SON DAKİKA
Hava Durumu

#İktidar

Porsuk Haber Ajansı - İktidar haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, İktidar haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

CHP’li Taşcıer: "Çocukları Korumayan İktidar, Fason Üretimi Koruyor" Haber

CHP’li Taşcıer: "Çocukları Korumayan İktidar, Fason Üretimi Koruyor"

Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi Çalışma ve Sosyal Güvenlik Politika Kurulu Başkanı Gamze Taşcıer, Kocaeli’nin Dilovası ilçesinde çocuk işçilerin yaşamını yitirdiği yangın faciasının ardından gündeme gelen hususi damgalı (yeşil) pasaport iddialarına ilişkin Ticaret Bakanlığı’nın soru önergesine verdiği yanıtı eleştirdi. Taşcıer, “Çocukları korumayan iktidar, fason üretimi koruyor” dedi. Taşcıer, yangın sonrası kamuoyuna yansıyan yeşil pasaport iddialarını soru önergesiyle Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine taşıdıklarını belirterek, hangi firmalar üzerinden işlem yapıldığını, hangi ihracat faaliyetlerinin gerekçe gösterildiğini, hangi resmi kayıtlara dayanıldığını, denetim süreçlerinin nasıl işletildiğini ve son üç yıldaki ihracat tutarlarını Ticaret Bakanı Ömer Bolat’a sorduklarını ifade etti. “SORULAR YANITSIZ BIRAKILDI” Ticaret Bakanlığı’nın yanıtında somut sorulara cevap verilmediğini savunan Taşcıer, Bakanlığın yalnızca işlemlerin 5682 sayılı Pasaport Kanunu ve 2017/9962 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı çerçevesinde yürütüldüğünü belirtmekle yetindiğini aktardı. Taşcıer, “Biz mevzuatın varlığını değil, uygulamanın nasıl gerçekleştirildiğini sorduk. Hangi şirketin hangi ihracat performansına dayanarak bu ayrıcalıktan yararlandırıldığına, hangi kamu görevlilerinin hangi değerlendirmeyi yaptığına ve denetim mekanizmasının somut olarak nasıl işletildiğine dair tek bir açıklama yapılmadı. Verilen cevap kamu vicdanını rahatlatmamıştır” değerlendirmesinde bulundu. Taşcıer, Bakan Bolat imzalı yanıtın içerik bakımından yetersiz olduğu kadar, siyasi sorumluluk açısından da sorunlu olduğunu belirterek, “Bir bakanın imzasını taşıyan cevap, şekli bir mevzuat hatırlatmasının ötesine geçmelidir. Kamuoyunda tartışılan iddialar somutken, cevap metninin soyut ve genel ifadelerle sınırlı kalması devlet ciddiyetiyle bağdaşmamaktadır” ifadelerini kullandı. İddianame kapsamındaki mali veriler incelendiğinde söz konusu şirketlerin bazı yıllarda son derece sınırlı kârlılık rakamlarına sahip olduklarının görüldüğünü belirten Taşcıer, “Bu tablo karşısında hususi damgalı pasaport verilmesinin gerçek ve ölçülebilir ihracat performansıyla bağlantısı ciddi biçimde tartışmaya açıktır. Sayın Bolat’ın bu bağlantıyı somut verilerle ortaya koyması gerekirken, soruların esası yanıtsız bırakılmıştır” dedi. “SORUN YALNIZCA EKSİK DENETİM DEĞİL, CEZASIZLIK KÜLTÜRÜ” Taşcıer, hususi damgalı pasaportun istisnai bir kamu imkânı olduğunu vurgulayarak, bu imkânın kamu adına ölçülebilir katkı karşılığında verilmesi gerektiğini kaydetti. Çocuk işçi çalıştırıldığı, kayıt dışı istihdam bulunduğu ve üretim güvenliğinin sağlanmadığı bir işletmede bu ölçütlerin nasıl uygulandığının açıklanması gerektiğini ifade etti. Fason üretim zinciri, taşeronlaştırma ve muvazaalı işverenlik uygulamalarının çocuk emeği ve kaçak işçiliğin temel mekanizmasını oluşturduğunu savunan Taşcıer, “Maliyet baskısı denetimsizlikle birleştiğinde sonuç ölüm olmaktadır. Dilovası’nda yaşananlar bu yapısal sorunun bir sonucudur” dedi. Taşcıer açıklamasında, sorunun yalnızca eksik denetim olmadığını belirterek, “Asıl sorun cezasızlık kültürünün kurumsallaşmış olmasıdır. Üretim zincirinin üst basamaklarında yer alan aktörler görünmez kılınıyorsa ve siyasal-bürokratik bağlantı iddiaları ciddiyetle araştırılmıyorsa bu durum hukuki olduğu kadar siyasal bir tercihi de gösterir. Bakanlık makamının bu iddialar karşısında daha yüksek bir şeffaflık standardı ortaya koyması beklenir” ifadelerini kullandı. “İDDİANAME GERÇEK SORUMLULUK ZİNCİRİNİ ORTAYA KOYMUYOR” Gebze Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianamede iskansız bir binada, üretim güvenliği bulunmayan ortamda sigortasız çocuk, kadın ve göçmen işçilerin kaçak biçimde çalıştırıldığının ortaya konulduğunu belirten Taşcıer, mağdur ailelerinin avukatlarının muvazaalı işverenlik, alt-üst işveren ilişkisi ve üretim zinciri sorumluluğu yönünden soruşturmanın genişletilmesini talep ettiğini aktardı. Kamuoyunda şirket sahiplerinin geçmiş dönemlerde güçlü siyasal ve bürokratik bağlantılar kurmuş olabileceğine dair iddiaların gündeme geldiğini ifade eden Taşcıer, bu iddiaların kesinleşmiş yargılar olmadığını ancak varlıklarının dahi sürecin şeffaf biçimde aydınlatılmasını zorunlu kıldığını söyledi. Yeni iddianamenin gerçek sorumluluk zincirini ortaya çıkarma iradesi bakımından soru işaretleri barındırdığını savundu. Taşcıer, “Mesele basit bir pasaport işlemi değildir. Mesele emeğin korunup korunmadığına, iktidarın kimi denetlediğine ve kimi görmezden geldiğine ilişkin temel bir sorundur” dedi. Açıklamasının sonunda dosyanın takipçisi olacaklarını belirten Taşcıer, Ticaret Bakanı Bolat’ın genel mevzuat atıfları yerine somut veri, somut denetim raporu ve somut idari değerlendirmeleri kamuoyuyla paylaşması gerektiğini vurguladı. Taşcıer, Bakanlık somut ve net yanıtlar verene kadar aynı soruları sormaya devam edeceklerini kaydetti.

Mutfaktaki Yangın Aileyi Ayakta Bırakmıyor! Haber

Mutfaktaki Yangın Aileyi Ayakta Bırakmıyor!

CHP Ankara Milletvekili Semra Dinçer, TÜİK’in 2025 evlenme ve boşanma verilerini değerlendirerek, “Ülkede insanlar artık sadece geçinmekte zorlanmıyor; aile kurmak ve aileyi ayakta tutmak da giderek ağır bir yük haline geliyor. Evlilikler azalıyor, boşanma sayıları artıyor. Bu tabloyu görmezden gelmek mümkün değil.” ifadelerini kullandı. Toplumsal Tercih Değil, Geçim Sıkıntısı 2024’te 569 bin 983 olan evlenen çift sayısının 2025’te 552 bin 237’ye gerilediğini söyleyen Dinçer: “Bu düşüşün arkasında ekonomik koşullar belirleyici niteliktedir. Gençler düğün masrafını, ev kurma maliyetini, kirayı, temel ihtiyaçları karşılayamaz hale geldi. Bir ev kurmanın maliyeti ortadadır. Kira, eşya, düğün, takı… Gençler ‘nasıl altından kalkacağız’ diye düşünüyor. Bu yüzden evlilikler azalıyor. İktidar yıllardır pembe tablolar çiziyor ama gerçekte hayat bambaşka.” dedi. Mutfaktaki Yangın Ailelerin Huzurunu Kaçırıyor Boşanma istatistiklerine de dikkat çeken Dinçer: 2024 yılında 188 bin 963 olan boşanan çift sayısı 2025’te 193 bin 793’e kadar yükseldi. Yani bugün her 3 evlilikten 1’i sonlanıyor. Bu, ‘aile değerleri’ nutuklarıyla çözülecek bir mesele değil; bu, doğrudan ekmek kavgası meselesidir. Evlilik sayısı azalırken boşanmanın artması tesadüf değildir. Mutfaktaki yangın büyüdükçe evin içindeki huzur da kaçıyor. Bu şartlarda aile içi tartışmalar, stres, çaresizlik artıyor; sonuçta en çok da yuvalar yıkılıyor. Bu tablo, mevcut iktidarın sosyo-ekonomik politikalarının toplumun en küçük birimi olan aileyi doğrudan sarstığını bizlere gösteriyor.” dedi. 3 Çocuk Hayal AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 3 çocuk çağrısını hatırlatan Dinçer şunları söyledi: “Gençler gerçekliklerin farkında. Her geçen yıl evlilik yaşı giderek artıyor. 2025 yılı verilerine göre ortalama ilk evlenme yaşı erkeklerde 28,5’e, kadınlarda 26,0’a kadar çıkmış durumdadır. Evliliğin gecikmesi çocuk sayısını da etkilemektedir. Ortalama ilk evlenme yaşı her geçen yıl yükselmektedir. Çünkü gençler önce iş bulmaya, borç kapatmaya, ev tutmaya çalışıyor. Evlilik gecikince çocuk planı da gecikiyor, çocuk sayısı da düşüyor. Türkiye’de çocuk yapma hızı giderek azalıyor; bunun nedeni keyfiyet veya gençlerin istememesi değil, geçinememesidir.”

Mazota Her Zam Cepteki Parayı Eritiyor Haber

Mazota Her Zam Cepteki Parayı Eritiyor

CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, 1 Ocak’tan bu yana motorine yapılan %10,8 oranındaki zammın yalnızca tarım kesimini ve nakliyecileri değil, doğrudan tüketiciyi de olumsuz etkileyeceğini belirtti. Gürer, akaryakıt artışlarının iğneden ipliğe tüm ürün ve hizmetlere zam olarak yansıyacağını ve bedelini yine vatandaşın ödeyeceğini ifade etti. Gürer, emekli, asgari ücretli, çiftçi, esnaf, sabit gelirli, işçi ve memur olmak üzere toplumun tüm kesimlerinin akaryakıt zamlarından olumsuz etkileneceğini vurgulayarak, “Enflasyon oranının altında yapılan ücret artışları, daha yılın ikinci ayında gelen zamlarla vatandaşın cebinden geri alınmıştır” dedi. Tarım ve nakliyenin akaryakıttan etkilenmesinin başta gıda olmak üzere her kesime olumsuz yansıyacağını söyleyen Ömer Fethi Gürer, “Bir TIR deposunda 3.540 TL, bir traktör deposunda 708 TL ek maliyet oluştuğuna dikkat çekti. Gürer, “100 dönüm tarlasını süren çiftçinin 32 litrelik mazotu daha yola çıkmadan buhar oldu. Bu, AKP iktidarının eseridir!” dedi. Tarım, lojistik ve ulaşım sektörlerindeki fahiş maliyet artışlarını kalem kalem anlatan CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, akaryakıt fiyatlarının ulaştığı "60 lira" eşiğinin Türkiye ekonomisinde yeni sorunlara yol açtığını örneklerle açıkladı. Gürer, sadece 55 günde yaşanan bu artışın, tarladaki çiftçiden otobüs bekleyen emekliye kadar herkesi nasıl etkilediğini örneklerle ortaya koydu. ÇİFTÇİNİN 100 DÖNÜMDEKİ "ZAM KAYBI" CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, çiftçinin en temel üretim aşaması olan tarla sürümündeki maliyet artışına dikkat çekti. Gürer, “Bir çiftçimiz 100 dönüm tarlasını sürmek için ortalama 300 litre mazot yakıyor. 1 Ocak’ta bu mazota 16.275 TL ödeyen çiftçi, bugün 18.045 TL ödemek zorunda kalıyor. Daha tohumu toprakla buluşturmadan, sadece 100 dönümde 1.770 TL fazladan ödeme yapıldı. Oysa bu 1.770 TL ile Ocak ayında 32 litre daha mazot alınabiliyordu. Şimdi o 32 litre adeta buhar oldu, uçtu” dedi. Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi’nin başladığı dönemde mazotun litre fiyatının 5,32 TL olduğunu hatırlatan Gürer, bugün litre fiyatının 61 liraya ulaştığını belirtti. Gürer, “Çiftçinin alın teri mazot hortumuyla çekiliyor. Bölgelere göre fiyatlar değişse de artış hep olumsuz yönde. İktidar seçimden seçime bulunan petrol keşifleriyle övünürken, her keşfin ardından akaryakıta zam gelmesi de ayrıca düşündürücüdür” ifadelerini kullandı. ZAM İLE TIRCI DEPODA 3 BİN 500 TL KAYBETTİ CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, TIR ve nakliyecilik sektöründe yaşanan maliyet artışlarına dikkat çekti. Gürer, işsizlik ve artan işletme giderleriyle ayakta kalmaya çalışan nakliyecilerin, yılbaşından bu yana mazota yapılan peş peşe zamlarla daha da zor durumda kaldığını belirtti. Gürer, “TIR, otomobil, traktör ve kamyonların depo maliyetleri ciddi şekilde arttı. 600 litrelik bir TIR deposu Ocak ayında 32.550 TL’ye dolarken, bugün 36.090 TL’ye doluyor. Tek depoda oluşan 3.540 TL’lik fark; taşınan her bir koli sütün, her bir çuval unun fiyatına zam olarak yansıyor. Nakliyeci kontağı çevirse zarar ediyor, çevirmese aç kalıyor” dedi. Gürer ayrıca, “İstanbul’dan Ankara’ya 441 kilometrelik yolda bir TIR, yalnızca yakıt için iki ay öncesine göre yaklaşık 1.000 TL daha fazla harcıyor. Bu gider artışı, tüketicinin markette ödediği gıda başta olmak üzere tüm ürün fiyatlarına yansıyacaktır” ifadelerini kullandı. EMEKLİ ASGARİ ÜCRETLİ ŞEHİR DEĞİŞTİREMEZ OLDU CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, "480 litrelik bir otobüs deposu bugün 28.872 TL'ye doluyor. Ocak ayına göre fark tam 2.832 TL! Emekli, öğrenci, asgari ücretli Ankara'dan İstanbul'a gitmesi dahi gelire göre lüks oldu,” ifadelerini kullandı. MAZOT DEPREMİ Gürer, yaşanan artışın büyüklüğünü örneklerle kıyasladı: "Ocak ayında bir otomobil deposunu (55L) doldurduğunuz parayla, bugün deponun ancak 50 litresini doldurabiliyorsunuz. 5 litre mazotunuz daha yola çıkmadan zamlar ile uçtu. 120 litrelik traktör deposu 1 Ocak'ta 6.510 TL'ydi, şimdi 7.218 TL. İki ayda oluşan 708 TL'lik fark ile ocak ayında çiftçi sürekli fiyatı artan gübreden bir çuval alabiliyordu. Şimdi o gübre buhar oldu!" dedi. ZAM ZİNCİRİ HALKI BOĞUYOR! CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, iktidarın enflasyon politikalarını eleştirerek şunları söyledi: “AKP iktidarı ‘enflasyonla mücadele ediyoruz’ diyor ancak enflasyonun ana damarı olan akaryakıta yılbaşından bu yana zam yapıyor ve mazotun litre fiyatını 61 liranın üzerine çıkarıyor. Mazota zam geldiğinde çiftçi çöker, nakliyeci ve tırcı zor durumda kalır. Yediğimiz, içtiğimiz tüm gıda ürünlerinin fiyatı artar. Sanayicinin gideri yükselir, ulaşıma zam gelir. Otobüs bilet fiyatlarının artması, öğrencinin bayramda ailesinin yanına gitmesini bile zorlaştırır. Markette et fiyatı sıçrar, ekmek fiyatı yükselir. Bu bir zincirdir ve o zincir bugün halkın boğazına dolanmıştır.”

ADD Eskişehir Şube Başkanı Avci: "Gün Atatürk'te Birleşme Zamanıdır" Haber

ADD Eskişehir Şube Başkanı Avci: "Gün Atatürk'te Birleşme Zamanıdır"

Atatürkçü Düşünce Derneği Eskişehir Şube Başkanı Mehmet Avci, son günlerde yaşanan siyasal gelişmelerle ilgili olarak yazılı bir açıklama yaptı. ADD Eskişehir Şube Başkanı Avci yaptığı yazılı açıklamada şu ifadelere yer verdi; "Ülkede yaşanan siyasal gelişmeler, bu düzenin artık kendini inkâr edecek noktaya geldiğini açıkça göstermektedir. İlkesizlik sıradanlaşmış, parti değiştirmek erdem gibi sunulmuş, siyaset kişisel kariyerlerin ve geçici çıkarların omurgasız aracı hâline getirilmiştir. Dün söylenenler bugün yok sayılmakta, toplumun ortak vicdanı sistemli biçimde görmezden gelinmektedir. Halkın en temel hassasiyetleri yok sayılmaktadır. Emekçinin alın teri, gencin geleceği, kadının yaşam hakkı, yurttaşın onuru; iktidar hesaplarının gölgesinde bırakılmaktadır. Çünkü bu anlayışta siyaset, halka hizmet değil; iktidarı her ne pahasına olursa olsun elde tutma pratiğidir. İşte bu karanlık tabloda artık şunu yüksek sesle söylemek bir tercih değil, bir tarihsel sorumluluktur: Bu yangını söndürecek tek güç Kemalizm’dir. Kemalizm; teslimiyete karşı bağımsızlıktır, tarikatlaşmaya karşı laikliktir, keyfiliğe karşı hukuktur, cehalete karşı bilimdir. Kemalizm; siyaseti ahlaki bir zemine oturtan, devleti kişisel hırsların değil halkın hizmetine veren tek tutarlı yol haritasıdır. Bugün savrulan siyasetin, çöken kurumların, dağılan toplumsal güvenin karşısında dimdik duran yegâne ilkedir. Ve artık bekleme lüksümüz yoktur. Umut bir yerlerden gelmeyecek. Umut bir kurtarıcıda değil. Umut biziz. Cumhuriyetin kurucu değerlerine sahip çıkanlar, laikliği yaşam biçimi olarak savunanlar, bağımsızlığı vazgeçilmez görenler, aklı ve bilimi pusula edinenler… Bu ülkenin gerçek gücü bizleriz. Kemalizm’i bir geçmiş anlatısı değil, bugünün ve yarının mücadele programı olarak görenleriz. Şimdi çağrımız açıktır: Susmayacağız. Alışmayacağız. Boyun eğmeyeceğiz. Cumhuriyeti geriletenlere karşı, siyaseti ilkesizliğe mahkûm edenlere karşı, toplumu ayrıştıranlara karşı yan yana duracağız. Çünkü bu ülke, karanlıktan ancak örgütlü bir Kemalist iradeyle çıkabilir. Bu yangını birlikte söndüreceğiz. Çünkü biz varız. Çünkü umut biziz. Çünkü Kemalizm, bizlerin ortak iradesidir. Mustafa Kemal Atatürk’ün ışığında Yeniden Atatürk Cumhuriyetini kuracağız. Gün Atatürk'te Birleşme Zamanıdır. Yüce Türk Milletine saygılarımızla."

Kayıt Dışı Borçlanma Büyür, Sosyal Çöküş Derinleşir Haber

Kayıt Dışı Borçlanma Büyür, Sosyal Çöküş Derinleşir

İktidarın kredi kartı limitlerini azaltmaya yönelik aldığı kararı eleştiren CHP Manisa Milletvekili Bekir Başevirgen, “İktidar, borcu borçla çeviren vatandaşlarımızı risk olarak görüyor. Risk olan yurttaş değil; yoksulluğu yöneten, geliri artırmak yerine harcama hakkını kısan iktidar ve politikalarıdır. Vatandaşlar sağlık gibi zaruri durumlar için bu kart limitlerine ihtiyaç duyuyor, bir güvence olarak görüyor. Bu karar, borcu azaltmaz, aksine borcu daha pahalı, daha güvencesiz alanlara iter. İcra dosyaları daha da kabarır, kayıt dışı borçlanma büyür, sosyal çöküş derinleşir. Bu karardan derhal dönülmelidir” dedi. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun (BDDK) toplam kredi kartı limiti 400 bin TL’nin üzerinde olan ve kullanılmayan limiti bulunan kart sahiplerine yönelik “limit azaltımı” kararını eleştiren CHP Manisa Milletvekili Bekir Başevirgen, konuya ilişkin bir açıklama yaptı. “BATIK BİREYSEL KREDİ VE KREDİ KARTI BORÇLARI 359 MİLYAR LİRAYI BULDU” Vatandaşların, bankalar ve finans kuruluşlarına olan bireysel kredi ve kredi kartı borçlarını hatırlatan Başevirgen, “Borçlar 16 - 23 Ocak haftasında 66,5 milyar lira artarak 5 trilyon 973 milyar liraya kadar yükseldi. Söz konusu haftada 29,2 milyar lira artan bireysel kredi borçları 3 trilyon 93 milyar liraya yükseldi. Kredi kartı borç bakiyesi ise 37,3 milyar lira artarak 2 trilyon 880 milyar liraya çıktı” dedi. İcra takibine alınan bireysel kredi ve kredi kartı alacaklarının ise bir haftada 2,8 milyar lira daha artarak 23 Ocak itibariyle 257,6 milyar liraya çıktığına dikkat çeken Başevirgen, “Varlık yönetim şirketlerinin kontrolündeki borçların tümümün de bankalar tarafından satılan batık krediler olduğu dikkate alındığında sistemdeki batık bireysel kredi ve kredi kartı borçları 359 milyar lirayı buldu” diye konuştu. “BU KARAR, BORCU AZALTMAZ, AKSİNE BORCU DAHA PAHALI, DAHA GÜVENCESİZ ALANLARA İTER” TÜİK’in enflasyon rakamlarına göre 1 şubatta ceplere giren asgari ücretin bin 358, emekli maaşının 970 lirasının daha ilk günden eridiğini de belirten Başevirgen, “Dar gelirlinin geliri giderini karşılamaya yetmiyor. Milyonlarca insan borcunu borçla çevirerek ayakta kalmaya çalışıyor. Milyonlarca vatandaşın artık yaşayabilmek için en büyük güvencesi kredi ve kredi kartları oldu. Durum böyleyken kredi kartlarında limitlerin düşürülmesi, krizin faturasının bir kez daha iktidar tarafından dar gelirliye kesildiğini açıkça gösteriyor” dedi. Borcu borçla çeviren vatandaşlarımızın iktidar tarafından “risk” olarak görüldüğünü ifade eden Başevirgen, “Bu yaklaşım, gerçeği inkâr ediyor. Risk olan yurttaş değil; yoksulluğu yöneten, geliri artırmak yerine harcama hakkını kısan iktidar ve politikalarıdır. Vatandaşlar sağlık gibi zaruri durumlar için bu kart limitlerine ihtiyaç duyuyor, bir güvence olarak görüyor. Bu karar, borcu azaltmaz, aksine borcu daha pahalı, daha güvencesiz alanlara iter. İcra dosyaları daha da kabarır, kayıt dışı borçlanma büyür, sosyal çöküş derinleşir. Bu karardan derhal dönülmelidir” açıklamasını yaptı.

Eskişehir İçin Müjde Çok, Yatırım Yok! Haber

Eskişehir İçin Müjde Çok, Yatırım Yok!

CHP Eskişehir Milletvekili İbrahim Arslan, 2026 yılı Kamu Yatırım Programı’nı inceleyerek Eskişehir’e dair verilen sözlerin havada kaldığını ifade etti. Arslan; Sakaryabaşı Su Projesi ve Hasan Polatkan Havalimanı vaatlerinin birer “algı operasyonu”ndan ibaret olduğunu savundu. ​Eskişehir’in kronikleşen yatırım sorunlarını gündeme taşıyan Milletvekili İbrahim Arslan, iktidar temsilcileri tarafından geçmişte büyük müjdelerle duyurulan projelerin resmi programlarda yer almadığını belgeleriyle ortaya koydu. ​“Sakaryabaşı Projesi Yatırım Programında Yok” ​Özellikle şehrin su ihtiyacı için hayati önem taşıdığı belirtilen Sakaryabaşı Su Projesi’ne değinen Arslan, projenin akıbetine dair sert eleştirilerde bulundu. Geçmişte atılan "Sakaryabaşı'ndan Eskişehir'e su geliyor" manşetlerini hatırlatan Arslan, "Gerçek şu ki; Sakaryabaşı su projesi 2026 Kamu Yatırım Programı’nda bile yer almıyor. Yıllardır bol söz ve fotoğraf paylaşıldı ancak Eskişehir halkına verilen bu söz tutulmadı," ifadelerini kullandı. ​“Hasan Polatkan Havalimanı’nda Tek Bir Adım Yok” ​Bir diğer önemli vaat olan Hasan Polatkan Havalimanı’nın "uçuş üssü" yapılacağı yönündeki açıklamaları da eleştiren Arslan, havalimanında hâlâ tek bir somut adımın atılmadığını vurguladı. Arslan, iktidarın Eskişehir stratejisini "bol vaat, az icraat" olarak nitelendirerek şunları söyledi: ​"Yıllardır aynı yöntem izleniyor: Bol söz, bol fotoğraf, bol algı… Ama Eskişehir’e yatırım yok. Sözler uçabilir ancak yazı ve belgeler kalır. Eskişehir’e ne söylendiğini de, neyin yapılmadığını da belgeleriyle teşhir etmeye devam edeceğim." ​“Eskişehir Yatırımdan Mahrum Bırakılıyor” ​Milletvekili İbrahim Arslan, Eskişehir’in hak ettiği kamu yatırımlarını alamadığını belirterek, hükümetin şehre yönelik projelerini "müjde" olarak değil, "belge" üzerinden takip etmeye devam edeceklerini ifade etti.

Ülkede Takvimler Günleri Değil, Kaybedilen Hakları Gösteriyor Haber

Ülkede Takvimler Günleri Değil, Kaybedilen Hakları Gösteriyor

Cumhuriyet Halk Partisi Odunpazarı İlçe Başkanlığı ülke gündemlerine yönelik farkındalığı arttırmak amacıyla hazırladığı "Saray Takvimi" çalışmasının üçüncü haftasının basın toplantısını gerçekleştirdi. Hamamyolu Yediler Parkı'nda düzenlenen basın toplantısına Odunpazarı Belediye Başkanı Kazım Kurt, Meclis Üyeleri, İlçe Yöneticileri ile mahalle temsilcileri katılım sağladı. CHP Odunpazarı İlçe Başkanı Rahmi Çınar yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi; "Cumhuriyet Halk Partisi Odunpazarı İlçe Başkanlığı olarak, Ocak ayı boyunca kamuoyuyla paylaştığımız Ocak 2026 Saray Takvimi çalışmasının üçüncü haftasında, üçüncü basın açıklamamızı gerçekleştiriyoruz. Bu çalışma; Türkiye’nin bugün içine sürüklendiği ekonomik çöküşün, sosyal adaletsizliğin ve derinleşen yönetim krizinin, yurttaşın gündelik yaşamında nasıl ağır sonuçlar doğurduğunu açık biçimde ortaya koymak amacıyla hazırlanmıştır. Saray Takvimi, iktidarın kürsülerden anlattığı söylemlerle; halkın mutfağında, cebinde ve yaşamında yaşadığı gerçekler arasındaki derin uçurumu görünür kılmaktadır. Bu takvim; masa başında üretilmiş, gerçeği perdeleyen istatistiklerin değil; boş tencerelerin, dolmayan pazar filesinin, ödenemeyen faturaların ve ertelenen yaşamların kaydıdır. Amacımız; halkın yaşadığı sorunları yumuşatmak ya da örtmek değil, olduğu gibi ve tüm açıklığıyla kamuoyunun önüne koymaktır. Paylaşılan içerikler; asgari ücretlilerin ve emeklilerin, yüksek enflasyon ve hayat pahalılığı karşısında nasıl sistematik biçimde yoksullaştırıldığını açıkça göstermektedir. Açıklanan ücret artışlarının daha yurttaşın cebine girmeden zamlarla geri alınması; bu düzenin bir geçim düzeni değil, kalıcı bir yoksulluk düzeni haline getirildiğini ortaya koymaktadır. Bugün milyonlarca yurttaş için hayat; insanca yaşamak değil, hayatta kalma mücadelesine dönüşmüş durumdadır. Hayat pahalılığı yalnızca ücretleri değil, günlük yaşamın tamamını kuşatmıştır. Elektrikten doğalgaza, gıdadan kiraya, ulaşımdan eğitime kadar her alanda yaşanan kontrolsüz fiyat artışları; yurttaşın alım gücünü bilinçli ve sürekli biçimde eritmektedir. Günlük yaşamın her anında hissedilen zamlar, vergiler ve temel tüketim kalemlerindeki artışlar, yurttaşın alım gücünü sistemli biçimde aşındırmaktadır. Vergi yükü adaletsizce halkın sırtına bindirilirken, borçlanma artık bir tercih değil, zorunluluk haline getirilmiştir. Bu tablo; ekonomik krizin geçici değil, yanlış ve ısrarcı politikalarla kalıcı hale getirildiğini göstermektedir. Bugün öğrenciler için sorun yalnızca gelecek kaygısı değildir; bugünün kendisi başlı başına bir kriz alanına dönüşmüştür. Barınma sorunu çözülemez hale gelmiş, yurtlar yetersiz kalmış, kiralar öğrenciler için erişilemez noktaya ulaşmıştır. Bir öğün yemeğin dahi hesaplandığı, ulaşım giderlerinin eğitimin önüne geçtiği bu tabloda öğrenciler, eğitim hakkını değil yaşam mücadelesini düşünür hale getirilmiştir. Eğitim hakkının bu kadar ağır bir ekonomik yüke dönüşmesi, sosyal devlet anlayışının terk edildiğinin açık göstergesidir. Ekonomik krizin etkileri yalnızca maaşlarda değil, kamusal hizmetlerin niteliğinde de derin biçimde hissedilmektedir. Devlet okullarında artan kaynak yetersizliği, sağlık sisteminde yaşanan randevu krizi, katkı payları ve ek ödemeler; yurttaşı nitelikli eğitime ve sağlığa erişemez hale getirmektedir. Bugün yurttaş, vergisini ödediği halde temel hizmetleri ya alamamakta ya da ek bedellerle satın almak zorunda bırakılmaktadır. Bu durum, krizin cebin ötesine geçerek doğrudan yaşam kalitesini hedef aldığını göstermektedir. Aynı zamanda bu ülkede bilim ve akıl sistemli biçimde dışlanmaktadır. Bilim insanlarının, akademisyenlerin ve uzmanların uyarıları dikkate alınmamakta; kararlar bilimsel verilerle değil, siyasi tercihlerle alınmaktadır. Bilimin yok sayıldığı, liyakatin geri plana itildiği bir yönetim anlayışı; ekonomiden eğitime, sağlıktan çevreye kadar her alanda krizi derinleştirmektedir. Bilimden kopmuş bir ülkenin ilerlemesi mümkün değildir. Saray Takvimi’nde yer alan içerikler, gençlerin geleceğe dair umutlarının nasıl sistematik biçimde törpülendiğini de gözler önüne sermektedir. Eğitimde belirsizlik, artan işsizlik, güvencesiz çalışma ve liyakatin yerini alan kayırmacı uygulamalar; gençleri bu ülkede hayal kuramaz hale getirmiştir. Bugün gençler, emeklerinin karşılığını alabilecekleri bir gelecek için Türkiye yerine başka ülkeleri düşünmek zorunda bırakılmaktadır. Bu düzen yalnızca en yoksulları değil; bir zamanlar ayakta kalabilen, geçinebilen geniş bir kesimi de hızla yoksullaştırmaktadır. Orta sınıf erimekte, sabit gelirli çalışanlar her ay biraz daha geriye düşmektedir. Kredi kartlarıyla dönen bir hayat, ertelenen ihtiyaçlar ve artan borçlar; orta sınıfın sessiz çöküşünü ortaya koymaktadır. Bu tablo, ekonomik krizin istisna değil, toplumun tamamını etkileyen yapısal bir sorun haline geldiğini göstermektedir. Bu ağır tabloya, hukukun siyasallaştırılması ve adalet duygusunun zedelenmesi de eklenmiştir. Düşüncesini dile getiren, demokratik haklarını kullanan, halkın iradesini savunan yol arkadaşlarımız bugün tutuklu bulunmaktadır. Tutuklu gazeteciler, siyasetçiler, akademisyenler ve yerel yöneticiler; bu ülkenin nasıl bir baskı iklimine sürüklendiğinin en somut göstergesidir. Adaletin olmadığı yerde ne güven olur ne de toplumsal huzur sağlanabilir. Halkın sandıkta ortaya koyduğu irade ise kayyum uygulamalarıyla yok sayılmaktadır. Seçilmiş belediye başkanlarının yerine atanan kayyumlar, yalnızca yerel demokrasiyi değil, yurttaşın seçme ve seçilme hakkını da hedef almaktadır. Bu uygulamalar, iktidarın sandıkta kazanamadığını masa başında almaya çalıştığını açıkça göstermektedir. Demokrasiye yapılan bu müdahaleler, yönetim krizini daha da derinleştirmektedir. Bu düzenin en ağır faturası asgari ücretlilere ve emeklilere kesilmiştir. Bugün asgari ücret, bu ülkede bir geçim ücreti değil; sefalet ücreti haline getirilmiştir. Asgari ücretli, ayın ilk haftasında maaşını kaybetmekte; kalan günlerde borçla, eksik gıdayla, ertelenmiş ihtiyaçlarla yaşamaya mahkum edilmektedir. Bu iktidar, çalışanın emeğini korumamış; emeği ucuz, hayatı değersiz görmüştür. Emekliye reva görülen maaş; bir yaşam değil, yavaş yavaş yok oluş dayatmasıdır. Bugün emeklilerimiz kira mı ödesin, fatura mı yatırsın, ilaç mı alsın diye düşünmek zorunda bırakılmaktadır.Bu tablo bir kader değil yanlış ve adaletsiz bir yönetim anlayışının sonucudur. Çiftçinin, esnafın ve küçük üreticinin yaşadığı derin çıkmaz ise artık inkâr edilemez boyutlara ulaşmıştır. Artan girdi maliyetleri, yetersiz destekler ve plansız tarım ve ekonomi politikaları nedeniyle üretmek her geçen gün daha da zorlaşmaktadır. Üretenin ayakta kalamadığı bir ekonomik düzen; yalnızca üreticiyi değil, toplumun tamamını yoksullaştırmaktadır. Tüm bu tabloya rağmen; israfın, şatafatın ve ayrıcalıkların hâkim olduğu bir yönetim anlayışı sürdürülmektedir. Halktan sürekli fedakârlık bekleyen bir anlayışın, kendi harcamalarından ve yaşam tarzından vazgeçmemesi; yaşanan adaletsizliği daha da görünür kılmaktadır. Bu durum, iktidarın halkın gerçek gündeminden bilinçli biçimde uzaklaştığını açıkça göstermektedir. Ocak 2026 Saray Takvimi’nin üçüncü haftasında paylaşılan içerikler; tekil sorunları değil, bütünlüklü bir yoksullaşma düzenini, derinleşen adaletsizliği ve ciddi bir demokrasi ve yönetim krizini anlatmaktadır. Bunlar; istatistiklerle gizlenemeyecek, yurttaşın sofrasında, cebinde, özgürlüğünde ve geleceğinde doğrudan hissedilen gerçeklerdir. Cumhuriyet Halk Partisi olarak bizler; halkın iradesini yok sayan, bilimi dışlayan, bu anlayışa karşı susmayacağız. Gerçeği söylemeye, yurttaşın sesi olmaya ve bu düzeni değiştirmek için örgütlü, kararlı ve cesur bir mücadeleyi büyütmeye devam edeceğiz. Bu ülkenin kaynaklarının, bir avuç ayrıcalıklı kesim için değil, 85 milyon yurttaş için adil, şeffaf ve halktan yana kullanıldığı bir Türkiye mümkündür. Ocak 2026 Saray Takvimi çalışmamız; toplumsal hafızayı diri tutmak, yaşanan adaletsizlikleri kayıt altına almak ve değişimin zorunluluğunu, bir kez daha hatırlatmak amacıyla hazırlanmıştır. Mücadelemiz emeğin adaletin ve insanca yaşamın egemen olduğu bir Türkiye kurulana kadar sürecektir. Sonuç olarak ülkemiz; halkın gerçek ihtiyaçlarından uzak, sarayın ayrıcalıklarını önceleyen bir anlayışla yönetilmektedir. Cumhuriyet Halk Partisi Odunpazarı ilçe Başkanlığı olarak emeği yok sayan yoksulluğu kalıcı hale getiren bu düzene karşı mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz.Sarayın gündemi değil halkın gündemi değişene kadar susmayacağız. Bugün bu ülkede takvimler günleri değil, kaybedilen hakları göstermektedir. Ancak Cumhuriyet Halk Partisi olarak biliyoruz ki; umut bu ülkenin sokaklarındadır, mahallelerindedir, meydanlarındadır. Umut halktadır, umut bizdedir. Bu düzen değişecektir. Çünkü artık sıra halktadır, sıra bizdedir. Verdiğimiz mesaj nettir, Sarayın takvimi dolmuştur. Sıradaki takvim, Cumhuriyet Halk Partisi önderliğinde Halkın iktidarıdır. Odunpazarı İlçe Başkanlığı adına hepinize saygılar sunuyorum."

Günde 50 Lirayı Tartışıyoruz, Bu da Bizim Ayıbımız Olsun Haber

Günde 50 Lirayı Tartışıyoruz, Bu da Bizim Ayıbımız Olsun

En düşük emekli aylığının artırılmasını da içeren Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin maddeleri dün TBMM Genel Kurulu’nda görüşülmeye başlandı. Kanun teklifinin birinci maddesi üzerine konuşma yapan CHP’li Özlale sözlerine “Burada aslında 18.500 lira olacak olan en düşük emekli aylığını sadece bin 500 lira artırmayı yani aslında günde 50 liradan bile daha az artırmayı tartışıyoruz, bu da bizim ayıbımız olsun” diyerek başladı. Özlale, emeklilere, emekçilere, çalışanlara hak ettikleri bir dünyayı sağlamak için tek yolun istihdam sayısını artırmak olduğunu dile getirerek, “Yoksulluğu azaltmak yerine yönetmeye odaklanmış bir iktidar anlayışınız var. Hiç sanmıyorum çünkü bütçede istihdamı artırmaya, korumaya, mesleki eğitime, yaşam boyu öğrenmeye verdiğiniz pay yıllar içerisinde düşüyor” dedi. “MİLLİ GELİRDEN EMEKLİLERE AYRILAN PAY YILLARDIR DEĞİŞMİYOR” Emeklilik sistemindeki krizin temelinde, millî gelirden emeklilere ayrılan payın yıllardır sabit tutulması olduğunu belirten Özlale, emekli sayısının iki katına çıkmasına rağmen bu payın yüzde 6’da kilitlendiğini ifade etti. Özlale, son beş yıldır her yıl en düşük emekli maaşları için Meclis’in toplanmasının tesadüf olmadığını dile getirerek , sorunun bireysel değil yapısal olduğunu söyledi: “Son beş yıldan beri biz emekli maaşları, en düşük emekli maaşıyla ilgili bir düzenleme yapıyoruz. Eğer son beş yılda her sene biz bu amaçla toplanıyorsak demek ki bir yerde bir problem var. Şimdi, nerede bir problem olabilir? Bir, sistemin kendisinde bir problem var. Sistemin kendisinin ne problemi var? Millî gelirden son on yılda emekli aylıklarına aktarılan para hep yüzde 6 kalmış, on yıl boyunca yüzde 6 ama emekli sayımız 2 katına çıkmış. Dolayısıyla, "Ben emeklilere millî gelirden yüzde 6 pay veririm, emekli sayısı ne olursa olsun onlar kendi aralarında bunu bölüşürler" diye ir iktidar anlayışı var.” “TÜİK eliyle yaratılan adaletsizliği başka bir adaletsizlikle örtüyorsunuz.” “TÜİK’in yarattığı haksızlığı, hukuksuzluğu başka bir adaletsizlikle örtmeye çalışıyoruz” Konuşmasında TÜİK verilerini de eleştiren Özlale, 2019’dan bu yana enflasyonun bilinçli şekilde düşük gösterildiğine dikkat çekti. Bu durum yalnızca en düşük emekli aylığı alanları değil, tüm emeklileri ve çalışanları sistematik biçimde yoksullaştırdığını kaydeden Özlale, “2019 yılından beri bile isteye enflasyonu olduğundan çok daha aşağıda gösterdiği zaman, buradan sadece en düşük emekli maaşı alan, aylığı alan emeklilerimiz değil bütün çalışanlarımız, bütün emeklilerimiz mağdur oluyor ve bizler de en mağdur olan, en düşük emekli maaşı alanların haklarını biraz daha iyileştirmek için burada toplanıyoruz. TÜİK'in ortaya çıkardığı bir haksızlık, hukuksuzluk, adaletsizliği biz burada başka bir adaletsizlikle örtmeye çalışıyoruz. 20 bin lira en düşük emekli maaşı olduğu zaman çok fazla çalışmış, yıllarca çalışmış, yüksekten prim ödemiş emeklilerimizin aylıkları ile en düşük emekli aylığı birbirine yakınsıyor. Bu da emeklilikte bir adaletsizliği beraberinde getiriyor. Burada bir sistemde problem var ve bu sistem sadece en düşük emekli maaşı alanların değil” diye konuştu. “Emeklilerin yarısı bu ülkenin kurumlarına güvenmiyor” Konuşmasında TÜİK ve Metropoll verlerine de yer veren Özlale, emeklilerin yüzde 72’sinin ay sonunu getiremediğini, yüzde 70’inin kendini tükenmiş hissettiğini ve yüzde 50’sinin de ne kurumlara ne de topluma güvenmediğini dile getirdi. Bu tablonun sadece ekonomik değil, toplumsal bir kopuş yarattığını vurgulayan Özlale, “yarattığımız bu adaletsizlik üzerine kurulmuş emeklilik sistemi insanlara, kurumlara, ülkeye bir sırt çevirmeyi, bir güvensizliği beraberinde getiriyor” dedi. “Kaynak yok diyorsunuz, asıl kaynak insan” İktidarın kendilerine yönelik eleştirilere sıkça “Kaynak Nerede?” diye cevap verdiğini de belirten Özlale çözüm önerilerini şöyle sundu: “Her seferinde aynı şeyi soruyorsunuz: "Kaynağımız nerede?" Kaynağımız var, Türkiye'nin en önemli kaynağı insandır; doğru bir eğitim sistemiyle, doğru bir mesleki eğitimle yaşam boyu öğrenmeye daha fazla kaynak sağlarsanız o zaman Türkiye'deki emeklilik sisteminin yapısal problemlerini düşünürsünüz. Türkiye'de çalışan sayısının nüfusa oranını dünya ortalamasına getirmek istiyorsak bizim 1,1 milyon erkeğe, 4,9 milyon kadına yeni istihdam yaratmamız lazım; bizim 6 milyon yeni çalışanına ihtiyacımız var ki bu emeklilik sistemi sürdürülebilir bir hâle gelsin, 6 milyon. Bakıyoruz bütçeye, böyle bir pay ayrılmış mı? Yaşam boyu öğrenme, bütçedeki payı düşmüş; mesleki eğitim, bütçedeki payı düşmüş; istihdamı koruma ve yaratma, bütçedeki payı düşmüş. Bu kafayla seneye de buraya geleceğiz ve seneye de en düşük emekli maaşlarına sadaka verir gibi, fitre verir gibi bir artış yapacağız. Bu, emeklilik sisteminde bir adaletsizliğe yol açacak ama daha önemli bir şey var, bizim emeklilerimize, emekçilerimize, çalışanlarımıza hak ettikleri bir dünyayı sağlamak için yapmamız gereken şey, istihdam sayısını, çalışan sayısını artırmak; bak, 6 milyondan bahsediyorum, 6 milyon yeni çalışanla -bunun 4,9 milyonu kadın- bizler sosyal güvenlik sistemini yeniden kurabiliriz. İşte, size kaynak. Bu kaynağın farkında mısınız? Hiç sanmıyorum. Yoksulluğu azaltmak yerine yönetmeye odaklanmış bir iktidar anlayışınız var. Hiç sanmıyorum çünkü bütçede istihdamı artırmaya, korumaya, mesleki eğitime, yaşam boyu öğrenmeye verdiğiniz pay yıllar içerisinde düşüyor.” Özlale’nin konuşması söyle: “Burada aslında 18.500 lira olacak olan en düşük emekli aylığını sadece 1.500 lira artırmayı yani aslında günde 50 liradan bile daha az artırmayı tartışıyoruz, bu da bizim ayıbımız olsun. Şimdi, son beş yıldan beri biz emekli maaşları, en düşük emekli maaşıyla ilgili bir düzenleme yapıyoruz. Eğer son beş yılda her sene biz bu amaçla toplanıyorsak demek ki bir yerde bir problem var. Şimdi, nerede bir problem olabilir? Bir, sistemin kendisinde bir problem var. Sistemin kendisinin ne problemi var? Şu: Millî gelirden son on yılda emekli aylıklarına aktarılan para hep yüzde 6 kalmış, on yıl boyunca yüzde 6 ama emekli sayımız 2 katına çıkmış. Dolayısıyla, şöyle bir iktidar anlayışı var: "Ben emeklilere millî gelirden yüzde 6 pay veririm, emekli sayısı ne olursa olsun onlar kendi aralarında bunu bölüşürler." Şimdi, sistem böyle olduğu zaman son beş senedir en düşük emekli maaşları için toplanıyoruz ve burada bir artış oluyor. Ama aslında bunun en temel sorumlusu TÜİK. Neden TÜİK derseniz, 2019 yılından beri bile isteye enflasyonu olduğundan çok daha aşağıda gösterdiği zaman, buradan sadece en düşük emekli maaşı alan, aylığı alan emeklilerimiz değil bütün çalışanlarımız, bütün emeklilerimiz mağdur oluyor ve bizler de en mağdur olan, en düşük emekli maaşı alanların haklarını biraz daha iyileştirmek için burada toplanıyoruz. Ama şöyle bir şey var: TÜİK'in ortaya çıkardığı bir haksızlık, hukuksuzluk, adaletsizliği biz burada başka bir adaletsizlikle örtmeye çalışıyoruz. O da şu: 20 bin lira en düşük emekli maaşı olduğu zaman çok fazla çalışmış, yıllarca çalışmış, yüksekten prim ödemiş emeklilerimizin aylıkları ile en düşük emekli aylığı birbirine yakınsıyor. Bu da emeklilikte bir adaletsizliği beraberinde getiriyor. Şimdi, burada bir sistemde problem var ve bu sistem sadece en düşük emekli maaşı alanların değil. Hep burada hesap yapıyoruz; altın hesabı, simit hesabı, dolar hesabı. Bunların hepsini bırakalım, Türkiye'deki emeklilik sistemini bir bütün olarak iki tane büyük endeksle karşılaştıralım. Mercer Endeksi'ne göre 44 tane ülke arasında Türkiye'nin emeklilik sisteminin daha iyi olduğu tek ülke var: Hindistan. Natixis emeklilik sistemine göre Türkiye'nin daha iyi olduğu iki tane ülke var: Hindistan ve Kolombiya. Yani altın hesabını yapmayalım, simit hesabını yapmayalım, dolar hesabını yapmayalım; uluslararası kıyaslamalara baktığımız zaman Hindistan ve Kolombiya'nın bir tık üstündeyiz. O yüzden buradaki problem sadece en düşük emekli maaşı problemi değildir, emeklilerin problemidir. Bakın size birkaç tane TÜİK ve Metropoll verisi okumak istiyorum, bunlardan bir tanesi TÜİK. TÜİK'in anketine göre emeklilerin yüzde 72'si ayın sonunu getirmekte zorlandığını söylüyor, yüzde 72. Metropoll'ün anketine göre emeklilerin yüzde 70'i kendini tükenmiş hissediyor, bir tükenmişlik yaşıyor. Aynı ankette -bu da çok düşündürücü- emeklilerin yüzde 50'si yani emekli vatandaşlarımızın yarısı ne bu ülkenin kurumlarına güveniyor ne bu ülkenin insanlarına güveniyor. Dolayısıyla, yarattığımız bu adaletsizlik üzerine kurulmuş emeklilik sistemi insanlara, kurumlara, ülkeye bir sırt çevirmeyi, bir güvensizliği beraberinde getiriyor. Burada yapılması gereken şey ne? Her seferinde Plan ve Bütçe Komisyonunda da aynı şeyi soruyorsunuz: "Kaynağımız nerede?" Kaynağımız var, Türkiye'nin en önemli kaynağı insandır; doğru bir eğitim sistemiyle, doğru bir mesleki eğitimle yaşam boyu öğrenmeye daha fazla kaynak sağlarsanız o zaman Türkiye'deki emeklilik sisteminin yapısal problemlerini düşünürsünüz. Bakın, buradan da size bir örnek vereyim, ondan sonrasında da geçenlerde sizin oylarınızla kabul edilen bütçenin Türkiye'nin ihtiyaçlarına ne kadar uzak olduğunu söyleyeyim: Türkiye'de çalışan sayısının nüfusa oranını dünya ortalamasına getirmek istiyorsak bizim 1,1 milyon erkeğe, 4,9 milyon kadına yeni istihdam yaratmamız lazım; bizim 6 milyon yeni çalışanına ihtiyacımız var ki bu emeklilik sistemi sürdürülebilir bir hâle gelsin, 6 milyon. E, o zaman bakıyoruz bütçeye, böyle bir pay ayrılmış mı? Yaşam boyu öğrenme, bütçedeki payı düşmüş; mesleki eğitim, bütçedeki payı düşmüş; istihdamı koruma ve yaratma, bütçedeki payı düşmüş. Yani şöyle bir şey yapıyoruz: Bu kafayla seneye de buraya geleceğiz ve seneye de en düşük emekli maaşlarına sadaka verir gibi, fitre verir gibi bir artış yapacağız. Bu, emeklilik sisteminde bir adaletsizliğe yol açacak ama daha önemli bir şey var, bizim emeklilerimize, emekçilerimize, çalışanlarımıza hak ettikleri bir dünyayı sağlamak için yapmamız gereken şey, istihdam sayısını, çalışan sayısını artırmak; bak, 6 milyondan bahsediyorum, 6 milyon yeni çalışanla -bunun 4,9 milyonu kadın- bizler sosyal güvenlik sistemini yeniden kurabiliriz. İşte, size kaynak. Bu kaynağın farkında mısınız? Hiç sanmıyorum. Yoksulluğu azaltmak yerine yönetmeye odaklanmış bir iktidar anlayışınız var. Hiç sanmıyorum çünkü bütçede istihdamı artırmaya, korumaya, mesleki eğitime, yaşam boyu öğrenmeye verdiğiniz pay yıllar içerisinde düşüyor diyorum.“

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.