SON DAKİKA
Hava Durumu

#İşsizlik

Porsuk Haber Ajansı - İşsizlik haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, İşsizlik haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Bu İktidar Kadınlara Korku ve Ölüm Vaat Ediyor! Haber

Bu İktidar Kadınlara Korku ve Ölüm Vaat Ediyor!

CHP Bartın Milletvekili Aysu Bankoğlu, Meclis Genel Kurulu’nda Türkiye’de kadınların maruz kaldığı şiddet, yoksulluk ve adaletsizliğe ilişkin konuşma yaptı. 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü hatırlatarak iktidarın kadın politikalarını sert bir dille eleştiren Bankoğlu, “Kadın olarak kutlanacak bir günümüz ne yazık ki yok” dedi. HAMASESET DOLU NUTUKLAR KARIN DOYURMUYOR TBMM Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada 8 Mart’a günler kala iktidarın hamaset dolu nutuklarla ve tutulmayacak vaatlerle kutlama mesajları yayınlanacağını belirten Bankoğlu, gerçek tablonun çok daha karanlık olduğunu vurguladı: “Hemen yanı başımızdaki ateş çemberinde milyonlarca kadın füzelerin gölgesinde yaşam mücadelesi veriyor. Türkiye’de ise hayatta kalabilme mücadelesi veren milyonlarca kadın var. Kadın hakları konusunda altın yılları yaşattığını iddia eden iktidar; kadınlara eşitlik ve güvenlik değil, korku ve ölüm vaat ediyor. Ve maalesef, seçim vaatlerinin aksine, bu vaatlerini gerçekleştiriyor.” FATMA NUR “BENİ BU KARANLIK YAPI ÖLDÜRECEK” DİYE HAYKIRMIŞTI Konuşmasında son günlerde kamuoyunu sarsan Fatma Nur Çelik cinayetine ve tarikat yapılanmalarına dikkat çeken Bankoğlu, adalet sistemine şu sözlerle yüklendi: "İktidar ve onun tırnak içerisindeki adalet anlayışı; ‘Başıma bir şey gelirse intihar etti demeyin, beni bu karanlık yapı öldürecek’ diye defalarca haykıran ve birkaç gün önce şüpheli bir şekilde kaybettiğimiz Fatma Nur Çelik’i ve babasının istismarına uğramış 8 yaşındaki evladını korumayı değil; adaletsizlikle boğuşmayı vaat ediyor. Tarikat yöneticisi Ayhan Şengüler’i tutuksuz yargılayan bu adalet anlayışı, ‘canımdan endişe duyuyorum’ diyen bir anneyi duymuyor; ona ve evladına huzur değil, endişe vaat ediyor." İSTİSMARCILARIN VE TARİKATLARIN İKTİDARI Bankoğlu, iktidarın önceliklerini sert bir dille eleştirerek şunları söyledi: “Bu iktidar kadınların yaşamını değil, karanlık odalarda tarikatların menfaatlerini koruyanların iktidarıdır. Kız çocuklarının rızası var diyenlerin, ‘bir kereden bir şey olmaz’ diyenlerin iktidarıdır. Bu ülkenin kadınları, çocukları tarikat düzenini besleyen, istismarcıları koruyan yargınıza güvenmiyor. Bir gece yarısı kararıyla İstanbul Sözleşmesi’nden çıkarak can güvenliğini pazarlık malzemesi yaptınız. Kadınları korumak yerine katilleri cesaretlendiren bu hukuksuz düzeniniz, bu cinayetlerin failidir!” KADIN YOKSULLUĞUNDA TÜRKİYE TABLOSU: OECD SONUNCUSUYUZ Kadınların sadece şiddetle değil, ağır bir ekonomik buhranla da boğuştuğunu belirten Bankoğlu, şu verileri paylaştı: “Cinsiyet eşitsizliğinde 148 ülke içinde 135’inci sıradayız. Kadınların işgücüne katılımında OECD sonuncusuyuz. Çalışan kadınların yüzde 30’u kayıt dışı ve kölelik ücretlerine mahkûm. Genç kadınlarda geniş tanımlı işsizlik oranı yüzde 45,8 seviyesinde. Ev içine hapsedilen, ‘makbul kadın’ denilerek üretimden koparılan kadınlar bugün hanesini ayakta tutmaya çalışıyor. Mutfaktaki yoksulluk en çok kadını yakıyor. Bu Saray düzeninde çocuğuna süt alamayan annenin ahı var” dedi. YAŞAM TARZIMIZA MÜDAHALE ETMEK HADSİZLİKTİR “Kadınların giyimine ve yaşam tarzına yönelik saldırılara da değinen Bankoğlu, şunları söyledi: Can güvenliğini dahi sağlayamadığınız kadınların yaşam tarzına, ne giyeceğine müdahale etmek hadsizlik değil midir? Sokaklarda kadınların giyimine laf atan yobazlara güç veren, bu kürsüden kurulan o ayrıştırıcı cümlelerinizdir. Biz ne giyeceğimize, nasıl yaşayacağımıza, nerede güleceğimize sadece ve sadece kendimiz karar veririz. Sizin o baskıcı, yasakçı ve gerici zihniyetinize teslim edeceğimiz tek bir kadın yok.” SUSMUYORUZ, KORKMUYORUZ, İTAAT ETMİYORUZ! Bankoğlu, 8 Mart’ta meydanları dolduracak kadınların sesinin barikatlarla ve biber gazıyla kesilemeyeceğini belirterek “İstanbul Sözleşmesi yeniden yürürlüğe girene kadar, tarikatların ve cemaatlerin karanlığı çocukların üzerinden çekilene kadar, kadın yoksulluğu bitip her kadına iş ve güvence sağlanana kadar durmayacağız! Çok değil, yakında Türkiye’nin meydanları da, sokakları da, fabrikaları ve Meclis koridorları da kadınların özgürlük çığlığıyla yankılanacak. Biz buradayız; susmuyoruz, korkmuyoruz, itaat etmiyoruz! Yaşasın 8 Mart, yaşasın kadınların özgürlük mücadelesi!” dedi.

Seçim Ekonomisi Devrede! Haber

Seçim Ekonomisi Devrede!

CHP Genel Başkan Yardımcısı Özgür Karabat, iktidarın açıkladığı enflasyon ve işsizlik verilerinin toplumun ekonomik gerçekleriyle örtüşmediğini belirterek, AKP’nin ekonomi politikanın açık biçimde bir seçim ekonomisi hazırlığı olduğunu söyledi. Karabat: “Algı var, gerçek yok. Amaç erken seçim zemini yaratmak.” dedi. “ALGIYLA EKONOMİ YÖNETİLİYOR!” Karabat, AKP’nin yıllardır yaptığı gibi ekonomik krizi rakamlarla perdelemeye çalıştığını vurgulayarak, “Sözde işsizlik tek haneye düşüyor, enflasyon geriliyor. Ama çarşıda, pazarda, mutfakta yaşanan gerçek bambaşka. Amaç net: seçim” ifadelerini kullandı. İŞSİZLİK RAKAMLARI GERÇEĞİ GİZLİYOR! Yeni yatırımın olmadığını, istihdam alanlarının genişlemediğini hatırlatan Karabat, TÜİK verilerinin dar tanımlı işsizliği düşük gösterdiğine dikkat çekti. Dar tanımlı işsizliğin yüzde 7,7’ye düşürüldüğünü belirten Karabat, “Gerçek işsizliği yansıtan atıl iş gücü oranı ise yüzde 28,6. Yani neredeyse her üç kişiden biri işsiz ya da güvencesiz” dedi. “MERKEZ BANKASI DA ALGI OPERASYONUNUN PARÇASI” Merkez Bankası yönetiminin de bu algı operasyonunun parçası olduğunu söyleyen Karabat, son aylarda açıklanan düşük aylık enflasyon oranlarının yıllardır biriken hayat pahalılığını örtmeye dönük olduğunu belirtti. “Enflasyon verileriyle oynanıyor, tablo pembeleştiriliyor.” diyen Karabat, asıl hedefin faizleri erken seçim öncesinde düşürmek olduğunu kaydetti. “GEÇİCİ BOLLUK, KALICI SEFALET PLANLANIYOR” Karabat’a göre iktidar; faiz indirimi, kredi genişlemesi ve kısa vadeli maaş artışlarıyla sahte bir rahatlama yaratmayı hedefliyor. Bu poltikanın sonucunun çok daha ağır bir ekonomik kriz olacağını vurgulayan Karabat; “Bu yol, nas döneminden bile daha sert bir çöküşe çıkar” dedi. “SAMİMİ DEĞİLLER” Emekli maaşları başta olmak üzere halkın gelirinin artırılmasının zorunlu olduğunu söyleyen Karabat, iktidarın bunu erteleyerek samimiyetsiz davrandığını belirtti. “Halk bugün geçinemiyor ama AKP ‘şartlar müsait olunca bakarız’ diyor. O şartlar hiçbir zaman gelmiyor” ifadelerini kullandı. Karabat açıklamasını sert bir uyarıyla tamamladı: “Adil bir vergi sistemi kurulmadan, rant düzeni sona ermeden, bütçe akılcı biçimde planlanmadan dağıtılacak her para, patlayan enflasyon karşısında buharlaşır. AKP, kısa süreli bolluk sunup, uzun süreli sefalet vaat etmektedir..”

CHP'li Süllü: "Esnaf ve Küçük İşletmeler Borç Sarmalında" Haber

CHP'li Süllü: "Esnaf ve Küçük İşletmeler Borç Sarmalında"

CHP Eskişehir Milletvekili Jale Nur Süllü’nün soru önergesine yanıt veren Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Eskişehir’de protestolu senetlerin bir yılda yüzde 900 artmasını görmezden geldi. Süllü, “Esnaf batıyor, iktidar rakamların arkasına saklanıyor” diyerek ekonomik krizin üzerinin örtülmeye çalışıldığını vurguladı. TBMM’ye verdiği soru önergesinde, Türkiye genelinde ve Eskişehir özelinde protestolu senetlerde yaşanan hızlı artışı gündeme taşıyan Süllü, Eskişehir’de 2024 Temmuz ayında 17 milyon TL olan protestolu senet tutarının, 2025 Temmuz ayında 170 milyon TL’ye yükseldiğini hatırlattı. Süllü, “Bu tablo, esnaf ve küçük işletmelerin borç sarmalının açık göstergesidir” ifadelerini kullandı. “Bakanlık Krizi Görmezden Geliyor” Bakan Şimşek’in yanıtında genel değerlendirmeler ve mevcut uygulamaların sıralandığını belirten Süllü, verilen cevabın sahadaki ekonomik çöküşü görmezden geldiğini vurguladı. “Esnaf kepenk kapatırken, KOBİ’ler iflasın eşiğine sürüklenirken, Bakanlık verileri yıllık tabloların içine gizleyerek krizin üzerini örtmeye çalışıyor” dedi. “Protestolu Senetler İflas ve İşsizliğin Habercisi” Süllü, protestolu senetlerdeki artışın, iflas, konkordato ve işsizlik dalgasının habercisi olduğunu ifade etti. Süllü, “Eskişehir gibi üretim ve istihdamın yoğun olduğu bir şehirde bu tablo rastlantı değildir. Yüksek faiz, daralan kredi olanakları ve yanlış ekonomi politikaları, esnafı gün geçtikçe daha da tükenişe sürüklemektedir.” dedi. “Gerçek Sorunlara Çözüm Üretin” Hükümeti somut adım atmaya çağıran Süllü, “Esnaf ve KOBİ’ler için acil borç yapılandırması, düşük faizli ve erişilebilir kredi mekanizmaları devreye sokulmadan bu kriz aşılamaz. Esnafın gerçek sorunlarına çözüm üretmek için acil önlemler devreye alınmalıdır. ” ifadelerini kullandı.

CHP'li Karasu: ''İşsizlik Fonu Teşvik Kasası Değildir'' Haber

CHP'li Karasu: ''İşsizlik Fonu Teşvik Kasası Değildir''

CHP Genel Başkan Yardımcısı Karasu, İşsizlik Sigortası Fonu’ndan son üç yılda işverene 208 milyar lira kaynak aktarılırken, işçilere ödenen tutarın 147 milyar lirada kaldığını belirten Karasu, “İşçinin primiyle büyüyen fon, işsiz kalanlara dar, işverene geniş çalışıyor. İşsizlik Fonu teşvik kasası değildir” dedi. CHP Genel Başkan Yardımcısı Ulaş Karasu, İşsizlik Sigortası Fonu’nun amacından uzaklaştırıldığını belirterek, fonun işsiz kalan yurttaşı koruyan bir sosyal güvence olmaktan çıkarılıp işveren teşviklerinin finansman aracına dönüştürüldüğünü söyledi. Karasu, “İşçinin primiyle büyüyen fon, işsiz kalanlara dar, işverene geniş çalışıyor” dedi. Karasu yaptığı yazılı açıklamada, İşsizlik Sigortası Fonu’nun emeğin primleriyle oluşan kamusal bir güvence mekanizması olduğunu vurguladı. Bugün yaşanan sorunun fonda kaynak bulunmamasıyla açıklanamayacağını belirten Karasu, asıl meselenin fonun işsizliği telafi eden bir güvence olmaktan çıkarılarak emek piyasasını esnekleştiren tercihlere bağlanması olduğunu vurguladı. Karasu, erişimi zorlaştıran koşullar ve işverene yönelen teşviklerin, sigorta mantığını zayıflattığına dikkatleri çekti. Karasu, işsizlik sigortasının bireysel bir yardım alanı olarak görülemeyeceğini belirterek, “Bu sistem; gelirin korunmasını, istihdamın sürekliliğini ve iş güvencesini birlikte taşıyan kamusal bir sözleşmedir. Fonun başarısı büyüklüğüyle değil, işsiz kaldığında yurttaşı ne ölçüde ayakta tuttuğuyla ölçülür” diye konuştu. RAKAMLAR ÇARPICI TABLOYU ORTAYA KOYUYOR İŞKUR verilerine dikkat çeken Karasu, son üç yılda fonun kullanımındaki dengesizliğin açık biçimde görüldüğünü söyledi. Karasu’nun paylaştığı bilgilere göre: • 2023 yılında işçilere ödenen işsizlik ödeneği 21 milyar 674 milyon lira olurken, işverenlere aktarılan teşvik ve destekler yaklaşık 40 milyar liraya ulaştı. • 2024 yılında işçilere ödenen tutar yaklaşık 46 milyar lira, işverenlere aktarılan teşvikler ise 71 milyar lira oldu. • 2025 yılında işçilere ayrılan pay 80 milyar 650 milyon lirada kalırken, işverenlere aktarılan tutar 97 milyar 231 milyon liraya yükseldi. Bu tabloya göre, son üç yıldır işverene 208 milyar kaynak aktarılırken, işçilere ödenen tutarın 147 milyar lirada kaldığını ve işverene aktarılan kaynağın işçiye göre 61 milyar liranın üzerine çıktığını belirten Karasu, “İşçinin primiyle büyüyen fon, işsiz kalanlara dar, işverene geniş çalışıyor” ifadelerini kullandı. HER İKİ BAŞVURANDAN BİRİ FONDAN YARARLANAMIYOR Başvurulara ilişkin verilerin de dikkat çekici olduğunu belirten Karasu, 2024 yılında 1 milyon 659 bin yurttaşın işsizlik ödeneği için başvuruda bulunduğunu, ancak yalnızca 798 bin kişinin bu haktan yararlanabildiğini aktardı. Karasu, “Yani her iki işçiden biri, primini ödediği fondan pay alamamıştır” dedi. Fonun menkul kıymet ve nakit varlığının yüz milyarlarca lirayı aştığını hatırlatan Karasu, buna rağmen işsiz kalan işçinin yalnız bırakıldığını belirtti. “İşveren için teşvik var, destek var, prim indirimi var, kamu güvencesi var. İşçi için ise işsiz kaldığında elinde kalan tek dayanak bu fondur” dedi. “İŞSİZLİK FONU TEŞVİK KASASI DEĞİLDİR” İşsizlik Sigortası Fonu’nun kalıcı istihdam yaratmayan, işsizliği azaltmayan ve emeği korumayan her kullanımının sosyal sigortanın özünü zayıflattığını vurgulayan Karasu, fonun kısa vadeli teşviklerin finansman kaynağına dönüştürüldüğüne işaret etti. Karasu “Oysa bu fon, güvenceli ve nitelikli istihdam yaratmak için kullanılmalıdır. İşsizlik Sigortası Fonu bir teşvik kasası değildir. Bu fon emeğin parasıdır, işsiz kalan insanın hayata tutunma hakkıdır” dedi. Fonun kullanım önceliğinin derhal değiştirilmesi gerektiğini belirten Karasu, ağırlıklı olarak işverene akan bir kaynağın kabul edilemez olduğunu ifade etti. Bu anlayışın çalışma hayatında güvencesizliği büyüttüğünü ve iş güvencesini aşındırdığını dile getiren Karasu, “Dün emeklilerimiz, bugün İşsizlik Sigortası Fonu… Ülkemiz devasa bir güvencesizliğe ve geleceksizliğe itilmektedir. Bunun yegâne adresi AKP’nin emek ve emekçi karşıtı politikalarıdır” diye konuştu.

Ülkede Takvimler Günleri Değil, Kaybedilen Hakları Gösteriyor Haber

Ülkede Takvimler Günleri Değil, Kaybedilen Hakları Gösteriyor

Cumhuriyet Halk Partisi Odunpazarı İlçe Başkanlığı ülke gündemlerine yönelik farkındalığı arttırmak amacıyla hazırladığı "Saray Takvimi" çalışmasının üçüncü haftasının basın toplantısını gerçekleştirdi. Hamamyolu Yediler Parkı'nda düzenlenen basın toplantısına Odunpazarı Belediye Başkanı Kazım Kurt, Meclis Üyeleri, İlçe Yöneticileri ile mahalle temsilcileri katılım sağladı. CHP Odunpazarı İlçe Başkanı Rahmi Çınar yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi; "Cumhuriyet Halk Partisi Odunpazarı İlçe Başkanlığı olarak, Ocak ayı boyunca kamuoyuyla paylaştığımız Ocak 2026 Saray Takvimi çalışmasının üçüncü haftasında, üçüncü basın açıklamamızı gerçekleştiriyoruz. Bu çalışma; Türkiye’nin bugün içine sürüklendiği ekonomik çöküşün, sosyal adaletsizliğin ve derinleşen yönetim krizinin, yurttaşın gündelik yaşamında nasıl ağır sonuçlar doğurduğunu açık biçimde ortaya koymak amacıyla hazırlanmıştır. Saray Takvimi, iktidarın kürsülerden anlattığı söylemlerle; halkın mutfağında, cebinde ve yaşamında yaşadığı gerçekler arasındaki derin uçurumu görünür kılmaktadır. Bu takvim; masa başında üretilmiş, gerçeği perdeleyen istatistiklerin değil; boş tencerelerin, dolmayan pazar filesinin, ödenemeyen faturaların ve ertelenen yaşamların kaydıdır. Amacımız; halkın yaşadığı sorunları yumuşatmak ya da örtmek değil, olduğu gibi ve tüm açıklığıyla kamuoyunun önüne koymaktır. Paylaşılan içerikler; asgari ücretlilerin ve emeklilerin, yüksek enflasyon ve hayat pahalılığı karşısında nasıl sistematik biçimde yoksullaştırıldığını açıkça göstermektedir. Açıklanan ücret artışlarının daha yurttaşın cebine girmeden zamlarla geri alınması; bu düzenin bir geçim düzeni değil, kalıcı bir yoksulluk düzeni haline getirildiğini ortaya koymaktadır. Bugün milyonlarca yurttaş için hayat; insanca yaşamak değil, hayatta kalma mücadelesine dönüşmüş durumdadır. Hayat pahalılığı yalnızca ücretleri değil, günlük yaşamın tamamını kuşatmıştır. Elektrikten doğalgaza, gıdadan kiraya, ulaşımdan eğitime kadar her alanda yaşanan kontrolsüz fiyat artışları; yurttaşın alım gücünü bilinçli ve sürekli biçimde eritmektedir. Günlük yaşamın her anında hissedilen zamlar, vergiler ve temel tüketim kalemlerindeki artışlar, yurttaşın alım gücünü sistemli biçimde aşındırmaktadır. Vergi yükü adaletsizce halkın sırtına bindirilirken, borçlanma artık bir tercih değil, zorunluluk haline getirilmiştir. Bu tablo; ekonomik krizin geçici değil, yanlış ve ısrarcı politikalarla kalıcı hale getirildiğini göstermektedir. Bugün öğrenciler için sorun yalnızca gelecek kaygısı değildir; bugünün kendisi başlı başına bir kriz alanına dönüşmüştür. Barınma sorunu çözülemez hale gelmiş, yurtlar yetersiz kalmış, kiralar öğrenciler için erişilemez noktaya ulaşmıştır. Bir öğün yemeğin dahi hesaplandığı, ulaşım giderlerinin eğitimin önüne geçtiği bu tabloda öğrenciler, eğitim hakkını değil yaşam mücadelesini düşünür hale getirilmiştir. Eğitim hakkının bu kadar ağır bir ekonomik yüke dönüşmesi, sosyal devlet anlayışının terk edildiğinin açık göstergesidir. Ekonomik krizin etkileri yalnızca maaşlarda değil, kamusal hizmetlerin niteliğinde de derin biçimde hissedilmektedir. Devlet okullarında artan kaynak yetersizliği, sağlık sisteminde yaşanan randevu krizi, katkı payları ve ek ödemeler; yurttaşı nitelikli eğitime ve sağlığa erişemez hale getirmektedir. Bugün yurttaş, vergisini ödediği halde temel hizmetleri ya alamamakta ya da ek bedellerle satın almak zorunda bırakılmaktadır. Bu durum, krizin cebin ötesine geçerek doğrudan yaşam kalitesini hedef aldığını göstermektedir. Aynı zamanda bu ülkede bilim ve akıl sistemli biçimde dışlanmaktadır. Bilim insanlarının, akademisyenlerin ve uzmanların uyarıları dikkate alınmamakta; kararlar bilimsel verilerle değil, siyasi tercihlerle alınmaktadır. Bilimin yok sayıldığı, liyakatin geri plana itildiği bir yönetim anlayışı; ekonomiden eğitime, sağlıktan çevreye kadar her alanda krizi derinleştirmektedir. Bilimden kopmuş bir ülkenin ilerlemesi mümkün değildir. Saray Takvimi’nde yer alan içerikler, gençlerin geleceğe dair umutlarının nasıl sistematik biçimde törpülendiğini de gözler önüne sermektedir. Eğitimde belirsizlik, artan işsizlik, güvencesiz çalışma ve liyakatin yerini alan kayırmacı uygulamalar; gençleri bu ülkede hayal kuramaz hale getirmiştir. Bugün gençler, emeklerinin karşılığını alabilecekleri bir gelecek için Türkiye yerine başka ülkeleri düşünmek zorunda bırakılmaktadır. Bu düzen yalnızca en yoksulları değil; bir zamanlar ayakta kalabilen, geçinebilen geniş bir kesimi de hızla yoksullaştırmaktadır. Orta sınıf erimekte, sabit gelirli çalışanlar her ay biraz daha geriye düşmektedir. Kredi kartlarıyla dönen bir hayat, ertelenen ihtiyaçlar ve artan borçlar; orta sınıfın sessiz çöküşünü ortaya koymaktadır. Bu tablo, ekonomik krizin istisna değil, toplumun tamamını etkileyen yapısal bir sorun haline geldiğini göstermektedir. Bu ağır tabloya, hukukun siyasallaştırılması ve adalet duygusunun zedelenmesi de eklenmiştir. Düşüncesini dile getiren, demokratik haklarını kullanan, halkın iradesini savunan yol arkadaşlarımız bugün tutuklu bulunmaktadır. Tutuklu gazeteciler, siyasetçiler, akademisyenler ve yerel yöneticiler; bu ülkenin nasıl bir baskı iklimine sürüklendiğinin en somut göstergesidir. Adaletin olmadığı yerde ne güven olur ne de toplumsal huzur sağlanabilir. Halkın sandıkta ortaya koyduğu irade ise kayyum uygulamalarıyla yok sayılmaktadır. Seçilmiş belediye başkanlarının yerine atanan kayyumlar, yalnızca yerel demokrasiyi değil, yurttaşın seçme ve seçilme hakkını da hedef almaktadır. Bu uygulamalar, iktidarın sandıkta kazanamadığını masa başında almaya çalıştığını açıkça göstermektedir. Demokrasiye yapılan bu müdahaleler, yönetim krizini daha da derinleştirmektedir. Bu düzenin en ağır faturası asgari ücretlilere ve emeklilere kesilmiştir. Bugün asgari ücret, bu ülkede bir geçim ücreti değil; sefalet ücreti haline getirilmiştir. Asgari ücretli, ayın ilk haftasında maaşını kaybetmekte; kalan günlerde borçla, eksik gıdayla, ertelenmiş ihtiyaçlarla yaşamaya mahkum edilmektedir. Bu iktidar, çalışanın emeğini korumamış; emeği ucuz, hayatı değersiz görmüştür. Emekliye reva görülen maaş; bir yaşam değil, yavaş yavaş yok oluş dayatmasıdır. Bugün emeklilerimiz kira mı ödesin, fatura mı yatırsın, ilaç mı alsın diye düşünmek zorunda bırakılmaktadır.Bu tablo bir kader değil yanlış ve adaletsiz bir yönetim anlayışının sonucudur. Çiftçinin, esnafın ve küçük üreticinin yaşadığı derin çıkmaz ise artık inkâr edilemez boyutlara ulaşmıştır. Artan girdi maliyetleri, yetersiz destekler ve plansız tarım ve ekonomi politikaları nedeniyle üretmek her geçen gün daha da zorlaşmaktadır. Üretenin ayakta kalamadığı bir ekonomik düzen; yalnızca üreticiyi değil, toplumun tamamını yoksullaştırmaktadır. Tüm bu tabloya rağmen; israfın, şatafatın ve ayrıcalıkların hâkim olduğu bir yönetim anlayışı sürdürülmektedir. Halktan sürekli fedakârlık bekleyen bir anlayışın, kendi harcamalarından ve yaşam tarzından vazgeçmemesi; yaşanan adaletsizliği daha da görünür kılmaktadır. Bu durum, iktidarın halkın gerçek gündeminden bilinçli biçimde uzaklaştığını açıkça göstermektedir. Ocak 2026 Saray Takvimi’nin üçüncü haftasında paylaşılan içerikler; tekil sorunları değil, bütünlüklü bir yoksullaşma düzenini, derinleşen adaletsizliği ve ciddi bir demokrasi ve yönetim krizini anlatmaktadır. Bunlar; istatistiklerle gizlenemeyecek, yurttaşın sofrasında, cebinde, özgürlüğünde ve geleceğinde doğrudan hissedilen gerçeklerdir. Cumhuriyet Halk Partisi olarak bizler; halkın iradesini yok sayan, bilimi dışlayan, bu anlayışa karşı susmayacağız. Gerçeği söylemeye, yurttaşın sesi olmaya ve bu düzeni değiştirmek için örgütlü, kararlı ve cesur bir mücadeleyi büyütmeye devam edeceğiz. Bu ülkenin kaynaklarının, bir avuç ayrıcalıklı kesim için değil, 85 milyon yurttaş için adil, şeffaf ve halktan yana kullanıldığı bir Türkiye mümkündür. Ocak 2026 Saray Takvimi çalışmamız; toplumsal hafızayı diri tutmak, yaşanan adaletsizlikleri kayıt altına almak ve değişimin zorunluluğunu, bir kez daha hatırlatmak amacıyla hazırlanmıştır. Mücadelemiz emeğin adaletin ve insanca yaşamın egemen olduğu bir Türkiye kurulana kadar sürecektir. Sonuç olarak ülkemiz; halkın gerçek ihtiyaçlarından uzak, sarayın ayrıcalıklarını önceleyen bir anlayışla yönetilmektedir. Cumhuriyet Halk Partisi Odunpazarı ilçe Başkanlığı olarak emeği yok sayan yoksulluğu kalıcı hale getiren bu düzene karşı mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz.Sarayın gündemi değil halkın gündemi değişene kadar susmayacağız. Bugün bu ülkede takvimler günleri değil, kaybedilen hakları göstermektedir. Ancak Cumhuriyet Halk Partisi olarak biliyoruz ki; umut bu ülkenin sokaklarındadır, mahallelerindedir, meydanlarındadır. Umut halktadır, umut bizdedir. Bu düzen değişecektir. Çünkü artık sıra halktadır, sıra bizdedir. Verdiğimiz mesaj nettir, Sarayın takvimi dolmuştur. Sıradaki takvim, Cumhuriyet Halk Partisi önderliğinde Halkın iktidarıdır. Odunpazarı İlçe Başkanlığı adına hepinize saygılar sunuyorum."

Ekonomik Kriz Vatandaşın Ruh Sağlığını da Çökertti Haber

Ekonomik Kriz Vatandaşın Ruh Sağlığını da Çökertti

CHP Genel Başkan Yardımcısı Burhanettin Bulut, AKP iktidarının ekonomi politikalarının toplum sağlığını çökerttiğini gösteren çarpıcı antidepresan verilerini kamuoyuyla paylaştı. Bulut, Türkiye’nin adım adım bir “ruh sağlığı krizi”ne sürüklendiğini belirterek, son 10 yılda antidepresan kullanımının yüzde 58,5 oranında arttığını vurguladı. 1 YILDA ANTİDEPRESAN KULLANIMI YAKLAŞIK 6 MİLYON KUTU ARTTI CHP’li Bulut’un paylaştığı verilere göre, 2016 yılında 45 milyon 132 bin 854 kutu olan antidepresan kullanımı, geçtiğimiz yıl 71 milyon 527 bin 690 kutuya yükseldi. Sadece son bir yılda vatandaşın 5 milyon 936 bin 438 kutu daha fazla antidepresan kullanmak zorunda kaldığını belirten Bulut, “Bu artış tesadüf değil, bu artış kötü ülke yönetiminin, yoksulluğun ve umutsuzluğun sonucudur” dedi. “İKTİDAR VATANDAŞI ANTİDEPRESANLA AYAKTA TUTMAYA ÇALIŞIYOR” Ekonomik krizin artık sadece cüzdanları değil, insanların ruh sağlığını da çökerttiğini söyleyen Bulut, “İşsizlik, geçim derdi, borç batağı ve yarın kaygısı vatandaşın psikolojisini yerle bir etti. İktidar sorunları çözmek yerine, toplumu antidepresanlarla ayakta tutmaya çalışıyor. Antidepresan kullanımı halk sağlığı açısından endişe verici noktalarda” ifadelerini kullandı. 2025 yılında antidepresan kullanımının bir önceki yıla göre yüzde 9 arttığına dikkat çeken Bulut, 2024 yılında antidepresanlara 5 milyar 35 milyon lira ödeyen kamunun, 2025 yılında bu rakamı 6 milyar 480 milyon liraya çıkardığını kaydetti. “20 BİN LİRA EMEKLİ MAAŞIYLA RUH SAĞLIĞI MI KALIR?” Mevcut gelir düzeylerinin toplumun gerçekleriyle bağının koptuğunu ifade eden Bulut, “Bugün en düşük emekli maaşı 20 bin TL, asgari ücret 28 bin 75 TL. Bu parayla kira mı ödensin, mutfak mı dolsun, fatura mı kapatılsın? İnsanlar ay sonunu değil, yarını düşünmekten uyuyamaz hale geldi” dedi. Antidepresan kullanımındaki patlamanın sosyal bir alarm olduğunun altını çizen Bulut, “Çarşı, pazar ateş pahası; diğer yandan kira, faturalar ve mutfak masrafları el yakıyor. Ruh sağlığı çökmüş bir toplum yaratırsanız, bunu ne pembe tablolarla ne de istatistik oyunlarıyla gizleyebilirsiniz. Bu ülke yoksullukla, adaletsizlikle, liyakatsizlikle yönetiliyor. Sonuç da milyonlarca kutu antidepresan oluyor” ifadelerini kullandı. “BU TABLO İKTİDARIN ESERİDİR” Bulut, “Antidepresan kullanımındaki bu dramatik artış, AKP’nin yıllardır uyguladığı ekonomi ve sosyal politikalarının açık ve net bir sonucudur. Yoksulluğu yöneten, krizi kalıcı hale getiren, milyonları güvencesizliğe mahkûm eden bir anlayış bugün toplumun ruh sağlığını çökertmiştir. Vatandaş daha fazla ilaçla değil; adaletle, güvenle, emeğinin karşılığını aldığı insanca yaşam koşullarıyla iyileşir. Bugün insanlar geçinemediği için, yarınını göremediği için, hakkını arayamadığı için antidepresan kullanmak zorunda bırakılıyor. En düşük emekli maaşıyla hayatta kalmaya çalışanlar, asgari ücretle ay sonunu getiremeyenler, borçla yaşayan gençler bu düzenin bedelini ruh sağlığıyla ödüyor. İktidar ise bu çöküşü seyretmekle kalmıyor, istatistiklerle örtbas etmeye çalışıyor. Türkiye’yi antidepresan bağımlısı haline getirenler bu tablonun sorumluluğundan kaçamaz. Bu ülkenin insanlarını umutsuzluğa, kaygıya ve çaresizliğe mahkûm edenler, yaşanan ruhsal çöküşün de siyasi sorumlusudur” dedi.

Hükümet Türk Gençlerini Açlığa Mahkum Etmektedir! Haber

Hükümet Türk Gençlerini Açlığa Mahkum Etmektedir!

İYİ Parti Eskişehir İl Başkanı Serdar Ulucan İl Binasında düzenlediği basın toplantısında sığınmacı sorunu ve işsizlik ile ilgili açıklamalarda bulundu.  İl Başkanı Ulucan düzenlediği basın toplantısında şu ifadelere yer verdi; "Ülkenin en önemli sorunlarından birisi memleketi alenen işgal eden sığınmacılarsa, bir diğeri de işsizliktir. Daha geçtiğimiz hafta konuyla ilgili bir basın açıklaması düzenleyip, hükümeti gayrı milli politikalarından vazgeçmeye çağırmış, sığınmacıların derhal geldikleri gibi gönderilmelerini istemiştik. Belli ki milliyetçi olan her söz, AKP iktidarının ve küçük ortaklarının bir kulağından girip, öbür kulağından çıkıyor. Yaptığımız basın açıklamasının mürekkebi bile kurumadan AKP hükümeti, gaflet ve dalalet sınırlarını zorlayan akıl almaz bir karar daha aldı. Hükümetin Resmi Gazete'de yayımladığı yeni yönetmelikle, Türkiye'ye gelen sığınmacıların çalışma izni muafiyeti 6 aydan 3 yıla kadar uzatıldı. Mevzubahis kararın zaten işsizlik cenderesinde sıkılan Türk çocuklarının, kalan son iş bulma umutlarını da suya düşürdüğü açıktır. Bu karar açıkça göstermektedir ki AKP iktidarı Emperyalist – Siyonist kesimlerin Türkiye’yi Türksüzleştirme politikasına hız kesmeden devam etmek niyetindedir. Bu karar açıkça göstermektedir ki AKP iktidarı sığınmacıları Türkiye’ye yerleştirmek, Türkleri ise memleketten uzaklaştırmak niyetindedir. Yapılması gereken sığınmacıların çalışma izinlerini derhal kaldırmaktır. Hükümet çalışma izinlerini kaldırmayı geçtik, daha da uzatarak, Türk gençlerini açlığa mahkum etmektedir. Türkiyede AKP’nin izni ve onayıyla çalışan her bir sığınmacı, namusuyla ve alın teriyle geçinmeye çalışan bir Türk ailesinin ocağını söndürmektedir. Gaflet ve dalalet sınırlarını zorlayan bir diğer adım da yeni bir açılım sürecinin Türk Milleti’ne dayatılmaya çalışılmasıdır. AKP Genel Başkanı’nın yeniden Cumhurbaşkanlığının önünü açmak için yeni anayasa girişimlerine girenlerin, daha dün kapatılsın dedikleri DEM Partisi’nin önünde esas duruşa geçtiklerini şaşkınlık ve ibretle takip ediyoruz. Hele bir de teröristlere, bebek katillerine seslenerek terörün bitirilmesi için çağrılarda bulunmak tarihe geçecek bir utanç vesilesidir. Milletimiz açlık ve sefaletin pençesinde kıvranmaktadır. Hemen her gün vergi ve harç adı altında Türk Milleti’ne haraçlar salınmakta, tüyü bitmemiş yetimin hakkı, AK zenginlere peşkeş çekilmektedir. Meclis kürsüsünden bebek katili bölücü başına seslenenler şunu unutmasınlar; kirli pazarlıklarla belki şahsi ikballerini kurtarabilirler. Belki sıcak koltuklarını koruyabilirler. Ancak terörist örgütlerle, uyuşturucu kaçakçılarıyla kirli pazarlıklar yapılarak terör bitirilemez. Bilakis teröristbaşıyla muhatap olmak demek, terör örgütlerini meşrulaştırmak yolunda atılmış bir adımdır. Bütün bunlar ortadayken “Yeni Anayasa” maskesi altına gizlenip, şahsi menfaatleriyle emperyalistlerin, uyuşturucu çetelerinin, terör örgütlerinin kirli emellerini tevhit edenler şunu unutmasınlar: Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne kasteden, ihanet sürecine zemin döşeyen dede korkut hikayelerini okuyanlar bilirler,ne kadar “Tepegöz” varsa hepsini yerle yeksan edeceğiz! Türk milletinin şanlı tarihini hiçe sayıp kendince rüya görüp hayal kuranları o rüyalarında yok edeceğiz…  Bunun da böyle bilinmesini isterim. Sözlerimi nihayetlendirirken, Türk Milleti’nin yegane umudu olan İYİ Partimizin yolbaşçısı ve Genel Başkanımız Sayın Müsavat Dervişoğlu’nun şu sözlerini tekrarlamak istiyorum: Terör örgütünü devlet tasfiye eder. Terörün bittiğini de devlet ilan eden Teröristbaşından hüküm bekleyene devlet değil, gaflet ve dalalet denir!"

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.