ihlal edenlere hapis cezası getirilecek. ​Hızlı yargılama: Yıllarca süren boşanma davaları şiddetin zeminini hazırladığı için, davaların 6 aylık süre içinde sonuçlandırılması sağlanacak. ​Demografik İşgal ve Sığınmacı Politikası ​Sığınmacı ve kaçak göç dalgasının Türkiye'yi Ortadoğululaştırdığını ve sokakları güvensiz hale getirdiğini belirten Özdağ, Eskişehir'de yaşanan eski bir olayı hatırlattı. Ümit Özdağ, "Bu demografik işgali, bu kültürel Ortadoğululaşmayı sona erdirecek ve yasa dışı vatandaşlık verilenler dahil bütün sığınmacı ve kaçakları devletler hukukuna uygun bir şekilde vatanlarına yollayacağız" dedi. ​Ekonomik Şiddet ve Hayat Pahalılığı ​Kadınların mutfakta yaşadığı ekonomik sıkıntıları "ekonomik şiddet" olarak nitelendiren Özdağ, mutfak tüpünden alınan Özel Tüketim Vergisi'ne (ÖTV) tepki gösterdi. Pazar alışverişindeki yüksek enflasyona değinen Özdağ, kamuda tasarruf tedbirlerinin uygulanması gerektiğini belirterek, saraylar yerine fabrikaların, laboratuvarların ve öğrencilere tek kişilik odalar sunan yurtların inşa edilmesi gerektiğini ifade etti. ​"Bir Rüyamız Var: Güvenli Sokaklar" ​Konuşmasını Martin Luther King’in ünlü "Bir rüyam var" söylemine atıfta bulunarak sonlandıran Özdağ, kadınların geleceğe umutla bakması gerektiğinin altını çizdi: ​"Bizim de Zafer Partililer olarak bir rüyamız var. Gece saat 12'de İstiklal Caddesi'nde tek başına yürüyen bir kadın, karşıdan gelen 10 kişilik bir erkek grubuyla karşılaştığı zaman hiç korkmayacak. Çünkü o grup sadece 'İyi gecere hanımefendi' demeyi düşünecek. Bu ülkenin kadınları yabancılardan, eşlerinden, hiç kimseden korkmadan yaşayabilecekler. Bu mümkün, bunu hep birlikte gerçekleştireceğiz." ​Etkinlik, katılımcıların büyük beğenisini toplarken, milli, üniter ve laik Türkiye Cumhuriyeti değerlerinin korunması yönündeki kararlılık mesajlarıyla tamamlandı.

Eskişehir Barosu’ndan İlayda Zorlu Açıklaması Haber

Eskişehir Barosu’ndan İlayda Zorlu Açıklaması

Eskişehir Barosu Kadın Hakları Komisyonu, İlayda Zorlu’nun şüpheli ölümü ve artan kadın cinayetleri ile kayıp vakalarına ilişkin bir basın açıklaması yayımladı. Açıklamada, kadınların yaşam hakkının korunması için cezasızlık politikalarına son verilmesi ve şeffaf bir soruşturma yürütülmesi çağrısında bulunuldu. ​"İlayda Zorlu’nun Ölümü Münferit Bir Olay Değildir" ​Eskişehir Barosu Kadın Hakları Komisyonu tarafından yapılan açıklamada, İlayda Zorlu’nun yaşamını yitirmesine giden süreçte ağır ve kabul edilemez iddiaların bulunduğu belirtildi. Bir kadın eylemine katıldığı gerekçesiyle ailesinin kolluk kuvvetleri tarafından aranmasının, kadınlar üzerindeki baskı ve denetim mekanizmasının bir göstergesi olduğu ifade edildi. ​Açıklamada şu ifadelere yer verildi: ​"İlayda Zorlu’nun ölümünün ‘intihar’ olarak değerlendirilmesi, olayın tüm yönleriyle aydınlatılması gerekliliğini ortadan kaldırmaz. Aksine, ortaya çıkan çelişkiler karşısında etkin, bağımsız ve şeffaf bir soruşturma yürütülmesi zorunludur." ​Sistematik İhlaller ve Cezasızlık Politikası ​Baro, kadınların yaşam tarzlarına ve tercihlerine yönelik müdahalelerin hem aile içinde hem de kamusal alanda derinleştiğine dikkat çekti. Gülistan Doku ve Rojin Kabaiş örneklerine atıfta bulunulan açıklamada, cezasızlık politikalarının kadınlar aleyhine işlediği vurgulandı: ​Gülistan Doku: Yıllardır akıbeti aydınlatılamayan dosyadaki belirsizliğin son bulması isteniyor. ​Rojin Kabaiş: Şüpheli şekilde yaşamını yitiren Rojin Kabaiş olayının derhal aydınlatılması gerektiği belirtiliyor. ​Yaşam Hakkı: Statü, sınıf veya koşul fark etmeksizin kadınların yaşam hakkının yeterince korunmadığı ifade ediliyor. ​"Dosyaların Sonuna Kadar Takipçisiyiz" ​Eskişehir Barosu Kadın Hakları Komisyonu, kamu otoritelerini sorumluluk almaya davet ederek, erkek egemen bakış açısının şekillendirdiği politikaların kadınları güvencesiz bıraktığını belirtti. Komisyon, İlayda Zorlu, Gülistan Doku ve Rojin Kabaiş dosyaları başta olmak üzere, kadınların yaşam hakkını savunmaya ve cezasızlıkla mücadele etmeye devam edeceklerini kamuoyuna saygıyla duyurdu.

Kadınların Mücadelesi Bu Ülkenin Geleceğimin Mücadelesidir Haber

Kadınların Mücadelesi Bu Ülkenin Geleceğimin Mücadelesidir

İYİ Parti Eskişehir İl Kadın ve Aile Politikaları Başkanlığı tarafından 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü dolayısıyla bir basın açıklaması yapıldı ve stant çalışması gerçekleştirildi. İYİ Parti İl Kadın ve Aile Politikalarından Sorumlu İl Başkan Yardımcısı Leyla Çam tarafından yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi; "Bugün 8 Mart. 8 Mart; eşitsizliğe, şiddete, sömürüye ve kadınların hayatlarını kuşatan sistematik ayrımcılığa karşı yükselen tarihsel bir itirazın günüdür. Bugün, kadınların yüzyıllardır süren hak mücadelesinin, adalet arayışının ve eşit yurttaşlık talebinin sembolüdür. 8 Mart; kadınların eşit ve onurlu bir yaşam talep ettiklerini hatırlatan güçlü bir toplumsal çağrıdır. Kadınların emeğinin görünür kılınması, yaşam hakkının korunması, fırsat eşitliğinin sağlanması ve kadınların toplumsal hayatın her alanında eşit biçimde var olabilmesi için verilen mücadelenin ortak sesidir. Bu nedenle 8 Mart, bir kutlamadan çok; eşitlik, adalet ve özgürlük talebinin yükseldiği bir mücadele günüdür. Ne yazık ki Türkiye’de kadınlar hâlâ yaşamın birçok alanında ciddi eşitsizliklerle karşı karşıyadır. Bugün Türkiye’de kadınlar; • Sokakta, Evinde, İşyerinde güvende değildir. • İş yerinde eşit değildir. • Siyasette yeterince temsil edilmiyor. • Hukuk önünde yeterince korunmuyor. Kadına yönelik şiddet ve kadın cinayetleri artık münferit olaylar olmaktan çıkmış, toplumsal bir yara haline gelmiştir. Kadınlar çoğu zaman en yakınlarındaki erkekler tarafından hayatlarından koparılmaktadır. Her gün bir kadının öldürüldüğü bir ülkede yaşıyoruz. Koruma kararları çoğu zaman kâğıt üzerinde kalmakta, gerekli önlemler zamanında alınmamakta, failler ise cezasızlık kültürüyle cesaret bulmaktadır. Mahkemelerde uygulanan “haksız tahrik” ve “iyi hal” indirimleri, adalet duygusunu zedelemekte ve toplum vicdanını yaralamaktadır. Kadınların yaşam hakkı tartışma konusu yapılamaz. Kadınların güvenliği bir siyasi tercih değil, devletin en temel sorumluluğudur. Kadına yönelik şiddetle mücadele yalnızca cezai yaptırımlarla sınırlı değildir. Etkin bir koruma mekanizması, güçlü sosyal destek politikaları ve kararlı bir siyasi irade gerektirir. Şiddete maruz kalan kadınların korunması için kolluk kuvvetlerinden yargıya kadar tüm kurumların eşgüdüm içinde çalışması zorunludur. İktidarın görevi yalnızca suç işlendikten sonra müdahale etmek değil, aynı zamanda şiddeti doğuran koşulları ortadan kaldıracak önleyici politikaları hayata geçirmektir. Bu noktada İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılması, kadınların korunmasına yönelik en önemli uluslararası mekanizmalardan birinin ortadan kaldırılması anlamına gelmiştir. Bu karar, kadınların yaşam hakkını koruyan politikaların zayıflamasına yol açmış ve Türkiye’de kadınların güvenliği konusunda ciddi bir geri adım oluşturmuştur. Kadına yönelik şiddetle mücadele ideolojik tartışmalara kurban edilemez. Kadınların yaşam hakkı hiçbir siyasi hesaplaşmanın parçası haline getirilemez. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesi, kadın ve erkeğin eşit yurttaşlar olduğu bir toplumsal düzen üzerine kurulmuştur. 1926’da kabul edilen Türk Medeni Kanunu ile kadınlar birey olarak kabul edilmiş, 1934 yılında ise Mustafa Kemal Atatürk’ün öncülüğünde Türk kadınlarına birçok ülkeden önce seçme ve seçilme hakkı tanınmıştır. Cumhuriyet devrimleri, kadınları toplumsal hayatın eşit ve özgür bir öznesi haline getirmiştir. Ancak bugün geldiğimiz noktada, kadınların siyasette, ekonomide ve sosyal yaşamda yeterince yer bulamadığı bir tablo ile karşı karşıyayız. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kadın temsil oranı hâlâ yüzde 20 seviyelerinde kalmaktadır. Yerel yönetimlerde ve karar alma mekanizmalarında kadınların varlığı son derece sınırlıdır. Kadınların eşit temsil edilmediği bir demokrasinin güçlü olması mümkün değildir. Siyaset, toplumun yarısını oluşturan kadınların deneyim ve katkıları olmadan eksik kalır. Kadınların karar alma süreçlerinde daha güçlü şekilde yer alması yalnızca kadın hakları açısından değil, demokrasinin niteliği açısından da hayati öneme sahiptir. Ekonomik alanda da benzer bir tablo söz konusudur. Kadınların iş gücüne katılım oranı OECD ülkeleri arasında en düşük seviyelerden biridir. Milyonlarca kadın kayıt dışı, güvencesiz ve düşük ücretli işlerde çalışmak zorunda bırakılmaktadır. Eşit işe eşit ücret ilkesi çoğu zaman uygulanmamaktadır. Kadın emeği sistematik olarak değersizleştirilmektedir. Kadın yoksulluğu giderek derinleşirken sosyal politikalar kalıcı çözümler üretmek yerine çoğu zaman geçici ve sınırlı uygulamalarla sınırlı kalmaktadır. Kadınların ekonomik özgürlüğü olmadan gerçek eşitlikten söz etmek mümkün değildir. Kadınların istihdama katılımını artıran politikalar geliştirilmeden, kreş ve bakım hizmetleri yaygınlaştırılmadan ve çalışma hayatında fırsat eşitliği sağlanmadan kadın ve erkek eşitliği kurulamaz. Kadınların üzerindeki bakım yükünün paylaşılması, çalışma hayatında ayrımcılığın ortadan kaldırılması ve kadın girişimciliğinin desteklenmesi kalkınmanın da önemli bir parçasıdır. Bir diğer önemli sorun ise kız çocuklarının eğitimden koparılması ve erken yaşta evliliklerdir. Kız çocuklarının eğitimden uzaklaştırılması, onları yoksulluğa, bağımlılığa ve eşitsizliğe mahkûm eden bir düzenin kapısını aralamaktadır. Bir kız çocuğunu okuldan alıp erken yaşta evliliğe zorlayan anlayış; sadece hukuka değil, insanlık onuruna da aykırıdır. Kız çocuklarının kesintisiz eğitim hakkı garanti altına alınmalı, çocuk yaşta evliliklerin önlenmesi için mevcut yasalar tavizsiz biçimde uygulanmalıdır. Eğitim, kadınların güçlenmesinin ve toplumsal eşitliğin en temel anahtarıdır. İYİ Parti olarak bizler; kadınların hak ettikleri özgürlük, güven ve eşitlik içinde yaşayacakları bir Türkiye için söz veriyoruz. Bu doğrultuda; • İstanbul Sözleşmesi’nin yeniden yürürlüğe girmesi için mücadele edeceğiz. • 6284 sayılı Kanun’un etkin ve tavizsiz uygulanmasının takipçisi olacağız. • Kadın cinayetlerinde cezasızlık kültürüne son verilmesi için gerekli yasal düzenlemeleri hayata geçireceğiz. • Kadınların siyasette, ekonomide ve kamusal yaşamda eşit temsilini güçlendirecek somut politikalar geliştireceğiz. • Kadın istihdamını artıracak, kadın girişimciliğini destekleyecek kapsamlı ekonomik programlar uygulayacağız. • Kreş, bakım hizmetleri ve sosyal destek mekanizmalarını yaygınlaştırarak kadınların üzerindeki bakım yükünü azaltacağız. • Kız çocuklarının kesintisiz eğitim hakkını güvence altına alacağız. Çünkü biz biliyoruz ki; Kadın; bireydir. Kadın; yurttaştır. Kadın; eşittir. Kadınların eşit olmadığı bir toplumda demokrasi güçlü olamaz. Kadınların güvende olmadığı bir ülkede özgürlükten söz edilemez. Bugün; kutlama günü değil, sorumluluk günüdür. Bugün; kadınların sesini duymanın, sorunlarını görmenin ve gerçek çözümler üretmenin günüdür. Kadınların korkmadan yaşayabildiği, eşit haklara sahip olduğu, emeğinin karşılığını aldığı bir Türkiye mümkündür. İYİ Parti olarak söz veriyoruz: Kadınların sesi olmaya, adalet talebini büyütmeye ve eşitlik mücadelesini kararlılıkla sürdürmeye devam edeceğiz. Çünkü kadınların mücadelesi yalnızca kadınların değil, bu ülkenin geleceğinin mücadelesidir.Kadın cinayetlerinin, şiddetin ve eşitsizliğin olmadığı bir Türkiye mümkündür. Ve biz, o Türkiye’yi kurmak için mücadele edeceğiz. Kamuoyuna saygıyla duyurulur."

Kadınlar Sistemli Bir Yoksulluk ve Şiddet Sarmalında Haber

Kadınlar Sistemli Bir Yoksulluk ve Şiddet Sarmalında

CHP Ankara Milletvekili Semra Dinçer, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü öncesinde Türkiye’deki kadınların durumunu gözler önüne seren kapsamlı bir rapor yayınladı. CHP Ankara Milletvekili Semra Dinçer, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü vesilesiyle hazırladığı “Eşitlik Yoksa Adalet de Yok” başlıklı raporunu kamuoyuyla paylaştı. Rapor, özellikle son yıllarda kadınların hayat ve emek mücadelesiyle ilgili başlıklarıyla öne çıkıyor. CİNAYETLER 17 YILDA 6 KAT ARTTI! Raporda yer alan verilere göre, 2008 yılında çift haneli rakamlarda olan kadın cinayetleri, 2025 yılına gelindiğinde 450’nin üzerine çıkarak yaklaşık 6 katlık bir artış gösterdi. Dinçer, İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılmasının ve 6284 Sayılı Kanun’un esnetilmesinin failleri cesaretlendirdiğini vurgulayarak; “Bu tablo bir doğa olayı değil, bir politika tercihinin sonucudur. Yasayı uygulamamak, cinayete ortak olmaktır” dedi. İSTİHDAMDA DEV UÇURUM Ekonomik şiddet ve yoksulluk başlığında güncel verilere dikkat çeken Dinçer, TÜİK’in “İstatistiklerle Kadın 2025” verilerine göre geçtiğimiz yıl itibarıyla kadınların iş gücüne katılımındaki adaletsizliği şu sözlerle özetledi: “Bir önceki yıl erkeklerin istihdam oranı %66,9 iken kadınlarda bu oran %32,5’te kalmıştır. Yani Türkiye’de her 3 kadından sadece 1’i iş hayatında yer bulabilmektedir. Kadınlar sadece işsizlikle değil, aynı zamanda ev içi ‘görünmeyen emek’ ve düşük ücretli güvencesiz işlerle sömürülmektedir.” SİYASETTE KADIN YOKSA DEMOKRASİ DE YOK Raporun en dikkat çekici bölümlerinden birini, Türkiye’deki karar alma mekanizmalarındaki "eril tahakküm" oluşturdu. Dinçer, kadınların siyasette birer "istisna" veya "kota tamamlayıcı" olarak görülmesine tepki göstererek; kadınların Meclis’te yaklaşık %20 oranında temsil edildiğini vurguladı. Yerel yönetimlerdeki tablonun genel siyasetten daha karamsar olduğu vurgulanan raporda; 81 ilin yalnızca 11’inde, 922 ilçenin ise yalnızca 61’inde kadın belediye başkanı seçilebildiği belirtildi.

Kadın Yaşamdır, Yaşam Özgürlüktür! Haber

Kadın Yaşamdır, Yaşam Özgürlüktür!

Eskişehir Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Başkanı Ufuk Uysal, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü dolayısıyla bir açıklama yaptı. HABEV Başkanı Uysal yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi; "8 Mart, New Yorklu dokuma işçisi kadınların 1857’de yaktığı meşalenin ışığında; emeğin, direnişin ve varoluş mücadelesinin adıdır. Bizler; "Kadına saygılı ol, çünkü O İnsanoğlunun Anasıdır.” diyen Hazreti Ali’nin, “Kadınları Okutunuz" diyen Hacı Bektaş Veli’nin, "Kadın İnsandır, Biz İnsanoğlu" diyen Neşet Ertaş’ın sesini yüreğinde taşıyan Eskişehir Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı olarak, tüm kadınların bu onurlu gününü selamlıyoruz. Eşitlik Bizim Özümüzde Var. Bizim inancımızda ve kültürümüzde cinsiyet ayrımına yer yoktur. "Erkek dişi sorulmaz muhabbetin dilinde / Hakkın yarattığı her şey yerli yerinde" diyerek, kadını hayatın merkezine koyan bir geleneğin temsilcileriyiz. Ancak üzülerek görüyoruz ki; 2026 yılına geldiğimiz şu günlerde dahi kadınlar; şiddetle, ekonomik eşitsizlikle ve toplumsal baskılarla mücadele etmek zorunda kalmaktadır. Sesimizi Yükseltiyoruz! Eskişehir’in kalbinden bir kez daha haykırıyoruz: Kadına Yönelik Şiddete Hayır: Her gün bir yenisi eklenen kadın cinayetleri ve şiddet vakaları "kader" değil, sistemli bir sorundur. Yasaların etkin uygulanmasını ve İstanbul Sözleşmesi ruhunun yaşatılmasını talep ediyoruz. Eşit Haklar, Eşit Yarınlar: Kadınların sosyal, siyasal ve ekonomik alanlarda erkeklerle yan yana, omuz omuza yer almadığı bir toplumun ilerlemesi mümkün değildir. Laik ve Demokratik Eğitim: Kız çocuklarımızın eğitim hakkının engellenmediği, çağdaş ve laik bir eğitim sisteminin teminat altına alınması şarttır. Vazgeçmiyoruz! Bizler; şiddetin değil sevginin, ayrımcılığın değil eşitliğin diliyle konuşmaya devam edeceğiz. Anadolu’nun "Bacıyân-ı Rûm" (Anadolu Bacıları) geleneğinden gelen o güçlü iradeyle; tarlada, fabrikada, okulda, evde ve hayatın her alanında ter döken kadınların yanındayız. Sonuç Olarak; Dünyayı sevgi ve emekle yoğuran tüm kadınların, özellikle de hakları için direnen emekçi kadınların 8 Mart Dünya Kadınlar Günü kutlu olsun. Unutulmasın ki; kadın özgürleşmeden toplum özgürleşemez."

MSD Eskişehir Şube Başkanı Yılmaz'dan 8 Mart Mesajı Haber

MSD Eskişehir Şube Başkanı Yılmaz'dan 8 Mart Mesajı

Memleket Sevdalıları Derneği Eskişehir Şube Başkanı Güler Yılmaz, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü dolayısıyla bir basın açıklaması yaptı. Şube Başkanı Güler Yılmaz yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi; "8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü; Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün 1934 yılında bizlere tanıdığı seçme ve seçilme hakkının onuruyla, ancak bugünün derinleşen eşitsizlikleri ve şiddet sarmalının gölgesinde karşılıyoruz. Atatürk’ün, “Ey kahraman Türk kadını, sen yerde sürünmeye değil; omuzlar üzerinde göklere yükselmeye layıksın.” diyerek yücelttiği kadınlar olarak; 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü bir kutlama günü değil, dünyanın dört bir yanında ve ülkemizde kadınların hak, adalet, eşitlik ve en temel hakkı olan “yaşam hakkı” için sesini yükselttiği bir dayanışma ve mücadele günü olarak görüyoruz. Ancak bizler, Türkiye’deki kadınlar olarak bu 8 Mart’ı da ne yazık ki artan kadın cinayetlerinin, derinleşen toplumsal eşitsizliklerin ve görünmez engellerin gölgesinde karşılıyoruz. Ülkemizde kadın cinayetleri artık münferit olaylar olmaktan çıkmış, sistematik bir sorun hâline gelmiştir. Evlerimizde, sokaklarda ve hatta en güvenli olması gereken çalışma alanlarımızda dahi erkek şiddetinin hedefi oluyoruz. Görevini yaparken, öğrencilerine ışık saçarken katledilen kadın öğretmenlerimizin acısı hâlâ yüreklerimizdedir. Bir eğitimcinin okulunda, bir doktorun hastanesinde, bir kadının kendi evinde güvende olamadığı bir toplumda ilerlemeden ya da adaletten söz edilemez. Cezasızlık politikaları, haksız tahrik indirimleri ve koruyucu yasaların etkin bir şekilde uygulanmaması failleri cesaretlendirmeye devam etmektedir. Karşı karşıya kaldığımız şiddet yalnızca fiziksel değildir. Kadınlar her gün ekonomik, psikolojik ve sosyal şiddetle de baş başa bırakılmaktadır. Bugün Türkiye’de kadınların iş gücüne katılımı hâlâ istenilen seviyenin çok altındayken, iş hayatında yer bulabilen kadınlar ise görünmez engellerle, yani “cam tavan sendromu” ile mücadele etmektedir. Kadınlar, aynı eğitimi aldığı ve aynı emeği verdiği erkek meslektaşlarından “eşit işe eşit ücret” alamamakta; yönetim kademelerine ve karar alma mekanizmalarına yükselmemiz, liyakat eksikliğinden değil, ataerkil önyargılar nedeniyle engellenmektedir. 8 Mart yalnızca bir kutlama günü değil; kadınların eşitlik, adalet ve özgürlük mücadelesinin simgesidir. Atatürk’ün “Dünyada her şey kadının eseridir.” vizyonundan aldığımız güçle; Cumhuriyetimizin temel değerleri ile Atatürk ilke ve devrimleri doğrultusunda, eşit yurttaşlık anlayışını güçlendirmek; kadınların kazanılmış haklarını korumak, geliştirmek ve gelecek kuşaklara daha eşit bir toplum bırakmak hepimizin ortak sorumluluğudur. Bu düşüncelerle tüm kadınların 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü saygı, dayanışma ve umutla selamlıyoruz."

Dayanışmanın Dönüştürücü Gücüne İnanıyoruz! Haber

Dayanışmanın Dönüştürücü Gücüne İnanıyoruz!

Eskişehir Barosu, TMMOB Eskişehir İKK Kadın Çalışma Grubu, Eskişehir Büyükşehir Belediyesi, Eskişehir Kent Konseyi, Odunpazarı Belediyesi, Odunpazarı Kent Konseyi, Tepebaşı Belediyesi, Tepebaşı Sağlıklı Kent Konseyi, Eskişehir Bilecik Tabip Odası, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü dolayısıyla ortak bir basın açıklaması yaptı. Yerel Yönetimler, Sivil Toplum Kuruluşları ve Meslek Odaları adına açıklamayı yapan TMMOB Eskişehir İKK Kadın Çalışma Grubu Başkanı Duygu Karaca şu ifadeleri kullandı; “Bugün burada 8 Mart 2026 Dünya Kadınlar Günü vesilesiyle bir araya geldik. 8 Mart 1857 yılında ABD’de dokuma işçisi kadınların insanlık dışı çalışma koşullarına karşı başlattıkları direnişten bu yana kadınların eşitlik, özgürlük ve yaşam mücadelesinin simgesidir. Aradan geçen 169 yıla rağmen kadınların hak, eşitlik ve adalet mücadelesi hâlâ sürmektedir. Bizler biliyoruz ki kadınlar ancak mücadele ve dayanışmayla eşit ve özgür bir yaşam kurabilir. Bu nedenle bugün yalnızca bir anma değil aynı zamanda Türkiye’de ve dünyada kadın haklarının mevcut durumuna dikkat çekme ve haklarımızdan vazgeçmeyeceğimizi ilan etme günüdür. Türkiye’de kadınlar hâlâ en temel hakları için mücadele etmek zorunda bırakılmaktadır. Kadına yönelik erkek şiddeti ise en yakıcı sorun olmaya devam etmektedir. En temel hakkımız olan yaşam hakkımızın koruma ve güvence altına alınması, şiddetin önlenmesi, izlenmesi ve caydırıcı bir şekilde cezalandırılması konusunda kamu otoritelerini harekete geçirmekte hala sorunlar yaşanmaktadır. Kadın cinayetlerinde, faillerin “iyi hal” ve “haksız tahrik” indirimleriyle adeta ödüllendirildiği yargılamalara tanıklık etmekteyiz. Toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin olumsuz neticelerini hayatın her alanında olduğu gibi adalet mekanizması içerisinde de görmekteyiz. 2025 yılında 457 kadın, 2026 yılının ilk iki ayında 62 kadın öldürüldü. 6284 Sayılı Kanun’un etkin uygulanmaması, koruma ve önleme mekanizmalarının zayıflatılması, şiddet faillerini cesaretlendirmektedir. Kadın cinayetleri ve şüpheli kadın ölümleri toplumsal cinsiyet eşitsizliğini körükleyen, kadını aileden bağımsız bir birey olarak görmeyen zihniyetin bir sonucudur. Kadınların en çok ev içinde, en yakınları tarafından öldürüldüğü gerçeği karşısında “aile”yi merkeze alan ama kadını birey olarak güçlendirmeyen politikalar çözüm değildir. Türkiye’nin 2021 yılında çekildiği İstanbul Sözleşmesi kadına yönelik şiddetle mücadelede bütüncül ve bağlayıcı bir çerçeve sunmaktaydı. 2026 yılında hâlâ bu sözleşmenin yokluğu hissedilmekte kadınların yaşam hakkını güvence altına alan uluslararası standartlardan uzaklaşmanın sonuçları ağırlaşmaktadır. Bizler İstanbul Sözleşmesi’nden vazgeçmiyoruz etkin ve etkili şekilde uygulanmasını talep ediyoruz. Laiklik ve hukuk devleti ilkeleri zayıflatıldığında bunun ilk ve en ağır bedelini kadınlar ödemektedir. Kadınların yıllarca mücadele ederek kazandıkları medeni haklarına, nafaka hakkına, boşanma hakkına ve kazanılmış yasal güvencelerine yönelik her girişim kadınların yaşam güvencesine yönelik bir tehdit oluşturmaktadır. Tüm bunların yanında derinleşen ekonomik krizle birlikte kadınlar evde ücretsiz, piyasada ise ucuz emek gücü olarak görülmektedir. Eşit işe eşit ücret hakkı fiilen sağlanmamakta, kadın emeği güvencesiz, düşük ücretli ve kayıt dışı alanlarda yoğunlaşmaktadır. Ev içi bakım emeği ise görünmez kılınmakta çocuk, yaşlı ve hasta bakımı büyük ölçüde kadınların omuzlarına yüklenmektedir. Sosyal devletin bakım yükünü hafifletecek politikaları hayata geçirmemesi, kadınların eğitim ve istihdam olanaklarına erişimini doğrudan sınırlamaktadır. 2026 yılında dünya genelinde de tablo çelişkilerle doludur. Bir yandan pek çok ülkede kadınlar siyasal temsilde daha görünür hale gelmiş, toplumsal cinsiyet eşitliği politikaları yaygınlaşmıştır. Birleşmiş Milletler’in öncülüğünde belirlenen Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları içinde yer alan toplumsal cinsiyet eşitliği hedefi küresel ölçekte kabul görmüştür. Ancak diğer yandan savaşlar, göç krizleri, ekonomik eşitsizlikler ve iklim krizinin de kadınları olumsuz biçimde etkilediği kaçınılmaz bir gerçektir. Gazze ve İran başta olmak üzere savaş ve çatışmaların en ağır bedelini yine kadınlar ve çocuklar ödemekte, çatışma bölgelerinde hem şiddetin hem de yoksulluğun en ağır sonuçlarıyla karşı karşıya kalmaktadır. Pek çok ülkede kadınların bedenleri ve yaşam tarzları üzerindeki denetim artmakta kürtaj hakkı ve üreme sağlığı hizmetlerine erişim sınırlandırılmaktadır. Dünya genelinde kadınlar ücretsiz bakım işlerine erkeklerden kat kat fazla zaman ayırmaya devam etmektedir. Kadın yoksulluğu derinleşmekte ekonomik krizler kadın emeğini daha da güvencesiz hale getirmektedir. Tüm bu tablo göstermektedir ki toplumsal cinsiyet eşitliği kendiliğinden sağlanmamaktadır. Haklar mücadeleyle kazanılmakta ve ancak mücadeleyle korunmaktadır. Kadın cinayetlerinin, şiddetin ve eşitsizliğin temelinde toplumsal cinsiyet eşitsizliği ve erkek egemen sistem bulunmaktadır. Bu eşitsiz güç ilişkileri ortadan kalkmadıkça gerçek bir eşitlikten söz etmek mümkün değildir. Biz kadınlar, evde, işte, sokakta, okulda, siyasette eşitlik istiyoruz. Şiddetsiz ve savaşsız bir dünya istiyoruz. Eşit işe eşit ücret istiyoruz. Bakım yükünün kamusal politikalarla paylaşılmasını istiyoruz. Hukukun kadınlar için de eşit ve etkin uygulanmasını istiyoruz. Kadınların birey olarak güçlendiği, karar mekanizmalarında eşit temsil edildiği, laik ve demokratik bir düzende özgürce yaşadığı bir Türkiye ve bir dünya mümkündür. Biz gücümüzün farkındayız. Dayanışmanın dönüştürücü gücüne inanıyoruz. Bugün 8 Mart 2026’da bir kez daha ilan ediyoruz Hayatımıza, haklarımıza, laik ve özgür yarınlarımıza sahip çıkıyoruz. Yaşasın 8 Mart. Yaşasın kadın dayanışması."

Uzaklaştırma Kararları Ölüm Belgesi Olmayacak! Haber

Uzaklaştırma Kararları Ölüm Belgesi Olmayacak!

Cumhuriyet Halk Partisi Kadın Kolları Genel Başkanı ve Osmaniye Milletvekili Asu Kaya, Türkiye’de son 24 saat içinde 6 kadının katledilmesine ilişkin yaptığı açıklamada katledilen kadınlardan üçünün uzaklaştırma kararı altında olduğuna dikkat çekti, sistemin iflas ettiğini vurguladı. Kadın Kolları Genel Başkanı Asu Kaya yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi; ‘’Türkiye’de son 24 saatte 6 kadın katledildi. Üstelik üçü hakkında uzaklaştırma kararı bulunan erkekler tarafından öldürüldü. Yani devlet biliyordu. Yani risk kayıt altındaydı. Yani kadınlar “koruma altındaydı.” Ama yine öldürüldüler. İstanbul’da Filiz Şağbangül, üç çocuğunun gözleri önünde defalarca bıçaklanarak katledildi. Gebze’de Aylin Polat Dağ, hakkında uzaklaştırma kararı bulunan erkek tarafından istasyonda herkesin ortasında vurularak öldürüldü. Van’da Gönül Alkan, uzaklaştırma kararı aldırdığı erkek tarafından katledildi. Osmaniye’de İlknur Koç, boşandığı erkek tarafından öldürüldü. Aksaray’da Kübra Kılıç boşandığı erkek tarafından katledildi; fail, Zeynep Ayaz’ı da ateşli silahla öldürdü. Uzaklaştırma kararı olan erkekler, kadınları sokak ortasında öldürebiliyorsa; koruma kararları uygulanmıyor demektir. Denetim yapılmıyor demektir. Fail takibi yapılmıyor demektir. Kadınların yaşam hakkı ciddiye alınmıyor demektir. Buradan açıkça söylüyorum: Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı görevini yerine getirmemiştir. Risk altındaki kadınları izleme, koruma ve destek mekanizmalarını işletmemiştir. Şiddeti önleme sistemini kâğıt üzerinde bırakmıştır. İçişleri Bakanlığı caydırıcılığı sağlayamamıştır. Uzaklaştırma kararlarının denetimini etkin yapamamıştır. Fail takibini eksiksiz gerçekleştirememiştir. Ve siyasi sorumluluk makamı olan iktidar; kadınların yaşam hakkını koruyamamıştır. Her kadın cinayetinden sonra taziye mesajı yayımlamak sorumluluğu ortadan kaldırmaz. Kadınlar ölürken açıklama yapmak vicdanı temizlemez. Devletin asli görevi yaşam hakkını korumaktır. Koruma kararı verdiği kadını koruyamayan bir sistem çökmüş demektir. Kadınların yaşam hakkı için görevini yapmayan herkes hesap vermelidir. Koruma kararlarını uygulamayan, denetlemeyen, ciddiye almayan her kamu görevlisi sorumludur. Bakanlıklar birbirine pas atarak bu vebalden kurtulamaz. Kadın cinayetleri kader değildir. Bu ölümler önlenebilirdi ama önlenmedi. Ve biz bunu unutmayacağız. Kadınların yaşam hakkı için sonuna kadar mücadele edeceğiz. Ve bu ülkede uzaklaştırma kararları ölüm belgesi olmayacak!’’

Kadınlar Ölüyor, İktidar Seyrediyor Haber

Kadınlar Ölüyor, İktidar Seyrediyor

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu tarafından son günlerde yaşanan kadına yönelik şiddet olayları ve kadın cinayetleri ile ilgili olarak bir basın açıklaması yapıldı. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu, CHP Eskişehir İl Kadın Kolları, 29 Ekim Cumhuriyet Kadınları Derneği ve ESKİ Barosu Kadın Hakları Komisyonu tarafından kadın cinayetleri ile ilgili olarak ortak bir basın açıklaması yapıldı. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu adına açıklamayı yapan Esra Doğan şu ifadelere yer verdi; "Sevgili Kadınlar, hoş geldiniz! Bugün bir kez daha erkek şiddetine “Dur!” demek için buradayız. Fakat sadece yas tutmak için değil; hesap sormak için bir aradayız! Son bir haftadır kadına yönelik şiddetin en vahşi, en çıplak ve inkâr edilemez halleriyle karşı karşıyayız. Kadınlar ölmeye, ağır işkencelere maruz kalmaya devam ediyor. Üstelik tüm bu cinayetler ve ağır şiddet vakaları önlenebilir olmasına rağmen, göz göre göre gerçekleşiyor. Kadınlar ölüyor, iktidar seyrediyor. Geçtiğimiz hafta Gözde Akbaba, İzmir’de, hakkında uzaklaştırma kararı bulunan eski erkek arkadaşı tarafından, evinin önünde vurularak hayattan koparıldı. Üç gün süren yaşam mücadelesinin ardından kurtarılamadı. Uzaklaştırma kararı kâğıt üzerinde kaldı; Gözde henüz 26’sındaydı. Ondan uzak tutulması gereken katil, evinin önünde bekliyordu. Ölüm anı güvenlik kameralarına yansıdı ve iktidarın rolünü bir kez daha görünür kıldı. Devletin korumadığını, korumak istemediğini açıkça gördük. Gaziantep’te Sibel Külah, boşanma aşamasında olduğu Âdem Külah tarafından ağır bir şiddete maruz bırakıldı. İki çocuğunun babası olan erkek, Sibel’i koli bandıyla bağlayıp başından aşağı kezzap boşalttı. Şiddet planlıydı; fail Sibel’in evine bunu yapmak için geldi. Bu şiddet sonucunda kafa derisinin tamamen yandığını ve görme yetisini kaybettiğini öğrendik. Sibel hala yoğun bakımda yaşam mücadelesi veriyor. İşte “ailenin korunması” dedikleri şey, kadınların hayatında tam olarak böyle cereyan ediyor. Ve cumartesi akşamı… İstanbul’un göbeğinde, Şişli’de… Başı ve uzuvları gövdesinden ayrılmış bir kadın bedeni çöp konteynerinde bulundu. Polisler çevredeki konteynerlerde kayıp uzuvları aradı! Öldürülen kadının Özbekistanlı Durdona Hakimov olduğu, erkek arkadaşı tarafından vahşice katledildiği ortaya çıktı. Tıpkı Münevver Karabulut gibi! Aradan tam 17 yıl geçti… Fakat yöntem de fail de değişmedi. Buradan iktidara soruyoruz: Sokaklarımız, işyerlerimiz ve hatta evlerimiz neden biz kadınlar için güvenli değil? Yaşadığımız bu güvensizliğin sorumlusu kim? Bu üç vaka tesadüf değil, münferit değil. Üstelik geçtiğimiz hafta hayattan koparılan kadınlar Gözde, Sibel ve Durdona ile sınırlı değil! Erkek şiddetine her gün farklı kurbanlar veriyoruz. Çünkü iktidar, bir gecede İstanbul Sözleşmesi’nden çıkarken erkek şiddetine açık bir mesaj verdi. Bugün, 6284’ün etkin uygulanmamasının yarattığı cezasızlık politikalarının sonuçlarını yaşıyoruz ve açıkça haykırıyoruz: Bu cinayetler önlenebilirdi. Bu şiddet durdurulabilirdi. Kadınların yaşam hakkı, siyasi tercihlerinize feda edildi!"

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.